Medine ve Diğer Ziyaret Yerleri

               

Hac görevini yerine getirdikten veya daha Mekke’ye varmadan önce Medine’yi ziyaret etmek arasında fark yoktur. Medine’ye ulaşıp ikame ettikten sonra, Hz. Peygamberin mescidi olan Mescid-i Nebevviye’ye gitmek, Peygamberin kabrini ziyaret ettikten sonra cemaatle namaz kılmak sünnettir.

Medine’de bulunduğumuz zamanları mümkün olduğu mertebede, namazla istiğfar ve tevbeyle değerlendirmeliyiz. Peygamber şehrinde, Peygamber ve sahabesini hatırlamak yaptıklarını düşünmek, gittikleri yerleri gezmek, onların ruhlarını rahmetle şad etmeliyiz.

Bazı hacılarımız, Medine ziyaretinin nerede ise tamamını, alış-verişe ayırmaktadır. Bu çarşıdan o çarşıya, bu mağazadan öbür mağazaya, dolanıp dururlar. Bunu ta ki, aradığı ve satın almak isteği hediyelik eşyaları birkaç riyal aşağıya alıncaya kadar bunu sürdürür. Yine bir çoğumuza; diğer müslüman ülkelerden gelen hacılarla, tanışma ve görüşme imkanınız oldu mu sorusuna karşılık ise ilk verilen cevabın dil bilmediğimiz için bunu yapamadıklarımızı söyleriz. Ancak alış-veriş pazarlığına sıra geldiğinde dil sorunu ortaya çıkmıyor. Bu da neyi ve niçin önemseyip, önemsemediğimize bağlıdır.

Başka münasebetlerle de kitabımızda alış-veriş hususuna değindim. Bu bir çoğumuzun ortak sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu işe harcadığımız mal ve zaman, belki bir çok haccın menasiklerine bedel gelmektedir. Uğrunda o kadar yorulduğumuz hediyelikleri getirip verdiğimizde de, bir çoğunu razı edemiyoruz ve hayak kırıklığına uğruyoruz. Bir şeyi kendilerine hac hediyesi veya hac hatırası şeklinde verdiğimizde surat astıklarını, bunun yerine daha güzel daha değerli bir şey getiremezmiydi şeklindeki serzenişlerini ya bizzat yüzümüze karşı, ya da içten içe yapılmaktadırlar.

Hediyeleşmenin faziletine ve gönül alma yönüyle, faydasız olduğunu söylemiyorum. Ancak bunda, çok büyük bir mübalağanın içinde olduğumuzu ve bu da bizim hakkıyla, bir hac ibadetini yapmamızı, engelleyecek seviyelere, çıktığını söylemek istiyorum.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hicret ettiğinde ve hicret edenlerin ilk durağı olan Kuba’ya geldi.[1] Orada Amr b. Avf’ın evinde misafir olarak kaldı. Kaldığı sürede, bir mescid inşa etti ve ilk defa Cuma namazı orada kılındı.[2] Mescid-i Kuba’yı ziyaret edip, iki rekat namz kılmak sünnettir. Çünkü “Resulullah (s.a.v.) her cümartesi günü hayvanına binmiş olarak ve yürüyerek (Kuba’ya) gelir, orada iki rekat namaz kılardı.[3]  Başka bir hadis- şerifte ise “Mescid-i Kuba’da kılınan namaz, umre gibidir.[4]

Hz. Peygamberin eviyle, mescidi arasındaki yere, Ravza-i Mutahhara denilmiştir. O yerin cennetten bir yer olarak zikredilmiş, kılınan namazın cennette kılınmış gibi kabul edildiğine dair rivayetler vardır. Şu anda bu yer, Mescid-i Nebeviyye’nin genişlemesiyle, Hz. Peygamberin evi de, mescide dahil edilmiştir. Bir hadis-i şerifte; Ebu Hureyre (r.a.)’dan Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu nakleder: “Evimle minberimin arası, cennet bahçalarinden bir bahçedir. Minberim ise, havzumun üstündedir.[5]

Diğer başka bir rivayette ise; Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Bu minberimin temelleri, cennet merdivenleridir.” [6]

Uhud dağının faziletiyle ilgili ise, Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Uhud öyle bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz.”[7]

Medine; Mescid-i Nebevviye, Mescid-i Kuba, Uhud dağı, Mescid-i Kıbleteyn, Hendek Bedir ve Cennetu’l-Baki’ daha nice yerler, nice büyük acı ve tatlı anılarla doludur.

Mescid-i Nebevviyenin inşasında, bütün müslümanlar el birliği ve iş birliği içinde çalıştıklarını ve bu mescidin islam tarihinde çok büyük bir öneme sahne olmasına vesile olmuşlardır. Bu mescid, her hangi bir mescid değildir, bu mescid Peygamber mescidi, Ensar ve Mühacirin kardeşliğinin tesis edildiği yerdir. Peygamber medresesi, öğrencilerine yurt, askeri karargah ve islam devletinin parlementosu olmuştur. Buraya geldiğinde nereye gelindiğini unutmamalıyız.

Müminlerle müşrik Mekke’liler arasında ilk savaşa sahne olan yer Bedir’dir, Müslümanların asker sayısı, askeri malzeme ve techizatı az olduğu halde, dahi bir savaş tekniğinini kullanmışlardır. Allah, bu savaşta, müminlere vaad ettiği yardımını Melekler ordusuyla teyid etmiş, melekler ise müminlerin saffında kafirlere karşı savaşmışlardır. Müminler büyük bir zaferle, müşrik ordusu ise büyük bir mağlubiyet almıştır.

Mescid-i Kıbleteyn; bu mescide böyle denilmesini sebebi müslümanlar daha önce kıble olarak Mescid-i Aksa’ya yöneliyorlardı. Müminler namazdayken gelen vahy onlara Mescid-i Haram’ yönelmelerini emrediyordu. Onlar da ile yine namazdayken yüzlerini Mescid-i Aksa’dan, Mescid-i Haram’a (Kabe’ye) çevirmişlerdir.

Uhud’ta ise; hiçbir müminin unutamayacağı ders ve hikmetler vardır. Uhud’ta,  şehidlerin seyidi, Hz. Hamza, Alemlerin serveri, Muhammed Mustafa’nın savaş hatırası, onlarca sahabenin şehadet ettiği savaş sahnesi vardır. Uhud’ta okçu tepesi, okçuların tepeden iniş destansı anıları vardır.

Uhud’un Bedir savaşı gibi olmadığının, Bedir’de müşrikler putlarının adına, Uhud’ta ise; Bedir’de kırılan onurlarının tamiri vardır. Bedir’de müslümanların az olduklarını kazanılan savaşta sadece, Allah’ın inayetinin ve Allah’a tevekkülleri sayesinde olduğu inancı vardır. Uhud’ta ise; Peygamber sözüne muhalefetin neye mal olduğunu gösteren ve tarih boyunca unutulmayan okçuların yaptıkları vardır.

Cennetu’l-Baki, onbinlere sahabeye kabristan olmuştur. Bu kabristanda gülün gülleri, Peygamberin Kızları, torunu damatları, hanımları, binlerce ensar ve muhacirler vardır. Bu topluluk, Peygamber iklimini, onun dizinde, onun sohbetinde, onun evinde, onun şefkatli ellerinde, kendilerini buldular, gökteki yıldızlar gibi ümmetin hiadeyetine vesile olan ve her biri Uhud dağından daha yüce peygamber dostları yatıyor.

 


 

[1] Martin Lings, Hz. Muhammed’in Hayatı, İstanbul, 1983, s. 172

[2] İbn Hişam, es-Sireti’n-Nebevviye, Beyrut, 1989, II/136

[3] Buhari, Fadlu’s-Salat fi mescidi Mekke ve’l-Medine, 4, II, 57; Müslim, Hac, 515-517

[4] Tirmizi, 324, İbn Mace, 1411

[5] Buhari, Sahih, Fadlu’s-Salat fi Mescidi Mekke ve’l-Medine 5, 11, 57; Müslim, , Sahih, Kitabu’l-Hac, 502

[6] Nesai, Sünen, Mesacid, 7/4

[7] Buhari, Sahih, Meğazi, 26/12