İlham:

 

Gerek sanat, gerek bilim alanında; duyu organları, beyin ve hâfıza kartları dışında âni bir zekâ esprisi vardır ki buna ilham denir. Bildiğimizin, belleğimizin bittiği yerde, iç dünyamızdan bir güç gelir ve aklımıza sınırsız fonksiyon yaptırır. Bize, ilgi alanımıza göre şiir sunar, bilim kapısını aralar. İlham, bazen mecalsiz hastalara güç ve şifa verir. Bu akıl almaz, hesaba girmez olay, ruhun bedene direkt müdahalesidir.

İlham olayını, sadece çok büyük sanat olaylarında, bilimsel keşiflerde aramaya lüzum yoktur. Herkesin günlük hayatında nasiplendiği pekçok ölçülü ilhamlar vardır. “İçimden geldi, böyle yaptım” dediğimiz nice teşebbüslerimiz gözden kaçan ilhamlardır. İlham, bazen nefs çizgisinden saparak yansır. Ruhtan gelen güç, nefs laboratuarında şer görünümlere bürünür, ihtiraslar ve kavgalara yataklık eder. İlham, özellikle ruh varlığının çok açık belirtisidir. Mekânı yoktur, zamana eğilmez ve insan kompleks bütününde ruh yönetiminin hârika bir tecellîsidir.

İlhamı inkâr etmek; medeniyeti, sanatı inkâr etmek demektir. Mekân ve zaman çizgisi üzerinde beyin, duyu organları ve tüm sinir sistemi fizyolojisi dışında bir mânâ olayıdır ilham. Tertemiz bir gönül ışığında ilâhî sanatın ruh koordinatlarından yansımasıdır.

Ruh konusunda bilimsel gerçekler sayılamayacak kadar çoktur. Zaten hayatın, bilimin, sanat ve edebiyatın kaynağı, ruhun beyin kompütürüne verdiği güç, yansıttığı hayal enerjisinde doğmuştur.[1]     

 


 

[1] Halûk Nurbaki, İnsan Bilinmezi: 87.