Tenasuhiyyeden olan eski filozoflara göre, ruhlar kemale erişip cismânî alakaların hepsinden temizlenince, bedenlerden sıyrılmış olarak kalır, kurtulur ve kudsî âleme varırlar. Fakat bilkuvve kemâlâtı eksik kalan ruhlar, insanlık bedenlerini dolaşırlar, ahlakî ve ilmî hususta kemâle varıp nihayete erişinceye kadar bir bedenden diğer bir bedene intikal ederler. Kemalini tamamlayınca da bedenlere taalluk etmekten mücerred kalırlar. Ruhların bu intikaline nesh derler. Buna göre ruh, bazen insan bedeninden vasıflarına münasib hayvan bedenine iner. Şücâ (cesur) kimsenin ruhunun aslan bedenine, korkak kimsenin ruhunun tavşan bedenine girmesi gibi. Ruhun bu şekilde intikaline mesh denir. Ruhlar bazan da bitkilerin cisimlerine girerler, buna da resh derler. Ruhlar bazen maden ve basit şeyler gibi cemadata (cansız maddelere) aid kalıplara girerler. Buna da fesh denir.
Ruhların kalıblara inerek girmesi (tenâzülâtı) onlara verilen ukubât (cezalar) mertebeleridir. İnsan ruhu, bir mertebeden daha kâmil mertebeye çıkınca, sıfatlarının hepsinde kemâle erdiğinden dolayı bedenlerden kurtulur, akıllar âlemi ile birleşir. Ruhlardan tam kâmil olmayıp mutevassıt olanlar, kemâle ermeye ihtiyaçları kaldığı için semâvi varlıklar ile bitişir: Nakıs olan ruhlar da karanlık ve kirlerden kurtuluncaya kadar, kendi durumları ile münasih hayvan bedenlerine intikal eder dururlar.[1]
[1] Tehânevî, Keşşâfü İstilahâti'l-Fünün. Kalkuta 1862; Seyyid Şerif Cûrcâni, Şerhu'l- Mevakıf, İstanbul 1239, 1239, 583; Muhiddin Bağçeci, Şamil İslam Ansiklopedisi: 6/181.