Tüm ibâdetler, sadece Allah'ın rızâsını kazanmak için yapılır. Dünyevî bir gaye için yapılan şey, Allah'a ibadet ve sevap olmaktan çıkar. Zaten Allah'a ibadet; Allah'ın emrettiklerini, usûlüne uygun olarak Allah rızâsı için yapılan şeydir. Ama, bunun yanında her ibadetin dünyaya yönelik nice faydalı yönleri, yani hikmetleri vardır. Allah, zararlı bir şey emretmez; Bizim için hayırlı ve güzel olan şeyleri emreder. İbadetlere -hâşâ- Allah'ın bir ihtiyacı yoktur; bizim ihtiyacımız vardır. Namaz ve rükû, özellikle mânevî hastalıklarımıza şifâ kaynağıdır. Kalbi, ruhu, nefsi arındırır namaz: "Muhakkak namaz, fahşâ ve münkerden (hayâsızlıktan ve kötülükten) alıkoyar." (29/Ankebût, 45).
Sadece manevî hastalıklara değil, maddî hastalıklara da şifâdır namaz ve rükû. Rükû ve secdeler, bütün organları canlandıran kan dolaşımı için en iyi bir usûldür. Onun için namaz, sindirimi takviye edici bir ilâçtır. Rükû, sırt ve mide kaslarını takviye eder, aynı zamanda midenin cidarı üzerinde meydana gelen yağları giderir. Rükû ve secde, kasların zâfiyeti ile bezlerin hareketli olmasından meydana gelen mide cerahatlenmesi gibi hastalıklardan muhafaza eder. Rükûda ve namazın diğer rükünlerinde kol, bacak ve kafa hareket eder; bu hareketler, bütün kaslara, eklemlere ve kemiklere ulaşır. Namaz, vücudun üst tarafındaki kanı indirme ameliyesi gösterir. Bu sebepten, tansiyon yüksekliğinden muzdarip hastalar, namazı tam olarak kılarlar, rükûda mutmain olarak kalır, tâdil-i erkâna riâyet ederlerse açıkça faydasını görürler. (4)