Namazın hakkıyla kılınması konusunda ölçü, Rasulullah’ın; “Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi namaz kılın.” (Buhari, Ezan18/60, Edeb 27; Ahmed bin Hanbel; V/53, Darimi, Salat 42) hadisi olmalıdır. Dosdoğru namaz; Rasulullah’ın kıldığı, onun tanımladığı ve onun uygulama olarak gösterdiği namazdır. Namazın dosdoğru ve makbul olabilmesi için huşû ve Allah'ın huzurunda olma şuuru yanında; şekle yönelik bazı şartların da titizlikle yerine getirilmesi gerekir. Esasen, namazın derûnî ve ruhî boyutu, bir bakıma şeklî boyutu olmadan gerçekleşemez. Kıyam, rükû, sücud, kuûd gibi temel bedensel eylemler, hiç kuşkusuz derin ruhî ve psikolojik anlamlar içeren sembolik hareketlerdir. Bu bakımdan, Rasul-i Ekrem, namazın şekli ile alâkalı çok önemli uyarılarda bulunmuştur:
“Namaza durduğunda, önce tekbir al. Sonra Fâtiha'yı ve Kur’an’dan kolayına geleni oku. Sonra tekbir getir, rükûya var, elinin ayalarını dizkapaklarının üzerine koyarak bütün eklemlerin yerli yerinde (mutmain) oluncaya kadar dur, rükû yap. Sonra 'semiallahü limen hamideh' de ve başını kaldır, büsbütün doğruluncaya kadar ayakta dosdoğru dur. Her bir kemiğin yerli yerince otursun. Sonra tekbir getirerek secdeye var, mutmain oluncaya kadar kal. Sonra başını kaldır, mutmain oluncaya kadar otur. Bunu namazının bütününde böyle yap...” Hz. Peygamber, bitirinceye kadar dört rekâtıyla namazı bu şekilde anlattı, sonra şöyle buyurdu: "Bu şekilde yapmadıkça, sizden hiç birinizin namazı tamam olmaz." (Buhârî, Ezan 122; -daha kısa şekilde- Müslim, Salât 45; Tirmizî, Salât, 110; Nesâî, İftitah 7, Tatbik 15, Sehv 67; İbn Mâce, İkametu's-Salât 72; S. Buhâri, Tecrid-i Sarih Terc. II/ 735 hadis no: 423)
Hadiste sözü edilen her hareketin mutmain olarak yapılması; o hareketler sırasında yapılan dua ve zikirlerin anlam kazanması bakımından elzemdir. Acele ile, daha rükûya tam varmadan doğrulmak, tam doğrulmadan secdeye gitmek ve hemen secdeden kalkmak, daha oturmadan tekrar secdeye gitmek... Bütün bunlar, namazın şekli ve aslı olan bedensel unsurları eksik bıraktığı gibi, namazın manasını ve ruhunu da zedeler.
Her konuda bize örnek olan Peygamberimiz’in, namaz konusundaki titizliği ve dikkati de bizim için yegâne örnek olmalıdır: Aişe annemiz şöyle dedi: “Rasulullah aleyhisselam rükûya vardığı zaman başını ne yukarıya kaldırır, ne de aşağıya indirir; ikisinin arasında tutardı. Rükûdan başını kaldırdığı zaman, iyice doğrulup ayakta durmadıkça secdeye gitmezdi. Secde edip başını kaldırdığı zaman da, iyice doğrulup oturmadıkça (ikinci) secdeye gitmezdi.” (İbni Mace, K. Salat 869, 880; S. Müslim, Salât 240; Ebû Dâvud, Salât 122; Müsned-i Ahmed, VI/31)
Rasulullah (s.a.s.) rükû'da parmaklarının arasını açık tutardı. Nitekim namazını güzel kılmayan kimseye de böyle emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Rükûa vardığın zaman, avuçlarını dizlerinin üzerine koy. Sonra parmaklarının arasını açık tut. Ve her organ yerini bulup tatmin oluncaya kadar bekle." (Buhârî, Ezan 122, Eymân, 15; Müslim, Salât 45)
Hz. Peygamber, rükû'da dirseklerini vücudundan ayırırdı (Tirmizi). Rükûa vardığı zaman, sırtını dümdüz tutardı. Öyle ki, üzerine su kabı konacak olsa dökülmezdi. Namazını güzel kılmayan kişiye şöyle demişti: "Rükûa vardığın zaman avuçlarını dizlerinin üzerine koy; sırtını düzgün tut ve rükû için sağlam dur." (Ebû Davud; Ahmed bin Hanbel). Hz. Peygamber, rükû'da başını ne aşağıya doğru eğer, ne de yukarı kaldırırdı; bu ikisi arasında tutardı. Rükûa vardığında ellerini diz kapaklarına iyice yerleştirir, ondan sonra da sırtını yere doğru eğerdi. (Buhârî, Salât 85, 118, 120)
"Hırsızların en kötüsü namazından çalan kimsedir." Ashab dediler ki: Yâ Rasulallah! Bir insan namazından nasıl çalar? Buyurdu ki: "Rükû ve secdelerini tam yapmayarak." (İbn Ebî Şeybe; Taberânî)
Hz. Peygamber, namaz kılarken, göz ucuyla, rükû ve secdede belini doğrultmayan birini gördü. Namazı bitirdikten sonra şöyle buyurdu: "Ey cemaat! Rükû ve secdesinde belini doğrultmayan kimsenin namazında hayır yoktur." (İbn Mâce; Ahmed bin Hanbel)
Peygamberimiz, rükûu ile rükûdan doğrulmayı, secdesi ile iki secde arasındaki oturuşu birbirine yakın yapardı. (Buhârî; Müslim). Rasulullah, rükûdan kalktıktan sonra âzâların mutmain olmasını (tâdil-i erkân) emrederdi. Namazını güzel kılmayan kimseye de nitekim şöyle buyurmuştur: "Sonra başını kaldır. Ve o derece doğrul ki, bütün kemikler yerini bulsun." Diğer bir rivâyette: "Rükûdan kalktığın zaman belini doğrult.. Başını da öyle kaldır ki, bütün kemikler eklemlerine dönsün." (Buhârî, Ezan 122, Eymân, 15; Müslim, Salât 45) (5)