Allah’ın rahmeti üzerine olsun şunu bil ki; tevhid ibâdette Allah’ı birlemektir. Nehyedilen şeylerin en büyüğü de şirktir. Bunun için Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ben insanları ve cinleri ancak bana kullukta (ibadet) etsinler diye yarattım.” (Zâriyat: 56)
Burada (bana ibadet etsinler) beni ibadette birlesinler, bu da Allah’ın en büyük emridir. Bunun için Kur’ân’da “Çok ilâh edinme hareketi şirk (Allah’a ortak koşmak) olarak vasıflandırılmıştır.
Mü’minler, Allah’a kullukta ibadetlerin her çeşidinde bir olan Allah’ı birleyerek kulluk edenlerdir. Bundan dolayı tek ilahlı çok ilahlığın farkını anlamak için ŞİRK’in ne olduğunu bilmemiz gerekir.
Kur’ân âyetlerine bakıldığında “ŞİRK” yâni Allah’a ortak koşmak, kelimenin kendisinden de anlaşıldığı gibi, Allah’ı inkar etmek anlamına gelmez. Şirk için de olan kişi, Allah’ın varlığını kabul eder, O’na kullukta eder, ama O’nun yanısıra kulluk ettiği ilahları da vardır. Bu ilahlarla Allah’a ortak koşmaktadır. Bundan dolayı şirk ehline Kur’ân şöyle sesleniyor: “(Ey Muhammed! Hatırlat ki!) O gün onları hep birden toplayacağız, sonra da Allah’a ortak koşanlara diyeceğiz ki; iddia etmiş olduğunuz o ortaklarınız hani nerede? Fakat onların (bu şirklerinin ve fitnelerinin neticesi, Rabbımız olan Allah’a yemin ederiz ki, biz ortak koşanlardan değildik” demekten başka bir şey olmayacaktır. İşte bak kendi nefislerine karşı nasıl da yalan söylemişler ve (şirk olarak) uydurmuş oldukları şeyler, nasıl da kendilerinden uzaklaşıp gitmiştir.” (En’am: 22, 23, 24)
Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Kıyamete dek kılıçla gönderildim, tâ ki bir olan Allah’a ibadet edinceye ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayıncaya kadar. Rızkım mızrağımın gölgesinde kılındı. Zelillik ve hakirlik de kim benim emrime muhalefet ederse onun üzerinedir. Kim bir kavma benzerse o onlardandır.” (Ahmed b. Hanbel Müsned Ebu Yâ’le 2/50, Tabarani Sünen-i Kebiri’nde rivayet etmiştir. Hadis sahihtir.)
Kulluk etmek ne demektir? Kimileri bunu yalnızca secde etmek olarak anlarlar. Oysa Kur’ân’da kulluk etmek, Allah’ı Rab (eğitici, yol gösterici, kural koyucu) ve vekil (dost ve yardımcı) kabul etmek O’nun hoşnutluğunu kazanmaya kendini O’na sevdirmeye, ibadette birlemeye çalışmak olarak tanımlanır. Yalnızca Allah’a kulluk eden, yâni tek ilahlı yepyeni dinin mensubları olan insanlar ki bunların adları mü’mindir. Yalnızca Allah’ı “RAB” kabul ederler. O’nu vekil edinirler ve O’nun hoşnutluğunu (rızasını) ararlar.
Allah’a ortak koşanlar ise, Allah’ın yanında başka Rab ve vekiller edinmekte ve O’ndan başka şeylerin (insan, kurum v.b. gibi) hoşnutluğunu (rızasını) aramaktadırlar. Bundan dolayı Allah’a ortak koşmak, yâni çok ilahlı bir dinin mensubu olmak yalnızca tahtadan ve taştan yapılmış putlara secde etmekten ibaret değildir. İnsan başka insanları ve yaratıkları, kurumları, hatta kendi nefsini Allah’a ortak koşabilir. Kur’ân âyetleri bu tür şirkleri bize şöyle bildiriyor.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnsanlar içinde Allah’tan başkasını eş ve ortak tutanlar vardır ki, onlar (bunları) Allah’ı sever gibi severler, iman edenler ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür.” (Bakara: 165)
“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacak...” (Furkan: 43)
“(İbrahim) dedi ki; siz gerçekten Allah’ı bırakıp dünya hayatında bir sevgi bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak, kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.” (Ankebut: 25)
Hiç bir şey Allah’tan ayrı bir güce sahib değildir. İnsanlar Allah’tan bağımsız sandıkları başka şeylerde kendiliğinden bir güç ve güzellik olduğunu anlayarak bunları isimlendirirler. Böylece şirkin ne olduğunu anlamadıkları için Allah’a duada, tevessülde, vesilede, zikri v.b. gibi ibadet çeşitlerinde Allah’a şirk koşmaktadırlar.
Bunun için Allah iman eden kullarının şirk’e düşmekten korunmalarını emrediyor. Allah’u Teâlâ şirkin tehlikesini şöyle haber veriyor:
“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunlardan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.” (Nisa: 116)
Ahmet ÇETİN