Kaynak: Yeniden oluşum - Ayhan Ömer Aliş, Haberci Basın yay., İst-2001
-Semra 3 sene önce bir dergaha girmiş haftada iki gün bu dergaha gidiyordu. "Mediha sende gel bir gün seni muhakak dergaha götüreceğim der dururdu. Semra"Bana bak Mediha seni bu sefer kesin bizim dergaha götüreceğim. Dergahda biz Allah(cc) a zikrediyoruz ve zikir esnasında çok büyük mucizelere tanık oluyoruz" dedi.
-Bu sefer Semranın teklifini kabul ettim. Semra "bak Mediha dergaha giderken başının kapalı olması gerekir" "tamam" dedim. Semra islami çevrelerde tesettür olarak bilinen kıyafetiyle sokağa çıkardı. Semra'yla Zeytinburnu'nda bulunan Güney Market yazan büyük bir tanzim satış mağazasına girdik içeride tahminen 15-20 kişi çalışıyordu, Mağazanın arkasında bulunan bir büro ya geçtik.Büro da siyah sakallı ve cübbeli bir adam oturmaktaydı. Semra Selammaleyküm dedi. Adam da "ve Aleykümselam"dedi. Semra "şeyhi- mizin oğlu Hüseyin efendi ve arkadaşım Mediha"dedi. Tokalaşmak üzere elimi uzattım elim bir müddet havada asılı kaldı.
-Hüseyin bey tokalaşmak üzere uzattığım elimi tokalaşmayarak boşlukta bırakmıştı. Semra "Efendim Mediha Allah(cc) in aşkıyla yanıp tutuşan devamlı ona secdeler edip zikirler yapan bir kardeşimiz . Bu arada Hüseyin beyi hızla incelemeye başladım.
-Takribi 40 yaşlannda olup boyu 1.70 civarında sakalı esmer bir adamdı yüzündeki ifade tamamen anlamsızlık içeriyordu. Hüseyin efendi ağır bir edayla "çok güzel Semra hanım bu genç kardeşimizi Meliha Hocanın yanma götür.Tanışsınlar daha son Meliha Hocayla birlikte bana gelin daha iyi konuşur ve tanışırız" diyerek uzaklaştı.
Tanzim satış mağazasından çıkıp hemen mağazanın yanında bulunan apartmanın kapısından içeri girip merdivenlerden bodruma doğru inmeye başladık, içimde önce büyük bir heyecan dalgası ardından çok değişik tarifi mümkün olmayan bir korku fırtınası meydana geldi. Ayaklarım bir anda kilitlenmiş merdivenin ortasında çakılıp kalmıştım. İçimden bir ses kesinlikle geri dönmemi istiyor. Hatta haykırıyordu geri dön aşağıya kesinlikle inme Semra "Haydi kız ne duruyorsun yürüsene " dedi. Semara'ya geri dönmeyi istiyorum" dedim, "neden" dedi "içimden bir ses geri dönmemi istiyor" dedim .Semra "Saçmalama haydi yürü" dedikten sonra elimden tutup çekerek yürümemi sağladı. Dar bir koridordan geçerek büyük bir odaya girdik yerler koyu yeşil halıyla kaplıydı.Ayakkabılanmızı çıkarıp içeriye girdik İçeride takribi 40-45 kadar kadın vardı. Çoğu siyah çarşaflı bir bölümü Semra gibi tesettürlü idi. Kadınların karşısında yaşlı bir teyze vardı.Takriben 65 yaşlarında gösteriyordu. Elinde bir tesbih vardı.
Bizim girdiğimizi gördü ve bize bakmaya başladı.Kadınlardan bazılarıda bize bakıyordu Semra" Selamınaleyküm dedi" ve "aleykümselam" dediler. Ben de"merhaba iyi günler" dedim hiç biri cevap vermedi. Semra beni göstererek" kardeşimizin adı Mediha onu Meliha Hocayla ve sizinle tanıştırmaya getirdim inşallah Mediha kardeşimiz, bu günden itibaren bizimle birlikte zikirler yapacak". Bayanların, sol baş tarafında takribi 50 yaşlarında gösteren bayan bizi yanına çağırdı.
Semra bizi çağıran Meliha Hoca diye kısık sesle mırıldandı. Meliha hocanın yanına oturduk karşımızdaki yaşlı teyze hadi bakalım hazırmısmız. Kadınlar ve Semra hep birden hazırız dedi. Semraya baktım niye baktığımı anlamıştı.
"Bak şuanda zikir yapacağız hep beraber Allah(c.c.) Allah(c.c.) diyeceğiz ve gözlerimizi kapatacağız. Ağlayan olur bağaran olur sakın gözlerini açma sen Allah(c.c.) demeye devam et "dedi". "Tamam olur" dedim.. Karşımdaki yaşlı teyze haydi gözlerinizi kapatın ve başlayın dedi. Hep birden "Allah(c.c.) Allah(c.c.) Allah(c.c.)" diyorduk Sesimiz koro halinde çok etkileyici çıkıyordu içim bir hoş oluyor yüksek duygulara ulaşıyordum koro halinde çıkan Allah(cc) sesleri 2,3 dakika sonra anlaşılmamaya başlamıştı. Ses uğultu halinde çıkıyordu. Birden bir kadın çığlığı arkasından birbir daha çığlıklar, birbirine karışıyordu çok korkmuştum. Gözlerimi açtım Semranın elini tuttum bir de ne göreyim kadınlardan biri ayakta elinin birini kaldıyor birini indiriyordu. Oda ne diğer bir kadında onun karşısında sağ ayağını kaldırıp kaldırıp yere vuruyordu. Semra gözlerimin açık olduğunu anlamış olmalıki kız gözlerini kapat ve Allah(cc) demeye devam et dedi tüm kadınların ne dediği anlaşılmadan sağa sola vücudlannı hareket ettiriyorlardı. Bağrışlar çığlıklar ağlamalar, takribi bir saat kadar sürdü, içerisi çok sıcaktı herkes kanter içerisendeydi. Bende çok terlemiştim, içeriye bir kadın girdi, elinde bir şişe vardı. Herkese ikram etmeye başladı banada ikram etti iki elime iyice bulaştırıp iki elimi yüzüme sürüp derin bir nefes çekerek kokladım çok güzel bir Gülsuyuydu, biraz ferahlamıştım. Bu arada yaşlı teyze "Selamunaleyküm diyerek çıktı. Semraya haydi gidelim dedim daha bitmedi şimdi başka bir hoca gelecek ve burada bize vaaz verecek bekleyelim dedi içeriye 40 yaşlarında çarşaflı bir kadın girdi. Selamınaleyküm dedi, Hep birlikte ve "Aleykümselam" dedik. Bende "Aleykümselam" demiştim. Çarşaflı kadın, yaşlı teyzenin olduğu yere yürüyerek geldi ve bize dönerek.
Güzel kardeşlerim bugün size bazı gerçekleri anlatacağım, Allah(c.c.) kadınların örtülü olmasını emrediyor. Doğru kardeşim saçını başını ört kolların bileğine kadar örtülü olsun, Cehennemde açık bıraktığın kolların yanarken sana j hesap soracaklar bizi niye açıkta bıraktın yanmamıza sebep oluyorsun senden davacıyız diyecekler o zaman için kararacak cevap veremiyeceksin. Sadece Allah(cc)'ım beni affet diyeceksin ama nafile cayır cayır kolların yanmaya devam edecek saçını gösterenler saçını kapatmayanlar onlarda perişan olacak-lar. Saçlarından tek tek tutuşturulacaklar. Cehennem zebanileri onları bekliyor saçlarınızda yanarken size hasap soracaklar bizi niye örtmedin yanmamıza sebep oluyorsun senden davacıyız diyecekler o zaman ne yapacaksınız . Kadınlar hep birden ağlamaya başladılar, kadının konuşmaları beni etkilemeye başlamıştı. Gerçekten kollarımız saçlarımız Cehennemde yanacakmıydı, yoksa onların yan-malanna benmi sebep olacaktım, Hayır!.. .evet.. .evet Benim de başımı örtme m uzun kollu giyinmem lazımdı. "Vaaz bitmişti burası çok güzel bir yer olmalıydı.
Daha sonra Meliha Hoca'ya zikir esnasında kadınlardan birinin sağ ayağını [durmadan niçin yere vurduğunu, diğer kadın'ın da ellerini aşağı, yukarıya neden kaldırdığını sordum. Meliha Hoca "Ellerini kaldırıp indiren kadın Mukail isimli Meleğin yardımcısı, el hareketleriyle davul çalındığını sembol ediyor, her vuruşunda tabiat olaylarını meydana getiriyor (Şimşek, deprem, yağmur v.s.) Sağ ayağını yere vuran kadın da İsrafil isimli Meleğin yardımcısı, oda ayağını yere vurarak kıyametin haberini veriyor" dedi.
Bu arada Meliha hoca bize hitaben ben odama gidiyorum. Haydi gelin beraber gidelim dedi. Semra, Meliha Hocaya, hocam arkadaşım Mediha.çok fey-zli, Allah(c.c.)'a öylesine aşıkki" diyerek kısaca beni Meliha Hocaya tanıttı.
Meliha Hoca "A aa belli zaten Semra'cım" dedikten sonra demene gerek yok , onun maneviyatı çok yüksek" maşallah yüzünde nur parlıyor" dedi. -bana dönerek ne güzel senin yaydığın ışık bir meşale gibi bizim ışığımız mum ışığı Medihacığım, dışarıda başını örtüyormusun "hayır hocam örtmüyorum" Vah vah senin gibi yüzünden nurlar saçılan senin gibi inançlı olan bir kız başını kapatmayacak, olacak şeydeğil" Meliha Hocanın sözlerinden sonra bir utanç'ın benliğimi kapladığını hissedip başım önüme düşmüştü, içimden Meliha hocam kesinlikle kapanacağım Saçımın bir telini asla göstermeyeceğim kollarım ve bacaklarım asla çıplak olmayacak her yerimi örteceğim dedim.
Meliha hoca Semra'ya hitaben "Mediha biat'ını yaptımı"? hayır hocam yapmadı. Hüseyin efendi sizinle tanışıp konuşmamız için Medihayı size yolladı. Meliha hoca "kızım Mediha bizim dergahımıza tabii olup bağlı kalırmısın" Ne söyleceğimi bilemiyordum. Çünkü böyle bir olayla ilk defa karşılaşıyordum. Meliha hoca sözlerine devam etti. Bizim yolumuz efendimiz , şeyhimiz sultan babamızın yoludur, Sultan babamızın yoluna gidip Allah(cc)'ın ipine sıkı sıkı sarılmak O bize cennetin kapılarını açtıracak. Dergaha bağlı olmayanlar kıyamet günü şefaatçi arayacaklar. Bizim ise şeyhimiz bizi toparlayıp bize şahitlik edecek. Cennete götürecek o çok büyük bir zat, ona tabii olmak herkese nasip olmaz. Bak senin kaydın çoktan buraya yazılmış yapılmış ama gelmeyi Allah(cc) sana bugün nasip etti. Haydi gel yukarıya çıkalım, Üçümüz ayağa kalktık ve Güney markete gittik. Güney marketin içinden arka tarafına geçtik.
Küçük bir büro gibi yer ayrılmış. Halı serilmiş. Büyük taht gibi koltuk konmuş. Camekan içinde bir cami maketi ve rahle, içinde de altın kakmalı bir kuran. Bir kaç tane de sandalye. İçeriye geçtik. Meliha Hoca Kızım Mediha biraz sonra şeyhimiz gelecek ona biat edeceksin dedi.
Bu arada sandalyelere oturduk. Takribi 5 dakika sonra gri cübbeli, beyaz sarıklı, beyaz sakallı, 80 yaşlarında bir dede kapıdan içeriye "Destur" diyerek girdi. Taht gibi olan büyük koltuğa oturdu. Meliha Hoca sandalyesinden kalkıp, yaşlı dedenin önünde diz çöktü, "Selamınaleyküm Şeyhim" dedi. Dede "Vealeykümselam" dedi. Meliha Hoca "Şeyhim, Mediha kızımız biat etmek için yüksek müsaadelerinizle huzurunuza gelmek istiyor", dedi. Şeyh, bana doğru elini işaret edip, "Kızım Mediha yanıma gel", dedi. Heyecanlanmıştım. Sandalyemden kalkıp, şeyhin önüne geldim. Şeyh, "kızım Mediha diz çökerek otur", dedi. Meliha Hocanın nasıl diz çöktüğüne bir göz atıp, bende şeyhin önünde diz çöktüm. Şeyh Kur'an dan bir bölüm açtı ve yüksek sesle okumaya başladı. Arapça bilmediğim için şeyhin okuduklarını anlıyamıyordum.
Okumasını bitiren şeyh "Kızım Mediha Nakşibendi Tarikatı'nın kutsal yolu olan Abdülkadir Geylani Hazretleri önderliğinde şeyhim Sultan Baba'ya biat edeceğine söz veriyormusun? dedi. Heyecanım daha da artarak kalbim atış hızını artırmıştı. Sanki taşikardi geçiriyordum. Allah (cc) şahidimdir ki, beynimde birisi konuşmaya başladı, "sakın biat etme, biat sadece Allah (cc)'a yapılır". "Burası şirk yuvası". Beynimde ikinci bir kişi daha konuşmaya başladı. "Kızım Mediha". "Sultan Baba'nın yolundan gidenler cennete gidecekler". "Şeyhimiz sana şefaat edecek, sakın başka birşey düşünme, hiç bir sese de kulak verme. O arada da Meliha Hoca beni eliyle dürterek, "Mediha cevap ver", dedi. Şeyh bir daha sordu. "Kızım Mediha Nakşibendi Tarikatının Kutsal yolu olan Abdülkadir Geylani Hazretleri önderliğinde Şeyhim Sultan Baba'ya biat edeceğine söz veriyormusun? ", dedi. "Evet" dedim.
Üç defa tekrarladı., üç defa "Evet", dedim. Şeyh, cebinden bir teşbih çıkardı. Mediha Hoca sağ eliyle, şeyhin elinde bulunan teşbihi tuttu. Ben de sağ elimle şeyhin teşbihini tuttum. Şeyh, "Kızım Mediha Nakşibendi Tarikatı'nın kutsal yolu olan Abdülkadir Geylani Hazretleri önderliğinde şeyhim Sultan Baba'ya biatin kabul edildi", diyerek cebinden yazılı bir kağıt çıkarıp bana uzatarak, "Kızım Mediha bu kağıtta bugünden itibaren yapman gereken derslerin yazılı. Bundan böyle bu kağıtta yazılı olan derslerini muntazaman yapacaksın" dedi. Şeyhin uzattığı kağıdı aldım.
1000 adet "Estağfurullah El Azim", 1000 adet "Allahümme salliala seyidine Muhammedin ve Ala Ali Muhammed", 500 adet "La ilahe illallah", 500 adet "Allah" deyip, 2 rekat Allah (CC) için , 2 rekat Peygamber efendimiz (Sav), 2 rekat Abdülküdir Geylani Hazretleri için, 2 rekat şeyhimiz Sultan Babamız için, 2 rekat embiya, evliya ve meczublar için namazlar kıl yazılıydı. Şeyhin huzurundan çıktık. Meliha Hoca dergahta makamların yedi ayrı dereceden meydana geldiğini, benim üçüncü dereceden dergaha kabul edildiğimi söyledi, çok sevinmiştim. O akşam sevgili anneanneciğime ve anneciğime Sultan Baba'ma biat ettiğimi kısaca anlattım, dergahı övüp durdum.
Dünyanın en tatlı en temiz kalpli, şevkatli, sadece Allah (cc)'a inanan anneanneciğim "Ahh! bende genç olsam seninle dergaha gelirdim" dedi. Anneciğim ise dergaha gitmeme tamamen karşı çıkıyordu. Anneciğimin konuşmalarını duymak istemiyordum. Anneanneciğime dönerek, "Cankuşunuz bundan böyle kapanmaya karar verdi", dedim. Semra ile haftada iki gün dergaha gitmeye devam edeceğim. Anneanneciğim "sen bilirsin" derken,
Anneciğim "Demek cankuşumuz özgür uçmayı reddedip, kafeste yaşamayı tercih ediyor" dedi. "Anneciğim lütfen böyle konuşmayın" dedim. Anneciğim ağlayarak yalvarıyordu. "Beynini yıkayacaklar, seni bize düşman yapacaklar. Bir ülkeyi kurtaran Mustafa Kemal Atatürk'ün düşmanı olacaksın, ne olursun gitme". Dergaha katılma kararını tarafımdan resmen imzalanmıştı. Anneciğimi dinlemedim. Öğünden sonra başımı kapatıp, uzunkollu giyinmeye başladım,
Dergahta kısa zamanda ünüm yayılmıştı. Sağolsun Semra beni önüne gelen kadına anlatmıştı. Kadınlar durmadan "Mediha'nın ilmi çok yüksek olacak, diy-orlardı. Bu arada dergahın kurallarını ve yasalarını öğrenmiştim.
1 - Kadınlar arasında bile olsa makyaj kesinlikle yasaktı.
2 - Erkeklerin bulunduğu mahalde oturmak yasaktı.
3 - Erkeklerle tokalaşmak yasaktı.
4 - Dergahın dışından her hangi biri ile evlenmek yasaktı.
5
- Namaz kılmayan insanların elinden yemek yemek yasaktı (Haram kabul
edildiği için)
6
- Namazda, dışarıda gezerken pantolon giymek yasaktı, gece yatarken alt
üst pijama giymek yasaktı, nedeni kıyamet günü Allah (c.c.)'ın erkek niyeti ile
sorgulamaması içindi.
7 - Kadın hiç bir şekilde kahkaha ile gülemezdi.
8 - Kadının çalışması kesin yasaktı.
9 - Kadınlar dışarı çıktıklarında bol pardesü giyeceklerdi.
10 - Topuklu ayakkabı giymek yasaktı.
11
- Gece yatarken beyaz bir bezle saç tamamen örtülü olacak, diz altına
kadar uzunluğu olan şalvar don giyilecek, uzun kollu ve ayak bileklerine kadar
uzunluğu olan gecelikle yatılacak. (Melekler muhakkak kontrole gelecek daha
da önemlisi şeyhimizin ruhu kontrole gelecek ve bakalım benim müridim benim
yasaklanma uyuyormu uymuyormu diye)
12 - Kadının dergaha gelme dışında zorunlu olmadan dışarı çıkması yasaktı.
13 - Kur'an kesinlikle Arapçadan başka bir dille okunamazdı.
14
- Öğlen namazında son iki rekat sünnet 4 rekata çıkarılmıştı. 2 rekatı
şeyhimiz için kılınırdı.
15
- Düğünlere gitme veya düğün yapmak kesinlikle yasaktı. Düğünlerde
oynayan kadınların oynama sebebi şeytan'm, popolarına parmak atması olarak
tanımlanıyordu.
16
- Evlilikler şeyhin rızası ile dergahın üyeleri arasından yapılırdı. Şeyh
bilfiil evlenenlerin nikahını bazen dergahta, bazen derganın yakınında bulunan
camide kendisi kılardı. Bu nikahlara şeyh nikahı adı verilirdi.
17
- Başörtülerimizi dirseklerimize değecek kadar uzun tutup, göğsümüzün
altından her iki ucunu bağlayıp, çenemizin altında toplayıp iğneyle tutturuyor-
duk. Bu şekilde baş örtülerimizi bağlamamız, Sultan Baba dergahına tabii
olduğumuzu gösteriyordu.
Dergahın yasalarına tamamen bağlanmıştım. Şeyhimin verdiği dersîmi her gün muntazaman uyguluyordum. 2 ay kadar sonra Meliha Hoca " Kızım Mediha dördüncü dereceye terfi ettin" dedi. Çok sevinmiştim, bu arada her akşam 500 defa çektiğim Lailaheillah , 1000 adete, yine 500 defa çektiğim Allah (cc) 1000 adete çıkarılmıştı.
Bu arada Sultan Babayla ilgili öyküler dergahın müritleri tarafından devamlı anlatılmaktaydı. Beni Sultan Babaya Aşk derecesinde bağlıyan öyküler kısaca şöyle özetlenmekteydi.
Dergahın müritlerinden bir kadının 9 yaşında ki yüzme bilmeyen oğlu denize düşüyor ve çocuk denizin dibine doğru gitmeye başlıyor. Çocuğun annesi ellerini havaya açıp yetiş ya Sultan Baba der demez denizin içinden bir el çıkıyor ve elin üzerinde kadının boğulmak üzere denizin dibine giden oğlu durmakta, tabi el sultan baba'nın eli.
Sultan Babanın an, kuş, böcek, kelebek her hangi bir bitki, insan, melekler ve kısaca her türlü canlının kılığına girme yeteneği varmış.
Sultan baba iyi müridlerinin (Dergahın yasalarına tam uyanlar) ziyaretine sevimli zararsız hayvanların (kelebek öten ve güzel görünümlü kuşlar ve özellikle bal arısı) kılığında, ayrıca iyi müridlerinin, sevdiği insanların kılığında gelirmiş.
Sultan Baba görevlerini tam yapmayan müridlerinin (Dergahın yasalarını tam uygulamıyan) ziyaretine ise zararlı sevimsiz olarak kabul edilen yılan, çiyan, akrep, ve müritlerinin düşmanlarının kılığında gelirmiş.
Şeyh vekili Vahit HOCA, Hüseyin Hoca, ve Meliha Hoca bizlere imamlık edip namazlar kıldırırken namazlarımızı sık sık bozdurup (% 30)
Sevgili Peygamberimiz (Sav) efendimizin ruhu geldi, namazımızı o kıldıracak dediklerinde hep beraber çığlıklar atıp ağlardık ve hayalı olan namazları kılardık. % 70 olarakta Şeyhimiz Sultan Babamızın ruhu geldi deyip namazlarımız bozulduğunda ağlamalarımız zırlamalarımız daha görkemli olurdu. Yediğimiz ekmek , içtiğimiz su da şeyhimiz Sultan Babanın varlığı asla eksik olmuyordu. Şeyhim Sultan Babam benim her şeyim olmuştu. Ben Allah(cc)'ın aşkı ile yanarken artık şeyhim Sultan Babanın aşkı ile yanıyordum. O olmazsa beni Allah (cc) a kim götürürdü ki!... Kim bana kıyamette şefaat ederdi.
Anneciğim ve babacığımla ilişkilerim tamamen bozulmuştu. Onlar benim şeyhim Sultan Babamın emirlerine uygun yaşamıyorlardı, onlar kafirdi, onların evinde yemek yemem haramdı. Anneciğimle, babacığımla her gün tartışıyorduk. O güzel insanlara siz kafirsiniz diyordum. Dergahtaki vaazlar hep cehennemin felaketlerini anlatan konuşmalarla geçmekteydi. Bu arada Meliha Hoca 5 inci dereceye yükseldiğimi bildirdi. Demekki ben doğru yoldaydım. Derslerim şekli ni muhafaza ediyordu. Her hangi bir artış yoktu, her derece alışımda olduğu gibi sevincim 5 inci dereceye yükselmemde de artmıştı.
Dergahta 3 yılımı doldurmuştum. Dergah hakkında bilgilerim ve gördüklerim bayağı çoğalmıştı. Bu arada birçok konunun beni rahatsız etmeye başladığını görmekteydim.
Dergahın içinde bulunan kuyudan su çekilir, pet şişelere dergahtaki görevliler tarafından konur güney markette çok yüksek paralar karşılığı zem zem suyu diyerek satılırdı. Meliha Hocaya, Bu nasıl iş bu sular resmen kuyu suyu, niye zem zem suyu diye satılıyor dedim. Meliha Hoca "Mediha" sen 5 inci dere 4 ceye yükselen bir mürit olarak bana saçma sapan bir soru soruyorsun. Şeyhimiz Sultan Babamız bu kuyuya hergün zem zem suyu getirip döküyor, dedi. Meliha Hoca'nın anlattığı bu öyküye pek inanmamıştım. Ama 5 inci dereceye yükselmem beni çok mutlu etmişti. Dergahta 3. yılımı doldurmuştum ama diğer müritlerin her gün ben sevgili şeyhim Sultan Babamı gördüm. Akşam beni şu şekilde ziyaret etti. Sevgili Peygamberimiz (sav) efendimiz ziyaretime geldi, meleklerle sohbet ettim, Bana cennetteki yerimi gösterdi, dergahın müritlerinin anlattıklarını dinlediğimde içimde fırtınalar kopuyordu. Ben ki Allah (cc) dan çok korkuyordum. Benki Sevgili şeyhim Sultan Babama biat etmişim. Onun yoluna baş koymuşum neden bana mucizeler gösterilmiyor, ben dergaha girmeden büyük mucizeler yaşamamışmıydım
5 inci dereceye yükseldikten sonra geniş çerçeveli siyah gözlük ve siyah eldiven takmam emredilmişti. Dergahta 5 inci dereceye yükselenler kesinlikle siyah gözlük ve siyah eldiven takmak zorundaydılar.
Vaazlarda ve zikir anlarımızda dergahta bulunan kadınlar "oyunuzu Erbakana verin oyunu Erbakan'a vermeyenler Kafirdir" diye bağırıyorlardı. Erbakan'la şeyhimiz Sultan Babamız'ın birlikte çekilmiş video filimlerini sık sık seyrediyorduk. Dergahta Erbakan'la ilgili en meşhur hikaye şöyle anlatılmaktaydı: Erbakan şeyhimiz Sultan Babamıza "Şeyhim izin verirsen sakal bırakmak istiyorum" demiş, Şeyhimiz Sultan Baba ise "Sen devletimizin liderisin. Senin sakal bırakmana izin vermiyorum" demiş. Erbakan'a oy vermeyip başka partilere oy veren insanların elleri kıyamette hesap verecek diyorlardı. Eller kıyamette şöyle diyecekmiş. "Vallahi benim günahım yok. . Bana falan partiye oy at dedi, bende attım" işte ozaman yapacak birşey olmadığını ve yanmaktan bizi kimsenin kurtaramıyacağım haykırıp duruyorlardı. Bu arada tarikatın üst düzey yöneticilerinden bir yaşlı adama beni dördüncü eş yapmak istiyorlardı. Kesinlikle ben bu dergaha evlilik yapmak için gelmediğimi, sadece Allah (cc) a ulaşmak için bu dergahta bulunduğumu söylüyordum. Bir gün Meliha hocaya "Hocam diğer müritler zikir esnasında ağlıyorlar, bağınyorlar. Sultan Babamızı gördüklerini söylüyorlar, Ben neden göremiyorum? Ben de Şeyhimiz Sultan Babamızı ve bir çok ilahi olayı görmek istiyorum " dedim. Meliha Hoca " İstihare dualarını oku, zikre öyle katıl, inşallah sen de Şeyhimiz Sultan Babamızı ve mucizeleri görürsün" dedi. Ben de aynen Meliha Hoca'nın dediklerini yerine
getirip her zaman devam eden zikir seansına katıldım ve gözlerimi kapatıp Allah (cc)'ın adını tekrarlamaya başlamıştım ki Meliha Hoca dahil tüm kadınların kafa tasları ortadan ikiye ayrılmıştı. Ve Meliha Hoca dahil her kesin kafa tasının içinde beyinleri yoktu, korkuyla gözlerimi açtım . Aman Allah'ım bu nasıl bir şeydi kimsenin beyni yoktu gözlerimi açmama rağmen değişen birşey olmamıştı, gözlerimi bir daha kapattım hakikaten bütün müritlerin kafa tasları açık ve hepsinin içi boştu. Zikirden sonra Meliha Hoca'ya durumu olduğu gibi anlattım. Gözlerimin içine bakarak bana aynen şöyle dedi. "Mediha sana tek bir şey söylüyorum. Senin yerin bu dergah değil", dedi. Halbuki 3 sene önce senin kaydın buraya yapılmış, sen buraya aitsin" demişti. "Neden" dedim, cevap vermedi. O gece rüyamda bir ses üç kez "Haşiyerrahmane Bilgayb" dedi . Anlamını bilmediğim bu cümle beni çok etkilemişti. Ertesi gün Meliha Hoca'ya rüyamı anlattım. Meliha Hoca "Ben anlıyamadım. Gel seni Şeyh vekilimiz Vahit Hocanın huzuruna çıkarayım, ona sor" dedi. Şeyh vekilimiz Vahit Hoca'ya rüyamı anlattım. Yüzüme baktı rüyanda sana söylenen sözleri bir daha tekrar-larmısın dedi. "Haşiyerrahmani Bilgayb" efendim dedim. "Bu şeytan işi, cin işi. Allah (c.c.)'a tövbe et, yatmadan önce önüne, arkana, sağına, soluna, aşağıya Ameneresulû, yedi Ayetelkûrsi, üç ihlas, üç nas, üç Felak, bir Fatiha suresi okuyup üfleyeceksin. Artık bundan sonra böyle şeytan işi cin işi şeyler görmez ve duymazsın" dedi. Aman Allahım ben şeyhim Sultan Babamın vasıtasıyla sana ulaşmak için her gün sabahlara kadar ders ve ibadetler yaparken rüyalarımda seni görmeyi düşlerken ben şeytan işi, cin işi rüyalar görüyorum", diye acıyla düşündüm. Belediye konservatuarında şan dersleri eğitimi almıştım. Sesim çok beğenilirdi.Üç yıl boyunca dergahta Allah (cc)'ıma , sultanıma ilahiler söylüyordum. Ben neden böyle kötü, şeytan işi, cin işi rüya gördüm. O gece şeyh vekilimiz Vahit Hoca'nın dediği gibi duaları okuyup önüme, arkama, sağıma soluma, yukarıya aşağıya üfledim. Ama aynı şekilde rüyamda üç kez "Hasiyer rahmane Bilgayb sözü tekrarlandı. Büyük bir paniğe kapılmıştım, ben ne günah işlemiştim de böyle şeytan işi, cin işi sözler bana söyleniyordu.
Bütün günüm zehir zemberek geçti. Öğece tekrar şeyh vekilimiz Vahil hocanın dediği duaları dediği şekilde okuyup üfledim, ayrıca ilaveten namazlaı kıldım, bilmediğim bir günahım varsa beni affetmesi için Allah (cc)'a yüreğimi, ellerimi açıp yalvardım, ama o gece yine rüyamda üç kez "haşiyerrahmane bil-\ gayb" sözü tekrarlandı. Büyük bir korkuyla uyanıp tekrar dualar edip namazlaı laldım ve o gün dergaha gittim. Meliha Hocaya durumu anlattım.
Meliha Hoca gel "Mediha bu sefer de şeyhimizin oğlu Hüseyin efendinin huzuruna çıkalım. Biliyorsun o sultanımızın ruhuyla devamlı görüşüyor" dedi. Dergahtan çıkıp Güney markete girerek Hüseyin efendinin bulunduğu bölüme geçtik. Hüseyin efendinin masasının başında resmen uyuklamaktaydı. Meliha hoca " şeyhimiz sultan babamızın oğlu Hüseyin efendi bu haldeyken şeyhimiz sultan babamızın ruhuyla bağlantı halinde oluyor, aman rahatsız etmeyelim. Daha sonra gelir, rüyanın yorumunu öğreniriz" dedi. " hayır Meliha hoca bekleyelim" dedim. Bir müddet sessizce bekledik. Hüseyin efendi gözlerini açtı. Hemen yanına gittik. "Selamın Aleyküm" dedik. Destur, destur ve aleykümselam" dedi. Meliha hoca "Hocam, küçük müridimiz bir rüya görmüş yorumunu sizden öğrenmek istiyor." dedi. Hüseyen efendi "anlat" dedi. Rüyamı Hüseyen efendiye anlattım. Hüseyin efendi sağ eliyle sakalını karıştırıp daha sonra iki eliyle uykulu gözlerini oğuşturup, gözlerini oğuşturup, gözlerini kapattı. "Hımm bu rüyayı başka kimseye anlattın mı? dedi. Evet efendim Vahit Hocam'a anlattım "ne dedi" "şeytan işi cin işi dedi., ve dualar okumam gerektiğini söyledi. Hüseyin efendi "Vahit hocam doğru söylemiş, bu sözler şeytan işi, cin işidir. Bu sözlerin hiç bir manası yoktur. Vahit hocamın dediklerini yap kurtulursun" dedi.
Hüseyin efendinin yanından ayrıldığım da isyan etmeye başladım. "Dergahta beşinci dereceye yükselmişim. Ben ki Allah'ım sana öylesine aşığım ki, sultan babamın vasıtasıyla hep sana ulaşmak istiyorum, ama rüyalarımda şeytan işi, cin işi sözler söyleniyor" diyerek ağlamaya başladım. Güney marketten koşarak çıkıp evime geldim ve Allah (cc)'a secdeler edip namazlar kılıyor-ium, ama "Haşiyerrahmenebilyayb" sözü rüyalarımda durmadan tekrarlanıyordu. Ruh yapım tamamen bozulmuştu, ruhumda meydana gelen yanar dağlardan fışkıran lavların kandamarlarımda aktığını hissediyordum, düşünmekten beynim iflas etmişti ve bir gün intihar etmeye karar verdim, ve ölmek için apartımanımızın 4. katına çıktım. Tam aşağıya atlayacağım sırada cızım Aysim gözlerimin önüne geldi, sanki konuşuyordu, "anneciğim sana ihtiyacım var, seni çok seviyorum" diyordu. Kendimi aşağı atamadım, intihardan vazgeçtim. Aşağıya daireme indim. Allah (cc) a sabaha kadar yalvardım , secde ettim beni affetmesi için yüreğimi ve elimi açtım, ve kur'anı Kerimi elime alıp bildiğim kuran diliyle yasin sûresini okumaya başladım. Aman Allah'ım "Haşiyerrahmane Bilgayb" yazıyordu. Bir daha okudum. Bir daha okudum kalbimin heyecandan bir an duracağını zannettim. Bu cümlenin anlamını öğrenmek için günün iyice aydınlanmasını bekledim. Ve Kadıköy Müftülüğüne gittim. Sayın Müftü'den aldığım cevap gözlerimden oluk gibi yaşların akmasına sebep olmuştu. "Haşiyer Rahmane Bilgayp" kısaca gönmeden Allaha inanıp Allah'tan korkan anlamına geliyordu. Yasin suresi 11 ayette geçmekteydi. Bir anda dergahtan buz gibi söğüdüm. Biz Kur'an la hükmediyoruz, biz insanların Allah (cc) a ulaşması için aracıyız diyenlerin Arapça bilmediklerini üstelik tamamen bilgi siz olduklarını, onların bilgisizliğinin benim ölümüme sebep olacağım anladım.
Bütün bu gerçekler bir bir gözümün önünden geçiyordu. Başta Vahit Hoca, Hüseyin Efendi, Meliha Hoca ve diğer hocalar. Kur'an la hükmediyoruz diyorlar, fakat hep hikayeler anlatıp bana durmadan ilahiler söyletiyorlardı. Rüyamda duyduğum "Haşiyer Rahmane Bilgayp" sözüne şeytan işi, cin işi diyorlar. Evet, evet bunlar kesinlikle yanlış yoldalar. Hem bu güne kadar ben şeyh Sultan Baba'nın ruhunu hiç görmedim. Gördüm diyenlere ne kadar güvenilirdi
Hem bu dergahta birçok kız ve kadın dergahın üst düzey zengin müritlerine kandırılarak üçüncü, dördürcü eş yapılıyordu. O günden sonra bir daha İstanbul Zeytinburnu'ndaki Sultan Baba Dergahı'na hiç gitmedim.
Ve eve kapandım. Kendimi boşlukta hissediyordum. Bir gün aynı zamanda arkadaşım olan Kuaför'üme gittim. Havadan sudan konuşurken bir gece evvel gördüğüm rüyam aklıma geldi. Rüyam beni çok etkilemişti. Kuaför arkadaşım Neslihan'a rüyamı anlattım. Arkadaşım Neslihan "Mediha istersen seni bir teyzeye götüreyim hacı anne diyorlar, çok güzel rüya yorumu yapıyor dedi. Kabul ettim. Neslihan ile Üsküdar'da bulunan 5 katlı bir apartıman'ın alt zilini çaldık. Orta yaşlı kapalı bir bayan kapıyı açtı "Buyrun" dedi. içeriye girip bir odaya geçtik içeride kapalı kadınlar, ve yaşlı bir teyze vardı. Birden şok olmuştum. Bu teyze benim rüyamda gördüğüm kadındı. "Selamınaleyküm dedim. Hepsi birden "Vealeykümselam" dediler. Arkadaşım Neslihan yaşlı teyzeye hitaben "Hacı Anne seni arkadaşım Mediha ile tanıştırayım. Kendisi bir rüya görmüş, eğer uygun görürsen anlatsın" dedi. Hacı Anne "Hoşgeldiniz, önce bir oturun sonra rüyanı anlatırsın kızım dedi. Çok heyacanlanmıştım. Sesim titreyerek "Efendim rüyamda bir kadın ve elinde ölü bir erkek çocuğu vardı. Bu kadın sizdiniz efendim dedim ve ağlamaya başladım.
Hacı anne "ağlama kızım, bundan 45 sene evvel dokuz aylık bir erkek çocuğum hastalanarak öldü" dedi. hacı anne ile böylelikle tanıştık ve hacı anneyi ziyaretlere başladım. Hacı anne de beni çok sevmişti. Hacı anne Aziz Mahmut Hüdai Hz. bağlı bir hocaydı. Evinde daima dini sohbetler yapılır, namazlar kılınır, ve zikir yapılırdı. Altı ay kadar Hacı anneyi ziyaret ettim. Çok saf ve çok inançlı bir kadındı. Aziz Mahmut Hüdai Hz. öylesine aşıktı ki ona öylesine tapıyordu ki, kendisine kıyamet gününde şefaat edeceğine ve Aziz Mahmut Hüdai Hz. inanıp ayrıca, onun yolundan giden tüm insanlara kıyamette şefaat edeceğine inanıyordu burası bir dergahtı, Hacı anne aynca Aziz Mahmut Hüdai Hz. ruhunun kendisini ziyarete geldiğini söyler dururdu bir gün kendisine sordum. "Aziz Mahmut Hüdai Hz. ziyaretine geldiğini görüyor musun?" dedim, "hayır" dedi. "Peki görmediğin halde nasıl seni ziyarete geldiğine inanıyor-sun"dedim. Bir müddet yüzüme baktı ve "töğbe de, Şeyhim Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri her zaman ziyaretime geliyor ben bundan eminim" dedi. Hacı anneyi çok sevmiştim ama inancı bana uygun gelmiyordu ve Hacı anneden ilişkimi tamamen kestim.
Bu arada başımı açıp normal yaşantıma başladım, Kadıköy'de üniversiteye hazırlık ingilizce ve bilgisayar kursları açtım, istanbul Maltepe de bulunan belediye konservatuarına giderek, tekrar şan dersleri almaya başladım derslerden sonra dini sohbetler yapılıyordu bende bu dini sohbetlere katılmaya başlamıştım. Hocamız Fikret Erkaya çok mutevazi görünen ve dini inançları olan bir insandı. Bir yıl sonra bir gün Fikret Hocanın ve okulun bir çok öğrencisinin bir tarikata üye olduğunu anlamıştım. İnsan bazen isteyerek, bazen istemeden zorunlu olarak kaderini yaşıyordu. "Hocam siz kesin bir tarikata bağlısınız ama hangi tarikata bağlı olduğunuzu anlayamadım" dedim. Fikret hoca bana dönerek "bu kadarım ^anladığına göre elbet bir gün gerisini de anlarsın" dedi.
Müzik derslerinden sonra devam eden dini sohbetlerden anladığım kadarıyla, tarikatın adı Şabani tarikatı olarak biliniyordu. Tarikatın şeyhi olan Mehmet Dumlu'ya tarikat üyeleri sultanım diye hitap ediyorlardı. Dini soh-betlerede Mehmet Dumlu adına bir çok hikayeler anlatılmaktaydı. Bir gün inancı zayıf olan bir adam Mehmet Dumlu'ya getirilir, adam Dumlu'ya hocam "laila-heillallah" ne demektir? diye sorar soru şekli adeta dalga geçer gibiymiş Mehmet Dumlu dalga geçer gibi soru soran adama dönerek başını sol göğsüne doğru eğip "lailahe" demiş ve ortadan kaybolmuş (görünmez olmuş) daha sonra görünür hale gelmiş illallah diyerek başını sağ göğsüne koymuş ve adama dönerek şimdi manasını anladın mı demiş adam çok korkmuş affet beni sultanım affet demiş ve buna benzer bir çok hikaye..
Fikret Erkaya hoca çok kibar modern görünümlü giyisileri güzel sesi ve güçlü diksiyonu ile insana güven veriyordu
(Tarikatın güçlü beyin yıkayıcıları bir anda etrafımda bitmeye başlamışlardı, doktorlar, avukatlar, iktisatçılar, kuyumcular, Fikret hoca, talebeleri ve bir çok kişi beni tarika ta kazandırmak için hummalı bir çalışma yapıyorlardı. Bu arada tarikatın şeyhi olan Mehmet Dumlu'nun, Kütahya'da, ikamet edip, sık sık İstanbul'a gelerek Maltepe'deki dergahında müritlerine vaazlar verdiğini öğrenmiştim, beyin yıkayıcılarımın etkisi kısa zamanda kendisini göstermiş, kendimi bir anda Mehmet Dumlu'nun huzurunda bulmuştum. Mehmet Dumlu, takribi yetmiş yaşlarında, ince yapılı, kısmen uzun boylu, sivri beyaz sakallı saçları geri taranmış, bakımlı, takım elbisesi ve iki elinde tuttuğu teşbihi ve ela gözleriyle oldukça mütevazı bir görünüm sergilemekteydi. Hemen yanıda, altmış yaşlarında, ciddi görüntülü, oldukça şişman, başı tamamen kapalı şık giyimli bir kadın vardı., daha sonra, bu kadının Mehmet Dumlu'nun karısı olduğunu öğrendim. Dergahta iki bölüm mevcuttu.. Erkekler ve kadınlar bölümü kadınlar bölümünde yüz civarında başı kapalı kadın vardı. Bende başımı kapatmıştım. Mehmet Dumlu biat edecekler gelsin dedi.
Yerimden kalkıp Mehmet Dumlu'ya doğru yürüdüm iki tane orta yaşlı kadın tam Mehmet Dumlu'ya yaklaştığım sırada önüme geçerek otur dediler, kalabalığın içinden üç tane daha benim gibi genç bayan Mehmet Dumlu'ya doğru geldiler iki tane yaşlı kadın onlanda benim yanıma oturttu. Mehmet Dumlu ceketinin iç cebinden, bir kalem ve ufak bir not defteri çıkardı, orta yaşlı iki kadın dizlerinin üzerinde bir metre kadar yürüdüler ve yavaş sesle Mehmet Dumlu'ya isimlerimizi yazdırdılar, ve bizim de dizlerimiz üzerinde yürüyerek Mehmet Dumlu'nün iki eliyle tuttuğu teşbihi sağ ellerimizle tutmamızı söylediler, dizlerimizin üzerinde yürüyerek sağ elleremizle Mehmet Dumlu'nun ellerinde olan teşbihi tuttuk. Mehmet Dumlu yüksek sesle anlamını bilmediğim arapça olduğunu zannettiğim bir şeyler okudu ve bize içimizden bir fatiha bir ihlas bir nas bir de felak sûresi okumamızı istedi. Bir çırpıda dört sûreyide okudum Mehmet Dumlu Mediha kim? dedi. Benim efendim dedim, diğerleri teşbihi bıraksınlar sadece sen tut diyerek konuşmasına devam etti. "Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v) efendimizin rızasıyla şeyhimiz pirimiz Şaban Veli Hazretlerinin emriyle, Allah'ın ipine Şu andan itibaren sıkı sıkıya sarılacağına, dergahın kurallarına tam anlamıyla uyacağına, ve dergahımızı hiç bir zamana terk etmeyeceğine Allah (cc) in adına yemin ediyor-musun" dedi, aman Allahım beynimde yine çok iyi tanıdığımbir ses burasıda şirk yuvası sakın biat etme dedi. ikinci bir ses inanma duymuyormusun Allah (cc)'ın ipine sarılacakmısın diye soruyor, tanıdık ses tekrar haykırdı hayır inanma buda tuzak inan ki şirk yuvasındasın çık buradan hayır çıkmayacağım sultan baba dergahında Şefatçiler var Hacı annenin Şefatçisi Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri oralarda şirk var. Bunlar temiz giyimli tahsilli kültürlü insanlar hem Allah'ın ipipine sarılmaya yemin etmeyecekmiyim yemin ediyorum efendim üç defa yemin ediyorum diyerek Şabani tarikatı Sultan Mehmet Dumlu'ya resmen biad etmiştim, ilerleyen aylarda tarikatın müritlerinin zikir yaparken Mehmet Dumlu'yu rabıta aldıklarını öğrenmiştim. Fikret Erkaya hocama şeyhimiz sultanımız Mehmet Dumlu'yu düşünüp rabıta alarak zikir yapmamız şirk olmuyor-mu diye sordum Fikret hoca bana çok kızdı "Mediha saçmalama Allah (cc) dostu şeyhimiz Mehmet Dumlu bu konuştuklarını duydu çabuk töğbe et" dedi Ne diyeceğimi şaşırmıştım" hocam gerçekten duydumu? "Fikret hocama çok güveniyordum onun yalan söylemesi mümkün olamazdı. Töğbe ettim, böylece işirk batağının ortağı olmuştum, Mehmet Dumlu'nun dergahındaki zikir seanslan sekil olarak Zeytinburnu'ndaki Sultan baba dergahındaki zikir seanslarına benzemiyordu zikirler diz çökerek oturuluyor vücutları hareket ettirmeden Mehmet Dumlu düşünülüp rabıta alınıyordu üç sene kaldığım Sultan baba dergahındaki zikir seanslarında Sultan babayı düşünmeye çalışmış ama hiç bir zarnan Sultan babayı rabıta alamamış sadece Allah (cc)'ı düşünmüştüm. Mehmet Dumlu'nun dergahında ki zikir seanslarında Mehmet Dumlu'yu düşünüp rabıta almaya çalışıyor fakat başaramıyor. Allah ve Allah'ın yarattığı güzellikleri düşünüyordum Fikret hocaya Mehmet Dumlu'yu rabıta alamadığımı söyledim, kolay diyerek cebinden Mehmet Dumlu'nun vesikalık resmini çıkarıp bana uzattı. " bundan böyle zikir anında Sultanımız Mehmet Dumlu'nun resmine bakarak düşün ve Sultanımızı rabıta al" dedi. Zikir seanslarında Mehmet Dumlu'nun vesikalık resmine bakıyor gözümün önüne getirip rabıta almaya çalışıyor fakat bir türlü başaramayıp sadece Allah (c.c.)'ı düşünüyordum bu arada Mehmet Dumlu'nun vesikalık resmini bir fotağraf sütüdyosunda eni bir metre yirmi santim, Boyu iki metre uzunluğunda büyüttürüp çerçevelettirerek dersanemin yönetim odasına astım gidiyorum geliyorum Mehmet Dumlu'nun büyüttüğüm resmine bakıyorum geceleyinde vesikalık resmine bakmaya devam ediyor fakat zikirlerde kesinlikle Mehmet Dumlu'yu rabıta alamıyordum Mehmet Dumlu yaşamımda önemli bir yer teşkil etmeye başlamıştı bazen beynimde bir sesin ona çok bağlı olduğumu söylediğini bazende beynimdeki tanıdık sesin "aptal hala niye inat ediyorsun Allah (c.c.) senin daha fazla şirke batmaman için şeyhleri rabıta almana izin vermiyor sen gerçekten Allah (c.c.)'m aşığısın ne işin var bu şirk yuvalarında sen Allah (c.c.)'ın ipine sarılıyorum diye Mehmet Dumlu'nun ipine sarıldın" yaşamım tamamen alt üst olmuştu., bu arada iki yıldan beri böbreklerimden rahatsızdım böbreklerim gerekli süzme işini yapmıyor karnımda su birikiyordu bu da çok acı çekmeme neden oluyordu, bu rahatsızlığımdan dolayı tedaviler görüyor, yeterli fayda göremiyordum bir gün dersahanemde yine karnım su toplamış acıdan ve sancıdan kıvranıyordum dershanemde ingilizce kurslarına devam eden çok sevdiğim Derya isimli kız öğrencim bu durumu görerek " öğretmenim neyiniz var" diyerek bana sarıld/ Böbreklerimden rahatsız olduğumu söyledim "öğretmenim babam sizi iyileştirir sizi babama götüreyim" dedi "baban doktormu " dedim "hayır ama bitkilerle sizin böbreğinizi tedavi edebilir" dedi. "babanın adı ne" dedim.
"Ayhan hoca" dedi bu isim bana yabancı gelmiyordu "Babanın yeri nerede!' dedim. "Kadıköy'de öğretmenim dedi. Bir yıl evvel halamın kızı Ayhan hocayı tavsiye etmiş fakat bir türlü Ayhan hocadan randevu alamamıştım. Öğrencim Derya hayat hikayesini bana kısaca anlatmıştı Ayhan hocanın manevi kızıydı öğrencim Derya'nın vasıtasıyla Ayhan hocadan randevu aldım bu arada öğrencim Derya manevi babası Ayhan hocayı övüyor adeta göklere çıkarıyor onun iş adamı olup turizm ile uğraştığını eski bir gazeteci olduğunu dini konularda çok bilgili olduğunu şifalı bitkilerle ilgili iki kitap yazdığını beni muhakkak iyileştireceğini söylüyordu halamın kızı da Ayhan hocayı aynı şekilde anlatmıştı Ayhan hocayla randevumuz bir gün sonra olacaktı. Bütün gece Ayhan Hoca'yı merak ettim, ertesi gün Ayhan hocanın şirketine Derya ile birlikte gittik, Derya "babacığım size bahsettiğim öğretmenim Mediha hanım" dedi. Ayhan Hoca elini uzatıp yüzüme bakmadan hoş geldiniz efendim diyerek benimle tokalaşıp, Deryayı her iki yanağından öptü, süratli bir şekilde Ayhan Hocayı baştan aşağı süzmüştüm, kısmen uzun ve dağınık saçları oldukça geniş omuzlu iri yapılı yuvarlak yüzü, ince uzun bıyıkları, alalade giyinişiyle dikkati çekiyordu. Hemen Ayhan hoca "buyurun sizi dinliyorum" dedi. iki yıldan beri çektiğim hastalığı Ayhan hocaya anlattım. İnşallah faydamı olur diyerek bana bir dizi bitki ve bitki özü kullanmam için reçete yazdı. Derya'nın başarılı olup olmadığını sordu diksiyonu çok düzgün ve kibardı, bir aya kadar Ayhan hocanın tavsiye ;ttiği bitki ve bitki özlerim kullandım, Allah (c.c.)'ın izniyle iyileşmiştim Ayhan loca benim sağlık sorunumu manevi kızının durumunu öğrenmek için beni der-ianemde ziyarete geldi, sağlık durumumu sordu, çok iyi olduğumu söyledim, gülümsedi "inşallah bir daha hastalanmazsınız" dedi. "bir ay daha verdiğim " bitki ve bitki özlerini kullanmaya devam edin" dedi. Manevi kızı Derya'nın başarı durumunu sordu ve aynı anda gözü duvarda asılı bulunan Sultanım Mehmet Dumlu'nun resmine kaydı, ve bana dönerek "efendim aile büyüğünüzmü"dedi, "hayır manevi büyüğüm" dedim, "nasıl yani" dedi, "şeyhim olduğunu söyledim" yüzüme baktı "şeyhim mi dediniz?" dedi, "evet dedim", "ismi ne" dedi. "Mehmet Dumlu" dedim. Yüzüme bakarak Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla dedikten sonra "and olsun; sizi ilk kez yarattığınız gibi yine tek olarak bize geldiniz ve dünyada size verip hayale daldırdığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. Hani sizin bize yaptığınız ibadetlerle bize ortak olduklarını sandığınız Şefaatcilerinizide yanınızda görmüyoruz, aranızda ki bağlar kesilmiş Şefaatçi sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir "bu sözler nerde yazılı bilmiyorsunuz" dedi. bilmiyorum dedim, efendim size Kuranda bulunan enam sûresi 99. ayeti okudum şimdide Bakara sûresi 120. ayeti okuyorum diyerek. Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla "ve şu günden sakının kimse kimsenin cezasını çekmez kimseden fidye kabul edilmez hiç kimseye Şefat aracılık iltimas fayda vermez bir taraftan yardım da görmezler" dedikten sonra yüzüme sert bir ifade ile bakarak ne sultanı ne şeyhi Mediha hanım ben size şah damarınızdan daha yakınım diyen Kuranın Allah (c.c.)'ını duymadınız herhalde dedi. Beynim dönmeye başlamıştı yine tanıdık ses beynimde konuşmaya başladı. Biad sadece Allah (c.c.)'a yapılır dediğimizde bizi dinlemeyerek şeyhlerine biad ettin. Doğru ya ben Allah (c.c.)'ın dostlarıyız diyerek kendilerini şefaatçi ilan edenlerin peşine düşmüştüm. Ayhan hoca sağ elini boynuna götürüp işaret parmağını boğazına değdirdi, şu anda parmağımızın altındaki derinin altında şah damarımız olduğunu biliyormusunuz, işte Kuran'ın Allah'ı bize şah damarımızdan bile yakın olduğunu söylüyor dedi. O anda beynimdeki tanıdık ses "hala ne duruyorsun iki ayaklı canlı putun resmini niye'parçalaylp yırtmıyor sun" dedi. Yerimden kalkarak duvarda asılı bulunan Mehmet Dumlu'nun çerçeveli resmini aldım ve Ayhan hocaya dönerek "kusura bakmayın Ayhan bey" diyerek elimdeki çerçeveyi büyük bir öfke ile duvara çarptım çerçeve bir kaç parçaya ayrılmış camı tuz buz olmuştu. Ortaya çıkan Mehmet Dumlu'nun resmini ellerimle yırttım yüreğimi ve ellerimi Allah'a açarak "affet yarabbi" dedim Ayhan hoca gayet sakin olarak beni seyrediyordu, Ayhan hocaya tarikat geçmişimi anlattım, dikkatlice dinlemiş ve rahman ve rahim Allah'ın adıyla diyerek "onların içinde birde ümmiler, (okur yazar olmayanlar) var ki kitabı bilmezler. Bütün bildikleri bir takım kuruntulardır, yahut bilgileri kulaktan dolmadır, onlar sadece zan içinde bulunurlar vay haline o kimselerin ki; kitabı elleriyle yazıp az paraya satmak için bu Allah kalındadır derler. Ellerini yazdığından ötürü vay haline onların, kazandıklarından ötürü vay haline onların...
Ayhan hoca "efendim size bakara sûresi 78 ve 79 ayetleri okudum şimdi de Rum sûresi 32. 33. 34. ve 35. ayetleri okuyacağım arkasındanda enam sûresi 159. ayeti okuyacağım diyerek "Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayın bunlardan her fırka kendilerinden olan ile böbürlenmektedirler. İnsanlar bir zarara uğrayınca rablerine dönerek ona yalvarırlar. Sonra Allah kendi katından onlara nimet ve bolluk tatdmnca bakarsınız ki onlardan bir grup rablerine ortak koşup durmaktadırlar, kendilerine ve verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım haydi safa sürün ! Ama yakında bileceksiniz yoksa onlara kesin bir delil indirdikte o delil ona müşrik olmalannımı söylüyor rahman ve rahim Allah'ın adıyla dinlerini, parça parça edip grup kurup olanlar var ya senin onlarla hiç bir ilşkin yoktur. Onların işi Allaha kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecek "Mediha hanım, şu anda sırf Amerika'da dört yüz civarında sahte peygamber var dünyada tahmini 2500 civarında sapık tarikat var ülkemizde sunni ve alevi isimler altında 150 den fazla sapık tarikat mevcut bu tarikatlar yaşamlarını hikaye ve masallara dayanarak sürülmektedirler bu şirk yuvalarının tuzaklarına düşmemek için sadece Kur-an okumanız vesilesi ile Kur-an'ın Allah'ına tabii olmalıyız" dedi. O günden sonra başta Yaşar Nuri Öztürk ve bir çok çevirmenin Türkçe mealli çevirdikleri Kur-anı Kerimleri okumaya başladım. Ara sıra Ayhan hocaya gidip onunla Kur-an üzerinde sohbetler de yapıyorduk. Ayhan hocanın beyni ve ruhu Allah aşkıyla doluydu bu arada Ayhan hocayla bir birimizi sevip hayatlarımızı birleştirdik.
Tarikatlarda geçirdiğim yılları düşününce, iliklerimin donduğunu hissediyordum, namussuzlar kendi kafalarında kurdukları dinlerle, hükümler vererek, kendilerini Allah'ın ortağı ilan ediyorlar. Şabani tarikatı şeyhi Mehmet Dumlu'yu biat ettikten sonra tarikatın müritleri bana "bu gün senin doğum 'günün " demişlerdi. On yıllık bir tarikat üyesi kendisini şu şekilde tanımlıyordu.
"Zahir yaşım 45, gerçek yaşım 10 " Şabani tarikatının kurucusu Şaban Veli Hz. Kastamonu lu olduğu için tarikatta herkes kastamonu'luyuz diyorlartk Müritler ayrıca birbirlerine "buda bizim bahçeden şu da bizim bahçeden" diye hitap ediyorlardı. Allah (c.c.) sevgi değil hep korku unsuru olarak anlatılıyor, müritler devamlı Allah (c.c.)'ın korkusuyla sindirilip, yaşamları zehir ediliyordu. Sahte sultanların müritlerini gece uyurken ziyaret ediyor, masalı ile uyuma özgürlüğü insanın elinden alınıyordu. Keza meleklere cinsiyet yakıştırılıp meleklerinde bizleri ziyarete geldiğini, onun için sıkı sıkı saçımızı başamızı kapatıp ayrıca kat kat giyinerek yatmamızı söylüyorlardı.
"Allah (c.c.)'ım sahte şeyhlerin olmayan ruhları ile ayrıca sevgili peygamberimiz (s.a.v) efendimizin güzel ruhunu da bu işlere alet ederek bana ve benim gibilere namaz kıldıranları Kur-an'da vaat ettiğin gibi azabından eksik etme yarabbi. Senin inancınla, sana teslim olmak üzere yola çıkan inaçlı kullarını yoldan çıkarıp sapık adetlerine ortak eden bu şirk yuvalarını tellalları ile birlek-te tarumar et onlara izin verme.
Genç kızlar, genç kadınlar analar, babalar, erkek kardeşlerim ey insanlık, Allah (cc)'a götüreceğim diyerek, kendileri ile birlikte sizi cehenneme müşteri yapan bu sapıkların dergahından kaçın, ve sadece Kur-anı Kerim'e teslim olup Allah (c.c.)'a biat edin......
YA RABBİ
Ya Rabbi Sevgili Peygamberimiz (S.a.v) efendimizin Asr-ı Saadete göçün- -den sonra Senin ilahi emirlerin saptırılıp ibadetler adet, adetler ibadet haline getirildi.
Ya Rabbi bazı dergahlar Şirk yuvası halinde yollarına devam etmekteler.
Ya Rabbi bazı dergahlarda, Şeyhler ve Şeyh Vekilleri müritlerini (Allah(cc)' a ulaştırmak adı altında, Seninle kullarının arasına girip kendileriyle birlikte Cehenneminin müşterilerini artırmakla meşguller.
Ya Rabbi bu şirk yuvalarının Faaliyetlerine emirlerinle son ver son verki Senin için yola çıkıp Senin aşkınla yanarken Şirk batağında boğulup cehenneminden nasiplenmeyelim
Ya Rabbi talebimizin Senin bildiğine Senin imtihanına karışmak için oluşmadığını biliyorsun sadece yüreğimizin Senin aşkınla yandığı şu anda tüm ibaadetlerin sadece Sana yapılmasını istediğimiz için ellerimizi sana açtık.
Ya Rabbi Senin aşkınla yanan her güzelliğe bakıp bütün bunları "Rabbim yarattı" diyerek Seni zikredip gözyaşlarını tutamıyan aciz kulun Mediha'yı, gaflet, delelet, ve hiyanet yuvalarının sahte şeyhleri sahte şeyh vekilleri, sahte şeyh'in sahtekar oğulları sözüm ona karı pezevenkleri az daha ölümüne sebep olup Cehennemine aday yapıyorlardı.
Ya Rabbi dergahların çoğu ruhban sınıfına dönüştü bir çok kızımız ve kadınlarımız Şeyhlerimize, Sultanlarımıza hizmet edeceğiz diyerek Senin evlenin çoğalın "ayetini hiçe saymaktalar. Yine bir çok evli kadınlarımız şeyhlerine hizmet yansına girerek kocalarıyla evlilik bağlarını kopanp yuvalannı yıkıyor veya aile saadetlerine gölge düşürüyorlar.
Ya Rabbi bu gibi dergahlarda imam nikahı adı altında dul, yetim veya her hangi bir kızımız kandınlıp dergahın zenginlerine 3'üncü 4'üncü eş olarak peşkeş çekiliyor,
Ya Rabbi kan pezevenklerinin cirit attığı bu gibi dergahlarda sana ulaşmak için bulunan kullarının kandırılıp imam nikahı adı altında kapatma olmalarına da izin verme
Ya Rabbi biz akli başında Senin emirlerinin doğrultusunda yapılan tüm nikahları elbette destekleyip kabul ediyoruz. Bizim kabul etmediğimiz pislikleri
Sen biliyorsun.
Ya Rabbi bu gibi dergahlarda Sana ibadet etmeden önce Şeyhlerin Sultanların rabıta alındığını da biliyorsun
Ya Rabbi bu gibi dergahlarda Sana inanıp Senin emirlerini bilmeyen kullarının Senin için namaz kılarken sahte Şeyh vekillerinin namazları bozdurup Şeyhimizin ruhu geldi namazımızı Şeyhimizin ruhu kıldırmaya devam edecek diyerek olmayan ruhların imamlığında namazlar kıldırıldığını da biliyorsun.
Ya Rabbi bu gibi dergahlar da Şeyh vekili bozuntuları daha da ileri giderek Senin için kılınan namazları bozdurup haşa sevgili peygamberimiz (sav) efendimizin ruhu geldi. Namazımızı sevgili peygamberimizin ruhu kıldıracak diyerek türlü mistik yalanlarla ibadet adı altında şaklabanlık yapıp şirk maratonlarını artırdıklarını da biliyorsun.
Ya Rabbi ibadetlerin sadece sana yapılması gereken tevhid dünyasında ibaadetlerin şeyhler için yapıldığı bu şirk yuvalarını da biliyorsun.
Ya Rabbi bu gibi dergahlarda zem zem suyu adı altında şehir ve kuyu sularının yüksek paralara satıldığını da biliyorsun
Ya Rabbi bu gibi dergahlarda vaazlar verirken resimler karşısında ibadet edilmez diyerek ahkâm kesenlerin , müritlerine şeyhlerinin vesikalık veya daha büyük resimlerini dağıtarak namaz kılarken şeyhimizin resmine onun gözlerine bakıp. Rabıta alın diyen şirk tellellarınıda biliyorsun.
Ya Rabbi dilim artık şirke batıp bu kokuşmuşların yuvalarına dergah demeyecek dergahlar Senin tevhid ilminin merkezi olmalı ve olmaya devam etmeli
Ya Rabbi izninle bundan böyle bu şirk yuvalarının adını lağım çukurları olarak ilan ediyorum.
Ya Rabbi bu lağım çukurlarının faliyetleri karşısında yüreğimin nasıl acılarla yandığını da bilirsin
Ya Rabbi tevhit dini yerini cahiliye 'ye doğru terk etmeye başladı
Ya Rabbi tevhit dini ile hükmeden din adamlarımızı zorlukla bulmaya
Ya Rabbi aklı başında dediğimiz diyanette zaman zaman gaflet ve dalalet hatta hıyanet içine düşüyor. Kendi adlarına helal ve haram yetkisi kullanıyorlAr.
Ya Rabbi Nahı süresi 14. Ayette Denizi sonsuz nimetlerle hizmetimize sunup Denizden taze etler yiyip kuşanacağımız (takılar süs eşyaları) süsler çıkarıp denizlerde gemileri yüzdürme imkanını bize 1450 sene önce bildirmene rağmen Senin emirlerinden habersiz olan Diyanet yetkilileri sana iftira atarak midye ve ıstakoz yemek haramdır dediğini de biliyorsun.