29- ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLEN ŞEHİDİN FAZİLETİ
Şehadet üstün bir
mertebe, yüce bir derecedir. Büyük nasip sahipleri ancak ona kavuşabilirler.
Kitabında ebedi kurtuluş yazılanlar onu elde edebilirler. Şehadet, peygamberlik
derecesinden sonra üçüncü sıradadır. Allahu Teala'nın ayette buyurduğu gibi:
"İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği
peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel
arkadaştırlar. [1]
Utbe b. Abdin [2]
hadisinde ifade edildiği gibi; şehidi peygamberler ancak, peygamberlik
derecesiyle geçebilirler. Bu hadisin; şehidlerin has tabası için, ayetinde
hepsi için geçerli olması muhtemeldir.
Şehide
"şehid" denilmiştir. Bazılarına göre bunun sebebi; onun için Cennet
şahitliği yapılmasıdır. Cevheri [3] ve başkaları
bu görüştedir. Bazılarına göre; onların ruhları selamet diyarına şahid olup
orada olacaklardır. Çünkü onlar, Rablerinin katında diridirler. Başkalarının
ruhları Cenneti ancak kıyamet günü görebilirler. Nadr b. Şemil şöyle diyor:
"Şehid şahid manasınadır.
Yani Cennette hazır olandır." Kurtubi; bu görüşün sahih olduğunu
söylemektedir. [4]
İbni Faris şöyle
diyor:
"Şehid, Allah
yolunda öldürülendir. Şehid denilmiştir. Çünkü Allah'ın[5]
melekleri ona şahidlik[6]
edeceklerdir. Bir görüşe göre bu şekilde isimlendirilmiştir. Çünkü şehid ken bu
sözleri Cevheri'nin Sihah'ında bulamadım. [7]
Di nefsine Allah için
şahitlik edecektir. Allahu Teala'nın şu ayetinde geçen biata vefa gösterdiğine
şahitlik edecektir:
"Şüphesiz Allah mü'minlerden mallarını ve canlarını
satın almıştır." [8]
Hakiki şehidin
şehadeti, kulun şehadetiyle birleşmektedir. Bunun için onu şehid diye
isimlendirmiştir. Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:"
“Allah kendi yolunda yaralananı daha iyi bilir."
İbni Anbari şöyle
diyor:
"Çünkü Allah ve
melekleri onlar için Cennetin şahitliğini yapacaklardır." Bir görüşe
göre; şehid, ruhunun çıkışı sırasında kendisi için hazırlanan sevabı ve ecri
müşahede edecektir. Bir görüşe göre rahmet melekleri ona şahitlik edecekler ve
onun ruhunu alacaklardır. Bir başka görüşe göre; onun üzerinde şehid olduğuna
şahidlik edecek bir şahit vardır. O da kanidir. O, kıyamet günü haşredildiği
zaman, şah damarları kan ile dolacaktır. Başka görüşler de söylenmiştir."[9]
Allahu Teala şehidlere
sayılamayacak faziletler, sınırlanamayacak üstünlükler vermiştir. İnşaallah
bunlardan bazılarını zikredeceğiz. Az.ilmimiz, kısa anlayışımızla ulaştığımız
fazilet ve üstünlükler:
"Hiç bir nefis onlar için gizlenen göz nuru
şeyleri bilemez." [10]
Bu faziletlerden biri
de, onların rablerinin katında canlı oldukları ve rızıklandırıldıklarıdır.
Allahu Teala'nın buyurduğu gibi:
"Allah yolunda öldürülenlere, ölüler demeyiniz.
Belki onlar diridirler. Fakat siz bilemezsiniz." [11]
Yine şöyle buyuruyor:
"Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız.
Belki onlar canlıdırlar ve rablerini katında rızıklanıyorlar. Allah'ın
fazlından kendilerine verdikleriyle sevinmektedirler. Kendilerinden sonra
kendilerine katılacaklarla müjdeleşiyorlar ve onlar için korku ve üzüntü
olmadığını müjdeliyorlar. Allah'ın nimet ve fazlıyla müjdeleşiyor-lar.
Şüphesiz Allah mü'minlerin ecrini zayi etmez." [12]
1107- İbni
Abbas'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şehidler, Cennetin kapısındaki bir nehrin
kenarında,[13]
yeşil bir kubbededirler. Gece gündüz onların rızkı Cennetten onlara
getirilir."
Ahmed, İbni Ebi Şeybe,
İbni Cerir, îbni Hibban sahihinde ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim,
Müslim'in şartıyla sahih olduğunu söylemiştir. [14]
1108- Enes
b. Malik'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Ra-sulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur: [15]"
Allah'ın kulları hesaba durdukları, zaman, bir topluluk
gelir, kılıçlarını boyunlarının üzerine koyarlar. Onlardan kan damlar. Cennetin
kapısında kalabalıklaşırlar.
"Bunlar kim?" diye sorulunca,"
Şehidlerdir. Diridirler ve rizıklandırılıyorlar"
diye cevap verilir." [16]
Taberani Hasen bir isnadla
rivayet etmiştir. [17]
1109- İbni
Mübarek'in Kutn b. Vehb'den [18],
onunda Ubeyd b. Umeyr'den [19] rivayet
ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah
(s.a.v.) Mus'ab b. Umeyr'in başında durdu. O Uhud günü şehid edilerek yüzüstü
yatmış ve ölmüştü.[20]
Rasulullah'ın (s.a.v.)
sancağım taşıyordu. Rasulullah (s.a.v.)şöyle buyurdu:
"Mü'minlerden öyleleri vardır ki, Allah'a
verdikleri sözde durdular. Kimisi ahdini yerine getirdi. Kimisi ise beklemektedir.
Kimse sözünü değiştirmedi. "[21]
Muhakkak ki
Allah'ın Rasulü kıyamet gününde, Allah'ın huzurunda, sizlerin şehid olduğunuza
şahitlik edecektir."
Sonra insanlara döndü
ve şöyle dedi:
"Ey insanlar! Onlara gelip ziyaret ediniz, onlara
selam veriniz. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kıyamete kadar kim onlara
selam verirse, onlar da selama karşılık verirler." [22]
Müellif: "Bu
mürsel'dir" diyor. [23]
1110-
Şifau's-Sudur'un sahibinin Rasulullah'tan (s.a.v.) rivayet ettiğine göre şöyle
buyuruyor:
"Şehidin dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında
ancak bir hurmanın çiğnenmesi kadar fark vardır. Kanının ilk damlasıyla Allah
onun geçmiş ve gelecek günahlarını affeder." [24]
1111- İmam
Ebu Bekir b. Munzir'in tefsirinde Muhammed b. Kays b. Mahreme'den [25] rivayet
ettiğine göre şöyle diyor:
"Ensar'dan bir
adam Rasulullah'ı (s.a.v.) koruyordu. Uhud günü öldürülen en son müslümandı.
Onun kardeşi geldi şöyle dedi:
"Rasulullah
(s.a.v.) öldürüldü. Ben şahitlik ediyorum ki, o tebliğini yaptı. Dininiz için
savaşınız." Üç sefer ayağa kalkmaya çalıştı. Her seferinde Ölmek üzere
yere kapaklanıyordu. Sonuncusunda öldü. Allah'ın huzuruna çıkınca
arkadaşlarını gördü. Gördükleriyle sevindi[26]
şöyle dedi:
"Ya Rabbi! Senin
bize verdiklerini peygambere haber verecek bir elçimiz yok mu?".Rabbi
şöyle dedi:
"Ben sizin elçinizim." Cebrail'i Rasulullah'a (s.a.v.) gönderdi:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın." [27]
Müellif şöyle diyor:
"Muhammed b. Kays
b. Mahreme'nin sahabeliğinde itilaf vardır. Hadis babasından, [28] onun
yoluyla gelmektedir." Bunu hadisçilerden bir topluluk'da söylemiştir.
Bu ayetin nüzul sebebi
olarak rivayet edilen, bundan daha sahih hadisler vardır. İleride inşaallah
gelecektir. [29]
1112- Hafız
Ebu Bekir b. Merdeveyh'inin tefsirinde, Beyhaki'nin "Delailun
nübüvve"de, Ali b. Medini yoluyla Musa b. İbrahim b. Kesir'den [30],
onun da Talha b. Huraş'tan[31]
rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Cabir b.
Abdullah'ı (r.a.) şöyle derken işittim:
"Rasulullah bir gün bana baktı ve
"Ey Cabir! Ne
oluyor seni dertli görüyorum" dedi. Ben:
"Ya Rasulallah!
Babam şehid oldu. Bana borç ve bakman için iyal bıraktı" dedim şöyle dedi:
"Sana söylemedim mi? Allah insanlarla ancak perde
arkasından konuşur. Fakat senin babanla yüzyüze konuştu." Ali diyor ki:"
Kifah: Yüzyüze gelmektir.
[32]
Allahu Teala şöyle
buyurdu:
"Benden iste, sana vereyim." Baban:
"Senden beni
dünyaya geri döndermeni ve tekrar öldürülmeyi istiyorum" dedi. Allahu
Teala:"
Karar verdim ki onlar bir daha dünyaya geri dönmeyecekler" buyurdu. Baban:
"Ya Rabbi benden
sonrakilere tebliğ et" dedi. Allahu Teala şu ayeti indirdi:
"Allah yolunda öldürülenlere, ölüler
demeyiniz." [33]
ayetin sonuna kadar. [34] Tirmizi
de benzerini rivayet etmiş ve hasen'dir demiştir, ibni Mace ve Hakim de rivayet
etmişlerdir. Hakim "isnadı sahihtir" demiştir. [35]
Alimler, şehidlerin
hayatının manasında ihtilaf etmişlerdir. Kurtubi şöyle diyor:
"Büyük çoğunluğun
görüşüne göre; şehidlerin hayatı vardır. Onlar Cennette canlıdırlar. Allahu
Teala'nın haber verdiği gibi rızıklanıyorlar. Onlarm öldüklerinde ve
cesetlerinin toprakta olduğunda şüphe yoktur. Onların ruhları ise diğer mü'minlerin
ruhları gibi canlıdır. Onlar Cennetten rızıklandırılmakla üstün
kılınmışlardır. Bu rızıklanma ölüm vaktinden itibarendir. Sanki onlarm dünya
hayatı devam etmektedir."Alimlerden bazıları şöyle diyor:
"Onların ruhları
kabirlerinde onlara geri dönderilmektedir. Orada nimetlendirilirler. Kafirlerin
kabirlerinde canlanıp azap çekmeleri gibi
"Mücahid şöyle
diyor:
"Cennet
meyvelerinden rızıklanırlar. Yani onlar Cennetin kokusunu duyarlar, fakat
Cennette değillerdir.
"Başkaları şöyle
diyor:
"Onların ruhları,
yeşil kuşların karnındadır. Cennetten rızıklanırlar, yerler ve nimetlenirler.
"Kurtubi şöyle
diyor:
"Bu görüş en
doğru görüştür. Çünkü nasların naklettiğini doğrulamaktadır. Bir görüşe göre;
her sene onlara bir savaşın sevabı yazılır. Kendilerinden sonra kıyamete kadar
yapılan her savaşa katılırlar.
"Bir görüşe göre:
"Onların ruhları
Arş'ın altında rüku ve secde ederler. Abdestli olarak yatan mü'minlerin ruhları
gibi kıyamete kadar bu haldedirler.
"Zayıf bir görüşe
göre:
"Şehid kabrinde belaya uğramaz ve toprak onların cesetlerini
çürütmez." [36]
Müellif şöyle diyor:
"Bana göre en belirgin ve doğru, görüş şudur:
Şehidlerin cesedi, bir çeşit anlama sağlayan hayatın bir çeşidiyle diğer
ölülerin cesetlerinden ayrılırlar. Onların ruhları da Allah katında
konumlarına göre derecelenmiş 1 erdir. Nasıl ki bulundukları yerlere göre de
derecelenmişlerdir. Onlardan bazıları yeşil kuşların karnındadır. Cennette
dolaşırlar. Arş'ın altındaki bazı kandillere konarlar. înşaallah bunlar
ileride sahih hadislerle gelecektir. Bazıları da Cennetin kapısında akan nehrin
üzerindeki meskenlerdedir. Sabah ve akşam onların rızıklan Cennetten gelir.
Yukarıda İbni Abbas'ın hadisinde geçtiği gibi. Bazıları da meleklerle birlekte
gökyüzünde ve Cennette istediği gibi. Bazıları da meleklerle birlikte
gökyüzünde ve Cennette istedikleri gibi uçarlar. Cafer b. Ebu Talip hakkında
ileride gelecektir. Bazıları da Cennette bir aile ile beraberdir. İbni Revaha
ve iki arkadaşı hakkında ileride hadis gelecektir.
İnşaallah.Onların ruhlarının konumu
değişiktir. Çünkü ihlasları, birbirlerine karşı müsamahaları, şehid olmadan
önceki hayatlarındaki İslami yaşantıları, iman dereceleri, İslami yaŞantıları
değişiktir. İşte onların cesedlerinin hayatlarıyla ilgili bazı hadisler: [37]
1113-
Malik'in Abdurrahman b. Ebu Sa'sa'a'dan [38] rivayet
ettiğine göre şöyle diyor:
"Bana gelen
habere göre Amr b. Cumuh ve Abdullah b. Amr'in -ikisi de Ensar'dandır-
kabirleri selin geldiği yere kazınmıştı. Selin akış yerinde bulunuyorlardı.
İkisi bir kabirde defnedilmişlerdi. Her ikisi de Uhud'da şehid edilmişlerdi.
Yerlerini değiştirmek için kabirleri açılınca, hiç değişmedikleri görülmüştür.
Sanki dün ölmüşlerdi. Birisi yaralandığında elini yarasının üzerine koymuştu.
Öylece de defnedilmişti. Eli yarasının üzerinden kaldırılmış ve düzeltilmişti.
Ancak eli bırakılınca, tekrar yaranın üzerine kapandı. Öldükleri gün ile
kabirlerinin açıldığı gün arasında kırkaltı sene vardı."
[39]İbni Abdulberr şöyle diyor:
"Bu hadis Malik
yoluyla geldiğinde senedi kopuktur. Ancak Cabir'den değişik yollarla rivayet
edilmiş ve sahih senedlerle gelmiştir. [40]
1114-
Müellif şöyle diyor:
"Sanki İbni
Mübarek ve Abdürrezak'ın rivayetlerine işaret etmektedir. İkisi de İbni
Uyeyne'den rivayet etmektedirler. O'da Ebu Zübeyr'den [41]
rivayet edip şöyle diyor:
"Cabir b.
Abdullah'ı şöyle derken işittim:
"Muaviye der
ağzını açmak isteyince, "kimin ölüsü orada var ise getirsin (yani Uhud
şehidlerinden)" dedi. Onları ıslak ve ağırlaşmış[42]
olarak çıkardı. Onlardan birinin ayağına "mesahe" denilen yer
kazmada kullanılan demir [43]
değdi. Ayağından kan aktı."
[44]Hadiste geen "Kizame" kelimesi, iki kuyu
arasında, bir vadide geçen dere manasınadır.[45]
1115- Ali b.
Abdullah b. Abbas'm oğlu Abdüssamed'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor [46]:
"Amcam Hamza'nın
mezarının yanına geldim. Neredeyse sel onu açığa çıkarmıştı. Onu mezarından
eski hali gibi çıkardım. Üzerinde Rasulullah'ın (s.a.v.) kefenlediği çizgili
aba [47]
vardı. Ayaklarının orada yeşil otlar[48]
vardı. Başını kucağıma aldım. Sanki uyuyan adamın [49] başı
gibiydi. Daha derin bir kabrin kazılmasını istedim. Üzerine başka kefenler de
koydum ve kabrine defnettim." [50] İbni
Asakir rivayet etmiştir. [51]
1116-
Abdürrezzak'in İbni Uyeyne'den, onun da İsmail b. Ebu Halit'ten [52], onun
da Kays b. Ebu Hazim'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Talha b.
Ubeydullah'ın ailesinden bazıları şöyle rivayet etti:
"Rüyamda Talha b.
Ubeydullah'ı gördüm şöyle dedi:
"Siz beni öyle bir yere defnettiniz ki su
beni rahatsız ediyor. Beni başka yere taşıyın." Onu çıkardıklarında sanki
değişmemiş sütle denilen ince deri gibiydi. Sadece sakalından bazı kıllar
değişmişti."
[53]Sütle kelimesi; elbiselerin içine konulan ince deriden
oluşan astar manasınadır. Kırmızı ve san olur.[54]
1117- İbni
Esir Esedül Ğabe'de şöyle diyor: [55]
"Hammad b.
Selme'nin Ali b. Zeyd'den [56],
onun da babasından rivayet ettiğine göre; bir gün Talha b. Ubeydullah'ı
rüyasında görür. Talha şöyle der:
"Beni mezarımdan
başka yere taşıyın. Su beni rahatsız ediyor." Sonra üç sefer arka arkaya
onu görür. İbni Abbas'ın gelip durumu haber verir. Onun kabrine baktıklarında,
yer gelen tarafının suyun yosunlarından [57] yeşilleştiğini
gördüler. Sanki gözlerinde bir pınar vardı. Saç örgüsünden [58] başka
hiç bir yeri değişmemişti. Onun yerini değiştirdiler. Orası dameyilli idi. Ebu
Bekre'nin evlerinden birini onbine satın alarak, oraya defnettiler. [59]
1118-
Tirmizi'nin Ashabı Uhdud hakkındaki rivayetinde şöyle .geçiyor:
"Melik'in öldürüp
defnettiği çocuk Ömer b. Hattab (r.a.) zamanında çıkarıldı. Eli şakağının[60]
üzerinde öldürüldüğü zaman koyduğu gibi duruyordu. [61]
Tirmizi "Bu hadis hasen'dir" demektedir.
Müellif şöyle diyor:
"Ashabı Uhdud'un
kıssası sahihi Müslim'de [62]
geçmektedir. Bu olay îsa (a.s.) ile Rasulullah (s.a.v.) arasındaki dönemde
geçmektedir."Kurtubi tezkirede şöyle diyor:
"Medine ehlinin
geneli şöyle anlatıyor:
"Rasulullah'ın
(s.a.v.) kabrinin duvarı Velid [63] b.
Abdülmelik b. Mervan'm halifeliği döneminde yıkılınca, Ömer b. Abdülaziz
Medine'de vali idi. Ortaya bir ayak çıktı. Bunun Rasulullah'ın (s.a.v.) ayağı
olmasından korktular. İnsanlar telaşlanarak üzüldüler. Salim b. Abdullah b.
Ömer gelip bakınca, dedesinin ayağı olduğunu anladı. Ömer de (r.a.) şehid
edilmişti. [64]
1119- Sabit
b. Kays b. Şemmas'ın meşhur kıssasını sahabeden tefsirci ve müellif olan bir
cemaat nakletmiştir. Kızı şöyle diyor:
"Allahu Teala:
"Ey iman edenler! Sesinizi peygamberin sesinden
yüksetmeyin..."
[65]ayetini indirince, babam eve kapandı. Kapısını kapattı
ve ağlamaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) onu göremeyince sordu. Babam ona
şöyle dedi:
"Ben gür sesli
birisiyim. Amellerimin boşa gitmesinden korkuyorum.
" Rasulullah
(s.a.v.):"Sen onlardan değilsin.
Bilakis sen hayırla yaşayıp, hayırla öleceksin" buyurdu." Kızı
şöyle diyor:
"Sonra Allahu
Teala şu ayeti indirdi:
"Şüphesiz
Allah böbürlenen ve büyüklenen kimseleri sevmez"
[66]Babam
yine eve kapandı. Ağlamaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) onu kaybedince,
arkasından haber gönderdi. Allah'ın onun hakkında indirdiği ayeti ona haber
verdi. Babam:
"Ben güzelliği ve
kavmime başkanlık etmeyi severim" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Sen onlardan değilsin. Bilakis sen övülerek
yaşayacaksın. Şehid edilerek öldürülüp Cennete gireceksin"
buyurdu. Yemame gününde
Halid b. Velid Müseyleme'ye karşı çıktı. Düşmanla karşılaşınca dağıldılar.
Sabit ve Ebu Huzeyfe'nin azadh kölesi Salim:"Rasulullah (s.a.v.) ile
birlikte iken böyle savaşmazdık" dediler. Her biri kendisine bir çukur
kazdı. Öldürülünceye kadar oradan geriye adım atmadılar. O gün Sabit'in üzerinde
güzel bir zırh vardı. Müslümanlardan biri yanından geçerken onu aldı.
Müslümanlardan biri uykusunda Sabit'in kendisine geldiğini ve şöyle dediğini
rüyasında görür:
"Ben sana bir
vasiyyette bulunacağım. Bu rüyayı mutlaka anlat, onu unutma. Ben dün
öldürülünce, müslümanlardan biri yanımdan geçti. Benim zırhımı aldı. Evi,
insanlardan en uzakta olanıdır. Evinin yanında bir at yeri eşelemekte, [67]
ayağından [68] bağlanmış bulunmaktadır.
Adam zırhımı silkeledi [69] ve
bir torbaya [70] koydu. Torbanın üzerinde
de devenin eğeri [71]
vardır. Halit b. Velid'e git. Ona söyle gidip ondan zırhımı alsın. Medine'ye
Rasulullah'ın (s.a.v.) halifesinin yanma gittiğinde ona söyle: Benim şöyle
şöyle borcum var. Falan da benim beyaz kölemdir. O da azad edilmiştir. Sakın bu
bir rüyadır deyip unutmayasın."Adam Halit'e gelip durumu anlattı. Halit
bir kişiyi zırha gönderdi. Zırhı getirtti. Durumu Ebu Bekire de (r.a.) anlattı.
Ebu Bekir (r.a.) vasiyyetini yerine getirdi. Sabit'ten başka ölümünden sonra
vasiyyeti yerine gitirilen kimse bilmiyoruz.[72]Cezuli'nin
Ebu Muhammed Abdullah b. Ebu Zey el Makinin[73]
kıssasında anlattıkları da, bu kıssaya yakındır şöyle diyor:
"Sika ravilerin
söylediklerine göre: Abdurrahman Nasır el Endülüsi'nin zamanında Cihada
çıktılar. Kırk bin süvari ve yirmi bin yaya askerden oluşuyorlardı. Savaşta
müslümanlar bozguna uğradılar. Kurtulanlardan her biri bir tarafa dağıldı
şöyle diyor:
"Ben gündüzleri
saklanıyor, geceleri yol alıyordum. Bir gece yürüyordum. Birden Kur'an
okunduğunu, bir askerin oturduğunu, atların bağlı olduğunu gördüm. Ateş yanıyordu.
Ben: "Allah'a hamdolsun. Bunlar müslüman askerleri" dedim. Onlara
doğru gittim. Gittiğimde bir gencin oturmuş "beni İsrail" suresini
okuduğunu, atının bağlı olduğunu gördüm. Selam verdim, selamımı aldı. Bana:
"Sen
kurtulanlardan mısın?" dedi. Ben:
"Evet"
dedim. Genç:"Otur dinlenelim" dedi. Bana iki ekmek ve üzüm şırası
verdi. Bir bardak da su verdi. Onlardan daha lezzetlisini ne yedim, nede içtim.
Genç:
"Herhalde yatmak
istersin" dedi. Ben:"Evet" dedim. Beni dizime yatırdı. Güneş
bana vuruncaya kadar uyudum. Kalktığımda vadide hiç kimseyi göremedim. Başım
bir insan iskeletinin üzerindeydi. Anladım ki karşılaştığım kişiler
şehidlerdi.O gün gizlendim. Akşam olunca bazı askerlerin yanımdan
geçtiklerini, bana selam verdiklerini ve Allah'ı zikrettiklerini gördüm.
Arkalarından da topal bir ata binmiş birini gördüm. Adam yanıma gelince selam
verdi. Ben:
"Ey kardeş!
Bunlar kim?" dedim. Adam:
"Onlar
şehidlerdir. Ailelerini ziyarete gidiyorlar" dedi. Ben:
"Senin atın niye
topallıyor" dedim. Adam
:"Onun parasından
iki dinarı üzerimde borç kaldı" dedi. Ben:
"Vallahi eğer
İslam diyarına dönersem onları ödeyeceğim" dedim.
Adam hızlanarak
diğerlerine katıldı. Sonra geri döndü. Yanına geldi. Beni yanına aldı. Horozlar
öttüğü zaman Salim'in şehrine gelmiştik. Beni yanına aldığı yer ile geldiğimiz
yerin arası on günlük mesafe idi şöyle dedi:
"Buraya git. Ben
buradan idim. Muhammed b. Yahya el Gafiki'nin evini sor. Karımı çağır. Adı
Fatıma binti Salim'dir. Ona selam ver. Ona söyle, takada bir heybe[74] var.
İçinde beşyüz dinar var. Atın kalan iki dinarını falan oğlu falana
versin" dedi.
Adamın dediklerini yaptım. Kadın heybeyi
çıkardı. Bana yiyecek verdi. On dinar da verdi ve"Bunları yolculuğunda
kullanırsın" dedi."Bu hikayeyi cezali "Dibacetür risale"nin
şerhinde zikretmiştir.
[75]Müellif şöyle diyor:
"Birden fazla
kişiden duyduğuna göre, Muteye yakın yerlerde oturanlar, Mute savaşından sonra
bir çok vakitte şehidlerin gidip geldiklerini, at sürdüklerini, gece gündüz
görmüşlerdir. Sekizyüz bir yılında İskenderiyye'ye gidiyordum. Reşid'e[76]
uğradım. Arkadaşlardan bir gurup bana muvafakat ettiler. Telburi denilen bir
yerin batısından geçiyorduk. Orada müslümanlarla fransızlar arasında bir savaş
olmuştu. Orada bir çok müslüman şehid edilmişti. Yanımda bulunanlar Reşid
ehlinden olan birisini anlattılar. Bazısı anlattı, bazısı tasdik etti. Hepsi
de adamı övdüler. Bu adam bir gece buradan (Yani telburi) geçerken orada askerler,
çadırlar ve yanan ateşler görür. Kahire'den gelen bölüklerden zanneder ve
yanlarına gider.
"Şöyle dediler:
"Aralarına girer
veya askerlerden biri gelip elinden tutar ve aralarına götürür. Nereye
gittiğini sorarlar. Adam Kahire'ye gittiğini söyler. Bazıları ona şöyle der:
"Sana bir mektup
vereyim. Onu aileme götür ver." Sonra mektubu yazar, ve ona verir.
Kendisi ile ailesi arasındaki özel bir işareti ona söyler. Adam şöyle diyor:
"Kahire'ye
ulaşınca, evini sordum ve buldum. Kapıyı çalınca:
"Ne
istiyorsun?" dediler. Ben:
"Falandan bir
mektup getirdim" dedim. Bana:
"Sen delisin.
Falan seneler önce Reşid'de meydana gelen savaşta öldü" dediler. Onlara
işareti söyleyince, doğru söylediğimi anladılar. Onlar mektubu verdim. Bu
olaydan şaşkına uğradılar.
"Müellif şöyle
diyor:
"Bu hikaye Reşid
ehli arasında meşhurdur. Bunu abartıp, azaltıyorlar. Ancak olayda ittifak
etmişlerdir.İmam Abdullah el Yafii [77]
"Ravdul reyyahin" adlı kitabında Mahmud el Verrak'tan [78]
şöyle naklediyor:
"Siyah bir adam
mubah yollarla çalışıyordu. Biz ona "Evlenmiyor musun ey Mübarek?"
derdik şöyle derdi:
"Allah'tan beni
hurilerle evlendirmesini istiyorum." Bazı savaşlara gittik. Düşman bize
saldırdı. Mübarek öldürüldü. Yanına gittiğimizde kafası bir tarafta, bedeni
bir taraftaydı. Omuzu karnının altına gelmişti. Elleri göğsünün altındaydı.
Başında durup:
"Ey Mübarek!
Allah seni kaç huri ile evlendirdi?" dedi. Ellerini göğsünün altından
çıkardı. Parmaklarıyla üçü işaret ederek "üç tane ile" dedi. [79]
"Şevkil araş ve
Enes'in nüfus" kitabının sahibi şöyle diyor:
"Said el Acmi
şöyle dedi:
"Bir gün deniz
savaşma çıktık. Bizimle beraber ibadet yönünden insanların en iyilerinden olan
bir genç vardı. Savaş şiddetlenince, o da savaşmaya başladı. Fazla geçmeden
boynu vuruldu. Kafası suyun üzerinde yüzüyordu. Gemiye doğru geldi. Şu ayeti
okumaya başladı:
"Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde büyüklenmeyen ve
fesad yapmayanlara veriniz. Güzel sonuç müttakilerindir." [80]
İbni Asakir'in
Abdülaziz b. Abdullah b. Ebu Selme'den [81]
rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Bir adam
Şam'daki harman [82] yerine gitti yanında hanımı
vardı. Daha önce bir oğlu bir şekilde şehid edilmişti. Adam birden bir atlı
gördü. Atlı kendisine doğru geliyordu. Adam hanımına:
"Benim ve senin
oğlundur gelen" dedi. Hanım:
"Şeytanı
kendinden uzaklaştır. Oğlun uzun zaman önce şehid edildi. Sen fitneye
uğramışsın" dedi. Adam kadınınsöylediğini kabul etti ve istiğfar etti.
Sonra tekrar baktı ve
atlıyı gördü. Hanımına:
"Vallahi senin oğlun ey falan" dedi.
Kadın baktı ve
"O Vallahi
o" dedi. Atlı kadının yanında durdu. Babası şöyle dedi:
"Ey oğlum! Sen
şehid edilmedin mi?" Atlı:"Evet. Fakat Ömer b. Abdülaziz bu gün şu
saatte öldü. Şehidler onun cenazesinde bulunmak için izin istediler. Bende
aralarında idim. Sonra ben Allah'tan size selam vermek için izin istedim"
dedi. Sonra onlara dua etti ve geri döndü.
Ömer b. Abdülaziz o
saatte ölmüştü. Fakat o köyün bundan haberi yoktu. İhtiyarın sözüyle haberleri
oldu. [83]
Bu kıssaya benzer bir
kıssa da Allame ebu Ali Hüseyin b. Yahya el Buhari ez Zendeveşti'nin [84]
"Ravdetül ulema" adlı kitabında anlattığı kıssadır şöyle diyor:
"İmamın İbrahim
b. Süleyman'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:"Ebu Zehdem şöyle dedi:
"Rumlarla savaşan
bir topluluk vardı. Kufe'ye uğrar onlarla beraber savaşırlardı. Bir seferinde
yine geldiler. Her zaman gittikleri eve gittiler. Ev sahibine haber
gönderdiler. Adam geldi. Ona:
"Cihada"
dediler. Adam:
“Allah'ın ismi ile
savaşın. Benim savaşmak için bir şeyim yok"
dedi."Bizim
yanımızda az bir nafaka ve bir binek var" dediler. Adam onlarla beraber
çıktı. Dağdaki dar boğaza[85]geldiklerinde,
ordunun geçip gittiğini [86]
gördüler. Sahilde kalmaya karar verdiler.
Kufe'liyi hayvanların
çobanı yaptılar. Gitme günü geldiği zaman Kufe'li hayvanları alıp otlatmaya çıktı.
Hayvanlar yayılmaya başlayınca adam da uyumak için başını yere koydu. Başını
koyunca biri yanına geldi ve:
"Köşkün sahibinin
davetine icabet et" dedi. Birden bir köşkün önünde kendini buldu. Kalktı
ve birlikte köşke yaklaştılar. Köşke gelince çokça[87]
kadının orada durup "Geldi! Geldi" dediklerini gördü. Köşke yürüdü.
Köşkte bir taht ve üzerinde güzelliği ve süsleriyle göz kamaştıran bir kadın
duruyordu şöyle diyordu:
"Allah'ın
velisine merhaba" Onun elinden tuttu ve yanına oturttu. Onunla konuşmaya başladı.
Ona hoşgeldin diyor ve onunla merhabalaşıyordu. Ta ki adam kadını istedi. Onu
kucaklamak isteyince, kadın:
"Ben yatsı vakti
sana helal olurum" dedi. Adam:"Bana bir şeyler yedir" dedi. Kadm
bir bardak süt getirdi."Bunu iç" dedi. Adam içti ve onun yanından
üzüntülü olarak kalktı. Köşkten çıkınca arkasına döndü. Fakat bir şey göremedi.
Kendi kendine "Aklım karıştı"dedi.Üzüntülü olarak hayvanları alıp
arkadaşlarının yanına döndü. Arkadaşları ondaki değişikliği gördüler. Ona ısrarla
ne olduğunu sordular. Adam sonunda sırrını açıkladı. Onlar
birbirlerine:"Bunun aklı karışmış" dediler. Durumuna üzüldüler.
Kufe'li:
"Yanımızda süt
var mıydı?" dedi. Onlar:
"Hayır"
dediler. Kufe'li:
"Kadın bana süt
içirdi" dedi ve süt kabını gösterdi. Hepsi süte baktılar. Namazı kılınca
herkes seccadesini aldı ve bir tarafa çekildi. Kufe'li ise mescidde namaz
kılıyordu. Meşcid deniz tarafındaydı. Denizden bir düşman gemisi geldi. Mescide
girdiklerinde, Kufe'li namaz kılıyordu. Onu öldürdüler. Sabah olunca onun
öldürülmüş olduğunu gördüler. Namazını kılıp defnettiler.Kufe'ye döndüklerinde
babasına taziye'ye gittiler. Başına gelenleri babasına anlattılar. Babası bir
gün otlakta koyunları otlatırken bir atlı yanına geldi. Güzel [88] bir
atın üzerinde ve güzel elbiseler içinde ona yönelmişti. Yanma geldiğinde oğlu
olduğunu gördü. Selam verdi. Babası:
"Ey oğlum! Sen
öldürülmedin mi? Senin durumunda acayiplikler var" dedi.
Oğlu:"Evet baba. Fakat şehidler arasında
ilan edildi ki, bu salih adamın cenaze namazını kılın diye" dedi. Babası:"O
kim?" dedi. Oğlu:
"Ömer b. Abdülaziz"
dedi. Sonra Ömer b. Abdülaziz'in o gün öldüğü anlaşıldı.
[89]Ebu Anıran el Cuvfi'den rivayet edildiğine göre şöyle
diyor: [90]Babamı şöyle derken
işittim:
"Bir adam vardı.
Kendisine Battal[91]denilirdi. Rum topraklarına
girer, onların elbise, şapka ve bornozlarını giyer, İncil'i boynuna asardı.
Rumlardan ondan elliye kadar olan asker görünce hepsini öldürürdü. Daha çok
olunca onlara karışmazdı. Onlarda keşişlerinden biri sanar ve ona karışmazlardı.
Uzun seneler boyunca bu şekilde devam etti.Sonra İslam diyarına geldi. Harun
Reşid [92] dönemindeydi.
Harun Reşid onu çağırdı şöyle dedi:
"Ey Battal! Rum
topraklarında gördüğün en ilginç şeyi bana anlat." Battal şöyle dedi:
"Evet ey
mü'minlerin emiri! Bir gün bir vadide yürüyordum. Üzerimde bornoz, boynumda
İncil asılı duruyordu. Birden arkamda hayvanların ayak seslerini işittim.
Döndüğümde üzerine silah, elinde mızrak bulunan bir atlı gördüm. Bana
yaklaşınca müslümanların selamı ile bana selam verdi. Onun müslüman olduğunu
anladım ve selamını aldım. Bana:
"Ey bornoz
sahibi! Rum topraklarında kendisine Battal denilen kimseyi biliyor musun?"
dedi.Ben:
"Battal'dan ne
istiyorsun? Battal denilen kimseyi biliyor musun?" dedi. Ben:
"Battal'dan ne istiyorsun? Battal
benim" dedim. Adam atından indi. Beni kucakladı, önümde eğilip ayaklarımı
öpmeye başladı şöyle dedi:
"Ömrüm boyunca
sana hizmet etmeye geldim. Seninle beraber olup sana hizmet edeceğim" Ben
de ona dua ettim.Biz bu durumda iken, uzaktaki bir köşkten bizi görmüşler. Dört
atlı bize doğru geldi. Hepsi pür silahtı. Ellerinde mızraklar vardı. Bize doğru
at sürüyorlardı. Arkadaşım:
"Ey Battal! Bana
izin ver onlara ben karşı çıkayım" dedi. Ona izin verdim. Bir saat
çarpıştılar. Sonra onu öldürdüler. Bana doğru geldiler. Bana saldırdılar şöyle
dediler:
"Yanında
bulunanları bırak ve kendini kurtar"
Ben:"Yanımda sadece bornoz ve incil var.
Benimle savaşmak istiyorsanız, arkadaşımın silahlarını alıp silahlanana kadar
bana zaman verin. Onun atına bineyim" dedim. "Tamam" dedile.Ben
silahları kuşandım ve ata bindim. Bana doğru geldiler. Ben:"Bu insaf
değil. Siz dört kişisiniz, ben ise tek kişiyim. Teker teker benimle düello
edin" dedim."Sana insaf ettik. Bu isteğini de sana verdik"
dediler. Onlardan biriyle düello ettik. Onu öldürdüm. Sonra başka biri geldi,
onu da öldürdüm. Üçüncüsü geldi, onu da öldürdüm. Sonra dördüncüsü benimle
düelloya geldi. Onunla mızraklarla çarpışıyorduk. O bana saldırıyor, ben ona
saldırıyordum. Ben ona, o da bana üstünlük sağlayamadı. Sonunda onun da benim
de mızrağım kırıldı. Hayvanlarımızdan indik. O kılıcını ve kalkanını aldı.-Ben
de kılıcımı ve kalkanımı aldım. Benim de onun da kalkanı kırılıp kılıcı [93] kırılıncaya
kadar çarpıştık. Kılıçlarımız yere düştü.Güreşmeye başladık. Akşama kadar
güreştik. Ben ona güç yetiremedim. O da bana güç yetiremedi. Birbirimizden ayrıldık.
Ben:
"Ey adam! Benim
namazım geçti bu gün. Senin de aynı şekilde ibadetin geçmiştir- Keşişler böyle
yapardı. Geçen ibadetlerimizi yerine getirmeye ne dersin. Bu gece dinleniniz.
Sabah olunca tekrar işimize başlarız" dedim. Adam:
"Evet tamam"
dedi. Ayrıldık.
Ben Allah'a hamdettim.
Namazlarımı kıldım. O da Rabbini inkar etti. Yapacağını yaptı. Yatma vakti gelince
şöyle dedi:
"Siz Arap
topluluğunda ihanet vardır" Sonra iki tane zil [94] çıkardı
şöyle dedi:
"Birini kendi
kulağına, birini de benim kulağıma as. Sen başını benim üzerime, ben de başımı
senin üzerine koyacağım. Ben hareket edince senin zilin ses çıkarır, sen
uyanırsın. Sen hareket edince benim zilim ses çıkarır ben uyanırım." Ben:
"Bunu
yaparım" dedim.Bu şekilde uyuduk. Sabah olunca, Allah'a hamd ettim. Namaz
kıldım. O'da yapacağım yaptı. Sonra kalkıp güreşmeye başladık. Ben kedimde bir
rahatlama ve güç hissediyordum. Onu yere yıktım ve göğsüne oturdum. Onu
boğazlamak isteyince
"Bu sefer beni
affet. Tekrar başlayalım" dedi. Ben:
"Tamam"
dedim. İkinci sefer güreşmeye başladık. Benim ayağım kaydı ve adam beni yere
yıktı. Göğsüme oturdu. Beni boğazlamak isteyince
"Ben seni bir
kere affetmiştim. Sen beni affetmiyecek misin?" dedim. Adam:
"Tamam" dedi
Üçüncü sefer güreşmeye
başladık. Benim kalbim sıkıştı ve adam beni yine yere yıktı. Beni boğazlamak
isteyince,"Ben seni bir kere affetttim. Sende beni bir kere affettin. Bana
bir iyilikte bulun ve bu seferde beni affet" dedim. Adam:
"Tamam"
dedi.
Dördüncü sefer
güreştik. Adam beni yine yere yıktı. Göğsüme oturdu şöyle dedi: [95] "Şimdi
anladım ki sen Battal'sın. Seni boğazlayacağım ve yeryüzünü senden
temizleyeceğim. Ben:
"Ancak Rabbim
benim selametimi isterse, o hariç o zaman bunu yapamazsın" dedim. Adam:
"Rabbine söyle
beni senden alıkoysun" dedi.
Hançeri boğazıma
saplamak için kaldırınca, öldürülen arkadaşım kalktı. Kılıcını kaldırdı ve
adam hançerini indirmeden önce, onun kafasını vurdu şu ayeti okuyordu:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler saymayınız.
Belki onlar diridirler... [96]
Sonra ölü
olarak yere düştü. Öylece kaldı. Ey mü'minlerin emri bu benim gördüğüm en
acayip olaydır."
Müellif şöyle diyor:
"Battal'ın ismi Abdullah'tır.
Künyesi Ebu Muhammed'dir. Ebu Yahya'da deniliyordu. Tabiin'den birisidir.İbni
Zehebi "Siyeri A'lamun Nübela" da şöyle diyor
"Battal Şam'daki
amirlerden kahraman ve cesurların başında geliyordu. Emir Müslim'e b.
Abdülmelik'in iş beceren'adamlarından idi. Antakya'da otururdu. Rumlara korku
ve zilleti yaşatmıştı. Fakat onun hakkında imkansız olaylar uydurulmuştur. [97] Onun
hayatında acayip olaylar olmuştur, Bunlardan biri de şudur şöyle diyor:
"Bir köye akın
yapmak için geldik. Bir ev gördük. İçinde bir lamba yanıyordu. Bir çocukta
ağlıyordu. Annesi ona:
"Sus yoksa seni
Battal'a veririm" diyordu. Çocuk tekrar ağladı. Onun yatağından tuttum.
Kadın:
"Al onu
Battal" dedi. Ben de:
"Ver" dedim.
Sonunda Battal bir
savaşta [98] aşarı şekilde yaralandı.
Ancak daha hayattaydı. Liyon meliki yanına geldi:
"Ey Ebu Yahya!
Nasıl gördün? Ben kahramanların bu şekilde çok öldürüldüğünü görmedim. Yanımda
doktorlar var. Onu getirdiler. Onu yaralayanı öldürmüşlerdi. Melik:
"Bir ihtiyacın
var mı?" dedi. Battal:
"Beni kefenleyip
namazımı kılacak birini bırak"
dedi. O da dediğini
yaptı. Yüz on iki ve on üç yılında öldürüldü. [99] Onun
yukarıdaki hikayesi acayiptir. Ondan daha garibi ise "Masumin"
kitabının sahibinin anlattığıdır şöyle diyor:
"Tarsus'taki Ali
el Yezidi şöyle dedi:
"Babam bana şöyle
dedi. Babam Tarsus yapıldığı zaman, orada ilk oturanlardandır:
Şam'dan cesur ve
süvari olan üç kardeş bizimle beraber savaşırlardı. Askerin arasına girmezlerdi.
Yalnız başlarına yol alırlar ve yalnız başlarına konaklarlardı. Düşmanı
gördüklerinde kendilerine denk olanlarla savaşmazlardı. Bir seferde savaşa
gittik. Onlar kafirlerden büyük bir toplulukla karşılaştılar. Müslümanlar şiddetli
bir şekilde savaşıyorlardı. Bazıları bazılarına şöyle diyorlardı:
"Müslümanların
başına gelenleri görüyor musunuz. Şimdi canımızı feda etmemiz bize vacip
oldu."
Onların yanına gittiler. Onlar müslümanlara
şöyle dediler:
"Arkamızda durun.
Bizimle savaşın arasını boş bırakın. Biz onlara yeteriz inşaallah!"
Rumları yenene kadar
savaştılar. Rum meliği yanında bulunan komutanlarına:
"Kim bunlardan
birini bana getirirse onun rütbesini yükseltirim" dedi.
Rumlarda onları
sıkıştırdılar ve esir aldılar. Hiç birisi yaralanmamıştı. Melikleri şöyle dedi:
"Bunlardan daha
iyi fetih ve ganimet yoktur." Onları da yanına alarak Konstantiniyye'ye
geldi. Onlara hıristiyanlık dinini arzetti."Sizlere mal ve servet
vereceğim" dedi. Onlar kabul etmediler.
"Ey
Muhammedi" diye bağırdılar. Melik:
"Ne
diyorlar?" diye sorunca:
"Peygamberlerini
çağırıyorlar" dediler. Melik onlara yöneldi ve:
"Eğer benim
davetime icabet ederseniz kurtulursunuz. Yoksa kazanlarda yağ getirip
kaynatacağım ve her birinizi bir kazana atacağım" dedi. Onlar yine red
ettiler. Melik üç tane kazanın getirilmesini emretti. Sonra içlerine yağ dolduruldu.
Sonra altlarına ateş yakıldı. Üç gün altlarında ateş yandı. Her şey onların
önünde yapılıyordu. Kazanların önünde onlara hıristiyanlık teklif ediliyordu.
Onlar da bunu red edip İslam'da sebat ediyorlardı. Üçüncü gün büyüklerini
çağırdı. Kendisinin dinine girmesine davet etti.
"Seni bu kazana
atacağım" dedi. O red etti. Onu kazana attı. Atar atmaz kemikleri yağın
üzerinde yüzmeye başladı. Aynısını ikincisine de yaptı. Onların sabrını görünce
pişman oldu şöyle dedi:
"Ben bunu öyle
bir kavme yapıyorum ki, onlardan daha cesur kimse görmedim. Ben istedim ki
onlardan biri rumlar arasında kalsın"
Küçüğünü çağırdı. Ona yaklaştı ve din konusunda
onu kandırmaya çalıştı.Askerlerden biri meliğin yanına gelerek şöyle dedi:
"Ey melik! Eğer
onu kandırırsam bana ne yaparsın?" Melik:
"Seni komutan
yaparım" dedi. Asker:
"Buna
razıyım" dedi. Melik:"Onu ne ile kandıracaksın?" dedi. Asker:
"Melik de biliyor
ki Araplar en çok kadınlara düşkündürler. Rumlar da bilirler ki benim kızımdan
daha güzel bir kadın rumlarda yoktur. Onu bana ver. Onu kızımla başbaşa bırakayım.
Kızım onu kandırır."
Melik askere kırk günlük müddet verdi.
Müslümanı ona teslim etti.Asker onu alarak kızının yanma götürdü. Kızma melik
ile olan anlaşmalarını ve durumunu anlattı. Onunla Melik arasında[100]
belirlenen müddeti de söyledi. Kız"Onu bana bırak. Ben hallederim"
dedi. Müslüman ile beraber kalıyor iken geceleri namaz kılyor, gündüzleri oruç
tutuyordu. Gece ve güzdüzünü dua, zikir veibadetle geçiriyordu. Böylece
müddetin çoğu geçti. Melik askere:
"Adamın durumu
nasıl?" dedi. Asker kızının yanına gelerek:
"Ne yaptın?" dedi. Kız:
"Bir şey
yapmadım. Bu adam iki kardeşini bu belde de kaybetti. Korkarım ki bunun red
etmesi kardeşlerinin ecellerindendir. Onların eserlerini red ediyor. Fakat sen
Melik'ten süreyi uzatmasını iste. Beni onunla birlikte kardeşlerinin
öldürülmediği bir beldeye gönder" dedi.
Asker MeIik'ten bunu istedi. Melik sureyi
uzattı. Buradan çıkmalarına da İzin verdi. İkisini kızın dayılarının olduğu
bir beldeye gönderdiler. Burada da bir müddet geçti. Genç yine gece namazda
gündüz oruçta idi. Nihayet bir gece kız:
"Ey adam! Büyük
bir Rabbe ibadet ettiğini görüyorum. Bende senin dinine girdim. Hıristiyanlığı
bıraktım" dedi. Genç ona güvenmedi. Kız bir daha tekrarladı. Genç
"içinde
bulunduğumuz durumdan kurtuluş yolu nedir?" dedi. Kız:
"Bunu ben
hallederim" dedi. Gidip binek hayvanları getirdi şöyle dedi:
"Haydi senin
memleketine kaçalım" dedi. Hayvanlara bindiler. Gece yol alıp gündüzleri
saklanıyorlardı. Bir gece yol alırken arkalarında nal sesleri işittiler. Kız:
"Ey adam! Tasdik
ettiğin Rabbine dua et de bizi düşmanımızdan kurtarsın" dedi.Genç
arkasına dönünce kardeşlerini gördü. Yanlarında melekler vardı. Onlara selam
verdi. Durumlarını sordu. Kardeşleri:
"Sadece senin
gördüğün o daldırılma idi. Ondan sonra firdevs Cennetine çıktık. Allahu Teala
bizi sana gönderdi ki, senin bir kızla evlenmeni görelim" dediler.
Onu kızla evlendirip geri döndüler. Genç ile
kız da çıkıp sonra geldiler. Şam'da bu olayla meşhurdular. [101]
Şehidlerin
hayatlarıyla ilgili hikayeler çoktur. Burada zikrettiklerimiz yeterlidir. Mesele:
Kurtubi tefsirinde
şöyle diyor:
"Eğer şehid hüküm
olarak diri ise hissi olarak canlı olan kimse gibi üzerine namaz kılınmaz.
Alimler şehidlerin yıkanması ve üzerlerine namaz kılınması konusunda ihtilaf
etmişlerdir.
Malik, Şafii, Ebu Hanife ve Sevriye göre
savaşta öldürülen kimse yıkanmaz. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Onları kanlarıyla defnedin"
Yani Uhud günü. Onları
yıkamadılar. Buharı rivayet etmiştir. [102]
Ahmed, İshak, Evzai, Davud b. Ali, Fukaha'dan bir cemaat ve hadis ehli de bu
görüştedirler. Bunun sebebi ise hadiste geldiğine göre; onların kanı kıyamet
günü misk gibi kokacaktır. Hasan ve İbni Müseyyeb'e göre ise yıkanırlar. Ebu
Ömer b, Afadulberr şöyle diyor:
"Onların görüşüne
kimse katılmamaktadır."
Onların cenaze namazı
konusunda ise Malik, Şafii Ve Ahmed'e göre Cabir'in hadisi ile cenaze namazları
kılınmaz. Küfe, Basra ve Şam fukahasına göre cenaze namazları kılınır.
Bunların rivayet ettikleri hadislerin çoğu mürsel'dir. Alimlerin icmasına göre
şehid olan kişi diri olarak taşınmış ise, savaş alanında ölmemiş ise, ondan
sonra yaşamış ve yiyip içmiş ve ondan sonra ölmüş ise üzerlerine namaz kılınır.
Ömer (r.a.) yapıldığı gibi. [103]
Cennete girdikten
sonra, dünyadaki herşey kendisine verilse de, dünyaya dönmeye kimse razı olmaz.
Ancak şehid hariç. O tekrar Allah yolunda öldürülmek için, Allah'tan kendisini
tekrar dünyaya göndermesini isteyecektir. Gördüğü büyük ikramdan dolayı.
1120- Sahihi
Buhari, Müslim ve başkalarının Enes'ten (r.a.) rivayet ettiklerine göre
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennete girdikten sonra, kendisine dünyadaki herşey
verilsede, dünyaya dönmeyi isteyecek kimse yoktur. Ancak şehid hariç. O tekrar
dünyaya dönmeyi ve Allah yolunda on defa öldürülmeyi temenni edecektir. Gördüğü
ikramdan dolayı." [104]
1121- Bir
rivayette:
"Şehidlerin faziletini gördüğünden dolayı"
Yukarıda Enes'in (r.a.)
Hadisinde geçtiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Cennet ehlinden bir adam getirilir. Ailah'u
Teala ona:"Ey Ademoğlu! Yerini nasıl buldun?" der.Adam: "Ya
rabbi! Yerlerin en hayırlısı" der. Allahu Tala:"İste ve
temenni et" der.Adam: "Başka birşey istemiyorum ve temenni etmiyorum.
Sadece beni dünyaya göndermeni ve senin yolunda on defa öldürülmeyi
istiyorum" der. Çünkü şehidlerin faziletini görmüştür." [105]
Yukarıda Ebu
Hureyre'nin hadisinde geçtiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki
Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra tekrar savaşıp öldürülmeyi, sonra
tekrar savaşıp öldürülmeyi isterdim."
Buharı veMüslüm
rivayet etmişlerdir. [106]
1122- İbni
Ebu Umeyre den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidden başka, rabbi tarafından kabzedildikten
sonra, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilsede, dünyaya dönmeyi
isteyecek hiçbir nefis yoktur."
İbni Ebu Umeyre şöyle
diyor:
"Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Allah yolunda öldürmek, Şehid ve kırsal kesim ehlinin
hepsinin benim olmasından olana daha serimlidir.” [107]
Ahmed Hasen bir senedle
ve Nesai rivayet etmişlerdir.
Hadiste geçen
"Ehlül vebri" kelimesi, arap ve başkalarından bina ve evlerde oturmayan
manasınadır. "Ehlül Mederri' kelimesi ise köy ve şehir ahalisi
manasınadır. [108]"Mederr[109]
kelimesi taşla karıştırılmış kurumuş çamur manasındadır.
Cabir bin Abdullah'dan
(r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Uhud'da Abdullah
bin Amr bin Haram öldürülünce Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ey Cabir! Allahu Tealamn babana söylediklerini
sana haber vereyim mi?" Ben
"Evet"
dedim. Şöyle buyurdu:"
Allahu teala insanlarla sadece perde arkasından konuşur.
Fakat baban ile yüzyüze konuştu.
Şöyle buyurdu:
"Ey Abdullah! Benden iste, sana vereyim." Baban
"Yarabbi! Beni
dirilt, senin yolunda bir kez daha öldürüleyim." dedi. Allahu
teala:"
O konuda ben hükmettim ki insanlar dünyaya bir daha
geri dönmeyecekler." buyurdu.
Baban
"Yarabbi!
Arkamdakilere tebliğ et" dedi. Allahu teala şu ayeti indirdi:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler
sanmayınız..." [110]
Tirmizi rivayet ederek
Hasendir demiştir. İbni Mace de hasen bir senedie ve Hakim rivayet etmişlerdir.
Hakim senedinin sahih olduğunu söylemiştir. [111]
1123-
Beyhaki'nin "Delailü'n-nübüvve'de" Ebu Ubade el-Ensari'den ki o İsa
bin Abdurrahman'dır. [112]
Onun da Zühri'den, onun da Abdete'den, onun da Hz. Aişe'den rivayet ettiğine
göre Hz. Peygamber (s.a.v.) Cabir'e şöyle demiştir:
"Ey Cabir! Sana müjde vermeyeyim mi?"Cabir
"Evet. Allah seni
hayırla müjdelesin" dedi. Hz. Peygamber:
"Allahu teala senin babam diriltti ve şöyle dedi:
"Ey kulum! İstediğini benden iste, sana vereyim."
Baban:"Yarabbi!
Sana hakkıyla ibadet edemedim. Senden beni dünyaya tekrar göndermeni, senin
peygamberinle beraber savaşıp senin yolunda birkere daha öldürülmeyi
isterim." dedi. Allahu Teala:
"Onların oraya dönmeyecekleri benden geçmiştir." buyurdu." [113]
Abdullah bin Mes'ud ve
başkalarının hadisleri ileride gelecektir.
Faziletlerden birisi
de; Allah yolunda şehadet, Allah ile kul arasındaki bütün günahlara ve haklara
keffaret olur.
Ebu Katade'den rivayet
edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.)
"sahabenin
arasında ayağa kalkmış ve şöyle buyurmuştur:
"Allah yolunda cihat ve Allah'a iman en faziletli
amellerdir." Bir adam ayağa
kalkıp şöyle dedi:
"Ya Rasulallah:
Eğer Allah yolunda öldürülürsem, bütün günahlarıma keffaret olur mu?"
dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Evet. Eğer Allah yolunda sabrederek, sevabını Allah'tan
bekleyerek, yüzünü dönüp, sırtını dönmeden öldürülürsen." buyurdu. Sonra
"Nasıl dedin?" buyurdu. Adam
"Eğer Allah
yolunda öldürülürsem, bütün günahlarıma keffaret olur mu?" dedi. Rasulullah
(s.a.v.)
"Evet. Eğer sen sabrederek, sevabını Allah'tan
bekleyerek, yüzünü savaşa dönüp, sırtını dönmeden öldürü-lürsen keffaret olur.
Ancak borç hariç."
Cebrail bana böyle
söyledi." buyurdu." Müslim ve başkaları rivayet etmişlerdir.[114]Borçtan
maksat, insanların haklarının hepsidir. Gasp, malı haksızlıkla alma, kasten
öldürme ve yaralama... ve başka her türlü zulümlerdir [115]
Aynı şekilde; gıybet, kovuculuk, alay ve benzerleri. Bütün bu hakların
sahiplerine verilmesi gerekir. Nevevi bunu Müslim'in şerhinde tenbihlemiş [116] ve
başkaları da dikkat çekmişlerdir. [117]
1124-
Abdullah bin Amr bin As'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
"Borç hariç, şehidin her şeyi affedilir." [118]
Müslim rivayet etmiştir.Ebu Velid bin rüşd
mukaddimelerinde şöyle diyor:
"Bir görüşe göre
bu islamın ilk dönemlerindedir. Allahu tealanın şehidin borçlarını da ödediği
rivayet edilmiştir." [119] Kurtubi
tefsirinde şöyle diyor:
"Sahibini cennete girmekten alıkoyan,
engelleyen borç, ödemediği ve vasiyyet'de etmediği, gücü yettiği halde
vermediği veya israf veya ahmaklık için aldığı borçlar ve ödemeden öldüğü
borçlardır. Ancak kayıp veya zorluktan dolayı ödeyememiş ise Allahu teala
inşallah ondan dolayı adamı cennetten alıkoymaz. Çünkü o borcu Ödemek sultana
farzdır. Ya sadakalar kısmından, ya zarar edenlerin payından veya müslümanlara
sarfedilen fey'den öder. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim geriye borç veya kayıp bırakırsa, onlar
Allaha ve Rasulüne aittir. Kim geriye mal bırakırsa, o da varislere
aittir," [120]
Kurtubi bunu
"tezkire"de de zikretmiş ve şöyle demektedir: "Eğer sultan o
borcu ödemezse, Allahu teala onu öder ve alacaklıyı razı eder." Sonra
bunların delillerini sıralamaktadır. Bu delillerden biri de şudur: Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kim insanlardan mal alıp onu ödemeye çalışırsa,
Allah onun yerine öder. Kim de mal alıp telef etmeye çalışırsa, Allah da onu
telef eder. [121]
Buhari rivayet
etmiştir. [122] Müellif şöyle diyor:
Kurtubi'nin
söylediklerini destekleyen delillerden biride Cabir'in babası Abdullah'ın
kissasıdır. Abdullah Uhud savaşma çıktığında üzerinde çokça borç vardı. Uhud'da
şehid edildi. Rasulullah (s.a.v.) bir Ebu Davud İmaret bölümünde,
"Çocukların rızkı" konusunda, 3/360, No: 2954'de Cabir den rivayet
etmiştir.kaç gün sonra Cabir'in, babasının üzerindeki borçları düşündüğünü
görünce, Allahu Tealanın babasıyla yüzyüze konuştuğunu ona haber vermiştir. Bu
hadis yukarıda geçti. Eğer Abdullah borcu yüzünden cennetten alıkonsaydı,
Allah-u Teala'nm yüzyüze konuşması gibi büyük bir dereceyle mükafatlandırılmazdı.
Aynı şekilde Zübeyr de şehid edildiğinde üzerinde birmilyon ikiyüzbin borç
vardı. Onun olayı-da ikinci bölümde geçti. Bu faziletlerden birisi de; Melekler
şehidi kanatlarıyla gölgelerler. [123]
1125-
Cabir'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Babam Peygamberin yanına getirildiğinde,
onun azaları kesilmişti. Onun Önüne konuldu. Ben yüzünü açmak istedim, beni
engellediler. Birden gür bir ses işitildi:
"Ey Amr'ın kızı!
veya Ey Amr'ın kızkardeşi! Niçin ağlıyorsun -veya ağlama? Melekler hala onu
kanatlarıyla gölgeliyorlar. [124]
Buhari ve Müslim
rivayet etmişlerdir.
Allahu Teala'nm Abdullah'la yüzyüze konuşma
muamelesini sadece ona vermiş olduğu gibi, bu muameleyi de sadece ona yapmış
olabilir. Çünkü onun Allah katında değeri yüksektir. Hadis 'te geçen
"Mussüe" kelimesi, kollarının veya burnunun veya kulaklarının veya
cinsel organının kesilmesi, gözlerinin çıkarılması v.b. şeylerin ölüye
yapılması manasınadır.Bu faziletlerden biri de; Allah yolunda halis ölüm kesinlikle
cennete girmeyi gerektirir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz Allah müminlerden canlarını ve
mallarını cennet karşılığında satın almıştır. [125]
Yine şöyle buyuruyor:
"Allah yolunda öldürülenlerin amelleri kaybolmaz.
Allah onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip ıslah edecektir. Ve
onları kendilerine tarif edip tanıttığı cennete sokacaktır." [126]
1126- Semure
bin Cündüb'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Bu gece iki adam gördüm. Gelip beni bir ağaca
çıkardılar. Beni öyle bîr eve götürdüler ki, ondan daha güzelini ve efdalini
kesinlikle görmedim. Bana şöyle dediler: "Bu ev şehidlerindir.”[127]
Buhari rivayet
etmiştir. [128]
1127- Ebu
Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennete ilk önce girecek üç kişi bana arz
edildi: Şehid, iffetli olup, haramlardan ve [129] insanlara el
açmaktan sakınan kişi[130]ve Allah'a ibadetini
güzel yapıp ve-layetindekilere nasihat eden adam.
"Tirmizi
rivayet etmiş ve "Hasen hadistir" demiştir. [131]
1128- Yine ondan rivayet edildiğine göre Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Allahu Teala, biri diğerini öldüren, sonra her
ikisi de cennete giren iki adama güler."
Nasıl ya
Rasulallah?" dediler. Şöyle buyurdu:
"Biri diğerini öldürür. O cennete girer. Sonra
Allah öldüreni de İslam'a hidayet edip tevbeyi nasip eder. O da Allah yolunda
cihad edip şehid olur."Bir
rivayette şöyle diyor:
"Biri Allah yolunda savaşır ve şehid edilir.
Sonra Allah öldürene tevbe nasip eder ve adam müslüman olur. Allah yolunda
savaşır ve şehid olur.
[132]Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. [133]
1129- Taberani ve Bezzar'ın Semure bin Cündüb'ten
rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Sizden kim sabrederek ve savaşa
yüzünü dönerek Allah yolunda öldürülürse, o cennettedir.[134]
1130- Cabir'in
Rasulullah'tan rivayet ettiğine göre şöyle buyuruyor:
"Kim Allah rızasını kastederek öldürülürse, Allah
ona azab etmez. [135]
Taberani
"evsaf'da Abdullah b. Bükeyr el-Ganevi[136]
yoluyla rivayet etmiştir. [137]
1131-
Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Cennette 'adn'
denilen bir köşk vardır. Bu köşkün beşbin kapısı vardır. Her kapıda beşbin
seçkin kişi vardır." Ya'la şöyle dedi: "Ona yeter mi?" Abdullah
şöyle dedi: "Oraya sadece peygamber, Sıddık ve şehid girebilir." [138]
İbni Ebi Şeybe sika
senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [139]
1132- Yine onun
bir rivayetine göre şöyle diyor: "Cennette "adn" denilen bir
köşk vardır. Etrafında yeşil alanlar [140] ve
burçlar vrdır. Oranın beşbin kapısı vardır. Oraya sadece peygamberler,
sıddıklar, güzel olan, güzel huriler manasınadır. [141]
1133- Hasan
binti Muaviye Essarimiyye'den şehidler ve adil imamlar girebilir. [142] Hadiste
geçen "Hayret" denilen seçkin kişilerden maksat, ahlakı [143]
rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Amcam [144]
şöyle dedi:
"Rasulullah'a
(s.a.v.) Kim cennete girecektir?" diye sordum. Şöyle buy rdu:
"Peygamber cennet'tedir. Şehid cennet'tedir. Diri
diri toprağa gömülen kız çocuğu cennet'tedir.[145]
Ebu Davud rivayet
etmiştir.
Hadis'te geçen
"veid" kelimesi "dir diri toprağa gömülen kız çocuğu"
manasınadır. Arap'lar cahiliyye döneminde böyle yaparlardı. [146]
1134-
Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Ümmü Rabia binti Bera -ki Harise binti
Süraka'nın [147] annesidir. Rasulullah'a
geldi ve şöyle dedi:
"Ya Rasulallah!
Bana Harise'den haber ver. Bedir gününde öldürüldü. Ona bir ok isabet etmişti.
Eğer cennette ise sabrederim. Eğer başka yerde ise ona ağlarım."
Rasulullah (s.a.v.):
"Ey Ümmü Harise! Cennette birçok bahçe vardır.
Senin oğlun Firdevs'in en üst derecesindedir." buyurdu.
Başka bir rivayette
şöyle buyuruyor:,
Firdevs'in en üst
derecesindedir. [148]
Buhari rivayet etmiştir. [149]
1135- Yine
Enes'den (r.a.) rivayet edi"Oğlunu kaybetti mi? Cennet sadece bir tane
midir? Çok Cennet vardır. O ldiğine göre:
"Siyah bir adam
Rasulullah'a geldi ve şöyle dedi:
"Ya Rasulallah!
Ben siyah bir adamım. Kötü kokulu, çirkin yüzlü ve malı olmayan birisiyim. Ben
öldürülünceye kadar şunlarla savaşırsam, ben nereye giderim?" Rasulullah
(s.a.v.)
"Cennete
girersin" buyurdu. Adam öldürülünceye kadar savaştı. Öldürülünce
Rasulullah (s.a.v.) yanına geldi ve şöyle buyurdu:
"Allah yüzünü beyazlaştırdı, kokunu güzelleştirdi
ve malım çoğalttı. Onun hurilerden olan hanımını, onunla üzerinde bulunan
yünden cübbenin arasına girerken gördüm."
Hakim rivayet etmiş ve
Müslim'in şartlarına göre sahihtir demiştir. Beyhaki ise Şuab'da hadisin
sonunu şöyle naklediyor:
"Rasulullah
yanına geldiğinde, o öldürülmüştü. Şöyle buyurdu:
"Allah senin
yüzünü güzelleştirdi. kokunu güzelleştirdive malını çoğalttı. Onun hurilerden
olan iki hanımının, onun üzerinde bulunan cübberiin altına girmek için
tartııştıklarını gördüm. [150]
Müellif şöyle diyor:
Rasulullah'a (s.a.v.) gelen siyah adamın adı Cual'dir. İbn Esir
"Esedü'ğabe" de zikretmiştir. [151]
1136- Bu
hadis benzer şekilde Ömer'den de rivayetedilmiştir. Şöyle diyor:
"Bir adam
Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:
"Ya Rasulallah!
Ben senin önünde öldürülüceye kadar savaşırsam, Rabbim beni horlamayıp cennete
sokar mı?" Rasulullah:
"Evet" dedi. Adam:
"Bu nasıl olur.
Benim kokum kötü, regim siyah ve aşiretimde konumum düşüktür" dedi. Gitti
ve öldürülünceye kadar savaştı. Rasulüllah (s.a.v.) yanına gelince şöyle buyurdu:
"Ey savaşçı!
Şimdi Allah senin kokunu güzelleştirdive yüzünü beyazlaştırdi.[152]
1137- İbni
Abbas'tan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cafer b. Ebu Talib'i iki kanadıyla cennete
istediği gibi uçan melek olarak gördüm. İki kanadı kısaltılmış ve kan
damlıyordu." [153]
Taberani iki senedle
rivayet etmiştir. Bir senedi Hasendir.
Hadiste geçen
"Kavadim" kelimesi kuşların her kanadında bulunan on tane tüye
denilmektedir.[154]
Bu faziletlerden biri
de, şehidler Allah yolunda öldürülünce, Allah onların ruhlarını cennetteki
yeşil kuşların karnına koyar. [155]
1138- İbni
Abbas dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kardeşlerinizin başına gelenler meydana gelince,
Allah onların ruhlarını yeşil kuşların karnına koydu. Cennetteki ırmakların
kenarına konarlar, oranın meyvelerinden yerler. Arş'ın gölgesinde asılı duran
altından kandillere konarlar. En güzel yiyecek, içecek ve meskenlerini görünce
şöyle dediler:
"Kardeşlerimize, bizim diri olduğumuzu ve
rızıklandığımızı kim haber verecek. Taki Cihad'da gevşemesinler ve savaştan
geri kalmasınlar." Allahu Teala şöyle buyurdu:
"Ben sizin
haberinizi onlara ulaştırırım." Şu ayeti indirdi:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler
saymayınız..." [156]
Ebu Davud ve Hakim
rivayet etmişlerdir. Hakim "Müslim'in şartıyla sahihtir" demiştir.
Hadiste geçen
"Yunekkilu" kelimesi "Cihaddan korkarak geri durma"
manasına gelmektedir.[157]
1139-
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Abdullah'a bu ayeti sorduk:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler saymayınız.
Bilakis onlar diridirler ve rablerinin katında rızıklandırılıyorlar." Şöyle dedi:
"Biz de Rasulullah'a sorduk. Şöyle
buyurdu:
"Onların ruhları yeşil kuşların kanundadır. Cennette
istedikleri gibi uçarlar. Orada Arş'ta asılı duran kandiller vardır. Sonra o
kandillere konarlar. Rableri onların yanına çıkar ve şöyle der:
"Bir şey mi istiyorsunuz?" Onlar şöyle
derler;
"Neyi istemeliyimki? Cennette istediğimiz gibi
uçuyoruz" AllahTeala bunu üç sefer tekrarlar. Onlar istekte bulunmadan
bırakılmayacaklarını anlayınca şöyle derler:"
Yarabbi! Ruhlarımızın cesetlerimize tekrar dönderilmesini
ve senin yolunda bir kere daha öldürülmeyi isteriz." derler. Allahu Teala
onların herhangi bir isteklerinin olmadığını görünce, onları bırakır." [158]
Müslim ve başkaları
rivayet etmiştir. [159]
1140- Bu
hadisi Abdurrezzak Sevri [160] o
da A'maş'tan [161], o da Abdullah b. Mürre
den [162] o
da Mesruk'tan mevkuf olarak rivayet etmiştir. Onun rivayetinde şöyle diyor:
"Şehidlerin
ruhları Allah katında yeşil kuşlar gibidirler. Onlar için Arş'ta asılı duran
kandiller vardır. [163]
1141- Kab b.
Malik'ten rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidlerin
ruhları yeşil kuşlar suretinde cennetin[164]
kandillerine asılı durarlar. Kıyamet gününde Allah onları dönderinceye kadar
öylece dururlar. [165]
Abdurrezzak sahih
isnadla rivayet etmiştir.
Tirmizi'de rivayet
etmiştir. Ancak onun rivayeti şöyledir:
"Şehidlerin
ruhları, yeşil kuşların karnındadır. Bunlar cennetin meyvelerinden veya
ağaçlarından yerler.
"Tirmizi
"Sahih, hasen bir hadistir" demektedir.Hadiste geçen
"taluku" kelimesi "cennettin en yüksek ağaçlarından yemek"
manasınadır. [166]
Kurtubi Tezkire'de
şöyle diyor:
"İbni Mesud'un
hadisinde,"
Şehidlerin ruhları yeşil kuşların karnındadır.
"Kab b. Malik'in
hadisinde,
"Müminlerin canları cennetin ağaçlarından yiyen
bir kuştur.
"A'maş'ın
Abdullah b. Mürre'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"İbni Mesud'a
şehidlerin ruhları soruldu. Şöyle dedi:"
Allah katında
şehidlerin ruhları yeşil kuşlar gibidirler, arş'ın altındaki kandillerdedirler.
Cennette istedikleri gibi uçarlar, sonrakandillerine dönerler."
İbni Uyeyne Ubeydullah
b. Ebu Yezid'in yanında [167] İbni
Abbas'ı şöyle derken işittiğini söylemiştir:
"Şehidlerin
ruhları, yeşil kuşlar şeklinde dolaşır."
İbni Şihab'ın İbni Kab
b. Malik'ten [168], onunda babasından [169]
rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şehidlerin ruhları, cennetinağaçlarından
yinen yeşil kuşlardır."
Bütün bu hadisler Kab
b. Malik'in hadisine uygundurlar. Kab’ın hadisi:"
Onların ruhlarının yeşil kuşların karnında.."
Olduğunu söyleyen
rivayetlerden daha sahihtir. Ebu Ömer bunu "istizkar" da söylemiştir.
Ebu Hasan el-Kabis'i [170]
şöyle diyor:"
Alimler "Onların
ruhları yeşil bir kuşun içindedirler"
şeklinde söz söyleyenin sözünü red
etmişlerdir. Çünkü bu sahih olmayan bir rivayettir. Ayrıca eğer böyle olursa,
bu ruhlar için çokdan ve sınırlı bir yer olurdu.
Kurtubi şöyle diyor:
"Sahih olan rivayeti Müslim rivayet etmiştir. O rivayette geçen
"fi" harfi cerrinin "ala" harfi cerri manasına olması da
muhtemeldir. O zaman mana "Onların ruhları yeşil kuşların karnını
üzerindedir" olur. Bu şekilde Allahu Teala ayette kullanmıştır:
"Sizleri hurma dallarına asacağım." [171]
Ayetteki
"fi" harfi "Ala" manasınadır. Hadiste "karın" kelimesinin
"sırt" manasına kullanılmış olması ihtimalide vardır. Çünkü karın
kelimesi daha kapsamlıdır ve sırtı da içine alır." Ebu Muhammed Abdulhak
şöyle diyor:
"Bu tespit çok
güzeldir." Kurtubİ'nin tezkire'de zikrettikleri bu kadardır. [172] Müellif
şöyle diyor:
"Bu görüşlerin
hepsinde şüphe vardır, ibni Mesud'un hadisi şüphesiz sahihtir. Sahih değildir
diyenlerin görüşüne itibar edilmez. Onların ruhlarının bu durumda sıkıştıkları
görüşüne de katılmıyoruz. Eğer bu doğru olsaydı, cennet ehlinin kendi
cesetlerinde sıkışmaları gerekirdi. Cafer'in Rasulullah'ın kendisini içinde
gördüğü cesette sıkışık olması gerekirdi. Hiç şüphesiz o şehidlerin efendisidir.
Fakat Ebu Muhammed'in yaptığı tevillere hiç gerek yoktur. Bize göre onların
ruhlarının bu cesetlere konulmasının hikmeti şudur:
"Onlar
cesetlerini Allah için feda edince, Onun rızası ve sevgisi için vücudlarını
acılara ve şiddetli zorluklara maruz bırakınca, Onun emrini yerine getirme ve onun
rızasını elde etme için vücutlarına fenalığı uygun görünce, onların vücudlarnın
yerine baki ve nimetler aleminde onlara daha zarif bir cesed verilmiştir. O
cesetle yiyip içiyorlar, cennette istediklerini yapmakta serbest
kalmaktadırlar.Hayvanların en güzelleri kuşlardır. En güzel renk te yeşildir.
Şeffaf cisimlerin en güzeli de camdır. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Cam sanki ışık saçan bir yıldızdır." [173]
İbni Abbas'm hadisinde
olduğu gibi eğer altından olursa, daha fazla güzel olur. Özellikle cennetin
altınından olursa çok daha ferahlatıcı olur. Bunun için Allahu Teala onların
ruhlarını en güzel cesed olan kuş suretine koymuş, en güzel renk olan yeşil
renkte yaratmış, en güzel cisim olan ışık saçan Arş'ın gölgesinde duran
ferahlatıcı kandillere konmalarını sağlamıştır. Kerim olan Allah'ın huzurunda
o ruhların lezzetleri tamamlansın. Onların orada sıkıştıkları nasıl
söylenebilir? Hayır. Vallahi bu büyük kurtuluştur. Savaşanların cihad
edenlerin bunun için çabalaması gerekir. [174]
1142- İmam
Ahmed'in Müsned'inde İmam Muhammed b. İdris Şafii'den, onun da İmam Malik b.
Enes'ten onun da Zühri'den, onun da Abdurrahman b. Kab b. Malik'ten[175]
onun da babasından rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor.
"Müminlerin canları [176] bir kuştur. Kıyamet
gününde Allah onları kendi cesedlerine dönderinceye kadar cennetin ağaçlarından yerler. [177] Bu
hadis sahih ve büyük bir hadistir. Varlığına az rastlanan hadislerdendir.
Çünkü dört imamdan üçü bu hadisin senedinde toplanmışlardır. Kurtubi "Kab
b. Malik'in hadisi" demekle bu hadisi işaret etmektedir. [178] Eğer
bütün müminlerin ruhları cennette kuş şeklinde ise, şehidlerin ayırıcı
özellikleri nelerdir? Bu soruya birkaç şekilde cevap verilebilir.
Birincisi:
İbni Kesir'in tefsirinde zikrettiği farktır. "Müminlerin ruhları çenette
kuş şeklindedir. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşların kanundadır. Şehidlerin
ruhları genel müminlerin ruhlarına nisbetle sanki binici konumundadırlar.
Kendileri istedikleri yere uçarlar sos [179] Bu
güzel bir tespittir. Ancak Kab b. Malik'in hadisi İbni Mesud'un mevkuf
hadisiyle çekişmektedir. Bu hadislerde şehidlerin ruhlarının yeşil kuşlar
şeklinde oldukları geçmektedir.
ikincisi: Bu
fark daha güzeldir. Buradaki müminlerden maksad şehid olan müminin ruhudur.
Diğer müminler kastedilmemektedir.Şu hadis te bunu desteklemektedir.
Abdurrezzak'ın Ma'mar dan [180]
onun da Zühri'den, onun da Abdullah b. Kab'dan, onun da babasından rivayet
ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidlerin ruhları yeşil kuşların suretindedir.
Kıyamet gününde Allahu Teala onları cesedterine dönderinceye kadar cennetin
kandillerinde asılı dururlar.
"Aynı
şekilde yukarıda geçen İbni Mesud'un mevkuf hadisi de bunu desteklemektedir.
Kadı Ebubekir b. Arabi'nin "Siracül müridin [181] kitabında
naklettiği de bunu desteklemektedir. "Allah yolunda öldürülen şehid
hariç, müminlere yeme ve nimetlerin acele verilmeyeceğinde ümmetin icması
vardır."
Üçüncüsü:
Normal müminlerin ruhlarıyla ilgili hadiste "taleku" şeklinde rivayet
edilmektedir. Kurtubi Tezkire'de şöyle diyor:"Bunun manası
dolaşmaktır."[182]
Onun hattıyla şöyle nakledilmiştir:
"O zaman mana
müminlerin ruhları cennetin ağaçlan arasında uçar, onların arasında
dolaşırlar. Kıyamete kadar böyle devam eder. Ancak yeme içme yoktur. Fakat
şehidlerin ruhları yeşil[183]
kuşların karnında veya yeşil [184]
kuşların suretinde yerler, içerler ve nimetlenirler. Arş'ın gölgesindeki
kandillere konarlar."
Ben bunun zikredildiğini görmedim. Bu tespit
geçen bütün hadisleri birbiriyle te'Iif etmekte, uyuşturmaktadır.Bu
faziletlerden biride; Şehidler kabirlerinde[185]
fitneye uğramazlar. Haşir sırasındaki bayıltıcı şiddetli sesi[186]
işitmezler. Allah yolunda at bağlayanın kabrinde fitneye uğramayacağı
hadislerle sabittir. Şehid ise buna daha hayiktır. Çünkü diğerinden daha
faziletlidir. Şehidin kavuştuğu dereceye, at bağlayan ancak şehadete
atılmakla, onu beklemekle kavuşur. O dereceye kavuşan kimseye bu nasıl
verilmez. [187]
1143-
Nesai'nin Raşid b. Sad'dan [188],
onun da sahabeden bir adamdan rivayet ettiğine göre bir adam şöyle dedi:
"Ya Rasulallah!
Şehid hariç müminler kabirlerinde fitneye uğruyorlar. Bu nasıl oluyor?"
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Başının üzerinde
kılıcı parlaması fitne olarak şehide yeterlidir. [189]
Tehzib'de şöyle diyor:
"Ebu Hatim ve
Harbi'ye göre; Raşid Sevban dan hadis dinlememiştir. Hal al'in Ahmed den
nakille söylediğine göre "Ondan dinlememiş olması gerekir." Ebu
Zur'a şöyle diyor: "Raşid b. Sad'ın Sad b. Ebi Vakkas'tan rivayeti
mürseldir"
Takrib:
1/24;
Tehzib:
3/226.
Şehidin kabir
azabından kurtulacağım ifade eden hadisler inşaallah ileride gelecektir.
"Başının üzerinde kılıcın parlaması fitne olarak
şehid yeterlidir.
"Sözünün
manası şudur: Kabir fitnesi iki meleğin sorularıyla oluşur. Bu da kişide
bulunan imanın hakikatini belirlemek içindir. Savaşa katılan kişi kılıçların
parladıgım ve kopardığını, mızrakların da parlayıp parçaladığını, okların
atıldığını [190] ve bir taraftan girip
diğer taraftan çıktığını [191] görün.
Başlar kesilir, kanlar fışkırır [192] azalar
uçuşurlar. İnsanlar ölü, yaralı ve yere serilenler arasında kalır. O ise
bunlar arasında sebat etmekte, arkasını dönüp gitmekte, yenilmemekte ve Allah'a
imanı ve onun ceza ve mükafatını tasdik etmekle canını Allah için feda
etmektedir. Allahu Teala müminleri şu şekilde vasıflandırmaktadır:
"Müminler bölükleri gördükleri zaman, bu Allah'ın
ve Rasulumın bize vadettikleridir. Allah ve Rasulu doğru söylediler. Bu onların
iman ve teslimiyetlerini artırdı." [193]
Bu durum onun imanının
imtihanı, denemesi ve fitne olarak ona yeterlidir. çünkü onda biraz şüphe olmuş
olsaydı, savaş sırasında arkasını döner, kaçardı, kendisine vacip olan, sebatı
göstermezdi. îçine şüpheler girerdi. Allahu Tealanın buyurduğu gibi:
"Münafıklar ve
kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı:
Allah ve Rasulu bize sadece boş şeyler va'd ettiler."
Sorularla gelen fitne
yerine bu imtihan şehid için yeterlidir. [194]
1144- Ebu
Hureyre'nin Rasulullah dan (s.a.v.) rivayet ettiğine göre;
"Rasulullah (s.a.v.) Cebrail'e (a.s.)
Allahu Teala'nın:
"Sura üfürülür, yerde ve gökte olanların hepsi
yıkılıverdi. Ancak Allah'ın diledikleri hariç." [195]
Ayetini sordu.
Allah'ın yıkılmalarını istemediği kimseler kimlerdir? Cebrail (a.s.)
"Onlar Allah'ın şehidleridir." buyurdu." [196]
Hakim rivayet etmiş ve
isnadı sahihtir demiştir. [197]
1145- İbni Ebu Dünya "Cennetin sıfatları"
kitabında bundan daha uzun bir hadis rivayet etmiştir. Onun lafızları şöyledir:
"Rasulullah
(s.a.v.) Cebrail'e (a.s.),
"Sura üfürülür ve yerde ve gökte olanların hepsi
yıkılıverirler. Ancak Allah'ın diledikleri hariç." [198]
Ayetini sordu. Cebrail
(a.s.) şöyle dedi:
"Onlar
şehidlerdir. Allah onları kılıçlarını takmış olarak arş'ının etrafına gönderir.
Mahşerden melekler en faziletli [199]
yakut taşlarıyla onlara gelirler. Başlarında beyaz bir mercan vardır. Altın yükleriyle
gelirler. Halis ipekler [200] ve
atlaslar [201] onları ilerlemekten
alıkor. Yastıkları ipekten daha yumuşaktır. Onların bir adımları insanların
görebildikleri mesafeye kadardır. Onlar cennette atlarla gezerler. Gezinti
uzadığı zaman şöyle derler:"Haydi gidelim hele Allahu teala kullan
arasında nasıl hükmediyor, bakalım" Allahu teala onlara güler. Allahu
teala biryerde bir kula güldü mü, ona hesap yoktur.[202]
1146-
Ammar'a b. Ebu Hafsa'nın [203] Hicr
den biri olan Hicr'den [204]
onun da Said b. Cübeyr [205] den
rivayet ettiğinegöre:
"Yerde ve gökte olanların hepsi yıkılıverirler.
Ancak Allah'ın diledikleri hariç."
[206]Ayeti hakkında şöyle diyor:
"Onlar
şehidlerdir. Kılıçlarını takarak arş'ın etrafında Allah'ın istisna
ettikleridir."
İbni Mübarek,
Abdurrezak ve başkaları rivayet etmişlerdir.Hadiste geçen "sunyetullah [207] kelimesi,
Allah'ın istisna ettikleri manasınadır. "Suniyyetullah" olma ihtimali
de vardır. Mana yine aynıdır. [208]
1147- İbni
Mübarek'in Raşid Ebu Muhammed'den [209]
onunda Şehr b. Havşeb'den [210]
onun da İbni Abbas'tan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Allahu Teala
melekler de gelenler. Bir çağırıcı şöyle çağırır. "Bugün keremin kimin
için olacağını herkes bilecektir." Allahu Teala şöyle buyurur:
"Benim velilerime dikkat eden. Benim rızam için
kanlarını akıtanlara." Yaklaşana
kadar çıkıp gelirler. [211]B
u faziletlerden biri
de şehid kendi ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir. [212]
1148- Nemran
b. Utbe ez-Zemani'den[213]
rivayet edildiğine göre şöyle diyor:"Ümmü Derda'nm yanına girdik. Biz
yetimler gitmiştik. Şöyle dedi:
"Müjde size Ebu
Derda'yı şöyle derken işittim:
"Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Şehid kendi ailesinden yetmiş kişiye şefaat
edecektir." [214]
1149- İmam
Ahmed'in Hasen isnadia, Taberani ve başkalarının Ubade b. Samit'ten o da
Peygamberden yukarıdaki hadisin benzerini rivayet etmiştir. Onun lafzı
şöyledir:"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır.
Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. İman süsleriyle
süslenir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vaka"
tacı konur. Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye
şefaat eder.” [215]
Kurtubi Tefsir'inde
çok garip bir hadis rivayet etmektedir- Şöyle diyor:
Rasulullah'tan
(s.a.v.) rivayet edildiğine göre şöyle buyuruyor:
"Allahu Teala şehidlere beş ikramda bulunmuştur
ki onları peygamberlerden hiç kimseye, bana da ikram etmemiştir. Birincisi:
Bütün peygamberlerin ruhlarını ölüm meleği kabzetmektedir. Benim ruhumu da o
kab-zedecektir. Şehidlerin ruhlarını ise Allahu Teala kudretiyle istediği gibi
kabzeder. Onların ruhlarına ölüm meleğini musallat etmez. İkincisi: Bütün
peygamberler ölümden sonra yıkanırlar. Ben de ölümden sonra yıkanacağım.
Şehidler ise yıkanmazlar. Onların dünya ve içindekilere ihtiyaçları yoktur.
Üçüncüsü: Bütün peygamberler kefenlenirler. Ben de kefenlenirim. Şehidler ise
kefenlenmezler. Onlar elbiseleriyle defnedilirler. Dördüncüsü: Peygamberler
ölünce, onlara ölüler denir. Ben de öldüğüm zaman bana "öldü"
denilir. Şehidler ise ölüler diye isimlendirilmezler. Beşincisi: Peygamberlerin
şefaatleri kıyamet günündedir. Benim şefaatim de kıyamet günündedir. Şehidler
ise, şefaat edeceklerine hergün şefaat ederler.” [216]
Bu faziletlerden
biride, Şehidler kıyamet gününde büyük korkudan emin olurlar. Bu, yukarıda
Ubade'nin hadisinde geçti. [217]
1150- Mikdam
b. Ma'di Keribe'den [218]
rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a;v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidlerin Allah katında altı özellikleri
vardır. Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. Kabir
azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur. Ondaki
yakut taşı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki
hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.” [219]
Abdurrezzak, ibni
Mace, Tirmizi rivayet etmişlerdir. Bu rivayet Tirmizi'ye aittir. Sahih hadis
olduğunu söylemiştir.Abdurrezzak ibni Mace tirmizi rivayet etmişlerdir.
Burivayet etmişlerdir. Bu rivayet tirmiziye aittir. Sahih hadis olduğunu
söylemiştir Hadîste geçen "dufatun" [220]
kelimesi, kan ve başka şeyden fışkıran damla manasınadır. Tirmizi'nin
nüshasında "Şehidin Allah katında altı özelliği vardır." demektedir,
ancak hadiste yedi özellik saymaktadır. [221]
1151-
Abdurrezzak'in İsmail b. Ayyaş'tan, onun da Buhayr b. Said'den [222],
onun da Halit b. Ma'dan'dan, onunda Mikdam b. Ma'di Keribe'den rivayet
ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah'ı
(s.a.v.) şöyle derken işittim:
"Allah katında şehidin dokuz özelliği vardır.
Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. İman süsüyle
süslenir. Kabir azabından kurtulur. Hurilerle evlendirilir. Büyük korkudan emin
olur. Yakuttan vakar tacı başına konur ki dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
Hurilerden yetmişiki aten hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye
şefaat eder. [223]
Bu lafızda Hurileri
iki kere zikrederek dokuz özellikle rivayet etmiştir. Zikredilen birinci
Hurilerin, ruhunun çıkışı sırasında inenler olmaları ihtimali de vardır.
İleride gelecektir. Ayrıca cennette onlarla evlenecektir.Bu faziletlerden biri
de, şehîd kanının ilk damlasıyla günahları affedilir ve cennetteki yerini
görür.Ubade'nin ve Mikdam b. Ma'di Keribe'in hadisleriyle, kanının ilk
damlasıyla günahlarının affedileceği yukarıda geçti. [224]
1152- Sehl
b. Ebu Umame b. Şehrin [225]
babasından [226] onun da dedesinden [227]
rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Şehidin akan ilk kan damlasıyla bütün günahları
affedilir.” [228]
Beyhaki sünen'inde,
İbn Vehb yoluyla Abdurrahman b. Sa'd'dan [229] o
da Sehl'den rivayet etmiştir. [230]
1153-
Mücahid'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor: Yezid b. Şecere [231] arkadaşlarının
arasında ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ben yeşil, kırmızı ve sarının
arasında sabahladım. Evlerde de bundan vardır. Yarın düşmanla karşılaştığınız
zaman sürekli ilerleyin. Rasulullah'ı şöyle derken işittim:
"Bir adam bir adım atarsa Huri de ona doğru bir
adım atar. Eğer o gecikirse onlar da ondan kaybolurlar. Eğer şehid edilirse,
ilk kan damlası onun hatalarına kefaret olur. İki tane huri onun yanına iner ve
onun üzerindeki toprakları silerler. Ona şöyle derler: "Merhaba vaktin
geldi." O da: "Merhaba sizin de vaktiniz geldi." der. [232] İbn Ebu Şeybe Muhammed b. Fudayl'den [233] o
da Yezid b. Ebu Ziyad'dan [234] o
da Mücahid'den böyle rivayet etmiş ve Rasulullah'dan işittiğini açıkça
söylemiştir. Ebu Zur'a "Kufeli'dir, yumuşaktır, hadisi yazılır ama delil
olmaz" diyor.İbn Kesir'de Esedü'l-ğabe'de. [235] Hannad
b. Seriy'den [236] rivayet etmiştir. İbn
Ebu Şeybe sahih bir senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [237]Aynı
şekilde Abdurrezzak da sahih bir senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [238] Taberani
[239]
daha uzun bir metinle iki yolla rivayet etmiştir. Bu yollardan biri sahihtir.
Yukarıda geçti. [240]
1154- Bu
hadisi Beyhaki Haşr bölümünde rivayet etmiştir. Ancak onun metni şöyledir:"Sizin birinizin akan kanının ilk
damlası ile Allah onun günahlarının hepsini düşürür. [241] Ağacın yapraklarının
düştüğü [242]
gibi iki huri aceleyle gelip onun yüzündeki toprağı silerler. Ona şöyle
derler: "Vaktin geldi" O da: "Sizin de vaktiniz geldi" der.
[243] Yüz tane yeni elbise
giydirilir. Eğer onlar bu iki parmağımın arasına konulsa, onlara geniş
gelirdi. Adem oğlunun kumaşından değildir. Onlar cennetin bitkilerindendir.
Allah katında sizin isimlerinize ve simanıza yazılır." [244] Hadiste
geçen "Kudemen! Kudemen!" kelimesi savaşa teşviki ifade eden
kelimelerdir. Dilciler şöyle diyor:
"Kişi
yükselmediği zaman "Mada kudemen" denilir. [245]"Ana"
kelimesi ise "vakti geldi" demektir. "Ana şeyin" vakti
geldiği zaman kullanılır. [246]
1155-
Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Kul Allah
yolunda öldürüldüğü zaman, kanından yere düşen ilk damla ile Allah onun bütün
günahlarını affeder. Sonra ona cennetten bir çarşaf gönderir. Onda nefsi
kabzedilir. Cennetten bir cesed gönderilir. Ruhu ona biner. Sonra melekler
yükselirken sanki yaratıldığından beri onlarla berabermiş gibi olur. Göğe
gelinceye kadar yükselirler. Hangi kapıya gelirlerse, orası mutlaka açılır.
Hangi meleğin yanından geçerlerse, melek ona dua eder ve onun için istiğfar
diler. Taki sonunda Rahman'a gelirler. Meleklerden önce o secde eder. Ondan
sonra melekler secde ederler. Sonra Allahu Teala onu affeder ve temizler. Sonra
oradan şehidlerin yanına geçer. Onları bahçelerde, ipek elbiseler içinde bulur.
Yanlarında bir öküz ve bir balık vardır. Onlar için oynuyorlar. Hergün bir
önceki günde oynadıklarından farklı oynarlar. Balık cennetin nehirlerinde
yüzer. Akşam olunca öküz onu boynuzuyla dürter ve onu keser. Şehidler onun
etinden yerler. Onun etinde, cennet nehirlerindeki herşeyin tadını bulurlar.
Öküz cennette çobansız geceler. Cennetin meyvelerinden yer. Sabah olunca balık
onun üzerindedir. Kuyruğuyla öküzü keser. Onun etinden yerler. Etinde cennet
meyvelerinin hepsinin tadını bulurlar. Şehidler kendi yerlerine bakarlar ve
kıyamet saatinin gelmesi için Allah'a dua ederler."[247]Taberani
"Kebir'de" Hişam b. Sad yoluyla ki o zayıftır-Zeyd b. Eşlem den, o da
Abdurrahman b. Beytemani'den[248], o
da Abdullah'tan rivayet etmiştir.Hadiste geçen "Reytetün" kelimesi
bir görüşe göre mendil manasınadır.[249]
Diğer bir görüşe göre ise iki parça olmayan her türlü Örtüdür.[250]
İbni Sekit'e göre ince ve yumuşak olan her elbise Reyte'dir.Hadiste geçen
"Nafişen"[251]kelimesi
ise yayılma manasındadır. "Ennefeşu" gece yayılmasıdır.
Bu faziletlerden biri
de, şehid kanı kurumadan Hurileri görür.
Bu Yezid'in bir önceki
hadisinde geçti. [252]
1156- Ebu
Hureyre den rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Rasulullah'ın yanında
şehidler zikredildi. Şöyle buyurdu:
"Şehidin kanı yerde kurumadan onun hurilerden
olan iki zevcesi onun yanına gelirler. Bunlar sanki emzirdiğini düz geniş bir
arazide kaybeden ana gibidirler. Her birinin elinde birer tane elbise vardır
ki, her biri dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." [253]
Abdurrezzak Hilal b.
Ebu Zeyneb'den, o da bir adamdan [254] o
da Ebu Hureyre den rivayet etmiştir.
İbni Ebi Şeybe ve İbni
Mace'de Hilal den [255], o
da Şehr den, o da Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Bu isnad da Hasen bir
isnad'dır.
Hadiste geçen
"Zi'r" [256]
kelimesi, emziren manasınadır."[257]
kelimesi ise, süt
emmekte olan deve yavrusudur. [258]
"Berrah" [259]
kelimesi ise, içinde ağaç ve bitki olmayan geniş yer manasınadır. Hadisin
manası şudur:
"Şehidin
hurilerden olan iki hanımı, aceleyle onun kanı yerde kurumadan onun yanına
gelirler. Yavrusunu emziren devenin, kaybettiği yavrusunu bulunca, ikisinin
arasına girebilecek harhangi bir şeyin olmadığı düz ve geniş bir arazide şevkle
yavrusuna.geldiği gibi onlar da gelirler.
Hadiste geçen
"Edalleta" kelimesi "Ezalleta" şeklinde de rivayet
edilmiştir. Bu durumda mana; Huriler, devenin yavrusunu gölgelediği gibi şehidi
gölgelerler. Güneş v.b. şeylerin ısısından, sıcaklığından koruyacak, ağaç,
gölgelik gibi şeylerin olmadığı bir yerde, onu bunlardan korurlar.
1157- Abdürrezzak'ın sahih bir senedle Abdullah b.
Ubeyd b. Umeyr den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Savaşta iki
taraf karşılaşınca, Allahu Teala, hurileri yeryüzü semasına indirir. Bir adamın
ilerleyişine razı olunca, "Allah'ım onu sabit kıl" derler. Eğer biri
kaçarsa, ondan gizlenirler. Eğer öldürülürse, onun yanına inerler, yüzündeki toprağı
silerler. Şöyle derler:
"Allah'ım! Onu
toprağa gömeni [260] sen
de toprağa göm. Toprağa bulayanı sen de toprağa bula." [261]
Hadiste geçen
"Yerdeyne Kudumehu" Yani düşmana karşı ilerleyişi ve cesaretine razı
olurlarsa, manasınadır.
Bu faziletlerden
birisi de, Allah yolunda şehid olan, galip gelip selametle dönen kimseden daha
hayırlıdır. [262]
1158- Ahmed,
İbni Ebi Şeybe, Ebu Ya'la'nın sahih isnadla, İbni Hibban'ın da Sahih'inde
Cabir'den rivayet ettiklerine göre, bir adam şöyle dedi:"
Ya Rasulallah! Hangi
cihad daha efdaldir?" Rasulullah: "
“Kanının akıtıldığı, azalarının deşildiği cihad.” [263]
Buyurdu.
İbni Ebi Şeybe
Abdullah b. Amr'dan da benzerini rivayet etmiştir. [264]
1159-
Abdullah b. Habşi el-Hasemi'den rivayet edildiğine göre Rasulullah'a (s.a.v.)
şöyle soruldu:
"Hangi amel daha
efdaldir?" Şöyle buyurdu:
"İçinde şüphe olmayan iman, içinde ğululun
olmadığı ve açık bir delilin olduğu cihad."
Hangi namaz daha
hayırlıdır?" denilince,
"Uzun kunut." [265] buyurdu.
"Hangi sadaka
daha hayırlıdır?" denilince,
"Fakirliğin zorladığı zamandaki sadaka." buyurdu.
"Hangi hicret
daha efdaldir?" denilince,
"Allah'ın haram kıldığından hicret etme." buyurdu.
"Hangi cihad daha
efdaldir?" denilince,
"Müşriklerle canı ve malı ile savaşma." [266] buyurdu.
"Hangi ölüm daha
şereflidir?" denilince,
"Kanının akıtıldığı ve azalarının deşildiği
ölüm." [267] Buyurdu.
Ebu Davud ve Nesai rivayet
etmişlerdir. Bu rivayet Nesai'nindir. [268]
1160- Amr b.
Abese'den rivayet edildiğine göre; bir adam şöyle dedi:
"Ya.Rasulallah!
İslam nedir?" Rasulullah (s.a.v.):
"Kalbinin teslim olması ve müslümanların senin
elinden ve dilinden emin olmalarıdır." buyurdu. Adam:
"Hangi İslam daha
efdaldir?" dedi.
"İmandır" buyurdu. Adam:
"İman
nedir?" dedi.
"Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve öldükten
sonra dirilmeye inanmandır."
buyurdu. Adam:
"Hangi iman daha
efdaldir?" dediv"
Hicrettir"
buyurdu. Adam:
"Hicret
nedir?" dedi.
"Kötülükten kaçmandır?" buyurdu. Adam:
Hangi hicret daha
efdaldir?" dedi.
Cihad'tır"
buyurdu. Adam
Cihad nedir?"
dedi.
Kafirlerle karşılaştığın zaman, onlarla savaşmandır."
buyurdu. Adam:
"Hangi cihad daha
efdaldir?" dedi.
"Azalarının deşildiği ve kanının akıtıldığı cihaddır."
[269] buyurdu.
Ahmed sahih senedle,
Taberani, Beyhaki ve başkaları rivayet etmişlerdir. [270]
1161- İbni
Mace'nin Amr b. Abese'den rivayet ettiğinegöre şöyle diyor:"Ya Rasulallah!
Hangi cihad daha efdaldir?" dedim.Şöyle buyurdu:
"Azalarının deşildiği ve kanının
akıtıldığı cihaddır." [271]
1162- Ebu
Zer'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Ya Rasulallah! Hangi kölelik daha
efdaldir?" Rasulullah:
"Para yönünden en paralısı ehlini en çok mesud
edenidir." buyurdu. Ben:
"Hangi cihad daha
efdaldir." dedim.
"Kanın akıtıldığı, azaların deşildiği
cihaddır." [272] buyurdu.
"Ahmed, Taberani,
İbni Hİbban Sahih'inde rivayet etmislerdir. Uzun bir hadiste rivayet
etmişlerdir. Bu hadiste peygamberlerin sayıları, vasiyetler ve başka şeyler de
zikredilmiştir.
Müellif şöyle diyor:
Bütün bu hadislerle "Galip gelen, öldürülenden daha efdaldir" sözünün
batıl olduğu ortaya çıkmaktadır. [273]
1163- İbni
Mübarek'in Cerir b. Hazim'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Abdullah b.
Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken işittim:
"Amr b. As geçip
tavaf yaptığı sırada, Kureyş'ten bir topluluğun halka oluşturup oturduklarını
gördü. Onlar da Amr'i görünce şöyle dediler:
"Sizden Hişam mı
daha efdaldir. Yoksa Amr mı?" Amr tavafını bitirince yanlarına geldi ve
şöyle dedi:"Beni görünce birşeyler söylediğini gördüm. Ne söylediniz?"
Onlar:
"Sen ve Hişam'dan
hanginizin daha efdal olduğuun söyledik." dediler. Amr şöyle dedi:
"Bunu size
söyleyeyim. Biz Yermuk savaşma katıldık, ikimiz de geceleyince Allah'tan
şehadet istedik. Sabah olunca ona nasip oldu, bana nasip olmadı. Bunda da görülüyor
ki, o benden daha faziletlidir.
"Bu hadiste Amr
şehidin selametle geri dönenden daha faziletli olduğunu açıkça ifade
etmektedir. [274] Buhari, Azad: 3/117'de
birinci bölümü rivayet etmiştir.Müslim İman: 1/89, No: 146'da, Birinci bölümü
rivayet etmiştir.[275]
1164- İbni
Mübarek'in bu hadisle ilgili bir rivayetinde ise Amr şöyle diyor:
"Bunu size haber
vereyim. Biz müslüman olduk ve Rasulullah'a (s.a.v.) icabet ettik. Onunla
nasihat ettik." Yermuk'u zikrederek şöyle dedi:
"O yıkanıp
temizlenene ve giyinene kadar ben örtüyü tuttum. Sonra ben yıkanıp temizlenene
ve giyinene kadar, o Örtüyü tuttu. Sonra Allahu Teala'ya dua ettik. Allah
onunkini kabul etti. O benden hayırlıdır -üç kere- Ohunkini kabul etti. O
benden daha hayırlıdır. Onunkini kabul etti. O benden daha hayırlıdır." [276]
Bu faziletlerden
birisi de, şehid Allah yolunda öldürülürken, ölüm acısından sadece bir çimdikleme
[277] acısı
kadar acı hisseder. [278]
1165- Ebu
Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehid ölümün dokunmasından sadece, birinizin
çimdiklenirken gördüğü dokunmayı görür
Tirmizi rivayet etmiş
ve "Bu hadis sahih ve Hasendir" demiştir. Nesai, İbni Mace, İbni
Hibban Sahih'inde, Beyhaki Sünen'inde rivayet etmişlerdir. Beyhaki'nin rivayeti
şöyledir:"Şehid ölüm acısından
sadece birinizin çimdiklenirken gördüğü acıyı görür.”
"Taberani
"evsat" da Ebu Katade'den rivayet etmiştir. [279]
1166- Enes
b. Malik'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"İki taraf karşılaşıp, sabır indiği zaman, ölüm
şehide, yaz gününde soğuk bir sudan daha kolay gelir." [280]
Bunu "Şifa'usSudur"
da zikretmiştir. Şöyle diyor: Merfu bir hadiste şöyle diyor:
"Karıncanın ısırması [281] şehide kılıcın
dokunmasından daha zor gelir. Belki yaz gününde, soğuk bir suyu içmekten çok
iştiyakla ölümü ister.” [282]
1167- İbni
Asakir'in Hişam b. Ammar'dan [283] onun
da Abdülhamit b.habib b.ebil işrin den onunda Evzai’den onun da dedesi Abdullah
b.Amr b.As’dan rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.
"Ölümün bir milyon kılıç darbesinden daha
şiddetli acısı vardır. Bir dağın birisinin başında olması, bundan daha hafif
gelir.[284]
Fakat şehide ve zulümle öldürülene ölüm, bir karıncanın çimdiklemesinden daha
hafiftir. AIlahu Tealanın bir meleği vardır. Her gece seher vakti şöyle nida
eder: "Ey kabirlerin ehli! Kime gıpta ediyorsunuz?" Zannederim şöyle
dedi:
"Onlar şöyle derler: "Şehide şehid hergün rabbine
iki kere bakmakta, dünyaya iştiyak duymamakta ve ona üzülmemektedir.” [285]
1168- Bezzar
ve Beyhaki'nin Enes b. Malik'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
"Şehidler üç tanedir.
"Hadisi
zikrederek şöyle dedi:
"Üçüncüsü canıyla ve malıyla yola çıkar. Sevabını
Allah'tan bekleyerek öldürmek ve öldürülmek ister
Eğer öldürülür veya ölürse, kıyamet gününde yalın kılıç,
kılıcını boynuna koyarak gelir. İnsanlar dizlerinin üzerine [286] çökmüşlerdir. Şöyle
der: "Bizlere yer açılmıyor mu? Biz kanımızı ve malımızı Allah için
sarfettik."Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
"Nefsim elinde olana yemin ederim ki bu İbrahim
Halilurrahmana veya peygamberlerden birine söylense, onlara hemen yol açılır.
Vacip olan haklarından dolayı. Arş'ın altında duran nurdan minberin yanına
gelirler. Onun üzerine otururlar. İnsanlar arasında nasıl hükmedildiğine
bakarlar. Ölüm acısını [287] görmezler, berzah
aleminde üzülmezler. Büyük çığlık onları korkutmaz. Hesap, terazi, sırat
köprüsü onları ilgilendirmez." [288]
Hadisin tamamı ileride
gelecektir. Şeyh Şihabuddin Sühreverdi'nin[289]
babasının "Mecmu'ul-Letaif' inde şöyle gördüm: Bazıları şöyle
derler:Allah'ım beni benden aldat -hiç acı duymadan beni aniden al demek
istiyor- Bir gezintiye gider. Bir bahçede uyur. Aniden kafirlerden bir topluluk
ona rast gelir ve onun başını keserler. Onu tanıyanlardan bazıları onu rüyada
gördüler ve durumunu sordular. Şöyle dedi: "Bahçede uyuyordum. Gözlerimi
açtığımda cennetteydim." [290]
İbni Mübarek [291] bu
hikayeyi daha uzunca rivayet etmektedir. Yukarıda geçen iki esirin hikayesinde
de, tağutlar onlara dinlerinden dönmelerini teklif ederler. Onlar kabul etmezler.
Onları, içinde yağ bulunan ve üç gün boyunca kaynatılan kazanlara atmışlardı.
Atılır atılmaz da onların kemikleri etlerden ayrılıp yağın üzerinde yüzmeye
başlamıştı. Kardeşleri onları görünce durumlarım sormuş ve şöyle cevap
almıştı:"Sadece senin gördüğün o dalma olayıydı. Hemen firdevse
çıktık."
Bu faziletlerden
birisi de, Melekler şehidlerin yanına her kapıdan girerek onlara selam
verirler. [292]
1169-
Abdullah b. Amr dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah
(s.a.v.) şöyle derken işittim:
"İlk cenete girecek insan gurupdan[293]hicret eden,
kendileriyle belalarının def edildiği, emrolunduklarında işittik ve itaat eden
fakirlerdir. Onlardan birinin sultanın yanında bir ihtiyacı olsa, ölene kadar
o ihtiyacı giderilmez. O içinde kaldığı halde ölür. [294]Allahu Teala kıyamet
gününde cenneti çağıracaktır. Cennet bütün süsleri ve güzelliğiyle gelecektir. Allahu Teala şöyle
buyuracaktır:"Benim yolumda savaşıp öldürülen veya eziyet çeken, yolumda
mücadele eden kullarım nerede? Cennete giriniz." Hesap vermeden cenete
girerler. Melekler gelir, secde eder ve şöyle derler:
"Ey Rabbimiz! Gece gündüz senin hamdinle
birlikte, seni teşbih ve takdis ederiz. Bizlere tercih ettiğin bu kimseler
kimdir?" Allahu Teala şöyle buyurur:"Onlar, yolumda savaşan veya
eziyet çeken kullarımdır." Bütün kapılardan melekler yanlarına girerler.
Şöyle derler:"Sizlere selam olsun. Sabrettiğinizden dolayı, ne güzel baki
yerdir.” [295]
Ahmed, Bezzar, İbni
Hibban Sahih'inde ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim "isnadı
sahihtir" demiştir.
İbni Mübarek'in Evzai'den,
onun da Muttalib b. Hanteb'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Şehidin Sana ile
Cabiye arası kadar bir odası vardır. Tavanı inci ve yakuttur. İçi misk ve
güzel kokudur. Melekler onun yanına Rabbinden bir hediye ile girerler. Başka
bir kapıdan başka melekler rabbinden başka bir hediye ile girinceye kadar
orada kalırlar. [296]
Bu faziletlerden
birisi de, Allah yolunda şehid olandan Allah razı olur ve ondan sonra da ğazab
görmezler. [297]
1169- Enes'den
rivayet edildiğine göre; "Peygambere bazı insanlar gelip şöyle dediler:
"Bizimle beraber bazı adamlar gönder ki, bize Kur'an'ı ve sünneti
öğrensinler." Rasulullah (s.a.v.) onlara ensardan yetmiş kişi gönderdi. Onlara
Kurra deniliyordu. Dayım Haram da [298]
içindeydi- Bunlar geceleri Kur'an'ı okuyup, aralarında müzakeresini yapıyorlardı
ve öğreniyorlardı. Gündüzleri mescide su getirip koyarlardı. Odun kesip
satarlar ve onunla Suffe ashabına ve fakirlere yemek alırlardı. Rasulullah
(s.a.v.) onları gönderdi. Gidecekleri yere varamadan onlara sıldirdılar ve
öldürdüler. Onlar şöyle dediler:
"Allah'ım! Sana
kavuştuğumuzu, senden razı olduğumuzu ve senin de bizden razı olduğunu
peygamberimize ilet." Bir adam Enes'in dayısı Haram'a gelip mızrakla onu
yere yıktı ve öldürdü. Haram şöyle dedi:
"Ka'be"nin
rabbine yemin olsun ki kurtuldum." Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kardeşleriniz öldürüldü. Onlar şöyle dediler:
"Allah'ım! Sana kavuştuğumuzu, senden razı olduğumuzu ve seinn de bizden
razı olduğunu peygamberimize ilet.” [299]
Buhari ve Müslim
rivayet etmiştir. [300]
1170- Buhari'nin
rivayeti şöyledir: "Rasulullah (s.a.v.) Süleymoğullarından bir topluluğu,
yetmiş kişiyi Amiroğullarına gönderdi. Gidince dayım onlara şöyle dedi:
"Ben önden
gideyim. Eğer bana eman verirlerse onlara Rasulullah'tan (s.a.v.) haber
veririm. Eğer vermezlerse siz benden daha yakınsınız." İlerledi ve ona
eman verdiler. Dayım onlara Rasulullah'dan (s.a.v.) bahsederken, kendilerinden
bir adama işaret ettiler ve adam onu yere yıkarak öldürdü. O şöyle dedi:
Allahu Ekber. Kabe'nin
Rabbine yemin olsun ki kurtuldum." Sonra diğerlerine yöneldiler. Topal bir
adam hariç hepsini öldürdüler O da dağa çıktı. Cebrail (a.s.) Rasulullah'a
(s.a.v.) onların Rablerine kavuştuklarını, Rablerinin onlardan razı olduğunu
ve onları da razı ettiğini bildirdi. Biz
"Rabbimize
kavuştuğumuzu, onun bizden razı olduğunu ve bizleri de razı ettiğini kavmimize
iletin" cümlesini Kur'an'dan okurduk. Sonra neshedildi. [301]
1171-
Buhari'nin "Reci" gazvesi babında Urve b. Zübeyr'den rivayet ettiğine
göre şöyle diyor:
"Biri Mauna'da öldürülenler
öldürülünce ve Amr b. Ümeyye ed-Damiri'de[302]
esir edilince, Amir b. Tufeyl [303] ona
şöyle dedi:
"Bu kim?"
-Bir ölüye işaret etti.- Amr b. Ümeyye:
"Bu Amir b.
Fuheyre'dir. [304] dedi. Amir:
"Sen de gördünkü
o öldürüldükten sonra, onunla yer arasındaki boşluğa bakmam için havaya
kaldırıldı, sonra yere bırakıldı." Onların ölüm haberleri ve meydana
gelenler Rasulullah'a (s.a.v.) bildirildi. Şöyle buyurdu:
"Arkadaşlarınız musibete uğradılar. Onlar Rablerinden
istekte bulunup şöyle dediler:
"Ey Rabbimiz! Bizden kardeşlerimize bildir ki biz
senden razı olduk ve sen de bizden razı oldun." Allahu Teala da onlardan
haber verdi.” [305]
1172- Buhari'nin
Enes'den naklettiği rivayetle şöyle diyor:
"Bi'ri Mauna'da
öldürülenler hakkında Kur'an'dan ayet indi ve biz onu okuyorduk. Sonra nesh
edildi:
"Rabbimize
kavuştuğumuzu, Rabbimizin bizden razı olduğunu ve bizim de ondan razı
olduğumuza kavmimize iletin. [306]
1173- Mani
Mubarek'in kitabında Ma'mar'dan, onun da Zühri'den rivayet ettiğine göre şöyle
diyor:
"Urve b. Zübeyr
Amir b. Füheyre'nin o gün öldürüldüğünü sanıyordu. Fakat onun cesedi
bulunamadı. Sonra meleklerin onu defnettiklerini gördüler. [307]
1174- İbni
Mubarek'in sahih bir isnadla Enes'ten rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Haram b. Milhan
Bi'ri Mauna günü yere yıkılıp öldürülünce kanı yüzüne ve başına sürdü. Sonra
şöyle dedi: "Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum. [308]
Bu faziletlerden biri
de, şehadette daha önce iyi amellerin yapılması şart değildir. Onda irade ve
seçmenin olması yeterlidir. [309]
1175- Bera b. Azib'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Demire
razı olmuş bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:
"Ya
Rasulallah! Savaşayım mı? yoksa müslüman mı olayım?" Rasulullah (s.a.v.):
"Müslüman
ol, sonra savaş" dedi.
Adam müslüman
oldu. Sonra savaştı ve öldürüldü. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Az amel yaptı, çok ecir aldı."
[310]Buhari ve başkaları rivayet etmişlerdir. [311]
1176-Said b.
Mansur bu hadisi Sünen'inde rivayet etmektedir. Onun rivayeti şöyledir:
"Bir adam
Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve savaştayken şöyle dedi:
"Müslüman olmam
benim için hayırlı mı?" Rasulullah (s.a.v.):
"Evet" dedi.
Adam:
"Ben şehadet
ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahedet ederim ki sen onun
elçisisin" dedi. Sonra"
Öldürülünceye kadar
savaşmam benim için hayırlımıdır?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Evet" dedi.
Adam saldırıya geçti.
Sonra onu sıkıştırdılar ve öldürülü. Rasulullah (s.a.v):
"Az amel yaptı, çok ecir aldı." [312] buyurdu." [313]
1177- Ebu
Musa'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bir savaşa çıktı.
Müşriklerden biri çıkıp düello istedi. Bir müslüman ona karşı çıktı. Müşrik
onu öldürdü. Başka biri daha çıktı. Onu da öldürdü. Sonra gelip Rasulullah'ın
(s.a.v.) karşısında durdu ve,
"Ne için
savaşıyorsunuz?" dedi. Rasululah (s.a.v.):
"Dininiz için savaşıyoruz. İnsanlar Allah'tan
başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve Rasulu olduğuna şehadet
edinceye kadar ve Allah için hak alıncaya kadar onlarla savaşıyoruz." Dedi. Adam"
Vallahi bu güzel bir
şeydir. Ben buna iman ettim." dedi. Sonra müslümanların tarafına geçti.
Müşriklere saldırdı. öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Öldürülünce getirilip
öldürdüğü müslümanlann yanına kondu. Rasullah (s.a.v.):
"Bunlar cennet ehlinin en çok birbirlerini seven
kişileridir." [314] buyurdu.
Taberani "Kebir
ve "Evsat" da sahih isnadla zikretmiştir. Senedde Mes'udi'nin [315]
bulunması sıhhatine zarar vermemektedir. Çünkü İbni Mübarek karıştırmadan önce,
hadisi ondan işitmiştir.
Hadiste geçen
"Tehabben" kelimesi Muhabbet kökünden gelmektedir. Yani onlar, cennet
ehlinden aralarında sevginin en şiddetli olduğu kimselerdir. Çünkü önce öldürülen
müslümanlar, bu büyük nimetlerin ve yüce sevabın kendilerine verilmesine sebeb
olan katillerini orada görmektedirler. [316]
1178- İbni
Mübarek ondan da Beyhaki ve başkalarının Abdurrahman b. Yezid b. Cabir'den [317] onun
da Kasım b. Abdurrahman Ebu Abdurrahman'dan [318] rivayet
ettiklerine göre şöyle diyor:"Fadale b. Ubeyd ile beraber Rum topraklarına
savaşa gittik. Fadale o seferden başka. Rum topraklarında savaşmadı. Biz
gidiyorken ordu komutanı olan Fadale hızlanarak ilerledi. O zamanlar amirler,
Allah için korumaya çalışanları dinlerlerdi. Birisi şöyle dedi:
"Ey Amir!
İnsanlar bizden koptu. [319] Dur
da bize yetişsinler." Fadale bir tepenin bulunduğu ve tepede bir kalenin
olduğu düz bir ovada durdu. Bazımız durduk, bazılarımız atlarımızdan indik. Bu
sırada arkamızda bıyıklı, kırmızı bir adam gördük. Onu alıp Fadale'ye götürdük.
"Bu adam kaleden eman ve anlaşma olmadan indi" dedik. Fadale
ona:"Durumun nedir?" diye sordu. Adam şöyle dedi:
"Dün domuz eti
yedim. İçki içtim ve ailemin yanına gittim. Ben uyuyorken iki adam yanıma
geldi. Karnımı yıkadılar. Beni iki kadınla evlendirdiler. Bu kadınların biri
diğerini kıskanıyordu. Adamlar bana "Müslüman ol" dediler. Ben
müslümanım "Adam bunu söyler söylemez, kaleden bize birşey atıldı. Demir
içimizden gelip onun boynuna değdi. Fadale:
"Allahu Ekber. Az
amel yaptı, çok ecir aldı. Kardeşinizin namazını kılın." dedi. Adamın
cenaze namazını kıldık. Sonra defnettik ve yolumuza devam
ettik."Abdurrahman şöyle diyor:
"Kasım şöyle
diyor: "Bu zikrediliyor ve ben bunu gördüm.[320]
Hadiste geçen
"z'ir" kelimesi, kendisiyle atış yapılan demir manasınadır. [321]
1179- Cabir
den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:"Rasulullah (s.a.v.) ile beraber
Hayber savaşındaydı. Bir seriyye çıktı ve koyun otlatan birini buldular. Alıp
Rasulullah'a (s.a.v,) getirdiler. Allah'ın konuşmasını istediği şeylerle,
adamla konuştu. Adam şöyle dedi:
"Ben sana ve
getirdiklerine iman ettim. Koyunları ne yapacağım. Onlar emanettirler. Her
birinin bir veya iki koyunu içinde var." Rasulullah (s.a.v.):
"Onların yüzlerine taş at.” [322] Onlar sahiplerine
giderler." dedi.
Adam kumdan veya
topraktan bir avuç aldı ve koyunların yüzlerine attı. Koyunlar dönüp süratle
sahiplerine gittiler. Sonra adam savaş saffına geldi. Ona bir ok isabet etti ve
adam Öldü. Allah için bir secde bile etmemişti.Rasulullah (s.a.v.):
"Onu çadıra götürün." dedi.
Adam Rasulullah'ın
(s.a.v.) çadırına götürüldü. Rasulullah (s.a.v.) işiti bitirince onun yanma
girdi ve sonra çıktı. Şöyle buyurdu:
"Arkadaşınızın İslam'ı güzel oldu. Yanına
girdiğimde yanında hurilerden olan iki hanımı vardı." [323]
Hakim ve Beyhaki
Şurahbil b. Sad'dan [324] o
da Cabir'den [325] rivayet etmişlerdir.
Hakim "isnadı sahihtir" demiştir.
Müellif şöyle diyor:
"Bu şehidin adı
"Yesar” [326] dır. Yahudi bir Amir'in
kölesiydi. İbni Abdulberr şöyle diyor:
"Vakidi onu Yesar
diye isimlendirmiştir. İbni îshak ise onu Eslam diye isimlendirmiştir." [327]
1180- Sultan
Mahmud b. Zengi'nin "El içtihad fi fadlil cihad" adlı eserinde İbni
Abbas'tan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah
(s.a.v.) koyunlarını çağırıp [328]
dönderen bir çoban gördü. Ridasını alıp kendisine sardı. Kapıda Bilal'le
karşılaştı."Bu saatte bu ses nedir ey Bilal?" dedi.
Bilal çıkınca çobanın
koyunlarını terkederek Rasulullah'a (s.a.v.) doğru geldiğini gördü. Adam şöyle
dedi:
"Ey Muhammedi
Senin gönderildiğini işittim. Ben koyunlarımı bıraktım. Onları kim
koruyacak?" Rasulullah (s.a.v.):
"Allah" dedi. Adam:"Bana neyi emredersin?" dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
"Allah'tan başka ilah olmadığına, onun ortağının
bulunmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmeni," buyurdu. Adam:
"Belki Rabbin
beni hakir görür." dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Hayır" dedi. Adam:
"Bana bir kılıç
ver" dedi. Ona bir kılıç verdi. Sonra:"Düşmanın sağ tarafına
saldır." dedi. Adam o tarafa saldırdı ve öldürüldü. Rasulullah (s.a.v.)
başında durarak şöyle buyurdu:
"Bu, Allahu Tealâ'mn hakkında şöyle dediği kimselerdendir:"İman
edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar. İşte onlara emniyet vardır ve hidayete
erenler onlardır.” [329]
Bu faziletlerden
birisi de, Allah yolunda şehid olan kimseyi peygamberler ancak peygamberlik
derecesi ile geçerler. [330]
1181- Utbe
b. Abduselma'dan -sahabeden birisiydi- rivayet edildiğine göre Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Öldürülenler üç çeşittir. Mümin bir adam canı ve
malıyla Allah yolunda mücadele eder. Taki düşmanla karşılaşır ve öldürülünceye
kadar onlarla savaşır. Bu adam, Arş'ın altında Allah'ın cennetiyle göğsü
genişletilen şehiddir. Peygamberler onu ancak peygamberlik derecesi ile
geçerler. Bir adamda hata ve günahlardan dolayı nefsinden korkar. Allah
yolunda canı ve malıyla mücadele eder. Taki düşmanla karşılaşınca öldürulünceye
kadar onlarla savaşır. Bu adam temizlenmiştir. Hata ve günahları silinmiştir.
Kılıç hataların silicisidir. Cennetin istediği kapısından girer. Cennetin
sekiz, cehennemin yedi kapısı vardır. Bazısı bazısından daha efdaldir. Münafık
adam da canı ve malıyla mücadele eder. Taki düşmanla karşılaşınca Allah
yolunda öldürulünceye kadar onlarla savaşır. Bu adam ateştedir. Kılıç nifakı
silemez.
[331]Ahmed iyi bir isnadla, Taberani, İbni Hibban Sahih'inde,
Beyhaki Sünen'inde ve başkaları rivayet etmişlerdir. Bu rivayet İbni
Hibban'ındır.Hadiste geçen "el mümtehenu" kelimesi, kalbi yarılan[332]
manasınadır. Allahu Tealanın şu ayetinde de aynı manayadır:
“İşte onlar Allah'ın kalplerini takvaya yönelttiği kişilerdir.”
Yani "yardığı ve
genişlettiği kimselerdir. Bir görüşe göre "denediği ve
ihlaslaştırdığı" manasınadır. Şemr şöyle diyor:
"Mümtehen;
temizlenmiş ve terbiye edilmiş olandır."Hadiste geçen
"Mumesmisetün" kelimesi, bir görüşe göre; günahlarına keffaret
edilmiş" manasınadır. Herevi "Ğaribeyn" kitabında şöyle diyor:
"Mumesmisetün'ün manası; temizlenmiş, günahlardan yıkanmıştır. Müs kökünden
gelmektedir. Müs ise yıkamadır." Esmai şöyle diyor:
"Masmasa
inaehu" kabın içine su konulup, çalkalanınca denilir." Bu durumda
mana şöyle olur: Allah yolunda öldürülme günahlardan temizler. Kabın su ile
çalkalandığı gibi. "Ferike" kelimesi ise; korkmak, ürkmek
manasınadır. [333]
1182-
Bezzar, Beyhaki'nin "Şuab" da, İsfehani'nin "terğib" de
Enes'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidler üç çeşittir. Bir adam canı ve malıyla
Allah yolunda çıkar. Savaşmak ve öldürmek istemez. Sadece müslümanların çok
olduğunu göstermek için gelmiştir. Bu adam eğer ölür veya öldürülürse, bütün
günahları affedilir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur.
Hurilerle evlendirilir. Keramet elbisesi giydirilir. Başına vakar ve ebedilik
tacı konur. İkincisi ise canı ve malıyla çıkar. Sevabını Allah'tan bekler.
Öldürmek ister ama öldürülmek istemez. Eğer ölür Veya öldürülürse, onun dizleri
Allahu Teala'nın huzurunda ibrahim Halilurrahman'in dizleriyle aynıdır:
"Muktedir olan Melik'in katında Sidk
makamındadır." Üçüncüsü ise; canı ve malıyla çıkar. Sevabını Allah'tan
bekler. Öldürmek ve öldürülmek ister. Eğer ölür veya öldürülür ise, kıyamet
gününde yalın kılıç, kılıcını boynuna koyarak gelir. İnsanlar dizüstü
çökmüşlerdir. Bize yer açılmaz mı? Biz canımızı ve malımızı Allah için sarfettik."
der."
Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
"Nefsim elinde olana yemin ederim ki eğer bu söz
İbrahim Halilurrahman (a.s.) veya peygamberlerden birine söylense, onun vacip
olan hakkı olarak görür ve yolundan çekilir. Bunlar, Arş'ın altında nurdan olan
minberin yanına gelir ve oraya otururlar. İnsanlar arasına nasıl hükmedildiğine
bakarlar. Ölüm üzüntüsünü görmezler. Berzahta kederlenmezler. Büyük çığlık
onları korkutmaz. Onları hesap, terazi ve sırat köprüsü ilgilendirmez.
İnsanlar arasında nasıl hükmedildiğine bakarlar. İstedikleri herşey onlara
verilir. Bir şeye şefaat etmek istedikleri zaman şefaat ederler. Cennetten istedikleri
şeyler onlara verilir. [334] Cennette istedikleri
yerde otururlar.
[335] [336] Hadiste
geçen "zehele" kelimesi Cevheri'ye göre; "çekildi, yerinden
ayrıldı" manasınadır.[337]
İsfehani'nin rivayetinde ise "zehele"yerine aynı manaya gelen
"temenna" kelimesi nakledilmiştir. [338]
1183-
Tirmizi, Beyhaki ve başkalarının Ömer b. Hattab'dan rivayet ettiklerine göre
şöyle diyor:
"Rasulullah'ı (s.a.v.)
şöyle derken işittim:
“Şehidler dört kısımdır. İmanı iyi olan mümin bir adam
düşmanla karşılaşır. Öldürülünceye kadar Allah'ı tasdik eder. Bu adam, kıyamet
gününde insanların gözlerini kaldırıp baktıkları kişidir.”
Başını kaldırdı taki
başındaki başlığı düştü. Bilmiyorum Ömer'in başlığını mı, yoksa Rasulullah'ın
başlığını mı kastetti. Şöyle dedi:
İmanı iyi olan bir adam düşmanla karşılaşır. Sanki
korkudan dolayı tenine bir dikenle vurulur. Serseri bir ok ona isabet eder ve
öldürülür. Bu ikinci derecededir. Mümin bir adam salih amelle kötü ameli
birbirine katar. Düşmanla karşılaştığında, öldürülünceye kadar Allah'ı tasdik
eder. Bu üçüncü derecededir. Mümin bir adamda nefsine zulmeder. Düşmanla
karşılaştığında, öldürülünceye kadar Allah'ı tasdik eder. Bu da dördüncü derecededir.
[339] Hadiste geçen "Kalansut" kelimesi başa giyilen
başlık manasınadır. [340]
Hadiste geçen
"Talhun" kelimesi ise dikeni olan bir ağaçtır. [341] "Cubn"
ise cesaretin tersi olan korku manasınadır. [342]"
Sehmun Garibun" ise, kimin attığı ve nereden geldiği bilinmeyen yoktur.Bu
faziletlerden birisi de, Allahu Teala şehidi hurilerle evlendirir. Bununla
ilgili birçok hadis yukarıda geçti. [343]
1184-
Taberani'nin Cafer b. Zübeyr [344]
yoluyla -Hadisi terk edilen birisidir- Kasım'dan, onun da Ebu Umame'den rivayet
etiğne göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehidin yere düşen ilk kan damlasıyla günahları
affedilir. İkincisi ile kendisine iman elbiseleri giydirilir. Üçüncüsü damla
ile hurilerle evlendirilir.[345]
1185- Beyhaki'nin "Şuab'da" Hasen bir
isnadla İbni Ömer'den rivayet ettiğine göre Peygamber bir bedevinin çadırın yanından
geçti. Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla savaşa gidiyordu. Bedevi çadırın bir
köşesini kaldırdı ve, "Bunlar kim?" dedi. "Rasulullah ve ashabı
savaşa gidiyorlar." denildi. Bedevi:
"Dünyalık bir şey
elde ediyorlar mı?" dedi. Ona:
"Evet. Ganimet alıyorlar. Sonra
müslümanlar arasında paylaştırılıyor." denildi. Bedevi genç devesinin
yanına giderek onun yularını çözdü. Devesiyle Rasulullah'a (s.a.v.) yaklaşmaya
çalışıyordu. Sahabeler de onun devesini Rasululah'tan (s.a.v.) uzak tutmaya
çalışıyordu. Rasulullah (s.a.v.):
"Onu bana bırakın. Nefsim elinde olana yemin
ederim ki, o cennet meliklerindendir."
Düşmanla
karşılaştılar. Bedevi şehid edildi. Bu Peygamber'e bildirilince, onun yanına
gelip başında sevinçle durdu. Sonra ondan yüzünü çevirdi. Biz:
"Ya Rasulallah!
Seni sevinçle gülerken gördük. Sonra ondan yüzünü çevirdin." dedik. Şöyle
buyurdu:
"Görmüş olduğunuz sevincim, onun ruhunun Allah
katındaki değerini görmemdendir. Ondan yüzümü çevirmem ise, şimdi onun
hurilerden olan hanımı, onun başında duruyor."
[346]Hadiste geçen "Bekr" kelimesi, genç deve
manasınadır. [347]
1186-
"Şifa'us-Sudur"un sahibinin Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine
göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şehide cennetten en güzel cesed getirilir.
Ruhuna emredilir ve ruhu o cesede girer. O cesedine bakar. Nasıl
gönderildiğine, ne yapıldığına, kimin onun için üzülüp kimin üzülmediğine
bakar. Konuşur ve onların kendisini duyduklarım görür. Sonra hurilerden olan
hanımları gelir ve onu götürürler. [348] Müellif şöyle diyor: Bu hadisi İbni Mübarek Hayyan b.
Cebeî'den, o da Peygamber'den (s.a.v.) benzer şekilde rivayet etmiştir. Ayrıca
isimlendirilmeyen bir raviden, o da Abdurrahman b. Ziyad b. En'am'dan, o da
Hayyan'dan rivayet etmiştir. [349]
1187- Yine
Ebu Derda'dan ğarib bir hadis rivayet etmektedir. Şöyle diyor:
"Bana ulaştığına
göre Rasululah (s.a.v.) yahudi olan Alkame'nin yanından geçti. Alkame güzel bir
gençti. Rasulullah (s.a.v.) ona:
"Ey Alkame! Eğer sen güzelliğinle beraber
müslüman da olsaydın, senin işin tamam olurdu. Güzel suretinin üzerine ateşten
korunmuyor musun?" dedi.
Alkame:"
Ya Rasulallah!
Müslüman olursam benim için ne vardır?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Seni yetmiş huri ile evlendiririm." dedi. Alkame:
"Ben şehadet
ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed onun
kulu ve elçisidir." dedi. Rasulullah (s.a.v.) savaşa çıktı. Alkame de
onunla beraber çıktı. Öldürülünceye kadar onun önünde savaştı. Rasulullah
(s.a.v.) Ebubekir ve Ömer'e:
"Kumaştan bana bir çadır kurun."
Sonra:
"Kimse
yanıma girmesin."Dedi ve kendisi
çadıra girdi. Üzerinde cübbesi vardı. Ebubekir ve Ömer atın gürültüsü gibi bir
gürültü işittiler. Ömer kalktı ve kılıcını aldı. Ebubekir ona:"Dur ey
Ömer! Rasululah (s.a.v.) yanına kimsenin girmesini yasakladı." dedi.
Sonra Rasulullah (s.a.v.) çadırdan çıktığında, cübbesinin düğmeleri kopmuştu.
Arkadanda yırtılmıştı. Şöyle dedi:
“Bir şey işittiniz
mi?"
Ömer:
"Evet ya
Rasulallah! Atın gürültüsü gibi bir gürültü işittik. Ben kılıcımı aldım.
Düşmanın sana geldiğini sandık. Fakat Ebubekir bırakmadı." dedi.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"İşittiğin o ses, ona yetmiş tane huriyi seçene
kadar huriler benimle dövüştü. Bu onun sesiydi. Onlar da benim cübbemi
yırttılar. [350]
Huriler, yaralı bayıldığı zaman,
Allahu Teala'nın ona şehadet hediyesini verdiğini ona müjdelemek için ona
görünürler.
İbni Mübarek'in
Abdurrahman el-Mısri'den [351]
onun da Abdulkerim b. Haris el-Hadrami'den, onun da Ebu İdris'ten rivayet
ettiği olay bu konudadır. Şöyle diyor:
"Medine ehlinden
kendisine ziyad denilen birisi yanımıza geldi. Rum topraklarındaki
"sakaliye" de savaşıyorduk. Şehri kuşattık. Biz üç kişi anlaşıyorduk.
Ben, Ziyad ve Medine'den başka bir arkadaş. Bir gün kuşatma devam ederken
üçüncü arkadaşımızı, yemek getirmesi için gönderdik. O sırada düşman
mancınığının attıklarından biri Ziyad'a yakın yere düştü. Onu yaralamıştı. [352]
Ziyad'm dizine isabet etmişti. Bayıldı. Ben onu çektim. Arkadaşım dönünce onu
da çağırdım. Onu ok ve mancınığın kavuşmayacağı bir yere götürdük. Günün
başından beri bekliyorduk. Hiç hareket etmiyordu. Sonra gülünce canlı olduğunu
anladık. Sonra sakinleşti. Sonra da gözyaşları akıncaya kadar ağladı. Sonra
tekrar sakinleşti. Sonra tekrar güldü, sonra ağladı. Sonra bir saat durdu,
gözlerini açtı ve kalkıp oturdu. Şöyle dedi:
"Burada bana ne
oluyor." Biz:
"Başına gelenleri
bilmiyor musun?" dedik
Hayır" dedi.
"Mancınığın yanma
düştüğünü hatırlıyor musun?" dedik.
"Evet" dedi.
Biz:
"Mancınık sana
isabet edince, sen bayıldın. Senin şöyle şöyle yaptığını gördük." dedik.
Şöyle dedi:
"Evet size
anlatayım. Yakut veya zebercedden olan bir odaya götürüldüm. Oradanda üstü üste
konulmuş sergilerin olduğu yere götürüldüm. Orada yastıklardan bir sofra vardı.
Serginin üzerinde düzgün şekilde oturduğumda, sağ tarafımdan zil sesinin[353]
geldiğini duydum. Bir kadın çıktı. Bilmiyorum o mu daha güzeldi, elbiselerimi,
yoksa süslerimi? Sofranın bir kenarına oturdu ve bana dönerek hoşgeldin ve
merhaba etti. Sonra şöyle dedi: "Allah'tan bir şey istemeyen kaba adama
merhaba. Biz falan gibi değiliz -yani hanımı- kadın hanımımı zikredince ben de
hanımımı hatırladım. Kadın güldü ve gelip sağıma oturdu. Ben:
"Sen
kimsin?" dedim.
"Ben senin genç
ve güzel hanımınım." dedi. Ben elimi ona uzatınca:
"Acele etme. Sen
öğle vakti bize geleceksin" dedi. Ben de ağladım.
O sözünü bitirince
solumda bir ses işittim. Önceki gibi iknci bir kadın geldi. -Aynı özellikleri
onun içinde saydı- Arkadaşının yaptığı gibi o da yaptı. Kadın konuşunca ben
güldüm. O da gelip soluma oturdu. Ona da elimi uzatınca:
"Acele etme. Öğle
vakti bize geleceksin" dedi. Ben de ağladım. Bizimle oturmuş, konuşuyordu.
Müezzin Öğle ezanını okumaya başlayınca düştü ve öldü. [354] Hadiste
geçen "Hud" kelimesi, genç ve güzel kadın manasınadır. [355] Müellif
şöyle diyor:
"Bu ve benzeri
hikayeler, Allah yolunda yaralanan kimsenin, yaralanma acısını çekmeyeceğine
delalet etmektedir. Öldürülen kimsede, ölüm acısını görmez. Yirmi ikinci
bölümde bu konudaki açıklamalar geçti. [356]
Huriler bazı
mücahidlere, gününü sarfedip şehidlerden olması için uyanıken de görünürler. İbni
Mübarek'in Mutrif ten onun da Ebu Hazim'den, onun da Abdurrahman b. Yezid b.
Muaviye'den [357] rivayet ettiğine göre
şöyle diyor:
Biz Rum topraklarında
gidîyorken bir adam şöyle dedi:
"Ebu Hazime üzüm
bağında bir arkadaşımızın gördüklerini anlat." Adam da Abdurrahman'a:"Sen
anlat. Benim duyduğumu sen de duydun." dedi. Abdurrahman b, Yezid şöyle
dedi:
"Bir bağın
yanından geçiyorduk. Arkadaşımıza: "Bu yemek tepsisini [358] al
ve bu üzümden doldur" dedik. Sonra konak yerinde bize kavuştu. Adam bağa
girinci altından bir köşkün üzerinde oturan bir huri görür. Gözlerini ondan
kaçırır ve bağ tarafına bakar. Ancak orada da onun gibi birisini görür.
Gözlerini ondan da kaçırır. Kadın şöyle der: "Bak. Sana bakma helal
olmuştur. Ben ve az önce baktığın kadın, senin hurilerden olan hanımlarınız.
Sen bize şu gün geleceksin" dedi. Adam yanımıza geldiğinde hiçbir şey
getirmemişti.
Biz: "Sana ne
oldu? Korktun mu?" dedik, üzerinde ayrıldığımız zamanki halinden başka
bir hal vardı. Yüzü nurlanmış, hali güzelleşmişti.
Ona:
"Seni bundan
alıkoyan nedir?" diye sorduk. Bizden saklamaya çalıştı. Onu sıkıştırınca
şöyle dedi:
"Bağa
girince..." -olayı anlattı-. Bilmiyorum bu anlatımı daha hızlı oldu, yoksa
düşmana saldırı mı daha hızlıydı. Birisine atlarımızı tutmasını söyledik.
Atımıza eğer vurduk. O atına bindi, biz de bindik. Şehadete ulaşmayı ümit
ediyorduk. O bizden önce gidiyordu. O gün askerler arasında ilk şehid edilen
müslümandı.[359] Rüyada görülen hurilerin
hikayeleri ise sayılamayacak kadar çoktur. Sabit el-Benani'den rivayet edildiğine
göre şöyle diyor:
"Ben Enes b.
Malik'in yanında iken, Ebubekir [360] denilen
oğlu savaştan dönüp yanına geldi. Enes durumunu sorunca şöyle dedi:
"Sana falan
arkadaşımızın haberini söylemedim mi?" Biz bu savaşa giderken birden
bağırdı ve şöyle dedi:
"Vah ehlim! Vah
ehlim!" Biz de ona doğru bağırdık. Birilerinin ona saldırdığını zannettik.
Ona:
"Sana ne
oldu?" dedik. Şöyle dedi:
"Ben kendi
kendime, şehid oluncaya kadar evlenmeyeyim de Allahu Teala beni hurilerle
evlendirsin diyordum. Şehadet gelişi uzayınca bu savaş sırasında şöyle dedim:
"Eğer bundan dönersem, evleneceğim diyen
sen misin?" Ben:
"Evet"
dedim. Adam:
"Allah seni Ayna'
ile evlendirdi." dedi.Beni alıp yeşil bir bahçeye götürdü içi
yeşilliklerle doluydu. Bahçede on tane cariye vardı. Her birinin elinde
yaptığı bir işi vardı. Ben onların güzelliğinde hiç kimse görmedim.
"Ayna' sizin
aranızda mı?" dedim.
"Biz onun
hizmetçileriyiz. O ileridedir." dediler.
Ben ilerledim. Daha
yeşil bir bahçeye girdim. İçinde yirmi tane cariye vardı ki, öncekiler onların
yanında birşey değillerdi. Ben"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.
"Biz onun
hizmetçileriyiz. O ileridedir" dediler.
İlerledim, Birinci ve ikinci bahçeden daha
yeşil ve güzel bir bahçeye girdim. İçinde kırk tane cariye vardı ki, önceki on
ve yirmi tane cariye güzellik ve zerafette onların yanında birşey değillerdi.
Ben:"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.
"Biz onun
hizmetçileriyiz. O ileridedir" dediler.
İlerledim. İçi yakut
olan bir odaya girdim içeride bir köşk vardı üzerinde bir kadın oturuyordu. Köşke
yaslanmıştı. Ben:
“Ayna' sen
misin?" dedim.
"Evet.
Merhaba" dedi.
Ben yanına gittim ve elimi onun üzerine
koydum. Şöyle dedi:
"Dur. Daha sende
biraz ruh var. Fakat bu gece yanımızda yemek yiyeceksin."
Uyandım.Ebubekir b. Enes şöyle dedi:
"O sözünü
bitirmişti ki bir kişi şöyle bağırdı:"Ey Allah'ın atlıları! Bininiz."
Atlara bindik. Düşman saf bağlamıştı. Ben adama ve güneşe bakıyor, onun
sözlerini hatırlıyordum. Bilmiyorum onun başımı üstü, yoksa güneş mi
düştü." Bu hikayeyi İmam Fahreddin Ebu Mansur Abdurrahman b. Muhammed b.
Hibetullah[361] "Cihad ayetlerinin
tevili" [362] adlı kitabında isnadsız
olarak zikretmektedir.İbni Asakir de İshak b. binti Davud b. Ebi Hind'den [363] oda
Abbad b. Raşid'den [364] o
da Sabit'ten nakletmiştir. İbni Asakir ve başkalarının Cafer b. Süleyman'dan,
onunda Ebu Galib'ten naklettiğine göre şöyle diyor:
"Biz
"saifede" idik. Ben genç bir arkadaşım ve başka biri bekçilerin
bekçisiydik. Cafer şöyle dedi:
"Ebu Galibe,
"Bekçilerin bekçisi ne demektir?" dedim. Şöyle dedi:
"Bekçilerin
dışında bekçiliktir. Düşman tarafında olup daha korkulu yerdir. Diğer adam
bana,
"Genç arkadaşım
bizden daha küçük ve daha keskin bakışlıdır." dedi. Ben
arkadaşıma:"Atın senden ve ondan daha keskin bakışlıdır. Kulaklarım
diktiğini gördüğün zaman o mutlaka birşey görmüştür. Ondan in." dedim.
Arkadaşım atından indi. Onu bir ağaca bağladı. Başını yere koyup
yattı.Arkadaşım uyuklarken onun yanından geçtik. Uyandı ve şöyle diyordu:
"Ailem!
Aile" Bütün söylediği buydu. Biz:Allah sana rahmet eylesin. Sana ne
oldu?" dedik.
Bize cevap vermedi. Ben ve diğer arkadaşım
istirca ("inna lillah ve inna ileyhi raciun" demektir.) ettik. Seher
vaktinin sonuna kadar arkadaşım bu şekilde kaldı. Sonunda zihni yerine geldi.
Bizimle konuştu.
Biz:
"Allah sana
rahmet eylesin. Ne oldu?" dedik. Şöyle dedi:
"Evet. Rüyamda
bir adam bana geldi. Hadi gidelim" dedi. Ben:
"Nereye?"
dedim.
"Siyah gözlü
hanımının yanına" dedi. Birlikte çıktı. Önümüzde iki tane cariye ile
karşılaştık. Onların elbisesinden daha güzel elbise, süslerinden daha güzel
süs, kokularından daha güzel koku görmedim. Ben:
"Ayna' sizin
aranızda mı?" dedim.
"Hayır biz onun
hizmetçileriyiz." dediler.
Birlikte ilerdik. Dört tane cariye ile
karşılaştık. Bu dördü diğer ikisinden daha güzel idiler. Onların elbisesi,
süsü ve kokusundan daha güzellerini kesinlikle görmedim. "Ayna' aranızda
mı?" dedim.
"Hayır. Biz onun
hizmetçileriyiz." dediler. Birlikte ilerledik. Bu defa sekiz tane cariye
ile karşılaştık. Bunlar diğer dört ve iki taneden daha güzellerdi. Elbiseleri,
süsleri ve kokuları onlardan daha güzeldi. "Ayna' aramda mı?"
dedim."Hayır. Biz onun hizmetçileriyiz." dediler. Birlikte ilerledik.
Onaltı tane cariye ile karşılaştık. Bu on altı tanesi diğer sekizinden, elbise
süs [365] ve
koku [366] olarak daha güzellerdi.
"Ayna' aranızda mı?" dedim. "Hayır. Biz onun
hizmetçilerindeniz" dediler. Birlikte ilerledik. Bu sefer otuz iki tane
cariye ile karşılaştık. Bunlar diğer on altısından elbise, süs, koku ve yüz
olarak daha güzellerdi. Ayna' aranızda mı?" dedim.
"Hayır. Biz onun
hizmetçilerindeniz" dediler. [367]
Böylece kesintisiz dörtyüze kadar ulaştık.Arkadaşım yürüdü. Ben de beraber
yürüdüm. Bir çadırın perdesini kaldırdı. İçeri girdi. Ben de girdim. İçeride
büyük bir köşkün üzerinde yaslanmış bir kadm vardı. Onun köşkün üzerindeki
sağrıları dünyadaki kadmlarınkine benzemiyordu. Kadın güzelliğiyle bana üstün
geldi ve kalbimi doldurdu.
Bana:"Merhaba!
Merhaba! onu yaklaştır, onu yaklaştır, onu yaklaştır"
dedi. Ona yaklaştım ve
onun yanına, köşke oturdum."Sen kimsin?" dedim.
"Senin hanımın
Ayna'yım" dedi. Benimle konuşup gülmeye başladı. Benim kalbim, ondan
kurtulup gitmeye başladı. Sonunda elimi şehvetle ona doğru uzattım."
Şöyle dedi. [368]
"Elime şöyle
vurup kendisinden uzaklaştırdı. Tebessüm ederek şöyle dedi:
"Yarın oruç tut.
Sonra inşaallah bizim yanımızda iftar edersin.
"Ebu Ğalib şöyle
diyor:
"Bunları işitince kendi kendime şöyle
dedim:
"Gencin rüyası
eğer doğru ise, yarın öldürülecektir." Genç gözleri havada olarak
sabahladı. Kalbinin gittiği belli oluyordu. Onun yanından ayrılmadım. Şöyle
dedim:
"Durumun ne
olacağına bakmak için bugün ondan ayrılmayacağım." O kalkınca ben de kalkıyordum.
Oturunca ben de oturuyordum. Helaya gittiğinde bir şeyi kaçırma korkusundan
dolayı ben de gidiyordum.İkindi olana kadar veya ikindi ezanı okunana kadar böyle
devam etti. Herkes atına bindi. Genç atını eğerledi. Bende onunla beraber
eğerledim. Sonunda düşmanla karşılaştık.
Genç eğilip bükülmeden düşmana saldırdı. Ben
de onunla beraber saldırdım. O vurdu, ben de vurdum. Düşman içerisinde
ilerlemeye başladı. Öyle bir yere geldiki, vallahi oraya girmeye benim gücüm
yetmedi. Onu çembere aldılar ve öldürülünceye kadar kılıçlarıyla ona
vurdular."
Cafer şöyle dedi:
"Ebu Ğalib'e
şöyle dedim: "Sen bakıyor muydun?"
"Ben de
bakıyordum." dedi."
[369]"Vaaz ve Rakaik" kitabının sahibinin
Abdulvahid b. Zeyd'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Birgün biz
meclisimizde otururken savaşa çıkmağa hazırlandık. Arkadaşlarıma iki ayetin
okunması için hazırlanmalarını emrettim. Meclisimizde bir adam:
"Şüphesiz ki Allah müminlerden canlarını ve mallarını
cennet karşılığında satın almıştır." [370]
Bir genç -onbeş veya
ona benzer yaştaydı. Babası ölmüş ve ona çokça miras bırakmıştı.-:
"EyAbdulvahid!:
"Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet
karşılığında satın almıştır" mı?
[371]
dedi. Ben:
"Evet canım"
dedim. Şöyle dedi:
"Sen şahid ol ki
ben canımı ve malımı cennet karşılığında sattım." Ben:
"Kılıç yarışı
şiddetlidir. Sen çocuksun. Senin sabredememenden ve aciz kalmandan
korkuyorum." dedim. Genç:
"Ey Abdulvahid!
Allah cenneti satar da, ben aciz mi kalırım? Ben Allah'ı şahid tutuyorum ki,
ben onunla alışverişte bulundum."Abdulvahid şöyle diyor:
"Nefislerimiz
bize çok kötü geldi. Bir çocuk akıl ediyorda, biz akıl edemiyoruz" dedik.
Genç bütün malının içinden çıktı. Silahı atı ve nafakamı hariç hepsini dağıttı.
Çıkış günü gelince ilk hazırlanıp gelen o oldu. Şöyle dedi:
"Esselamu aleyküm
ey Abdulvahid" Ben:
"Ve aleyküm
selam. Alışveriş kar etti." dedim.
Sonra yola çıktık. O
da bizimle bareberdi. Gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyordu. Bize
hizmet ediyor, hayvanlarımıza bakıyordu. Uyuduğumuzda bize bekçilik yapıyordu.
Rum topraklarına gelinceye kadar böyle devam etti. Bu şekilde devam ederken
birden şöyle bağırmaya başladı:
"Vah benim razı
olunan Ayna'ya olar. şevkimi" Arkadaşlar:"Belki çocuğa vesvese
gelmiştir. Aklı karışmıştır." dediler. Ben:
"Ey canım! O razı
olunan Ayna' nedir?" dedim. Şöyle dedi:
"Biraz uyudum.
Rüyamda sanki birisi bana geldi. Bana:
"Razı olunmuş Ayna'ya
git" dedi.
Beni bir bahçeye götürdü.
Bahçede suyu bozuk olmayan bir nehir vardı. Nehrin kenarında üzerlerindeki süs
ve elbiseleri tarif edemeyeceğim cariyeler vardı. Beni görgünce benimle
müjdeleştiler.
Şöyle dediler:
Bu razı olunmuş
Ayna'nın kocasıdır." Ben:
"Allah'ın selamı
üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim.
"Hayır. Biz onun
hizmetçileri ve cariyeleriyiz. O ileridedir." dediler.
Öne doğru ilerledim içerisinde tadı değişmemiş
sütten bir nehrin bulunduğu bir bahçeye girdim. Her türlü süs vardı. Nehrin
kenarında cariyeler vardı. Onları görür görmez onların güzelliğine vuruldum.
Beni görünce benimle müjdeleştiler. Bu vallahi razı olunmuş Ayna'nın
kocasıdır" dediler. Ben:
"Allah'ın selamı
üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Allah'ın
selamı senin de üzerine olsun. Ey Allah'ın velisi! Biz onun hizmetçileri ve
cariyeleriyiz. îlerle o önündedir." dediler.
Ben ilerledim.
Şaraptan bir nehir gördüm. Etrafında cariyeler vardı. Onlar bana geçirdiğim
şeyleri unutturdular. Ben:
"Allah'ın selamı
üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Hayır. Biz
onun hizmetçileri ve cariyeleriyiz. O ileridedir." dediler.
Ben ilerledim.
Süzülmüş baldan bir nehir gördüm. Kenannda üzerlerindeki nur ve güzellikle
arkamdakileri unutturan cariyeler vardı. Ben:
"Allah'ın selamı
üzerinize oisun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Allah'ın
selamı senin de üzerine olsun. Ey Allah'ın velisi! Biz onun hizmetçileri ve
cariyeleriyiz. O ileridedir." Ben ilerledim. Beyaz inciden bir çadıra
ulaştım. Çadırın kapısında bir cariye vardı ki üzerindeki elbise ve süsleri
anlatamam. Cariye beni görünce müjdeledi ve içeride bulunana seslendi.
"Ey razı olunmuş
Ayna'! Kocan geldi."
Çadıra yaklaştım. İçeriye girdiğimde Ayna'
inci ve yakutlarla süslenmiş, altından bir köşkün üzerinde oturuyordu. Onu
görür görmez ona tutuldum. O şöyle diyordu:
"Sana merhaba Ey
Rahman'ın velisi! Yanımıza gelmen yaklaştı."
Ben onu kucaklamak için ilerledim. Şöyle dedi:
"Yavaş ol. Beni
kucaklamanın vakti gelmedi. Çünkü sende hala hayat ruhu var. Bu gece inşaallah
yanımızda iftar edeceksin."
Uyandım ey Abdulvahid
ve ona sabredemiyorum:
"Abdulvahid şöyle
diyor: "Konuşmamız bir düşman bölüğünün üzerimize çıkıp gelmesine kadar
sürdü. Genç saldırıya geçti. Düşmandan dokuz kişiyi öldürdüğünü saydım..
Onuncusu kendisi oldu. -Allah ona rahmet eylesin- yanına gittim. Kanının içinde
kalmıştı. Ağzı kan dolmuştu. Ölünceye kadar güldü." [372]
"Şifaus-Sudur"
kitabının sahibi şöyle diyor:
"Abdulmelik'in
Abdulhamid b. Behram'dan, onun da Şehr b. Havşeb'den rivayet ettiğine göre
şöyle diyor
:"Biz bir
savaştaydık. Ben uykudan uyanınca bir adamın şiddetli bir şekilde ağladığını
gördüm. Şöyle diyordu:
"Ey Ailem! Ey
Ailem!" Yanına gittim ve:"Ey Allah'ın kulu yarın dönersin. Allah'tan
kork ve sabret" dedim. Şöyle dedi:
"Ben dünyada
ayrıldığım ailem için ağlamıyorum. Fakat az önce rüyamda bana şöyle denildi:
"Hanımın Ayna'nın
yanına git."
Birlikte çıktık. Bir yere geldik ki orası
gibisini görmedim. Ben cariyeler gördüm ki onların güzelliğinde, elbiselerinin
güzelliğinde başkasını kesinlikle görmedim. Onlara selam verdim. Selamımı aldılar.
"Ayna' aranızda
mı?" dedim. Onlar:
"Hayır. Biz onun
hizmetçileriyiz. O ileridedir." dediler. İlerledim. Bir yere geldim ki
birincisinden daha güzeldi. Öncekilerden daha güzel cariyeler gördüm. Selam
verdim. Selamımı aldılar."Ayna' aranızda mı?" dedim. Onlar:
"Hayır. Biz onun
hizmetçilerindeniz. O bu incinin içindedir." dediler. Oraya gittiğimde
kırmızı yakuttan olan bir köşkün üzerinde bir kadın oturuyordu. Kalçaları
köşkün dışına taşıyordu. Ona selam verdim. Selamımı aldı. Yanına oturdum. O
benimle, ben onunla konuştum. Sonra ona hediye vermek için gittim. Ona bir
bilezik çıkardım ki maşallahı vardı. Şöyle dedi:
"Sen gelecek gece
yanımızda geceleyeceğine bize Allah adına söz vermeden bizden
ayrılamazsın." Ona bu konuda söz verdim. Sonra uyandım. Onun için
ağlıyorum."
Sonra ağlamasına
devam etti. Atlılara çağrı geldi. İnsanlar atlarına ve silahlarına koştular. Bu
adam o zaman ilk Öldürülen adam oldu." Şehr b. Havşeb şöyle diyor:
"Ben şehadet
ediyorum ki o Ayna'nın yanında geceledi."
[373]Müellif şöyle diyor:
"Bu hikayelerin
hepsinde Ayna' kelimesi zikredilmektedir. Ayna'; Cennetin kadınlarından,
hurilerden biridir. Çenet kadınlarınnı hepsine huri denilir. Aynı şekilde
Ayna'da denilir. Huri [374]
gözünün beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah olandır. Ayna' [375] ise
gözleri büyük olandır. Ayna'lar cennette erkeklerden daha çoktur. Sahihi Buharı
ve Müslim'de rivayet edildiğine göre, cennette bekar kimse yoktur. Şehidin
yetmiş iki tane huri ile evleneceği sabittir. Bir hadiste şöyle diyor:
"Cennet ehlinden olan bir adam beşyüz huri ile
evlendirilir.
"Beyhaki
"Şua'b" da rivayet etmiştir. [376]
Allahu Teala kitabında hurileri şu şekilde
vasıflandırıyor
"Sanki onlar yakut ve mercandırlar." [377]
Başa bir ayette:
"İri gözlü
huriler saklı saklı inciler gibidirler.” [378]
Buyuruyor. Başka
ayetlerde de özellikleri sayılmaktadır. Rasulullah'ın (s.a.v.) cennet
kadınlarını anlatan hadisleri ise çoktur. Düşünenlerin akıllarını başlarından
alır. [379]
1188-
Sahih'i Buhari ve Müslim'de rivayet edildiğine göre:
"Cennete ilk girecek olanlar dolunay şeklinde olacaklardır.
Onlardan sonrakiler ise gökte ışık saçan yıldız şeklinde olacaklardır. Her
birisi için iki hanım vardır ki, onların dizlerindeki kemik etin altında
görülecektir. Cennette de bekar kimse olmayacaktır.” [380]
1189- Yine
Sahih'i Buhari ve Müslim'de Enes'ten rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri yeryüzüne
gelecek olsaydı, yer ile gök arasını kokusuyla doldurur, ikisinin arasını
aydınlatırdı. Başının üzerindeki örtüsü dünya ve içindekilerden daha
hayırlıdır.
[381]Hadiste geçen "Nasif' kelimesi "peçe
örtüsü" manasınadır. [382]
1190-
Tirmizi ve İbni Hibban'ın îbni Mesud'dan rivayet ettiklerine göre Rasululiah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehlininin kadınlardan birinin dizini
beyazlığı yetmiş elbisenin altından görülür. Öyleki dizindeki kemiği görülür.
Bunun için Allahu Teala: "Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler”. [383]
buyuruyor.Müslim Cennet
ve nimet ehlinin sıfatlan bölümü: 4/2178, No: 2834'de rivayet etmiştir.Tirmizi
Cennetin sıfatları bölümü: 4/677, No: 2535'de Ebi Sad'dan rivayet etmiştir. [384]
1191- Bezzar
ve Taberani'nin Said b. Hizyem'den [385] rivayet
ettiklerine göre şöyle diyor:
"Rasulullah'ı
(s.a.v.) şöyle derken işittim:
"Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri yeryüzüne
gelseydi, yeryüzünü misk kokusuyla doldurur, güneş ve ayın ışığını
kaybederdi." [386]
1192-
Taberani'nin Enes'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Cebrail (a.s.) bana şöyle dedi:
"Adam hurilerin yanına girince, onu musafaha ve
kucaklama ile karşılaşırlar.”
Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
"Hangi parmaklarla ona verirler. Eğer onların
bazı parmakları veya uçları görünce, onların ışığı güneş ve ayın ışığını
kaybederler. Eğer onların saçlarının kemevi ortaya çıksa, doğu ile batının
arısını güzel kokusuyla doldurur." [387]
O hanımıyla yastığına
yaslanmışken birden başlarının üzerinde bir nur ışık verir. Allahu Telanın
kullarının yanına teşrif ettiğini zanneder. Oysaki huri onu çağırmaktadır:
"Ey Allah'ın
velisi! Bizim için sende bir nasibimiz yok mu?"O:
"Sen
kimsin?" der. Huri:
"Ben Allahu
Tealanın şöyle dediği kimselerdenim.
"Katımızda daha fazlasıda vardır.” [388]
Onun tarafında döner.
Birde bakarki ondaki güzellik ve kamal Öncelerinde yoktur."Onunla
yastığına yaslamişken başka bir huri ona hitap eder:
"Ey Allah'ın
velisi! Bizim sende nasibimiz yok mu?" O:
"Sen
kimsin?" der. Huri:
"Ben Allahu
Tealanın şöyle dediği kimselerdenim:
"Hiç bir nefis kendileri için saklanan göz
aydınlatıcı ve yaptıkları amellerin karşılığı olan şeyleri bilmez." [389]
Bu şekilde bir
hanımdan diğerinin yanına döner durur." [390]
1193-
Ahmed'in, İbni Hibban'ın Sahih'inde, Beyhaki'nin Haşr bölümünde Ebu Said
el.Hudri'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) Allahu Tealanın:
"Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
"Ayeti hakkında
şöyle buyuruyor:
"Kişi onun çenesinden kendi yüzüne bakar. Onun
çenesi aynadan daha nettir. Onun üzerindeki bir inci yaklaştırılsa, doğu ila
batının arasını ışıkla aydınlatır. Onun üzerinde yetmiş tane elbise vardır.
Kişi onların üzerinden gözleriyle bakar ve onların üzerinden dizinin kemiğini
görür. [391]
1194- Ebu
Ya'la'nın ve Beyhaki'nin Haşr bölümünün sonunda Ebu Hureyre'den rivayet
ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Beni hak ile gönderene yemin ederim ki siz dünyadaki
hanımlarınız ve meskenlerinizle cennet ehlinin hanımları ve meskenlerini
bilemezsiniz. Onlardan biri Allah'ın yarattığı yetmiş iki tane hanımın yanına
girer. Ademoğullarından da Allah'ın dünyada yaptığı ibadete karşılık olarak
onun için yarattığı iki hanım alır. O ikisinden birisinin yanına yakuttan bir
odada incilerle süslenmiş altından bir köşkün üzerindeyken girer. O köşkün
üzerinde yetmiş çift ipek ve atlas vardır. Elini onun omuzlarının arasına
koyar. Sonra onun göğsünden elbiselerinin, derisinin ve etinin arkasından
eline bakar. Onun dizindeki kemiğe bakar ve görür. Birinizin yakut bir
sandıktaki ipe dışarıdan baktığı gibi. Onun ciğeri hanımına, hanımının ciğeri
ona ayna olur." [392]
1194a- İbni
ebi Dünya'nın "Cennetin sıfatlan" kitabında Ebu Abbas'tan rivayet
ettiğine göre şöyle diyor:Tirmizi Cennetin sıfatları bölümü: 4/676, No: 2533'de
İbni Mes'ud'dan rivayet etmiştir.Hadîsin bir parçası: 4/695, No: 2562'de, Ebu
Said eI,Hudri4den rivayet edilmiştir.Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis ğarib'dir.
Sadece Reşideyn hadisiyle biliyoruz."Terğib ve Terhim: 4/534'de rivayet
etmiştir.Munziri şöyle diyor:
"Ahmed ve İbni
Hibban Sahih'inde rivayet etmiştir."Beyhakİ İbni Hibban'ın isnadı ile
Şa'b'da rivayet etmiştir.
"Eğer hurilerden
biri avucunu yer ile gök arasına çıkaracak olsa, bütün mahlukat onun
güzelliğine aşık olurdu. Eğer örtüsünü çıkaracak olsaydı, güneş onun
güzelliğinin yanında, güneşin karşısındaki bir çıra gibi kalırdı. Eğer yüzünü
çıkarsaydı yer göğün arasını aydınlatırdı." [393]
1194b- Yine
ondan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri
yedi denize tükürseydi, bu denizler baldan daha tatlı olurdu. [394]
1194c- Yine
ondan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Birgün Ka'b ile beraber ötüyorduk. Şöyle
dedi:
"Eğer hurilerden birinin eli gökyüzünde
görünse, onun beyazlığı ve yüzükleri güneşin dünyayı aydınlattığı gibi
yeryüzünü aydınlatırdı." Sonra şöyle dedi:
"Sadece eli
dedim. Yüzünün beyazlığı, güzelliği, tacı, yakutları ve incileri görünseydi
nasıl olurdu.[395]
1195- İbni
Hibban'ın Sahih'inde Ebu Said'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
Cennette bir adam bir tarafa dönmeden yetmiş sene
yaslanarak durur. Sonra ona bir kadın gelir. Onun omuzuna vurur. Adam onun
çenesine bakar, çenesinden aynadan daha net olarak kendisini görür. Onun üzerindeki
incilerden en küçüğü doğu ile batı arasını aydınlatır. Kadın ona selam verir.
Adam selamını alır. Adam ona kim olduğunu sorar. Kadın:"Ben fazla
olanlardanım" der. Kadının üzerinde yetmiş tane elbise vardır. En yakın
olanı Tuba[396]
ağacindaki kan gibidir. Adam gözleriyle onun dizindeki kemiği görünceye kadar
dikkatle bakar. Kadının üzerinde bir tac vardır. Ondaki en ufak inci doğu ile
batı arasını aydınlatır.” [397]
İbni Hibban şöyle
diyor:
"Sikalardan
uydurma hadisler rivayet etmiştir. Ali b. Yezid'den rivayet etitği zaman,
istediklerini katarak rivayet eder. Bir İsnad'da Ubeydullah b. Zahr, Ali b.
Yezid, Kasım Ebu Abdurrahman bir araya gelmiş ise, bu rivayet onların
kendilerinin uydurduklarıdır." Bunlardan sadece Ali b. Yezid itham
edilmiştir. Diğer ikisi ise sadukturlar. Hata etseler bile.Takrib'de şöyle
diyor: "Zahr: Saduktur. Hata yapabilir. Altıncı tabakadandır."Tehzib:
7/12, No: 25; Takrib: 1/533, No: 1445. [398]
1196- İbni
Ebi Dünya'nın Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
"Size cennet ehlinin en düşük derecesinde olan
size haber vereyim mi?" Onlar:
"Evet ya
Rasulallah" dediler. Şöyle dedi:
"Efendimize merhaba. Bizleri ziyaret etme vaktin
geldi.
"Ona kırk yıllık
döşeme serilir. Sonra sağına bakar ve soluna bakar. Hep cennetleri
görür."Bunlar kimlerin" der."Senin" denilir. Bakmayı
bitirince kendisine kırmızı bir yakut veya yeşil zümrüt yükseltüirki onun
yetmiş tane şubesi vardır. Her şubede yetmiş tane oda vardır. Her odanın
yetmiş tane kapısı vardır. Ona:
"Oku ve oraya
yüksel" denilir. Mülkünün köşküne varıncaya kadar yükselir. Köşküne
yaslanır. Genişliği bir mil çarpı bir mildir. Bazı üstünlükleri vardır. Ona
altından yetmiş tane yemek tabağı getirilir. Bu tabakların hiç birisinin rengi
diğerine benzemez. En sondaki tabakta ilk tabaktaki yiyeceğin tadını bulur.
Sonra ona çeşitli içecekler getirilir.
Onlardan iştihanın
çektiğini içer. Sonra hizmetçiler:"Onu bırakın hanımları geliyor"
derler ve onu terkederler. Sonra adam bakarki hurilerden biri köşkün üzerinde
oturuyor. Onun üzerinde yetmiş tane elbise vardır. Hiçbiri diğerinin renginde
değildir. Onun dizindeki iliği etin, kanın, kemiğin ve elbiselerin altından
görür.Bunun üzerinden ona bakar ve:
"Sen
kimsin?" der. Huri:
"Senin için
saklanan huriler benim" der. Adam ona gözünü ayırmadan kırk yıl bakar.
Sonra gözünü odaya kaldırır. Orada öncekinden daha güzel bir huri görür. Huri
şöyle der:
"Bizim de senden
bir nasibimiz olma zamanı gelmedimi?" Gözlerini ona çevirir ve kırk yıl
bakar. Sonra onlardan istediği kadar faydalanınca, onlardan daha iyi nimetin
olmadığını zannederler. Sonra Allahu Teala onlara tecelli eder, Rahman'ın
yüzüne bakarlar. Allahu Teala:
"Ey cennet ehli!
Beni birleyin [399] der.
Rahman'ı birlemekle ona cevap verirler. Sonra Allahu Teala:
"Ey Davud! Dünyada beni yücelttiğin gibi beni
yüceltti." Der. Davud rabbini yüceltir." [400]
1197-
Tirmizi, Ebu Ya'la ve başkalarının îbni Ömer'den rivayet ettiklerine göre
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehlinin en düşük derecesinde olanı,
cenneti, hanımları, nimetleri, hizmetçileri ve tahtı ile bin yıllık mesafede
olanıdır. Allah katında en üstün olanı ise sabah ve akşam rabbine bakandır.” [401]
1198- İbni
Ebi Dünya'nm mevkuf olarak rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Cennet ehlinin
en düşük derecede olanın bin tane köşkü vardır. Her köşkün arası bir yıllık
mesafedir, en yakını gördüğü gibi, en uzağıda görür. Her köşkte huriler, güzel
kokulu bitkiler ve hizmetçiler vardır. Ne isterse, mutlaka ona getirilir. [402]
1199-
Tirmizi ve İbni Hibban'ın Ebu Said'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehlinin en düşük derecede olanın seksen
bin tane hizmetçisi ve yetmiş iki tane hanımı vardır. Ona inci ve zümrütten
bir kubbe oluşturulur ki genişliği Cabiye [403] ile San'a arası
kadardır." [404]
Allahu Tealanın
ateşten en son çıkıp cennete girecek olana, yaratıldığı günden yok olduğu güne
kadar ki dünya kadar ve onun on mislini vereceği sahih rivayetlerle sabittir.
Eğer bu, cennet ehlinin en düşük seviyede olanı için ise, en üşüt seviyede
olana, nasıl verilir. En düşük dercede olana bu veriliyorsa, Allah'ın yüz
derece yükselttiği mücahide neler"Bazısı bazısına yakındır." İbni
Main, "Bir şey değildir" diyor. Ebu Zur'a, "Güçlü değildir"
diyor. Ebu Hatim, "Zayıftır. Hilal b. Habbab ve Hakim b. Cubeyr'e
yakındır." diyor. Nesai, "Sika değildir." diyor. Darekutni,
"Metruktür" diyor. İbni Adiy, "Red edilmiştir. Bir cemaat onu zayıf
görmüştür. Zayıflık onun rivayetlerinde açıkça görülüyor. Zayıflığa daha
yakındır." diyor.Takrib'de §öyie diyor:
"Suveyr b. Ebi
Fahite Said b. İlaka: Zayıftır. Red edilerek, atılmıştır. Dördüncü
tabakadandır."Tehzib: 2/36, No: 58; Takrib: 1/121, No: 54.verilir. Bu
derecelerin her birinin arası yer ile gök arası kadardır. Peki celal ve ikram
sahibi Allahu Teala'nın katında şehide verilen nimet ve faziletler nasıldır.
Vallahi onun Allah katındaki malını, insan anlayışı kavrayamaz, hayal ona
yetmez, akıl onu idrak edemez. Allahu Teala'nın, şehidlerin derecesinden bir
derece düşük olanlar için söylediği ayete bak;
"Hiç bir nefis onlar için gizlenen göz
aydınlatıcı ve yaptıkları amellerin karşılığı olarak verilenleri bilmez."[405]
1200-
Sahih'i Buhari ve Müslim'de şöyle rivayet ediliyor:
"Allahu Teala
şöyle buyuruyor:
"Salih kullarım için, hiçbir gözün görmediği,
hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyleri
hazırladım." [406]
1201- Sahih'i Müslim'de şöyle diyor:
"Musa rabbine sordu:"Cennet ehlinin
en düşük derecede olanı nasıldır."
Allahu Teala şöyle
buyurdu:
"Cennet ehli cennete girdikten sonra bir adam
gelir.Ona:
"Cennete gir" denilir. Adam:
"Yarabbi! Herkes yerine yerleşmişken ve
alacaklarını almışken nasıl gireyim?" Ona:
"Dünya sultanlarından birinin mülkü kadar mülkünün
olmasına razı mısın?" denilir. Adam:
"Razı oldum yarabbi!" der. Ben:
"Bu senindir. Bunun on katı da senindir. San
nefsinin istediği, gözünün hoşlandığı da sana verilmiştir."
Adam:"Razı oldum Yarabbi!" der." Musa (a.s.)
"En üst derecede
olanı nasıldır?" dedi. Allahu Teala:
"Onlar beni istediğim, kerametlerini elimle
diktiğim ve üzerine mühür vurduğum, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın
işitmediği, hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyleri verdiğim kimselerdir.” [407]
1202-
Cennetin özellikleri konusunda ise Ahmed, Tirmizi, İbni Hibban ve başkalarının
Ebu Hureyre'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Biz: "Ya
Rasulallah! Bize cennetten bahset. Yapısı nedir?" dedik. Şöyle buyurdu:
"Altın tuğla, gümüş tuğladandır. Harcı misktir.
Kumu yakut ve incidir. Toprağı za'feran'dır. Oraya giren nimetlenir. Üzülmez.
Ebedileşir ve ölmez. Elbiseleri eskimez: Gençliği gitmez. [408] Hadiste geçen "Melat [409]
1203- Bezzar, Taberani ve Beyhaki'nin Ebu Said'den
merfu ve mevkuf olarak rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Allahu Teala
cennetin duvarlarını altın ve gümüş tuğladan yapmıştır. Sonra orada nehirler
akıtmış ve ağaçlar dikmiştir. Melekler onun güzelliğine bakınca şöyle dediler:
"Ne güzel
meliklerin yeri. [410]
1204- İbni
Ebi Dünya'nm Enes'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyuruyor:
"Allahu Teala Adn cennetini kendi eliyle yarattı.
Bir tuğla beyaz inciden, bir tuğla kırmızı yakuttan bir tuğla yeşil zümrütten
koyarak yarattı. Onun harcı misktir. Onun bitkileri Za'ferandır. Kumu
incilerdir. Toprağı anberdir. Sonra ona şöyle dedi: "Konuş"
Cennet:"Muhakkak ki müminler felaha ermiştir." dedi. Allahu
Teala:"İzzetim ve celalime yemin olsun ki senin içinde hiçbir cimri bana
komşu olmayacaktır.” [411]
buyurdu.
1205-
Taberani ve Beyhaki'nin Amran b. Haşin ve Ebu Hureyre'den rivayet ettiklerine
göre şöyle dediler:
"Rasulullah'a
Allahu Tealanın
,"Adn cennetinde güzel meskenler.
[412]Ayetinden
soruldu. Şöyle buyurdu:"Cennette inciden bir kasırdır. İçinde kırmızı
yakuttan yetmiş tane yurt vardır. Herbir yurtta yetmiş tane yeşil zümrütten
ev vardır. Her bir evde yetmiş tane taht vardır. Her tahtın üzerinde yetmiş
tane her renkten sergi vardır. Her serginin üzerinde bir kadın vardır. Her evde
yetmiş tane sofra yardır. Her sofrada yetmiş çeşit yiyecek vardır. Her evde
yetmiş tane kız ve erkek hizmetçi vardır. Mümine bir yemekte gelen kuvvette
bunların üstüne verilir.” [413]
1206- İbni
Ebi Dünya'nın Ka'b'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Eğer cennet
ehlinin elbiselerinden biri bugün dünyada giyîlse, ona bakan kimse bayılır.
Gözleri ona bakmaya dayanamazlar.[414]
1207- Yine
Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Müminin
cennetteki yurdu incidendir. Orada kırkbin tane yurt vardır. Orada elbise
veren ağaçlar vardı. Adam bu iki parmağıyla -başparmakla serçe parmağını işaret
ediyor bel kısmında [415]
inci ve mercanların olduğu yetmiş tane elbise alır." [416]
1208- Yine
Şufey b. Mani'den -Sahebeliğinde ihtilaf edilmiştir- rivayet ettiğine göre
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehlinin nimetlerinden birisi de, Onlar
soylu binek hayvanlarının üzerinde birbirlerini ziyaret ederler. Onlar
eğerlenmiş atların üzerinde gelirler. O atlar pislemez ve işemezler. Onlara
biner ve Allah'ın istediği yere kadar giderler. Onların üzerine bir bulut
gelirki, onda gözlerin görmediği, kulakların işitmediği şeyler vardır.
"Üzerimize yağmur yağıdır" derler. Bulut onların üzerine artık
dayanamayacakları kadar yağmur yağdırır. Sonra Allahu Teala rahatsız etmeyen
bir rüzgar gönderir. Rüzgar miskleri ok gibi onların sağından ve solundan
geçirir. Onlar bu miskleri atlarının alınlarından, yelelerinin ayırımından ve
başlarından alırlar. Onların her birinin canlarının istediği gibi birer
perçemleri[417]
vardır. Bu miskler bu perçemlere ve atlarına asılırlar. Bunun dışında
elbiseleri de vardır. Sonra Allah'ın istediği yere giderler. Bakarlarki bir
kadın onlardan birini çağırıyor:
"Ey Allah'ın kulu! Senin bize ihtiyacın yok
mu?" Adam: "Sen nesin? Kimsin?" der. Kadın: "Ben senin
yerini bilmiyordum." der. Kadın: "Sen Allahu Tealanın, "Hiçbir
nefis onlar için gizlenen göz aydınlatıcı, amellerin karşılığı olan mükafaatı
bilemez." [418] dediğini
bilmiyor musun?" der. Adam:
"Rabbime yemin olsunki evet biliyorum." der.
Adam onunla belki kırk yıl meşgul plur. İçinde bulunduğu nimet ve ihsanların
dışında hiçbir şey onun kadından ayrılmasına, başka tarafa dönmesine sebep
olamaz.” [419]
Müellif şöyle diyor:
Garip olanın yanında
anlatılan vatan haberleri, usandırmaz. Aşık olanın yanında sevgilinin
Özelliklerini saymak bıktırmaz. Kavuşma sözlerinin zikredilmesi, aşkın
şiddetini[420] artırır. Karşılaşma
yerinin anılması, iştiyak ateşini tutuşturur. Cennetin özellikleri, hurileri,
kasırları, nimetleri çoktur. Hepsini sayacak olursak, maksadımızdan dışarı
çıkmış oluruz. Biz bu kadarını, konu dışı olarak, teşvik için
zikrettik.Konumuza dönüyoruz ve bu bölümü; Ebu Said Ali b. Hudares-SeImi'nin [421]"Cihad"
kitabında Rafi' b. Abdullah'tan naklettiği Said b. Haris'in hikayesiyle
bitiriyoruz. Rafi' şöyle diyor:
"Hişam b. Yahya
el-Kenani bana "şöyle dedi:
"Gözümle
gördüğüm, kendim şahid olduğum bir olayı sana anlatacağım. Allah onunla bana
fayda verdi. Umarım bana fayda verdiği gibi sana da verir." Ben:
"Söyle ey Ebu
Velid" dedim. Şöyle dedi:
"Seksen üç
senesinde Rum topraklarında savaşıyorduk. Başımızda Müslime b. Abdulmelik ve
Abdullah b. Velid b. Abdulmelik vardı. Bu savaş Allahu Tealanın Tuvaneyi [422] fethettiği
savaştır. Basra ehli ile Cezire ehli bir yerde buluştuk. Hizmetleri nöbetleri,
yiyecek getirmeyi, hayvanları otlatmayı sırayla yapıyorduk.Bizimle beraber
Said b. Haris veya Haz b. Ubade denilen bir adam vardı. Gündüzleri oruç tutar,
geceleri namaz kılar ve ayakta çalışırdık ama, o bırakmazdı. Sadece genel işlerden
ibadetini engelleyenlere izin verirdi. Hergün ve gecede onu o çalışma şekli
üzerinde buldum. Namaz vakti olmasaydı da, yolda gidiyor olsaydık da, yine
Allah'ın zikrinden ve Kur'an okumasından geri kalmazdı.
Rum kalelerinden
birini kuşatmışken bana ve ona bir gece nöbet sırası geldi. Bu nöbet bize ağır
geliyordu. Said b. Haris'i o gece öyle ibadet ederken görüyordum ki, ona karşılık
kedi nefsimi küçük görüyordum ve onun vücudunun bu yaptıklanna dayanmasına
hayret ediyordum. Orada anladım ki Allahu Teala fazileti dilediği kuluna verir.
Gece yaptıklarından dolayı yorgun [423] ve
takatsiz [424] olarak sabahladı.
Ona:"Allah sana
rahmet eylesin. Senin nefsinin de senin üzerinde hakkı vardır. Gözünün de
senin üzerinde hakkı vardır. Sen de biliyorsun ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyuruyor:
"Amelden gücünüzün yettiğini yüklenin." [425]
Ona buna benzer
hadisler söyledim. Bana şöyle dedi:
"Sayılı nefeslerim var. Ömrüm gidiyor.
Günler bitiyor. Ben ölümü yaklaşan bir adamım kardeşim. Nefsimin çıkışı ani
olabilir. Onun cevabı beni ağlatıyor. Allah'a, o konuda sebat ve yardım vermesi
için dua ediyorum." Sonra ona:
"Biraz yat,
dinlenirsin. Düşmanın durumunun ne olacağını bilmiyorsun. Bir şeyler olursa,
sen canlı olursun." dedim. Çadırın bir tarafına yattı. Arkadaşlarımız
dağılmışlardı. Kimi savaştaydı, kimisi başka işteydi, Ben yerimde durdum,
arkadaşlarımın gelmesini bekledim ve onlara yemek yapmaya başladılar. Gidip
yiyorlardı.
Bu durumdayken
çadırdan gelen bir ses işittim. Önce çadırda Said b. Haris'ten başka kimse
olmadığı için sesi inkar ettim. Said'de uyuyordu. Sonra ben görmeden biri
çadıra girmiş olabilir diye aceleyle çadıra girdim. Çadırda ondan başka kimse
yoktu. O da kendi halinde uyuyordu. Uykuda konuşuyordu, gülüyordu. Ona doğru
yaklaştım. Sanki birisine hitap ediyordu. Sözlerinden hoşuma gidenleri, aklımda
tuttum. Sonra sağ elini uzattı. Sanki bir şeye dokunuyordu. Sonra yumuşak bir
şekilde geri çekti ve güldü. Sonra:
"Bu gece"
dedi. Sonra sıçrayarak uyandı. Kükrüyordu. Ona yaklaştım ve onu yavaşça göğsüme
yasladım. O ise sağa sola dönüp duruyordu. Sonunda sakinleşti ve aklı başına
geldi. Tekbir, tahlil getirmeye, hamd etmeye başladı.Ben:
"Ey kardeşim! sana
ne oldu?" dedim. Bana:
"Hayırdır. Ey Ebu
Velid" dedi.
Ben:"Sende bazı
şeyler gördüm. Uykuda konuşuyordun. Gördüklerimi bana anlat." dedim.
Said:"Beni bü
konuda affet. Ey Ebu Velid" dedi.
Arkadaşlığın hakkı
için anlatmasını söyledim."Allah sana rahmet etsin. Söyle. Umulur ki Allah
bana bundan bir nasihat ve hayır verir." dedim. Şöyle dedi:
"Ben bu vakitte uyuyunca, kıyametin koptuğunu
gördüm. Herkes kabirlerinden çıkıyordu. Herkes yerinde duruyordu. Gözlerini
açmış, Rablerinin emrini bekliyorlardı. Ben bu durumda iken iki adam bana
geldi. Onlar gibi güzel ve kamil kimseyi görmedim. Bana selam verdiler
selamlarını aldım. Bana:
"Ey Said! sana
müjde. Günahların affedildi. Çalışmalarına teşekkür edildi. Amellerin kabul
edildi. Duaların da kabul edildi ve hayatında sana müjde olması için acele mükafat
verildi. Haydi bizimle gel, Allahu Tealanın senin için hazırladığı nimetleri
sana gösterelim." dediler.
Onlarla birlikte
çıktım. Mahşerdeki insanların dışına çıkardılar. Biz orada iken, bizim
dünyadaki atlarımıza benzemeyen atlar salgımızda gördük. Onlar şimşek gibi
hızlıydılar. Onlara bindik. Bizi rüzgar gibi alıp götürdüler. Büyük bir kasrın
önüne geldik. Güzeller sadece önünde veya arkasında veya üstünde değildi.
Sonra kasır sanki saf gümüştendi ve parlayan bir nurdu. Kapısına gelince
açılmasını istemeden açıldı. Özelliklerini kimsenin sayamayacağı bir yere
girdik.
Öylesi yer hiçbir beşerin hayaline bile
gelmez. Kasırda yıldızlar gibi kadın ve erkek hizmetçiler vardı. Onlar sanki
Allahu Tealanın belirttiği gibi idiler.
"Sıralanmış inciler.” [426]
Bizleri görünce
çeşitli güzel sözler, nağmeler söylemeye başladılar. Hepsi de şunu
söylüyorlardı:
"Bu Allah'ın
velisidir. Allah'ın velisi geldi. Allah'ın velisine merhaba."Yürüdük ve
altından tahtların olduğu bir meclise geldik. Mücevherlerle süslenmişlerdi.
Etraflarına altından sandalyeler dizilmişti. Her tahtın üzerinde bir cariye
vardı ki, Allah'ın mahluklarından hiçbiri onu vasıflandıramaz. Ortalarında
bir tanesi vardıki, diğerlerinden yer, güzellik, boy, kemal ve tamam olma
notlarından üstündü. îki adam:
Bu senin evin. Bunlar
da senin ailen. Rabbinin katında büyük rızaya burada kavuşacaksın." dediler
ve geri dönüp gittiler. Cariyeler bana doğru atıldılar Bana merhaba diyorlar,
saygı gösteriyorlar ve müjde veriyorlardı. Gurbetten gelen birisinin ailesi
tarafından karşılanması gibi. Ortadaki tahta oturtana kadar beni kucakladılar.
Ortadaki cariyenin yanına oturttular.
"Bu senin
hanımındır. Onun gibi bir hanımın'daha var.Seni bekleyişimiz çok uzun
sürdü." dediler.Ben onunla, o da benimle konuştu. Ben:
"Neredeyim?"
dedim. Kadın:
"Me'va
cennetindesin" dedi. Ben:
"Sen
kimsin?" dedim; Kadın:
"Ben senin ebedi
hanımınım" dedi.
"Diğeri
nerede?" dedim.
"Diğer
kasrında" dedi.
"Bugün senin
yanında kalacağım. Yarın onun yanına giderim." dedim ve elimi ona uzattım.
Elimi yumuşakça geri itti
."Bugün olmaz.
Sen dünyaya döneceksin." dedi. Ben: ' "Dönmek istemiyorum" dedim.
"Gitmen lazım.
Üçgün kalacaksın. Üçüncü gece inşaallah yanımızda iftar edersin" dedi.
Ben:
"Bu gece! bu
gece!" dedim.
"Bu hükmolunmuş
bir durumdur" dedi. Sonra yerinden kalktı. Onun kalkmasıyla ben yerimden
fırladım ve baktım ki uyanmışım.
"Hişam şöyle
diyor: "Ona, Ey kardeş! Allah'a şükret. Senin amelinin sevabını, sana
göstermiş." dedim. Bana:
"Ey Ebu Velid!
Senden başka kimse bunu gördü mü?" dedi. Ben:
"Hayır"
dedim. Bana:
"Allah için
senden istiyorum. Canlı olduğum müddetçe bu olayı gizle." dedi. Ben:
"Evet"
dedim.
"Arkadaşlarımız
ne yapıyor?" dedi.
"Bazıları
savaşıyor, bazıları ihtiyaçları gideriyor" dedim. Kalktı, soyundu,
yıkandı, koku süründü, silahını aldı ve savaş yerine gitti. Oruçluydu. Geceye
kadar savaştı. Arkadaşlarıyla beraber döndü.
Arkadaşları, "Ey
Ebu Velid! Bu adam öyle şeyler yaptıki, daha önce o hareketlerin yapıldığını
hiç görmedik. .Şehadete hırsla atıldı. Kendisini okların, atılan taşların
altına attı. Bütün bunların hiç biri ona isabet etmedi. [427]
Kendi kendime "Onun durumunu bilseydiniz, aynısını yapmak için yarışırdınız."
Biraz yemekle iftar etti. Gecede ayakta kaldı. Sabahleyin yine oruçluydu. Dün
yaptığının aynısını bugünde yaptı. Günün sonuna doğru döndü. Arkadaşları dün
anlattıklarını bugünde anlattılar. Böylece üçüncü güne geldik. İki gece
geçmişti.
Bende onunla çıktım.
Kendi kendime: "Onun durumunu görmem lazım. Bütün gün boyunca kendisini
düşmanın tuzaklarına atmasın, başına birşey gelmesin. O ise düşman arasında
fırtınalar estiriyordu. Ben ise uzak bir yerden onu gözlüyordum. Ona
yaklaşamıyordum. Güneş batmaya yaklaşana kadar böyle devam etti. O en canlı
halindeydi. Birden kale duvarının üzerinde bir adamın ona ok hedeflediğini
gördüm. Ok gelip onun göğsüne saplandı ve hızla yere düştü.
Ben ona bakıyordum. İnsanları çağırdım. Gelip
onu hızla alıp çektiler. On da daha ruh vardı. Onu taşıyorlardı. Onu görünce:
"Bu gece
kendisiyle iftar edeceğin şeyler sana afiyet olsun. Keşke ben de seninle
beraber olsaydım." dedim. Alt dudağını açtı. Bana işaret ederek durumunu
gizlememle ilgili verdiğim sözü gülerek hatırlattı. Sonra şöyle dedi:
"Bize verdiği
sözü yerine getiren Allah hamdolsun."
Vallahi bundan başka birşey söylemedi. Sonra
ruhunu teslim etti.
"Hişam şöyle
diyor:
"En yüksek
sesimle bağırdım:
"Ey Allah'ın kulları!
İş yapanlar bunun gibi yapsınlar. Kardeşinizin durumu hakkında size
söyleyeceklerimi dinleyin."
İnsanlar bana doğru
toplandılar. Olayı onlara anlattım.O saatte ağlayanlardan daha çok ağlayan
görmedim. Sonra askeri sorsan bir tekbir getirdiler. İnsanlar birbirlerine olayı
anlatmaya başladılar. Olay her tarafa yayıldı. Onun cenaze namazını kılmak
için toplandılar. Olay Müslime b. Abdulmelik'e de ulaşmıştı. O da geldi. Namazı
kıldırması için onu öne geçirdik.
"Bilakis onun
durumunu bilen arkadaşı, namazını kıldırsın." dedi. "Hişam şöyle
diyor:
"Onun namazını
kıldırdım. Onu defnettik ve kabrini kapattık. İnsanlar onun olayını konuşarak
gecelediler. Bazısı bazısını teşvik ediyordu. Sonra sabahladılar ve kaleye
yenilenmiş niyetlerle, Allah'a kavuşmaya iştiyak duyan kalplerle saldırdılar.
Gün kuşluk vaktine kavuşmadan, Allah onun bereketiyle kalenin fethini bize
nasip etti. [428]
[1] Nisa: 4/69.
[2] Biyografisi geçti.
[3] Biyografisi geçti.
[4] Kurtubi'nin Tezkiresi: 1/200.
[5] (m) nüshasında
"Melekler" şeklinde geçmektedir.
[6] Mu'ccmu Mekayisil Luğa, 3/221.
[8] Tevbe: 9/111.
[9] Tertibi Kamusul Muhit: 2/768 e bakılabilir.
[10] Secde: 32/17.
[11] Bakara: 2/154.
[12] Al-i İmran: 3/169-171 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/126-128
[13] Fethur Rabbani: 14/28 de şöyle diyor: "
"Barikun Nehr" Nehir kıyısı'dır."
[14] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/128
[15] Ahmed, 1/266 da İbni Abbas'tan rivayet etmiştir. İbni
Ebi Şeybe, Cihad bölümünde, S. 290 da İbni Nemir yoluyla Muhammed b. İshak'tan
rivayet etmiştir. Taberi Tefsiri: 7/388. Al-i İmran Suresi: 169. ayetin
tefsiri. Mevariduz Zam'an: Cihad bölümü, "şehadet hakkındaki
rivayetler" konusunda S. 388, No: 1611 de Ebu Hayseme yoluyla Yakub b.
İbrahim b. Sa'd'dan rivayet edilmiştir. Müstedrek: Cihad bölümü, 2/74 de, Yezid
b. Harun yoluyia Muhammed b. İshak'dan rivayet edilmiştir. Hakim şöyle diyor:
"Bu hadis Müslim'in şartı ile sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet
etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir.
Heysemi: Mecmauz
Zevaid'de, "şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda,
5/294 de, İbni Abbas'tan rivaycl etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed
ravileri sika olan sahih bir senedle rivayet etmiştir. Taberani de Kebir ve
Evsat'dan rivayet etmiştir."
[16] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde, "Cihad
ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295 de Enes'den rivayet
etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bu hadisi Taberani Evsat'da rivayet etmiştir.
İsnadında FadI b. Yesar vardır. Ukayli'ye göre onun hadisi kabul edilmez.
Diğer ravileri sika'dırlar."Terğib ve Terhib'in sahibi, Cihad bölümünde,
"şehadete teşvik ve şehidlerin fazileti hakkındaki rivayetler"
konusunda, 2/318, No: 22 de Enes'den rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor:
"Taberani Hasen bir isnadla rivayet etmiştir."Mizan'da şöyle diyor:
"Fadl b. Yesar, öalib b. Kattan'dan rivayet etmiştir. Fadl'dan da Yahya
b. Halet rivayet etmiştir."Cerh'de şöyle diyor: "Babam ve Ebu
zur'a'nın söylediğine göre, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'den rivayet
etmiştir."Mizanui İ'tidal: 7/69. No: 396. Cerh ve Ta'dil: 3/390, No: 6759.
[17] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/128-129
[18] Bütün nüshalarda: "Vehb b. Kutn"
geçmektedir. İbni Sa'd'da da geçmektedir. Sulb, Tehzibut tehzib, Cerh ve
Ta'dil, Hulye'de de böyledir. Doğrusu da budur.Tehzib'de şöyle diyor:
"Kutn b. Vehb b. Uveymir b. Ecda' el leysi. Künyesi Ebul Hasan'dır. Huza
kabilesinden ve Medine'li olduğu söyleniyor."Ebu Hatim şöyle diyor:
"Hadisi uygundur." Nesai ise "Mahzuru yoktur" diyor. İbni
Hibban onu sika'lardan saymıştır. Tehzib'de ise "sadu ktur. Altıncı
tabakadandır" demektedir."Tehzib: 8/383, No: 678. Takrib: 2/127. İbni
Mübarek'in Cihad kitabı: S. 81 bakılabilir.
[19] Biyografisi, S. 568 de geçti.
[20] Lisanul Arab, 1/468 de şöyle diyor: "Caafe, yere
attı manasınadır. Ona vurdu ve o da yere düştü."
[21] Ahzab: 33/23.
[22] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 81, No: 95 de, Ubeyd
b. Umeyr'den rivayet etmiştir. İbni Sa'd, Tabakat'da, 3/121 de, Muaz b. Abdullah
yoluyla Vehb b. Kutn'dan rivayet etmiştir. Vakidi, Meğazi bölümünde,
"Uhud'da öldürülen müslümanlar" konusunda, 1/313 de rivayet etmiştir.
Ebu Nuaym, Hılye'de, 1/107-108 de, Abdul A'lab. Abdullah b. Ebi Ferve'den
hadisin ikinci bölümünü yalnız rivayet etmiştir.Mecmauz Zevaid'in sahibi,
Meğazi bölümünde, "Uhud'da şehid edilenler" konusunda, 6/123 de,
rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Evsat'da rivayet
etmiştir. İsnadında, Abdal A'la b. Abdullah b. Ebi Ferve vardır. O da terk
edilmiştir." Takrib, 1/464, No: 783'de şöyle diyor: "Abdul A'la b.
Abdullah b. Ebi Ferve. Medine'lidir. Osman ailesinin azadlı kölesidir. Künyesi
Ebu Muhammed'dir. Sika ve Fakih'tir. Yedinci tabakadandır."
[23] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/129-130
[24] Şifau's Sudur'un sahibi rivayet etmiştin Fakat ben
bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/130-131
[25] (m) nüshasında:
Muhammed b. Mahreme b. Kays geçiyor. İsîm değişikliği yapılmıştır.
Takrib'de şöyle diyor:
"Muhammed b. Kays b. Mahreme. Ebul Matlab el Matlabi. Sahabe olduğu
söyleniyor. Ebu Davud. ve başkaları, onu sika'lardan saymışlardır."
[26] Lisanul Arab, 2/955 de şöyle diyor: "İğtibad,
nimetle sevinmektir."
[27] Bu hadisi, İmam Ebu Bekir el Munziri tefsirinde
rivayet etmiştir. Al-İmran: 3/169
[28] Takrib, 2/130, No: 159 da şöyle diyor: "Kays b.
Mahreme b, Matlab b. Abdumenaf el Matlabi. Mekke'lidir. Sahabedendir. Müellifi
Kulub'dan biridir. Sonradan müslümanhğı güzelleşmiştir."
[29] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/131-132
[30] Takrib'de şöyle diyor: "Musa b. İbrahim b. Kesir
el ensari el Haremi. Medine'lidir. Saduktur. Hata yapabiliyor. Sekizinci
tabakadandır."Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban onu sika'lardan
saymıştır." Mizan'da ise "Medine'lidir. Hadise uygundur"
demektedir. Takrib: 2/341, No: 143O.Tehzib: 10/333, No: 583. Mizan: 4/199, No:
8843.
[31] Tehzib'de şöyle
diyor: "Talha b. Huraş b. Abdurrahman b. Huraş b. Samt el Ensari. Medine'lidir.
Nesai şöyle diyor: "Hadise uygundur."İbni Hibban onu sika'lardan
saymıştır. İbni Abdulber ise "Musa b. Talha, ikisi de Medine'li ve
sika'dırlar" demektedir. Ezdi ise Talha'nın Cabir'den münker hadis rivayet
ettiğini söylemektedir."Takrib'de şöyle diyor: "Saduktur. Dördüncü
tabakadandır." Tehzib: 5/15, No: 27. Takrib: 1/378, No:,26.
[32] Garibul Hadis'de şöyle diyor: "Yüzleşip
karşılaştığın herkesle, kifah yapmışsındır. Nihaye'de şöyle diyor:
"Cabir'in hadisi bundandır: "Allahu Teala baban ile kifahen
konuşmuştur." Yani yüzyüze, aralarında etçi ve perde olmadan."
Herevi'nin Ğaribul Hadis: 4/186, Nihaye: 4/185.
[33] Al-i İmran: 3/169.
[34] Takrib, 1/487, No: 1006 da şöyle diyor:
"Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el Ensari, el Mazini.
Sika'dır. Altıncı tabakadandır. Mansur'un halifeliği sırasında vefat
etmiştir."
[35] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/132-133
[36] Müellif Kurtubi'den az bir değişiklikle nakletmİştir.
Tefsiri Kurtubi: 4/269-270. Al-i İmran suresi: 169. ayetin tefsirine
bakılabilir. .
[37] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/133-135
[38] Takrib, 1/487, No: 1006 da şöyle diyor:
"Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el Ensari, el
Mazini. Sika'dır. Altıncı tabakadandır. Mansur'un halifeliği sırasında vefat
etmiştir."
[39] Malik,
Muvatta'da, Cihad bölümünde, "Bir kabre defnedilme" konusunda,
2/470, No: 49 da rivayet etmiştir.
İbni Sa'd, 3/562-563
de, Cabir b. Abdullah'dan rivayet etmiştir, İbni Kesir, Siyer'inde, 3/86-87 de
Cabir'den rivayet etmiştir. Siyeri A'lam'un Nübela'nın sahibi, 1/255 de rivayet
etmiştir. Şuab Arnavuti şöyle diyor: "Malik'in ravileri sika'dırlar. Fakat
hadis mürsel'dir. İbni Sa'd, Velid b. Müslim yoluyla, Evzai'den, o da
Zühri'den, o da Cabir'den rivayet etmiştir. Onun rivayeti buradakinden daha
uzundur. Bu sened sahihtir."Feth: 3/213, Cenazeler kitabı, "Kabre
önce konulanlar" konusuna bakılabilir.
[40] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/135-136
[41] Biyografisi, S. 500 de geçt
[42] Sihah, 2/2296 da şöyle diyor: "Tesanna fi
meşyetihi: Yürürken eğildi manasınadır."
[43] Lisanul Arab: 14/357: "Demirden olan kazma
aletidir."
[44] İbni Mübarek'in Cihad kitabı, S. 84, No: 98 de
Cabir'den rivayet edilmiştir. Musannif Abdürrezzak, Cihad bölümünde,
"Şehidin yıkanması ve namazının kılınması" konusunda, 5/277, No:
9602 de, Musannif yoluyla İbni Uyeyne'den rivayet etmiştir. Tibni Sa'd, 3/563
de Hişam ed Destevai yoluyla Ebu Zübeyr'den rivayet etmiştir. Vakidi,
Meğazi'de, Uhud savaşı bölümünde, 1/267'de rivayet etmiştir. Bu rivayetin
ravilerini İbni Hacer, Ebu Zübeyr hariç hepsini sika saymıştır.
[45] Cevheri'nin sihahı: 5/2023. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/136
[46] Lisanul Mizan, 4/22, No: 57 de şöyle diyor:
"Abdussamed b. Ali b. Abdullah b. Abbas el Haşimi. Babasından bir hadis
rivayet etmiştir. "Şehidlere ikram ediniz" hadisi münker'dir.
Abdussamed hadis'de delil değildir. Belki de Hafız devletten korunmak için
onun hakkında susmuştur."Ukayli onu zayıflar arasında saymıştır. Bu
hadisi zikrederek "korunmuş bir hadis değildir. Sadece bu yolla biliniyor"
demektedir. Buna göre onun hakkında sukut etmemişlerdir.
[47] Kamusul Muhit'de şöyle diyor: "En nemretü:
Üzerinde beyaz ve siyah çizgiler bulunan örtü veya Arapların giydiği yünden
hırkadır." Tertibil Kamus: 4/441.
[48] Tertibil Kamus: 2/250 de şöyle diyor: "Ezher:
Yeşil ottur. Güzel kokulu ottur."
[49] Sihah, 4/1705 de şöyle diyor: "Müreccel: Biraz
uyuklamaktır."
[50] İbni Asakir rivayet etmiştir. Ben bulamadım.
[51] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/137
[52] Bütün nüshalarda: Cabir geçmektedir. Bu yanlıştır.
Doğrusu Ha-lit'tir. Biyografisi S. 186 da geçti.
[53] Abab'da bu sözleri bulamadım. Tertibil Kamus: 2/597 ye
bakılabilir.
[54] Musannif Abdürrezzak, Cihad bölümünde, "Şehidin
yıkanması ve cenaze namazının kılınması" konusunda, 5/277 de Kays b. ebi
Ha-zim'den rivayet etmiştir. Bu rivayetin ravileri sika'dırlar. Ancak Kays b.
Ebi Hazim sika'dır, fakat sonradan değişmiştir. Bu rivayette bilinmeyen vardır.
Kays b. Ebu Hazim meçhul birinden rivayet etmitir. Dolayısıyla sened zayıftır.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/137
[55] Bu isnad'da Ali b. Zeyd b. Ced'an vardır. Bu zayıftır.
Babasının ise biyografisini bulamadım. Ondan rivayet eden, babasıdır. O'da meçhuldür.
Dolayısıyla bu isnad zayıftır.
[56] Bu isnad'da Ali b. Zeyd b. Ced'an vardır. Bu zayıftır.
Babasının ise biyografisini bulamadım. Ondan rivayet eden, babasıdır. O'da meçhuldür.
Dolayısıyla bu isnad zayıftır.
[57] Sihah, 3/899 da şöyle diyor: "En nezze, ennizzu:
Yere düşen yağmurdur."
[58] Tertibil Kamus, 3/274 de şöyle diyor: "El
akisetü: Saç örgüsüdü."
[59] İbni Esir'in, Esedül Ğabe: 3/89, No: 2625. İbn Nehhas,
Cihad, Tevhid Yayınları: 2/138
[60] Sihah, 4/1323 de şöyle diyor: "Sudğ: Göz iie
kulak arasındaki yerdir."
[61] Tirmizi, tefsir bölümünde, "Buruc
suresinden" konusunda, 5/437, No: 3340 da rivayet ederek, "Bu hadis
hasen ve ğaribdir" demektedir.
[62] Müslim, Zühd ve incelik bölümünde, "Uhdud ashabı,
sihirbaz, Rahib ve çocuk" konusunda, 4/2296, No: 3005 de rivayet etmiştir.
[63] Asılda yoktur. Tezkire: S. 202 de vardır.
[64] Kurtubi'nin Tezkiresi: S. 202-203. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/138-139
[65] Hucurat: 49/2.
[66] Lokman: 31/18.
[67] Nihaye'de şöyle diyor: "At hadisinde
"istennet şerefen ev şerefeyni" diyor: İstenme atın, bağlandığı yer
etrafında bir veya iki sefer dönmesidir."
[68] Nihaye, 3/145 de şöyle diyor: "Tivel, Tiyel: Uzun
iptir. Bir tarafı yerdeki kazığa bağlanır. Diğer ucu, at başını alıp gitmesin,
onun etrafında dönüp otlasın diye atın ayağına bağlanır."
[69] (m) nüshasında "Kefa" şeklinde geçmektedir.
Doğru olanı ise "Kefe'e"dir. Nihaye, 4/182 de, şöyle diyor:
"Kefe'tül kidre: Kazanı boşalması için devirdim" manasındadır.
[70] Nihaye, 1/121 de şöyle diyor: "Burme:
Kazandır."
[71] Nihaye, 2/209 da şöyle diyor: "Rahl: Devenin
üzerine konulup üzerine binilen şeydir. Atın eğeri yerindedir."
[72] Hakim, Müstedrek'de, sahabe bölümünde, "Sabit b.
Kays b. Şemmas'ın Menkıbeleri" konusunda, 3/235 de, Ata el Horasani'den,o
da Sabit b. Kays b. Şemmas'ın kızından rivayet etmiştir. Onun hakkında Hakim
ve Zehebi sukut etmişlerdir. Heysemi, Mecmauz Zevaid'de, Menkıbeler bölümünde,
"Sabit b. Kaysb. Şemmas hakkındaki rivayetler" konusunda, 9/321-322
de, Ata ve Sabit b. Kays'in kızından rivayet ederek, "Bunu Taberani ve
Sabit b. Kays'm kızı rivayet etmişlerdir." Görüşe göre kızı sahabedendir.
Çünkü şöyle diyor: "Babamı işittim..."
[73] Dibacuz Zeheb, 1/427, No: 11 de şöyle diyor:
"Altıncı tabakadandır. Afrikalıdır. Künyesi, Ebu Muhammed b. Ebi
Zeyd'dir. Nakzi nesebine mensubdur. Kayravan da otururdu. Zamanında Malik'i
mezhebinin imamıydı. Mezhebin sözlerini şerh eden görüşlerini biten,
lideriydi, ilmi geniş'di. Rivayetleri çokça ezberlemişti. Kabisi onun hakkında
şöyle diyor: "O imamdır. Dinine ve rivayetine güvenilir." Üç yüz
seksen altı yılında vefat etmiştir."
[74] (m) nüshasında
yoktur.
[75] Cezali, Dibacetür risalenin şerhinde rivayet etmiştir.
Ben bulamadım.
[76] Elmuncid fil edebi vet ulum'da, S. 217 de şöyle diyor:
"Derdinon tu tel: Nil kenarında Mısır'ın bir şehridir."
[77] Nucumuz Zahire, 11/93 de şöyle diyor: "'Şeyh
Afifüd din Ebu Muhammed Abdullah b. Es'ad b. Ali b. Süleyman b. Felah el Yemani
el Yafii. Vefal etmiştir. Mekke'ye geldi. Altıyüz altmış sekiz yılında doğdu.
Fıkıh ve arapça da ilerledi. Bir çok eseri vardır. Ravdur reyyahin fi hikayatis
salihin bunlardandır.
[78] Fevatil fevat, 4/79, No: 507 de şöyle diyor:
"Mahmud b. Hasan el Verrak çoğu şiirleri, vaaz ve hikmetler konusundadır.
İbni Ebi Dünya ondan rivayetde bulunmuştur. İkiyiiz otuz yılı civarında
Mu'tasım zamanında vefat etmiştir."
[79] Yafii, Ravdür Reyyahin kitabında nakletmiştir. Onu
bulamadım. (m) nüshasının sahibi, Ravdur Reyyahin kitabında yine imam.
Yafii'nin başka bir kıssasını nakletmektedir. Bu hikaye bütün nüshalarda
mevcut değildir. Sadece (m) nüshasının haşiyesinde nakledilmiş ve bir ok ile
işaret edilmiştir. Buna göre müelliflerin görüşleri değişiklik arze-diyor.
Dolayısıyla bu hikaye (m) nüshasının sahibinin şahri tasarrufu olduğu ortaya
çıkmaktadır. "Şevkil Araş ve Enes'in nüfus" kitabının sahibi
nakletmiştir. Ben bulamadım.
[80] Kasas: 28/83.
[81] Takrib, 1/510, No: 1231 de şöyle diyor: "Abdülaziz
b. Abdullah b. Ebi Selme el Macişun. Medine'lidir. Bağdad'a gelmiştir. Hudayr
ailesini azadh kölesidir. Sika'dır. Fakih'tir. Eserleri vardır. Yedinci tabakadandır.
Altmış dört yılında vefat etmiştir."
[82] Nihaye: 1/74 de şöyle diyor: "Ender: Beyderdir. O
da yemek yapılan yerdir. Başka bir manasıda; bir yemek çeşididir."
[83] (a) nüshasında
yoktur. İbni Asakir rivayet etmiştir. Ben bulamadım.
[84] Keşfuz Zunun, 1/928 de şöyle diyor: "Ravdatul
Ulema. Şeyh Ebu Ali Hüseyin b. Yahya el Buhari ez Zenduveşti el Hanefinin'dir."
[85] Sihah; 1/125 de şöyle diyor: "Dirb, dağdaki dar
boğazdır."
[86] Sihah; 1/125 de şöyle diyor: "Edrebel kavunu: Bir
topluluk, rum topraklarına girdikleri zaman denilir."
[87] Bütün nüshalarda: "Yemudne" geçmektedir. Bu
kelime anlaşılmamaktadır. İslam üniversitesinde bulduğum bir nüshada -onu (c)
ile isimlendirdim- "Yemdudne" geçiyor. Galiba bu daha doğrudur.
Manası "Sayıca fazl al aştılar" olur.
[88] Sihah, 6/2242 de şöyle diyor: "El Faruhu: Bir
şeyin uzmanıdır. Feruhe ise az kullanılır. Bu kelime at için kullanılmaz. Atlar
için Rai', Cevvad kelimeleri kullanılır."
[89] Ravdatul Ulema: Zendu veştinindir. İslam
üniversitesinde el yazması olarak bulunmaktadır. (L. 256-e-b) No: 345.
[90] Elkamil'de şöyle diyor: "Yüz yirmi iki yılında
Battal öldürüldü. İsmi Abdullah Ebul Hüseyin el Antaki'dir. Rum beldelerinde
bir gurup müslümanla beraber öldürüldü. Rumlarla yapılan çok savaşa katıldı.
Onların yanında büyük bir şöhreti vardı. Çok korkarlardı." .
[91] Nihaye, 1/122 de şöyle diyor: "Hadiste
"Bornoz başımdan düştü" diyor. Bornoz, başhğı kendine bitişik olan
elbisedir. Yağmurluk, Cübbe, zırh'tan olabilir."
[92] Bağdad tarihi, 14/5, No: 7347 de şöyle diyor:
"Halife Harun. Reşid b. Muhammed el Mehdi b. Abdullah Mansur b. Muhammed
b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdulmuttalib. Künyesi Ebu Cafer'dir. Rey'de
doğdu. Kardeşi Musa Hadi'nin ölümünden sonra halife oldu. Rivayete göre, yüz
elli yılında doğdu. Yüz yetmiş yılında halife oldu. Yüz doksan üç yılında Tus
şehrinde öldü."
[93] Muncid, S. 232 de şöyle diyor: "Kılıcın bağlantısıdır."
[94] Nihaye, 1/284 de şöyle diyor: "Sefer hadisinde
"Melekler içinde cilcil bulunan topluluğa arkadaşlık etmezler"
diyor. Cilcil, hayvanların boynuna ve başka yerlere asılan küçük
ziî'dir."
[95] Ebu Ali Hüseyin
b. Yahya el-Buhari, Ravdatu'l-ulema adlı kitabından nakletmiştir. Bu kitap
İslam üniversitesinde el yazması olarak (L 536 b-257 b) NO: 345'de
bulunmaktadır.
[96] AI-i İmran: 3/169.
[97] Siyeri A'lamun Nübela: 5/268-269, No: 131.
[98] (m) nüshasında
"savaşırken" şeklinde geçmektedir. Doğru olanı "savaşta"
dır.
[99] Siyeri A'lamun Nübela: 5/269.
[100] Şöyle demesi daha uygundur: "Aralarındaki
müddete" veya "Onunla Melik arasında kararlaştırılmış müddete."
[101] Ma'sumin kitabının sahibi rivayet etmiştir. Ben
bulamadım.
[102] Buharı, Meğazi bölümünde, "Uhud günü öldürülen müslü-manlar"
konusunda, 5/39 da rivayetctmiştir. "Onların kanlarıyla defnedilmelerini
emretti. Onlann yanlarına varmadı. Onları yıkamadı." Cenazeler bölümünde,
"Şehidlerin yıkandığı görülmemiştir." konusunda, 2/93 de rivayet
etmiştir.
[103] Kurtubi tefsiri, 4/270-271. Al-i İmran suresi, 169.
ayetin tefsiri. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/139-157
[104] Buhari, Cihad bölümünde, "Mücahid dünyaya dönmeyi
temenni eder" konusunda, 3/208'de Enes'den rivayet etmiştir.Müslim,
imaret bölümünde, "Allah yolunda şehidliğin fazileti" konusunda,
3/1498, No:1877'de, Muhammed bin Cafer yoluyla, Şube'den rivayet etmiştir. İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/157
[105] Müslim imaret bölümünde "Allah yolunda şehitliğin
fazileti"konusunda, 3/1498'de Enes'den nivayet etmiştir.
Tirmizi, cihadın
fazileti bölümünde, "Şehitlerin sevabı hakkındaki rivayetler"
konusunda, 4/176, No:1640'da rivayet etmiştir. Yine S. 177, No: 1643'de de
rivayet etmiştir. Her ikisini de Humeyd'den, O'da Enes'den rivayet
etmiştir.Nesai, cihad bölümünde, "Allah yolunda temenni edilenler"
konusunda, 6/35 de Ubade bin Samît'den rivayet etmiştir.
[106] Tahrici yukarıda geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/158
[107] Esedül ğabe'de şöyle diyor: "Muhammed bin Ebi
Umeyre el-muzni sahabedendir. Şamlılardan sayılır bulunmuştur."îbni Hacer
Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Ebi Umeyre, sahabedendir. Cübeyr bin Nefir
ondan. Cübeyr bin Nefir ondan rivayette rivayette bulunmuştur. Sanki bu
Abdurrahmandır." Bundan sonraki biyografide şöyle diyor: "İbni Ebi
Umeyrenin isminin sonu Muhammed'dir. Rabia bin Yezid ve Kasım Ebu Abdurrahman
ondan rivayette bulunmuşlardır. Bu bir öncekinin kardeşidir."Bana göre,
Abdurrahman sahabeden değildir. Esedül ğabe, 3/479'da da böyle diyor. Belki
doğru olanı, Mizzi'nin tehzibul kemalden söylediğidir. Şöyle diyor:
"Muhammed bin Ebi Umeyre muzni, Abdurrahmanın kardeşidir. Sahabedendir.
Şam'da oturmuştur. Cubeyr bin Nefir ondan rivayette bulunmuştur. Nesai, onun
bir hadisini nakletmiştir." Esedül ğabe: 5/108, No:4754. Tehzibuttehzib:
12/305,1917,1618.Tehzibul Kemal: 3/1254.
[108] Ennihaye fi ğaribil hadis: 5/145.
[109] Tertibil Kamus: 4/216'da şöyle diyor: "Mardar;
kuru çamurun kesilmesidir. Veber ise; Deve ve tavşan yünüdür." Tertibil
kamus: 4/565.
[110] Ali-İmran: 3/169.
[111] Tahrici yukarıda geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/158-160
[112] Tehzib'de şöyle diyor: "İsa bin Abdurrahman
ferve, el Ensari İbni Sebre'de deniliyor. Künyesi Ebu Ubade ez-Zerki'dir.
Medinelidir." İbni Hibban şöyle diyor: "Topluluktan münker hadisler
rivayet etmiştir. Terkedilmeyi hak etmiştir." Cerh'de şöyle diyor:
"Ebu Hatim şöyle diyor: "Hadisi münkerdir. Zayıftır. Terk edilmişe
benzer. Zühriden sahih hadis rivayet ettiğini görmedim." Ebu Zur'a şöyle
diyor: "Güçlü değildir." Buhari "Hadisi Münkerdir" diyor.
Nesai "Hadisi terkedilmiştir." diyor. Takrib'de ise "Terk
elimiştir. Yedinci tabakadandır" diyor.Tehzib: 8/218, No: 404 Cerh: 6/281,
No: 1559. Buhari'nin Duafaus sağir kitabı: s. 86, No 264 Nesai'nin: Zayıflar ve
terkedilmişler kitabı: s. 76, No 422. Takrib: 2/99, No: 894.
[113] Beyhaki, Delail'de rivayet etmiştir.
[114] Tahrici yukarıda geçti.
[115] Lisanul Arab, 1/311'de şöyle diyor:
"etteb'atu.ettebaatu: Gölge ve benzeri ile arkadaşını terkib
etmendir."
Lisanul Arab, 1/311 'de
şöyle diyor: "etteb'atu, ettebaatu: Görge ve benzeri ile arkadaşım takib
etmendir."
[116] Müslimin, Nevevi Şerhi: 13/29
[117] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/160-162
[118] İbni Rüşdün Mukaddimat: T/266. Daru Sadr Beyrut
basımı.
[119] Müslim, imaret bölümünde, "'Allah yolunda
öldürülen kimsenin, borç hariç hatalarına keffaret olur." konusunda,
3/1503, No 1882'de rivayet etmiştir. Birinci rivayet, No: 119'dadır. İkinci
rivayet, No: 120'dedir. Hakim, Müstedrek'de, cihad bölümünde, 2/119'da, Yezid
bin Veh-berremli yoluyla Mufadal bin fadale'den birincisini rivayet etmiş ve
"isnadı sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir" demiştir.
Zehebi de bu görüştedir.Ahmed, 2/220'de, Yahya bin Gaylan yoluyla, Mufaddal'dan
birincisini rivayet etmiştir.
[120] Buhari Tefsir bölümünde, Ahzab süresi: 33'te. 1: 6/22'
bab'da, Ebu Hureyre'den, o da Peygamberden şöyle rivayet ediyor:"Şöyle
buyurdu:"Ben insanların, mümine dünya ve ahirette en evla olanıyım. İsterseniz
şu ayeti okuyun:"Peygamber, mümine kendisinden daha evladır." Hangi
mümin ölürde, bir mal bırakırsa, onu, var iseler varisleri alsınlar. Kim bir
borç veya kayıp bırakmış ise, bana gelsin. Ben onun velîsİyim."Müslim
Faraiz bölümünde, "Kim bir mal bırakırsa, o varislerinindir."
konusunda: 3/360, No: 1611 'de, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.İbni Mace Sadakalar
bölümünde, "Borç veya kayıp bırakan kimse" konusunda, 2/807, No:
2416'da, Cabir den rivayet etmiştir. Kurtubi Tefsiri: 4/274.
[121] Buhari Borç
verme bölümünde, "İnsanların, mallarını, geri verme veya telef etme
maksadıyla alan kimse" konusunda, 3/82'de, Ebu Hureyre'den rivayet
etmiştir.
[122] Kurtubinin Tezkiresi s: 194-195.
[123] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/162-164
[124] Buhari Cihad bölümünde, "Şehidlerin üzerindeki,
meleklerin gölgesi" konusunda, 3/208'de, CaBir den rivayet
etmiştir.Müslim, Sahabenin faziletleri bölümünde, "Cabir'in babası, Abdullah
bin Arar binlîaram'ın faziletleri" konusunda, 4/1917'de, Ubeydullah
yoluyla Süfyan bin Uyeyne'dc rivayet etmiştir.
[125] Tevbe: 9/111.
[126] Muhamed: 47/4-6. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/164-165
[127] Buhari Cihad ve Siyer bölümünde "Allah yolundaki
mücahid-lerin dereceleri" konusunda, 3/202'de Senıure'den rivayet etmiştir
[128] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/165
[129] Tirmizi Cihadın faziletleri bölümünde,
"Şehidlerin Allah katındaki faziletleri" konusunda, 4/176'da, Ebu
Hureyre'den rivayet etmiş ve "Hadis Hasen'dir" demiştir;Ahmed
2/425'de, Hişam Destuvai yoluyla Yahya bin Ebi Kesir'den rivayet
etmiştir.Suyuti Camİus-Sağir'de naklederek, "Hasendir" demiştir.
Feydül Kadir: 4/212. No: 5419.
[130] Nihaye, 3/264'de şöyle diyor; İsti'faf: İffetli olmak
istemektir. İffet ise, Haram ve insanlara el açmaktan sakınmaktır. Yani kim
iffet olmak isteyip, gereğini yerine getirirse, Allah onu, ona verir. İsti'faf,
sabır ve bir şeyden el çekmektir."
[131] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/165
[132] Buhari Cihad bölümünde, "Bir kafir bir müslümam
öldürür. Sonra müslüman olur, savaşır ve öldürür" konusunda, 3/210'da Ebu
Hureyre den rivayet etmiştir.Nesai Cihad bölümünde "öldüren ve
öldürülenin, Allah katında cennette buluşması" konusunda, 6/38, İbni
Kasım yoluyla Malik'ten birincisini nakletmiştir.Müslim, İmaret bölümünde,
"Biri diğerini öldürüp, sonra ikisi de cennete giren iki adam"
konusunda, 3/1503, No: 1890'da, Ebu Hureyre'den, ikincisini rivayet etmiştir.
[133] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166
[134] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde,
"Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295'de
rivayet etmiştir. Msysemi yöyle diyor: "Taberani, Bezzar rivayet
etmişlerdir. Taberani'nin senedinde bilinmeyen ravi vardır. Diğer ^ravil eri
sikadır. Bezzar'ın senedi, zayıftır. Keşf'ül-Estar Cihad bölümü: "Şehadet
ve fazileti" konusunda, 2/282'de, rivayet etmiştir. Bezzar şöyle diyor:
"Semure'den gelen rivayeti sadece bu yolla öğreniyoruz." İbn Nehhas,
Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166
[135] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde,
"Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295'de
rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, evsaf ta rivayet
etmiştir. Senedindeki Abdullah b. Bukeyr el-Ğanevi zayıftır.
[136] Lisanul mizan,
3/264'de no: 1130'da şöyle diyor: "Abdullah b. Bukeyr el-Ğanevi el-Kufi.
Muhamed b. Suke'den rivayette bulunmuştur. Ebu Hatim şöyle diyor: "Şia'nın
azatlılarındandır." Saci ise "doğruluk ehlindendir. Güçlü
değildir." diyor. İbni Adiy onun münker hadislerini zikretmiştir. Ben de
şöyle diyorum: "İbni Mehdi ondan rivayette bulunmuştur." İbni
Hİbban, onu sikalar arasında saymıştır.
[137] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166-167
[138] İbni Ebi Şeybe,
eserinde Cihad bölümünde 5/307'de birinci rivayet nakletmiştir.
[139] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/167
[140] Nihaye 4/315'de
şöyle diyor: "Merc, çok bitkili geniş yerdir, hayvanlar orada otlanır.
Bırakılırlar, istedikleri gibi dolaşırlar.
[141] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/167
[142] İbni Ebi Şeybe eserinde Cihad bölümünde: 5/311' de
ikinci'rivayet nakletmiştir.
[143] Tehzib'de şöyle diyor: "Hasna binti Muaviye b.
Selim -Amcasından rivayette bulunmuştur. Avfu'l-Arabi de ondan rivayet
etmiştir. Amcasının adının Eşlem b. Selim olduğu söylenmektedir."
Mizamı'1-itidal'de
şöyle diyor:"Amcasından rivayet etmiştir. Amcası sahabedendir. Ondan
sadece Avfu'l-Arabi rivayet etmiştir."
Takrib'de şöyle diyor:
"Hadisi kabul edilir. Dördüncü tabakadandır." Tehzib: 12/409, No:
2761. Mizanu'I-itidal: 4/605, No: 10947. Takrib: 2/594, no: 6.
[144] Esedü'1-ğabe, 1/94, No: 119'da şöyîe diyor:
"Eşlem b. Selim. Hansa b. Muaviye b. Selim es-Sarimiyye'nin amcasıdır. Üç
kardeştirler. Haris, Muaviye ve Eşlem. Bunu İbni Mende zikretmiştir. Ebu Nuaym
şöyle diyor: "Bazı müteahhirin ulemasına göre, onun adı Eshem'dir. Fakat
bu doğru değildir."
[145] Ebu Davud Cihad
bölümünde "Şehadetin Fazileti" konusunda 3/33, No: 2521 'de rivayet
etmiştir.
Ahmeed 5/58'de,
Muhammed b. Cafer yoluyla Avf'dan rivayet etmiştir. Ebu Davud ve Münziri onun
hakkında sükut etmişlerdir inşaalah hadise uygundur.
[146] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/168
[147] Ebu Davud Cihad
bölümünde "Şehadetin Fazileti" konusunda 3/33, No: 2521 'de rivayet
etmiştir.
Ahmeed 5/58'de,
Muhammed b. Cafer yoluyla Avf'dan rivayet etmiştir. Ebu Davud ve Münziri onun
hakkında sükut etmişlerdir inşaallah hadise uygundur.
[148] Buhari, cihad ve siyer bölümünde, "Bilinmeyen bir
okla vurulup, öldürülen kimse" konusunda 3/206'da, birincisini Rikak
bölümünde, ikincisini ise "Cennet ve cehennemin sıfatlan" konusunda
rivayet etmiştir.
[149] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/168-169
[150] Tahriri yukarıda geçti. Beyhaki Şuab'da rivayet
etmiştir.
[151] Esedü'1-ğabe,
1/339 no: 749'da şöyle diyor: "Bu başka bir Cual'dir. Musa b. Ali b. Mende
onun hadisini rivayet etmiştir. Şöyle diyor: "Bunun yukarıda geçen olup
olmadığını bilemiyorum." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/169-170
[152] Esedül Ğabe:
1/339.
[153] Mecma'uz-Zevaid Menkıbeler: 9/273. İbni Abbas
nakletmiştir. Heysemi şöyle diyor: y"Taberani, biri
Hasen olan iki senedle rivayet etmiştir."Munziri Terğib ve Terhib Şehadet:
2/314.Taberani, biri Hasen olan İki isnadla rivayet etmiştir" demektedir.
Başka yollarla da rivayet edilmiştir.Ahmed Sahabenin fazileti: 2/890. Muhakik
şöyle diyor: "İsnadı kopuk olması ve Şeyh İsmail'in bilinmemesinden dolayı
zayıftır. Hakim Müstedrek Sahabenin Fazileti: 3/212. Ebu Hureyre'den rivayet
etmiştir. Hakim şöyle diyor:
"Bu
hadis Müslim'in şartı ile sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir."
Zehebi'de bu görüştedir.
[154] Tertibil Kamusul Muhit: 3/673.
[155] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/170-171
[156] Al-i İmran: 3/169. Ebu Davud Cihad: 3/32. İbni Abbas
dan rivayet etmiştir. Munziri Muhtasar'da şöyle diyor:
"Hakim Sahih'inde
rivayet etmiştir. Darekutni Muhammed b. İshak dan sadece Abdullah b. İdris
rivayet ettiğini söylemiştir. Said b. Cübeyri senedde zikretmemiştir. Müslim
Sahih'inde Abdullah b. Mesud dan manayla rivayet etmiştir." Ahmed Şakir'in
Taliki'ne bakınız. O, isnadı düzeltmiştir. 3/374. Hakim Müstedrek Cihad: 2/88.
Abdullah b. İdris yoluyla Muhammed b. İshak dan rivayet ederek, "Bu hadis
Müslim'in şarlı ile sahihtir, Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir"
demektedir. Zehebi'de bu görüştedir.Müslim, îmaret: 3/502. Ibnİ Mesud dan
rivayet etmiştir.
[157] Tertibil Kamusul Muhit:_4/440. İbn Nehhas, Cihad,
Tevhid Yayınları: 2/171-172
[158] Müslim İmaret:
3/1502. İbni Mesud dan rivayet etmiştir. Tirmizi Tefsir: 5/231. Süfyan yoluyla,
A'maş'tan rivayet ederek,"Bu hadis Hasen ve sahihtir" demiştir.
[159] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/172
[160] Takrib: 1/311
"de şöyle diyor: "Süfyan b. Said b. Mesruk es-Sevri künyesi Ebu
Abdullah'tır Kufe'lidir. Sika, hafız, ve fakihtir. Abid, imam ve hüccettir.
Yedinci tabakanın ileri gelenlerindendir. Belki tedlis yapmıştır. Altmış dört
yaşında iken, Altmış bir yılında vefat etmiştir."
[161] O, Süleyman b. Mehran'dır. Biyogrofisi s: 322'de
geçti.
[162] Takrib: 1/449. Şöyle diyor: "Abdullah b. Mürre
el-Hemedani el-Harif i. Kufe'lidir. Sikadır. Üçüncü tabakadandır. Yüz yılında
ölmüştür.
[163] Abdurrezzak Cihad: 5/263. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/173
[164] (m) Nüshasında "Arş" kelimesi de vardır.
[165] Abdurezzak Cihad: 5/264; Tirmizi Cihad: 4/176.
"Bu hadis sahihtir" demiştir.
[166] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/173
[167] Bütün nüshalarda, Abdullah diye geçmektedir. Doğrusu
Ubeydullah'tır. Asıl olan (e) nüshasında "ibni Yezid" de vardır.
Takrib: 1/540. Şöyle diyor: "Ubeydullah b. ebi Yezid el-Mekki. Kariz
ailesinin azadlı kulesidir. Şeybe'nin oğludur. Sikadır. Hadisi çoktur. Dördüncü
tabakadandır. Seksen altı yaşında iken, yirmi altı yılında vefat
etmiştir."
[168] Abdurahman b. Abdullah b. Kab b. Malik el-Ensari.
Künyesi Ebu'l-Hatib'dir. Medine'lidir.. Sikadır, alimdir. Üçüncü tabakadandır.
Hişam'ın hilafetinde öldü: Takrib: 1/488/Takrib'in: 2/523'de biyografisi şöyle
geçiyor: "İbni Kab b. Malik. O, Abdurrahman'dır. Abdullah ve Abdurrahman
olduğunda şüphe vardır. Şehidlerin ruhları hadisinde, Abdullah b. Abdullah b.
Kab olarak dedesine nispet edilmiştir."
[169] Takrib: 1/442' de şöyle diyor: "Abdullah b. Kab
b. Malik el-Ensari. Medine'lidir. Sikadır. Sahabe olduğu söyleniyor. Doksan
yedi veya sekiz yılında vefat etmiştir."
[170] Dibacul Müzehheb'de: 1/101" de şöyle diyor:
"Ali b. Muhammed b. Halef el-Meafiri. Künyesi Ebu'l-Hasan'dır: İbni Kabisi
diye bilinir. Afrikalılardan hadis dinlemiştir. Çokça rivayet etmiştir. Hadis,
illetleri ve ravileri iyi bilirdi. Usulcu, fakih, kelamcı ve müellif idi.
Elmendu fil fıkh, Ahkamud diyane, el-menkizu fi şübehitte'vil, el-munebbihu lif
futinimin ğavailil fiten onun eserlerindendir. Dörtyüz üç yılında Kayravan'da
ölmüştür.
[171] Taha: 20/71.
[172] Kurtubi'nin; ettezkire fi Ahvalil mevta ve umuril
ahiret s: 197.
[173] Nur: 24/35.
[174] (a) Nüshasında
"Çalışanların" diye geçmektedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/173-176
[175] Takrib: 1/496'da şöyle diyor: "Abdurrahman b. Kab
b. Malik el-ensari. Künyesi Ebu'l-Haüab'dır. Medine'lidir. Sikadır. Tabiinin
büyüklerindendir. Rasulullah (s.a.v.) döneminde doğduğu söyleniyor. Süleyman'ın
hilafetinde ölmüştür.
[176] Lisan'ul-Arab: 3/629'da şöyle diyor: "Necemun,
Necemetun: Ruhun nefesidir. Halit şöyle diyor: "Nesemetun! Nefes ve
Ruhtur.
[177] İbni Kesir Tefsiri: 1/427
[178] Ahmed: 6/455'de Kab b. Malik den rivayet etmiştir.
Nesai Cenazeler: 4/108'de, Kuteybe yoluyla, Malik'ten rivayet etmiştir.
Muvatta Cenazeler: 1/240'de, Musannif yoluyla rivayet etmiştir.
İbni Mace Cenazeler:
1/446'da, Haris b. Fudayl yoluyîa Zühri'den rivayet etmiştir. Yine Zühd:
2/1428'de, Suveyd b. Said yoluyla Malik'ten rivayet etmiştir.Mecma'uz-Zevaid'in
sahibi, Cenazeler: 2/329'da Ümmü Hani'den rivayet etmiştir. Heysemi şöyle
diyor:"Ahmed ve Kebir'de Taberani rivayet etmişlerdir. Taberaninin
senedindeki İbni Lühey'a hakkında kelam vardır."
[179] İbni Kesir Tefsiri: 1/427
[180] O, Ma'mar b. Raşid'dir. S: 333'de geçti.
[181] Bulamadım.
[182] Tezkire s: 193.
[183] (m) ve (a)
nüshalarında "Hudr" şeklinde geçmektedir.
[184] (m) ve (a)
nüshalarında "Hudr" şeklinde geçmektedir. '
[185] Nihaye: 3/410'da şöyle diyor: "Kusuf hadisinde
"Siz kabirde fitneye uğratılacaksınız" diyor. Münkir ve nekir meselesini
kastediyor.
[186] Nihaye: 3/22'de şöyle diyor: "Essa'ku: İnsanın
duyduğu şiddetli sesten bayılması veya ölmesidir. Sonra çok ölüm için
kullanılmıştır."
[187] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/176-179
[188] Takrib'de şöyle diyor: "Raşid b. Said el-Mekrai
Humus'ludur. Sikadır. İrsah çoktur. Üçüncü tabakadandır. Kesne yılında
ölmüştür.
[189] Nesai Cenazeler: 4/99'da rivayet etmiştir. Senedinde,
Raşid b. Sad olduğu için senedi zayıftır. Raşid sikadır. Fakat çokça mürsel
hadis nakletmiştir. Senedde sahabiyi zikretmemesinden dolayı mursildir.
[190] Sİhah: 4/1481 'de şöyle diyor: "Er reşku:
atmadır."
[191] Sihah: 4/1554'de şöyle diyor: "Merekes sehmu
miner remyeti: Ok hedeften başka tarafa saptı."
[192] Ahzab: 33/12 Sihah: 1/92'de şöylediyor: "Saube:
akmaktır.
[193] Ahzab: 33/22.
[194] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/179-181
[195] Zümer: 39/68.
[196] Hakim Müstedrek'de, Tefsir: 2/253'de rivayet etmiş ve
"Bu hadisin isnadı sahihtir. Buharı ve Müslim rivayet etmemişlerdir"
demiştir. Zehebi'de bu görüştedir.
[197] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/181
[198] Zümer: 39/68.
[199] Lisan'ul-Arab: 3/580'de şöyle diyor: "İbni Esir
şöyle diyor: "Necib bütün hayvanların en faziletlisidir."
[200] Nihaye: 2/409'da şöyle diyor: "Sundusi ince
ipektir."
[201] Nihaye: 1/47'de şöyle diyor: "îstebrak; kalın
ipek ve atlastır."
[202] Suyuti Cami'us-Sağir'de nakletmiş ve onu sahabe
işaretiyle işaretlemiştir. Feydul Kadir: 4/78. Suyuti şöyle diyor: "Ebu
Ya'la ve Darekutni fertlerde, Hakim ve İbni Merdeveyhi tefsirde, Beyhaki
diriliş'te Ebu Hureyre den rivayet etmişlerdir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/181-182
[203] Takrib'de şöyle diyor: "Ammare b. Ebu Hafsa b.
Sabit. Sikadır. Altıncı tabakadandır. Otuz iki yılında ölmüştür" Takrib:
2/49.
[204] Cerh'te şöyle diyor: "Hicr el-Hicri. İsbehan'lı
olduğu söyleniyor. Said b. Cübeyr 'den rivayette bulunmuştur. On'dan da Ammare
b. Hafsa rivayette bulunmuştur. Ebu Zur'a'ya Hicr sorulunca, "hicr
ehlinden biridir. Ben tanımıyorum" demiştir. İbni Hibban Sikat'ta
zikretmiştir. Cerh: 3/267; Sikat: 6/234.
[205] Takrib'de şöyle diyor: "Said b. Cübeyr el-Esedi.
Esed kabilesinin azadlı kölesidir. Kufe'lidir, sikadır, fakihtir. Üçüncü
tabakadandır. Aişeden rivayette bulunmuştur. Ebu Musa ve benzerlerinden
yaptığı rivayetler mürseldir. Doksan beş yılında Haccac'ın önünde, elli yaşını
doldurmamışken öldürülmüştür." 10/292.
[206] İbni Mübarek Cihad: 5/50. rivayet etmiştir. Buhari
Kebir'de: 3/73'de Musannif yoluyla Şu'be'den rivayet etmiştir. Ebu Nuaym,
Ahbaru İsbehan'da: 2/148'de, Hafs b. Ömer el-Huti yoluyla Şube'den rivayet
etmiştir.Taberi Tefsir'inde: 24/200'de. Vehb b. Cübeyr yoluyla Şu'be'den rivayet
etmiş.Suyuti, hadisin sahih olduğunu söylemektedir. Münavi şöyle diyor:
"Ebu Ya'la, Darekutni Efrad'da, Hakim Tefsir'de, İbni Merdeveyhi
Tefsir'de, Beyhaki Şuab'da, Deylemi Firdevs'de Übey'den rivayet etmişlerdir."Hakim
"sahihtir" demiştir. Zehebi'de bu görüştedir. Feyd'ul-Kadir: 4/78-79.
[207] Nihaye: 1/225.
[208] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/182-183
[209] Takrib'de şöyle diyor: "Raşid b. Nuceyh
el-Himani. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Basra'lıdır." Cerhte şöyle diyor:
"Ebu Hatim, hadisinin uygun olduğunu söylemiştir." Tehzib'de şöyle
diyor: "İbni Hibban Sikat'ta zikretmiştir. Belki de hata
etmiştir."Takrib: 1/240; Cerh: 3/484; Tehzib: 3/228.
[210] Biyogrofisi s: 274-275'de geçti.
[211] İbni Mübarek Cihad s: 49'de rivayet etmiştir. Bu
rivayet İbni Abbas'ın mevkufudur. Fakat merfu hükmündedir. Dolayısıyla senedi
Hasendir.
[212] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/183
[213] Takrib'de şöyle diyor: "Nemran b. Atabe ez-Zemani
hadisi kabul edilir. Altıncı tabakadandır. Tehzib'de şöylediyor: "İbni
Mende onun Şam'lı olduğunu söylemiştir. Ümmü Derda'dan, o da Ebu Derda'dan
rivayette bulunmuştur. İbni Hibban onu Sikat'da zikretmiş ve hadisini
Sahih'inde rivayet etmiştir. Takrib: 2/307; Tehzib: 10/475.
[214] Ahmed: 4/131 'de, Ubade b. Samit'ten rivayet etmiştir.
Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/293'de, Ubade b. Samit'ten rivayet etmiştir. Heysemi
şöyle diyor:'"Ahmed böyle rivayet etmiştir. Bezzar ve Taberani'de böyle
rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Taberani'nin ravileri sikadırlar." İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/183-184
[215] Ebu Davud Cihad: 3/34'de rivayet etmiştir. İbni Hibban
Sahih s: 388'de Cafer b. Musafir et-Tenisi yoluyla Yahya b. Hassan'dan rivayet
etmiştir.Beyhaki Sunen'ul-Kübra: 9/164'de Musannif yoluyla Ebu Ali
er-Ruzbari'den, o da Ebubekir b. Dase'den, o da Ebu Davud'dan rivayet etmiştir.
Bu hadis hakkında Ebu Davud ve Munziri sukut etmişlerdir. Hadis sahihtir. Suyu
ti Cami'us-Sağir'de zikrederek, hasen olduğunu söylemiştir.
Feydu'l-Kadir: 6/462;
Sahih'i Cami'us-Sağir: 6/342.
[216] Kurtubi Tefsiri: 4/276. Ali İmran Suresi 171. ayetin
tefsiri.
[217] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/184-185
[218] Takrib: 2/272'de şöyle diyor: "Mikdam b. Ma'di
Yekrub b. Amr el-Kindi. Meşhur sahabidir. Şam'a geldi. Sahih rivayete göre
seksen yedi yılında öldü. Doksanbir yaşında idi.
[219] Abdurrezzak Cihad: 5/265'de İsmail b. Ayyaş yoluyla,
Buhayr b. Said'den rivayet etmiştir. İbni Mace Cihad: 2/935'de İsmail b. Ayyaş
yoluyla, Buhayr b. Said'ten rivayet etmiştir.Tirmizi Cihadın Fazileti: 4/187'de
rivayet etimş ve "bu hadîs, hasen, sahih ve gariptir" demiştir.
[220] Lisan'ul-Arab: 1/992.
[221] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/185-186
[222] Bütün nüshalarda, Yahya b. Said şeklinde geçmektedir.
Bu yanlıştır. Takribin söylediği doğrudur. 'Buhayr'ın biyografisi s: 419'da
geçti.
[223] Abdurrezzak Ciahd: 5/265'de rivayet etmiştir. Yukarıda
geçti.
[224] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/186-187
[225] Takrib 1/335, no: 547'de şöyle diyor: "Sehl b.
Ebi Umame b. Sehl b. Hanif el-Ensari. Medineli'dİr. Mısır'a geldi. Sikadır.
Beşinci tabakadandır. İskenderiye'de ölmüştür.
[226] Biyografisi s. 496'da geçti.
[227] ) Biyografisi s. 309'da geçti.
[228] Beyhaki Sunen'ül-Kübra'da Siyer bölümünde "Allah
yolunda şehadetin fazileti konusunda, 9/163'de rivayet etmiştir.Suyuti
Camiu's-sağir'de, Taberani'nin Kebir'inden nakille zikretmiştir. Hakim, sahih
olduğunu söylemiştir.Münavi şöyle diyor: "Hakim'in rivayetinde Abdurrahman
b. Said el-Medeni vardır "Zehebi, onun münker hadislerinin olduğunu
söylemektedir.Heysemi şöyle diyor:
"Taberani'nin
ravileri sikadırlar." 3/90. Hakim Müstedrek'te, Cihad bölümünde rivayet
etmiş ve "isnadı sahihtir" demiştir. Zehebi de bu görüştedir.
Elbani Sahih-i
Camiu's-sağir'de nakletmiş ve "hasendir" demiştir. 1/354, no: 2575.
[229] Cerh'te şöyle diyor: "Abdurrahman b. Sa'd
Medine'lidir. Sehl b. Ebi Umame b. Sehl'den rivayet etmiştir. Ondan da Abdullah
b. Vehb dinlemiştir."Yahya b. Main'e, İbni Vehb'den rivayet eden
Abdurrahman b. Said el-Medeni'nin durumu soruldu: "Bilmiyorum" dedi.
İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. Tarih'te el-Müzni diye geçmektedir. Bu İbni
Hibban'ın Sikat'da söylediğidir. Cerh'in sahibinin söylediği gibi Medini
değildir. Buharı onun hakkında sükut etmiştir.Cerh: 5/238, no: 1124. Sikat:
7/71. Tarihu'l-Kebir: 5/287, no: 934.
[230] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/187
[231] Cerh'de şöyle diyor: "Yezid b. Şecere er-rehavi.
Şam'lıdır. Sahabe olduğu söyleniyor. Mücahid'den rivayet
etmiştir."Esedü'l-ğabe'de şöyle diyor: "Şam'lıdır. Mücahid b. Cebr
ondan cihadın fazileti hakkındaki hadisi rivayet etmiştir. Elli beş yılındaki
bir savaşta şehid edilmiştir. Cerh: 9/270, no: 1135. Esedü'1-ğabe: 5/495, no:
5557.
[232] İbn Ebi Şeybe, Cihad bölümünde, 5/292'de rivaayet
etmiştir.
[233] Biyografisi, s. 179'da geçti.
[234] Takrib'de şöyle diyor: Yezid b. Ebi Ziyad el-Haşimi.
Haşimoğullarının azadlı kulesidir. Kufe'lidir. Zayıftır. Yaşı ilerleyince
durumu değişti. Telkin kabul etmeye başladı. Beşinci tabakadandır. Otuz altı
senesinde ölmüştür."Cerh'te şöyle diyor: Şube şöyle diyor: Yezid b. Ebi
Ziyad merfu hadis rivayet ederdi."Cerir'e, Leys, Ata b. Saib ve Yezid b.
Ebi Ziyad'm durumu sorulunca, "Yezid hadis için en düzgün olanıdır"
demiştir. Ahmed'e sorulunca, o da Cerir gibi demiştir. Mürre şöyle diyor:
"Hıfzı iyi değildi" Yahya b. Main "hadisi delil olmaz"
demektedir. Ebu Hatim "güçlü değildir" diyor. Terğib ve Terhib'de
şöyle diyor: 2/321, No: 30; "Bezar ve Taberani'de rivayet etmişlerdir.
Yezid b. Şecere ve Ced'an'dan merfu olarak nakletmişlerdir. Doğru olanı Mevkuf
olmasıdır."Tehzib'de şöyle diyor: "İbn-i Mübarek şöyle diyor: "Onu
bir tarafa at" İbni Hibban "Saduk idi. Fakat yaşlanınca hıfzı
kötüleşti. Telkin kabul etmeye başlaadı. Hadisine münkerler sokuldu.
Değişmeden önce onu dinleyenin hadisi sahihtir." demektedir."Takrib:
2/365, no: 254. Cerh: 9/265, no: 1114. Tehzib: 11/329-330, no: 630.
[235] İbni Esir Esedü'1-ğabe: 5/495, no: 5557.
[236] Takrib, 2/321, no: 113 'de şöyle diyor: Hannad b.
Seriyy Mus'ab et-Teymi'nin oğludur. Künyesi Ebu's-seriyy'dir. Kufe'lidir.
Sikadır. Onuncu tabakadandır. Doksan bir yaşında iken, kırk üç yılında
ölmüştür.
[237] İbni Ebi Şeybe, Cîhad bölümünde, 5/301 'de rivayet
etmiştir.
[238] Abdurrezzak, cihad bölümünde "Şehadetin
ecri" konusunda 5/256, no: 9538'de rivayet etmiştir.
[239] Mecmau'z-zevaid'in sahibi, cihad bölümünde
"Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler "bölümünde, 5/294'te
rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, birinin ravileri sahih
olan iki senedle rivayet etmiştir."
[240] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/188-189
[241] (m) nüshasında
"biha" geçmektedir.
[242] Nihaye: 1/402'deşöyle diyor: "Hatte:
dökmektir."
[243] Bütün nüshalarda, "Kad ana leke" diye
geçmektedir. Bu mantıklıdır."
[244] Beyhâki Şuab'da rivayet etmiştir.
[245] Nihaye: 4/26'da şöyle diyor: "Raculun Kudümün:
Cesaretli adamdır. İlerlemeyi ifade eder."
[246] Lisan'ul-Arab: 1/122. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/189-190
[247] Heysemi Mecma'uz-Zevaid: 5/298'de rivayet etmiştir.
Heysemi şöyle diyor: "Taberani rivayet etmiştir. Senedinin ravilerinden
Abdurrahman b. Beylemani hariç diğerleri sahihtir. O ise sikadır."
[248] Tehzib: 6/149-150, No: 303'de şöyle diyor:
"Abdurrahman Beylamani, Ömer'in azadlı kölesidir. Ebu Hatim şöyle diyor:
"Abdurrahman b. Ebi Zeyd Beylamani'nin oğludur." İbni Hibban onu
sikalardan saymıştır."Şöyle diyor: "Velid b. Abdulmelik'in
hilafetinde öldü. Rivayetini oğlu Muhammed nakletmiş ise, ona itibar edilmesini
istemezdi. Çünkü oğlu, onun hakkında garip şeyler uydururdu." Darekutni
şöyle diyor: "Zayıftır. Hadisi delil olmaz." Ezdi şöyle diyor:
"Hadisi münkerdir. İbni Ömer den batıl şeyler rivayet etmiştir."
[249] Lisanul Arab: 1/1266.
[250] Tertibil Kamus: 2/431 'de şöyle diyor: "Lefk, bir
parçadır."
[251] Nihaye: 5/97.
[252] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/190-191
[253] Abdurrezzak Cihad: 5/266, No: 9561'de rivayet
etmiştir, ibni Ebi Şeybe, Cihad: 5/290'da İbni Adiy yoluyla Ebu Avn'dan rivayet
etmiştir.İbni Mace Cihad: 2/935, No: 2798'de, İbni Ebi Adiy yoluyla îbniAvn'dan
rivayet etmiştir. Zevaid'de şöyle diyor: "Hilal b. Ebi Zib'den dolayı bu
isnad zayıftır." Bütün rivayetlerde İbni Ebi Zeyneb vardır. İbni Mace'de
de vardır.Zevaid'in sahibi ise İbni Ebi Zib diye nakletmiştir. Belki bu yazanın
hatasıdır.
[254] Bu adam, Abdurrezak'ın eserinde Şehr b. Havşeb'dir. Rivayetler
de bunu destekliyor.
[255] Takrib'de şöyle diyor: "Halal b. Ebi Zeyneb Firuz
el-Kureşi. Kureyş'lilerin azadh kölesidir. Basra'lıdır. Bilinmemektedir.
Altıncı tabakadandır. Tehzib'de şöyle diyor: "Şehr b. Havşeb'den, o da Ebu
Hureyre den rivayet etmiştir. Ondan da İbni Avn rivayet etmiştir." Ebu
Davud "ondan başkasının Hilal dan rivayet ettiğim bilmiyorum." diyor.
İbni Hibban onu Sikat'ta zikretmiştir. Saci onun zayıf olduğunu söylemiştir.
Ahmed şöyle diyor: "onu terketmeleri acayiptir." Ahmed bunu şeyhi
için söylüyor. Mizan'da şöyle diyor: "Bilinmiyot" Kaşifte ise
"sikadır" diyor.Takrib: 2/323, No: 133; Tehzib: 11/80, No: 127;
Mizan: 4/314, No: 9268; Kaşif: 3/227, No: 6099.
[256] Nihaye: 3/154.
[257] Nihaye: 3/451.
[258] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/191-193
[259] Sihah: 1/335.
[260] Ebu Ubeyd Ğaribil Hadis'de şöyle diyor: 2/142:
"Aferturrac-ule fit turabi: Adamı toprağa buladiğı zaman, denilir."
[261] Musannif Abdurrezzak Cihad bölümünde: 5/258, No:
9540'da rivayet etmiştir.
[262] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/193
[263] Ahmed: 3/300'de Cabir'den rivayet etmiştir. İbni Ebi
Şeybe Cihad: 5/290'da, Musannif yoluyla, Veki'den rivayet
etmiştir.Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/291 'de, Cabir'den rivayet etmiştir. Heysemi
şöyle diyor: "Müslim bunun bir kısmını rivayet etmiştir. Ebu Ya'la ve
Sağir'in ravileri sahihtir. Ahmed'de benzer şekilde rivayet
etmiştir.Mevarid'uz-Zaman Cihad s: 387, No: 1608'de, Siifyan yoluyla A'maş'tan rivayet
etmiştir.İbni Ebi Şeybe Cihad: 5/291'de Abdullah b. Amr'dan rivayet etmiştir.
[264] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/193-194
[265] Ebu Ubeyd Ğaribil Hadis: 3/133 'de şöyle diyor:
"Kunut bir çok manadadır. Banlardan biri de, gece namazıdır. Peygambere
"Hangi namaz dafa efdaldir?" diye sorulunca,"Uzun kunut"
demiştir. "Yani uzun gece namazı." Bu kısım (a) nüshasının
haşiyesinde vardır, (e) ve (m) nüshalarında yoktur. Nesai ve Ahmed'de bulunması
bunu teyid ediyor
[266] Asılda bulunan, Nesai, Ebu Davud ve Ahmed'de var
olandır. Bütün nüshalarda ise canı, malın önüne geçirmişlerdir.
[267] Ebu Davud Namaz: 2/146, No: 1449'da Ahmed yoluyla
Haccac'dan rivayet etmiştir;
Nesai Zekat: 5/85'de
rivayet etmiştir; Ahmed: 3/414'de, Musannif yoluyla, Haccac'dan rivayet
etmiştir;Darimi Namaz: 1/331'de Ahmed yoluyla Haccac'dan rivayet etmiştir.
[268] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/194-195
[269] Ahmed Müsned: 4/114; Mecma'uz-Zevaid'in İman bölümü,
"Hangi amel daha efdaldir ve hangi din Allah'a daha sevimlidir"
konusu. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed ve Taberani Kebir'de rivayet
etmişlerdir. Taberani'nin ravileri sikadırlar. 1/59.Hac Bölümü: 2/207'de
rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed ve Taberani rivayet
etmişlerdir. Taberani'nin ravileri sahihtirler. "Beyhaki îmanın
şubelerinde rivayet etmiştir. Bu eser el yazmasıdır. Darul Me'mun
litturas-Şam'da basılmıştır. Ümmül Kura üniversitesi kütüphanesi. 1/1/9, No:
2130'a bakılabilir.
[270] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/195-196
[271] Sünen'ü İbni Mace Cihad: 2/934, No: 2794'de rivayet
etmiştir. Zevaid şöyle diyor: "Muhammed b. Zekvan'ın zayıflığından dolayı
isnadı zayıftır."Tehzib'de şöyle diyor: 9/156, No: 227: "Muhammed b.
Zekvan el-Ezdi, Ebu Hatim şöyle diyor: "Muhammed b. Zekvan el-Ezdi. Hammad
Zeyd'in çocuklarının dayısı. Hadisi münkerdir. Hatası çoktur. Hadisi
zayıftır." Buhari "Hadisi münkerdir.” diyor. Nesai "Sika
değildir. Hadisi yazılmaz" diyor. İbni Hibban Sikat'ta zikretmiştir. İbni
Adiy şöyle diyor: "Genel rivayetleri fert ve ğarib hadislerdir. Bununla
beraber hadisi yazılır." Darekutni: "Zayıftır" diyor. İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/196-197
[272] Ahmed: 5/265. Mecma'uz-Zevaid Azat etme bölümünde
rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed rivayet etmiştir. Ravüeri
sikadır." Mevarid'uz-Zaman İlim s: 52, No: 94'de rivayet etmiştir. Malik,
Muvatta Azad: 2/79, No: 15'de, Aişe'den, hadisin birinci bölümünü rivayet
etmiştir.
[273] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/196-197
[274] İbni Mübarek Cihad: s. 95, No: 114'de rivayet
etmiştir. Bu hadisin ravileri sikadırlar.
[275] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/197
[276] İbni Mübarek Cihad: s: 95, No: 115'de rivayet
etmiştir. Heysemi, Menkıbeler: 9/353'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor:
"Taberani rivayet etmiştir senedindeki Haşimoğullannın azadlı kölesi Ebu
Âmr'ı bilmiyorum. Diğer ravileri sikadırlar."
[277] Elfaiku fi ğaribil Hadis: 3/71'de şöyle diyor:
"Kirş: Bir şeyi parmak uçlanyla alıp sıkmaktır,"
[278] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/198
[279] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/198-199
[280] Şifa'us-Sudur. Bulamadım.
[281] Lisan'ul-Arab: 2/805'de şöyle diyor: "El Addu:
Dişlerle bir şeyi sıkmaktır. Yılan ısırmasına da denilir."
[282] Şifa'us-Sudur. Feth'ul-Kebir sahibi: 2/229'da, Ebu
Şeyh, İbni İsa'dan rivayet etmiştir. Elbani, Zaiful Camius Sağir: 4/32, No:
3715'de şöyle diyor: "Ebu Şeyhin İbni İsa'dan naklettiği hadis,
zayıftır." Silsiletüd Daifeti: 3866'ya bakılabilir. İbn Nehhas, Cihad,
Tevhid Yayınları: 2/199
[283] Tehzib'de şöyle diyor: "Hişam b. Ammar b. Nusayr
b. Meysere b. Eban esselmi. Zaferi'de deniliyor. Künyesi Ebu Velid ed-Dımeşki'dir.
Şam'daki mescidin hatibidir."
[284] Nihaye: 4/104'de şöyle diyor: "Ekalle şey'en: Bir
şeyi kaldırıp, taşımaktır."
[285] İbni Asakir rivayet etmiştir. Bulamadım. İbn Nehhas,
Cihad, Tevhid Yayınları: 2/199-201
[286] Tertib'il-Kamus: 1/445'de şöyle diyor: "Cesa: Dizlerinin
üzerine oturdu veya parmaklarının üzerinde durdu."
[287] (m) nüshasında,
"Onlar" diye geçmektedir.
[288] Tahrici yukarıda geçti.
[289] Muncid, s: 267'de şöyle diyor; "Suhreverdi,
Şihabuddin Ebu Hafs es-Sufi eş-Şafii. 1145-1234 miladi. Bağdat'ta tasavvuf şeyhi
idi. Hacca gitti. Mekke'de İbnil Farid ile tanıştı. Eserlerinde vaaz ve hadisle
meşhur oldu."
[290] Mecma'ul-Letaif. Bulamadım.
[291] İbni Mübarek Cihad: s: 129-130, No: 157. Bu rivayetin
ravileri sikadır.
[292] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/201-203
[293] Bütün nüshalarda, "üc tane"
"selasetün" diye geçiyor. Bu yanlıştır. Doğru ölanı-hadis
kitaplarında geçtiği gibidir. Nihaye: 11/220'de şöyle diyor: "Sulletüm:
İnsanlardan oluşan topluluktur."
[294] Takrib'de şöyle diyor: "Muttalib b. Abdullah b.
Muttalib b. Hattab b. Haris el-Mahzumi. Saduktur. Tedlis ve irsal çok
yapmıştır. Dördüncü tabakadandır."Tehzib'de şöyle diyor: "Rivayete
göre, nesebinde Muttalib yoktur. Ebu Hatim, Aişe'den naklettiği rivayet için
"Mürseldir" diyor. Çünkü Aişe'ye kavuşamamıştır. Cabir'den yaptığı
rivayet için de "Ona kavuşmuşa benziyor" diyor. Diğer sahabelerden
yaptığı rivayetler için de, "Mürseldir" diyor. Ebu Zur'a'ya
Muttalib'in durumu sorulunca "sikadır" dedi. İbni Sad şöyle diyor:
"Çokça hadis rivayet etmiştir. Hadis delil olmaz. Çünkü çokça mürsel
hadis rivayet etmiştir. Çoğu sahabe ile karşılaşmamıştır. Genel arkadaşları
tedlis yaparlardı." Yakub b. Süfyan ve Darekutni "sikadır" diyorlar.
İbni Hibban sikat'da zikretmiştir. İbni Ebİ Hatim babasından rivayetle
Merasü'de şöyle diyor: "Sahabeden sadece Sehl b. Sad ve dönemindekilere
ulaşmıştır."Takrib: 2/254, No: 1177; Tehzib: 10/178, No: 332.
[295] Ahmed: 2/168'de, Ibnİ Amr'dan rivayet
etmiştir.Mecma'uz-Zevaid Zühd: 10/259'da rivayet etmiştir. Heysemi iki rivayetle
nakletmiştir. Birinci rivayet için "Ahmed, Taberani, Bezzar rivayet
etmişlerdir." diyor.îkinci rivayet için, "Taberani'nin ravileri
sahihtirler. Ebu Uşane hariç. O sikadır." diyor.Mevarid'uz-Zaman Zühd: s:
636,'da, No: 2565'de, Ma'ruf b. Suveyd el-Cuzzami yoluyla Ebu Uşane el-Meafiri'den
rivayet etmiştir.
Hakim Müstedrek Cihad:
2/72'de Amr b. Haris yoluyla İbni Uşane el-Meafiri'den rivayet emşit ve
"Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir"
diyor. Zehebi de bu görüştedir.
[296] İbni Mübarek Cihad: s: 40, No: 25. Sened, Muttalib b.
Hantab'dan dolayı zayıftır. Muttalib, saduktur. Tedlis ve irsal çok yapmıştır.
Dolayısıyla hadis, mürseldir."
[297] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/203-205
[298] Esedül Gabe: 1/473, No: 124'de şöyle diyor:
"Haram b. Mühan. Milhan'ın ismi, Malik b. Zeyd b. Haram b. Cündüb b. Amir
b. Ganem el-Ensari el-Buhari. Enes b. Malik'in dayısıdır. Bedir ve Ühud'a
katıldı. Biri Mauna'da öldürüldü."
[299] Buhari Savaşlar: 5/42'de Katade yoluyla Enes'den
rivayet etmiştir.Müslim İmaret: 3/1511, No: 677'de, Enes'den rivayet etmiştir.
[300] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/205
[301] Buhari Cihad: 3/203'de, Enes'den rivayet
etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/205-206
[302] Takrib: 2/65,.No: 537'de şöyle diyor: "Amr b.
Ümeyye b. Hu-veylid b. Abdullah b. Ümeyye ed-Damiri. Meşhur sahabidir. İlk
savaşı, Bi'ri Mauna'dır. Muaviye'nin halifeliğinde öldü.
[303] Esedül Ğabe: 3/127, No: 2703'de şöyle diyor:
"Amir b. Tufeyl b. Malik b. Cafer b. Kilab b. Rabia b. Amir b. Sa'saa
el-Amiri el-Cu'fi. Cahiliye'de Amiroğullarının lideriydi. Ebu Musa ondan
rivayet etmiştir. Müslüman olmasında ihtilaf edilmiştir. Ebu Abbas
el-Müstağfiri onu sahabeler arasında zikretmiştir." Bana göre; onun bu
söyledikleri delil değildir. Hadisçiler onun kafir olarak öldüğünde ihtilaf etmemişlerdir.
[304] Esedül Ğabe: 3/136, No: 2722'de şöyle diyor:
"Amir b. Füheyre. Ebu Bekir Sıddık'm azadlı kölesidir. Künyesi Ebu
Amir'dİr. Ai-şe'nin anne bir kardeşidir. îlk müslümanlardandır. Rasulullah
(s.a.v.) Darul erkam'a girmeden önce müslüman olmuştur. Köle iken müslüman oldu.
Allah yolunda işkence çekti. Ebubekir onu satın olarak azad etti. Hicri dört
yılındı Bi'ri Mauna'da şehid edildi."
[305] Buhari Savaşlar: 5/43'de, Urve b. Zübeyr'den rivayet
etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/206-207
[306] Buhari Savaşlar: 5/44'de Enes'den rivayet etmiştir.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/207
[307] İbni Mübarek Cihad: s: 71, No: 81'de rivayet etmiştir.
Hılyetül Evliya'nın sahibi: 1/110'da değişik yollarla rivayet etmiştir, ibni
Sa'd Tabakat'da nakletmiştir.Tabakatul Beriyyine minel muhacirin: 3/23l'de.
Salih b. Keysan yoluyla İbni Şihab'dan rivayet etmiştir. İbni Mubarek'in
ravileri sikadırlar, isnadı sahihtir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/207
[308] İbni Mübarek Cihad: s: 71, No: 80.
[309] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/207-208
[310] Buhari Cihad: 3/206'da Bera'dan rivayet
etmiştir.Müslim İmaret: 3/1509'da, No: 1900'da, İsrail yoluyla Ebu İshak'tan
rivayet etmiştir. Ahmed: 2/291 'de, Veki yoluyla İsrail'den rivayet etmiştir.
[311] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/208
[312] Said b. Mansur Sünen'inde Cihad bölümü: 2/3/231'de,
No: 2555'de Bera b. Azib'den rivayet etmiştir.
[313] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/208
[314] Mecmafuz-Zevaid Cihad: 3/296'da rivayet edilmiştir.
Heysemi şöyle diyor: "Taberani Kebir ve Evsat'da rivayet etmiştir. İbni
Mübarek'in Mes'udi'den rivayeti sahihtir."
[315] Biyografisi Takrib'den: s: 359'da geçti. İbni Keyyal
şöyle diyor: "Hakim "El-müzekkin lirruvat" kitabında, Yahya b.
Main'in şöyle dediğini naklediyor: "'Kim, Ebu Cafer döneminde Mes'udi'den
hadis dinlemiş ise, hadisi sahihtir. Mehdi döneminde ondan hadis dinleyenin.
Hadisi sahih değildir. "İbni "Şazzul Fiyah" kitabında şöyle
diyor: "Mes'udi karıştırdıktan sonra, ondan Asım b. Ali, Ebu Nadr Haşim b.
Kasım, Abdurrahman b. Mehdi, Yezid b. Harun, Haccac b. Muhammed el-A'var, Ebu
Davud et-Teyalisi, Ali b. Cu'd ve Kevakib b. Nirat hadis dinlemişlerdir."
s: 282, No: 35.
[316] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/209-210
[317] Takrib: 1/502, No: 1153'de şöyle diyor:
"Abdurrahman b. Yezid b. Cabir eî-Ezdi. Künyesi Ebu Atabe'dir. Şam'lı ve
Darran'hdır. Sikadır. Yedinci tabakadandır. Elli küşür yılında öldü."
[318] Biyografisi: s: 111-112'de geçti.
[319] Lisan'ul-Arab: 3/118'de şöyle diyor: "Takattaat
es-babuha: Sevgi bağlan koptu."
[320] İbni Mübarek Cihad: s: 124, No: 150. Bu rivayetin
ravileri, Kasım b. Abdurrahman hariç, hepsi sikadırlar. Kasım ise saduktur.
[321] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/210-211
[322] Tertib'il-Kamus: 1/651'de şöyle diyor: "Hasbetü:
Taşlardır. Tekili Hasebütün'dür."
[323] Müstedrek Feyi: 2/136'da rivayet edilmiştir. Hakim
şöyle diyor: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet
etmemişlerdir." Zehebi'de bu görüştedir.
[324] Takrib'de şöyle diyor: "Şurahbil b. Sad. Künyesi
Ebu Said el-Medeni'dir. Ensarın azadlı kölesidir. Sadıktır.
Ömrünün sonunda
karıştırmıştır. Üçüncü tabakadandır. Yüz yaşına yaklaşmışken yirmi üç yılında
vefat etti."
Tehzib'de şöyle diyor:
"İbni Main şöyle dedi: "Bir şey değildir. Zayıftır." Mürre:
"Zayıftır, hadisi yazılır." diyor. Ebu Zur'a "Yumuşaktır"
diyor. Nesai: "Zayıftır" diyor. "Darekutni: "Zayıftır
itibare alınır." diyor. İbni Adiy şöyle diyor: "Bir çok hadisi
vardır. Çok değildir. Genel rivayetleri münkerdirler. "İbni Hibban
Sikat'da zikretmiştir. İbni Hibban ve İbni Hüzeyme hadisini sahihlerinde
rivayet etmişlerdir. Takrib: 1/348, No: 39; Tehzib: 4/320, No: 552.
[325] (m) nüshasında
"Şurahbil, Sad b. Cabir'den rivayet etmiştir" diyor. Bu açık bir
hatadır.
[326] (a) nüshasında "Beşşar" diye geçiyor. Bu
hatadır.Esedül Maide: 5/514, No: 5615'de şöyle diyor: "Yesar el-Habeşi.
Amir adında bir yahudinin kölesi idi. Rasulullah (s.a.v.) Hayber'i kuşatınca
müslüman oldu. Orada şehid edildi."
[327] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/211-212
[328] Nihaye: 5/82'de
şöyle diyor: "Naikerral elğaneme: "Çoban koyunları çağırdı"
manasınadır."
[329] En'am: 6/82. Bu hadisi Mahmud Zengi, İçtihad adlı
kitabında, "Cihadın fazileti" konusunda rivayet etmiştir. Bu eseri
bulamadım.
[330] Bu hadisi
Mahmud Zengi, İçtihad adlı kitabında, "Cihadın fazileti" konusunda
rivayet etmiştir. Bu eseri bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/212-213
[331] Tahriri yukarıda geçti.
[332] (a) nüshasında
"mürşerih" diye geçmektedir.
[333] Nihaye: 3/4/438. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/213-215
[334] (a) nüshasında
"Yaktaun" diye geçiyor, (m) nüshasında ise önce "yaktaun"
yazmış, sonra üzerini çizip "yu'tun" diye yazmış. Doğru olanı
"yu'tun"dur.
[335] Nihaye: 1/159'da şöyle diyor: "Bevve ehullahu
menzilen: Allah onu bir yerde iskan ettirsin."
[336] Tahrici
yukarıda geçti. İsbehani'nin et-Terğib ve't-terhib. El yazmasıdır. Brinisty
üniversitesi kütüphanesinde sureti vardır. No: 216. Mekke'deki ilmi
araştırmalar merkezi No: 815, s: 184'e bakılabilir. Münziri ondan nakille
Terğib'de şöyle diyor: "Garib hadistir." Bakara: 2/318, No: 21.
Beyhaki İmanın
Şubeleri: El yazmasıdır. Darul Me'mun lit-Turas'da basılmıştır. Ummül Kura
kütaphanesi: No: 2133, 2/1/49'a bakılabilir. Beyhaki şöyle diyor:
"Muhammed b. Muaviye en-Nisaburi. Başkası ondan daha güvenilirdir."
[337] Ezheri'nin, Tehzib'ul-Luğat: 4/363.
[338] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/215-216
[339] Tirmizi Cihadın Faziletleri: 4/177'de rivayet etmiş ve
"Bu hadis Hasen ve ğaripdir. Bunu sadece Ata b. Dinar yoluyla
biliyoruz" diyor. İbni Mübarek Cihad: s: 105'de, No: 126'da Musannif
yoluyla İbni Lühey'a'dan rivayet etmiştir. Suyuti Cami'us-Sağir'de nakletmiş ve
Ahmed ve Tirmizi'ye nispet etmiştir. "Hadis sahihtir" demiştir.
Münavi şöyle diyor: "Ebu Ya'la ve Deylemi'de rivayet etmişlerdir.
Senedlerinde İbni Lühey'a vardır."
Feydul-Kadir: 4/180,
No: 4955.Beyhaki İmanın Şubelerinde rivayet etmiştir. Bu kitab el yazmasıdır.
Darul me'mun lituras'ta basılmıştır. Ümmül Kura üniversitesi, el yazmaları
kütüphanesi, 2/1 L 50 b, No: 2133'de bakılabilir.
[340] Tertib'il-Kamus: 3/683.
[341] Lisanul Arab: 2/602.
[342] Lisanul Arab: 1/98.
[343] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/216-217
[344] Takrib'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr el-Hanefi
el-Bahili. Şam'hdır. Basra'ya gelmiştir. Hadisi terk edilmiştir. Kendi zatında
salih birisiydi. Yedinci tabakadandır. Kırk yılından sonra ölmüştür. Buhari
Duafaus Sağir'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr eş-Şami'nin Kasım'dan
naklettiği rivayet, terk edilmiştir. "Nesai, Duafa ve Metrukin'de şöyle
diyor: "Hadisi terk edilmiştir." İbni Main onun için
"zayıftır" diyor.Takrib: 1/130, No: 80. İbni Main'in Tarihi: 2/86.
Buhari'nin Duafaus Sağir: s: 24, No: 46. Nesai'nin Buafa ve Metrukin: s: 29,
No: 108.
[345] Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/292'de rivayet etmiştir.
Heysemi şöyle diyor: "Taberani rivayet etmiştir. Seneddeki Cafer b. Zübeyr
yalancıdır." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/218
[346] Beyhaki İmanın Şubeleri kitabında rivayet etmiştir.
Darul Me'mun Litturas'da basılmıştır, ümmül Kura Üniversitesi: 1/2/106-107, No:
2033'e bakılabilir. Bu hadisin tahrici yukarıda geçti.
[347] Tertibil Kamus: 1/306. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/218-219
[348] Şifa'us-Sudur. Bulamadım. İbni Mübarek Cihad: s: 60,
No: 63.
[349] Cerh'te şöyle diyor: "Hayyan b. Ebu. Cebele
el-Kureşi. İbni Abbas, Abdullah b. Amr b. As, İbni Ömer'den rivayet etmiştir.
Ondan da Ebu Şeybe, Yahya b. Abdurrahman el-Kindi, Ubeydullah b. Zehr rivayette
bulunmuşlardır.
[350] Zannedersem Şifa'us-Sudur'un sahibi rivayet etmiştir.
Çünkü İbni Mübarek'in cihad kitabında yoktur. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/219
[351] O, Abdurrahman b. Şüreyh b. Ubeydullah el-Meafiri'dir.
252'de geçti.
[352] Sikat'ta şöyle diyor: "eş Şaziyyetul: Sopa ve
benzeri şeyle vurulduğunda açılan yaradır."
[353] Nihaye: 3/46'da şöyle diyor: "Salsale: Demir
hareket ettiğinde çıkan sestir.
[354] İbni Mübarek Cihad: s: 118, No: 145.
[355] Tertibil Kamus: 2/124.
[356] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/220-223
[357] Lisan'ul-Arab: 2/155'de şöyle diyor: "Süfre:
Üzerinde yemek yenilen şeydir. Süfri diye isimlendirilmesinin sebebi, üzerinde
yenildiği zaman açılır."
[358] İbni Mübarek Cihad: s: 117, No: 143. İsnadı zayıftır.
Çünkü is-nadda Ebu Hazim vardır. Bilinmemektedir. Aynı şekilde ondan rivayet
eder." Abdurrahman b. Yezid b. Muaviye de onun ismini açıklamıyor.
Dolayısıyla isnadı zayıftır.
[359] Takrib'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Yezid b.
Muaviye b. Ebi Süfyan. Saduktur, üçüncü tabakadandır. Hadisi mürsel olarak
nakletmiştir. Yüz yılının başında ölmüştür. "Tehzib'de şöyle diyor:
"Ebu Zur'a şöyle diyor: "Muaviye, Abdurrahman ve Halit Yezid'in
oğullarıdırlar. Toplumun salihlerinden idiler. İbni Hibban onu Sikat'da
zikretmiştir. "Takrib: l/102,No: 1156; Tehzib: 6/300, No: 581.
[360] Takrib: 2/396, No: 30'da şöyle diyor: "Ebubekir
b. Enes b. Malik el-Ensari sikadır. Dördüncü tabakadandır.
[361] Vefeyatul a'yan'da: 2/316, No: 339'da şöyle diyor:
"Ebu Mansur Abdurrahman fa. Muhammed b. Hasan b. Hibetullah b. Abdullah b.
Hüseyin ed-Dimeşki. Lakabı Fahreddin'dir. İbni Asakir diye bilinir. Fakihtir,
şafiidir. Zamanında ilim ve dinde imam idi. Hafız İbni Kasım Ali b. Asakir'in
kardeşinin oğludur. Şam tarihinin sahibidir. 550 yılında doğdu. 620 Hicri
yılında öldü.
[362] Bulamadım.
[363] Takrib'de şöyle diyor: "İshak b. el-Kuşeyri.
Künyesi Ebu Haşim veya Ebu Hişam el-Basri'dir. Davud b. Ebi Hind'in kızının
oğludur. Saduktur. Hata yapabiliyor. Dokuzuncu tabakadandır."Cerh'de şöyle
diyor: "Ebu Hatim "şeyhtir" diyor. Ebu Zur'a, "Basrilerden
sayılır" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: "Hatib şöyle dedi:
"Mekke ve civarına geldi. Sika idi."İbni Hibban Sikat'ta "Belki
hata yapabilir" diyor. Takrib: 1/60, No: 425; Cerh: 2/30, No: 805; Tehzib:
1/245, No: 460.
[364] Takrib'de şöyle diyor: "Abbad b. Raşid et-Temimi.
Temimoğullarının azadlı kölesidir. Basra'hdır. Bezzar lakabhdır. Davud b. Ebi
Hind'in akrabasıdır. Saduktur. Vehimleri vardır. Yedinci
tabakadandır."Cerh'de şöyle diyor: "Ahmed onun hakkında şöyle dedi
"Şeyhtir, sikadır, saduktur, salihtir." Abbad b. Meysere
el-Munkari'den daha iyidir. Yahya b. Main: "O salihtir" diyor. Ebu
Hatim: "Hadisi uygundur." diyor ve Buhari'nin onun ismini Duafa
kitabına koymasına karşı çıkmıştır." Tehzib'de şöyle diyor: "Ebu
Davud "zayıftır" diyor. Nesai "Güçlü değildir" diyor. İçli
"Ebubekir, Bezzar sikadır" diyor. İbni Adiy "Hadisi çok
değildir. Hadisleri düzgündür" diyor."Takrib: 1/391, No: 88; Cerh:
6/79, No: 406; Tehzib: 5/92, No: 154.
[365] (m) nüshasında:
"Minhunhe" diye geçiyor.
[366] (m) nüshasında:
"Yüz olarak onlardan daha güzeller" diye geçiyor.
[367] (m) nüshasında
yoktur.
[368] (m) nüshasında
yoktur.
[369] İbni Asakir el yazmasidır. Bulamadım.
[370] Tevbe:9/111.
[371] Tevbe: 9/111.
[372] Va'az ve Rakaik kitabının sahibi. Bilmiyorum.
[373] Şifa'us-Sudur. Bulamadım.
[374] Nihaye: 3/333.
[375] Nihaye: 1/458.
[376] El yazmasıdır.
[377] Rahman: 55/58.
[378] Vakıa: 56/22-23.
[379] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/223-234
[380] Buhari Yaratılışın başlangıcı bölümü: 4/88'de,
Abdurrahman b. Ebi Amret'e yoluyla Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/234
[381] Buhari Cihad ve Siyer bölümü: 4/203'de. Enes'den
rivayet etmiştir. Tirmizi Cihadın Faziletleri bölümü: 4/181, No: 1651'de,
İsmail b. Cafer yoluyla Humeyd'den rivayet etmiştir. Tirmizi şöyle diyor:
"Bu hadis sahihtir."Mecma'uz-Zevaid: 10/418'de rivayet etmiştir.
Heysemi şöyle diyor: "Taberani, Evsat'da iyi bir senetle rivayet
etmiştir.
[382] Nihaye: 5/66'de şöyle diyor: "Nasif
peçedir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/235
[383] Rahman: 55/58. Tirmizi Cennet Ehlinini sıfatları
bölümü: 4/676'da, No: 2533'de rivayet etmiştir. İbni Hibban, Sahih'inde rivayet
etmiştir.Mevarid'uz-Zaman: s: 65, No: 2632'de, Mervan er-Rakki yoluyla Ubeyde
b. Humeyd'den rivayet etmiştir.
[384] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/235
[385] Esedül Ğabe: 2/393, No: 2083'de şöyle diyor:
"Said b. Amir b. Hudeym b. Selman b. Rabia b. Sad b. Cumuş el-Kureşi
el-Cumhi Rivayete göre Said Hayber'den önce müslüman oldu ve Medine'ye hicret
etti. Hayber savaşına katıldı. Sahabenin zahid ve faziletlilerinden biri
idi."Muğni s: 73'de şöyle diyor: "Hizyem..."
[386] Terğib ve Terhib: 4/533'de rivayet etmiştir. Munziri
şöyle diyor: "Taberani ve Bezzar rivayet etmişlerdir. Bezzar'in isnadı,
Mutabaat'da Hasen'dir."Mecma'uz-Zevaid: 10/417'de rivayet etmiştir.
Heysemi şöyle diyor: "Taberani bundan daha uzun bir şekilde, nafile
sadakası bölümünde geçtiği gibi rivayet etmiştir. Bezzar ise kısa bir şekilde
rivayet etmiştir. Her iki senedde de Hasan b. Anbese el-Verrak vardır. Onu
bilmiyorum. Diğer ravileri sikadır. Ancak bazılarında zayıflık
vardır."Mizan: 1/516, No: 1922'de şöyle diyor: "Hasan b. Anbese. Onu
bilmiyorum. İbni Kani' "zayıftır" demiştir." İbn Nehhas, Cihad,
Tevhid Yayınları: 2/236
[387] Mecma'uz-Zevaid: 10/418'de rivayet etmiştir. Heysemi
şöyle diyor: "Taberani Evsat'da ri vay et etmiştir. Senedinde Said b.
Zerbi vardır. Zayıftır."
[388] Kaaf: 50/35.
[389] Secde:32/17.
[390] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/236-237
[391] Ahmed: 3/75'de, Ebu Said el-Hudri'den rivayet
etmiştir. İbni Hibban, Mevarid'uz-Zaman: s. 654, No: 263'de rivayet etmiş- İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/237
[392] Terğib ve Terhib: 4/534, No: 97'de rivayet etmiştir.
Munziri şöyle diyor: "Ebu Ya'la ve, Beyhaki; İsmail b. Rafi' b. Ebi Evfa
yoluyla Muhammed b. Yezid b. Ebi Ziyad'dan, o da Muhammed b. Ka'b'dan rivayet
etmişlerdir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/238
[393] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehennemin sıfatları
bölümü: 4/535, No: 97'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor, "İbni Ebi
Dünya mevkuf olarak rivayet etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/238-239
[394] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehennemin sıfatlan bölümü:
4/935, No: 99 'da rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya,
İbni Abbas'tan mevkuf olarak rivayet etmiştir."
[395] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehnnemin sıfatlan bölümü:
4/535, No: 100'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya
rivayet etmiştir. Senedde Ubeydullah b. Zahir vardır.Tehzib'de şöyle diyor:
"Ubeydullah b. Zahr ed-Damiri.
Damiroğul-lannın azadlı kölesidir. Afrika'da doğdu. İlim tahsili için Irak'a
geldi. Ahmed, "Zayıftır" diyor. İbni Main, "Birşey
değildir" diyor. Mürre, "Bütün hadisleri yanımda zayıftır"
diyor. İbni Medini, "Hadisi münkerdir" diyor. Ahmed b. Salih,
"sikadır" diyor. Ebu Zur'a, "Fena değildir. Saduktur."
diyor. Hakim, "Hadisi yumuşaktır" diyor. Nesai, "Mahzuru
yoktur" diyor. İbni Adiy, "Hadislerinde kontrol edilmeyen şeyler
vardır. En çok ondan Yahya b. Eyyub rivayet etmiştir" diyor. Hatib,
"Salih bir adamdı. Hadisi yumuşaktır." diyor. Tirmizi'nin îlel'de
Buhari'den naklettiğine göre, Buhari, "Sikadır" diyor. Buhari
Tarih'te, "Hadisi yakındır. Fakat esas mesele Ali b. Yezid'dedir."
diyor. Darekutni, "Zayıftır" diyor."
[396] Bu ibareyi Şeyh Ammar'a şöyle açıklıyor: "Nu'man:
Rengi kan gibi kırmızıdır. Nu'man, kelimesini şöyle açıklıyor:"Numan:
Kandır. Nu'man kelimesinin türetilmiş kelimeleri ise: Kırmızı çiçekli
bitkidir. Dalları çok olur."Sihah şöyle diyor: "Tuba: Cennette bîr
ağacın adıdır." Terğib ve Terhib: 4/529; Sihah: 1/73; Muncid: s. 821.
[397] İbni Hibban Sahih'inde Cennetin sıfatlan bölümü: s.
654, No: 2631 'de rivayet etmiştir.Ahmed: 3/75'de ibni Lühey'a yoluyla
Derrac'dan rivayet etmiştir. Tirmizi Cennetin sıfatları bölümü: 4/695, No:
2562'de, Reşideyn b. Sa'da yoluyla Amr b. Haris'ten rivayet etmiştir. Tirmizi
şöyle diyor: "Bu hadis ğafıbdir. Sadece Reşidiyn hadisiyle biliyoruz.Mecma'uz-Zevaid:
10/419'da rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed ve Ebu Ya'la
Hasen senedle rivayet etmişlerdir."
[398] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/240
[399] Tertibil Kamus: 4/527'de şöyle diyor: "Hellele:
Lailahe illallah dedi."
[400] Terğib ve Terhib: 4/506, No: 18'de rivayet etmiştir.
Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya rivayet etmiştir. Sened'de bilmediğim
kimseler vardır." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/241-242
[401] Tirmizi Cennetin Sıfatlan bölümü: 4/688, No: 2553'de
rivayet etmiştir. Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis birçok yolla İsrail'den o
da Silveyr'den, o da İbni Ömer'den merfu' olarak rivayet edilmiştir. Abdulmelik
b. Ebcer Süveyr'den o da îbni Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiştir."Ahmed:
2/13'de Abdulmelik b. Ebcer yoluyla Suveyr'den rivayet etmiştir.Mecma'uz-Zevaid:
10/401 'de özetle rivayet etmiştir.Heysemi şöyle diyor: "Ahmed, Ebu Ya'la
ve Taberani rivayet etmişlerdir. Hepsinin senedinde Suveyr b. Ebi Fahite
vardır. Zıyıflığında ittifak edilmiştir."Tehzib'de şöyle diyor:
"Suveyr b. Bbi Fahite Saİd b. tlaka el-Haşimi künyesi Ebul Cehm
el-Kufi'dir. Ümmü Hani'nin azadlı kölesidir. Bir rivayete göre kocası Ca'd'ın
azadlı kölesidir. Ahmed'e Suveyn b. Ebi Fahite, Yezid b. Ebi Ziyad, Leys b. Ebi
Selim soruldu. Şöyle dedi: İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/242
[402] Terğib ve Terhib: 4/508, No: 20'de rivayet etmiştir.
Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya İbni Ömer'den mevkuf olarak rivayet
etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/243
[403] Şam'da bir köydür.
[404] Tirmizi Cennetin sıfatlan bölümü: 4/695, No: 2562'de
rivayet etmiş ve "Bu hadis ğaribdir. Sadece Reşideyn hadisîyle
biliyoruz" demiştir.
[405] Secde: 32/17.
[406] Buhari Yaratahşın Başlangıcı Bölümü: 4/86''da, Ebu
Hurey-re'den rivayet etmiştir. Müslim Cennet Sıfatları ve Ehlinin nimetleri
Bölümü: 4/2174, No: 2824'de, Said b. Amr el-Eş'asi yoluyla Zübeyr b. Harb'dan
rivayet etmiştir.Tirmizi Tefsir Bölümü: 5/346, No: 3197'de İbni Ebi Ömer yoluyla
Süfyan'dan rivayet etmiş ve "Bu hadis Hasen ve sahihtir" demiştir.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/244
[407] Müslim İman: 1/176, No: 189'da rivayet etmiştir. İbn
Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/244-245
[408] Ahmed: 2/305'de rivayet etmiştir.Tirmizi Cennetin
sıfatlan bölümü: 4/672, No: 2526'da, Ziyat et-Tai yoluyla Ebu Hureyre'den
rivayet etmiş ve "Bu hadis bana göre sahih değildir. Benim senedim
bitişik değildir" demiştir. Bu hadis başka bir senedle Ebu Mudle'den o da
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir. Belki Tirmizi'nin gördüğü illet, ziyad
et-Tai'dir. O meçhuldür'. Ebu Hureyre'den mürsel hadis nakletmiştir. Takrib:
1/271, No: 144'de bakılabilir.İbni Hibban Sahih: s. 651, No: 2612'de Ferec b.
Revaha el-Münbeci yoluyla Züheyr b. Muaviye'den rivayet etmiştir.
Mecma'uz-Zevaid: 10/397'de, İbni Ömer'den metin değişikliği ile rivayet
etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, Hasen bir isnad'la rivayet
etmiştir."
[409] Sihah:3/1161. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları:
2/245
[410] Mecma'uz-Zevaid: 10/397'de rivayet etmiştir. Heysemi
şöyle diyor: "Bezzar merfu ve mevkuf olarak rivayet etmiştir. Taberani,
Evsat'da rivayet etmiştir. Mevkuf rivayetin ravîleri sahihtir."Terğib ve
Terhib; 4/513, No: 31'de, Ebu Said'den rivayet etmiştir. Taberani ve Bezzar
Merfu ve Mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bezzar şöyle diyor: "Adiy b.
Fadl'dan başka Merfu olarak rivayet eden kimseyi bilmiyoruz. O da Hafız
değildir. Basra'lıdır. Hafız şöyle diyor: "Adiy b. Fadl'a Merfu rivayette,
Vehb b. Halit Ceriri'den o da Ebu Nadre'den, o da Ebu Said'den, o da
Rasulullah'tan rivayetide katılmaktadır." Beyhaki ve başkalarıda Mevkuf
olarak rivayet etmişlerdir. Mevkuf olması daha meşhurdur. İbn Nehhas, Cihad,
Tevhid Yayınları: 2/246
[411] Terğib ve Terhib: 4/513, No: 33'de rivayet etmiştir.
Munziri, birinci rivayeti İbni Abbas'tan rivayet etmiştir. Şöyle
diyor:"Taberani, Kebir ve Evsat'da iki isnadla rivayet etmiştir. Birisi
iyidir. İbni Ebi Dünya Enes'den, daha uzun bir şekilde rivayet etmiştir."
[412] Tevbe: 9/72.
[413] Terğib ve Terhib: 4/530, No: 84'de rivayet etmiştir.
İbni Ebi Dünya rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/246-247
[414] Terğib ve Terhib: 4/516, No: 41 'de rivayet etmiştir.
Munziri şöyle diyor: "Taberani ve Beyhaki'de rivayet
etmişlerdir."Mecma'uz-Zevaid: 10/420'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor:
"Taberani rivayet etmiştir. Senedindeki Cisr b. Ferked
zayıftır."Mizan: 1/398, No: 1480'de şöyle diyor: "Cisr b. Ferked
el-Kassab. Künyesi Ebu Cafer'dir. Basra'lıdır. Buharı, "Güçlü
değildir" diyor. İbni Main, "Birşey değildir" diyor. Nesai,
"Zayıftır" diyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/247
[415] Nihaye: 5/75'de şöyle diyor: "Mintak: Kadının
elbisesini giyip, belini bir şeyle sıkarak, elbisenin ortasını
kaldirmasıdır."
[416] Terğib ve Terhib: 4/530, No: 83'de rivayet etmiştir.
Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya Mevkuf olarak rivayet
etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/247
[417] Sihah: 5/1890'da şöyle diyor: "El cummetu:
Baştaki saç topluluğudur."
[418] Secde: 32/17.
[419] Tertibil Kamus: 4/149'da şöyle diyor: "Laece:
Şiddetli oldu. Le-vaece: Şiddetlendi.
[420] Terğib ve Terhib: 4/542, No: 114'de rivayet etmiştir.
Munzi-ri şöyle diyor: İbni Ebi Dünya İsmail b. Ayyaş'dan rivayet etmiştir. İbni
Hibban, "Tabiindendir. Sahabeden değildir." diyor. Ebu Hatim,
"Hakkında ihtilaf edilmiştir" diyor.
[421] Mizan'ul-ltidal: 3/126, No: 5835'de şöyle diyor:
"Ali b. Hudar es-Selmi. Şam'lidır. Abdulaziz el-Kinani
karıştırmıştır." Dörtyüz ellibeş yılında öldü."
[422] Mu'cemul Buldan: 4/45'de şöyle diyor: "Tuvvane,
Masise sınırında bir beldedir."Muncid'de şöyle diyor: "Tuvane:
Anadolu'da bir kaledir. Abdulmelik, Rumlardan almıştır. M. 707'de. Reşid
alıncaya kadar, Araplar ellerinde tutamadılar. M. 806'da." El-Muncid fil
ebedi vel ulum: s. 333.
[423] Tertibil kamus: 4/75: "el Kellü:
Yorgunluktur."
[424] Tertibil Kamus: 4/378: "Nasibe: Yoruldu."
[425] Buhari Oruç bölümünde, "Çokça birleştirenin rezil
olması" konusunda Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.
[426] Tur: 52/24.
[427] Tertibil Kamus: 4/318'de şöyle diyor: "Neba:
Hedeften sapmaktır. Kılıç hedeften saptı, ok hedeften saptı. İsabet
etmedi."
[428] Ebu Hasan Ali b. Hudar es-Selmi, Cihad kitabında
rivayet etmiştir. Bu eser el yazmasıdır. Bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid
Yayınları: 2/248-255