29- ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLEN ŞEHİDİN FAZİLETİ 2

Fasıl 4

Şehidlerin Faziletleri: 10

Fasıl 14

Fasil 20

Fasıl 28


29- ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLEN ŞEHİDİN FAZİLETİ

 

Şehadet üstün bir mertebe, yüce bir derecedir. Büyük na­sip sahipleri ancak ona kavuşabilirler. Kitabında ebedi kur­tuluş yazılanlar onu elde edebilirler. Şehadet, peygamber­lik derecesinden sonra üçüncü sıradadır. Allahu Teala'nın ayette buyurduğu gibi:

"İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygam­berler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar. [1]

Utbe b. Abdin [2] hadisinde ifade edildiği gibi; şehidi peygamberler ancak, peygamberlik derecesiyle geçebilirler. Bu hadisin; şehidlerin has tabası için, ayetinde hepsi için ge­çerli olması muhtemeldir.

Şehide "şehid" denilmiştir. Bazılarına göre bunun sebe­bi; onun için Cennet şahitliği yapılmasıdır. Cevheri [3] ve baş­kaları bu görüştedir. Bazılarına göre; onların ruhları selamet diyarına şahid olup orada olacaklardır. Çünkü onlar, Rablerinin katında diridirler. Başkalarının ruhları Cenneti ancak kıyamet günü görebilirler. Nadr b. Şemil şöyle diyor:

"Şehid şahid manasınadır. Yani Cennette hazır olandır." Kurtubi; bu görüşün sahih olduğunu söylemektedir. [4]

İbni Faris şöyle diyor:

"Şehid, Allah yolunda öldürülendir. Şehid denilmiştir. Çünkü Allah'ın[5] melekleri ona şahidlik[6] edeceklerdir. Bir görüşe göre bu şekilde isimlendirilmiştir. Çünkü şehid ken bu sözleri Cevheri'nin Sihah'ında bulamadım. [7]

Di nefsine Allah için şahitlik edecektir. Allahu Teala'nın şu ayetinde geçen biata vefa gösterdiğine şahitlik edecektir:

"Şüphesiz Allah mü'minlerden mallarını ve canları­nı satın almıştır." [8]

Hakiki şehidin şehadeti, kulun şehadetiyle birleşmekte­dir. Bunun için onu şehid diye isimlendirmiştir. Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:"

“Allah kendi yolunda yaralananı daha iyi bilir."

İbni Anbari şöyle diyor:

"Çünkü Allah ve melekleri onlar için Cennetin şahitliği­ni yapacaklardır." Bir görüşe göre; şehid, ruhunun çıkışı sı­rasında kendisi için hazırlanan sevabı ve ecri müşahede edecektir. Bir görüşe göre rahmet melekleri ona şahitlik edecekler ve onun ruhunu alacaklardır. Bir başka görüşe gö­re; onun üzerinde şehid olduğuna şahidlik edecek bir şahit vardır. O da kanidir. O, kıyamet günü haşredildiği zaman, şah damarları kan ile dolacaktır. Başka görüşler de söylen­miştir."[9]

Allahu Teala şehidlere sayılamayacak faziletler, sınırlanamayacak üstünlükler vermiştir. İnşaallah bunlardan bazı­larını zikredeceğiz. Az.ilmimiz, kısa anlayışımızla ulaştığı­mız fazilet ve üstünlükler:

"Hiç bir nefis onlar için gizlenen göz nuru şeyleri bi­lemez." [10]

Bu faziletlerden biri de, onların rablerinin katında can­lı oldukları ve rızıklandırıldıklarıdır. Allahu Teala'nın buyurduğu gibi:

"Allah yolunda öldürülenlere, ölüler demeyiniz. Bel­ki onlar diridirler. Fakat siz bilemezsiniz." [11]

Yine şöyle buyuruyor:

"Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız. Belki onlar canlıdırlar ve rablerini katında rızıklanıyorlar. Allah'ın fazlından kendilerine verdikleriyle sevinmekte­dirler. Kendilerinden sonra kendilerine katılacaklarla müjdeleşiyorlar ve onlar için korku ve üzüntü olmadığı­nı müjdeliyorlar. Allah'ın nimet ve fazlıyla müjdeleşiyor-lar. Şüphesiz Allah mü'minlerin ecrini zayi etmez." [12]

1107- İbni Abbas'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şehidler, Cennetin kapısındaki bir nehrin kenarın­da,[13] yeşil bir kubbededirler. Gece gündüz onların rız­kı Cennetten onlara getirilir."

Ahmed, İbni Ebi Şeybe, İbni Cerir, îbni Hibban sahihin­de ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim, Müslim'in şartıy­la sahih olduğunu söylemiştir. [14]

1108- Enes b. Malik'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Ra-sulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: [15]"

Allah'ın kulları hesaba durdukları, zaman, bir top­luluk gelir, kılıçlarını boyunlarının üzerine koyarlar. Onlardan kan damlar. Cennetin kapısında kalabalıklaşırlar.

"Bunlar kim?" diye sorulunca,"

Şehidlerdir. Diridirler ve rizıklandırılıyorlar" diye cevap verilir." [16]

Taberani Hasen bir isnadla rivayet etmiştir. [17]

1109- İbni Mübarek'in Kutn b. Vehb'den [18], onunda Ubeyd b. Umeyr'den [19] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Mus'ab b. Umeyr'in başında durdu. O Uhud günü şehid edilerek yüzüstü yatmış ve ölmüştü.[20]

Rasulullah'ın (s.a.v.) sancağım taşıyordu. Rasulullah (s.a.v.)şöyle buyurdu:

"Mü'minlerden öyleleri vardır ki, Allah'a verdikleri sözde durdular. Kimisi ahdini yerine getirdi. Kimisi ise beklemektedir. Kimse sözünü değiştirmedi. "[21]

 Muhakkak ki Allah'ın Rasulü kıyamet gününde, Al­lah'ın huzurunda, sizlerin şehid olduğunuza şahitlik edecektir."

Sonra insanlara döndü ve şöyle dedi:

"Ey insanlar! Onlara gelip ziyaret ediniz, onlara se­lam veriniz. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kıya­mete kadar kim onlara selam verirse, onlar da selama karşılık verirler." [22]

Müellif: "Bu mürsel'dir" diyor. [23]

1110- Şifau's-Sudur'un sahibinin Rasulullah'tan (s.a.v.) rivayet ettiğine göre şöyle buyuruyor:

"Şehidin dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında an­cak bir hurmanın çiğnenmesi kadar fark vardır. Kanı­nın ilk damlasıyla Allah onun geçmiş ve gelecek günah­larını affeder." [24]

1111- İmam Ebu Bekir b. Munzir'in tefsirinde Muhammed b. Kays b. Mahreme'den [25] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Ensar'dan bir adam Rasulullah'ı (s.a.v.) koruyordu. Uhud günü öldürülen en son müslümandı. Onun kardeşi geldi şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) öldürüldü. Ben şahitlik ediyorum ki, o tebliğini yaptı. Dininiz için savaşınız." Üç sefer aya­ğa kalkmaya çalıştı. Her seferinde Ölmek üzere yere ka­paklanıyordu. Sonuncusunda öldü. Allah'ın huzuruna çıkınca arkadaşlarını gördü. Gördükleriyle sevindi[26] şöyle dedi:

"Ya Rabbi! Senin bize verdiklerini peygambere haber ve­recek bir elçimiz yok mu?".Rabbi şöyle dedi:

"Ben sizin elçinizim." Cebrail'i Rasulullah'a (s.a.v.) gönderdi:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın." [27]               

Müellif şöyle diyor:

"Muhammed b. Kays b. Mahreme'nin sahabeliğinde iti­laf vardır. Hadis babasından, [28] onun yoluyla gelmektedir." Bunu hadisçilerden bir topluluk'da söylemiştir.

Bu ayetin nüzul sebebi olarak rivayet edilen, bundan daha sahih hadisler vardır. İleride inşaallah gelecektir. [29]

1112- Hafız Ebu Bekir b. Merdeveyh'inin tefsirinde, Beyhaki'nin "Delailun nübüvve"de, Ali b. Medini yoluyla Musa b. İbrahim b. Kesir'den [30], onun da Talha b. Huraş'tan[31] rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Cabir b. Abdullah'ı (r.a.) şöyle derken işittim:

"Rasulullah bir gün bana baktı ve

"Ey Cabir! Ne oluyor seni dertli görüyorum" dedi. Ben:

"Ya Rasulallah! Babam şehid oldu. Bana borç ve bakman için iyal bıraktı" dedim şöyle dedi:

"Sana söylemedim mi? Allah insanlarla ancak perde arkasından konuşur. Fakat senin babanla yüzyüze konuştu." Ali diyor ki:"

Kifah: Yüzyüze gelmektir. [32]

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Benden iste, sana vereyim." Baban:

"Senden beni dünyaya geri döndermeni ve tekrar öldü­rülmeyi istiyorum" dedi. Allahu Teala:"

Karar verdim ki onlar bir daha dünyaya geri dön­meyecekler" buyurdu. Baban:

"Ya Rabbi benden sonrakilere tebliğ et" dedi. Allahu Teala şu ayeti indirdi:

"Allah yolunda öldürülenlere, ölüler demeyiniz." [33]

ayetin sonuna kadar. [34] Tirmizi de benzerini rivayet etmiş ve hasen'dir demiştir, ibni Mace ve Hakim de rivayet etmiş­lerdir. Hakim "isnadı sahihtir" demiştir. [35]

 

Fasıl

 

Alimler, şehidlerin hayatının manasında ihtilaf etmişlerdir. Kurtubi şöyle diyor:

"Büyük çoğunluğun görüşüne göre; şehidlerin hayatı vardır. Onlar Cennette canlıdırlar. Allahu Teala'nın haber verdiği gi­bi rızıklanıyorlar. Onlarm öldüklerinde ve cesetlerinin toprak­ta olduğunda şüphe yoktur. Onların ruhları ise diğer mü'minlerin ruhları gibi canlıdır. Onlar Cennetten rızıklandırılmakla üs­tün kılınmışlardır. Bu rızıklanma ölüm vaktinden itibarendir. Sanki onlarm dünya hayatı devam etmektedir."Alimlerden bazıları şöyle diyor:

"Onların ruhları kabirlerinde onlara geri dönderilmektedir. Orada nimetlendirilirler. Kafirlerin kabirlerinde canla­nıp azap çekmeleri gibi

"Mücahid şöyle diyor:

"Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Yani onlar Cen­netin kokusunu duyarlar, fakat Cennette değillerdir.

"Başkaları şöyle diyor:

"Onların ruhları, yeşil kuşların karnındadır. Cennetten rızıklanırlar, yerler ve nimetlenirler.

"Kurtubi şöyle diyor:

"Bu görüş en doğru görüştür. Çünkü nasların naklettiği­ni doğrulamaktadır. Bir görüşe göre; her sene onlara bir savaşın sevabı yazılır. Kendilerinden sonra kıyamete kadar yapılan her savaşa katılırlar.

"Bir görüşe göre:

"Onların ruhları Arş'ın altında rüku ve secde ederler. Abdestli olarak yatan mü'minlerin ruhları gibi kıyamete kadar bu haldedirler.

"Zayıf bir görüşe göre:

"Şehid kabrinde belaya uğramaz ve toprak onların ceset­lerini çürütmez." [36]

Müellif şöyle diyor:

"Bana göre en belirgin ve doğru, görüş şudur: Şehidlerin cesedi, bir çeşit anlama sağlayan hayatın bir çeşidiyle diğer ölülerin cesetlerinden ayrılırlar. Onların ruhları da Allah ka­tında konumlarına göre derecelenmiş 1 erdir. Nasıl ki bulun­dukları yerlere göre de derecelenmişlerdir. Onlardan bazı­ları yeşil kuşların karnındadır. Cennette dolaşırlar. Arş'ın al­tındaki bazı kandillere konarlar. înşaallah bunlar ileride sahih hadislerle gelecektir. Bazıları da Cennetin kapısında akan nehrin üzerindeki meskenlerdedir. Sabah ve akşam onların rızıklan Cennetten gelir. Yukarıda İbni Abbas'ın ha­disinde geçtiği gibi. Bazıları da meleklerle birlekte gökyü­zünde ve Cennette istediği gibi. Bazıları da meleklerle bir­likte gökyüzünde ve Cennette istedikleri gibi uçarlar. Cafer b. Ebu Talip hakkında ileride gelecektir. Bazıları da Cennet­te bir aile ile beraberdir. İbni Revaha ve iki arkadaşı hakkın­da ileride hadis gelecektir.

 İnşaallah.Onların ruhlarının konumu değişiktir. Çünkü ihlasları, birbirlerine karşı müsamahaları, şehid olmadan önceki hayatlarındaki İslami yaşantıları, iman dereceleri, İslami yaŞantıları değişiktir. İşte onların cesedlerinin hayatlarıyla ilgili bazı hadisler: [37]

1113- Malik'in Abdurrahman b. Ebu Sa'sa'a'dan [38] riva­yet ettiğine göre şöyle diyor:

"Bana gelen habere göre Amr b. Cumuh ve Abdullah b. Amr'in -ikisi de Ensar'dandır- kabirleri selin geldiği yere ka­zınmıştı. Selin akış yerinde bulunuyorlardı. İkisi bir kabir­de defnedilmişlerdi. Her ikisi de Uhud'da şehid edilmişler­di. Yerlerini değiştirmek için kabirleri açılınca, hiç değiş­medikleri görülmüştür. Sanki dün ölmüşlerdi. Birisi yaralan­dığında elini yarasının üzerine koymuştu. Öylece de defnedilmişti. Eli yarasının üzerinden kaldırılmış ve düzeltil­mişti. Ancak eli bırakılınca, tekrar yaranın üzerine kapan­dı. Öldükleri gün ile kabirlerinin açıldığı gün arasında kırkaltı sene vardı."

[39]İbni Abdulberr şöyle diyor:

"Bu hadis Malik yoluyla geldiğinde senedi kopuktur. Ancak Cabir'den değişik yollarla rivayet edilmiş ve sahih senedlerle gelmiştir. [40]

1114- Müellif şöyle diyor:

"Sanki İbni Mübarek ve Abdürrezak'ın rivayetlerine işaret etmektedir. İkisi de İbni Uyeyne'den rivayet etmek­tedirler. O'da Ebu Zübeyr'den [41] rivayet edip şöyle diyor:

"Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim:

"Muaviye der ağzını açmak isteyince, "kimin ölüsü ora­da var ise getirsin (yani Uhud şehidlerinden)" dedi. Onları ıslak ve ağırlaşmış[42] olarak çıkardı. Onlardan birinin aya­ğına "mesahe" denilen yer kazmada kullanılan demir [43] değdi. Ayağından kan aktı."

[44]Hadiste geen "Kizame" kelimesi, iki kuyu arasında, bir vadide geçen dere manasınadır.[45]

1115- Ali b. Abdullah b. Abbas'm oğlu Abdüssamed'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor [46]:

"Amcam Hamza'nın mezarının yanına geldim. Nere­deyse sel onu açığa çıkarmıştı. Onu mezarından eski hali gi­bi çıkardım. Üzerinde Rasulullah'ın (s.a.v.) kefenlediği çizgili aba [47] vardı. Ayaklarının orada yeşil otlar[48] vardı. Ba­şını kucağıma aldım. Sanki uyuyan adamın [49] başı gibiydi. Daha derin bir kabrin kazılmasını istedim. Üzerine başka ke­fenler de koydum ve kabrine defnettim." [50] İbni Asakir rivayet etmiştir. [51]

1116- Abdürrezzak'in İbni Uyeyne'den, onun da İsma­il b. Ebu Halit'ten [52], onun da Kays b. Ebu Hazim'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Talha b. Ubeydullah'ın ailesinden bazıları şöyle rivayet etti:

"Rüyamda Talha b. Ubeydullah'ı gördüm şöyle dedi:

 "Siz beni öyle bir yere defnettiniz ki su beni rahatsız edi­yor. Beni başka yere taşıyın." Onu çıkardıklarında sanki değişmemiş sütle denilen ince deri gibiydi. Sadece sakalından bazı kıllar değişmişti."

[53]Sütle kelimesi; elbiselerin içine konulan ince deriden oluşan astar manasınadır. Kırmızı ve san olur.[54]

1117- İbni Esir Esedül Ğabe'de şöyle diyor: [55]

"Hammad b. Selme'nin Ali b. Zeyd'den [56], onun da ba­basından rivayet ettiğine göre; bir gün Talha b. Ubeydullah'ı rüyasında görür. Talha şöyle der:

"Beni mezarımdan başka yere taşıyın. Su beni rahatsız ediyor." Sonra üç sefer arka arkaya onu görür. İbni Abbas'ın gelip durumu haber verir. Onun kabrine baktıkların­da, yer gelen tarafının suyun yosunlarından [57] yeşilleştiğini gördüler. Sanki gözlerinde bir pınar vardı. Saç örgüsün­den [58] başka hiç bir yeri değişmemişti. Onun yerini değiş­tirdiler. Orası dameyilli idi. Ebu Bekre'nin evlerinden bi­rini onbine satın alarak, oraya defnettiler. [59]

1118- Tirmizi'nin Ashabı Uhdud hakkındaki rivayetin­de şöyle .geçiyor:

"Melik'in öldürüp defnettiği çocuk Ömer b. Hattab (r.a.) zamanında çıkarıldı. Eli şakağının[60] üzerinde öldürüldüğü zaman koyduğu gibi duruyordu. [61] Tirmizi "Bu hadis hasen'dir" demektedir.

Müellif şöyle diyor:

"Ashabı Uhdud'un kıssası sahihi Müslim'de [62] geçmektedir. Bu olay îsa (a.s.) ile Rasulullah (s.a.v.) arasındaki dö­nemde geçmektedir."Kurtubi tezkirede şöyle diyor:

"Medine ehlinin geneli şöyle anlatıyor:

"Rasulullah'ın (s.a.v.) kabrinin duvarı Velid [63] b. Abdülmelik b. Mervan'm halifeliği döneminde yıkılınca, Ömer b. Abdülaziz Medine'de vali idi. Ortaya bir ayak çıktı. Bunun Rasulullah'ın (s.a.v.) ayağı olmasından korktular. İnsan­lar telaşlanarak üzüldüler. Salim b. Abdullah b. Ömer gelip bakınca, dedesinin ayağı olduğunu anladı. Ömer de (r.a.) şehid edilmişti. [64]

1119- Sabit b. Kays b. Şemmas'ın meşhur kıssasını sa­habeden tefsirci ve müellif olan bir cemaat nakletmiştir. Kızı şöyle diyor:

"Allahu Teala:

"Ey iman edenler! Sesinizi peygamberin sesinden yüksetmeyin..."                                      

[65]ayetini indirince, babam eve kapandı. Kapısını kapattı ve ağlamaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) onu göremeyince sor­du. Babam ona şöyle dedi:

"Ben gür sesli birisiyim. Amellerimin boşa gitmesin­den korkuyorum.

" Rasulullah (s.a.v.):"Sen onlardan değilsin. Bilakis sen hayırla yaşayıp, hayırla öleceksin" buyurdu." Kızı şöyle diyor:

"Sonra Allahu Teala şu ayeti indirdi:

 "Şüphesiz Allah böbürlenen ve büyüklenen kimsele­ri sevmez"

 [66]Babam yine eve kapandı. Ağlamaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) onu kaybedince, arkasından haber gönderdi. Al­lah'ın onun hakkında indirdiği ayeti ona haber verdi. Babam:

"Ben güzelliği ve kavmime başkanlık etmeyi severim" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Sen onlardan değilsin. Bilakis sen övülerek yaşaya­caksın. Şehid edilerek öldürülüp Cennete gireceksin"

buyurdu. Yemame gününde Halid b. Velid Müseyleme'ye karşı çıktı. Düşmanla karşılaşınca dağıldılar. Sabit ve Ebu Huzeyfe'nin azadh kölesi Salim:"Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte iken böyle savaşmazdık" dediler. Her biri kendisine bir çukur kazdı. Öldürülünceye kadar oradan geriye adım atmadılar. O gün Sabit'in üzerin­de güzel bir zırh vardı. Müslümanlardan biri yanından ge­çerken onu aldı. Müslümanlardan biri uykusunda Sabit'in kendisine geldiğini ve şöyle dediğini rüyasında görür:

"Ben sana bir vasiyyette bulunacağım. Bu rüyayı mutla­ka anlat, onu unutma. Ben dün öldürülünce, müslümanlardan biri yanımdan geçti. Benim zırhımı aldı. Evi, insanlar­dan en uzakta olanıdır. Evinin yanında bir at yeri eşele­mekte, [67] ayağından [68] bağlanmış bulunmaktadır. Adam zırhımı silkeledi [69] ve bir torbaya [70] koydu. Torbanın üzerinde de devenin eğeri [71] vardır. Halit b. Velid'e git. Ona söyle gi­dip ondan zırhımı alsın. Medine'ye Rasulullah'ın (s.a.v.) ha­lifesinin yanma gittiğinde ona söyle: Benim şöyle şöyle borcum var. Falan da benim beyaz kölemdir. O da azad edilmiştir. Sakın bu bir rüyadır deyip unutmayasın."Adam Halit'e gelip durumu anlattı. Halit bir kişiyi zırha gönderdi. Zırhı getirtti. Durumu Ebu Bekire de (r.a.) anlat­tı. Ebu Bekir (r.a.) vasiyyetini yerine getirdi. Sabit'ten baş­ka ölümünden sonra vasiyyeti yerine gitirilen kimse bilmiyoruz.[72]Cezuli'nin Ebu Muhammed Abdullah b. Ebu Zey el Ma­kinin[73] kıssasında anlattıkları da, bu kıssaya yakındır şöy­le diyor:

"Sika ravilerin söylediklerine göre: Abdurrahman Nasır el Endülüsi'nin zamanında Cihada çıktılar. Kırk bin süva­ri ve yirmi bin yaya askerden oluşuyorlardı. Savaşta müslümanlar bozguna uğradılar. Kurtulanlardan her biri bir tara­fa dağıldı şöyle diyor:

"Ben gündüzleri saklanıyor, geceleri yol alıyordum. Bir gece yürüyordum. Birden Kur'an okunduğunu, bir askerin oturduğunu, atların bağlı olduğunu gördüm. Ateş yanıyor­du. Ben: "Allah'a hamdolsun. Bunlar müslüman askerleri" dedim. Onlara doğru gittim. Gittiğimde bir gencin oturmuş "beni İsrail" suresini okuduğunu, atının bağlı olduğunu gördüm. Selam verdim, selamımı aldı. Bana:

"Sen kurtulanlardan mısın?" dedi. Ben:

"Evet" dedim. Genç:"Otur dinlenelim" dedi. Bana iki ekmek ve üzüm şırası verdi. Bir bardak da su verdi. Onlardan daha lezzetlisini ne yedim, nede içtim. Genç:

"Herhalde yatmak istersin" dedi. Ben:"Evet" dedim. Beni dizime yatırdı. Güneş bana vuruncaya kadar uyudum. Kalktığımda vadide hiç kimseyi göreme­dim. Başım bir insan iskeletinin üzerindeydi. Anladım ki kar­şılaştığım kişiler şehidlerdi.O gün gizlendim. Akşam olunca bazı askerlerin yanım­dan geçtiklerini, bana selam verdiklerini ve Allah'ı zikret­tiklerini gördüm. Arkalarından da topal bir ata binmiş biri­ni gördüm. Adam yanıma gelince selam verdi. Ben:

"Ey kardeş! Bunlar kim?" dedim. Adam:

"Onlar şehidlerdir. Ailelerini ziyarete gidiyorlar" dedi. Ben:

"Senin atın niye topallıyor" dedim. Adam

:"Onun parasından iki dinarı üzerimde borç kaldı" dedi. Ben:

"Vallahi eğer İslam diyarına dönersem onları ödeyeceğim" dedim.

Adam hızlanarak diğerlerine katıldı. Sonra geri döndü. Yanına geldi. Beni yanına aldı. Horozlar öttüğü zaman Salim'in şehrine gelmiştik. Beni yanına aldığı yer ile geldiği­miz yerin arası on günlük mesafe idi şöyle dedi:

"Buraya git. Ben buradan idim. Muhammed b. Yahya el Gafiki'nin evini sor. Karımı çağır. Adı Fatıma binti Salim'dir. Ona selam ver. Ona söyle, takada bir heybe[74] var. İçinde beşyüz dinar var. Atın kalan iki dinarını falan oğlu fa­lana versin" dedi.

 Adamın dediklerini yaptım. Kadın heybe­yi çıkardı. Bana yiyecek verdi. On dinar da verdi ve"Bunları yolculuğunda kullanırsın" dedi."Bu hikayeyi cezali "Dibacetür risale"nin şerhinde zikret­miştir.

[75]Müellif şöyle diyor:

"Birden fazla kişiden duyduğuna göre, Muteye yakın yerlerde oturanlar, Mute savaşından sonra bir çok vakitte şehidlerin gidip geldiklerini, at sürdüklerini, gece gündüz görmüşlerdir. Sekizyüz bir yılında İskenderiyye'ye gidi­yordum. Reşid'e[76] uğradım. Arkadaşlardan bir gurup bana muvafakat ettiler. Telburi denilen bir yerin batısından geçi­yorduk. Orada müslümanlarla fransızlar arasında bir savaş olmuştu. Orada bir çok müslüman şehid edilmişti. Yanım­da bulunanlar Reşid ehlinden olan birisini anlattılar. Bazı­sı anlattı, bazısı tasdik etti. Hepsi de adamı övdüler. Bu adam bir gece buradan (Yani telburi) geçerken orada asker­ler, çadırlar ve yanan ateşler görür. Kahire'den gelen bölük­lerden zanneder ve yanlarına gider.

"Şöyle dediler:

"Aralarına girer veya askerlerden biri gelip elinden tutar ve aralarına götürür. Nereye gittiğini sorarlar. Adam Kahire'ye gittiğini söyler. Bazıları ona şöyle der:

"Sana bir mektup vereyim. Onu aileme götür ver." Son­ra mektubu yazar, ve ona verir. Kendisi ile ailesi arasındaki özel bir işareti ona söyler. Adam şöyle diyor:

"Kahire'ye ulaşınca, evini sordum ve buldum. Kapıyı ça­lınca:

"Ne istiyorsun?" dediler. Ben:

"Falandan bir mektup getirdim" dedim. Bana:

"Sen delisin. Falan seneler önce Reşid'de meydana ge­len savaşta öldü" dediler. Onlara işareti söyleyince, doğru söylediğimi anladılar. Onlar mektubu verdim. Bu olaydan şaşkına uğradılar.

"Müellif şöyle diyor:

"Bu hikaye Reşid ehli arasında meşhurdur. Bunu abartıp, azaltıyorlar. Ancak olayda ittifak etmişlerdir.İmam Abdullah el Yafii [77] "Ravdul reyyahin" adlı kita­bında Mahmud el Verrak'tan [78] şöyle naklediyor:

"Siyah bir adam mubah yollarla çalışıyordu. Biz ona "Evlenmiyor musun ey Mübarek?" derdik şöyle derdi:

"Allah'tan beni hurilerle evlendirmesini istiyorum." Ba­zı savaşlara gittik. Düşman bize saldırdı. Mübarek öldürül­dü. Yanına gittiğimizde kafası bir tarafta, bedeni bir taraf­taydı. Omuzu karnının altına gelmişti. Elleri göğsünün al­tındaydı. Başında durup:

"Ey Mübarek! Allah seni kaç huri ile evlendirdi?" dedi. Ellerini göğsünün altından çıkardı. Parmaklarıyla üçü işa­ret ederek "üç tane ile" dedi. [79]

"Şevkil araş ve Enes'in nüfus" kitabının sahibi şöyle diyor:

"Said el Acmi şöyle dedi:

"Bir gün deniz savaşma çıktık. Bizimle beraber ibadet yö­nünden insanların en iyilerinden olan bir genç vardı. Savaş şiddetlenince, o da savaşmaya başladı. Fazla geçmeden boynu vuruldu. Kafası suyun üzerinde yüzüyordu. Gemiye doğru geldi. Şu ayeti okumaya başladı:

"Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde büyüklenmeyen ve fesad yapmayanlara veriniz. Güzel sonuç müttakilerindir."                                             [80]

İbni Asakir'in Abdülaziz b. Abdullah b. Ebu Selme'den [81] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Bir adam Şam'daki harman [82] yerine gitti yanında ha­nımı vardı. Daha önce bir oğlu bir şekilde şehid edilmişti. Adam birden bir atlı gördü. Atlı kendisine doğru geliyordu. Adam hanımına:

"Benim ve senin oğlundur gelen" dedi. Hanım:

"Şeytanı kendinden uzaklaştır. Oğlun uzun zaman önce şehid edildi. Sen fitneye uğramışsın" dedi. Adam kadınınsöylediğini kabul etti ve istiğfar etti.

Sonra tekrar baktı ve atlıyı gördü. Hanımına:

 "Vallahi senin oğlun ey falan" dedi. Kadın baktı ve

"O Vallahi o" dedi. Atlı kadının yanında durdu. Babası şöyle dedi:

"Ey oğlum! Sen şehid edilmedin mi?" Atlı:"Evet. Fakat Ömer b. Abdülaziz bu gün şu saatte öldü. Şehidler onun cenazesinde bulunmak için izin istediler. Ben­de aralarında idim. Sonra ben Allah'tan size selam ver­mek için izin istedim" dedi. Sonra onlara dua etti ve geri dön­dü.

Ömer b. Abdülaziz o saatte ölmüştü. Fakat o köyün bun­dan haberi yoktu. İhtiyarın sözüyle haberleri oldu. [83]

Bu kıssaya benzer bir kıssa da Allame ebu Ali Hüseyin b. Yahya el Buhari ez Zendeveşti'nin [84] "Ravdetül ulema" adlı kitabında anlattığı kıssadır şöyle diyor:

"İmamın İbrahim b. Süleyman'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:"Ebu Zehdem şöyle dedi:

"Rumlarla savaşan bir topluluk vardı. Kufe'ye uğrar on­larla beraber savaşırlardı. Bir seferinde yine geldiler. Her za­man gittikleri eve gittiler. Ev sahibine haber gönderdiler. Adam geldi. Ona:

"Cihada" dediler. Adam:

“Allah'ın ismi ile savaşın. Benim savaşmak için bir şe­yim yok"

dedi."Bizim yanımızda az bir nafaka ve bir binek var" dedi­ler. Adam onlarla beraber çıktı. Dağdaki dar boğaza[85]gel­diklerinde, ordunun geçip gittiğini [86] gördüler. Sahilde kal­maya karar verdiler.

Kufe'liyi hayvanların çobanı yaptılar. Gitme günü gel­diği zaman Kufe'li hayvanları alıp otlatmaya çıktı. Hayvanlar yayılmaya başlayınca adam da uyumak için başını yere koydu. Başını koyunca biri yanına geldi ve:

"Köşkün sahibinin davetine icabet et" dedi. Birden bir köşkün önünde kendini buldu. Kalktı ve birlikte köşke yak­laştılar. Köşke gelince çokça[87] kadının orada durup "Gel­di! Geldi" dediklerini gördü. Köşke yürüdü. Köşkte bir taht ve üzerinde güzelliği ve süsleriyle göz kamaştıran bir kadın duruyordu şöyle diyordu:

"Allah'ın velisine merhaba" Onun elinden tuttu ve yanı­na oturttu. Onunla konuşmaya başladı. Ona hoşgeldin diyor ve onunla merhabalaşıyordu. Ta ki adam kadını istedi. Onu kucaklamak isteyince, kadın:

"Ben yatsı vakti sana helal olurum" dedi. Adam:"Bana bir şeyler yedir" dedi. Kadm bir bardak süt getirdi."Bunu iç" dedi. Adam içti ve onun yanından üzüntülü ola­rak kalktı. Köşkten çıkınca arkasına döndü. Fakat bir şey göremedi. Kendi kendine "Aklım karıştı"dedi.Üzüntülü olarak hayvanları alıp arkadaşlarının yanına döndü. Arkadaşları ondaki değişikliği gördüler. Ona ısrar­la ne olduğunu sordular. Adam sonunda sırrını açıkladı. Onlar birbirlerine:"Bunun aklı karışmış" dediler. Durumuna üzüldüler. Kufe'li:

"Yanımızda süt var mıydı?" dedi. Onlar:

"Hayır" dediler. Kufe'li:

"Kadın bana süt içirdi" dedi ve süt kabını gösterdi. Hep­si süte baktılar. Namazı kılınca herkes seccadesini aldı ve bir tarafa çekildi. Kufe'li ise mescidde namaz kılıyordu. Meşcid deniz tarafındaydı. Denizden bir düşman gemisi geldi. Mescide girdiklerinde, Kufe'li namaz kılıyordu. Onu öldür­düler. Sabah olunca onun öldürülmüş olduğunu gördüler. Na­mazını kılıp defnettiler.Kufe'ye döndüklerinde babasına taziye'ye gittiler. Başı­na gelenleri babasına anlattılar. Babası bir gün otlakta ko­yunları otlatırken bir atlı yanına geldi. Güzel [88] bir atın üzerinde ve güzel elbiseler içinde ona yönelmişti. Yanma geldiğinde oğlu olduğunu gördü. Selam verdi. Babası:

"Ey oğlum! Sen öldürülmedin mi? Senin durumunda acayiplikler var" dedi.

 Oğlu:"Evet baba. Fakat şehidler arasında ilan edildi ki, bu salih adamın cenaze namazını kılın diye" dedi. Babası:"O kim?" dedi. Oğlu:

"Ömer b. Abdülaziz" dedi. Sonra Ömer b. Abdülaziz'in o gün öldüğü anlaşıldı.

[89]Ebu Anıran el Cuvfi'den rivayet edildiğine göre şöyle di­yor: [90]Babamı şöyle derken işittim:

"Bir adam vardı. Kendisine Battal[91]denilirdi. Rum top­raklarına girer, onların elbise, şapka ve bornozlarını giy­er, İncil'i boynuna asardı. Rumlardan ondan elliye kadar olan asker görünce hepsini öldürürdü. Daha çok olunca onlara ka­rışmazdı. Onlarda keşişlerinden biri sanar ve ona karış­mazlardı. Uzun seneler boyunca bu şekilde devam etti.Sonra İslam diyarına geldi. Harun Reşid [92] dönemindeydi. Harun Reşid onu çağırdı şöyle dedi:

"Ey Battal! Rum topraklarında gördüğün en ilginç şeyi bana anlat." Battal şöyle dedi:

"Evet ey mü'minlerin emiri! Bir gün bir vadide yürüyor­dum. Üzerimde bornoz, boynumda İncil asılı duruyordu. Bir­den arkamda hayvanların ayak seslerini işittim. Döndü­ğümde üzerine silah, elinde mızrak bulunan bir atlı gör­düm. Bana yaklaşınca müslümanların selamı ile bana selam verdi. Onun müslüman olduğunu anladım ve selamını aldım. Bana:

"Ey bornoz sahibi! Rum topraklarında kendisine Battal denilen kimseyi biliyor musun?" dedi.Ben:

"Battal'dan ne istiyorsun? Battal denilen kimseyi biliyor musun?" dedi. Ben:

 "Battal'dan ne istiyorsun? Battal benim" dedim. Adam atından indi. Beni kucakladı, önümde eğilip ayaklarımı öp­meye başladı şöyle dedi:

"Ömrüm boyunca sana hizmet etmeye geldim. Seninle beraber olup sana hizmet edeceğim" Ben de ona dua ettim.Biz bu durumda iken, uzaktaki bir köşkten bizi görmüş­ler. Dört atlı bize doğru geldi. Hepsi pür silahtı. Ellerinde mızraklar vardı. Bize doğru at sürüyorlardı. Arkadaşım:

"Ey Battal! Bana izin ver onlara ben karşı çıkayım" de­di. Ona izin verdim. Bir saat çarpıştılar. Sonra onu öldürdü­ler. Bana doğru geldiler. Bana saldırdılar şöyle dediler:

"Yanında bulunanları bırak ve kendini kurtar"

 Ben:"Yanımda sadece bornoz ve incil var. Benimle savaşmak istiyorsanız, arkadaşımın silahlarını alıp silahlanana kadar bana zaman verin. Onun atına bineyim" dedim. "Tamam" dedile.Ben silahları kuşandım ve ata bindim. Bana doğru geldi­ler. Ben:"Bu insaf değil. Siz dört kişisiniz, ben ise tek kişiyim. Te­ker teker benimle düello edin" dedim."Sana insaf ettik. Bu isteğini de sana verdik" dediler. On­lardan biriyle düello ettik. Onu öldürdüm. Sonra başka bi­ri geldi, onu da öldürdüm. Üçüncüsü geldi, onu da öldürdüm. Sonra dördüncüsü benimle düelloya geldi. Onunla mızrak­larla çarpışıyorduk. O bana saldırıyor, ben ona saldırıyor­dum. Ben ona, o da bana üstünlük sağlayamadı. Sonunda onun da benim de mızrağım kırıldı. Hayvanlarımızdan in­dik. O kılıcını ve kalkanını aldı.-Ben de kılıcımı ve kalka­nımı aldım. Benim de onun da kalkanı kırılıp kılıcı [93] kırılıncaya kadar çarpıştık. Kılıçlarımız yere düştü.Güreşmeye başladık. Akşama kadar güreştik. Ben ona güç yetiremedim. O da bana güç yetiremedi. Birbirimizden ay­rıldık. Ben:

"Ey adam! Benim namazım geçti bu gün. Senin de aynı şekilde ibadetin geçmiştir- Keşişler böyle yapardı. Geçen ibadetlerimizi yerine getirmeye ne dersin. Bu gece dinleni­niz. Sabah olunca tekrar işimize başlarız" dedim. Adam:

"Evet tamam" dedi. Ayrıldık.

Ben Allah'a hamdettim. Namazlarımı kıldım. O da Rabbini inkar etti. Yapacağını yaptı. Yatma vakti ge­lince şöyle dedi:

"Siz Arap topluluğunda ihanet vardır" Sonra iki tane zil [94] çıkardı şöyle dedi:

"Birini kendi kulağına, birini de benim kulağıma as. Sen başını benim üzerime, ben de başımı senin üzerine koyacağım. Ben hareket edince senin zilin ses çıkarır, sen uyanırsın. Sen hareket edince benim zilim ses çıkarır ben uyanırım." Ben:

"Bunu yaparım" dedim.Bu şekilde uyuduk. Sabah olunca, Allah'a hamd ettim. Na­maz kıldım. O'da yapacağım yaptı. Sonra kalkıp güreşmeye baş­ladık. Ben kedimde bir rahatlama ve güç hissediyordum. Onu yere yıktım ve göğsüne oturdum. Onu boğazlamak isteyince

"Bu sefer beni affet. Tekrar başlayalım" dedi. Ben:

"Tamam" dedim. İkinci sefer güreşmeye başladık. Benim ayağım kaydı ve adam beni yere yıktı. Göğsüme oturdu. Beni boğazlamak iste­yince

"Ben seni bir kere affetmiştim. Sen beni affetmiyecek mi­sin?" dedim. Adam:

"Tamam" dedi

Üçüncü sefer güreşmeye başladık. Benim kalbim sıkış­tı ve adam beni yine yere yıktı. Beni boğazlamak isteyince,"Ben seni bir kere affetttim. Sende beni bir kere affettin. Bana bir iyilikte bulun ve bu seferde beni affet" dedim. Adam:

"Tamam" dedi.

Dördüncü sefer güreştik. Adam beni yine yere yıktı. Göğsüme oturdu şöyle dedi: [95] "Şimdi anladım ki sen Battal'sın. Seni boğazlayacağım ve yeryüzünü senden temizleyeceğim. Ben:

"Ancak Rabbim benim selametimi isterse, o hariç o za­man bunu yapamazsın" dedim. Adam:

"Rabbine söyle beni senden alıkoysun" dedi.

Hançeri bo­ğazıma saplamak için kaldırınca, öldürülen arkadaşım kalk­tı. Kılıcını kaldırdı ve adam hançerini indirmeden önce, onun kafasını vurdu şu ayeti okuyordu:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler saymayınız. Bel­ki onlar diridirler... [96]

Sonra ölü olarak yere düştü. Öylece kaldı. Ey mü'minlerin emri bu benim gördüğüm en acayip olaydır."

Müellif şöyle diyor:

"Battal'ın ismi Abdullah'tır. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Ebu Yahya'da deniliyordu. Tabiin'den birisidir.İbni Zehebi "Siyeri A'lamun Nübela" da şöyle diyor

"Battal Şam'daki amirlerden kahraman ve cesurların başında geliyordu. Emir Müslim'e b. Abdülmelik'in iş beceren'adamlarından idi. Antakya'da otururdu. Rumlara kor­ku ve zilleti yaşatmıştı. Fakat onun hakkında imkansız olay­lar uydurulmuştur. [97] Onun hayatında acayip olaylar ol­muştur, Bunlardan biri de şudur şöyle diyor:

"Bir köye akın yapmak için geldik. Bir ev gördük. İçin­de bir lamba yanıyordu. Bir çocukta ağlıyordu. Annesi ona:

"Sus yoksa seni Battal'a veririm" diyordu. Çocuk tekrar ağladı. Onun yatağından tuttum. Kadın:

"Al onu Battal" dedi. Ben de:

"Ver" dedim.

Sonunda Battal bir savaşta [98] aşarı şekilde yaralandı. Ancak daha hayattaydı. Liyon meliki yanına geldi:

"Ey Ebu Yahya! Nasıl gördün? Ben kahramanların bu şe­kilde çok öldürüldüğünü görmedim. Yanımda doktorlar var. Onu getirdiler. Onu yaralayanı öldürmüşlerdi. Melik:

"Bir ihtiyacın var mı?" dedi. Battal:

"Beni kefenleyip namazımı kılacak birini bırak"

dedi. O da dediğini yaptı. Yüz on iki ve on üç yılında öldürüldü. [99] Onun yukarıdaki hikayesi acayiptir. Ondan daha garibi ise "Masumin" kitabının sahibinin anlattığıdır şöyle diyor:

"Tarsus'taki Ali el Yezidi şöyle dedi:

"Babam bana şöyle dedi. Babam Tarsus yapıldığı zaman, orada ilk oturanlardandır:

Şam'dan cesur ve süvari olan üç kardeş bizimle beraber savaşırlardı. Askerin arasına gir­mezlerdi. Yalnız başlarına yol alırlar ve yalnız başlarına ko­naklarlardı. Düşmanı gördüklerinde kendilerine denk olan­larla savaşmazlardı. Bir seferde savaşa gittik. Onlar kafir­lerden büyük bir toplulukla karşılaştılar. Müslümanlar şiddetli bir şekilde savaşıyorlardı. Bazıları bazılarına şöyle diyorlardı:

"Müslümanların başına gelenleri görüyor musunuz. Şim­di canımızı feda etmemiz bize vacip oldu."

 Onların yanına gittiler. Onlar müslümanlara şöyle dediler:

"Arkamızda durun. Bizimle savaşın arasını boş bırakın. Biz onlara yeteriz inşaallah!"

Rumları yenene kadar savaş­tılar. Rum meliği yanında bulunan komutanlarına:

"Kim bunlardan birini bana getirirse onun rütbesini yük­seltirim" dedi.

Rumlarda onları sıkıştırdılar ve esir aldılar. Hiç birisi yaralanmamıştı. Melikleri şöyle dedi:

"Bunlardan daha iyi fetih ve ganimet yoktur." Onları da yanına alarak Konstantiniyye'ye geldi. Onlara hıristiyanlık dinini arzetti."Sizlere mal ve servet vereceğim" dedi. Onlar kabul et­mediler.

"Ey Muhammedi" diye bağırdılar. Melik:

"Ne diyorlar?" diye sorunca:

"Peygamberlerini çağırıyorlar" dediler. Melik onlara yöneldi ve:

"Eğer benim davetime icabet ederseniz kurtulursunuz. Yoksa kazanlarda yağ getirip kaynatacağım ve her birinizi bir kazana atacağım" dedi. Onlar yine red ettiler. Melik üç tane kazanın getirilmesini emretti. Sonra içlerine yağ dol­duruldu. Sonra altlarına ateş yakıldı. Üç gün altlarında ateş yandı. Her şey onların önünde yapılıyordu. Kazanların önünde onlara hıristiyanlık teklif ediliyordu. Onlar da bu­nu red edip İslam'da sebat ediyorlardı. Üçüncü gün büyük­lerini çağırdı. Kendisinin dinine girmesine davet etti.

"Seni bu kazana atacağım" dedi. O red etti. Onu kazana attı. Atar atmaz kemikleri yağın üzerinde yüzmeye başladı. Aynısını ikincisine de yaptı. Onların sabrını görünce pişman oldu şöyle dedi:

"Ben bunu öyle bir kavme yapıyorum ki, onlardan daha cesur kimse görmedim. Ben istedim ki onlardan biri rumlar arasında kalsın"

 Küçüğünü çağırdı. Ona yaklaştı ve din ko­nusunda onu kandırmaya çalıştı.Askerlerden biri meliğin yanına gelerek şöyle dedi:

"Ey melik! Eğer onu kandırırsam bana ne yaparsın?" Melik:

"Seni komutan yaparım" dedi. Asker:

"Buna razıyım" dedi. Melik:"Onu ne ile kandıracaksın?" dedi. Asker:

"Melik de biliyor ki Araplar en çok kadınlara düşkündür­ler. Rumlar da bilirler ki benim kızımdan daha güzel bir ka­dın rumlarda yoktur. Onu bana ver. Onu kızımla başbaşa bı­rakayım. Kızım onu kandırır."

 Melik askere kırk günlük müddet verdi. Müslümanı ona teslim etti.Asker onu alarak kızının yanma götürdü. Kızma melik ile olan anlaşmalarını ve durumunu anlattı. Onunla Melik ara­sında[100] belirlenen müddeti de söyledi. Kız"Onu bana bırak. Ben hallederim" dedi. Müslüman ile be­raber kalıyor iken geceleri namaz kılyor, gündüzleri oruç tu­tuyordu. Gece ve güzdüzünü dua, zikir veibadetle geçiriyor­du. Böylece müddetin çoğu geçti. Melik askere:

"Adamın durumu nasıl?" dedi. Asker kızının yanına ge­lerek:

 "Ne yaptın?" dedi. Kız:

"Bir şey yapmadım. Bu adam iki kardeşini bu belde de kaybetti. Korkarım ki bunun red etmesi kardeşlerinin ecellerindendir. Onların eserlerini red ediyor. Fakat sen Melik'ten süreyi uzatmasını iste. Beni onunla birlikte kardeş­lerinin öldürülmediği bir beldeye gönder" dedi.

 Asker MeIik'ten bunu istedi. Melik sureyi uzattı. Buradan çıkmaları­na da İzin verdi. İkisini kızın dayılarının olduğu bir belde­ye gönderdiler. Burada da bir müddet geçti. Genç yine ge­ce namazda gündüz oruçta idi. Nihayet bir gece kız:

"Ey adam! Büyük bir Rabbe ibadet ettiğini görüyorum. Bende senin dinine girdim. Hıristiyanlığı bıraktım" dedi. Genç ona güvenmedi. Kız bir daha tekrarladı. Genç

"içinde bulunduğumuz durumdan kurtuluş yolu nedir?" dedi. Kız:

"Bunu ben hallederim" dedi. Gidip binek hayvanları ge­tirdi şöyle dedi:

"Haydi senin memleketine kaçalım" dedi. Hayvanlara bindiler. Gece yol alıp gündüzleri saklanıyorlardı. Bir gece yol alırken arkalarında nal sesleri işittiler. Kız:

"Ey adam! Tasdik ettiğin Rabbine dua et de bizi düşma­nımızdan kurtarsın" dedi.Genç arkasına dönünce kardeşlerini gördü. Yanlarında melekler vardı. Onlara selam verdi. Durumlarını sordu. Kardeşleri:

"Sadece senin gördüğün o daldırılma idi. Ondan sonra firdevs Cennetine çıktık. Allahu Teala bizi sana gönderdi ki, senin bir kızla evlenmeni görelim" dediler.

 Onu kızla evlen­dirip geri döndüler. Genç ile kız da çıkıp sonra geldiler. Şam'da bu olayla meşhurdular. [101]

Şehidlerin hayatlarıyla ilgili hikayeler çoktur. Burada zik­rettiklerimiz yeterlidir. Mesele:

Kurtubi tefsirinde şöyle diyor:

"Eğer şehid hüküm olarak diri ise hissi olarak canlı olan kim­se gibi üzerine namaz kılınmaz. Alimler şehidlerin yıkanması ve üzerlerine namaz kılınması konusunda ihtilaf etmişlerdir.

 Ma­lik, Şafii, Ebu Hanife ve Sevriye göre savaşta öldürülen kimse yıkanmaz. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Onları kanlarıyla defnedin"

Yani Uhud günü. Onları yıkamadılar. Buharı rivayet et­miştir. [102] Ahmed, İshak, Evzai, Davud b. Ali, Fukaha'dan bir cemaat ve hadis ehli de bu görüştedirler. Bunun sebebi ise hadiste geldiğine göre; onların kanı kı­yamet günü misk gibi kokacaktır. Hasan ve İbni Müseyyeb'e göre ise yıkanırlar. Ebu Ömer b, Afadulberr şöyle diyor:

"Onların görüşüne kimse katılmamaktadır."

Onların cenaze namazı konusunda ise Malik, Şafii Ve Ahmed'e göre Cabir'in hadisi ile cenaze namazları kılınmaz. Küfe, Basra ve Şam fukahasına göre cenaze namazları kı­lınır. Bunların rivayet ettikleri hadislerin çoğu mürsel'dir. Alimlerin icmasına göre şehid olan kişi diri olarak taşın­mış ise, savaş alanında ölmemiş ise, ondan sonra yaşamış ve yiyip içmiş ve ondan sonra ölmüş ise üzerlerine namaz kı­lınır. Ömer (r.a.) yapıldığı gibi. [103]

 

Şehidlerin Faziletleri:

 

Cennete girdikten sonra, dünyadaki herşey kendisine verilse de, dünyaya dönmeye kimse razı olmaz. Ancak şehid hariç. O tekrar Allah yolunda öldürülmek için, Al­lah'tan kendisini tekrar dünyaya göndermesini isteyecektir. Gördüğü büyük ikramdan dolayı.

1120- Sahihi Buhari, Müslim ve başkalarının Enes'ten (r.a.) rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyu­ruyor:

"Cennete girdikten sonra, kendisine dünyadaki her­şey verilsede, dünyaya dönmeyi isteyecek kimse yoktur. Ancak şehid hariç. O tekrar dünyaya dönmeyi ve Allah yolunda on defa öldürülmeyi temenni edecektir. Gördü­ğü ikramdan dolayı." [104]

1121- Bir rivayette:

"Şehidlerin faziletini gördüğünden dolayı"

Yukarıda Enes'in (r.a.) Hadisinde geçtiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Cennet ehlinden bir adam getirilir. Ailah'u Teala ona:"Ey Ademoğlu! Yerini nasıl buldun?" der.Adam: "Ya rabbi! Yerlerin en hayırlısı" der. Allahu Tala:"İste ve temenni et" der.Adam: "Başka birşey istemiyorum ve temenni etmi­yorum. Sadece beni dünyaya göndermeni ve senin yolun­da on defa öldürülmeyi istiyorum" der. Çünkü şehidle­rin faziletini görmüştür." [105]

Yukarıda Ebu Hureyre'nin hadisinde geçtiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki Al­lah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra tekrar savaşıp öldürülmeyi, sonra tekrar savaşıp öldürülmeyi isterdim."

Buharı veMüslüm rivayet etmişlerdir. [106]

1122- İbni Ebu Umeyre den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidden başka, rabbi tarafından kabzedildikten sonra, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilsede, dünyaya dönmeyi isteyecek hiçbir nefis yoktur."

İbni Ebu Umeyre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.)   şöyle buyuruyor:

"Allah yolunda öldürmek, Şehid ve kırsal kesim eh­linin hepsinin benim olmasından olana daha serimlidir.” [107]

Ahmed Hasen bir senedle ve Nesai rivayet etmişlerdir.

Hadiste geçen "Ehlül vebri" kelimesi, arap ve başkala­rından bina ve evlerde oturmayan manasınadır. "Ehlül Mederri' kelimesi ise köy ve şehir ahalisi manasınadır. [108]"Mederr[109] kelimesi taşla karıştırılmış kurumuş çamur manasındadır.

Cabir bin Abdullah'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Uhud'da Abdullah bin Amr bin Haram öldürülünce Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ey Cabir! Allahu Tealamn babana söylediklerini sana haber vereyim mi?" Ben

"Evet" dedim. Şöyle buyurdu:"

Allahu teala insanlarla sadece perde arkasından ko­nuşur. Fakat baban ile yüzyüze konuştu. Şöyle buyurdu:

"Ey Abdullah! Benden iste, sana vereyim." Baban

"Yarabbi! Beni dirilt, senin yolunda bir kez daha öldü­rüleyim." dedi. Allahu teala:"

O konuda ben hükmettim ki insanlar dünyaya bir daha geri dönmeyecekler." buyurdu. Baban

"Yarabbi! Arkamdakilere tebliğ et" dedi. Allahu teala şu ayeti indirdi:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayınız..." [110]

Tirmizi rivayet ederek Hasendir demiştir. İbni Mace de hasen bir senedie ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim se­nedinin sahih olduğunu söylemiştir. [111]

1123- Beyhaki'nin "Delailü'n-nübüvve'de" Ebu Ubade el-Ensari'den ki o İsa bin Abdurrahman'dır. [112] Onun da Zühri'den, onun da Abdete'den, onun da Hz. Aişe'den riva­yet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) Cabir'e şöyle demiş­tir:

"Ey Cabir! Sana müjde vermeyeyim mi?"Cabir

"Evet. Allah seni hayırla müjdelesin" dedi. Hz. Pey­gamber:

"Allahu teala senin babam diriltti ve şöyle dedi: "Ey kulum! İstediğini benden iste, sana vereyim."

Baban:"Yarabbi! Sana hakkıyla ibadet edemedim. Senden be­ni dünyaya tekrar göndermeni, senin peygamberinle beraber savaşıp senin yolunda birkere daha öldürülmeyi isterim." de­di. Allahu Teala:

"Onların oraya dönmeyecekleri benden geçmiştir." buyurdu." [113]

Abdullah bin Mes'ud ve başkalarının hadisleri ileride ge­lecektir.

Faziletlerden birisi de; Allah yolunda şehadet, Allah ile kul arasındaki bütün günahlara ve haklara keffaret olur.

Ebu Katade'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.)

"sahabenin arasında ayağa kalkmış ve şöyle buyurmuştur:

"Allah yolunda cihat ve Allah'a iman en faziletli amellerdir." Bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:

"Ya Rasulallah: Eğer Allah yolunda öldürülürsem, bütün günahlarıma keffaret olur mu?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Evet. Eğer Allah yolunda sabrederek, sevabını Al­lah'tan bekleyerek, yüzünü dönüp, sırtını dönmeden öldürülürsen." buyurdu. Sonra

"Nasıl dedin?" buyurdu. Adam

"Eğer Allah yolunda öldürülürsem, bütün günahlarıma keffaret olur mu?" dedi. Rasulullah (s.a.v.)

"Evet. Eğer sen sabrederek, sevabını Allah'tan bek­leyerek, yüzünü savaşa dönüp, sırtını dönmeden öldürü-lürsen keffaret olur.  Ancak borç hariç."

Cebrail bana böyle söyledi." buyurdu." Müslim ve başkaları rivayet etmiş­lerdir.[114]Borçtan maksat, insanların haklarının hepsidir. Gasp, ma­lı haksızlıkla alma, kasten öldürme ve yaralama... ve başka her türlü zulümlerdir [115] Aynı şekilde; gıybet, kovuculuk, alay ve benzerleri. Bütün bu hakların sahiplerine verilmesi gere­kir. Nevevi bunu Müslim'in şerhinde tenbihlemiş [116] ve başkaları da dikkat çekmişlerdir. [117]

1124- Abdullah bin Amr bin As'dan (r.a.) rivayet edil­diğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Borç hariç, şehidin her şeyi affedilir." [118]

 Müslim ri­vayet etmiştir.Ebu Velid bin rüşd mukaddimelerinde şöyle diyor:

"Bir görüşe göre bu islamın ilk dönemlerindedir. Allahu tealanın şehidin borçlarını da ödediği rivayet edilmiştir." [119] Kurtubi tefsirinde şöyle diyor:

 "Sahibini cennete girmekten alıkoyan, engelleyen borç, ödemediği ve vasiyyet'de etmediği, gücü yettiği halde vermediği veya israf veya ahmaklık için aldığı borçlar ve ödemeden öldüğü borçlardır. Ancak kayıp veya zorluktan dolayı ödeyememiş ise Allahu teala inşallah on­dan dolayı adamı cennetten alıkoymaz. Çünkü o borcu Ödemek sultana farzdır. Ya sadakalar kısmından, ya zarar edenlerin payından veya müslümanlara sarfedilen fey'den öder. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kim geriye borç veya kayıp bırakırsa, onlar Allaha ve Rasulüne aittir. Kim geriye mal bırakırsa, o da varis­lere aittir," [120]

Kurtubi bunu "tezkire"de de zikretmiş ve şöyle demek­tedir: "Eğer sultan o borcu ödemezse, Allahu teala onu öder ve alacaklıyı razı eder." Sonra bunların delillerini sıralamak­tadır. Bu delillerden biri de şudur: Rasulullah (s.a.v.) şöy­le buyuruyor:

"Kim insanlardan mal alıp onu ödemeye çalışırsa, Allah onun yerine öder. Kim de mal alıp telef etmeye çalışırsa, Allah da onu telef eder. [121]

Buhari rivayet etmiştir. [122] Müellif şöyle diyor:

Kurtubi'nin söylediklerini destek­leyen delillerden biride Cabir'in babası Abdullah'ın kissasıdır. Abdullah Uhud savaşma çıktığında üzerinde çokça borç vardı. Uhud'da şehid edildi. Rasulullah (s.a.v.) bir Ebu Davud İmaret bölümünde, "Çocukların rızkı" konusunda, 3/360, No: 2954'de Cabir den rivayet etmiştir.kaç gün sonra Cabir'in, babasının üzerindeki borçları düşün­düğünü görünce, Allahu Tealanın babasıyla yüzyüze konuş­tuğunu ona haber vermiştir. Bu hadis yukarıda geçti. Eğer Abdullah borcu yüzünden cennetten alıkonsaydı, Allah-u Teala'nm yüzyüze konuşması gibi büyük bir dereceyle mükafatlandırılmazdı. Aynı şekilde Zübeyr de şehid edildi­ğinde üzerinde birmilyon ikiyüzbin borç vardı. Onun olayı-da ikinci bölümde geçti. Bu faziletlerden birisi de; Melekler şehidi kanatlarıyla gölgelerler. [123]

1125- Cabir'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Babam Peygamberin yanına getirildiğinde, onun azaları kesilmişti. Onun Önüne konuldu. Ben yüzünü açmak iste­dim, beni engellediler. Birden gür bir ses işitildi:

"Ey Amr'ın kızı! veya Ey Amr'ın kızkardeşi! Niçin ağlıyorsun -veya ağlama? Melekler hala onu kanatlarıyla gölgeliyorlar. [124]

Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.

 Allahu Teala'nm Abdullah'la yüzyüze konuşma muame­lesini sadece ona vermiş olduğu gibi, bu muameleyi de sadece ona yapmış olabilir. Çünkü onun Allah katında değeri yüksektir. Hadis 'te geçen "Mussüe" kelimesi, kollarının veya bur­nunun veya kulaklarının veya cinsel organının kesilmesi, gözlerinin çıkarılması v.b. şeylerin ölüye yapılması mana­sınadır.Bu faziletlerden biri de; Allah yolunda halis ölüm kesin­likle cennete girmeyi gerektirir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. [125]

Yine şöyle buyuruyor:

"Allah yolunda öldürülenlerin amelleri kaybolmaz. Allah onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip ıslah edecektir. Ve onları kendilerine tarif edip tanıttığı cennete sokacaktır." [126]

1126- Semure bin Cündüb'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Bu gece iki adam gördüm. Gelip beni bir ağaca çıkardılar. Beni öyle bîr eve götürdüler ki, ondan daha güzelini ve efdalini kesinlikle görmedim. Bana şöyle dediler: "Bu ev şehidlerindir.”[127]

Buhari rivayet etmiştir. [128]

1127- Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cennete ilk önce girecek üç kişi bana arz edildi: Şe­hid, iffetli olup, haramlardan ve [129] insanlara el açmaktan sakınan kişi[130]ve Allah'a ibadetini güzel yapıp ve-layetindekilere nasihat eden adam.

"Tirmizi rivayet etmiş ve "Hasen hadistir" demiştir. [131]

1128-  Yine ondan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Allahu Teala, biri diğerini öldüren, sonra her ikisi de cennete giren iki adama güler."

Nasıl ya Rasulallah?" dediler. Şöyle buyurdu:

"Biri diğerini öldürür. O cennete girer. Sonra Allah öldüreni de İslam'a hidayet edip tevbeyi nasip eder. O da Allah yolunda cihad edip şehid olur."Bir rivayette şöyle diyor:

"Biri Allah yolunda savaşır ve şehid edilir. Sonra Al­lah öldürene tevbe nasip eder ve adam müslüman olur. Allah yolunda savaşır ve şehid olur.

[132]Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. [133]

1129-  Taberani ve Bezzar'ın Semure bin Cündüb'ten ri­vayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Sizden kim sabrederek ve savaşa yüzünü dönerek Al­lah yolunda öldürülürse, o cennettedir.[134]

1130- Cabir'in Rasulullah'tan rivayet ettiğine göre şöyle buyuruyor:

"Kim Allah rızasını kastederek öldürülürse, Allah ona azab etmez. [135]

Taberani "evsaf'da Abdullah b. Bükeyr el-Ganevi[136] yoluyla rivayet etmiştir. [137]

1131- Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Cennette 'adn' denilen bir köşk vardır. Bu köşkün beşbin kapısı vardır. Her kapıda beşbin seçkin kişi vardır." Ya'la şöyle dedi: "Ona yeter mi?" Abdullah şöyle dedi: "Oraya sadece peygamber, Sıddık ve şehid girebilir." [138]

İbni Ebi Şeybe sika senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [139]

1132- Yine onun bir rivayetine göre şöyle diyor: "Cennette "adn" denilen bir köşk vardır. Etrafında yeşil alanlar [140] ve burçlar vrdır. Oranın beşbin kapısı vardır. Oraya sadece peygamberler, sıddıklar, güzel olan, güzel huriler manasınadır. [141]

1133- Hasan binti Muaviye Essarimiyye'den şehidler ve adil imamlar girebilir. [142] Hadiste geçen "Hayret" denilen seçkin kişilerden mak­sat, ahlakı [143] rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Amcam [144] şöyle dedi:

"Rasulullah'a (s.a.v.) Kim cennete girecektir?" diye sor­dum. Şöyle buy rdu:

"Peygamber cennet'tedir. Şehid cennet'tedir. Diri diri toprağa gömülen kız çocuğu cennet'tedir.[145]

Ebu Davud rivayet etmiştir.

Hadis'te geçen "veid" kelimesi "dir diri toprağa gömülen kız çocuğu" manasınadır. Arap'lar cahiliyye döneminde böyle yaparlardı. [146]

1134- Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Ümmü Rabia binti Bera -ki Harise binti Süraka'nın [147] annesidir. Rasulullah'a geldi ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Bana Harise'den haber ver. Bedir günün­de öldürüldü. Ona bir ok isabet etmişti. Eğer cennette ise sab­rederim. Eğer başka yerde ise ona ağlarım." Rasulullah (s.a.v.):

"Ey Ümmü Harise! Cennette birçok bahçe vardır. Senin oğlun Firdevs'in en üst derecesindedir." buyurdu.

Başka bir rivayette şöyle buyuruyor:,

Firdevs'in en üst derecesinde­dir. [148] Buhari rivayet etmiştir. [149]

1135- Yine Enes'den (r.a.) rivayet edi"Oğlunu kaybetti mi? Cennet sadece bir tane midir? Çok Cennet vardır. O ldiğine göre:

"Siyah bir adam Rasulullah'a geldi ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Ben siyah bir adamım. Kötü kokulu, çirkin yüzlü ve malı olmayan birisiyim. Ben öldürülünceye kadar şunlarla savaşırsam, ben nereye giderim?" Rasulullah (s.a.v.)

"Cennete girersin" buyurdu. Adam öldürülünceye kadar savaştı. Öldürülünce Rasulullah (s.a.v.) yanına geldi ve şöyle buyurdu:

"Allah yüzünü beyazlaştırdı, kokunu güzelleştirdi ve malım çoğalttı. Onun hurilerden olan hanımını, onunla üzerinde bulunan yünden cübbenin arasına girerken gördüm."

Hakim rivayet etmiş ve Müslim'in şartlarına göre sahih­tir demiştir. Beyhaki ise Şuab'da hadisin sonunu şöyle naklediyor:

"Rasulullah yanına geldiğinde, o öldürülmüştü. Şöyle buyurdu:

"Allah senin yüzünü güzelleştirdi. kokunu güzelleştirdive malını çoğalttı. Onun hurilerden olan iki hanımının, onun üzerinde bulunan cübberiin altına girmek için tartııştıklarını gördüm. [150]

Müellif şöyle diyor: Rasulullah'a (s.a.v.) gelen siyah adamın adı Cual'dir. İbn Esir "Esedü'ğabe" de zikretmiştir. [151]

1136- Bu hadis benzer şekilde Ömer'den de rivayetedilmiştir. Şöyle diyor:

"Bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Ben senin önünde öldürülüceye kadar savaşırsam, Rabbim beni horlamayıp cennete sokar mı?" Rasulullah:

"Evet" dedi. Adam:

"Bu nasıl olur. Benim kokum kötü, regim siyah ve aşire­timde konumum düşüktür" dedi. Gitti ve öldürülünceye kadar savaştı. Rasulüllah (s.a.v.) yanına gelince şöyle buyur­du:

"Ey savaşçı! Şimdi Allah senin kokunu güzelleştirdive yüzünü beyazlaştırdi.[152]

1137- İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cafer b. Ebu Talib'i iki kanadıyla cennete istediği gibi uçan melek olarak gördüm. İki kanadı kısaltılmış ve kan damlıyordu." [153]

Taberani iki senedle rivayet etmiştir. Bir senedi Hasendir.

Hadiste geçen "Kavadim" kelimesi kuşların her kanadın­da bulunan on tane tüye denilmektedir.[154]

Bu faziletlerden biri de, şehidler Allah yolunda öldürülünce, Allah onların ruhlarını cennetteki yeşil kuşların karnına koyar. [155]

1138- İbni Abbas dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Kardeşlerinizin başına gelenler meydana gelince, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların karnına koydu. Cennetteki ırmakların kenarına konarlar, oranın meyvelerinden yerler. Arş'ın gölgesinde asılı duran al­tından kandillere konarlar. En güzel yiyecek, içecek ve meskenlerini görünce şöyle dediler:

"Kardeşlerimize, bizim diri olduğumuzu ve rızıklandığımızı kim haber verecek. Taki Cihad'da gevşeme­sinler ve savaştan geri kalmasınlar." Allahu Teala şöy­le buyurdu:

"Ben sizin haberinizi onlara ulaştırırım." Şu ayeti indirdi:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler saymayınız..." [156]

Ebu Davud ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim "Müs­lim'in şartıyla sahihtir" demiştir.

Hadiste geçen "Yunekkilu" kelimesi "Cihaddan kor­karak geri durma" manasına gelmektedir.[157]

1139- Mesruk'tan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Abdullah'a bu ayeti sorduk:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler saymayınız. Bi­lakis onlar diridirler ve rablerinin katında rızıklandırılıyorlar." Şöyle dedi:

 "Biz de Rasulullah'a sorduk. Şöyle buyurdu:

"Onların ruhları yeşil kuşların kanundadır. Cen­nette istedikleri gibi uçarlar. Orada Arş'ta asılı duran kandiller vardır. Sonra o kandillere konarlar. Rableri on­ların yanına çıkar ve şöyle der:

"Bir şey mi istiyorsunuz?" Onlar şöyle derler;

"Neyi istemeliyimki? Cennette istediğimiz gibi uçuyo­ruz" AllahTeala bunu üç sefer tekrarlar. Onlar istekte bulunmadan bırakılmayacaklarını anlayınca şöyle der­ler:"

Yarabbi! Ruhlarımızın cesetlerimize tekrar dönderilmesini ve senin yolunda bir kere daha öldürülmeyi isteriz." derler. Allahu Teala onların herhangi bir is­teklerinin olmadığını görünce, onları bırakır." [158]

Müslim ve başkaları rivayet etmiştir. [159]

1140- Bu hadisi Abdurrezzak Sevri [160] o da A'maş'tan [161], o da Abdullah b. Mürre den [162] o da Mes­ruk'tan mevkuf olarak rivayet etmiştir. Onun rivayetinde şöyle diyor:

"Şehidlerin ruhları Allah katında yeşil kuşlar gibidirler. Onlar için Arş'ta asılı duran kandiller vardır. [163]

1141- Kab b. Malik'ten rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidlerin ruhları yeşil kuşlar suretinde cennetin[164] kandillerine asılı durarlar. Kıyamet gününde Allah on­ları dönderinceye kadar öylece dururlar. [165]

Abdurrezzak sahih isnadla rivayet etmiştir.

Tirmizi'de rivayet etmiştir. Ancak onun rivayeti şöyledir:

"Şehidlerin ruhları, yeşil kuşların karnındadır. Bun­lar cennetin meyvelerinden veya ağaçlarından yerler.

"Tirmizi "Sahih, hasen bir hadistir" demektedir.Hadiste geçen "taluku" kelimesi "cennettin en yüksek ağaçlarından yemek" manasınadır. [166]

 

Fasıl

 

Kurtubi Tezkire'de şöyle diyor:

"İbni Mesud'un hadisinde,"

Şehidlerin ruhları yeşil kuşların karnındadır.

"Kab b. Malik'in hadisinde,

"Müminlerin canları cennetin ağaçlarından yiyen bir kuştur.

"A'maş'ın Abdullah b. Mürre'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"İbni Mesud'a şehidlerin ruhları soruldu. Şöyle dedi:"

Allah katında şehidlerin ruhları yeşil kuşlar gibidirler, arş'ın altındaki kandillerdedirler. Cennette istedikleri gibi uçarlar, sonrakandillerine dönerler."

İbni Uyeyne Ubeydullah b. Ebu Yezid'in yanında [167] İb­ni Abbas'ı şöyle derken işittiğini söylemiştir:

"Şehidlerin ruhları, yeşil kuşlar şeklinde dolaşır."

İbni Şihab'ın İbni Kab b. Malik'ten [168], onunda babasın­dan [169] rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şehidlerin ruhları, cennetinağaçlarından yinen yeşil kuşlardır."

Bütün bu hadisler Kab b. Malik'in hadisine uygundurlar. Kab’ın hadisi:"

Onların ruhlarının yeşil kuşların karnında.."

Olduğunu söyleyen rivayetlerden daha sahihtir. Ebu Ömer bunu "istizkar" da söylemiştir. Ebu Hasan el-Kabis'i [170] şöyle diyor:"

Alimler "Onların ruhları yeşil bir kuşun içindedirler"

 şeklinde söz söyleyenin sözünü red etmişlerdir. Çünkü bu sahih olmayan bir rivayettir. Ayrıca eğer böyle olursa, bu ruhlar için çokdan ve sınırlı bir yer olurdu.

Kurtubi şöyle diyor: "Sahih olan rivayeti Müslim ri­vayet etmiştir. O rivayette geçen "fi" harfi cerrinin "ala" harfi cerri manasına olması da muhtemeldir. O zaman mana "Onların ruhları yeşil kuşların karnını üzerindedir" olur. Bu şekilde Allahu Teala ayette kullanmıştır:

"Sizleri hurma dallarına asacağım." [171]

Ayetteki "fi" harfi "Ala" manasınadır. Hadiste "karın" ke­limesinin "sırt" manasına kullanılmış olması ihtimalide vardır. Çünkü karın kelimesi daha kapsamlıdır ve sırtı da içine alır." Ebu Muhammed Abdulhak şöyle diyor:

"Bu tespit çok güzeldir." Kurtubİ'nin tezkire'de zikret­tikleri bu kadardır. [172] Müellif şöyle diyor:

"Bu görüşlerin hepsinde şüphe vardır, ibni Mesud'un hadisi şüphesiz sahihtir. Sahih değildir diyenlerin görüşüne itibar edilmez. Onların ruhlarının bu durumda sıkıştıkları görüşüne de katılmıyoruz. Eğer bu doğru olsaydı, cennet ehlinin kendi cesetlerinde sıkışmaları gerekir­di. Cafer'in Rasulullah'ın kendisini içinde gördüğü cesette sıkışık olması gerekirdi. Hiç şüphesiz o şehidlerin efendi­sidir. Fakat Ebu Muhammed'in yaptığı tevillere hiç gerek yoktur. Bize göre onların ruhlarının bu cesetlere konul­masının hikmeti şudur:

"Onlar cesetlerini Allah için feda edince, Onun rızası ve sevgisi için vücudlarını acılara ve şiddetli zorluklara maruz bırakınca, Onun emrini yerine getirme ve onun rızasını el­de etme için vücutlarına fenalığı uygun görünce, onların vücudlarnın yerine baki ve nimetler aleminde onlara daha zarif bir cesed verilmiştir. O cesetle yiyip içiyorlar, cennette istediklerini yapmakta serbest kalmaktadırlar.Hayvanların en güzelleri kuşlardır. En güzel renk te yeşildir. Şeffaf cisimlerin en güzeli de camdır. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Cam sanki ışık saçan bir yıldızdır." [173]

İbni Abbas'm hadisinde olduğu gibi eğer altından olur­sa, daha fazla güzel olur. Özellikle cennetin altınından olur­sa çok daha ferahlatıcı olur. Bunun için Allahu Teala onların ruhlarını en güzel cesed olan kuş suretine koymuş, en güzel renk olan yeşil renkte yaratmış, en güzel cisim olan ışık saçan Arş'ın gölgesinde duran ferahlatıcı kandillere kon­malarını sağlamıştır. Kerim olan Allah'ın huzurunda o ruh­ların lezzetleri tamamlansın. Onların orada sıkıştıkları nasıl söylenebilir? Hayır. Vallahi bu büyük kurtuluştur. Savaşan­ların cihad edenlerin bunun için çabalaması gerekir. [174]

1142- İmam Ahmed'in Müsned'inde İmam Muhammed b. İdris Şafii'den, onun da İmam Malik b. Enes'ten onun da Zühri'den, onun da Abdurrahman b. Kab b. Malik'ten[175] onun da babasından rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

"Müminlerin canları [176] bir kuştur. Kıyamet gününde Allah onları kendi cesedlerine dönderinceye kadar cennetin ağaçlarından yerler. [177] Bu hadis sahih ve büyük bir hadistir. Varlığına az rast­lanan hadislerdendir. Çünkü dört imamdan üçü bu hadisin senedinde toplanmışlardır. Kurtubi "Kab b. Malik'in hadisi" demekle bu hadisi işaret etmektedir. [178] Eğer bütün müminlerin ruhları cennette kuş şeklinde ise, şehidlerin ayırıcı özellikleri nelerdir? Bu soruya birkaç şekilde cevap verilebilir.

Birincisi: İbni Kesir'in tefsirinde zikrettiği farktır. "Müminlerin ruhları çenette kuş şeklindedir. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşların kanundadır. Şehidlerin ruhları genel müminlerin ruhlarına nisbetle sanki binici konumundadırlar. Kendileri istedikleri yere uçarlar sos [179] Bu güzel bir tespittir. Ancak Kab b. Malik'in hadisi İbni Mesud'un mevkuf hadisiyle çekişmektedir. Bu hadislerde şehidlerin ruhlarının yeşil kuşlar şeklinde oldukları geçmek­tedir.

ikincisi: Bu fark daha güzeldir. Buradaki müminlerden maksad şehid olan müminin ruhudur. Diğer müminler kastedilmemektedir.Şu hadis te bunu desteklemektedir. Abdurrezzak'ın Ma'mar dan [180] onun da Zühri'den, onun da Abdullah b. Kab'dan, onun da babasından rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidlerin ruhları yeşil kuşların suretindedir. Kıyamet gününde Allahu Teala onları cesedterine dönderinceye kadar cennetin kandillerinde asılı dururlar.

"Aynı şekilde yukarıda geçen İbni Mesud'un mevkuf ha­disi de bunu desteklemektedir. Kadı Ebubekir b. Arabi'nin "Siracül müridin [181] kitabında naklettiği de bunu destekle­mektedir. "Allah yolunda öldürülen şehid hariç, mümin­lere yeme ve nimetlerin acele verilmeyeceğinde ümmetin icması vardır."

Üçüncüsü: Normal müminlerin ruhlarıyla ilgili hadiste "taleku" şeklinde rivayet edilmektedir. Kurtubi Tezkire'de şöyle diyor:"Bunun manası dolaşmaktır."[182] Onun hattıyla şöyle nakledilmiştir:

"O zaman mana müminlerin ruhları cen­netin ağaçlan arasında uçar, onların arasında dolaşırlar. Kıyamete kadar böyle devam eder. Ancak yeme içme yok­tur. Fakat şehidlerin ruhları yeşil[183] kuşların karnında veya yeşil [184] kuşların suretinde yerler, içerler ve nimetlenirler. Arş'ın gölgesindeki kandillere konarlar."

 Ben bunun zikredildiğini görmedim. Bu tespit geçen bütün hadisleri bir­biriyle te'Iif etmekte, uyuşturmaktadır.Bu faziletlerden biride; Şehidler kabirlerinde[185] fitneye uğramazlar. Haşir sırasındaki bayıltıcı şiddetli sesi[186] işitmez­ler. Allah yolunda at bağlayanın kabrinde fitneye uğrama­yacağı hadislerle sabittir. Şehid ise buna daha hayiktır. Çünkü diğerinden daha faziletlidir. Şehidin kavuştuğu de­receye, at bağlayan ancak şehadete atılmakla, onu beklemek­le kavuşur. O dereceye kavuşan kimseye bu nasıl verilmez. [187]

1143- Nesai'nin Raşid b. Sad'dan [188], onun da sahabeden bir adamdan rivayet ettiğine göre bir adam şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Şehid hariç müminler kabirlerinde fit­neye uğruyorlar. Bu nasıl oluyor?" Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Başının üzerinde kılıcı parlaması fitne olarak şe­hide yeterlidir. [189]

Tehzib'de şöyle diyor:

"Ebu Hatim ve Harbi'ye göre; Raşid Sevban dan hadis dinlememiştir. Hal al'in Ahmed den nakille söylediğine göre "On­dan dinlememiş olması gerekir." Ebu Zur'a şöyle diyor: "Raşid b. Sad'ın Sad b. Ebi Vakkas'tan rivayeti mürseldir"

Takrib: 1/24;

Tehzib: 3/226.

Şehidin kabir azabından kurtulacağım ifade eden hadisler inşaallah ileride gelecektir.

"Başının üzerinde kılıcın parlaması fitne olarak şehid yeterlidir.

"Sözünün manası şudur: Kabir fitnesi iki meleğin soru­larıyla oluşur. Bu da kişide bulunan imanın hakikatini belirlemek içindir. Savaşa katılan kişi kılıçların parladıgım ve kopardığını, mızrakların da parlayıp parçaladığını, okların atıldığını [190] ve bir taraftan girip diğer taraftan çıktığını [191] görün. Başlar kesilir, kanlar fışkırır [192] azalar uçuşurlar. İn­sanlar ölü, yaralı ve yere serilenler arasında kalır. O ise bunlar arasında sebat etmekte, arkasını dönüp gitmekte, yenilmemekte ve Allah'a imanı ve onun ceza ve mükafatını tasdik etmekle canını Allah için feda etmektedir. Allahu Teala müminleri şu şekilde vasıflandırmaktadır:

"Müminler bölükleri gördükleri zaman, bu Allah'ın ve Rasulumın bize vadettikleridir. Allah ve Rasulu doğru söylediler. Bu onların iman ve teslimiyetlerini artırdı." [193]

Bu durum onun imanının imtihanı, denemesi ve fitne olarak ona yeterlidir. çünkü onda biraz şüphe olmuş olsaydı, savaş sırasında arkasını döner, kaçardı, kendisine vacip olan, sebatı göstermezdi. îçine şüpheler girerdi. Allahu Tealanın buyurduğu gibi:

"Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diy­orlardı:

 Allah ve Rasulu bize sadece boş şeyler va'd et­tiler."                                                       

Sorularla gelen fitne yerine bu imtihan şehid için yeter­lidir. [194]

1144- Ebu Hureyre'nin Rasulullah dan (s.a.v.) rivayet et­tiğine göre;

 "Rasulullah (s.a.v.) Cebrail'e (a.s.) Allahu Teala'nın:

"Sura üfürülür, yerde ve gökte olanların hepsi yıkılıverdi. Ancak Allah'ın diledikleri hariç." [195]

Ayetini sordu. Allah'ın yıkılmalarını istemediği kim­seler kimlerdir? Cebrail (a.s.) "Onlar Allah'ın şehidleridir." buyurdu." [196]

Hakim rivayet etmiş ve isnadı sahihtir demiştir. [197]

1145-  İbni Ebu Dünya "Cennetin sıfatları" kitabında bundan daha uzun bir hadis rivayet etmiştir. Onun lafızları şöyledir:

"Rasulullah (s.a.v.) Cebrail'e (a.s.),

"Sura üfürülür ve yerde ve gökte olanların hepsi yıkılıverirler. Ancak Allah'ın diledikleri hariç." [198]

Ayetini sordu. Cebrail (a.s.) şöyle dedi:

"Onlar şehidlerdir. Allah onları kılıçlarını takmış olarak arş'ının etrafına gönderir. Mahşerden melekler en faziletli [199] yakut taşlarıyla onlara gelirler. Başlarında beyaz bir mercan vardır. Altın yükleriyle gelirler. Halis ipekler [200] ve atlaslar [201] onları ilerlemekten alıkor. Yastıkları ipekten daha yu­muşaktır. Onların bir adımları insanların görebildikleri mesafeye kadardır. Onlar cennette atlarla gezerler. Gezin­ti uzadığı zaman şöyle derler:"Haydi gidelim hele Allahu teala kullan arasında nasıl hükmediyor, bakalım" Allahu teala onlara güler. Allahu teala biryerde bir kula güldü mü, ona hesap yoktur.[202]

1146- Ammar'a b. Ebu Hafsa'nın [203] Hicr den biri olan Hicr'den [204] onun da Said b. Cübeyr [205] den rivayet ettiğinegöre:

"Yerde ve gökte olanların hepsi yıkılıverirler. Ancak Allah'ın diledikleri hariç."

[206]Ayeti hakkında şöyle diyor:

"Onlar şehidlerdir. Kılıçlarını takarak arş'ın etrafında Al­lah'ın istisna ettikleridir."

İbni Mübarek, Abdurrezak ve başkaları rivayet et­mişlerdir.Hadiste geçen "sunyetullah [207] kelimesi, Allah'ın istisna ettikleri manasınadır. "Suniyyetullah" olma ihtimali de vardır. Mana yine aynıdır. [208]

1147- İbni Mübarek'in Raşid Ebu Muhammed'den [209] onunda Şehr b. Havşeb'den [210] onun da İbni Abbas'tan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Allahu Teala melekler de gelenler. Bir çağırıcı şöyle çağırır. "Bugün keremin kimin için olacağını herkes bilecektir." Allahu Teala şöyle buyurur:

"Benim velilerime dikkat eden. Benim rızam için kanlarını akıtanlara." Yaklaşana kadar çıkıp gelirler. [211]B

u faziletlerden biri de şehid kendi ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir. [212]

1148- Nemran b. Utbe ez-Zemani'den[213] rivayet edildi­ğine göre şöyle diyor:"Ümmü Derda'nm yanına girdik. Biz yetimler gitmiştik. Şöyle dedi:

"Müjde size Ebu Derda'yı şöyle derken işittim:

"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şehid kendi ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecek­tir." [214]

1149- İmam Ahmed'in Hasen isnadia, Taberani ve başkalarının Ubade b. Samit'ten o da Peygamberden yukarıdaki hadisin benzerini rivayet etmiştir. Onun lafzı şöyledir:"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır. Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. İman süsleriyle süslenir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vaka" tacı konur. Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akra­balarından yetmiş kişiye şefaat eder.” [215]

Kurtubi Tefsir'inde çok garip bir hadis rivayet etmekte­dir- Şöyle diyor:

Rasulullah'tan (s.a.v.) rivayet edildiğine göre şöyle buyuruyor:

"Allahu Teala şehidlere beş ikramda bulunmuştur ki onları peygamberlerden hiç kimseye, bana da ikram etmemiştir. Birincisi: Bütün peygamberlerin ruhlarını ölüm meleği kabzetmektedir. Benim ruhumu da o kab-zedecektir. Şehidlerin ruhlarını ise Allahu Teala kudre­tiyle istediği gibi kabzeder. Onların ruhlarına ölüm me­leğini musallat etmez. İkincisi: Bütün peygamberler ölümden sonra yıkanırlar. Ben de ölümden sonra yıka­nacağım. Şehidler ise yıkanmazlar. Onların dünya ve içindekilere ihtiyaçları yoktur. Üçüncüsü: Bütün pey­gamberler kefenlenirler. Ben de kefenlenirim. Şehidler ise kefenlenmezler. Onlar elbiseleriyle defnedilirler. Dördüncüsü: Peygamberler ölünce, onlara ölüler denir. Ben de öldüğüm zaman bana "öldü" denilir. Şehidler ise ölüler diye isimlendirilmezler. Beşincisi: Peygamber­lerin şefaatleri kıyamet günündedir. Benim şefaatim de kıyamet günündedir. Şehidler ise, şefaat edeceklerine hergün şefaat ederler.” [216]

Bu faziletlerden biride, Şehidler kıyamet gününde büyük korkudan emin olurlar. Bu, yukarıda Ubade'nin hadisinde geçti. [217]

1150- Mikdam b. Ma'di Keribe'den [218] rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a;v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidlerin Allah katında altı özellikleri vardır. Ka­nının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur. Ondaki yakut taşı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.” [219]

Abdurrezzak, ibni Mace, Tirmizi rivayet etmişlerdir. Bu rivayet Tirmizi'ye aittir. Sahih hadis olduğunu söylemiştir.Abdurrezzak ibni Mace tirmizi rivayet etmişlerdir. Burivayet etmişlerdir. Bu rivayet tirmiziye aittir. Sahih hadis olduğunu söylemiştir Hadîste geçen "dufatun" [220] kelimesi, kan ve başka şeyden fışkıran damla manasınadır. Tirmizi'nin nüshasında "Şehidin Allah katında altı özelliği vardır." demektedir, ancak hadiste yedi özellik saymaktadır. [221]

1151- Abdurrezzak'in İsmail b. Ayyaş'tan, onun da Buhayr b. Said'den [222], onun da Halit b. Ma'dan'dan, onun­da Mikdam b. Ma'di Keribe'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işittim:

"Allah katında şehidin dokuz özelliği vardır. Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yerini görür. İman süsüyle süslenir. Kabir azabından kurtulur. Hurilerle evlendirilir. Büyük korkudan emin olur. Yakuttan vakar tacı başına konur ki dünya ve içindekilerden daha hayır­lıdır. Hurilerden yetmişiki aten hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder. [223]

Bu lafızda Hurileri iki kere zikrederek dokuz özellikle ri­vayet etmiştir. Zikredilen birinci Hurilerin, ruhunun çıkışı sırasında inenler olmaları ihtimali de vardır. İleride gele­cektir. Ayrıca cennette onlarla evlenecektir.Bu faziletlerden biri de, şehîd kanının ilk damlasıyla günahları affedilir ve cennetteki yerini görür.Ubade'nin ve Mikdam b. Ma'di Keribe'in hadisleriyle, kanının ilk damlasıyla günahlarının affedileceği yukarıda geçti. [224]

1152- Sehl b. Ebu Umame b. Şehrin [225] babasından [226] onun da dedesinden [227] rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Şehidin akan ilk kan damlasıyla bütün günahları affedilir.” [228]

Beyhaki sünen'inde, İbn Vehb yoluyla Abdurrahman b. Sa'd'dan [229] o da Sehl'den rivayet etmiştir. [230]

1153- Mücahid'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor: Yezid b. Şecere [231] arkadaşlarının arasında ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ben yeşil, kırmızı ve sarının arasında sabahladım. Evlerde de bundan vardır. Yarın düşmanla karşılaştığınız zaman sürekli ilerleyin. Rasulullah'ı şöyle derken işittim:

"Bir adam bir adım atarsa Huri de ona doğru bir adım atar. Eğer o gecikirse onlar da ondan kaybolurlar. Eğer şehid edilirse, ilk kan damlası onun hatalarına kefaret olur. İki tane huri onun yanına iner ve onun üzerin­deki toprakları silerler. Ona şöyle derler: "Merhaba vaktin geldi." O da: "Merhaba sizin de vaktiniz geldi." der. [232] İbn Ebu Şeybe Muhammed b. Fudayl'den [233] o da Yezid b. Ebu Ziyad'dan [234] o da Mücahid'den böyle rivayet etmiş ve Rasulullah'dan işittiğini açıkça söylemiştir. Ebu Zur'a "Kufeli'dir, yumuşaktır, hadisi yazılır ama delil olmaz" diyor.İbn Kesir'de Esedü'l-ğabe'de. [235] Hannad b. Seriy'den [236] rivayet etmiştir. İbn Ebu Şeybe sahih bir senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [237]Aynı şekilde Abdurrezzak da sahih bir senedle mevkuf olarak rivayet etmiştir. [238] Taberani [239] daha uzun bir metinle iki yolla rivayet etmiştir. Bu yol­lardan biri sahihtir. Yukarıda geçti. [240]

1154- Bu hadisi Beyhaki Haşr bölümünde rivayet et­miştir. Ancak onun metni şöyledir:"Sizin birinizin akan kanının ilk damlası ile Allah onun günahlarının hepsini düşürür. [241] Ağacın yaprak­larının düştüğü [242] gibi iki huri aceleyle gelip onun yüzün­deki toprağı silerler. Ona şöyle derler: "Vaktin geldi" O da: "Sizin de vaktiniz geldi" der. [243] Yüz tane yeni elbise giydirilir. Eğer onlar bu iki parmağımın arasına konul­sa, onlara geniş gelirdi. Adem oğlunun kumaşından değildir. Onlar cennetin bitkilerindendir. Allah katında sizin isimlerinize ve simanıza yazılır." [244] Hadiste geçen "Kudemen! Kudemen!" kelimesi savaşa teşviki ifade eden kelimelerdir. Dilciler şöyle diyor:

"Kişi yükselmediği zaman "Mada kudemen" denilir. [245]"Ana" kelimesi ise "vakti geldi" demektir. "Ana şeyin" vakti geldiği zaman kullanılır. [246]

1155- Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Kul Allah yolunda öldürüldüğü zaman, kanından yere düşen ilk damla ile Allah onun bütün günahlarını affeder. Sonra ona cennetten bir çarşaf gönderir. Onda nefsi kabzedilir. Cennetten bir cesed gönderilir. Ruhu ona biner. Sonra melekler yükselirken sanki yaratıldığından beri onlarla berabermiş gibi olur. Göğe gelinceye kadar yükselirler. Hangi kapıya gelirlerse, orası mutlaka açılır. Hangi meleğin yanından geçerlerse, melek ona dua eder ve onun için istiğfar diler. Taki sonunda Rahman'a gelirler. Meleklerden önce o secde eder. Ondan sonra melekler secde ederler. Sonra Allahu Teala onu affeder ve temizler. Sonra oradan şehidlerin yanına geçer. Onları bahçelerde, ipek elbiseler içinde bulur. Yanlarında bir öküz ve bir balık vardır. Onlar için oynuyorlar. Hergün bir önceki günde oynadıklarından fark­lı oynarlar. Balık cennetin nehirlerinde yüzer. Akşam olunca öküz onu boynuzuyla dürter ve onu keser. Şehidler onun etinden yerler. Onun etinde, cennet nehirlerindeki herşeyin tadını bulurlar. Öküz cennette çobansız geceler. Cennetin meyvelerinden yer. Sabah olunca balık onun üzerindedir. Kuyruğuyla öküzü keser. Onun etinden yerler. Etinde cen­net meyvelerinin hepsinin tadını bulurlar. Şehidler kendi yer­lerine bakarlar ve kıyamet saatinin gelmesi için Allah'a dua ederler."[247]Taberani "Kebir'de" Hişam b. Sad yoluyla ki o zayıftır-Zeyd b. Eşlem den, o da Abdurrahman b. Beytemani'den[248], o da Abdullah'tan rivayet etmiştir.Hadiste geçen "Reytetün" kelimesi bir görüşe göre mendil manasınadır.[249] Diğer bir görüşe göre ise iki parça olmayan her türlü Örtüdür.[250] İbni Sekit'e göre ince ve yumuşak olan her elbise Reyte'dir.Hadiste geçen "Nafişen"[251]kelimesi ise yayılma manasındadır. "Ennefeşu" gece yayılmasıdır.

Bu faziletlerden biri de, şehid kanı kurumadan Hurileri görür.

Bu Yezid'in bir önceki hadisinde geçti. [252]

1156- Ebu Hureyre den rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Rasulullah'ın yanında şehidler zikredildi. Şöyle buyurdu:

"Şehidin kanı yerde kurumadan onun hurilerden olan iki zevcesi onun yanına gelirler. Bunlar sanki emzirdiğini düz geniş bir arazide kaybeden ana gibidirler. Her birinin elinde birer tane elbise vardır ki, her biri dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." [253]

Abdurrezzak Hilal b. Ebu Zeyneb'den, o da bir adam­dan [254] o da Ebu Hureyre den rivayet etmiştir.

İbni Ebi Şeybe ve İbni Mace'de Hilal den [255], o da Şehr den, o da Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Bu isnad da Hasen bir isnad'dır.

Hadiste geçen "Zi'r" [256] kelimesi, emziren manasınadır."[257]

kelimesi ise, süt emmekte olan deve yavrusudur. [258]

 

Fasil

 

"Berrah" [259] kelimesi ise, içinde ağaç ve bitki olmayan geniş yer manasınadır. Hadisin manası şudur:

"Şehidin hurilerden olan iki hanımı, aceleyle onun kanı yerde kuru­madan onun yanına gelirler. Yavrusunu emziren devenin, kaybettiği yavrusunu bulunca, ikisinin arasına girebilecek harhangi bir şeyin olmadığı düz ve geniş bir arazide şevk­le yavrusuna.geldiği gibi onlar da gelirler.

Hadiste geçen "Edalleta" kelimesi "Ezalleta" şeklinde de rivayet edilmiştir. Bu durumda mana; Huriler, devenin yavrusunu gölgelediği gibi şehidi gölgelerler. Güneş v.b. şeylerin ısısından, sıcaklığından koruyacak, ağaç, gölgelik gibi şeylerin olmadığı bir yerde, onu bunlardan korurlar.

1157-  Abdürrezzak'ın sahih bir senedle Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Savaşta iki taraf karşılaşınca, Allahu Teala, hurileri yeryüzü semasına indirir. Bir adamın ilerleyişine razı olunca, "Allah'ım onu sabit kıl" derler. Eğer biri kaçarsa, ondan gizlenirler. Eğer öldürülürse, onun yanına inerler, yüzünde­ki toprağı silerler. Şöyle derler:

"Allah'ım! Onu toprağa gömeni [260] sen de toprağa göm. Toprağa bulayanı sen de toprağa bula." [261]

Hadiste geçen "Yerdeyne Kudumehu" Yani düşmana karşı ilerleyişi ve cesaretine razı olurlarsa, manasınadır.

Bu faziletlerden birisi de, Allah yolunda şehid olan, galip gelip selametle dönen kimseden daha hayırlıdır. [262]

1158- Ahmed, İbni Ebi Şeybe, Ebu Ya'la'nın sahih isnadla, İbni Hibban'ın da Sahih'inde Cabir'den rivayet ettiklerine göre, bir adam şöyle dedi:"

Ya Rasulallah! Hangi cihad daha efdaldir?" Rasulullah: "

“Kanının akıtıldığı, azalarının deşildiği cihad.” [263]

Buyurdu.

İbni Ebi Şeybe Abdullah b. Amr'dan da benzerini ri­vayet etmiştir. [264]

1159- Abdullah b. Habşi el-Hasemi'den rivayet edildiğine göre Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle soruldu:

"Hangi amel daha efdaldir?" Şöyle buyurdu:

"İçinde şüphe olmayan iman, içinde ğululun olmadığı ve açık bir delilin olduğu cihad."

Hangi namaz daha hayırlıdır?" denilince,

"Uzun kunut." [265] buyurdu.

"Hangi sadaka daha hayırlıdır?" denilince,

"Fakirliğin zorladığı zamandaki sadaka." buyurdu.

"Hangi hicret daha efdaldir?" denilince,

"Allah'ın haram kıldığından hicret etme." buyurdu.

"Hangi cihad daha efdaldir?" denilince,

"Müşriklerle canı ve malı ile savaşma." [266] buyurdu.

"Hangi ölüm daha şereflidir?" denilince,

"Kanının akıtıldığı ve azalarının deşildiği ölüm." [267] Buyurdu.

Ebu Davud ve Nesai rivayet etmişlerdir. Bu rivayet Nesai'nindir. [268]

1160- Amr b. Abese'den rivayet edildiğine göre; bir adam şöyle dedi:

"Ya.Rasulallah! İslam nedir?" Rasulullah (s.a.v.):

"Kalbinin teslim olması ve müslümanların senin elin­den ve dilinden emin olmalarıdır." buyurdu. Adam:

"Hangi İslam daha efdaldir?" dedi.

"İmandır" buyurdu. Adam:

"İman nedir?" dedi.

"Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve öldükten sonra dirilmeye inanmandır." buyurdu. Adam:

"Hangi iman daha efdaldir?" dediv"

Hicrettir" buyurdu. Adam:

"Hicret nedir?" dedi.

"Kötülükten kaçmandır?" buyurdu. Adam:

Hangi hicret daha efdaldir?" dedi.

Cihad'tır" buyurdu. Adam

Cihad nedir?" dedi.

Kafirlerle karşılaştığın zaman, onlarla savaşmandır." buyurdu. Adam:

"Hangi cihad daha efdaldir?" dedi.

"Azalarının deşildiği ve kanının akıtıldığı cihaddır." [269] buyurdu.

Ahmed sahih senedle, Taberani, Beyhaki ve başkaları ri­vayet etmişlerdir. [270]

1161- İbni Mace'nin Amr b. Abese'den rivayet ettiğinegöre şöyle diyor:"Ya Rasulallah! Hangi cihad daha efdaldir?" dedim.Şöyle buyurdu:

 "Azalarının deşildiği ve kanının akıtıldığı cihaddır." [271]

1162- Ebu Zer'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Ya Rasulallah! Hangi kölelik daha efdaldir?" Rasulullah:

"Para yönünden en paralısı ehlini en çok mesud edeni­dir." buyurdu. Ben:

"Hangi cihad daha efdaldir." dedim.

"Kanın akıtıldığı, azaların deşildiği cihaddır." [272] buyurdu.

"Ahmed, Taberani, İbni Hİbban Sahih'inde rivayet etmislerdir. Uzun bir hadiste rivayet etmişlerdir. Bu hadiste peygamberlerin sayıları, vasiyetler ve başka şeyler de zik­redilmiştir.

Müellif şöyle diyor: Bütün bu hadislerle "Galip gelen, öldürülenden daha efdaldir" sözünün batıl olduğu ortaya çık­maktadır. [273]

1163- İbni Mübarek'in Cerir b. Hazim'den rivayet et­tiğine göre şöyle diyor:

"Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken işittim:

"Amr b. As geçip tavaf yaptığı sırada, Kureyş'ten bir topluluğun halka oluşturup oturduklarını gördü. Onlar da Amr'i görünce şöyle dediler:

"Sizden Hişam mı daha efdaldir. Yoksa Amr mı?" Amr tavafını bitirince yanlarına geldi ve şöyle dedi:"Beni görünce birşeyler söylediğini gördüm. Ne söyle­diniz?" Onlar:

"Sen ve Hişam'dan hanginizin daha efdal olduğuun söyledik." dediler. Amr şöyle dedi:

"Bunu size söyleyeyim. Biz Yermuk savaşma katıldık, ikimiz de geceleyince Allah'tan şehadet istedik. Sabah olunca ona nasip oldu, bana nasip olmadı. Bunda da görü­lüyor ki, o benden daha faziletlidir.

"Bu hadiste Amr şehidin selametle geri dönenden daha faziletli olduğunu açıkça ifade etmektedir. [274] Buhari, Azad: 3/117'de birinci bölümü rivayet etmiştir.Müslim İman: 1/89, No: 146'da, Birinci bölümü rivayet etmiştir.[275]

1164- İbni Mübarek'in bu hadisle ilgili bir rivayetinde ise Amr şöyle diyor:

"Bunu size haber vereyim. Biz müslüman olduk ve Rasulullah'a (s.a.v.) icabet ettik. Onunla nasihat ettik." Yermuk'u zikrederek şöyle dedi:

"O yıkanıp temizlenene ve giyinene kadar ben örtüyü tut­tum. Sonra ben yıkanıp temizlenene ve giyinene kadar, o Ör­tüyü tuttu. Sonra Allahu Teala'ya dua ettik. Allah onunkini kabul etti. O benden hayırlıdır -üç kere- Ohunkini kabul etti. O benden daha hayırlıdır. Onunkini kabul etti. O ben­den daha hayırlıdır." [276]

Bu faziletlerden birisi de, şehid Allah yolunda öldürülür­ken, ölüm acısından sadece bir çimdikleme [277] acısı kadar acı hisseder. [278]

1165- Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehid ölümün dokunmasından sadece, birinizin çimdiklenirken gördüğü dokunmayı görür

Tirmizi rivayet etmiş ve "Bu hadis sahih ve Hasendir" demiştir. Nesai, İbni Mace, İbni Hibban Sahih'inde, Beyhaki Sünen'inde rivayet etmişlerdir. Beyhaki'nin rivayeti şöyledir:"Şehid ölüm acısından sadece birinizin çimdiklenirken gördüğü acıyı görür.”

"Taberani "evsat" da Ebu Katade'den rivayet etmiştir. [279]

1166- Enes b. Malik'den rivayet edildiğine göre Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"İki taraf karşılaşıp, sabır indiği zaman, ölüm şe­hide, yaz gününde soğuk bir sudan daha kolay gelir." [280]

Bunu "Şifa'usSudur" da zikretmiştir. Şöyle diyor: Merfu bir hadiste şöyle diyor:

"Karıncanın ısırması [281] şehide kılıcın dokunmasından daha zor gelir. Belki yaz gününde, soğuk bir suyu içmekten çok iştiyakla ölümü ister.” [282]

1167- İbni Asakir'in Hişam b. Ammar'dan [283] onun da Abdülhamit b.habib b.ebil işrin den onunda Evzai’den onun da dedesi Abdullah b.Amr b.As’dan rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.

"Ölümün bir milyon kılıç darbesinden daha şiddetli acısı vardır. Bir dağın birisinin başında olması, bun­dan daha hafif gelir.[284] Fakat şehide ve zulümle öldürü­lene ölüm, bir karıncanın çimdiklemesinden daha hafiftir. AIlahu Tealanın bir meleği vardır. Her gece se­her vakti şöyle nida eder: "Ey kabirlerin ehli! Kime gıpta ediyorsunuz?" Zannederim şöyle dedi:

"Onlar şöyle derler: "Şehide şehid hergün rabbine iki kere bakmakta, dünyaya iştiyak duymamakta ve ona üzülmemektedir.”  [285]

1168- Bezzar ve Beyhaki'nin Enes b. Malik'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidler üç tanedir.

"Hadisi zikrederek şöyle dedi:

"Üçüncüsü canıyla ve malıyla yola çıkar. Sevabını Allah'tan bekleyerek öldürmek ve öldürülmek ister

Eğer öldürülür veya ölürse, kıyamet gününde yalın kı­lıç, kılıcını boynuna koyarak gelir. İnsanlar dizlerinin üzerine [286] çökmüşlerdir. Şöyle der: "Bizlere yer açılmı­yor mu? Biz kanımızı ve malımızı Allah için sarfettik."Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Nefsim elinde olana yemin ederim ki bu İbrahim Halilurrahmana veya peygamberlerden birine söylense, onlara hemen yol açılır. Vacip olan haklarından dolayı. Arş'ın altında duran nurdan minberin yanına gelirler. Onun üzerine otururlar. İnsanlar arasında nasıl hükmedildiğine bakarlar. Ölüm acısını [287] görmezler, berzah aleminde üzülmezler. Büyük çığlık onları korkutmaz. He­sap, terazi, sırat köprüsü onları ilgilendirmez." [288]

Hadisin tamamı ileride gelecektir. Şeyh Şihabuddin Sühreverdi'nin[289] babasının "Mecmu'ul-Letaif' inde şöyle gördüm: Bazıları şöyle derler:Allah'ım beni benden aldat -hiç acı duymadan beni aniden al demek istiyor- Bir gezintiye gider. Bir bahçede uyur. Aniden kafirlerden bir topluluk ona rast gelir ve onun başını keserler. Onu tanıyanlardan bazıları onu rüyada gördüler ve durumunu sordular. Şöyle dedi: "Bahçede uyu­yordum. Gözlerimi açtığımda cennetteydim." [290]

İbni Mübarek [291] bu hikayeyi daha uzunca rivayet etmektedir. Yukarıda geçen iki esirin hikayesinde de, tağutlar onlara dinlerinden dönmelerini teklif ederler. Onlar kabul et­mezler. Onları, içinde yağ bulunan ve üç gün boyunca kay­natılan kazanlara atmışlardı. Atılır atılmaz da onların kemik­leri etlerden ayrılıp yağın üzerinde yüzmeye başlamıştı. Kardeşleri onları görünce durumlarım sormuş ve şöyle ce­vap almıştı:"Sadece senin gördüğün o dalma olayıydı. Hemen firdevse çıktık."

Bu faziletlerden birisi de, Melekler şehidlerin yanına her kapıdan girerek onlara selam verirler. [292]

1169- Abdullah b. Amr dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) şöyle derken işittim:

"İlk cenete girecek insan gurupdan[293]hicret eden, kendileriyle belalarının def edildiği, emrolunduklarında işittik ve itaat eden fakirlerdir. Onlardan birinin sulta­nın yanında bir ihtiyacı olsa, ölene kadar o ihtiyacı giderilmez. O içinde kaldığı halde ölür. [294]Allahu Teala kıyamet gününde cenneti çağıracaktır. Cennet bütün süsleri ve  güzelliğiyle gelecektir. Allahu Teala şöyle buyuracaktır:"Benim yolumda savaşıp öldürülen veya eziyet çe­ken, yolumda mücadele eden kullarım nerede? Cennete giriniz." Hesap vermeden cenete girerler. Melekler ge­lir, secde eder ve şöyle derler:

"Ey Rabbimiz! Gece gündüz senin hamdinle birlikte, seni teşbih ve takdis ederiz. Bizlere tercih ettiğin bu kimseler kimdir?" Allahu Teala şöyle buyurur:"Onlar, yolumda savaşan veya eziyet çeken kullarımdır." Bütün kapılardan melekler yanlarına girerler. Şöyle derler:"Sizlere selam olsun. Sabrettiğinizden dolayı, ne gü­zel baki yerdir.” [295]

Ahmed, Bezzar, İbni Hibban Sahih'inde ve Hakim riva­yet etmişlerdir. Hakim "isnadı sahihtir" demiştir.

İbni Mübarek'in Evzai'den, onun da Muttalib b. Hanteb'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Şehidin Sana ile Cabiye arası kadar bir odası vardır. Ta­vanı inci ve yakuttur. İçi misk ve güzel kokudur. Melekler onun yanına Rabbinden bir hediye ile girerler. Başka bir ka­pıdan başka melekler rabbinden başka bir hediye ile girin­ceye kadar orada kalırlar. [296]

Bu faziletlerden birisi de, Allah yolunda şehid olandan Allah razı olur ve ondan sonra da ğazab görmezler. [297]

1169- Enes'den rivayet edildiğine göre; "Peygambere bazı insanlar gelip şöyle dediler: "Bizimle beraber bazı adamlar gönder ki, bize Kur'an'ı ve sünneti öğrensinler." Rasulullah (s.a.v.) onlara ensardan yetmiş kişi gönderdi. On­lara Kurra deniliyordu. Dayım Haram da [298] içindeydi- Bunlar geceleri Kur'an'ı okuyup, aralarında müzakeresini yapı­yorlardı ve öğreniyorlardı. Gündüzleri mescide su getirip ko­yarlardı. Odun kesip satarlar ve onunla Suffe ashabına ve fa­kirlere yemek alırlardı. Rasulullah (s.a.v.) onları gönderdi. Gidecekleri yere varamadan onlara sıldirdılar ve öldürdüler. Onlar şöyle dediler:

"Allah'ım! Sana kavuştuğumuzu, senden razı olduğu­muzu ve senin de bizden razı olduğunu peygamberimize ilet." Bir adam Enes'in dayısı Haram'a gelip mızrakla onu yere yıktı ve öldürdü. Haram şöyle dedi:

"Ka'be"nin rabbine yemin olsun ki kurtuldum." Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kardeşleriniz öldürüldü. Onlar şöyle dediler: "Al­lah'ım! Sana kavuştuğumuzu, senden razı olduğumuzu ve seinn de bizden razı olduğunu peygamberimize ilet.” [299]

Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. [300]

1170- Buhari'nin rivayeti şöyledir: "Rasulullah (s.a.v.) Süleymoğullarından bir topluluğu, yetmiş kişiyi Amiroğullarına gönderdi. Gidince dayım onlara şöyle dedi:

"Ben önden gideyim. Eğer bana eman verirlerse onlara Rasulullah'tan (s.a.v.) haber veririm. Eğer vermezlerse siz benden daha yakınsınız." İlerledi ve ona eman verdiler. Dayım onlara Rasulullah'dan (s.a.v.) bahsederken, kendi­lerinden bir adama işaret ettiler ve adam onu yere yıkarak öldürdü. O şöyle dedi:

Allahu Ekber. Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki kurtul­dum." Sonra diğerlerine yöneldiler. Topal bir adam hariç hepsini öldürdüler O da dağa çıktı. Cebrail (a.s.) Rasulullah'a (s.a.v.) onların Rablerine kavuştuklarını, Rablerinin on­lardan razı olduğunu ve onları da razı ettiğini bildirdi. Biz

"Rabbimize kavuştuğumuzu, onun bizden razı olduğunu ve bizleri de razı ettiğini kavmimize iletin" cümlesini Kur'an'dan okurduk. Sonra neshedildi. [301]

1171- Buhari'nin "Reci" gazvesi babında Urve b. Zübeyr'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Biri Mauna'da öldürülenler öldürülünce ve Amr b. Ümeyye ed-Damiri'de[302] esir edilince, Amir b. Tufeyl [303] ona şöyle dedi:

"Bu kim?" -Bir ölüye işaret etti.- Amr b. Ümeyye:

"Bu Amir b. Fuheyre'dir. [304] dedi. Amir:

"Sen de gördünkü o öldürüldükten sonra, onunla yer arasındaki boşluğa bakmam için havaya kaldırıldı, sonra yere bırakıldı." Onların ölüm haberleri ve meydana gelenler Rasulullah'a (s.a.v.) bildirildi. Şöyle buyurdu:

"Arkadaşlarınız musibete uğradılar. Onlar Rablerinden istekte bulunup şöyle dediler:

"Ey Rabbimiz! Bizden kardeşlerimize bildir ki biz senden razı olduk ve sen de bizden razı oldun." Allahu Teala da onlardan haber verdi.” [305]

1172- Buhari'nin Enes'den naklettiği rivayetle şöyle diyor:

"Bi'ri Mauna'da öldürülenler hakkında Kur'an'dan ayet indi ve biz onu okuyorduk. Sonra nesh edildi:

"Rabbimize kavuştuğumuzu, Rabbimizin bizden razı olduğunu ve bizim de ondan razı olduğumuza kavmimize iletin. [306]

1173- Mani Mubarek'in kitabında Ma'mar'dan, onun da Zühri'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Urve b. Zübeyr Amir b. Füheyre'nin o gün öldürüldü­ğünü sanıyordu. Fakat onun cesedi bulunamadı. Sonra meleklerin onu defnettiklerini gördüler. [307]

1174- İbni Mubarek'in sahih bir isnadla Enes'ten ri­vayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Haram b. Milhan Bi'ri Mauna günü yere yıkılıp öldürülünce kanı yüzüne ve başına sürdü. Sonra şöyle dedi: "Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum. [308]

Bu faziletlerden biri de, şehadette daha önce iyi amellerin yapılması şart değildir. Onda irade ve seçmenin olması yeterlidir. [309]

1175- Bera b. Azib'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Demire razı olmuş bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Savaşayım mı? yoksa müslüman mı olayım?" Rasulullah (s.a.v.):

"Müslüman ol, sonra savaş" dedi.

Adam müslüman oldu. Sonra savaştı ve öldürüldü. Ra­sulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Az amel yaptı, çok ecir aldı."

[310]Buhari ve başkaları rivayet etmişlerdir. [311]

1176-Said b. Mansur bu hadisi Sünen'inde rivayet et­mektedir. Onun rivayeti şöyledir:

"Bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve savaştayken şöyle dedi:

"Müslüman olmam benim için hayırlı mı?" Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" dedi. Adam:

"Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahedet ederim ki sen onun elçisisin" dedi. Sonra"

Öldürülünceye kadar savaşmam benim için hayırlımıdır?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" dedi.

Adam saldırıya geçti. Sonra onu sıkıştırdılar ve öldürülü. Rasulullah (s.a.v):

"Az amel yaptı, çok ecir aldı." [312] buyurdu." [313]

1177- Ebu Musa'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bir savaşa çıktı. Müşriklerden biri çıkıp düello iste­di. Bir müslüman ona karşı çıktı. Müşrik onu öldürdü. Baş­ka biri daha çıktı. Onu da öldürdü. Sonra gelip Rasulullah'ın (s.a.v.) karşısında durdu ve,

"Ne için savaşıyorsunuz?" dedi. Rasululah (s.a.v.):

"Dininiz için savaşıyoruz. İnsanlar Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve Rasulu olduğuna şehadet edinceye kadar ve Allah için hak alın­caya kadar onlarla savaşıyoruz." Dedi. Adam"

Vallahi bu güzel bir şeydir. Ben buna iman ettim." de­di. Sonra müslümanların tarafına geçti. Müşriklere saldırdı. öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Öldürülünce getirilip öldürdüğü müslümanlann yanına kondu. Rasullah (s.a.v.):

"Bunlar cennet ehlinin en çok birbirlerini seven kişi­leridir." [314] buyurdu.

Taberani "Kebir ve "Evsat" da sahih isnadla zikretmiştir. Senedde Mes'udi'nin [315] bulunması sıhhatine zarar vermemektedir. Çünkü İbni Mübarek karıştırmadan önce, ha­disi ondan işitmiştir.

Hadiste geçen "Tehabben" kelimesi Muhabbet kökünden gelmektedir. Yani onlar, cennet ehlinden aralarında sevginin en şiddetli olduğu kimselerdir. Çünkü önce öldürülen müslümanlar, bu büyük nimetlerin ve yüce sevabın kendilerine verilmesine sebeb olan katillerini orada görmektedirler. [316]

1178- İbni Mübarek ondan da Beyhaki ve başkalarının Abdurrahman b. Yezid b. Cabir'den [317] onun da Kasım b. Abdurrahman Ebu Abdurrahman'dan [318] rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:"Fadale b. Ubeyd ile beraber Rum topraklarına savaşa git­tik. Fadale o seferden başka. Rum topraklarında savaşmadı. Biz gidiyorken ordu komutanı olan Fadale hızlanarak iler­ledi. O zamanlar amirler, Allah için korumaya çalışanları dinlerlerdi. Birisi şöyle dedi:

"Ey Amir! İnsanlar bizden koptu. [319] Dur da bize yetişsin­ler." Fadale bir tepenin bulunduğu ve tepede bir kalenin olduğu düz bir ovada durdu. Bazımız durduk, bazılarımız at­larımızdan indik. Bu sırada arkamızda bıyıklı, kırmızı bir adam gördük. Onu alıp Fadale'ye götürdük. "Bu adam kale­den eman ve anlaşma olmadan indi" dedik. Fadale ona:"Durumun nedir?" diye sordu. Adam şöyle dedi:

"Dün domuz eti yedim. İçki içtim ve ailemin yanına git­tim. Ben uyuyorken iki adam yanıma geldi. Karnımı yıka­dılar. Beni iki kadınla evlendirdiler. Bu kadınların biri di­ğerini kıskanıyordu. Adamlar bana "Müslüman ol" dediler. Ben müslümanım "Adam bunu söyler söylemez, kaleden bi­ze birşey atıldı. Demir içimizden gelip onun boynuna değ­di. Fadale:

"Allahu Ekber. Az amel yaptı, çok ecir aldı. Kardeşinizin namazını kılın." dedi. Adamın cenaze namazını kıldık. Son­ra defnettik ve yolumuza devam ettik."Abdurrahman şöyle diyor:

"Kasım şöyle diyor: "Bu zikrediliyor ve ben bunu gördüm.[320]

Hadiste geçen "z'ir" kelimesi, kendisiyle atış yapılan demir manasınadır. [321]

1179- Cabir den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:"Rasulullah (s.a.v.) ile beraber Hayber savaşındaydı. Bir seriyye çıktı ve koyun otlatan birini buldular. Alıp Rasulullah'a (s.a.v,) getirdiler. Allah'ın konuşmasını istediği şeylerle, adamla konuştu. Adam şöyle dedi:

"Ben sana ve getirdiklerine iman ettim. Koyunları ne yapacağım. Onlar emanettirler. Her birinin bir veya iki koyunu içinde var." Rasulullah (s.a.v.):

"Onların yüzlerine taş at.” [322] Onlar sahiplerine gider­ler." dedi.

Adam kumdan veya topraktan bir avuç aldı ve koyunların yüzlerine attı. Koyunlar dönüp süratle sahiplerine gittiler. Sonra adam savaş saffına geldi. Ona bir ok isabet etti ve adam Öldü. Allah için bir secde bile etmemişti.Rasulullah (s.a.v.):

"Onu çadıra götürün." dedi.

Adam Rasulullah'ın (s.a.v.) çadırına götürüldü. Rasulul­lah (s.a.v.) işiti bitirince onun yanma girdi ve sonra çıktı. Şöyle buyurdu:

"Arkadaşınızın İslam'ı güzel oldu. Yanına girdiğimde yanında hurilerden olan iki hanımı vardı." [323]

Hakim ve Beyhaki Şurahbil b. Sad'dan [324] o da Cabir'den [325] rivayet etmişlerdir. Hakim "isnadı sahihtir" demiştir.

Müellif şöyle diyor:

"Bu şehidin adı "Yesar” [326] dır. Ya­hudi bir Amir'in kölesiydi. İbni Abdulberr şöyle diyor:

"Vakidi onu Yesar diye isimlendirmiştir. İbni îshak ise onu Eslam diye isimlendirmiştir." [327]

1180- Sultan Mahmud b. Zengi'nin "El içtihad fi fadlil cihad" adlı eserinde İbni Abbas'tan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) koyunlarını çağırıp [328] dönderen bir çoban gördü. Ridasını alıp kendisine sardı. Kapıda Bilal'le karşılaştı."Bu saatte bu ses nedir ey Bilal?" dedi.

Bilal çıkınca çobanın koyunlarını terkederek Rasulullah'a (s.a.v.) doğru geldiğini gördü. Adam şöyle dedi:

"Ey Muhammedi Senin gönderildiğini işittim. Ben koyunlarımı bıraktım. Onları kim koruyacak?" Rasulullah (s.a.v.):

"Allah" dedi. Adam:"Bana neyi emredersin?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Allah'tan başka ilah olmadığına, onun ortağının bulunmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmeni," buyurdu. Adam:

"Belki Rabbin beni hakir görür." dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Hayır" dedi. Adam:

"Bana bir kılıç ver" dedi. Ona bir kılıç verdi. Sonra:"Düşmanın sağ tarafına saldır." dedi. Adam o tarafa saldırdı ve öldürüldü. Rasulullah (s.a.v.) başında durarak şöyle buyurdu:

"Bu, Allahu Tealâ'mn hakkında şöyle dediği kimse­lerdendir:"İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar. İşte onlara emniyet vardır ve hidayete erenler onlardır.” [329]

Bu faziletlerden birisi de, Allah yolunda şehid olan kim­seyi peygamberler ancak peygamberlik derecesi ile geçer­ler. [330]

1181- Utbe b. Abduselma'dan -sahabeden birisiydi- ri­vayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Öldürülenler üç çeşittir. Mümin bir adam canı ve malıyla Allah yolunda mücadele eder. Taki düşmanla karşılaşır ve öldürülünceye kadar onlarla savaşır. Bu adam, Arş'ın altında Allah'ın cennetiyle göğsü genişletilen şehiddir. Peygamberler onu ancak peygamberlik de­recesi ile geçerler. Bir adamda hata ve günahlardan do­layı nefsinden korkar. Allah yolunda canı ve malıyla mücadele eder. Taki düşmanla karşılaşınca öldürulün­ceye kadar onlarla savaşır. Bu adam temizlenmiştir. Hata ve günahları silinmiştir. Kılıç hataların silicisidir. Cennetin istediği kapısından girer. Cennetin sekiz, cehen­nemin yedi kapısı vardır. Bazısı bazısından daha efdaldir. Münafık adam da canı ve malıyla mücadele eder. Ta­ki düşmanla karşılaşınca Allah yolunda öldürulünceye kadar onlarla savaşır. Bu adam ateştedir. Kılıç nifakı silemez.

[331]Ahmed iyi bir isnadla, Taberani, İbni Hibban Sahih'inde, Beyhaki Sünen'inde ve başkaları rivayet etmişlerdir. Bu rivayet İbni Hibban'ındır.Hadiste geçen "el mümtehenu" kelimesi, kalbi yarılan[332] manasınadır. Allahu Tealanın şu ayetinde de aynı manaya­dır:

“İşte onlar Allah'ın kalplerini takvaya yönelttiği ki­şilerdir.”

Yani "yardığı ve genişlettiği kimselerdir. Bir görüşe göre "denediği ve ihlaslaştırdığı" manasınadır. Şemr şöyle diyor:

"Mümtehen; temizlenmiş ve terbiye edilmiş olandır."Hadiste geçen "Mumesmisetün" kelimesi, bir görüşe göre; günahlarına keffaret edilmiş" manasınadır. Herevi "Ğaribeyn" kitabında şöyle diyor: "Mumesmisetün'ün ma­nası; temizlenmiş, günahlardan yıkanmıştır. Müs kökün­den gelmektedir. Müs ise yıkamadır." Esmai şöyle diyor:

"Masmasa inaehu" kabın içine su konulup, çalkalanınca denilir." Bu durumda mana şöyle olur: Allah yolunda öldürülme günahlardan temizler. Kabın su ile çalkalandığı gibi. "Ferike" kelimesi ise; korkmak, ürkmek manasınadır. [333]

1182- Bezzar, Beyhaki'nin "Şuab" da, İsfehani'nin "terğib" de Enes'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidler üç çeşittir. Bir adam canı ve malıyla Allah yolunda çıkar. Savaşmak ve öldürmek istemez. Sadece müslümanların çok olduğunu göstermek için gelmiştir. Bu adam eğer ölür veya öldürülürse, bütün günahları affedilir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Hurilerle evlendirilir. Keramet elbisesi giy­dirilir. Başına vakar ve ebedilik tacı konur. İkincisi ise canı ve malıyla çıkar. Sevabını Allah'tan bekler. Öldürmek ister ama öldürülmek istemez. Eğer ölür Veya öldürülürse, onun dizleri Allahu Teala'nın huzurunda ibrahim Halilurrahman'in dizleriyle aynıdır:

"Mukte­dir olan Melik'in katında Sidk makamındadır." Üçüncüsü ise; canı ve malıyla çıkar. Sevabını Allah'tan bekler. Öldürmek ve öldürülmek ister. Eğer ölür veya öldürülür ise, kıyamet gününde yalın kılıç, kılıcını boy­nuna koyarak gelir. İnsanlar dizüstü çökmüşlerdir. Bize yer açılmaz mı? Biz canımızı ve malımızı Allah için sarfettik." der."

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Nefsim elinde olana yemin ederim ki eğer bu söz İbrahim Halilurrahman (a.s.) veya peygamberlerden birine söylense, onun vacip olan hakkı olarak görür ve yolundan çekilir. Bunlar, Arş'ın altında nurdan olan minberin yanına gelir ve oraya otururlar. İnsanlar arası­na nasıl hükmedildiğine bakarlar. Ölüm üzüntüsünü görmezler. Berzahta kederlenmezler. Büyük çığlık onları korkutmaz. Onları hesap, terazi ve sırat köprüsü il­gilendirmez. İnsanlar arasında nasıl hükmedildiğine bakarlar. İstedikleri herşey onlara verilir. Bir şeye şefaat etmek istedikleri zaman şefaat ederler. Cennetten iste­dikleri şeyler onlara verilir. [334] Cennette istedikleri yerde otururlar.

[335] [336] Hadiste geçen "zehele" kelimesi Cevheri'ye göre; "çekil­di, yerinden ayrıldı" manasınadır.[337] İsfehani'nin rivayetin­de ise "zehele"yerine aynı manaya gelen "temenna" kelime­si nakledilmiştir. [338]

1183- Tirmizi, Beyhaki ve başkalarının Ömer b. Hattab'dan rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işittim:

“Şehidler dört kısımdır. İmanı iyi olan mümin bir adam düşmanla karşılaşır. Öldürülünceye kadar Al­lah'ı tasdik eder. Bu adam, kıyamet gününde insanların gözlerini kaldırıp baktıkları kişidir.”

Başını kaldırdı taki başındaki başlığı düştü. Bilmiyo­rum Ömer'in başlığını mı, yoksa Rasulullah'ın başlığını mı kastetti. Şöyle dedi:

İmanı iyi olan bir adam düşmanla karşılaşır. Sanki korkudan dolayı tenine bir dikenle vurulur. Serseri bir ok ona isabet eder ve öldürülür. Bu ikinci derecededir. Mümin bir adam salih amelle kötü ameli birbirine katar. Düşmanla karşılaştığında, öldürülünceye kadar Allah'ı tasdik eder. Bu üçüncü derecededir. Mümin bir adam­da nefsine zulmeder. Düşmanla karşılaştığında, öldü­rülünceye kadar Allah'ı tasdik eder. Bu da dördüncü derecededir. [339] Hadiste geçen "Kalansut" kelimesi başa giyilen başlık manasınadır. [340]

Hadiste geçen "Talhun" kelimesi ise dikeni olan bir ağaçtır. [341] "Cubn" ise cesaretin tersi olan korku manasınadır. [342]" Sehmun Garibun" ise, kimin attığı ve nereden geldiği bilinmeyen yoktur.Bu faziletlerden birisi de, Allahu Teala şehidi hurilerle evlendirir. Bununla ilgili birçok hadis yukarıda geçti. [343]

1184- Taberani'nin Cafer b. Zübeyr [344] yoluyla -Hadisi terk edilen birisidir- Kasım'dan, onun da Ebu Umame'den rivayet etiğne göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehidin yere düşen ilk kan damlasıyla günahları affedilir. İkincisi ile kendisine iman elbiseleri giydirilir. Üçüncüsü damla ile hurilerle evlendirilir.[345]

1185-  Beyhaki'nin "Şuab'da" Hasen bir isnadla İbni Ömer'den rivayet ettiğine göre Peygamber bir bedevinin çadırın yanından geçti. Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla savaşa gidiyordu. Bedevi çadırın bir köşesini kaldırdı ve, "Bunlar kim?" dedi. "Rasulullah ve ashabı savaşa gidiyorlar." de­nildi. Bedevi:

"Dünyalık bir şey elde ediyorlar mı?" dedi. Ona:

 "Evet. Ganimet alıyorlar. Sonra müslümanlar arasında paylaştırılıyor." denildi. Bedevi genç devesinin yanına giderek onun yularını çözdü. Devesiyle Rasulullah'a (s.a.v.) yaklaşmaya çalışıyordu. Sahabeler de onun devesini Rasululah'tan (s.a.v.) uzak tutmaya çalışıyordu. Rasulullah (s.a.v.):

"Onu bana bırakın. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, o cennet meliklerindendir."

Düşmanla karşılaştılar. Bedevi şehid edildi. Bu Peygamber'e bildirilince, onun yanına gelip başında sevinçle dur­du. Sonra ondan yüzünü çevirdi. Biz:

"Ya Rasulallah! Seni sevinçle gülerken gördük. Sonra on­dan yüzünü çevirdin." dedik. Şöyle buyurdu:

"Görmüş olduğunuz sevincim, onun ruhunun Allah katındaki değerini görmemdendir. Ondan yüzümü çe­virmem ise, şimdi onun hurilerden olan hanımı, onun başında duruyor."

[346]Hadiste geçen "Bekr" kelimesi, genç deve manasınadır. [347]

1186- "Şifa'us-Sudur"un sahibinin Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şehide cennetten en güzel cesed getirilir. Ruhuna em­redilir ve ruhu o cesede girer. O cesedine bakar. Nasıl gönderildiğine, ne yapıldığına, kimin onun için üzülüp kimin üzülmediğine bakar. Konuşur ve onların ken­disini duyduklarım görür. Sonra hurilerden olan hanım­ları gelir ve onu götürürler. [348] Müellif şöyle diyor: Bu hadisi İbni Mübarek Hayyan b. Cebeî'den, o da Peygamber'den (s.a.v.) benzer şekilde ri­vayet etmiştir. Ayrıca isimlendirilmeyen bir raviden, o da Abdurrahman b. Ziyad b. En'am'dan, o da Hayyan'dan ri­vayet etmiştir. [349]

1187- Yine Ebu Derda'dan ğarib bir hadis rivayet et­mektedir. Şöyle diyor:

"Bana ulaştığına göre Rasululah (s.a.v.) yahudi olan Alkame'nin yanından geçti. Alkame güzel bir gençti. Rasulullah (s.a.v.) ona:

"Ey Alkame! Eğer sen güzelliğinle beraber müslüman da olsaydın, senin işin tamam olurdu. Güzel suretinin üzerine ateşten korunmuyor musun?" dedi. Alkame:"

Ya Rasulallah! Müslüman olursam benim için ne vardır?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Seni yetmiş huri ile evlendiririm." dedi. Alkame:

"Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir." dedi. Rasulullah (s.a.v.) savaşa çıktı. Alkame de onunla beraber çıktı. Öldürülünceye kadar onun önünde savaştı. Ra­sulullah (s.a.v.) Ebubekir ve Ömer'e:

"Kumaştan bana bir çadır kurun." Sonra:

 "Kimse yanıma girmesin."Dedi ve kendisi çadıra girdi. Üzerinde cübbesi vardı. Ebubekir ve Ömer atın gürültüsü gibi bir gürültü işittiler. Ömer kalktı ve kılıcını aldı. Ebubekir ona:"Dur ey Ömer! Rasululah (s.a.v.) yanına kimsenin girme­sini yasakladı." dedi. Sonra Rasulullah (s.a.v.) çadırdan çıktığında, cübbesinin düğmeleri kopmuştu. Arkadanda yır­tılmıştı. Şöyle dedi:

“Bir şey işittiniz mi?"

Ömer:

"Evet ya Rasulallah! Atın gürültüsü gibi bir gürültü işit­tik. Ben kılıcımı aldım. Düşmanın sana geldiğini sandık. Fakat Ebubekir bırakmadı." dedi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

"İşittiğin o ses, ona yetmiş tane huriyi seçene kadar huriler benimle dövüştü. Bu onun sesiydi. Onlar da be­nim cübbemi yırttılar. [350] Huriler, yaralı bayıldığı zaman, Allahu Teala'nın ona şe­hadet hediyesini verdiğini ona müjdelemek için ona görünür­ler.

İbni Mübarek'in Abdurrahman el-Mısri'den [351] onun da Abdulkerim b. Haris el-Hadrami'den, onun da Ebu İdris'ten rivayet ettiği olay bu konudadır. Şöyle diyor:

"Medine ehlinden kendisine ziyad denilen birisi yanımıza geldi. Rum topraklarındaki "sakaliye" de savaşıyorduk. Şehri kuşattık. Biz üç kişi anlaşıyorduk. Ben, Ziyad ve Me­dine'den başka bir arkadaş. Bir gün kuşatma devam ederken üçüncü arkadaşımızı, yemek getirmesi için gön­derdik. O sırada düşman mancınığının attıklarından biri Ziyad'a yakın yere düştü. Onu yaralamıştı. [352] Ziyad'm dizine isabet etmişti. Bayıldı. Ben onu çektim. Arkadaşım dönünce onu da çağırdım. Onu ok ve mancınığın kavuş­mayacağı bir yere götürdük. Günün başından beri bekli­yorduk. Hiç hareket etmiyordu. Sonra gülünce canlı olduğunu anladık. Sonra sakinleşti. Sonra da gözyaşları akıncaya kadar ağladı. Sonra tekrar sakinleşti. Sonra tekrar güldü, sonra ağladı. Sonra bir saat durdu, gözlerini açtı ve kalkıp oturdu. Şöyle dedi:

"Burada bana ne oluyor." Biz:

"Başına gelenleri bilmiyor musun?" dedik

Hayır" dedi.

"Mancınığın yanma düştüğünü hatırlıyor musun?" dedik.

"Evet" dedi. Biz:

"Mancınık sana isabet edince, sen bayıldın. Senin şöyle şöyle yaptığını gördük." dedik.

Şöyle dedi:

"Evet size anlatayım. Yakut veya zebercedden olan bir odaya götürüldüm. Oradanda üstü üste konulmuş sergilerin olduğu yere götürüldüm. Orada yastıklardan bir sofra var­dı. Serginin üzerinde düzgün şekilde oturduğumda, sağ ta­rafımdan zil sesinin[353] geldiğini duydum. Bir kadın çıktı. Bil­miyorum o mu daha güzeldi, elbiselerimi, yoksa süslerimi? Sofranın bir kenarına oturdu ve bana dönerek hoşgeldin ve merhaba etti. Sonra şöyle dedi: "Allah'tan bir şey istemeyen kaba adama merhaba. Biz falan gibi değiliz -yani hanımı- ka­dın hanımımı zikredince ben de hanımımı hatırladım. Kadın güldü ve gelip sağıma oturdu. Ben:

"Sen kimsin?" dedim.

"Ben senin genç ve güzel hanımınım." dedi. Ben elimi ona uzatınca:

"Acele etme. Sen öğle vakti bize geleceksin" dedi. Ben de ağladım.

O sözünü bitirince solumda bir ses işittim. Önceki gibi iknci bir kadın geldi. -Aynı özellikleri onun içinde saydı- Arkadaşının yaptığı gibi o da yaptı. Kadın konuşunca ben güldüm. O da gelip soluma oturdu. Ona da elimi uzatınca:

"Acele etme. Öğle vakti bize geleceksin" dedi. Ben de ağladım. Bizimle oturmuş, konuşuyordu. Müezzin Öğle ezanını okumaya başlayınca düştü ve öldü. [354] Hadiste geçen "Hud" kelimesi, genç ve güzel kadın ma­nasınadır. [355] Müellif şöyle diyor:

"Bu ve benzeri hikayeler, Allah yolunda yaralanan kimsenin, yaralanma acısını çekmeye­ceğine delalet etmektedir. Öldürülen kimsede, ölüm acısını görmez. Yirmi ikinci bölümde bu konudaki açıklamalar geçti. [356]

 

Fasıl

 

Huriler bazı mücahidlere, gününü sarfedip şehidlerden ol­ması için uyanıken de görünürler. İbni Mübarek'in Mutrif ten onun da Ebu Hazim'den, onun da Abdurrahman b. Yezid b. Muaviye'den [357] rivayet et­tiğine göre şöyle diyor:

Biz Rum topraklarında gidîyorken bir adam şöyle dedi:

"Ebu Hazime üzüm bağında bir arkadaşımızın gördük­lerini anlat." Adam da Abdurrahman'a:"Sen anlat. Benim duyduğumu sen de duydun." dedi. Abdurrahman b, Yezid şöyle dedi:

"Bir bağın yanından geçiyorduk. Arkadaşımıza: "Bu yemek tepsisini [358] al ve bu üzümden doldur" dedik. Sonra konak yerinde bize kavuştu. Adam bağa girinci al­tından bir köşkün üzerinde oturan bir huri görür. Gözlerini ondan kaçırır ve bağ tarafına bakar. Ancak orada da onun gibi birisini görür. Gözlerini ondan da kaçırır. Kadın şöyle der: "Bak. Sana bakma helal olmuştur. Ben ve az önce bak­tığın kadın, senin hurilerden olan hanımlarınız. Sen bize şu gün geleceksin" dedi. Adam yanımıza geldiğinde hiçbir şey getirmemişti.

Biz: "Sana ne oldu? Korktun mu?" dedik, üzerinde ayrıldığı­mız zamanki halinden başka bir hal vardı. Yüzü nurlanmış, hali güzelleşmişti.

Ona:

"Seni bundan alıkoyan nedir?" diye sorduk. Bizden sak­lamaya çalıştı. Onu sıkıştırınca şöyle dedi:

"Bağa girince..." -olayı anlattı-. Bilmiyorum bu anlatımı daha hızlı oldu, yoksa düşmana saldırı mı daha hızlıydı. Birisine atlarımızı tutmasını söyledik. Atımıza eğer vur­duk. O atına bindi, biz de bindik. Şehadete ulaşmayı ümit ediyorduk. O bizden önce gidiyordu. O gün askerler arasın­da ilk şehid edilen müslümandı.[359] Rüyada görülen hurilerin hikayeleri ise sayılamayacak kadar çoktur. Sabit el-Benani'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Ben Enes b. Malik'in yanında iken, Ebubekir [360] denilen oğlu savaştan dönüp yanına geldi. Enes durumunu sorunca şöyle dedi:

"Sana falan arkadaşımızın haberini söylemedim mi?" Biz bu savaşa giderken birden bağırdı ve şöyle dedi:

"Vah ehlim! Vah ehlim!" Biz de ona doğru bağırdık. Birilerinin ona saldırdığını zannettik. Ona:

"Sana ne oldu?" dedik. Şöyle dedi:

"Ben kendi kendime, şehid oluncaya kadar evlenmeyeyim de Allahu Teala beni hurilerle evlendirsin diyordum. Şehadet gelişi uzayınca bu savaş sırasında şöyle dedim:

 "Eğer bun­dan dönersem, evleneceğim diyen sen misin?" Ben:

"Evet" dedim. Adam:

"Allah seni Ayna' ile evlendirdi." dedi.Beni alıp yeşil bir bahçeye götürdü içi yeşilliklerle doluy­du. Bahçede on tane cariye vardı. Her birinin elinde yaptığı bir işi vardı. Ben onların güzelliğinde hiç kimse görmedim.

"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.

"Biz onun hizmetçileriyiz. O ileridedir." dediler.

Ben iler­ledim. Daha yeşil bir bahçeye girdim. İçinde yirmi tane ca­riye vardı ki, öncekiler onların yanında birşey değillerdi. Ben"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.

"Biz onun hizmetçileriyiz. O ileridedir" dediler.

 İlerle­dim, Birinci ve ikinci bahçeden daha yeşil ve güzel bir bah­çeye girdim. İçinde kırk tane cariye vardı ki, önceki on ve yirmi tane cariye güzellik ve zerafette onların yanında bir­şey değillerdi. Ben:"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.

"Biz onun hizmetçileriyiz. O ileridedir" dediler.

İlerle­dim. İçi yakut olan bir odaya girdim içeride bir köşk vardı üzerinde bir kadın oturuyordu. Köşke yaslanmıştı. Ben:

“Ayna' sen misin?" dedim.

"Evet. Merhaba" dedi.

 Ben yanına gittim ve elimi onun üzerine koydum. Şöyle dedi:

"Dur. Daha sende biraz ruh var. Fakat bu gece yanımız­da yemek yiyeceksin."

 Uyandım.Ebubekir b. Enes şöyle dedi:

"O sözünü bitirmişti ki bir kişi şöyle bağırdı:"Ey Allah'ın atlıları! Bininiz." Atlara bindik. Düşman saf bağlamıştı. Ben adama ve güneşe bakıyor, onun sözlerini hatırlıyordum. Bilmiyorum onun başımı üstü, yoksa güneş mi düştü." Bu hikayeyi İmam Fahreddin Ebu Mansur Abdurrahman b. Muhammed b. Hibetullah[361] "Cihad ayet­lerinin tevili" [362] adlı kitabında isnadsız olarak zikretmektedir.İbni Asakir de İshak b. binti Davud b. Ebi Hind'den [363] oda Abbad b. Raşid'den [364] o da Sabit'ten nakletmiştir. İbni Asakir ve başkalarının Cafer b. Süleyman'dan, onunda Ebu Galib'ten naklettiğine göre şöyle diyor:

"Biz "saifede" idik. Ben genç bir arkadaşım ve başka bi­ri bekçilerin bekçisiydik. Cafer şöyle dedi:

"Ebu Galibe, "Bekçilerin bekçisi ne demektir?" dedim. Şöyle dedi:

"Bekçilerin dışında bekçiliktir. Düşman tarafında olup da­ha korkulu yerdir. Diğer adam bana,

"Genç arkadaşım bizden daha küçük ve daha keskin ba­kışlıdır." dedi. Ben arkadaşıma:"Atın senden ve ondan daha keskin bakışlıdır. Kulakla­rım diktiğini gördüğün zaman o mutlaka birşey görmüştür. Ondan in." dedim. Arkadaşım atından indi. Onu bir ağaca bağladı. Başını yere koyup yattı.Arkadaşım uyuklarken onun yanından geçtik. Uyandı ve şöyle diyordu:

"Ailem! Aile" Bütün söylediği buydu. Biz:Allah sana rahmet eylesin. Sana ne oldu?" dedik.

 Bize cevap vermedi. Ben ve diğer arkadaşım istirca ("inna lillah ve inna ileyhi raciun" demektir.) ettik. Seher vaktinin so­nuna kadar arkadaşım bu şekilde kaldı. Sonunda zihni ye­rine geldi. Bizimle konuştu.

 Biz:

"Allah sana rahmet eylesin. Ne oldu?" dedik. Şöyle de­di:

"Evet. Rüyamda bir adam bana geldi. Hadi gidelim" de­di. Ben:

"Nereye?" dedim.

"Siyah gözlü hanımının yanına" dedi. Birlikte çıktı. Önümüzde iki tane cariye ile karşılaştık. Onların elbisesinden daha güzel elbise, süslerinden daha gü­zel süs, kokularından daha güzel koku görmedim. Ben:

"Ayna' sizin aranızda mı?" dedim.

"Hayır biz onun hizmetçileriyiz." dediler.

 Birlikte ilerdik. Dört tane cariye ile karşılaştık. Bu dördü diğer ikisin­den daha güzel idiler. Onların elbisesi, süsü ve kokusundan daha güzellerini kesinlikle görmedim. "Ayna' aranızda mı?" dedim.

"Hayır. Biz onun hizmetçileriyiz." dediler. Birlikte iler­ledik. Bu defa sekiz tane cariye ile karşılaştık. Bunlar diğer dört ve iki taneden daha güzellerdi. Elbiseleri, süsleri ve ko­kuları onlardan daha güzeldi. "Ayna' aramda mı?" dedim."Hayır. Biz onun hizmetçileriyiz." dediler. Birlikte ilerle­dik. Onaltı tane cariye ile karşılaştık. Bu on altı tanesi diğer sekizinden, elbise süs [365] ve koku [366] olarak daha güzellerdi. "Ayna' aranızda mı?" dedim. "Hayır. Biz onun hizmetçilerindeniz" dediler. Birlikte ilerledik. Bu sefer otuz iki tane cariye ile karşı­laştık. Bunlar diğer on altısından elbise, süs, koku ve yüz ola­rak daha güzellerdi. Ayna' aranızda mı?" dedim.

"Hayır. Biz onun hizmetçilerindeniz" dediler. [367] Böyle­ce kesintisiz dörtyüze kadar ulaştık.Arkadaşım yürüdü. Ben de beraber yürüdüm. Bir çadırın perdesini kaldırdı. İçeri girdi. Ben de girdim. İçeride büyük bir köşkün üzerinde yaslanmış bir kadm vardı. Onun köşkün üzerindeki sağrıları dünyadaki kadmlarınkine benzemiyor­du. Kadın güzelliğiyle bana üstün geldi ve kalbimi doldur­du.

Bana:"Merhaba! Merhaba! onu yaklaştır, onu yaklaştır, onu yaklaştır"

dedi. Ona yaklaştım ve onun yanına, köşke otur­dum."Sen kimsin?" dedim.

"Senin hanımın Ayna'yım" dedi. Benimle konuşup gül­meye başladı. Benim kalbim, ondan kurtulup gitmeye baş­ladı. Sonunda elimi şehvetle ona doğru uzattım."

 Şöyle de­di. [368]

"Elime şöyle vurup kendisinden uzaklaştırdı. Tebessüm ederek şöyle dedi:

"Yarın oruç tut. Sonra inşaallah bizim yanımızda iftar edersin.

"Ebu Ğalib şöyle diyor:

 "Bunları işitince kendi kendime şöyle dedim:

"Gencin rüyası eğer doğru ise, yarın öldürülecektir." Genç gözleri havada olarak sabahladı. Kalbinin gittiği bel­li oluyordu. Onun yanından ayrılmadım. Şöyle dedim:

"Durumun ne olacağına bakmak için bugün ondan ayrıl­mayacağım." O kalkınca ben de kalkıyordum. Oturunca ben de oturuyordum. Helaya gittiğinde bir şeyi kaçırma korkusundan dolayı ben de gidiyordum.İkindi olana kadar veya ikindi ezanı okunana kadar böy­le devam etti. Herkes atına bindi. Genç atını eğerledi. Ben­de onunla beraber eğerledim. Sonunda düşmanla karşılaştık.

 Genç eğilip bükülmeden düşmana saldırdı. Ben de onunla beraber saldırdım. O vurdu, ben de vurdum. Düşman içeri­sinde ilerlemeye başladı. Öyle bir yere geldiki, vallahi ora­ya girmeye benim gücüm yetmedi. Onu çembere aldılar ve öldürülünceye kadar kılıçlarıyla ona vurdular."

Cafer şöy­le dedi:

"Ebu Ğalib'e şöyle dedim: "Sen bakıyor muydun?"

"Ben de bakıyordum." dedi."

[369]"Vaaz ve Rakaik" kitabının sahibinin Abdulvahid b. Zeyd'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Birgün biz meclisimizde otururken savaşa çıkmağa ha­zırlandık. Arkadaşlarıma iki ayetin okunması için hazır­lanmalarını emrettim. Meclisimizde bir adam:

"Şüphesiz ki Allah müminlerden canlarını ve malla­rını cennet karşılığında satın almıştır."  [370]

Bir genç -onbeş veya ona benzer yaştaydı. Babası ölmüş ve ona çokça miras bırakmıştı.-:

"EyAbdulvahid!:

"Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır" mı? [371]

dedi. Ben:

"Evet canım" dedim. Şöyle dedi:

"Sen şahid ol ki ben canımı ve malımı cennet karşılığın­da sattım." Ben:

"Kılıç yarışı şiddetlidir. Sen çocuksun. Senin sabredememenden ve aciz kalmandan korkuyorum." dedim. Genç:

"Ey Abdulvahid! Allah cenneti satar da, ben aciz mi ka­lırım? Ben Allah'ı şahid tutuyorum ki, ben onunla alışveriş­te bulundum."Abdulvahid şöyle diyor:

"Nefislerimiz bize çok kötü geldi. Bir çocuk akıl ediyorda, biz akıl edemiyoruz" dedik. Genç bütün malının içinden çıktı. Silahı atı ve nafakamı hariç hepsini dağıttı. Çıkış gü­nü gelince ilk hazırlanıp gelen o oldu. Şöyle dedi:

"Esselamu aleyküm ey Abdulvahid" Ben:

"Ve aleyküm selam. Alışveriş kar etti." dedim.

Sonra yo­la çıktık. O da bizimle bareberdi. Gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyordu. Bize hizmet ediyor, hayvanları­mıza bakıyordu. Uyuduğumuzda bize bekçilik yapıyordu. Rum topraklarına gelinceye kadar böyle devam etti. Bu şe­kilde devam ederken birden şöyle bağırmaya başladı:

"Vah benim razı olunan Ayna'ya olar. şevkimi" Arkadaş­lar:"Belki çocuğa vesvese gelmiştir. Aklı karışmıştır." de­diler. Ben:

"Ey canım! O razı olunan Ayna' nedir?" dedim. Şöyle de­di:

"Biraz uyudum. Rüyamda sanki birisi bana geldi. Bana:

"Razı olunmuş Ayna'ya git" dedi.

Beni bir bahçeye gö­türdü. Bahçede suyu bozuk olmayan bir nehir vardı. Nehrin kenarında üzerlerindeki süs ve elbiseleri tarif edemeyeceğim cariyeler vardı. Beni görgünce benimle müjdeleştiler.

 Şöy­le dediler:

Bu razı olunmuş Ayna'nın kocasıdır." Ben:

"Allah'ın selamı üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim.

"Hayır. Biz onun hizmetçileri ve cariyeleriyiz. O ileride­dir." dediler.

 Öne doğru ilerledim içerisinde tadı değişme­miş sütten bir nehrin bulunduğu bir bahçeye girdim. Her tür­lü süs vardı. Nehrin kenarında cariyeler vardı. Onları görür görmez onların güzelliğine vuruldum. Beni görünce benimle müjdeleştiler. Bu vallahi razı olunmuş Ayna'nın kocasıdır" dediler. Ben:

"Allah'ın selamı üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Allah'ın selamı senin de üzerine olsun. Ey Allah'ın velisi! Biz onun hizmetçileri ve cariyeleriyiz. îlerle o önün­dedir." dediler.

Ben ilerledim. Şaraptan bir nehir gördüm. Et­rafında cariyeler vardı. Onlar bana geçirdiğim şeyleri unut­turdular. Ben:

"Allah'ın selamı üzerinize olsun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Hayır. Biz onun hizmetçileri ve cariyeleriyiz. O ileride­dir." dediler.

Ben ilerledim. Süzülmüş baldan bir nehir gördüm. Kenannda üzerlerindeki nur ve güzellikle arkamdakileri unuttu­ran cariyeler vardı. Ben:

"Allah'ın selamı üzerinize oisun. Razı olunmuş Ayna' aranızda mı?" dedim."Allah'ın selamı senin de üzerine olsun. Ey Allah'ın velisi! Biz onun hizmetçileri ve cariyeleriyiz. O ileridedir." Ben ilerledim. Beyaz inciden bir çadıra ulaştım. Çadırın ka­pısında bir cariye vardı ki üzerindeki elbise ve süsleri anla­tamam. Cariye beni görünce müjdeledi ve içeride bulunana seslendi.

"Ey razı olunmuş Ayna'! Kocan geldi."

 Çadıra yaklaştım. İçeriye girdiğimde Ayna' inci ve ya­kutlarla süslenmiş, altından bir köşkün üzerinde oturuyor­du. Onu görür görmez ona tutuldum. O şöyle diyordu:

"Sana merhaba Ey Rahman'ın velisi! Yanımıza gelmen yaklaştı."

 Ben onu kucaklamak için ilerledim. Şöyle dedi:

"Yavaş ol. Beni kucaklamanın vakti gelmedi. Çünkü sende hala hayat ruhu var. Bu gece inşaallah yanımızda iftar edeceksin."

Uyandım ey Abdulvahid ve ona sabredemi­yorum:

"Abdulvahid şöyle diyor: "Konuşmamız bir düşman bö­lüğünün üzerimize çıkıp gelmesine kadar sürdü. Genç sal­dırıya geçti. Düşmandan dokuz kişiyi öldürdüğünü saydım.. Onuncusu kendisi oldu. -Allah ona rahmet eylesin- yanına gittim. Kanının içinde kalmıştı. Ağzı kan dolmuştu. Ölün­ceye kadar güldü." [372]

"Şifaus-Sudur" kitabının sahibi şöyle diyor:

"Abdulmelik'in Abdulhamid b. Behram'dan, onun da Şehr b. Havşeb'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor

:"Biz bir savaştaydık. Ben uykudan uyanınca bir adamın şiddetli bir şekilde ağladığını gördüm. Şöyle diyordu:

"Ey Ailem! Ey Ailem!" Yanına gittim ve:"Ey Allah'ın kulu yarın dönersin. Allah'tan kork ve sab­ret" dedim. Şöyle dedi:

"Ben dünyada ayrıldığım ailem için ağlamıyorum. Fakat az önce rüyamda bana şöyle denildi:

"Hanımın Ayna'nın yanına git."

 Birlikte çıktık. Bir ye­re geldik ki orası gibisini görmedim. Ben cariyeler gördüm ki onların güzelliğinde, elbiselerinin güzelliğinde başkası­nı kesinlikle görmedim. Onlara selam verdim. Selamımı al­dılar.

"Ayna' aranızda mı?" dedim. Onlar:

"Hayır. Biz onun hizmetçileriyiz. O ileridedir." dedi­ler. İlerledim. Bir yere geldim ki birincisinden daha güzel­di. Öncekilerden daha güzel cariyeler gördüm. Selam ver­dim. Selamımı aldılar."Ayna' aranızda mı?" dedim. Onlar:

"Hayır. Biz onun hizmetçilerindeniz. O bu incinin için­dedir." dediler. Oraya gittiğimde kırmızı yakuttan olan bir köşkün üzerinde bir kadın oturuyordu. Kalçaları köşkün dışına taşıyordu. Ona selam verdim. Selamımı aldı. Yanına oturdum. O benimle, ben onunla konuştum. Sonra ona hediye vermek için gittim. Ona bir bilezik çıkardım ki maşallahı vardı. Şöyle dedi:

"Sen gelecek gece yanımızda geceleyeceğine bize Allah adına söz vermeden bizden ayrılamazsın." Ona bu konuda söz verdim. Sonra uyandım. Onun için ağlıyorum."

Sonra ağ­lamasına devam etti. Atlılara çağrı geldi. İnsanlar atlarına ve silahlarına koştular. Bu adam o zaman ilk Öldürülen adam oldu." Şehr b. Havşeb şöyle diyor:

"Ben şehadet ediyorum ki o Ayna'nın yanında gecele­di."

[373]Müellif şöyle diyor:

"Bu hikayelerin hepsinde Ayna' kelimesi zikredilmektedir. Ayna'; Cennetin kadınlarından, hurilerden biridir. Çenet kadınlarınnı hepsine huri denilir. Aynı şekilde Ayna'da denilir. Huri [374] gözünün beyazı çok be­yaz, siyahı çok siyah olandır. Ayna' [375] ise gözleri büyük olandır. Ayna'lar cennette erkeklerden daha çoktur. Sahihi Buharı ve Müslim'de rivayet edildiğine göre, cennette be­kar kimse yoktur. Şehidin yetmiş iki tane huri ile evlenece­ği sabittir. Bir hadiste şöyle diyor:

"Cennet ehlinden olan bir adam beşyüz huri ile evlen­dirilir.

"Beyhaki "Şua'b" da rivayet etmiştir. [376]

 Allahu Teala kitabında hurileri şu şekilde vasıflandırıyor

"Sanki onlar yakut ve mercandırlar." [377]

Başa bir ayette:

 "İri gözlü huriler saklı saklı inciler gibidirler.” [378]

Buyuruyor. Başka ayetlerde de özellikleri sayılmaktadır. Rasulullah'ın (s.a.v.) cennet kadınlarını anlatan hadisleri ise çoktur. Düşünenlerin akıllarını başlarından alır. [379]

1188- Sahih'i Buhari ve Müslim'de rivayet edildiğine gö­re:

"Cennete ilk girecek olanlar dolunay şeklinde ola­caklardır. Onlardan sonrakiler ise gökte ışık saçan yıl­dız şeklinde olacaklardır. Her birisi için iki hanım var­dır ki, onların dizlerindeki kemik etin altında görülecek­tir. Cennette de bekar kimse olmayacaktır.” [380]

1189- Yine Sahih'i Buhari ve Müslim'de Enes'ten riva­yet edildiğine göre şöyle diyor:

"Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri yeryüzüne ge­lecek olsaydı, yer ile gök arasını kokusuyla doldurur, ikisinin arasını aydınlatırdı. Başının üzerindeki örtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.

[381]Hadiste geçen "Nasif' kelimesi "peçe örtüsü" manasına­dır. [382]

1190- Tirmizi ve İbni Hibban'ın îbni Mesud'dan rivayet ettiklerine göre Rasululiah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cennet ehlininin kadınlardan birinin dizini beyaz­lığı yetmiş elbisenin altından görülür. Öyleki dizindeki kemiği görülür. Bunun için Allahu Teala: "Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler”. [383]

buyuruyor.Müslim Cennet ve nimet ehlinin sıfatlan bölümü: 4/2178, No: 2834'de rivayet etmiştir.Tirmizi Cennetin sıfatları bölümü: 4/677, No: 2535'de Ebi Sad'dan rivayet etmiştir. [384]

1191- Bezzar ve Taberani'nin Said b. Hizyem'den [385] ri­vayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işittim:

"Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri yeryüzüne gelseydi, yeryüzünü misk kokusuyla doldurur, güneş ve ayın ışığını kaybederdi." [386]

1192- Taberani'nin Enes'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Cebrail (a.s.) bana şöyle dedi:

"Adam hurilerin yanına girince, onu musafaha ve kucaklama ile karşılaşırlar.”

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Hangi parmaklarla ona verirler. Eğer onların bazı parmakları veya uçları görünce, onların ışığı güneş ve ayın ışığını kaybederler. Eğer onların saçlarının kemevi ortaya çıksa, doğu ile batının arısını güzel kokusuyla doldurur." [387]

O hanımıyla yastığına yaslanmışken birden başlarının üzerinde bir nur ışık verir. Allahu Telanın kullarının yanı­na teşrif ettiğini zanneder. Oysaki huri onu çağırmaktadır:

"Ey Allah'ın velisi! Bizim için sende bir nasibimiz yok mu?"O:

"Sen kimsin?" der. Huri:

"Ben Allahu Tealanın şöyle dediği kimselerdenim.

"Katımızda daha fazlasıda vardır.”  [388]

Onun tarafında döner. Birde bakarki ondaki güzellik ve kamal Öncelerinde yoktur."Onunla yastığına yaslamişken başka bir huri ona hitap eder:

"Ey Allah'ın velisi! Bizim sende nasibimiz yok mu?" O:

"Sen kimsin?" der. Huri:

"Ben Allahu Tealanın şöyle dediği kimselerdenim:

"Hiç bir nefis kendileri için saklanan göz aydınlatıcı ve yaptıkları amellerin karşılığı olan şeyleri bilmez." [389]

Bu şekilde bir hanımdan diğerinin yanına döner durur." [390]

1193- Ahmed'in, İbni Hibban'ın Sahih'inde, Beyhaki'nin Haşr bölümünde Ebu Said el.Hudri'den rivayet ettik­lerine göre Rasulullah (s.a.v.) Allahu Tealanın:

"Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.

"Ayeti hakkında şöyle buyuruyor:

"Kişi onun çenesinden kendi yüzüne bakar. Onun çenesi aynadan daha nettir. Onun üzerindeki bir inci yaklaştırılsa, doğu ila batının arasını ışıkla aydınlatır. Onun üzerinde yetmiş tane elbise vardır. Kişi onların üzerinden gözleriyle bakar ve onların üzerinden dizinin kemiğini görür. [391]

1194- Ebu Ya'la'nın ve Beyhaki'nin Haşr bölümünün so­nunda Ebu Hureyre'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Beni hak ile gönderene yemin ederim ki siz dünya­daki hanımlarınız ve meskenlerinizle cennet ehlinin hanımları ve meskenlerini bilemezsiniz. Onlardan biri Allah'ın yarattığı yetmiş iki tane hanımın yanına girer. Ademoğullarından da Allah'ın dünyada yaptığı ibadete karşılık olarak onun için yarattığı iki hanım alır. O ikisinden birisinin yanına yakuttan bir odada incilerle süs­lenmiş altından bir köşkün üzerindeyken girer. O köşkün üzerinde yetmiş çift ipek ve atlas vardır. Elini onun omuzlarının arasına koyar. Sonra onun göğsünden elbi­selerinin, derisinin ve etinin arkasından eline bakar. Onun dizindeki kemiğe bakar ve görür. Birinizin ya­kut bir sandıktaki ipe dışarıdan baktığı gibi. Onun ciğe­ri hanımına, hanımının ciğeri ona ayna olur." [392]

1194a- İbni ebi Dünya'nın "Cennetin sıfatlan" kitabın­da Ebu Abbas'tan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:Tirmizi Cennetin sıfatları bölümü: 4/676, No: 2533'de İbni Mes'ud'dan rivayet etmiştir.Hadîsin bir parçası: 4/695, No: 2562'de, Ebu Said eI,Hudri4den riva­yet edilmiştir.Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis ğarib'dir. Sadece Reşideyn hadisiyle biliyoruz."Terğib ve Terhim: 4/534'de rivayet etmiştir.Munziri şöyle diyor:

"Ahmed ve İbni Hibban Sahih'inde rivayet etmiştir."Beyhakİ İbni Hibban'ın isnadı ile Şa'b'da rivayet etmiştir.

"Eğer hurilerden biri avucunu yer ile gök arasına çıkara­cak olsa, bütün mahlukat onun güzelliğine aşık olurdu. Eğer örtüsünü çıkaracak olsaydı, güneş onun güzelliğinin ya­nında, güneşin karşısındaki bir çıra gibi kalırdı. Eğer yüzü­nü çıkarsaydı yer göğün arasını aydınlatırdı." [393]

1194b- Yine ondan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

 "Eğer cennet ehlinin kadınlarından biri yedi denize tükürseydi, bu denizler baldan daha tatlı olurdu. [394]

1194c- Yine ondan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Birgün Ka'b ile beraber ötüyorduk. Şöyle dedi:

 "Eğer hurilerden birinin eli gökyüzünde görünse, onun beyazlığı ve yüzükleri güneşin dünyayı aydınlattığı gibi yeryüzünü aydınlatırdı." Sonra şöyle dedi:

"Sadece eli dedim. Yüzünün beyazlığı, güzelliği, tacı, ya­kutları ve incileri görünseydi nasıl olurdu.[395]

1195- İbni Hibban'ın Sahih'inde Ebu Said'den rivayet et­tiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

Cennette bir adam bir tarafa dönmeden yetmiş se­ne yaslanarak durur. Sonra ona bir kadın gelir. Onun omuzuna vurur. Adam onun çenesine bakar, çenesinden aynadan daha net olarak kendisini görür. Onun üze­rindeki incilerden en küçüğü doğu ile batı arasını aydın­latır. Kadın ona selam verir. Adam selamını alır. Adam ona kim olduğunu sorar. Kadın:"Ben fazla olanlardanım" der. Kadının üzerinde yet­miş tane elbise vardır. En yakın olanı Tuba[396] ağacindaki kan gibidir. Adam gözleriyle onun dizindeki kemiği gö­rünceye kadar dikkatle bakar. Kadının üzerinde bir tac vardır. Ondaki en ufak inci doğu ile batı arasını aydın­latır.” [397]

İbni Hibban şöyle diyor:

"Sikalardan uydurma hadisler rivayet etmiş­tir. Ali b. Yezid'den rivayet etitği zaman, istediklerini katarak rivayet ed­er. Bir İsnad'da Ubeydullah b. Zahr, Ali b. Yezid, Kasım Ebu Abdurrahman bir araya gelmiş ise, bu rivayet onların kendilerinin uydurdukları­dır." Bunlardan sadece Ali b. Yezid itham edilmiştir. Diğer ikisi ise sadukturlar. Hata etseler bile.Takrib'de şöyle diyor: "Zahr: Saduktur. Hata yapabilir. Altıncı taba­kadandır."Tehzib: 7/12, No: 25; Takrib: 1/533, No: 1445. [398]

1196- İbni Ebi Dünya'nın Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Size cennet ehlinin en düşük derecesinde olan size ha­ber vereyim mi?" Onlar:

"Evet ya Rasulallah" dediler. Şöyle dedi:

"Efendimize merhaba. Bizleri ziyaret etme vaktin geldi.

"Ona kırk yıllık döşeme serilir. Sonra sağına bakar ve soluna bakar. Hep cennetleri görür."Bunlar kimlerin" der."Senin" denilir. Bakmayı bitirince kendisine kırmızı bir yakut veya yeşil zümrüt yükseltüirki onun yetmiş tane şu­besi vardır. Her şubede yetmiş tane oda vardır. Her odanın yetmiş tane kapısı vardır. Ona:

"Oku ve oraya yüksel" denilir. Mülkünün köşküne varın­caya kadar yükselir. Köşküne yaslanır. Genişliği bir mil çarpı bir mildir. Bazı üstünlükleri vardır. Ona altından yet­miş tane yemek tabağı getirilir. Bu tabakların hiç birisinin rengi diğerine benzemez. En sondaki tabakta ilk tabaktaki yiyeceğin tadını bulur. Sonra ona çeşitli içecekler getirilir.

Onlardan iştihanın çektiğini içer. Sonra hizmetçiler:"Onu bırakın hanımları geliyor" derler ve onu terkederler. Sonra adam bakarki hurilerden biri köşkün üzerinde oturuyor. Onun üzerinde yetmiş tane elbise vardır. Hiçbiri diğerinin renginde değildir. Onun dizindeki iliği etin, kanın, kemiğin ve elbiselerin altından görür.Bunun üzerinden ona bakar ve:

"Sen kimsin?" der. Huri:

"Senin için saklanan huriler benim" der. Adam ona gö­zünü ayırmadan kırk yıl bakar. Sonra gözünü odaya kaldırır. Orada öncekinden daha güzel bir huri görür. Huri şöy­le der:

"Bizim de senden bir nasibimiz olma zamanı gelmedimi?" Gözlerini ona çevirir ve kırk yıl bakar. Sonra onlardan istediği kadar faydalanınca, onlardan daha iyi nimetin olma­dığını zannederler. Sonra Allahu Teala onlara tecelli eder, Rahman'ın yüzüne bakarlar. Allahu Teala:

"Ey cennet ehli! Beni birleyin [399] der. Rahman'ı birle­mekle ona cevap verirler. Sonra Allahu Teala:

"Ey Davud! Dünyada beni yücelttiğin gibi beni yücelt­ti." Der. Davud rabbini yüceltir." [400]

1197- Tirmizi, Ebu Ya'la ve başkalarının îbni Ömer'den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cennet ehlinin en düşük derecesinde olanı, cenneti, hanımları, nimetleri, hizmetçileri ve tahtı ile bin yıllık mesafede olanıdır. Allah katında en üstün olanı ise sabah ve akşam rabbine bakandır.” [401]

1198- İbni Ebi Dünya'nm mevkuf olarak rivayet ettiği­ne göre şöyle diyor:

"Cennet ehlinin en düşük derecede olanın bin tane köş­kü vardır. Her köşkün arası bir yıllık mesafedir, en yakını gördüğü gibi, en uzağıda görür. Her köşkte huriler, güzel ko­kulu bitkiler ve hizmetçiler vardır. Ne isterse, mutlaka ona getirilir. [402]

1199- Tirmizi ve İbni Hibban'ın Ebu Said'den rivayet et­tiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cennet ehlinin en düşük derecede olanın seksen bin tane hizmetçisi ve yetmiş iki tane hanımı vardır. Ona in­ci ve zümrütten bir kubbe oluşturulur ki genişliği Cabiye [403] ile San'a arası kadardır." [404]

Allahu Tealanın ateşten en son çıkıp cennete girecek olana, yaratıldığı günden yok olduğu güne kadar ki dünya ka­dar ve onun on mislini vereceği sahih rivayetlerle sabittir. Eğer bu, cennet ehlinin en düşük seviyede olanı için ise, en üşüt seviyede olana, nasıl verilir. En düşük dercede olana bu veriliyorsa, Allah'ın yüz derece yükselttiği mücahide neler"Bazısı bazısına yakındır." İbni Main, "Bir şey değildir" diyor. Ebu Zur'a, "Güçlü değildir" diyor. Ebu Hatim, "Zayıftır. Hilal b. Habbab ve Hakim b. Cubeyr'e yakındır." diyor. Nesai, "Sika değildir." diyor. Darekutni, "Metruktür" diyor. İbni Adiy, "Red edilmiştir. Bir cemaat onu zayıf görmüştür. Zayıflık onun rivayetlerinde açıkça görülüyor. Zayıf­lığa daha yakındır." diyor.Takrib'de §öyie diyor:

"Suveyr b. Ebi Fahite Said b. İlaka: Zayıftır. Red edilerek, atılmıştır. Dördüncü tabakadandır."Tehzib: 2/36, No: 58; Takrib: 1/121, No: 54.verilir. Bu derecelerin her birinin arası yer ile gök arası kadardır. Peki celal ve ikram sahibi Allahu Teala'nın katın­da şehide verilen nimet ve faziletler nasıldır. Vallahi onun Allah katındaki malını, insan anlayışı kavrayamaz, hayal ona yetmez, akıl onu idrak edemez. Allahu Teala'nın, şehidlerin derecesinden bir derece düşük olanlar için söylediği ayete bak;

"Hiç bir nefis onlar için gizlenen göz aydınlatıcı ve yaptıkları amellerin karşılığı olarak verilenleri bilmez."[405]

1200- Sahih'i Buhari ve Müslim'de şöyle rivayet edili­yor:

"Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Salih kullarım için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şey­leri hazırladım." [406]

1201-  Sahih'i Müslim'de şöyle diyor:

 "Musa rabbine sordu:"Cennet ehlinin en düşük derecede olanı nasıldır."

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Cennet ehli cennete girdikten sonra bir adam gelir.Ona:

"Cennete gir" denilir. Adam:

"Yarabbi! Herkes yerine yerleşmişken ve alacakları­nı almışken nasıl gireyim?" Ona:

"Dünya sultanlarından birinin mülkü kadar mülkü­nün olmasına razı mısın?" denilir. Adam:

"Razı oldum yarabbi!" der. Ben:

"Bu senindir. Bunun on katı da senindir. San nefsinin istediği, gözünün hoşlandığı da sana verilmiştir." Adam:"Razı oldum Yarabbi!" der." Musa (a.s.)

"En üst derecede olanı nasıldır?" dedi. Allahu Teala:

"Onlar beni istediğim, kerametlerini elimle diktiğim ve üzerine mühür vurduğum, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir beşerin kalbine gelme­yen şeyleri verdiğim kimselerdir.” [407]

1202- Cennetin özellikleri konusunda ise Ahmed, Tirmi­zi, İbni Hibban ve başkalarının Ebu Hureyre'den rivayet et­tiklerine göre şöyle diyor:

"Biz: "Ya Rasulallah! Bize cennetten bahset. Yapısı ne­dir?" dedik. Şöyle buyurdu:

"Altın tuğla, gümüş tuğladandır. Harcı misktir. Ku­mu yakut ve incidir. Toprağı za'feran'dır. Oraya giren nimetlenir. Üzülmez. Ebedileşir ve ölmez. Elbiseleri es­kimez: Gençliği gitmez. [408] Hadiste geçen "Melat [409]

1203-  Bezzar, Taberani ve Beyhaki'nin Ebu Said'den merfu ve mevkuf olarak rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Allahu Teala cennetin duvarlarını altın ve gümüş tuğ­ladan yapmıştır. Sonra orada nehirler akıtmış ve ağaçlar dikmiştir. Melekler onun güzelliğine bakınca şöyle dediler:

"Ne güzel meliklerin yeri. [410]

1204- İbni Ebi Dünya'nm Enes'den rivayet ettiğine gö­re Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Allahu Teala Adn cennetini kendi eliyle yarattı. Bir tuğla beyaz inciden, bir tuğla kırmızı yakuttan bir tuğ­la yeşil zümrütten koyarak yarattı. Onun harcı misktir. Onun bitkileri Za'ferandır. Kumu incilerdir. Toprağı anberdir. Sonra ona şöyle dedi: "Konuş" Cennet:"Muhakkak ki müminler felaha ermiştir." dedi. Al­lahu Teala:"İzzetim ve celalime yemin olsun ki senin içinde hiç­bir cimri bana komşu olmayacaktır.” [411]

buyurdu.

1205- Taberani ve Beyhaki'nin Amran b. Haşin ve Ebu Hureyre'den rivayet ettiklerine göre şöyle dediler:

"Rasulullah'a Allahu Tealanın

,"Adn cennetinde güzel meskenler.

[412]Ayetinden soruldu. Şöyle buyurdu:"Cennette inciden bir kasırdır. İçinde kırmızı yakut­tan yetmiş tane yurt vardır. Herbir yurtta yetmiş tane ye­şil zümrütten ev vardır. Her bir evde yetmiş tane taht vardır. Her tahtın üzerinde yetmiş tane her renkten ser­gi vardır. Her serginin üzerinde bir kadın vardır. Her ev­de yetmiş tane sofra yardır. Her sofrada yetmiş çeşit yiyecek vardır. Her evde yetmiş tane kız ve erkek hizmet­çi vardır. Mümine bir yemekte gelen kuvvette bunların üstüne verilir.” [413]

1206- İbni Ebi Dünya'nın Ka'b'dan rivayet ettiğine gö­re şöyle diyor:

"Eğer cennet ehlinin elbiselerinden biri bu­gün dünyada giyîlse, ona bakan kimse bayılır. Gözleri ona bakmaya dayanamazlar.[414]

1207- Yine Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre şöy­le diyor:

"Müminin cennetteki yurdu incidendir. Orada kırkbin ta­ne yurt vardır. Orada elbise veren ağaçlar vardı. Adam bu iki parmağıyla -başparmakla serçe parmağını işaret ediyor bel kısmında [415] inci ve mercanların olduğu yetmiş tane el­bise alır." [416]

1208- Yine Şufey b. Mani'den -Sahebeliğinde ihtilaf edilmiştir- rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cennet ehlinin nimetlerinden birisi de, Onlar soylu binek hayvanlarının üzerinde birbirlerini ziyaret eder­ler. Onlar eğerlenmiş atların üzerinde gelirler. O atlar pislemez ve işemezler. Onlara biner ve Allah'ın istediği yere kadar giderler. Onların üzerine bir bulut gelirki, on­da gözlerin görmediği, kulakların işitmediği şeyler var­dır. "Üzerimize yağmur yağıdır" derler. Bulut onların üzerine artık dayanamayacakları kadar yağmur yağdı­rır. Sonra Allahu Teala rahatsız etmeyen bir rüzgar gönderir. Rüzgar miskleri ok gibi onların sağından ve so­lundan geçirir. Onlar bu miskleri atlarının alınların­dan, yelelerinin ayırımından ve başlarından alırlar. On­ların her birinin canlarının istediği gibi birer perçemle­ri[417] vardır. Bu miskler bu perçemlere ve atlarına asılır­lar. Bunun dışında elbiseleri de vardır. Sonra Allah'ın is­tediği yere giderler. Bakarlarki bir kadın onlardan biri­ni çağırıyor:

"Ey Allah'ın kulu! Senin bize ihtiyacın yok mu?" Adam: "Sen nesin? Kimsin?" der. Kadın: "Ben senin yerini bilmiyordum." der. Kadın: "Sen Allahu Tealanın, "Hiçbir nefis onlar için gizlenen göz aydınlatıcı, amel­lerin karşılığı olan mükafaatı bilemez."   [418] dediğini bilmiyor musun?" der. Adam:

"Rabbime yemin olsunki evet biliyorum." der. Adam onunla belki kırk yıl meşgul plur. İçinde bulunduğu ni­met ve ihsanların dışında hiçbir şey onun kadından ayrılmasına, başka tarafa dönmesine sebep olamaz.” [419]

Müellif şöyle diyor:

Garip olanın yanında anlatılan va­tan haberleri, usandırmaz. Aşık olanın yanında sevgilinin Özelliklerini saymak bıktırmaz. Kavuşma sözlerinin zikre­dilmesi, aşkın şiddetini[420] artırır. Karşılaşma yerinin anılma­sı, iştiyak ateşini tutuşturur. Cennetin özellikleri, hurileri, kasırları, nimetleri çoktur. Hepsini sayacak olursak, maksa­dımızdan dışarı çıkmış oluruz. Biz bu kadarını, konu dışı ola­rak, teşvik için zikrettik.Konumuza dönüyoruz ve bu bölümü; Ebu Said Ali b. Hudares-SeImi'nin [421]"Cihad" kitabında Rafi' b. Abdullah'tan naklettiği Said b. Haris'in hikayesiyle bitiriyoruz. Rafi' şöyle diyor:

"Hişam b. Yahya el-Kenani bana "şöyle dedi:

"Gözümle gördüğüm, kendim şahid olduğum bir olayı sa­na anlatacağım. Allah onunla bana fayda verdi. Umarım bana fayda verdiği gibi sana da verir." Ben:

"Söyle ey Ebu Velid" dedim. Şöyle dedi:

"Seksen üç senesinde Rum topraklarında savaşıyorduk. Başımızda Müslime b. Abdulmelik ve Abdullah b. Velid b. Abdulmelik vardı. Bu savaş Allahu Tealanın Tuvaneyi [422] fethettiği savaştır. Basra ehli ile Cezire ehli bir yerde buluş­tuk. Hizmetleri nöbetleri, yiyecek getirmeyi, hayvanları ot­latmayı sırayla yapıyorduk.Bizimle beraber Said b. Haris veya Haz b. Ubade deni­len bir adam vardı. Gündüzleri oruç tutar, geceleri namaz kı­lar ve ayakta çalışırdık ama, o bırakmazdı. Sadece genel iş­lerden ibadetini engelleyenlere izin verirdi. Hergün ve ge­cede onu o çalışma şekli üzerinde buldum. Namaz vakti olmasaydı da, yolda gidiyor olsaydık da, yine Allah'ın zik­rinden ve Kur'an okumasından geri kalmazdı.

Rum kalelerinden birini kuşatmışken bana ve ona bir gece nöbet sırası geldi. Bu nöbet bize ağır geliyordu. Said b. Haris'i o gece öyle ibadet ederken görüyordum ki, ona kar­şılık kedi nefsimi küçük görüyordum ve onun vücudunun bu yaptıklanna dayanmasına hayret ediyordum. Orada anladım ki Allahu Teala fazileti dilediği kuluna verir. Gece yaptık­larından dolayı yorgun [423] ve takatsiz [424] olarak sabahladı.

Ona:"Allah sana rahmet eylesin. Senin nefsinin de senin üze­rinde hakkı vardır. Gözünün de senin üzerinde hakkı vardır. Sen de biliyorsun ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Amelden gücünüzün yettiğini yüklenin." [425]

Ona buna benzer hadisler söyledim. Bana şöyle dedi:

 "Sayılı nefeslerim var. Ömrüm gidiyor. Günler bitiyor. Ben ölümü yaklaşan bir adamım kardeşim. Nefsimin çıkı­şı ani olabilir. Onun cevabı beni ağlatıyor. Allah'a, o konu­da sebat ve yardım vermesi için dua ediyorum." Sonra ona:

"Biraz yat, dinlenirsin. Düşmanın durumunun ne ola­cağını bilmiyorsun. Bir şeyler olursa, sen canlı olursun." dedim. Çadırın bir tarafına yattı. Arkadaşlarımız dağılmış­lardı. Kimi savaştaydı, kimisi başka işteydi, Ben yerimde durdum, arkadaşlarımın gelmesini bekledim ve onlara yemek yapmaya başladılar. Gidip yiyorlardı.

Bu durumdayken çadırdan gelen bir ses işittim. Önce ça­dırda Said b. Haris'ten başka kimse olmadığı için sesi inkar ettim. Said'de uyuyordu. Sonra ben görmeden biri çadıra gir­miş olabilir diye aceleyle çadıra girdim. Çadırda ondan başka kimse yoktu. O da kendi halinde uyuyordu. Uykuda konuşuyordu, gülüyordu. Ona doğru yaklaştım. Sanki biri­sine hitap ediyordu. Sözlerinden hoşuma gidenleri, aklım­da tuttum. Sonra sağ elini uzattı. Sanki bir şeye dokunuyor­du. Sonra yumuşak bir şekilde geri çekti ve güldü. Sonra:

"Bu gece" dedi. Sonra sıçrayarak uyandı. Kükrüyordu. Ona yaklaştım ve onu yavaşça göğsüme yasladım. O ise sa­ğa sola dönüp duruyordu. Sonunda sakinleşti ve aklı başı­na geldi. Tekbir, tahlil getirmeye, hamd etmeye başladı.Ben:

"Ey kardeşim! sana ne oldu?" dedim. Bana:

"Hayırdır. Ey Ebu Velid" dedi.

Ben:"Sende bazı şeyler gördüm. Uykuda konuşuyordun. Gör­düklerimi bana anlat." dedim.

Said:"Beni bü konuda affet. Ey Ebu Velid" dedi.

Arkadaşlı­ğın hakkı için anlatmasını söyledim."Allah sana rahmet etsin. Söyle. Umulur ki Allah bana bundan bir nasihat ve hayır verir." dedim. Şöyle dedi:

 "Ben bu vakitte uyuyunca, kıyametin koptu­ğunu gördüm. Herkes kabirlerinden çıkıyordu. Herkes ye­rinde duruyordu. Gözlerini açmış, Rablerinin emrini bekli­yorlardı. Ben bu durumda iken iki adam bana geldi. Onlar gibi güzel ve kamil kimseyi görmedim. Bana selam verdi­ler selamlarını aldım. Bana:

"Ey Said! sana müjde. Günahların affedildi. Çalışmala­rına teşekkür edildi. Amellerin kabul edildi. Duaların da kabul edildi ve hayatında sana müjde olması için acele müka­fat verildi. Haydi bizimle gel, Allahu Tealanın senin için ha­zırladığı nimetleri sana gösterelim." dediler.

Onlarla birlikte çıktım. Mahşerdeki insanların dışına çı­kardılar. Biz orada iken, bizim dünyadaki atlarımıza benze­meyen atlar salgımızda gördük. Onlar şimşek gibi hızlıydı­lar. Onlara bindik. Bizi rüzgar gibi alıp götürdüler. Büyük bir kasrın önüne geldik. Güzeller sadece önünde veya arka­sında veya üstünde değildi. Sonra kasır sanki saf gümüşten­di ve parlayan bir nurdu. Kapısına gelince açılmasını iste­meden açıldı. Özelliklerini kimsenin sayamayacağı bir ye­re girdik.

 Öylesi yer hiçbir beşerin hayaline bile gelmez. Ka­sırda yıldızlar gibi kadın ve erkek hizmetçiler vardı. Onlar sanki Allahu Tealanın belirttiği gibi idiler.

"Sıralanmış inciler.”  [426]

Bizleri görünce çeşitli güzel sözler, nağmeler söyleme­ye başladılar. Hepsi de şunu söylüyorlardı:

"Bu Allah'ın velisidir. Allah'ın velisi geldi. Allah'ın velisine merhaba."Yürüdük ve altından tahtların olduğu bir meclise geldik. Mücevherlerle süslenmişlerdi. Etraflarına altından sandal­yeler dizilmişti. Her tahtın üzerinde bir cariye vardı ki, Al­lah'ın mahluklarından hiçbiri onu vasıflandıramaz. Ortala­rında bir tanesi vardıki, diğerlerinden yer, güzellik, boy, ke­mal ve tamam olma notlarından üstündü. îki adam:

Bu senin evin. Bunlar da senin ailen. Rabbinin katında büyük rızaya burada kavuşacaksın." dediler ve geri dönüp gittiler. Cariyeler bana doğru atıldılar Bana merhaba diyor­lar, saygı gösteriyorlar ve müjde veriyorlardı. Gurbetten gelen birisinin ailesi tarafından karşılanması gibi. Ortada­ki tahta oturtana kadar beni kucakladılar. Ortadaki cariye­nin yanına oturttular.

"Bu senin hanımındır. Onun gibi bir hanımın'daha var.Seni bekleyişimiz çok uzun sürdü." dediler.Ben onunla, o da benimle konuştu. Ben:

"Neredeyim?" dedim. Kadın:

"Me'va cennetindesin" dedi. Ben:

"Sen kimsin?" dedim; Kadın:

"Ben senin ebedi hanımınım" dedi.

"Diğeri nerede?" dedim.

"Diğer kasrında" dedi.

"Bugün senin yanında kalacağım. Yarın onun yanına giderim." dedim ve elimi ona uzattım. Elimi yumuşakça geri itti

."Bugün olmaz. Sen dünyaya döneceksin." dedi. Ben: ' "Dönmek istemiyorum" dedim.

"Gitmen lazım. Üçgün kalacaksın. Üçüncü gece inşaallah yanımızda iftar edersin" dedi. Ben:

"Bu gece! bu gece!" dedim.

"Bu hükmolunmuş bir durumdur" dedi. Sonra yerinden kalktı. Onun kalkmasıyla ben yerimden fırladım ve baktım ki uyanmışım.

"Hişam şöyle diyor: "Ona, Ey kardeş! Allah'a şükret. Senin amelinin sevabını, sana göstermiş." dedim. Bana:

"Ey Ebu Velid! Senden başka kimse bunu gördü mü?" de­di. Ben:

"Hayır" dedim. Bana:

"Allah için senden istiyorum. Canlı olduğum müddetçe bu olayı gizle." dedi. Ben:

"Evet" dedim.

"Arkadaşlarımız ne yapıyor?" dedi.

"Bazıları savaşıyor, bazıları ihtiyaçları gideriyor" dedim. Kalktı, soyundu, yıkandı, koku süründü, silahını aldı ve savaş yerine gitti. Oruçluydu. Geceye kadar savaştı. Arka­daşlarıyla beraber döndü.

Arkadaşları, "Ey Ebu Velid! Bu adam öyle şeyler yaptıki, daha önce o hareketlerin yapıldığını hiç görmedik. .Şehadete hırsla atıldı. Kendisini okların, atılan taşların altına at­tı. Bütün bunların hiç biri ona isabet etmedi. [427] Kendi ken­dime "Onun durumunu bilseydiniz, aynısını yapmak için ya­rışırdınız." Biraz yemekle iftar etti. Gecede ayakta kaldı. Sa­bahleyin yine oruçluydu. Dün yaptığının aynısını bugünde yaptı. Günün sonuna doğru döndü. Arkadaşları dün anlattık­larını bugünde anlattılar. Böylece üçüncü güne geldik. İki gece geçmişti.

Bende onunla çıktım. Kendi kendime: "Onun durumunu görmem lazım. Bütün gün boyunca kendisini düşmanın tu­zaklarına atmasın, başına birşey gelmesin. O ise düşman ara­sında fırtınalar estiriyordu. Ben ise uzak bir yerden onu gözlüyordum. Ona yaklaşamıyordum. Güneş batmaya yak­laşana kadar böyle devam etti. O en canlı halindeydi. Bir­den kale duvarının üzerinde bir adamın ona ok hedeflediği­ni gördüm. Ok gelip onun göğsüne saplandı ve hızla yere düştü.

 Ben ona bakıyordum. İnsanları çağırdım. Gelip onu hızla alıp çektiler. On da daha ruh vardı. Onu taşıyorlardı. Onu görünce:

"Bu gece kendisiyle iftar edeceğin şeyler sana afiyet ol­sun. Keşke ben de seninle beraber olsaydım." dedim. Alt du­dağını açtı. Bana işaret ederek durumunu gizlememle ilgi­li verdiğim sözü gülerek hatırlattı. Sonra şöyle dedi:

"Bize verdiği sözü yerine getiren Allah hamdolsun."

 Vallahi bundan başka birşey söylemedi. Sonra ruhunu tes­lim etti.

"Hişam şöyle diyor:

"En yüksek sesimle bağırdım:

"Ey Allah'ın kulları! İş yapanlar bunun gibi yapsınlar. Kardeşinizin durumu hakkında size söyleyeceklerimi dinle­yin."

İnsanlar bana doğru toplandılar. Olayı onlara anlattım.O saatte ağlayanlardan daha çok ağlayan görmedim. Sonra askeri sorsan bir tekbir getirdiler. İnsanlar birbirlerine ola­yı anlatmaya başladılar. Olay her tarafa yayıldı. Onun cena­ze namazını kılmak için toplandılar. Olay Müslime b. Abdulmelik'e de ulaşmıştı. O da geldi. Namazı kıldırması için onu öne geçirdik.

"Bilakis onun durumunu bilen arkadaşı, namazını kıldır­sın." dedi. "Hişam şöyle diyor:

"Onun namazını kıldırdım. Onu def­nettik ve kabrini kapattık. İnsanlar onun olayını konuşarak gecelediler. Bazısı bazısını teşvik ediyordu. Sonra sabahla­dılar ve kaleye yenilenmiş niyetlerle, Allah'a kavuşmaya iş­tiyak duyan kalplerle saldırdılar. Gün kuşluk vaktine kavuş­madan, Allah onun bereketiyle kalenin fethini bize nasip etti. [428]

 



[1] Nisa: 4/69.

[2] Biyografisi geçti.

[3] Biyografisi geçti.

[4] Kurtubi'nin Tezkiresi: 1/200.

[5]  (m) nüshasında "Melekler" şeklinde geçmektedir.

[6] Mu'ccmu Mekayisil Luğa, 3/221.

 

[8] Tevbe: 9/111.

[9] Tertibi Kamusul Muhit: 2/768 e bakılabilir.

[10] Secde: 32/17.

[11] Bakara: 2/154.

[12] Al-i İmran: 3/169-171 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/126-128

[13] Fethur Rabbani: 14/28 de şöyle diyor: " "Barikun Nehr" Nehir kıyısı'dır."

[14] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/128

[15] Ahmed, 1/266 da İbni Abbas'tan rivayet etmiştir. İbni Ebi Şeybe, Cihad bölümünde, S. 290 da İbni Nemir yoluyla Muhammed b. İshak'tan rivayet etmiştir. Taberi Tefsiri: 7/388. Al-i İmran Suresi: 169. aye­tin tefsiri. Mevariduz Zam'an: Cihad bölümü, "şehadet hakkındaki rivayetler" konusunda S. 388, No: 1611 de Ebu Hayseme yoluyla Yakub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet edilmiştir. Müstedrek: Cihad bölümü, 2/74 de, Yezid b. Harun yoluyia Mu­hammed b. İshak'dan rivayet edilmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis Müslim'in şartı ile sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişler­dir." Zehebi de bu görüştedir.

Heysemi: Mecmauz Zevaid'de, "şehadet ve fazileti hakkındaki riva­yetler" konusunda, 5/294 de, İbni Abbas'tan rivaycl etmiştir. Heysemi şöy­le diyor: "Ahmed ravileri sika olan sahih bir senedle rivayet etmiştir. Taberani de Kebir ve Evsat'dan rivayet etmiştir."

[16] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde, "Cihad ve fazi­leti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295 de Enes'den rivayet et­miştir. Heysemi şöyle diyor: "Bu hadisi Taberani Evsat'da rivayet etmiş­tir. İsnadında FadI b. Yesar vardır. Ukayli'ye göre onun hadisi kabul edil­mez. Diğer ravileri sika'dırlar."Terğib ve Terhib'in sahibi, Cihad bölümünde, "şehadete teşvik ve şehidlerin fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 2/318, No: 22 de Enes'den rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Taberani Hasen bir isnadla rivayet etmiştir."Mizan'da şöyle diyor: "Fadl b. Yesar, öalib b. Kattan'dan rivayet et­miştir. Fadl'dan da Yahya b. Halet rivayet etmiştir."Cerh'de şöyle diyor: "Babam ve Ebu zur'a'nın söylediğine göre, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'den rivayet etmiştir."Mizanui İ'tidal: 7/69. No: 396. Cerh ve Ta'dil: 3/390, No: 6759.

[17] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/128-129

[18] Bütün nüshalarda: "Vehb b. Kutn" geçmektedir. İbni Sa'd'da da geçmektedir. Sulb, Tehzibut tehzib, Cerh ve Ta'dil, Hulye'de de böy­ledir. Doğrusu da budur.Tehzib'de şöyle diyor: "Kutn b. Vehb b. Uveymir b. Ecda' el leysi. Künyesi Ebul Hasan'dır. Huza kabilesinden ve Medine'li olduğu söyle­niyor."Ebu Hatim şöyle diyor: "Hadisi uygundur." Nesai ise "Mahzuru yoktur" diyor. İbni Hibban onu sika'lardan saymıştır. Tehzib'de ise "sadu ktur. Altıncı tabakadandır" demektedir."Tehzib: 8/383, No: 678. Takrib: 2/127. İbni Mübarek'in Cihad kita­bı: S. 81 bakılabilir.

[19] Biyografisi, S. 568 de geçti.

[20] Lisanul Arab, 1/468 de şöyle diyor: "Caafe, yere attı manası­nadır. Ona vurdu ve o da yere düştü."

[21] Ahzab: 33/23.    

[22] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 81, No: 95 de, Ubeyd b. Umeyr'den rivayet etmiştir. İbni Sa'd, Tabakat'da, 3/121 de, Muaz b. Ab­dullah yoluyla Vehb b. Kutn'dan rivayet etmiştir. Vakidi, Meğazi bölü­münde, "Uhud'da öldürülen müslümanlar" konusunda, 1/313 de rivayet etmiştir. Ebu Nuaym, Hılye'de, 1/107-108 de, Abdul A'lab. Abdullah b. Ebi Ferve'den hadisin ikinci bölümünü yalnız rivayet etmiştir.Mecmauz Zevaid'in sahibi, Meğazi bölümünde, "Uhud'da şehid edi­lenler" konusunda, 6/123 de, rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Evsat'da rivayet etmiştir. İsnadında, Abdal A'la b. Abdullah b. Ebi Ferve vardır. O da terk edilmiştir." Takrib, 1/464, No: 783'de şöyle diyor: "Abdul A'la b. Abdullah b. Ebi Ferve. Medine'lidir. Osman ailesinin azadlı kölesidir. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Sika ve Fakih'tir. Yedinci tabakadandır."

[23] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/129-130

[24] Şifau's Sudur'un sahibi rivayet etmiştin Fakat ben bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/130-131

[25]  (m) nüshasında: Muhammed b. Mahreme b. Kays geçiyor. İsîm değişikliği yapılmıştır.

Takrib'de şöyle diyor: "Muhammed b. Kays b. Mahreme. Ebul Matlab el Matlabi. Sahabe olduğu söyleniyor. Ebu Davud. ve başkaları, onu sika'lardan saymışlardır."

[26] Lisanul Arab, 2/955 de şöyle diyor: "İğtibad, nimetle sevinmektir."

[27] Bu hadisi, İmam Ebu Bekir el Munziri tefsirinde rivayet etmiştir. Al-İmran: 3/169

[28] Takrib, 2/130, No: 159 da şöyle diyor: "Kays b. Mahreme b, Matlab b. Abdumenaf el Matlabi. Mekke'lidir. Sahabedendir. Müellifi Kulub'dan biridir. Sonradan müslümanhğı güzelleşmiştir."

[29] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/131-132

[30] Takrib'de şöyle diyor: "Musa b. İbrahim b. Kesir el ensari el Ha­remi. Medine'lidir. Saduktur. Hata yapabiliyor. Sekizinci tabakadandır."Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban onu sika'lardan saymıştır." Mizan'da ise "Medine'lidir. Hadise uygundur" demektedir. Takrib: 2/341, No: 143O.Tehzib: 10/333, No: 583. Mizan: 4/199, No: 8843.

[31]  Tehzib'de şöyle diyor: "Talha b. Huraş b. Abdurrahman b. Huraş b. Samt el Ensari. Medine'lidir. Nesai şöyle diyor: "Hadise uygun­dur."İbni Hibban onu sika'lardan saymıştır. İbni Abdulber ise "Musa b. Talha, ikisi de Medine'li ve sika'dırlar" demektedir. Ezdi ise Talha'nın Cabir'den münker hadis rivayet ettiğini söylemektedir."Takrib'de şöyle diyor: "Saduktur. Dördüncü tabakadandır." Tehzib: 5/15, No: 27. Takrib: 1/378, No:,26.

[32] Garibul Hadis'de şöyle diyor: "Yüzleşip karşılaştığın herkes­le, kifah yapmışsındır. Nihaye'de şöyle diyor: "Cabir'in hadisi bundan­dır: "Allahu Teala baban ile kifahen konuşmuştur." Yani yüzyüze, ara­larında etçi ve perde olmadan." Herevi'nin Ğaribul Hadis: 4/186, Nihaye: 4/185.

[33] Al-i İmran: 3/169.

[34] Takrib, 1/487, No: 1006 da şöyle diyor: "Abdurrahman b. Ab­dullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el Ensari, el Mazini. Sika'dır. Altıncı tabakadandır. Mansur'un halifeliği sırasında vefat etmiştir."

[35] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/132-133

[36] Müellif Kurtubi'den az bir değişiklikle nakletmİştir. Tefsiri Kur­tubi: 4/269-270. Al-i İmran suresi: 169. ayetin tefsirine bakılabilir.    .

[37] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/133-135

[38] Takrib, 1/487, No: 1006 da şöyle diyor: "Abdurrahman b. Ab­dullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el Ensari, el Mazini. Sika'dır. Altıncı tabakadandır. Mansur'un halifeliği sırasında vefat etmiştir."

[39]   Malik, Muvatta'da, Cihad bölümünde, "Bir kabre defnedil­me" konusunda, 2/470, No: 49 da rivayet etmiştir.

İbni Sa'd, 3/562-563 de, Cabir b. Abdullah'dan rivayet etmiştir, İbni Kesir, Siyer'inde, 3/86-87 de Cabir'den rivayet etmiştir. Siyeri A'lam'un Nübela'nın sahibi, 1/255 de rivayet etmiştir. Şuab Arnavuti şöyle diyor: "Malik'in ravileri sika'dırlar. Fakat hadis mürsel'dir. İbni Sa'd, Velid b. Müslim yoluyla, Evzai'den, o da Zühri'den, o da Ca­bir'den rivayet etmiştir. Onun rivayeti buradakinden daha uzundur. Bu sened sahihtir."Feth: 3/213, Cenazeler kitabı, "Kabre önce konulanlar" konusuna bakılabilir.

[40] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/135-136

[41] Biyografisi, S. 500 de geçt

[42] Sihah, 2/2296 da şöyle diyor: "Tesanna fi meşyetihi: Yürürken eğildi manasınadır."

[43] Lisanul Arab: 14/357: "Demirden olan kazma aletidir."

[44] İbni Mübarek'in Cihad kitabı, S. 84, No: 98 de Cabir'den riva­yet edilmiştir. Musannif Abdürrezzak, Cihad bölümünde, "Şehidin yıkan­ması ve namazının kılınması" konusunda, 5/277, No: 9602 de, Musannif yoluyla İbni Uyeyne'den rivayet etmiştir. Tibni Sa'd, 3/563 de Hişam ed Destevai yoluyla Ebu Zübeyr'den riva­yet etmiştir. Vakidi, Meğazi'de, Uhud savaşı bölümünde, 1/267'de riva­yet etmiştir. Bu rivayetin ravilerini İbni Hacer, Ebu Zübeyr hariç hepsini sika say­mıştır.

[45] Cevheri'nin sihahı: 5/2023. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/136

[46] Lisanul Mizan, 4/22, No: 57 de şöyle diyor: "Abdussamed b. Ali b. Abdullah b. Abbas el Haşimi. Babasından bir hadis rivayet etmiş­tir. "Şehidlere ikram ediniz" hadisi münker'dir. Abdussamed hadis'de de­lil değildir. Belki de Hafız devletten korunmak için onun hakkında sus­muştur."Ukayli onu zayıflar arasında saymıştır. Bu hadisi zikrederek "korun­muş bir hadis değildir. Sadece bu yolla biliniyor" demektedir. Buna gö­re onun hakkında sukut etmemişlerdir.

[47] Kamusul Muhit'de şöyle diyor: "En nemretü: Üzerinde beyaz ve siyah çizgiler bulunan örtü veya Arapların giydiği yünden hırkadır." Tertibil Kamus: 4/441.

[48] Tertibil Kamus: 2/250 de şöyle diyor: "Ezher: Yeşil ottur. Güzel kokulu ottur."

[49] Sihah, 4/1705 de şöyle diyor: "Müreccel: Biraz uyuklamaktır."

[50] İbni Asakir rivayet etmiştir. Ben bulamadım.

[51] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/137

[52] Bütün nüshalarda: Cabir geçmektedir. Bu yanlıştır. Doğrusu Ha-lit'tir. Biyografisi S. 186 da geçti.

[53] Abab'da bu sözleri bulamadım. Tertibil Kamus: 2/597 ye bakıla­bilir.

[54] Musannif Abdürrezzak, Cihad bölümünde, "Şehidin yıkan­ması ve cenaze namazının kılınması" konusunda, 5/277 de Kays b. ebi Ha-zim'den rivayet etmiştir. Bu rivayetin ravileri sika'dırlar. Ancak Kays b. Ebi Hazim sika'dır, fakat sonradan değişmiştir. Bu rivayette bilinmeyen vardır. Kays b. Ebu Hazim meçhul birinden rivayet etmitir. Dolayısıyla sened zayıftır. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/137

[55] Bu isnad'da Ali b. Zeyd b. Ced'an vardır. Bu zayıftır. Babası­nın ise biyografisini bulamadım. Ondan rivayet eden, babasıdır. O'da meç­huldür. Dolayısıyla bu isnad zayıftır.

[56] Bu isnad'da Ali b. Zeyd b. Ced'an vardır. Bu zayıftır. Babası­nın ise biyografisini bulamadım. Ondan rivayet eden, babasıdır. O'da meç­huldür. Dolayısıyla bu isnad zayıftır.

[57] Sihah, 3/899 da şöyle diyor: "En nezze, ennizzu: Yere düşen yağmurdur."

[58] Tertibil Kamus, 3/274 de şöyle diyor: "El akisetü: Saç örgüsüdü."

[59] İbni Esir'in, Esedül Ğabe: 3/89, No: 2625. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/138

[60] Sihah, 4/1323 de şöyle diyor: "Sudğ: Göz iie kulak arasında­ki yerdir."

[61] Tirmizi, tefsir bölümünde, "Buruc suresinden" konusunda, 5/437, No: 3340 da rivayet ederek, "Bu hadis hasen ve ğaribdir" demek­tedir.

[62] Müslim, Zühd ve incelik bölümünde, "Uhdud ashabı, sihirbaz, Rahib ve çocuk" konusunda, 4/2296, No: 3005 de rivayet etmiştir.

[63] Asılda yoktur. Tezkire: S. 202 de vardır.

[64] Kurtubi'nin Tezkiresi: S. 202-203.  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/138-139

[65] Hucurat: 49/2.      

[66] Lokman: 31/18.   

[67] Nihaye'de şöyle diyor: "At hadisinde "istennet şerefen ev şerefeyni" diyor: İstenme atın, bağlandığı yer etrafında bir veya iki sefer dönmesidir."

[68] Nihaye, 3/145 de şöyle diyor: "Tivel, Tiyel: Uzun iptir. Bir ta­rafı yerdeki kazığa bağlanır. Diğer ucu, at başını alıp gitmesin, onun et­rafında dönüp otlasın diye atın ayağına bağlanır."

[69] (m) nüshasında "Kefa" şeklinde geçmektedir. Doğru olanı ise "Kefe'e"dir. Nihaye, 4/182 de, şöyle diyor: "Kefe'tül kidre: Kazanı bo­şalması için devirdim" manasındadır.

[70] Nihaye, 1/121 de şöyle diyor: "Burme: Kazandır."

[71] Nihaye, 2/209 da şöyle diyor: "Rahl: Devenin üzerine konulup üzerine binilen şeydir. Atın eğeri yerindedir."

[72] Hakim, Müstedrek'de, sahabe bölümünde, "Sabit b. Kays b. Şemmas'ın Menkıbeleri" konusunda, 3/235 de, Ata el Horasani'den,o da Sabit b. Kays b. Şemmas'ın kızından rivayet etmiştir. Onun hakkında Ha­kim ve Zehebi sukut etmişlerdir. Heysemi, Mecmauz Zevaid'de, Menkıbeler bölümünde, "Sabit b. Kaysb. Şemmas hakkındaki rivayetler" konusunda, 9/321-322 de, Ata ve Sabit b. Kays'in kızından rivayet ederek, "Bunu Taberani ve Sabit b. Kays'm kızı rivayet etmişlerdir." Görüşe göre kızı sahabedendir. Çünkü şöyle diyor: "Babamı işittim..."

[73] Dibacuz Zeheb, 1/427, No: 11 de şöyle diyor: "Altıncı tabaka­dandır. Afrikalıdır. Künyesi, Ebu Muhammed b. Ebi Zeyd'dir. Nakzi ne­sebine mensubdur. Kayravan da otururdu. Zamanında Malik'i mezhebi­nin imamıydı. Mezhebin sözlerini şerh eden görüşlerini biten, lideriydi, ilmi geniş'di. Rivayetleri çokça ezberlemişti. Kabisi onun hakkında şöy­le diyor: "O imamdır. Dinine ve rivayetine güvenilir." Üç yüz seksen al­tı yılında vefat etmiştir."

[74]  (m) nüshasında yoktur.

[75] Cezali, Dibacetür risalenin şerhinde rivayet etmiştir. Ben bu­lamadım.

[76] Elmuncid fil edebi vet ulum'da, S. 217 de şöyle diyor: "Derdinon tu tel: Nil kenarında Mısır'ın bir şehridir."

[77] Nucumuz Zahire, 11/93 de şöyle diyor: "'Şeyh Afifüd din Ebu Muhammed Abdullah b. Es'ad b. Ali b. Süleyman b. Felah el Yemani el Yafii. Vefal etmiştir. Mekke'ye geldi. Altıyüz altmış sekiz yılında doğ­du. Fıkıh ve arapça da ilerledi. Bir çok eseri vardır. Ravdur reyyahin fi hikayatis salihin bunlardandır.

[78] Fevatil fevat, 4/79, No: 507 de şöyle diyor: "Mahmud b. Hasan el Verrak çoğu şiirleri, vaaz ve hikmetler konusundadır. İbni Ebi Dünya ondan rivayetde bulunmuştur. İkiyiiz otuz yılı civarında Mu'tasım zama­nında vefat etmiştir."

[79] Yafii, Ravdür Reyyahin kitabında nakletmiştir. Onu bulamadım. (m) nüshasının sahibi, Ravdur Reyyahin kitabında yine imam. Yafii'nin başka bir kıssasını nakletmektedir. Bu hikaye bütün nüshalar­da mevcut değildir. Sadece (m) nüshasının haşiyesinde nakledilmiş ve bir ok ile işaret edilmiştir. Buna göre müelliflerin görüşleri değişiklik arze-diyor. Dolayısıyla bu hikaye (m) nüshasının sahibinin şahri tasarrufu ol­duğu ortaya çıkmaktadır. "Şevkil Araş ve Enes'in nüfus" kitabının sahi­bi nakletmiştir. Ben bulamadım.

[80] Kasas: 28/83.     

[81] Takrib, 1/510, No: 1231 de şöyle diyor: "Abdülaziz b. Abdul­lah b. Ebi Selme el Macişun. Medine'lidir. Bağdad'a gelmiştir. Hudayr ailesini azadh kölesidir. Sika'dır. Fakih'tir. Eserleri vardır. Yedinci ta­bakadandır. Altmış dört yılında vefat etmiştir."

[82] Nihaye: 1/74 de şöyle diyor: "Ender: Beyderdir. O da yemek ya­pılan yerdir. Başka bir manasıda; bir yemek çeşididir."

[83]  (a) nüshasında yoktur. İbni Asakir rivayet etmiştir. Ben bula­madım.

[84] Keşfuz Zunun, 1/928 de şöyle diyor: "Ravdatul Ulema. Şeyh Ebu Ali Hüseyin b. Yahya el Buhari ez Zenduveşti el Hanefinin'dir."

[85] Sihah; 1/125 de şöyle diyor: "Dirb, dağdaki dar boğazdır."

[86] Sihah; 1/125 de şöyle diyor: "Edrebel kavunu: Bir topluluk, rum topraklarına girdikleri zaman denilir."

[87] Bütün nüshalarda: "Yemudne" geçmektedir. Bu kelime anla­şılmamaktadır. İslam üniversitesinde bulduğum bir nüshada -onu (c) ile isimlendirdim- "Yemdudne" geçiyor. Galiba bu daha doğrudur. Manası "Sayıca fazl al aştılar" olur.

[88] Sihah, 6/2242 de şöyle diyor: "El Faruhu: Bir şeyin uzmanıdır. Feruhe ise az kullanılır. Bu kelime at için kullanılmaz. Atlar için Rai', Cevvad kelimeleri kullanılır."

[89] Ravdatul Ulema: Zendu veştinindir. İslam üniversitesinde el yaz­ması olarak bulunmaktadır. (L. 256-e-b) No: 345.

[90] Elkamil'de şöyle diyor: "Yüz yirmi iki yılında Battal öldürül­dü. İsmi Abdullah Ebul Hüseyin el Antaki'dir. Rum beldelerinde bir gurup müslümanla beraber öldürüldü. Rumlarla yapılan çok savaşa ka­tıldı. Onların yanında büyük bir şöhreti vardı. Çok korkarlardı." .

[91] Nihaye, 1/122 de şöyle diyor: "Hadiste "Bornoz başımdan düştü" diyor. Bornoz, başhğı kendine bitişik olan elbisedir. Yağmurluk, Cübbe, zırh'tan olabilir."

[92] Bağdad tarihi, 14/5, No: 7347 de şöyle diyor: "Halife Harun. Reşid b. Muhammed el Mehdi b. Abdullah Mansur b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdulmuttalib. Künyesi Ebu Cafer'dir. Rey'de doğdu. Kardeşi Musa Hadi'nin ölümünden sonra halife oldu. Rivayete gö­re, yüz elli yılında doğdu. Yüz yetmiş yılında halife oldu. Yüz doksan üç yılında Tus şehrinde öldü."

[93] Muncid, S. 232 de şöyle diyor: "Kılıcın bağlantısıdır."

[94] Nihaye, 1/284 de şöyle diyor: "Sefer hadisinde "Melekler için­de cilcil bulunan topluluğa arkadaşlık etmezler" diyor. Cilcil, hayvanla­rın boynuna ve başka yerlere asılan küçük ziî'dir."

[95] Ebu Ali  Hüseyin b. Yahya el-Buhari, Ravdatu'l-ulema adlı kitabından nakletmiştir. Bu kitap İslam üniversitesinde el yazması olarak (L 536 b-257 b) NO: 345'de bulunmaktadır.

[96] AI-i İmran: 3/169.

[97] Siyeri A'lamun Nübela: 5/268-269, No: 131.

[98]  (m) nüshasında "savaşırken" şeklinde geçmektedir. Doğru olanı "savaşta" dır.

[99] Siyeri A'lamun Nübela: 5/269.

[100] Şöyle demesi daha uygundur: "Aralarındaki müddete" veya "Onunla Melik arasında kararlaştırılmış müddete."

[101] Ma'sumin kitabının sahibi rivayet etmiştir. Ben bulamadım.

[102] Buharı, Meğazi bölümünde, "Uhud günü öldürülen müslü-manlar" konusunda, 5/39 da rivayetctmiştir. "Onların kanlarıyla defne­dilmelerini emretti. Onlann yanlarına varmadı. Onları yıkamadı." Cena­zeler bölümünde, "Şehidlerin yıkandığı görülmemiştir." konusunda, 2/93 de rivayet etmiştir.

[103] Kurtubi tefsiri, 4/270-271. Al-i İmran suresi, 169. ayetin tefsiri. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/139-157

[104] Buhari, Cihad bölümünde, "Mücahid dünyaya dönmeyi temen­ni eder" konusunda, 3/208'de Enes'den rivayet etmiştir.Müslim, imaret bölümünde, "Allah yolunda şehidliğin fazileti" ko­nusunda, 3/1498, No:1877'de, Muhammed bin Cafer yoluyla, Şube'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/157

[105] Müslim imaret bölümünde "Allah yolunda şehitliğin fazileti"konusunda, 3/1498'de Enes'den nivayet etmiştir.

Tirmizi, cihadın fazileti bölümünde, "Şehitlerin sevabı hakkındaki ri­vayetler" konusunda, 4/176, No:1640'da rivayet etmiştir. Yine S. 177, No: 1643'de de rivayet etmiştir. Her ikisini de Humeyd'den, O'da Enes'den rivayet etmiştir.Nesai, cihad bölümünde, "Allah yolunda temenni edilenler" konusun­da, 6/35 de Ubade bin Samît'den rivayet etmiştir.

[106] Tahrici yukarıda geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/158

[107] Esedül ğabe'de şöyle diyor: "Muhammed bin Ebi Umeyre el-muzni sahabedendir. Şamlılardan sayılır bulunmuştur."îbni Hacer Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Ebi Umeyre, sahabedendir. Cübeyr bin Nefir ondan. Cübeyr bin Nefir ondan riva­yette rivayette bulunmuştur. Sanki bu Abdurrahmandır." Bundan sonraki biyografide şöyle diyor: "İbni Ebi Umeyrenin ismi­nin sonu Muhammed'dir. Rabia bin Yezid ve Kasım Ebu Abdurrahman ondan rivayette bulunmuşlardır. Bu bir öncekinin kardeşidir."Bana göre, Abdurrahman sahabeden değildir. Esedül ğabe, 3/479'da da böyle diyor. Belki doğru olanı, Mizzi'nin tehzibul kemalden söyledi­ğidir. Şöyle diyor: "Muhammed bin Ebi Umeyre muzni, Abdurrahmanın kardeşidir. Sahabedendir. Şam'da oturmuştur. Cubeyr bin Nefir on­dan rivayette bulunmuştur. Nesai, onun bir hadisini nakletmiştir." Ese­dül ğabe: 5/108, No:4754. Tehzibuttehzib: 12/305,1917,1618.Tehzibul Kemal: 3/1254.

[108] Ennihaye fi ğaribil hadis: 5/145.

[109] Tertibil Kamus: 4/216'da şöyle diyor: "Mardar; kuru çamurun kesilmesidir. Veber ise; Deve ve tavşan yünüdür." Tertibil kamus: 4/565.

[110] Ali-İmran: 3/169.    

[111] Tahrici yukarıda geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/158-160

[112] Tehzib'de şöyle diyor: "İsa bin Abdurrahman ferve, el Ensari İbni Sebre'de deniliyor. Künyesi Ebu Ubade ez-Zerki'dir. Medinelidir." İbni Hibban şöyle diyor: "Topluluktan münker hadisler rivayet et­miştir. Terkedilmeyi hak etmiştir." Cerh'de şöyle diyor: "Ebu Hatim şöyle diyor: "Hadisi münkerdir. Zayıftır. Terk edilmişe benzer. Zühriden sahih hadis rivayet ettiğini görmedim." Ebu Zur'a şöyle diyor: "Güçlü de­ğildir." Buhari "Hadisi Münkerdir" diyor. Nesai "Hadisi terkedilmiştir." diyor. Takrib'de ise "Terk elimiştir. Yedinci tabakadandır" diyor.Tehzib: 8/218, No: 404 Cerh: 6/281, No: 1559. Buhari'nin Duafaus sağir kitabı: s. 86, No 264 Nesai'nin: Zayıflar ve terkedilmişler kitabı: s. 76, No 422. Takrib: 2/99, No: 894.

[113] Beyhaki, Delail'de rivayet etmiştir.

[114] Tahrici yukarıda geçti.

[115] Lisanul Arab, 1/311'de şöyle diyor: "etteb'atu.ettebaatu: Göl­ge ve benzeri ile arkadaşını terkib etmendir."

Lisanul Arab, 1/311 'de şöyle diyor: "etteb'atu, ettebaatu: Görge ve benzeri ile arkadaşım takib etmendir."

[116] Müslimin, Nevevi Şerhi: 13/29

[117] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/160-162

[118] İbni Rüşdün Mukaddimat: T/266. Daru Sadr Beyrut basımı.

[119] Müslim, imaret bölümünde, "'Allah yolunda öldürülen kimsenin, borç hariç hatalarına keffaret olur." konusunda, 3/1503, No 1882'de rivayet etmiş­tir. Birinci rivayet, No: 119'dadır. İkinci rivayet, No: 120'dedir. Hakim, Müstedrek'de, cihad bölümünde, 2/119'da, Yezid bin Veh-berremli yoluyla Mufadal bin fadale'den birincisini rivayet etmiş ve "isnadı sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir" demiş­tir. Zehebi de bu görüştedir.Ahmed, 2/220'de, Yahya bin Gaylan yoluyla, Mufaddal'dan birincisini rivayet etmiştir.

[120] Buhari Tefsir bölümünde, Ahzab süresi: 33'te. 1: 6/22' bab'da, Ebu Hureyre'den, o da Peygamberden şöyle rivayet ediyor:"Şöyle buyurdu:"Ben insanların, mümine dünya ve ahirette en evla olanıyım. İs­terseniz şu ayeti okuyun:"Peygamber, mümine kendisinden daha evladır." Hangi mümin ölürde, bir mal bırakırsa, onu, var iseler varisleri alsınlar. Kim bir borç veya kayıp bırakmış ise, bana gelsin. Ben onun velîsİyim."Müslim Faraiz bölümünde, "Kim bir mal bırakırsa, o varislerinindir." konusunda: 3/360, No: 1611 'de, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.İbni Mace Sadakalar bölümünde, "Borç veya kayıp bırakan kimse" konusunda, 2/807, No: 2416'da, Cabir den rivayet etmiştir. Kurtubi Tefsiri: 4/274.

[121]  Buhari Borç verme bölümünde, "İnsanların, mallarını, geri verme veya telef etme maksadıyla alan kimse" konusunda, 3/82'de, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.

[122] Kurtubinin Tezkiresi s: 194-195.

[123] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/162-164

[124] Buhari Cihad bölümünde, "Şehidlerin üzerindeki, meleklerin gölgesi" konusunda, 3/208'de, CaBir den rivayet etmiştir.Müslim, Sahabenin faziletleri bölümünde, "Cabir'in babası, Abdul­lah bin Arar binlîaram'ın faziletleri" konusunda, 4/1917'de, Ubeydullah yoluyla Süfyan bin Uyeyne'dc rivayet etmiştir.

[125] Tevbe: 9/111.     

[126] Muhamed: 47/4-6. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/164-165

[127] Buhari Cihad ve Siyer bölümünde "Allah yolundaki mücahid-lerin dereceleri" konusunda, 3/202'de Senıure'den rivayet etmiştir

[128] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/165

[129] Tirmizi Cihadın faziletleri bölümünde, "Şehidlerin Allah katın­daki faziletleri" konusunda, 4/176'da, Ebu Hureyre'den rivayet etmiş ve "Hadis Hasen'dir" demiştir;Ahmed 2/425'de, Hişam Destuvai yoluyla Yahya bin Ebi Kesir'den rivayet etmiştir.Suyuti Camİus-Sağir'de naklederek, "Hasendir" demiştir. Feydül Kadir: 4/212. No: 5419.

[130] Nihaye, 3/264'de şöyle diyor; İsti'faf: İffetli olmak istemektir. İffet ise, Haram ve insanlara el açmaktan sakınmaktır. Yani kim iffet olmak isteyip, gereğini yerine getirirse, Allah onu, ona verir. İsti'faf, sabır ve bir şeyden el çekmektir."

[131] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/165

[132] Buhari Cihad bölümünde, "Bir kafir bir müslümam öldürür. Son­ra müslüman olur, savaşır ve öldürür" konusunda, 3/210'da Ebu Hureyre den rivayet etmiştir.Nesai Cihad bölümünde "öldüren ve öldürülenin, Allah katında cen­nette buluşması" konusunda, 6/38, İbni Kasım yoluyla Malik'ten birin­cisini nakletmiştir.Müslim, İmaret bölümünde, "Biri diğerini öldürüp, sonra ikisi de cen­nete giren iki adam" konusunda, 3/1503, No: 1890'da, Ebu Hureyre'den, ikincisini rivayet etmiştir.

[133] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166

[134] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde, "Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295'de rivayet etmiştir. Msysemi yöyle diyor: "Taberani, Bezzar rivayet etmişlerdir. Taberani'nin senedinde bilinmeyen ravi vardır. Diğer ^ravil eri sikadır. Bezzar'ın sene­di, zayıftır. Keşf'ül-Estar Cihad bölümü: "Şehadet ve fazileti" konusun­da, 2/282'de, rivayet etmiştir. Bezzar şöyle diyor: "Semure'den gelen ri­vayeti sadece bu yolla öğreniyoruz." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166

[135] Mecmauz Zevaid'in sahibi, Cihad bölümünde, "Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, evsaf ta rivayet etmiştir. Senedindeki Ab­dullah b. Bukeyr el-Ğanevi zayıftır.

[136]  Lisanul mizan, 3/264'de no: 1130'da şöyle diyor: "Abdullah b. Bukeyr el-Ğanevi el-Kufi. Muhamed b. Suke'den rivayette bulunmuştur. Ebu Hatim şöyle diyor: "Şia'nın azatlılarındandır." Saci ise "doğruluk ehlindendir. Güçlü değildir." diyor. İbni Adiy onun münker hadislerini zikretmiştir. Ben de şöyle diyorum: "İbni Mehdi ondan rivayette bulun­muştur." İbni Hİbban, onu sikalar arasında saymıştır.

[137] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/166-167

[138]  İbni Ebi Şeybe, eserinde Cihad bölümünde 5/307'de birinci ri­vayet nakletmiştir.

[139] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/167

[140]  Nihaye 4/315'de şöyle diyor: "Merc, çok bitkili geniş yerdir, hayvanlar orada otlanır. Bırakılırlar, istedikleri gibi dolaşırlar.

[141] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/167

[142] İbni Ebi Şeybe eserinde Cihad bölümünde: 5/311' de ikinci'ri­vayet nakletmiştir.

[143] Tehzib'de şöyle diyor: "Hasna binti Muaviye b. Selim -Am­casından rivayette bulunmuştur. Avfu'l-Arabi de ondan rivayet etmiştir. Amcasının adının Eşlem b. Selim olduğu söylenmektedir."

Mizamı'1-itidal'de şöyle diyor:"Amcasından rivayet etmiştir. Amcası sahabedendir. Ondan sadece Avfu'l-Arabi rivayet etmiştir."

Takrib'de şöyle diyor: "Hadisi kabul edilir. Dördüncü tabakadandır." Tehzib: 12/409, No: 2761. Mizanu'I-itidal: 4/605, No: 10947. Takrib: 2/594, no: 6.

[144] Esedü'1-ğabe, 1/94, No: 119'da şöyîe diyor: "Eşlem b. Selim. Hansa b. Muaviye b. Selim es-Sarimiyye'nin amcasıdır. Üç kardeştirler. Haris, Muaviye ve Eşlem. Bunu İbni Mende zikretmiştir. Ebu Nuaym şöyle diyor: "Bazı müteahhirin ulemasına göre, onun adı Eshem'dir. Fakat bu doğru değildir."

[145]  Ebu Davud Cihad bölümünde "Şehadetin Fazileti" konusunda 3/33, No: 2521 'de rivayet etmiştir.

Ahmeed 5/58'de, Muhammed b. Cafer yoluyla Avf'dan rivayet et­miştir. Ebu Davud ve Münziri onun hakkında sükut etmişlerdir inşaalah hadise uygundur.

[146] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/168

[147]  Ebu Davud Cihad bölümünde "Şehadetin Fazileti" konusunda 3/33, No: 2521 'de rivayet etmiştir.

Ahmeed 5/58'de, Muhammed b. Cafer yoluyla Avf'dan rivayet et­miştir. Ebu Davud ve Münziri onun hakkında sükut etmişlerdir inşaallah hadise uygundur.

[148] Buhari, cihad ve siyer bölümünde, "Bilinmeyen bir okla vu­rulup, öldürülen kimse" konusunda 3/206'da, birincisini Rikak bölümünde, ikincisini ise "Cennet ve cehennemin sıfatlan" konusunda rivayet etmiştir.

[149] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/168-169

[150] Tahriri yukarıda geçti. Beyhaki Şuab'da rivayet etmiştir.

[151]   Esedü'1-ğabe, 1/339 no: 749'da şöyle diyor: "Bu başka bir Cual'dir. Musa b. Ali b. Mende onun hadisini rivayet etmiştir. Şöyle di­yor: "Bunun yukarıda geçen olup olmadığını bilemiyorum." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/169-170

[152]  Esedül Ğabe: 1/339.

[153] Mecma'uz-Zevaid Menkıbeler: 9/273. İbni Abbas nakletmiştir. Heysemi şöyle diyor:                         y"Taberani, biri Hasen olan iki senedle rivayet etmiştir."Munziri Terğib ve Terhib Şehadet: 2/314.Taberani, biri Hasen olan İki isnadla rivayet etmiştir" demektedir. Başka yollarla da rivayet edilmiştir.Ahmed Sahabenin fazileti: 2/890. Muhakik şöyle diyor: "İsnadı kopuk olması ve Şeyh İsmail'in bilinmemesinden dolayı zayıftır. Hakim Müstedrek Sahabenin Fazileti: 3/212. Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor:

"Bu hadis Müslim'in şartı ile sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet et­memişlerdir." Zehebi'de bu görüştedir.

[154] Tertibil Kamusul Muhit: 3/673.

[155] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/170-171

[156] Al-i İmran: 3/169. Ebu Davud Cihad: 3/32. İbni Abbas dan rivayet etmiştir. Munziri Muhtasar'da şöyle diyor:

"Hakim Sahih'inde rivayet etmiştir. Darekutni Muhammed b. İshak dan sadece Abdullah b. İdris rivayet ettiğini söylemiştir. Said b. Cübeyri senedde zikretmemiştir. Müslim Sahih'inde Abdullah b. Mesud dan manayla rivayet etmiştir." Ahmed Şakir'in Taliki'ne bakınız. O, isnadı düzeltmiştir. 3/374. Hakim Müstedrek Cihad: 2/88. Abdullah b. İdris yoluyla Muhammed b. İshak dan rivayet ederek, "Bu hadis Müslim'in şarlı ile sahihtir, Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir" demektedir. Zehebi'de bu görüştedir.Müslim, îmaret: 3/502. Ibnİ Mesud dan rivayet etmiştir.

[157] Tertibil Kamusul Muhit:_4/440. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/171-172

[158]  Müslim İmaret: 3/1502. İbni Mesud dan rivayet etmiştir. Tirmizi Tefsir: 5/231. Süfyan yoluyla, A'maş'tan rivayet ederek,"Bu hadis Hasen ve sahihtir" demiştir.

[159] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/172

[160]  Takrib: 1/311 "de şöyle diyor: "Süfyan b. Said b. Mesruk es-Sevri künyesi Ebu Abdullah'tır Kufe'lidir. Sika, hafız, ve fakihtir. Abid, imam ve hüccettir. Yedinci tabakanın ileri gelenlerindendir. Belki tedlis yapmıştır. Altmış dört yaşında iken, Altmış bir yılında vefat etmiştir."

[161] O, Süleyman b. Mehran'dır. Biyogrofisi s: 322'de geçti.

[162] Takrib: 1/449. Şöyle diyor: "Abdullah b. Mürre el-Hemedani el-Harif i. Kufe'lidir. Sikadır. Üçüncü tabakadandır. Yüz yılında ölmüştür.

[163] Abdurrezzak Cihad: 5/263. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/173

[164] (m) Nüshasında "Arş" kelimesi de vardır.

[165] Abdurezzak Cihad: 5/264; Tirmizi Cihad: 4/176. "Bu hadis sa­hihtir" demiştir.

[166] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/173

[167] Bütün nüshalarda, Abdullah diye geçmektedir. Doğrusu Ubeydullah'tır. Asıl olan (e) nüshasında "ibni Yezid" de vardır. Takrib: 1/540. Şöyle diyor: "Ubeydullah b. ebi Yezid el-Mekki. Kariz ailesinin azadlı kulesidir. Şeybe'nin oğludur. Sikadır. Hadisi çoktur. Dördüncü tabakadandır. Sek­sen altı yaşında iken, yirmi altı yılında vefat etmiştir."

[168] Abdurahman b. Abdullah b. Kab b. Malik el-Ensari. Künyesi Ebu'l-Hatib'dir. Medine'lidir.. Sikadır, alimdir. Üçüncü tabakadandır. Hişam'ın hilafetinde öldü: Takrib: 1/488/Takrib'in: 2/523'de biyo­grafisi şöyle geçiyor: "İbni Kab b. Malik. O, Abdurrahman'dır. Abdullah ve Abdurrahman olduğunda şüphe vardır. Şehidlerin ruhları hadisinde, Abdullah b. Ab­dullah b. Kab olarak dedesine nispet edilmiştir."

[169] Takrib: 1/442' de şöyle diyor: "Abdullah b. Kab b. Malik el-En­sari. Medine'lidir. Sikadır. Sahabe olduğu söyleniyor. Doksan yedi veya sekiz yılında vefat etmiştir."

[170] Dibacul Müzehheb'de: 1/101" de şöyle diyor: "Ali b. Muhammed b. Halef el-Meafiri. Künyesi Ebu'l-Hasan'dır: İbni Kabisi diye bilinir. Afrikalılardan hadis dinlemiştir. Çokça rivayet etmiştir. Hadis, illetleri ve ravileri iyi bilirdi. Usulcu, fakih, kelamcı ve müellif idi. Elmendu fil fıkh, Ahkamud diyane, el-menkizu fi şübehitte'vil, el-munebbihu lif futinimin ğavailil fiten onun eserlerindendir. Dörtyüz üç yılında Kayravan'da ölmüştür.

[171] Taha: 20/71.     

[172] Kurtubi'nin; ettezkire fi Ahvalil mevta ve umuril ahiret s: 197.

[173] Nur: 24/35.     

[174]  (a) Nüshasında "Çalışanların" diye geçmektedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/173-176

[175] Takrib: 1/496'da şöyle diyor: "Abdurrahman b. Kab b. Malik el-ensari. Künyesi Ebu'l-Haüab'dır. Medine'lidir. Sikadır. Tabiinin büyüklerindendir. Rasulullah (s.a.v.) döneminde doğduğu söyleniyor. Sü­leyman'ın hilafetinde ölmüştür.

[176] Lisan'ul-Arab: 3/629'da şöyle diyor: "Necemun, Necemetun: Ruhun nefesidir. Halit şöyle diyor: "Nesemetun! Nefes ve Ruhtur.

[177] İbni Kesir Tefsiri: 1/427

[178] Ahmed: 6/455'de Kab b. Malik den rivayet etmiştir. Nesai Cenazeler: 4/108'de, Kuteybe yoluyla, Malik'ten rivayet et­miştir. Muvatta Cenazeler: 1/240'de, Musannif yoluyla rivayet etmiştir.

İbni Mace Cenazeler: 1/446'da, Haris b. Fudayl yoluyîa Zühri'den ri­vayet etmiştir. Yine Zühd: 2/1428'de, Suveyd b. Said yoluyla Malik'ten rivayet etmiştir.Mecma'uz-Zevaid'in sahibi, Cenazeler: 2/329'da Ümmü Hani'den ri­vayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor:"Ahmed ve Kebir'de Taberani rivayet etmişlerdir. Taberaninin senedindeki İbni Lühey'a hakkında kelam vardır."

[179] İbni Kesir Tefsiri: 1/427

[180] O, Ma'mar b. Raşid'dir. S: 333'de geçti.

[181] Bulamadım.

[182] Tezkire s: 193.

[183]  (m) ve (a) nüshalarında "Hudr" şeklinde geçmektedir.

[184]  (m) ve (a) nüshalarında "Hudr" şeklinde geçmektedir. '

[185] Nihaye: 3/410'da şöyle diyor: "Kusuf hadisinde "Siz kabirde fitneye uğratılacaksınız" diyor. Münkir ve nekir meselesini kastediyor.

[186] Nihaye: 3/22'de şöyle diyor: "Essa'ku: İnsanın duyduğu şiddetli sesten bayılması veya ölmesidir. Sonra çok ölüm için kullanılmıştır."

[187] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/176-179

[188] Takrib'de şöyle diyor: "Raşid b. Said el-Mekrai Humus'ludur. Sikadır. İrsah çoktur. Üçüncü tabakadandır. Kesne yılında ölmüştür.

[189] Nesai Cenazeler: 4/99'da rivayet etmiştir. Senedinde, Raşid b. Sad olduğu için senedi zayıftır. Raşid sikadır. Fakat çokça mürsel hadis nakletmiştir. Senedde sahabiyi zikretmemesinden dolayı mursildir.

[190] Sİhah: 4/1481 'de şöyle diyor: "Er reşku: atmadır."

[191] Sihah: 4/1554'de şöyle diyor: "Merekes sehmu miner remyeti: Ok hedeften başka tarafa saptı."

[192] Ahzab: 33/12 Sihah: 1/92'de şöylediyor: "Saube: akmaktır.

[193] Ahzab: 33/22.   

[194] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/179-181

[195] Zümer: 39/68. 

[196] Hakim Müstedrek'de, Tefsir: 2/253'de rivayet etmiş ve "Bu ha­disin isnadı sahihtir. Buharı ve Müslim rivayet etmemişlerdir" demiştir. Zehebi'de bu görüştedir.

[197] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/181

[198] Zümer: 39/68.  

[199] Lisan'ul-Arab: 3/580'de şöyle diyor: "İbni Esir şöyle diyor: "Necib bütün hayvanların en faziletlisidir."

[200] Nihaye: 2/409'da şöyle diyor: "Sundusi ince ipektir."

[201] Nihaye: 1/47'de şöyle diyor: "îstebrak; kalın ipek ve atlastır."

[202] Suyuti Cami'us-Sağir'de nakletmiş ve onu sahabe işaretiyle işa­retlemiştir. Feydul Kadir: 4/78. Suyuti şöyle diyor: "Ebu Ya'la ve Darekutni fertlerde, Hakim ve İbni Merdeveyhi tefsirde, Beyhaki diriliş'te Ebu Hureyre den rivayet etmişlerdir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/181-182

[203] Takrib'de şöyle diyor: "Ammare b. Ebu Hafsa b. Sabit. Sikadır. Altıncı tabakadandır. Otuz iki yılında ölmüştür" Takrib: 2/49.

[204] Cerh'te şöyle diyor: "Hicr el-Hicri. İsbehan'lı olduğu söyleni­yor. Said b. Cübeyr 'den rivayette bulunmuştur. On'dan da Ammare b. Hafsa rivayette bulunmuştur. Ebu Zur'a'ya Hicr sorulunca, "hicr ehlinden biridir. Ben tanımıyorum" demiştir. İbni Hibban Sikat'ta zikretmiştir. Cerh: 3/267; Sikat: 6/234.

[205] Takrib'de şöyle diyor: "Said b. Cübeyr el-Esedi. Esed ka­bilesinin azadlı kölesidir. Kufe'lidir, sikadır, fakihtir. Üçüncü tabakadandır. Aişeden rivayette bulunmuştur. Ebu Musa ve benzer­lerinden yaptığı rivayetler mürseldir. Doksan beş yılında Haccac'ın önünde, elli yaşını doldurmamışken öldürülmüştür." 10/292.

[206] İbni Mübarek Cihad: 5/50. rivayet etmiştir. Buhari Kebir'de: 3/73'de Musannif yoluyla Şu'be'den rivayet etmiştir. Ebu Nuaym, Ahbaru İsbehan'da: 2/148'de, Hafs b. Ömer el-Huti yoluyla Şube'den rivayet etmiştir.Taberi Tefsir'inde: 24/200'de. Vehb b. Cübeyr yoluyla Şu'be'den ri­vayet etmiş.Suyuti, hadisin sahih olduğunu söylemektedir. Münavi şöyle diyor: "Ebu Ya'la, Darekutni Efrad'da, Hakim Tefsir'de, İbni Merdeveyhi Tefsir'de, Beyhaki Şuab'da, Deylemi Firdevs'de Übey'den rivayet et­mişlerdir."Hakim "sahihtir" demiştir. Zehebi'de bu görüştedir. Feyd'ul-Kadir: 4/78-79.

[207] Nihaye: 1/225.

[208] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/182-183

[209] Takrib'de şöyle diyor: "Raşid b. Nuceyh el-Himani. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Basra'lıdır." Cerhte şöyle diyor: "Ebu Hatim, ha­disinin uygun olduğunu söylemiştir." Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hib­ban Sikat'ta zikretmiştir. Belki de hata etmiştir."Takrib: 1/240; Cerh: 3/484; Tehzib: 3/228.

[210] Biyogrofisi s: 274-275'de geçti.

[211] İbni Mübarek Cihad s: 49'de rivayet etmiştir. Bu rivayet İbni Abbas'ın mevkufudur. Fakat merfu hükmündedir. Dolayısıyla senedi Hasendir.

[212] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/183

[213] Takrib'de şöyle diyor: "Nemran b. Atabe ez-Zemani hadisi ka­bul edilir. Altıncı tabakadandır. Tehzib'de şöylediyor: "İbni Mende onun Şam'lı olduğunu söyle­miştir. Ümmü Derda'dan, o da Ebu Derda'dan rivayette bulunmuştur. İbni Hibban onu Sikat'da zikretmiş ve hadisini Sahih'inde rivayet etmiş­tir. Takrib: 2/307; Tehzib: 10/475.

[214] Ahmed: 4/131 'de, Ubade b. Samit'ten rivayet etmiştir. Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/293'de, Ubade b. Samit'ten rivayet et­miştir. Heysemi şöyle diyor:'"Ahmed böyle rivayet etmiştir. Bezzar ve Taberani'de böyle rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Taberani'nin ravileri sikadırlar." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/183-184

[215] Ebu Davud Cihad: 3/34'de rivayet etmiştir. İbni Hibban Sahih s: 388'de Cafer b. Musafir et-Tenisi yoluyla Yahya b. Hassan'dan rivayet etmiştir.Beyhaki Sunen'ul-Kübra: 9/164'de Musannif yoluyla Ebu Ali er-Ruzbari'den, o da Ebubekir b. Dase'den, o da Ebu Davud'dan rivayet et­miştir. Bu hadis hakkında Ebu Davud ve Munziri sukut etmişlerdir. Hadis sahihtir. Suyu ti Cami'us-Sağir'de zikrederek, hasen olduğunu söylemiştir.

Feydu'l-Kadir: 6/462; Sahih'i Cami'us-Sağir: 6/342.

[216] Kurtubi Tefsiri: 4/276. Ali İmran Suresi 171. ayetin tefsiri.

[217] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/184-185

[218] Takrib: 2/272'de şöyle diyor: "Mikdam b. Ma'di Yekrub b. Amr el-Kindi. Meşhur sahabidir. Şam'a geldi. Sahih rivayete göre seksen yedi yılında öldü. Doksanbir yaşında idi.

[219] Abdurrezzak Cihad: 5/265'de İsmail b. Ayyaş yoluyla, Buhayr b. Said'den rivayet etmiştir. İbni Mace Cihad: 2/935'de İsmail b. Ayyaş yoluyla, Buhayr b. Said'ten rivayet etmiştir.Tirmizi Cihadın Fazileti: 4/187'de rivayet etimş ve "bu hadîs, hasen, sahih ve gariptir" demiştir.

[220] Lisan'ul-Arab: 1/992.

[221] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/185-186

[222] Bütün nüshalarda, Yahya b. Said şeklinde geçmektedir. Bu yanlıştır. Takribin söylediği doğrudur. 'Buhayr'ın biyografisi s: 419'da geçti.

[223] Abdurrezzak Ciahd: 5/265'de rivayet etmiştir. Yukarıda geçti.

[224] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/186-187

[225] Takrib 1/335, no: 547'de şöyle diyor: "Sehl b. Ebi Umame b. Sehl b. Hanif el-Ensari. Medineli'dİr. Mısır'a geldi. Sikadır. Beşinci tabakadandır. İskenderiye'de ölmüştür.

[226] Biyografisi s. 496'da geçti.

[227] ) Biyografisi s. 309'da geçti.

[228] Beyhaki Sunen'ül-Kübra'da Siyer bölümünde "Allah yolun­da şehadetin fazileti konusunda, 9/163'de rivayet etmiştir.Suyuti Camiu's-sağir'de, Taberani'nin Kebir'inden nakille zikret­miştir. Hakim, sahih olduğunu söylemiştir.Münavi şöyle diyor: "Hakim'in rivayetinde Abdurrahman b. Said el-Medeni vardır "Zehebi, onun münker hadislerinin olduğunu söylemektedir.Heysemi şöyle diyor:

"Taberani'nin ravileri sikadırlar." 3/90. Hakim Müstedrek'te, Cihad bölümünde rivayet etmiş ve "isnadı sahihtir" demiştir. Zehebi de bu görüştedir.

Elbani Sahih-i Camiu's-sağir'de nakletmiş ve "hasendir" demiştir. 1/354, no: 2575.

[229] Cerh'te şöyle diyor: "Abdurrahman b. Sa'd Medine'lidir. Sehl b. Ebi Umame b. Sehl'den rivayet etmiştir. Ondan da Abdullah b. Vehb dinlemiştir."Yahya b. Main'e, İbni Vehb'den rivayet eden Abdurrahman b. Said el-Medeni'nin durumu soruldu: "Bilmiyorum" dedi. İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. Tarih'te el-Müzni diye geçmektedir. Bu İbni Hibban'ın Sikat'da söylediğidir. Cerh'in sahibinin söylediği gibi Medini değildir. Buharı onun hakkında sükut etmiştir.Cerh: 5/238, no: 1124. Sikat: 7/71. Tarihu'l-Kebir: 5/287, no: 934.

[230] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/187

[231] Cerh'de şöyle diyor: "Yezid b. Şecere er-rehavi. Şam'lıdır. Sa­habe olduğu söyleniyor. Mücahid'den rivayet etmiştir."Esedü'l-ğabe'de şöyle diyor: "Şam'lıdır. Mücahid b. Cebr ondan ci­hadın fazileti hakkındaki hadisi rivayet etmiştir. Elli beş yılındaki bir savaşta şehid edilmiştir. Cerh: 9/270, no: 1135. Esedü'1-ğabe: 5/495, no: 5557.

[232] İbn Ebi Şeybe, Cihad bölümünde, 5/292'de rivaayet etmiştir.

[233] Biyografisi, s. 179'da geçti.

[234] Takrib'de şöyle diyor: Yezid b. Ebi Ziyad el-Haşimi. Haşimoğullarının azadlı kulesidir. Kufe'lidir. Zayıftır. Yaşı ilerleyince durumu değişti. Telkin kabul etmeye başladı. Beşinci tabakadandır. Otuz altı senesinde ölmüştür."Cerh'te şöyle diyor: Şube şöyle diyor: Yezid b. Ebi Ziyad merfu hadis rivayet ederdi."Cerir'e, Leys, Ata b. Saib ve Yezid b. Ebi Ziyad'm durumu sorulunca, "Yezid hadis için en düzgün olanıdır" demiştir. Ahmed'e sorulunca, o da Cerir gibi demiştir. Mürre şöyle diyor: "Hıfzı iyi değildi" Yahya b. Main "hadisi delil olmaz" demektedir. Ebu Hatim "güçlü değildir" diyor. Terğib ve Terhib'de şöyle diyor: 2/321, No: 30; "Bezar ve Taberani'de rivayet etmişlerdir. Yezid b. Şecere ve Ced'an'dan merfu olarak nakletmişlerdir. Doğru olanı Mevkuf olmasıdır."Tehzib'de şöyle diyor: "İbn-i Mübarek şöyle diyor: "Onu bir tarafa at" İbni Hibban "Saduk idi. Fakat yaşlanınca hıfzı kötüleşti. Telkin kab­ul etmeye başlaadı. Hadisine münkerler sokuldu. Değişmeden önce onu dinleyenin hadisi sahihtir." demektedir."Takrib: 2/365, no: 254. Cerh: 9/265, no: 1114. Tehzib: 11/329-330, no: 630.

[235] İbni Esir Esedü'1-ğabe: 5/495, no: 5557.

[236] Takrib, 2/321, no: 113 'de şöyle diyor: Hannad b. Seriyy Mus'ab et-Teymi'nin oğludur. Künyesi Ebu's-seriyy'dir. Kufe'lidir. Sikadır. Onuncu tabakadandır. Doksan bir yaşında iken, kırk üç yılında ölmüştür.

[237] İbni Ebi Şeybe, Cîhad bölümünde, 5/301 'de rivayet etmiştir.

[238] Abdurrezzak, cihad bölümünde "Şehadetin ecri" konusunda 5/256, no: 9538'de rivayet etmiştir.

[239] Mecmau'z-zevaid'in sahibi, cihad bölümünde "Şehadet ve fazileti hakkındaki rivayetler "bölümünde, 5/294'te rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, birinin ravileri sahih olan iki senedle rivayet etmiştir."

[240] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/188-189

[241]  (m) nüshasında "biha" geçmektedir.

[242] Nihaye: 1/402'deşöyle diyor: "Hatte: dökmektir."

[243] Bütün nüshalarda, "Kad ana leke" diye geçmektedir. Bu man­tıklıdır."

[244] Beyhâki Şuab'da rivayet etmiştir.

[245] Nihaye: 4/26'da şöyle diyor: "Raculun Kudümün: Cesaretli adamdır. İlerlemeyi ifade eder."

[246] Lisan'ul-Arab: 1/122. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/189-190

[247] Heysemi Mecma'uz-Zevaid: 5/298'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani rivayet etmiştir. Senedinin ravilerinden Abdur­rahman b. Beylemani hariç diğerleri sahihtir. O ise sikadır."

[248] Tehzib: 6/149-150, No: 303'de şöyle diyor: "Abdurrahman Beylamani, Ömer'in azadlı kölesidir. Ebu Hatim şöyle diyor: "Abdur­rahman b. Ebi Zeyd Beylamani'nin oğludur." İbni Hibban onu sikalardan saymıştır."Şöyle diyor: "Velid b. Abdulmelik'in hilafetinde öldü. Rivayetini oğlu Muhammed nakletmiş ise, ona itibar edilmesini istemezdi. Çünkü oğlu, onun hakkında garip şeyler uydururdu." Darekutni şöyle diyor: "Za­yıftır. Hadisi delil olmaz." Ezdi şöyle diyor: "Hadisi münkerdir. İbni Ömer den batıl şeyler rivayet etmiştir."

[249] Lisanul Arab: 1/1266.

[250] Tertibil Kamus: 2/431 'de şöyle diyor: "Lefk, bir parçadır."

[251] Nihaye: 5/97.

[252] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/190-191

[253] Abdurrezzak Cihad: 5/266, No: 9561'de rivayet etmiştir, ibni Ebi Şeybe, Cihad: 5/290'da İbni Adiy yoluyla Ebu Avn'dan ri­vayet etmiştir.İbni Mace Cihad: 2/935, No: 2798'de, İbni Ebi Adiy yoluyla îbniAvn'dan rivayet etmiştir. Zevaid'de şöyle diyor: "Hilal b. Ebi Zib'den dolayı bu isnad zayıftır." Bütün rivayetlerde İbni Ebi Zeyneb vardır. İbni Mace'de de vardır.Zevaid'in sahibi ise İbni Ebi Zib diye nakletmiştir. Belki bu yazanın hatasıdır.

[254] Bu adam, Abdurrezak'ın eserinde Şehr b. Havşeb'dir. Ri­vayetler de bunu destekliyor.

[255] Takrib'de şöyle diyor: "Halal b. Ebi Zeyneb Firuz el-Kureşi. Kureyş'lilerin azadh kölesidir. Basra'lıdır. Bilinmemektedir. Altıncı tabakadandır. Tehzib'de şöyle diyor: "Şehr b. Havşeb'den, o da Ebu Hureyre den rivayet etmiştir. Ondan da İbni Avn rivayet etmiştir." Ebu Davud "ondan başkasının Hilal dan rivayet ettiğim bilmiyorum." diyor. İbni Hibban onu Sikat'ta zikretmiştir. Saci onun zayıf olduğunu söylemiştir. Ahmed şöyle diyor: "onu terketmeleri acayiptir." Ahmed bunu şeyhi için söylüyor. Mizan'da şöyle diyor: "Bilinmiyot" Kaşifte ise "sikadır" diyor.Takrib: 2/323, No: 133; Tehzib: 11/80, No: 127; Mizan: 4/314, No: 9268; Kaşif: 3/227, No: 6099.

[256] Nihaye: 3/154.

[257] Nihaye: 3/451.

[258] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/191-193

[259] Sihah: 1/335.

[260] Ebu Ubeyd Ğaribil Hadis'de şöyle diyor: 2/142: "Aferturrac-ule fit turabi: Adamı toprağa buladiğı zaman, denilir."

[261] Musannif Abdurrezzak Cihad bölümünde: 5/258, No: 9540'da rivayet etmiştir.

[262] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/193

[263] Ahmed: 3/300'de Cabir'den rivayet etmiştir. İbni Ebi Şeybe Cihad: 5/290'da, Musannif yoluyla, Veki'den rivayet etmiştir.Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/291 'de, Cabir'den rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Müslim bunun bir kısmını rivayet etmiştir. Ebu Ya'la ve Sağir'in ravileri sahihtir. Ahmed'de benzer şekilde rivayet etmiştir.Mevarid'uz-Zaman Cihad s: 387, No: 1608'de, Siifyan yoluyla A'maş'tan rivayet etmiştir.İbni Ebi Şeybe Cihad: 5/291'de Abdullah b. Amr'dan rivayet et­miştir.

[264] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/193-194

[265] Ebu Ubeyd Ğaribil Hadis: 3/133 'de şöyle diyor: "Kunut bir çok manadadır. Banlardan biri de, gece namazıdır. Peygambere "Hangi na­maz dafa efdaldir?" diye sorulunca,"Uzun kunut" demiştir. "Yani uzun gece namazı." Bu kısım (a) nüshasının haşiyesinde vardır, (e) ve (m) nüshalarında yoktur. Nesai ve Ahmed'de bulunması bunu teyid ediyor

[266] Asılda bulunan, Nesai, Ebu Davud ve Ahmed'de var olandır. Bütün nüshalarda ise canı, malın önüne geçirmişlerdir.

[267] Ebu Davud Namaz: 2/146, No: 1449'da Ahmed yoluyla Haccac'dan rivayet etmiştir;

Nesai Zekat: 5/85'de rivayet etmiştir; Ahmed: 3/414'de, Musannif yoluyla, Haccac'dan rivayet etmiştir;Darimi Namaz: 1/331'de Ahmed yoluyla Haccac'dan rivayet et­miştir.

[268] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/194-195

[269] Ahmed Müsned: 4/114; Mecma'uz-Zevaid'in İman bölümü, "Hangi amel daha efdaldir ve hangi din Allah'a daha sevimlidir" konusu. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed ve Taberani Kebir'de rivayet etmişlerdir. Taberani'nin ravileri sikadırlar. 1/59.Hac Bölümü: 2/207'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed ve Taberani rivayet etmişlerdir. Taberani'nin ravileri sahihtirler. "Beyhaki îmanın şubelerinde rivayet etmiştir. Bu eser el yazmasıdır. Darul Me'mun litturas-Şam'da basılmıştır. Ümmül Kura üniversitesi kütüphanesi. 1/1/9, No: 2130'a bakılabilir.

[270] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/195-196

[271] Sünen'ü İbni Mace Cihad: 2/934, No: 2794'de rivayet etmiştir. Zevaid şöyle diyor: "Muhammed b. Zekvan'ın zayıflığından dolayı isnadı zayıftır."Tehzib'de şöyle diyor: 9/156, No: 227: "Muhammed b. Zekvan el-Ezdi, Ebu Hatim şöyle diyor: "Muhammed b. Zekvan el-Ezdi. Hammad Zeyd'in çocuklarının dayısı. Hadisi münkerdir. Hatası çoktur. Hadisi zayıftır." Buhari "Hadisi münkerdir.” diyor. Nesai "Sika değildir. Hadi­si yazılmaz" diyor. İbni Hibban Sikat'ta zikretmiştir. İbni Adiy şöyle di­yor: "Genel rivayetleri fert ve ğarib hadislerdir. Bununla beraber hadisi yazılır." Darekutni: "Zayıftır" diyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/196-197

[272] Ahmed: 5/265. Mecma'uz-Zevaid Azat etme bölümünde rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Ahmed rivayet etmiştir. Ravüeri sikadır." Mevarid'uz-Zaman İlim s: 52, No: 94'de rivayet etmiştir. Malik, Muvatta Azad: 2/79, No: 15'de, Aişe'den, hadisin birinci bölümünü rivayet etmiştir.

[273] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/196-197

[274] İbni Mübarek Cihad: s. 95, No: 114'de rivayet etmiştir. Bu ha­disin ravileri sikadırlar.

[275] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/197

[276] İbni Mübarek Cihad: s: 95, No: 115'de rivayet etmiştir. Heysemi, Menkıbeler: 9/353'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani rivayet etmiştir senedindeki Haşimoğullannın azadlı kölesi Ebu Âmr'ı bilmiyorum. Diğer ravileri sikadırlar."

[277] Elfaiku fi ğaribil Hadis: 3/71'de şöyle diyor: "Kirş: Bir şeyi par­mak uçlanyla alıp sıkmaktır,"

[278] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/198

[279] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/198-199

[280] Şifa'us-Sudur. Bulamadım.

[281] Lisan'ul-Arab: 2/805'de şöyle diyor: "El Addu: Dişlerle bir şeyi sıkmaktır. Yılan ısırmasına da denilir."

[282] Şifa'us-Sudur. Feth'ul-Kebir sahibi: 2/229'da, Ebu Şeyh, İbni İsa'dan rivayet etmiştir. Elbani, Zaiful Camius Sağir: 4/32, No: 3715'de şöyle diyor: "Ebu Şeyhin İbni İsa'dan naklettiği hadis, zayıftır." Silsiletüd Daifeti: 3866'ya bakılabilir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/199

[283] Tehzib'de şöyle diyor: "Hişam b. Ammar b. Nusayr b. Meysere b. Eban esselmi. Zaferi'de deniliyor. Künyesi Ebu Velid ed-Dımeşki'dir. Şam'daki mescidin hatibidir."

[284] Nihaye: 4/104'de şöyle diyor: "Ekalle şey'en: Bir şeyi kaldırıp, taşımaktır."

[285] İbni Asakir rivayet etmiştir. Bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/199-201

[286] Tertib'il-Kamus: 1/445'de şöyle diyor: "Cesa: Dizlerinin üz­erine oturdu veya parmaklarının üzerinde durdu."

[287]  (m) nüshasında, "Onlar" diye geçmektedir.

[288] Tahrici yukarıda geçti.

[289] Muncid, s: 267'de şöyle diyor; "Suhreverdi, Şihabuddin Ebu Hafs es-Sufi eş-Şafii. 1145-1234 miladi. Bağdat'ta tasavvuf şeyhi idi. Hacca gitti. Mekke'de İbnil Farid ile tanıştı. Eserlerinde vaaz ve hadisle meşhur oldu."

[290] Mecma'ul-Letaif. Bulamadım.

[291] İbni Mübarek Cihad: s: 129-130, No: 157. Bu rivayetin ravileri sikadır.

[292] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/201-203

[293] Bütün nüshalarda, "üc tane" "selasetün" diye geçiyor. Bu yan­lıştır. Doğru ölanı-hadis kitaplarında geçtiği gibidir. Nihaye: 11/220'de şöyle diyor: "Sulletüm: İnsanlardan oluşan toplu­luktur."

[294] Takrib'de şöyle diyor: "Muttalib b. Abdullah b. Muttalib b. Hattab b. Haris el-Mahzumi. Saduktur. Tedlis ve irsal çok yapmıştır. Dördüncü tabakadandır."Tehzib'de şöyle diyor: "Rivayete göre, nesebinde Muttalib yoktur. Ebu Hatim, Aişe'den naklettiği rivayet için "Mürseldir" diyor. Çünkü Aişe'ye kavuşamamıştır. Cabir'den yaptığı rivayet için de "Ona kavuşmuşa ben­ziyor" diyor. Diğer sahabelerden yaptığı rivayetler için de, "Mürseldir" diyor. Ebu Zur'a'ya Muttalib'in durumu sorulunca "sikadır" dedi. İbni Sad şöyle diyor: "Çokça hadis rivayet etmiştir. Hadis delil olmaz. Çünkü çok­ça mürsel hadis rivayet etmiştir. Çoğu sahabe ile karşılaşmamıştır. Genel arkadaşları tedlis yaparlardı." Yakub b. Süfyan ve Darekutni "sikadır" diy­orlar. İbni Hibban sikat'da zikretmiştir. İbni Ebİ Hatim babasından ri­vayetle Merasü'de şöyle diyor: "Sahabeden sadece Sehl b. Sad ve dönemindekilere ulaşmıştır."Takrib: 2/254, No: 1177; Tehzib: 10/178, No: 332.

[295] Ahmed: 2/168'de, Ibnİ Amr'dan rivayet etmiştir.Mecma'uz-Zevaid Zühd: 10/259'da rivayet etmiştir. Heysemi iki ri­vayetle nakletmiştir. Birinci rivayet için "Ahmed, Taberani, Bezzar rivayet etmişlerdir." diyor.îkinci rivayet için, "Taberani'nin ravileri sahihtirler. Ebu Uşane hariç. O sikadır." diyor.Mevarid'uz-Zaman Zühd: s: 636,'da, No: 2565'de, Ma'ruf b. Suveyd el-Cuzzami yoluyla Ebu Uşane el-Meafiri'den rivayet etmiştir.

Hakim Müstedrek Cihad: 2/72'de Amr b. Haris yoluyla İbni Uşane el-Meafiri'den rivayet emşit ve "Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhari ve Müs­lim rivayet etmemişlerdir" diyor. Zehebi de bu görüştedir.

[296] İbni Mübarek Cihad: s: 40, No: 25. Sened, Muttalib b. Hantab'dan dolayı zayıftır. Muttalib, saduktur. Tedlis ve irsal çok yap­mıştır. Dolayısıyla hadis, mürseldir."

[297] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/203-205

[298] Esedül Gabe: 1/473, No: 124'de şöyle diyor: "Haram b. Mühan. Milhan'ın ismi, Malik b. Zeyd b. Haram b. Cündüb b. Amir b. Ganem el-Ensari el-Buhari. Enes b. Malik'in dayısıdır. Bedir ve Ühud'a katıldı. Biri Mauna'da öldürüldü."

[299] Buhari Savaşlar: 5/42'de Katade yoluyla Enes'den rivayet et­miştir.Müslim İmaret: 3/1511, No: 677'de, Enes'den rivayet etmiştir.

[300] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/205

[301] Buhari Cihad: 3/203'de, Enes'den rivayet etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/205-206

[302] Takrib: 2/65,.No: 537'de şöyle diyor: "Amr b. Ümeyye b. Hu-veylid b. Abdullah b. Ümeyye ed-Damiri. Meşhur sahabidir. İlk savaşı, Bi'ri Mauna'dır. Muaviye'nin halifeliğinde öldü.

[303] Esedül Ğabe: 3/127, No: 2703'de şöyle diyor: "Amir b. Tufeyl b. Malik b. Cafer b. Kilab b. Rabia b. Amir b. Sa'saa el-Amiri el-Cu'fi. Cahiliye'de Amiroğullarının lideriydi. Ebu Musa ondan rivayet etmiştir. Müslüman olmasında ihtilaf edilmiştir. Ebu Abbas el-Müstağfiri onu sahabeler arasında zikretmiştir." Bana göre; onun bu söyledikleri delil değildir. Hadisçiler onun kafir olarak öldüğünde ihtilaf etmemişlerdir.

[304] Esedül Ğabe: 3/136, No: 2722'de şöyle diyor: "Amir b. Füheyre. Ebu Bekir Sıddık'm azadlı kölesidir. Künyesi Ebu Amir'dİr. Ai-şe'nin anne bir kardeşidir. îlk müslümanlardandır. Rasulullah (s.a.v.) Darul erkam'a girmeden önce müslüman olmuştur. Köle iken müslüman ol­du. Allah yolunda işkence çekti. Ebubekir onu satın olarak azad etti. Hi­cri dört yılındı Bi'ri Mauna'da şehid edildi."

[305] Buhari Savaşlar: 5/43'de, Urve b. Zübeyr'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/206-207

[306] Buhari Savaşlar: 5/44'de Enes'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/207

[307] İbni Mübarek Cihad: s: 71, No: 81'de rivayet etmiştir. Hılyetül Evliya'nın sahibi: 1/110'da değişik yollarla rivayet etmiştir, ibni Sa'd Tabakat'da nakletmiştir.Tabakatul Beriyyine minel muhacirin: 3/23l'de. Salih b. Keysan yoluyla İbni Şihab'dan rivayet etmiştir. İbni Mubarek'in ravileri sikadır­lar, isnadı sahihtir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/207

[308] İbni Mübarek Cihad: s: 71, No: 80.

[309] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/207-208

[310] Buhari Cihad: 3/206'da Bera'dan rivayet etmiştir.Müslim İmaret: 3/1509'da, No: 1900'da, İsrail yoluyla Ebu İshak'tan rivayet etmiştir. Ahmed: 2/291 'de, Veki yoluyla İsrail'den rivayet etmiştir.

[311] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/208

[312] Said b. Mansur Sünen'inde Cihad bölümü: 2/3/231'de, No: 2555'de Bera b. Azib'den rivayet etmiştir.

[313] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/208

[314] Mecmafuz-Zevaid Cihad: 3/296'da rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Kebir ve Evsat'da rivayet etmiştir. İbni Mübarek'in Mes'udi'den rivayeti sahihtir."

[315] Biyografisi Takrib'den: s: 359'da geçti. İbni Keyyal şöyle diyor: "Hakim "El-müzekkin lirruvat" kitabında, Yahya b. Main'in şöyle dediğini naklediyor: "'Kim, Ebu Cafer döne­minde Mes'udi'den hadis dinlemiş ise, hadisi sahihtir. Mehdi döne­minde ondan hadis dinleyenin. Hadisi sahih değildir. "İbni "Şazzul Fiyah" kitabında şöyle diyor: "Mes'udi karıştırdıktan sonra, ondan Asım b. Ali, Ebu Nadr Haşim b. Kasım, Abdurrahman b. Mehdi, Yezid b. Harun, Haccac b. Muhammed el-A'var, Ebu Davud et-Teyalisi, Ali b. Cu'd ve Kevakib b. Nirat hadis dinlemişlerdir." s: 282, No: 35.

[316] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/209-210

[317] Takrib: 1/502, No: 1153'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Yezid b. Cabir eî-Ezdi. Künyesi Ebu Atabe'dir. Şam'lı ve Darran'hdır. Sikadır. Yedinci tabakadandır. Elli küşür yılında öldü."

[318] Biyografisi: s: 111-112'de geçti.

[319] Lisan'ul-Arab: 3/118'de şöyle diyor: "Takattaat es-babuha: Sevgi bağlan koptu."

[320] İbni Mübarek Cihad: s: 124, No: 150. Bu rivayetin ravileri, Ka­sım b. Abdurrahman hariç, hepsi sikadırlar. Kasım ise saduktur.

[321] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/210-211

[322] Tertib'il-Kamus: 1/651'de şöyle diyor: "Hasbetü: Taşlardır. Te­kili Hasebütün'dür."

[323] Müstedrek Feyi: 2/136'da rivayet edilmiştir. Hakim şöyle di­yor: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmemişler­dir." Zehebi'de bu görüştedir.

[324] Takrib'de şöyle diyor: "Şurahbil b. Sad. Künyesi Ebu Said el-Medeni'dir. Ensarın azadlı kölesidir. Sadıktır.

Ömrünün sonunda karıştır­mıştır. Üçüncü tabakadandır. Yüz yaşına yaklaşmışken yirmi üç yılında vefat etti."

Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Main şöyle dedi: "Bir şey değildir. Zayıftır." Mürre: "Zayıftır, hadisi yazılır." diyor. Ebu Zur'a "Yumuşaktır" diyor. Nesai: "Zayıftır" diyor. "Darekutni: "Zayıftır itibare alınır." diyor. İbni Adiy şöyle diyor: "Bir çok hadisi vardır. Çok değildir. Genel rivayetleri münkerdirler. "İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Hibban ve İbni Hüzeyme ha­disini sahihlerinde rivayet etmişlerdir. Takrib: 1/348, No: 39; Tehzib: 4/320, No: 552.

[325]  (m) nüshasında "Şurahbil, Sad b. Cabir'den rivayet etmiştir" di­yor. Bu açık bir hatadır.

[326] (a) nüshasında "Beşşar" diye geçiyor. Bu hatadır.Esedül Maide: 5/514, No: 5615'de şöyle diyor: "Yesar el-Habeşi. Amir adında bir yahudinin kölesi idi. Rasulullah (s.a.v.) Hayber'i kuşatın­ca müslüman oldu. Orada şehid edildi."

[327] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/211-212

[328]  Nihaye: 5/82'de şöyle diyor: "Naikerral elğaneme: "Çoban koyunları çağırdı" manasınadır."

[329] En'am: 6/82. Bu hadisi Mahmud Zengi, İçtihad adlı kitabında, "Cihadın fazileti" konusunda rivayet etmiştir. Bu eseri bulamadım.

[330]  Bu hadisi Mahmud Zengi, İçtihad adlı kitabında, "Cihadın fazileti" konusunda rivayet etmiştir. Bu eseri bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/212-213

[331] Tahriri yukarıda geçti.

[332]  (a) nüshasında "mürşerih" diye geçmektedir.

[333] Nihaye: 3/4/438. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/213-215

[334]  (a) nüshasında "Yaktaun" diye geçiyor, (m) nüshasında ise önce "yaktaun" yazmış, sonra üzerini çizip "yu'tun" diye yazmış. Doğru olanı "yu'tun"dur.

[335] Nihaye: 1/159'da şöyle diyor: "Bevve ehullahu menzilen: Al­lah onu bir yerde iskan ettirsin."

[336]  Tahrici yukarıda geçti. İsbehani'nin et-Terğib ve't-terhib. El yazmasıdır. Brinisty üniversitesi kütüphanesinde sureti vardır. No: 216. Mekke'deki ilmi araştırmalar merkezi No: 815, s: 184'e bakılabilir. Münziri ondan nakille Terğib'de şöyle diyor: "Garib hadistir." Bakara: 2/318, No: 21.

Beyhaki İmanın Şubeleri: El yazmasıdır. Darul Me'mun lit-Turas'da basılmıştır. Ummül Kura kütaphanesi: No: 2133, 2/1/49'a bakılabilir. Beyhaki şöyle diyor: "Muhammed b. Muaviye en-Nisaburi. Başkası ondan daha güvenilirdir."

[337] Ezheri'nin, Tehzib'ul-Luğat: 4/363.

[338] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/215-216

[339] Tirmizi Cihadın Faziletleri: 4/177'de rivayet etmiş ve "Bu hadis Hasen ve ğaripdir. Bunu sadece Ata b. Dinar yoluyla biliyoruz" diyor. İbni Mübarek Cihad: s: 105'de, No: 126'da Musannif yoluyla İbni Lühey'a'dan rivayet etmiştir. Suyuti Cami'us-Sağir'de nakletmiş ve Ahmed ve Tirmizi'ye nispet etmiştir. "Hadis sahihtir" demiştir. Münavi şöyle diyor: "Ebu Ya'la ve Deylemi'de rivayet etmişlerdir. Senedlerinde İbni Lühey'a vardır."

Feydul-Kadir: 4/180, No: 4955.Beyhaki İmanın Şubelerinde rivayet etmiştir. Bu kitab el yazmasıdır. Darul me'mun lituras'ta basılmıştır. Ümmül Kura üniversitesi, el yaz­maları kütüphanesi, 2/1 L 50 b, No: 2133'de bakılabilir.

[340] Tertib'il-Kamus: 3/683.

[341] Lisanul Arab: 2/602.

[342] Lisanul Arab: 1/98.

[343] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/216-217

[344] Takrib'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr el-Hanefi el-Bahili. Şam'hdır. Basra'ya gelmiştir. Hadisi terk edilmiştir. Kendi zatında salih birisiydi. Yedinci tabakadandır. Kırk yılından sonra ölmüştür. Buhari Duafaus Sağir'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr eş-Şami'nin Kasım'dan naklettiği rivayet, terk edilmiştir. "Nesai, Duafa ve Metrukin'de şöyle diyor: "Hadisi terk edilmiştir." İb­ni Main onun için "zayıftır" diyor.Takrib: 1/130, No: 80. İbni Main'in Tarihi: 2/86. Buhari'nin Duafa­us Sağir: s: 24, No: 46. Nesai'nin Buafa ve Metrukin: s: 29, No: 108.

[345] Mecma'uz-Zevaid Cihad: 5/292'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani rivayet etmiştir. Seneddeki Cafer b. Zübeyr yalan­cıdır." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/218

[346] Beyhaki İmanın Şubeleri kitabında rivayet etmiştir. Darul Me'mun Litturas'da basılmıştır, ümmül Kura Üniversitesi: 1/2/106-107, No: 2033'e bakılabilir. Bu hadisin tahrici yukarıda geçti.

[347] Tertibil Kamus: 1/306. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/218-219

[348] Şifa'us-Sudur. Bulamadım. İbni Mübarek Cihad: s: 60, No: 63.

[349] Cerh'te şöyle diyor: "Hayyan b. Ebu. Cebele el-Kureşi. İbni Abbas, Abdullah b. Amr b. As, İbni Ömer'den rivayet etmiştir. Ondan da Ebu Şeybe, Yahya b. Abdurrahman el-Kindi, Ubeydullah b. Zehr rivayette bulunmuşlardır.

[350] Zannedersem Şifa'us-Sudur'un sahibi rivayet etmiştir. Çünkü İbni Mübarek'in cihad kitabında yoktur. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/219

[351] O, Abdurrahman b. Şüreyh b. Ubeydullah el-Meafiri'dir. 252'de geçti.

[352] Sikat'ta şöyle diyor: "eş Şaziyyetul: Sopa ve benzeri şeyle vurulduğunda açılan yaradır."

[353] Nihaye: 3/46'da şöyle diyor: "Salsale: Demir hareket ettiğinde çıkan sestir.

[354] İbni Mübarek Cihad: s: 118, No: 145.

[355] Tertibil Kamus: 2/124.

[356] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/220-223

[357] Lisan'ul-Arab: 2/155'de şöyle diyor: "Süfre: Üzerinde yemek yenilen şeydir. Süfri diye isimlendirilmesinin sebebi, üzerinde yenildiği zaman açılır."

[358] İbni Mübarek Cihad: s: 117, No: 143. İsnadı zayıftır. Çünkü is-nadda Ebu Hazim vardır. Bilinmemektedir. Aynı şekilde ondan rivayet eder." Abdurrahman b. Yezid b. Muaviye de onun ismini açıklamıyor. Dolayısıyla isnadı zayıftır.

[359] Takrib'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Yezid b. Muaviye b. Ebi Süfyan. Saduktur, üçüncü tabakadandır. Hadisi mürsel olarak nakletmiştir. Yüz yılının başında ölmüştür. "Tehzib'de şöyle diyor: "Ebu Zur'a şöyle diyor: "Muaviye, Abdurrahman ve Halit Yezid'in oğullarıdırlar. Toplumun salihlerinden idiler. İbni Hibban onu Sikat'da zikretmiştir. "Takrib: l/102,No: 1156; Tehzib: 6/300, No: 581.

[360] Takrib: 2/396, No: 30'da şöyle diyor: "Ebubekir b. Enes b. Ma­lik el-Ensari sikadır. Dördüncü tabakadandır.

[361] Vefeyatul a'yan'da: 2/316, No: 339'da şöyle diyor: "Ebu Mansur Abdurrahman fa. Muhammed b. Hasan b. Hibetullah b. Abdullah b. Hüseyin ed-Dimeşki. Lakabı Fahreddin'dir. İbni Asakir diye bilinir. Fakihtir, şafiidir. Zamanında ilim ve dinde imam idi. Hafız İbni Kasım Ali b. Asakir'in kardeşinin oğludur. Şam tarihinin sahibidir. 550 yılın­da doğdu. 620 Hicri yılında öldü.

[362] Bulamadım.

[363] Takrib'de şöyle diyor: "İshak b. el-Kuşeyri. Künyesi Ebu Haşim veya Ebu Hişam el-Basri'dir. Davud b. Ebi Hind'in kızının oğludur. Saduktur. Hata yapabiliyor. Dokuzuncu tabakadandır."Cerh'de şöyle diyor: "Ebu Hatim "şeyhtir" diyor. Ebu Zur'a, "Basrilerden sayılır" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: "Hatib şöyle dedi: "Mekke ve civarına geldi. Sika idi."İbni Hibban Sikat'ta "Belki hata yapabilir" diyor. Takrib: 1/60, No: 425; Cerh: 2/30, No: 805; Tehzib: 1/245, No: 460.

[364] Takrib'de şöyle diyor: "Abbad b. Raşid et-Temimi. Temimoğullarının azadlı kölesidir. Basra'hdır. Bezzar lakabhdır. Davud b. Ebi Hind'in akrabasıdır. Saduktur. Vehimleri vardır. Yedinci tabakadandır."Cerh'de şöyle diyor: "Ahmed onun hakkında şöyle dedi "Şeyhtir, sikadır, saduktur, salihtir." Abbad b. Meysere el-Munkari'den daha iyidir. Yahya b. Main: "O salihtir" diyor. Ebu Hatim: "Hadisi uygundur." diyor ve Buhari'nin onun ismini Duafa kitabına koymasına karşı çık­mıştır." Tehzib'de şöyle diyor: "Ebu Davud "zayıftır" diyor. Nesai "Güçlü değildir" diyor. İçli "Ebubekir, Bezzar sikadır" diyor. İbni Adiy "Hadisi çok değildir. Hadisleri düzgündür" diyor."Takrib: 1/391, No: 88; Cerh: 6/79, No: 406; Tehzib: 5/92, No: 154.

[365]  (m) nüshasında: "Minhunhe" diye geçiyor.

[366]  (m) nüshasında: "Yüz olarak onlardan daha güzeller" diye ge­çiyor.

[367]  (m) nüshasında yoktur.

[368]  (m) nüshasında yoktur.

[369] İbni Asakir el yazmasidır. Bulamadım.

[370] Tevbe:9/111.    

[371] Tevbe: 9/111.   

[372] Va'az ve Rakaik kitabının sahibi. Bilmiyorum.

[373] Şifa'us-Sudur. Bulamadım.

[374] Nihaye: 3/333.              

[375] Nihaye: 1/458.

[376] El yazmasıdır.

[377] Rahman: 55/58.     

[378] Vakıa: 56/22-23.    

[379] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/223-234

[380] Buhari Yaratılışın başlangıcı bölümü: 4/88'de, Abdurrahman b. Ebi Amret'e yoluyla Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/234

[381] Buhari Cihad ve Siyer bölümü: 4/203'de. Enes'den rivayet etmiştir. Tirmizi Cihadın Faziletleri bölümü: 4/181, No: 1651'de, İsmail b. Ca­fer yoluyla Humeyd'den rivayet etmiştir. Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis sahihtir."Mecma'uz-Zevaid: 10/418'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle di­yor: "Taberani, Evsat'da iyi bir senetle rivayet etmiştir.

[382] Nihaye: 5/66'de şöyle diyor: "Nasif peçedir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/235

[383] Rahman: 55/58. Tirmizi Cennet Ehlinini sıfatları bölümü: 4/676'da, No: 2533'de rivayet etmiştir. İbni Hibban, Sahih'inde rivayet etmiştir.Mevarid'uz-Zaman: s: 65, No: 2632'de, Mervan er-Rakki yoluyla Ubeyde b. Humeyd'den rivayet etmiştir.

[384] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/235

[385] Esedül Ğabe: 2/393, No: 2083'de şöyle diyor: "Said b. Amir b. Hudeym b. Selman b. Rabia b. Sad b. Cumuş el-Kureşi el-Cumhi Riva­yete göre Said Hayber'den önce müslüman oldu ve Medine'ye hicret et­ti. Hayber savaşına katıldı. Sahabenin zahid ve faziletlilerinden biri idi."Muğni s: 73'de şöyle diyor: "Hizyem..."

[386] Terğib ve Terhib: 4/533'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle di­yor: "Taberani ve Bezzar rivayet etmişlerdir. Bezzar'in isnadı, Mutabaat'da Hasen'dir."Mecma'uz-Zevaid: 10/417'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani bundan daha uzun bir şekilde, nafile sadakası bölümünde geçtiği gibi rivayet etmiştir. Bezzar ise kısa bir şekilde rivayet etmiştir. Her iki senedde de Hasan b. Anbese el-Verrak vardır. Onu bilmiyorum. Diğer ravileri sikadır. Ancak bazılarında zayıflık vardır."Mizan: 1/516, No: 1922'de şöyle diyor: "Hasan b. Anbese. Onu bilmiyorum. İbni Kani' "zayıftır" demiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/236

[387] Mecma'uz-Zevaid: 10/418'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Evsat'da ri vay et etmiştir. Senedinde Said b. Zerbi var­dır. Zayıftır."

[388] Kaaf: 50/35.     

[389] Secde:32/17.     

[390] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/236-237

[391] Ahmed: 3/75'de, Ebu Said el-Hudri'den rivayet etmiştir. İbni Hibban, Mevarid'uz-Zaman: s. 654, No: 263'de rivayet etmiş- İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/237

[392] Terğib ve Terhib: 4/534, No: 97'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Ebu Ya'la ve, Beyhaki; İsmail b. Rafi' b. Ebi Evfa yoluyla Muhammed b. Yezid b. Ebi Ziyad'dan, o da Muhammed b. Ka'b'dan rivayet etmişlerdir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/238

[393] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehennemin sıfatları bölümü: 4/535, No: 97'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor, "İbni Ebi Dün­ya mevkuf olarak rivayet etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/238-239

[394] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehennemin sıfatlan bölümü: 4/935, No: 99 'da rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya, İbni Abbas'tan mevkuf olarak rivayet etmiştir."

[395] Terğib ve Terhib Cennet ve Cehnnemin sıfatlan bölümü: 4/535, No: 100'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya riva­yet etmiştir. Senedde Ubeydullah b. Zahir vardır.Tehzib'de şöyle diyor:

 "Ubeydullah b. Zahr ed-Damiri. Damiroğul-lannın azadlı kölesidir. Afrika'da doğdu. İlim tahsili için Irak'a geldi. Ah­med, "Zayıftır" diyor. İbni Main, "Birşey değildir" diyor. Mürre, "Bütün hadisleri yanımda zayıftır" diyor. İbni Medini, "Hadisi münkerdir" diyor. Ahmed b. Salih, "sikadır" diyor. Ebu Zur'a, "Fena değildir. Saduktur." diyor. Hakim, "Hadisi yumuşaktır" diyor. Nesai, "Mahzuru yoktur" di­yor. İbni Adiy, "Hadislerinde kontrol edilmeyen şeyler vardır. En çok on­dan Yahya b. Eyyub rivayet etmiştir" diyor. Hatib, "Salih bir adamdı. Ha­disi yumuşaktır." diyor. Tirmizi'nin îlel'de Buhari'den naklettiğine gö­re, Buhari, "Sikadır" diyor. Buhari Tarih'te, "Hadisi yakındır. Fakat esas mesele Ali b. Yezid'dedir." diyor. Darekutni, "Zayıftır" diyor."

[396] Bu ibareyi Şeyh Ammar'a şöyle açıklıyor: "Nu'man: Rengi kan gibi kırmızıdır. Nu'man, kelimesini şöyle açıklıyor:"Numan: Kandır. Nu'man kelimesinin türetilmiş kelimeleri ise: Kır­mızı çiçekli bitkidir. Dalları çok olur."Sihah şöyle diyor: "Tuba: Cennette bîr ağacın adıdır." Terğib ve Terhib: 4/529; Sihah: 1/73; Muncid: s. 821.

[397] İbni Hibban Sahih'inde Cennetin sıfatlan bölümü: s. 654, No: 2631 'de rivayet etmiştir.Ahmed: 3/75'de ibni Lühey'a yoluyla Derrac'dan rivayet etmiştir. Tirmizi Cennetin sıfatları bölümü: 4/695, No: 2562'de, Reşideyn b. Sa'da yoluyla Amr b. Haris'ten rivayet etmiştir. Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis ğafıbdir. Sadece Reşidiyn hadisiyle bi­liyoruz.Mecma'uz-Zevaid: 10/419'da rivayet etmiştir. Heysemi şöyle di­yor: "Ahmed ve Ebu Ya'la Hasen senedle rivayet etmişlerdir."

[398] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/240

[399] Tertibil Kamus: 4/527'de şöyle diyor: "Hellele: Lailahe illal­lah dedi."

[400] Terğib ve Terhib: 4/506, No: 18'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya rivayet etmiştir. Sened'de bil­mediğim kimseler vardır." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/241-242

[401] Tirmizi Cennetin Sıfatlan bölümü: 4/688, No: 2553'de rivayet etmiştir. Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis birçok yolla İsrail'den o da Silveyr'den, o da İbni Ömer'den merfu' olarak rivayet edilmiştir. Abdulmelik b. Ebcer Süveyr'den o da îbni Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiş­tir."Ahmed: 2/13'de Abdulmelik b. Ebcer yoluyla Suveyr'den rivayet et­miştir.Mecma'uz-Zevaid: 10/401 'de özetle rivayet etmiştir.Heysemi şöyle diyor: "Ahmed, Ebu Ya'la ve Taberani rivayet etmiş­lerdir. Hepsinin senedinde Suveyr b. Ebi Fahite vardır. Zıyıflığında itti­fak edilmiştir."Tehzib'de şöyle diyor: "Suveyr b. Bbi Fahite Saİd b. tlaka el-Haşimi künyesi Ebul Cehm el-Kufi'dir. Ümmü Hani'nin azadlı kölesidir. Bir rivayete göre kocası Ca'd'ın azadlı kölesidir. Ahmed'e Suveyn b. Ebi Fahite, Yezid b. Ebi Ziyad, Leys b. Ebi Selim soruldu. Şöyle dedi: İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/242

[402] Terğib ve Terhib: 4/508, No: 20'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İbni Ebi Dünya İbni Ömer'den mevkuf olarak rivayet et­miştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/243

[403] Şam'da bir köydür.

[404] Tirmizi Cennetin sıfatlan bölümü: 4/695, No: 2562'de rivayet etmiş ve "Bu hadis ğaribdir. Sadece Reşideyn hadisîyle biliyoruz" demiş­tir.

[405] Secde: 32/17.

[406] Buhari Yaratahşın Başlangıcı Bölümü: 4/86''da, Ebu Hurey-re'den rivayet etmiştir. Müslim Cennet Sıfatları ve Ehlinin nimetleri Bölümü: 4/2174, No: 2824'de, Said b. Amr el-Eş'asi yoluyla Zübeyr b. Harb'dan rivayet etmiştir.Tirmizi Tefsir Bölümü: 5/346, No: 3197'de İbni Ebi Ömer yoluyla Süfyan'dan rivayet etmiş ve "Bu hadis Hasen ve sahihtir" demiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/244

[407] Müslim İman: 1/176, No: 189'da rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/244-245

[408] Ahmed: 2/305'de rivayet etmiştir.Tirmizi Cennetin sıfatlan bölümü: 4/672, No: 2526'da, Ziyat et-Tai yoluyla Ebu Hureyre'den rivayet etmiş ve "Bu hadis bana göre sahih de­ğildir. Benim senedim bitişik değildir" demiştir. Bu hadis başka bir senedle Ebu Mudle'den o da Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir. Belki Tirmizi'nin gördüğü illet, ziyad et-Tai'dir. O meçhuldür'. Ebu Hureyre'den mürsel hadis nakletmiştir. Takrib: 1/271, No: 144'de bakılabilir.İbni Hibban Sahih: s. 651, No: 2612'de Ferec b. Revaha el-Münbeci yoluyla Züheyr b. Muaviye'den rivayet etmiştir. Mecma'uz-Zevaid: 10/397'de, İbni Ömer'den metin değişikliği ile ri­vayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani, Hasen bir isnad'la riva­yet etmiştir."

[409] Sihah:3/1161. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/245

[410] Mecma'uz-Zevaid: 10/397'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bezzar merfu ve mevkuf olarak rivayet etmiştir. Taberani, Evsat'da rivayet etmiştir. Mevkuf rivayetin ravîleri sahihtir."Terğib ve Terhib; 4/513, No: 31'de, Ebu Said'den rivayet etmiştir. Ta­berani ve Bezzar Merfu ve Mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bezzar şöyle diyor: "Adiy b. Fadl'dan başka Merfu olarak rivayet eden kimseyi bilmiyoruz. O da Hafız değildir. Basra'lıdır. Hafız şöyle diyor: "Adiy b. Fadl'a Merfu rivayette, Vehb b. Halit Ceriri'den o da Ebu Nadre'den, o da Ebu Said'den, o da Rasulullah'tan rivayetide katılmaktadır." Beyhaki ve başkalarıda Mevkuf olarak rivayet etmişlerdir. Mevkuf olması daha meşhurdur. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/246

[411] Terğib ve Terhib: 4/513, No: 33'de rivayet etmiştir. Munziri, birinci rivayeti İbni Abbas'tan rivayet etmiştir. Şöyle diyor:"Taberani, Kebir ve Evsat'da iki isnadla rivayet etmiştir. Birisi iyi­dir. İbni Ebi Dünya Enes'den, daha uzun bir şekilde rivayet etmiştir."

[412] Tevbe: 9/72.     

[413] Terğib ve Terhib: 4/530, No: 84'de rivayet etmiştir. İbni Ebi Dünya rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/246-247

[414] Terğib ve Terhib: 4/516, No: 41 'de rivayet etmiştir. Munziri şöy­le diyor: "Taberani ve Beyhaki'de rivayet etmişlerdir."Mecma'uz-Zevaid: 10/420'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle di­yor: "Taberani rivayet etmiştir. Senedindeki Cisr b. Ferked zayıftır."Mizan: 1/398, No: 1480'de şöyle diyor: "Cisr b. Ferked el-Kassab. Künyesi Ebu Cafer'dir. Basra'lıdır. Buharı, "Güçlü değildir" diyor. İb­ni Main, "Birşey değildir" diyor. Nesai, "Zayıftır" diyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/247

[415] Nihaye: 5/75'de şöyle diyor: "Mintak: Kadının elbisesini giyip, belini bir şeyle sıkarak, elbisenin ortasını kaldirmasıdır."

[416] Terğib ve Terhib: 4/530, No: 83'de rivayet etmiştir. Munziri şöy­le diyor: "İbni Ebi Dünya Mevkuf olarak rivayet etmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/247

[417] Sihah: 5/1890'da şöyle diyor: "El cummetu: Baştaki saç top­luluğudur."

[418] Secde: 32/17.    

[419] Tertibil Kamus: 4/149'da şöyle diyor: "Laece: Şiddetli oldu. Le-vaece: Şiddetlendi.                                                                              

[420] Terğib ve Terhib: 4/542, No: 114'de rivayet etmiştir. Munzi-ri şöyle diyor: İbni Ebi Dünya İsmail b. Ayyaş'dan rivayet etmiştir. İbni Hibban, "Tabiindendir. Sahabeden değildir." diyor. Ebu Hatim, "Hakkında ihtilaf edil­miştir" diyor.

[421] Mizan'ul-ltidal: 3/126, No: 5835'de şöyle diyor: "Ali b. Hudar es-Selmi. Şam'lidır. Abdulaziz el-Kinani karıştırmıştır." Dörtyüz ellibeş yılında öldü."

[422] Mu'cemul Buldan: 4/45'de şöyle diyor: "Tuvvane, Masise sı­nırında bir beldedir."Muncid'de şöyle diyor: "Tuvane: Anadolu'da bir kaledir. Abdul­melik, Rumlardan almıştır. M. 707'de. Reşid alıncaya kadar, Araplar ellerinde tutamadılar. M. 806'da." El-Muncid fil ebedi vel ulum: s. 333.

[423] Tertibil kamus: 4/75: "el Kellü: Yorgunluktur."

[424] Tertibil Kamus: 4/378: "Nasibe: Yoruldu."

[425] Buhari Oruç bölümünde, "Çokça birleştirenin rezil olması" ko­nusunda Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.

[426] Tur: 52/24.  

[427] Tertibil Kamus: 4/318'de şöyle diyor: "Neba: Hedeften sapmak­tır. Kılıç hedeften saptı, ok hedeften saptı. İsabet etmedi."

[428] Ebu Hasan Ali b. Hudar es-Selmi, Cihad kitabında rivayet et­miştir. Bu eser el yazmasıdır. Bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/248-255