İbni Abbas şöyle
demiş: "Bedir günü olduğunda Rasulul-lah (s.a.v.) dedi ki:
"Kim şöyle
yaparsa ona şöyle şöyle sevap vardır." Gençler hemen koşuşup ona geldiler.
Sonra ganimetin onlara ayrılmasını istediler. Yaşlılar onlara şöyle dediler:
"Bu konuda
kendinizi bizim üzerimize tercih etmeyin, çünkü biz size destek
durumundaydık." Bunun üzerine ayet nazil oldu:[2]
1-
"Sana ganimetlerden soruyorlar..."
Ubade b. Samit'ten[3]
nakledildiğine göre şöyle demiş:
"Biz bedir ehli
ganimet hususunda ihtilafa düştüğümüzde bizim için nazil oldu. Bir de dedik ve
ihtilafa düştük ki Rasulullah'ı (s.a.v.) kim koruyacak ve savaşan muharipler
kimler olacak diye münazaraya daldık ve bu esnada ahlakımız kötüye gitti.
Allah ta onu bizim aramızdan çekip aldı ve ganimetin hepsini Rasuhı için kıldı,
o da ganimeti aramızda eşit bir şekilde paylaştı.[4]
"Zate
beynikum"
Müennes yapmıştır.
Çünkü hale beynikum (aranızdaki hali.) murad etmiştir. Yahut ülfeti.
Havvat b. Cübeyr
Ensari de şiirinde aynen kullanmıştır:
"Oba ehli kendi
aralarında salihtirler. Aniden aralarmöa harp ettiler, ben ise ondan geri
kalanlardanım.
Koşar adımlarla senin
sorduğunu onlara sormaya gittim, öyle ki sen o şeyi bilmiyordun."[5]
5-
"Rabbinin seni çıkardığı gibidir."
Rabbin sana verdiği
zafer ve ganimeti tıpkı kendi itaatı-na uygun seni vatanından çıkardığı hakka
benzetmiştir. Oysa bazıları bundan hoşlanmıyor.
6- "Onlar, bu savaş hususunda gözleri
görürcesine ölüme götürülüyorlarmış gibi..."
Bu durum Rasulullah
(s.a.v.) kafileyi bırakıp savaş gurubuna yöneldiği içindi.[6]
7- "Siz
de silahı bulunmayan kervanın size ait olmasını arzu ediyordunuz."
Kurayş kervanı Ebu
Süfyan'ın mahiyetinde Şam'dan döndüğü zaman, Rasulullah (s.a.v.) kervanın
üzerine yürüdü, Kureyş savaşçıları da silahlarını kuşanarak kervana doğru yola
çıktılar.
8-
"Hakkı gerçekleştirmek için."
Bunun sebebi hikmeti:
Zira o böyle değildi ama Allah, size hakkı tanıtıp zuhur ettirmek istedi.
3 9-"Murdifine."
Peşpeşe[7]
kuvvet imdad göndermek. Redife ve erdefe te-bia yani imdat yetiştirmektir.
Huzeyme b. Nehd de
şiirinde böyle kullanmıştır:
"Cevza,
Süreyya'ya imdati peşpeşe gönderdiği zaman ben de ali Fatınıa hakkında başka
zanlar edinmiştim.
Ali Fatima'ya Öyle
zanda bulunmuştum ki, kişinin zan-da bulunmaması günahkarlıktır her ne kadar
yerini bulsa da bulmasa da yine zan yaparız."[8]
Mudrifine kelimesinin
mecrur[9] olması
da elife vasfol-ması bakımından caizdir. Meleklerden hal üzere mensub olması
da caizdir.
Cer ise, elife
vasfolması üzerinedir. Yani "Erdefe ba'du-hum ba'den, fe kanu zumeren
zumeren."
11-
"Korkudan emin olmak için, size hafif bir uyku veriyordu."
Şüphesiz ki güven
insanı uyutur, korkuysa geceleri uykusuz bırakır. Allahu Teala da onlara güven
içinde hafif bir* uyku verdi. Bu hafif uykuyla kuvvetlerim toplayıp kendilerine
geldiler. Onların üzerine bir bulut gönderdi, bedenlerini pisliklerden,
kalplerini şeytanın vesvese ve ümitsizliği-den tamamen temizledi. Yeri onunla
kaplattırdı ve kumluk olanlar onunla sertleşerek ta ki ayakların altı sabit
kalmasını sağladı.
12- "O
vakit Rabbin kafirlerin kalplerine korku salacağım dedi..."
Onlardan hezimete
uğrayanlardan bir kısmı şöyle demişti: Biz mağlup olduk. Çakıl taşlarının
tas'a düştüğü gibi kalplerimize mızraklar, oklar saplanıp çekiliyor.[10]
"Fevkel
a'naki."
Yani başların üstüne.
Bir rivayete göre boyunların en üst kısmıdır.
"Onlardan her
birinin parmaklarına vurun."
Yani mafsallarına, el
ve ayakları etrafına vurun. "Eben-ne bil mekani" de buna benzer.
Mekanda ikamet etmesidir. Her mafsal'm üzerinde bir uzuv vardır.[11]
"İşte size, onu
tadın."
İtirazi cümledir.
14-
"Kafirlere ateş azabı vardır."
Bu cümle (zalike
biennehum şakkullahe).üzerine atfedilmiş ve (Fezukuhu) demiş. Çünkü bir şeyi
tadan sürekli yiyenlere nazaran onun tadını çok daha fazla hisseder. Onların,
azabı hissetmelerindeki durumları[12],
sanki onların halleri, sürekli tadına bakanların halleri gibidir.
15-
"Zahfen." Yakın, karib demektir.
16-
"Mutehayyizen: Bîr tarafa çekilme veya diğer tarafta mevzi tutma."
Onunla kuvvetlenmek
için, kendini düşmana kaçar gibi göründürmek istemektir.
17-
"Sen atmadın."
O gün Rasulullah
(s.a.v.) eline bir avuç toprak alarak kafirlerin yüzüne saçarak şöyle dedi:
Şaheti'l-vucuhu. Ve bundan sonra hezimete uğradılar.[13]
"Müzminleri güzel
bir imtihanla denemek için."
Bunun üzerine
müminleri büyük bir nimetle nimetlendir-mek içindir.
19-
"Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi."
Bedir gününde zafer
taleb eden müşrikler hakkında nazil olmuştur.
Şöyle demişlerdi. Kim
aramızdaki bağı koparıp bize zulmettiyse, onlara karşı bize zafer ver, yardım
et demişlerdir.[14]
23- "Le
esmaehum."
Onlara duyururdu. Yani
Kays b. Kilab ve diğerlerinden olan kelamlardır ki talep edip onunla ihya etmek
istedikleri kelamlardır. Bir rivayete göre o, Allah'ın delillerinde ve
ayetlerindedir. Yani eğer Allahu Teala onların bu sözlerle ıslah olacaklarını
kılmış olsaydı, bu kelamı onlara duyururdu.
24-
"Kişi ile kalbi arasına girer."
Allah gerçekten kişi
ile kalbi arasına, vefat ve benzeri afetlerle girer ve geçmişte olup bitenleri
telafi etmek de mümkün değildir. Bir rivayete göre kişiyle kalbi arasına ömür
boyu temenni ettiği, arzu ettiği emellerle ve dünyanın devamıyla aralarına
engel koyar. Kendisine kalması için kıymetsiz birşeyi emel ediyor oysa emeline
kavuşmadan ölüm onu yakaladı. Kişiyi, hurma fidanın, aslından ayırıp başka yere
diktiğini görürsün ama bir de bakarsın ki fidan yaşıyor adam ise öldü.[15]
Her iki mana da Ebu
Amr'ın şiirinde şöyle:
"Kalp zorluk ve
sıkıntı içinde olur. Onun ölümle olan hakkı; îakva ve emellerdir.
Sen kalbinde çeşitli
emel ve arzular geçirirsin ama kalplerin tasarrufu elinde olan onu bir halden
diğer Hale geçirerek emelini bozar."[16]
Nebi'den (s.a.v.)
rivayet edildiğine göre manası:
"Kalpleri ıslah
etmek için Al I ahu Teala onunla, mümin ile masiyetlerin arasına sed
çeker-"[17]
Bu manada şiirde de
kulanılmıştır:
"Nefis içendi
hayretinde sarhoş halde- Diyorum ki ey _ burçların sahibi bütün kapalılıkları
bize açıkla.
Kalplerin tedavisi
için sen tabibsin. Ey kalplerin tabibi, kalbimi ters-düz olup dönüşmekten
kurtar, şifa ver."
25-
"Sadece zalimlere isabet etmez."
Ayetteki mefhum haber
manasında değil ancak nehy manasında gelmiştir ki fitne sadece zalimlere has
olsun.[18]
Eğer ayetin te'viliyle
fitnenin umumu kasdedilseydi şöyle derdi:
"Latu sibullezine
zalemu minkum hasseten."
Kesai şöyle demiş: O
ceza manasında olan nehydir. Bu şu sözüne benzer: Hayvandan in de senî yere
düşürmesin.
Eğer tam anlamıyla
halis bir ceza olsaydı üzerine onun dahil olmazdı. Şu sözüne benzer: kum
edribke "kalk yoksa seni döverim."
26-
"Kafirlerin size çarpıp yakalamasından korkuyor-dıınuz.
İslam'ın ilk
anlarındaki müminlerdir. Bir rivayete göre Kureyş'tilerdir. Onlar, Cürhum ve
Huzaahlann olduğu dönemlerde azınlıktaydılar.
29-
"Sizin için bir furkan kılsın."
Size bir çıkış yolu
kılsın. Bir rivayete göre bir fetih kılsın. Şu ayetin deliliyle;
"Hak ile batılın
ayrıldığı bedir günü, o iki ordunun birbiriyle çarpıştığı gün." (Enfal: 21/41)
30- "Li
yusbituke."
Yani seni bağlayıp
hapsetmek için. Bir rivayete göre seni uykuda kışkırtmak istemişlerdi. Allah
onların bu hile ve tuzaklarını boşa çıkardı.
"Ev
yuhricuke."
Ebu Bahteri şöyle
demiştir: Muhammed'i ürküp kaçan huysuz bir devenin üzerine koyup çıkaralım
deve ta ki onu helak edene kadar onu kovahyıp dururuz.
Ebu Cehil şöyle
demişti: Bütün kabileleri onun üzerine salarız, böylelikle Haşimoğulları bütün
kabilelere karşı mukavemet gösteremez sonunda diyete razı olurlar, der. İşte
bu esnada Rasulullah mağaraya gitti ve hicret etti.
35-
"Mukaen."
El-Mukau: Mukkau[19]
denilen ıslık sesidir. Müşriklerin Kabe'de, ibadet ederken çıkardıkları ses:
Islığın sesi çok olduğundan ıslığa benzetilmiştir. Kuttami de şiirinde bu
manada kullanmıştır:
"Onunla gündüz
ıslık çalam takip eder onun sesleri yüksek sesle çağırma benzer."[20]
Et-Tasdiyetu: El
çırpmaktır. Bir rivayete göre beytten tas-diyetu'dur: Saddede yusaddidu'dan
türemiş del harfi ya'ya kalbolmuş: Tazanniy'de olduğu gibi: ...Tekaddi el
baziy...[21] Bir rivayete göre saddede
yusaddidu dan türemiştir. Gürültü feryat manasındadır. Ayette olduğu gibi:
"İza kavmuke
minhu yesiddune." (Zuhruf: 43/57)
37- "Fe
yerkumehu."
Kum yığınları gibi üst
üste yığılan bulutlar; bir birinin üzerine koyuyor. Bulutlar üst üsttedirler.
41-
"Beşte biri Allah'ındır."
Allah'ın beyti için,
ganimetin beşte biridir. RasuluIIah (s.a.v.) elini, ganimetin beşte birinin
üzerine koyuyordu ve ondan bir kabza Kabe için alıyordu.[22]
Bir rivayete göre
Allah ve Rasulunun paylan birdir. Allah'in bunu zikretmesi ya sehmin teşrifi
veya zikrin iftita-hı içindir.
42- "Bil
udveti."
El-Udvetu aynın zamme,
kesre ve fethasıyla vadinin kenarıdır.
"Kervan da sizden
daha aşağıda idi."
Ebu Süfyan ve
arkadaşları sizin alt tarafınıza dalardı.
"Eğer
sözleşseydiniz."
Eğer siz düşmanlarla
Allah'ın yardımı ve iradesi olmadan, savaş için muayyen bir vakitte
sözleşseydiniz ihtilafa düşerdiniz.
"Fakat Allah
böyle yaptı."
Fakat Allahu Teala
takdir edilen zafer işini yerine getirmek için böyle yaptı. Ebu Ali el-Vasiti[23] bunu
iktibas etmiştir.
"Selvanın
yönelmediğini gördüğüm zaman garbımda alıkonulan meful olarak döndü.
Allahu Teala'nın hüküm
verip yazdığı emrin gerçekleşmesi için buna rağmen sizin itaatinizin altına
girdim."
"Yaşayan bir
delille yaşasın."
Hayiye Yahya idi tıpkı
alime ya'lemu misalidir. Onunla okundu.[24]
Ancak tahfif için Ya'yı şeddeli kılmıştır. Tıpkı ayye bi emrihi'deki gibi.
Bilmiyormusun ki araplardan bazıları: "alim zeydun." diyor. Yani
alime birbirine benzemeyenin de tahfif yapılması daha evladır.
43-
"Uykunda sana onları az gösterdi."
îki gözünde zira göz,
uyku yeri olduğundan menam diye ifade edilmiştir. Tıpkı makamın, ikamet yeri
olduğu gibi. Bir rivayete göre müslümanlar tecrübe olması için o, rüyada
olmuştu.[25]
44- "Onları
sizin gözünüzde az gösteriyordu."
Onlar sizi gözlerinde
küçük görüp size karşı savaş hazırlığına girişmemeleri içindi.
46- "Rüzgarınız
gider."
Kuvvet ve birliğiniz
elden gider.
Ebu Ubeyd'in Dirar b.
Hattab için dile getirdiği şiirinde de rih'i kuvvet manasında kullanmıştır:
"Hergün dönüp
dönüştürdüler ki savaş hakimiyeti, kuvveti ve karşılaştıkları kişileri
zürriyeti onların olsun."[26]
48- "Ardına
döndü."
Şeytan o gün hor,
zelil ve korkarak müşriklerden ayrılarak geri dönmüştü.
57- "Teskafennehum."[27]
Yani tecidennehum
(bulursun). Aslı bir şeyi idrak edip ondan almaktır. Teskifussiham da bunun
gibidir. Amili şöyle demiş:
"Bir kaside ki
onu toplamak için geceledim. Ta ki onun meylini ve redifelelerini sabitleştireyim.
Kültürlü kişinin
bakışı kanalların tümseklerinedir ta ki onun tavanları eğriliklerini düzeltsin.[28]
"Onlar ile
arkalarında bulunan kimseleri de dağıt:"
Onun için o dihdlerini
bozanları harbde yakalarsan kendilerine yapacağın ağır muamele ile arkalarında
kalanları korkut.
58-
"Eğer korkarsanız."[29]
Yani eğer korktuysan.
Biz (ma) ve benzeri şeylerin Kur'an'da zaid olarak geldiğini kabul etmiyoruz.[30]
Burada mana, mazi
fiilin müstakbel manasına nakledilmiştir. Ki bu ğunneyle hüsnü lafzın
olmasıyla beraber olmuştur ki, bunu oluşturan etken ise in ile mim'in beraber
olma-sıyladır.
58-
"Bozduğunu kendilerine bildir."
Yani harb hadisesini
onlara duyur.
"Ala sevain: Aynı
şekilde."
Senin bilgi dahilinde
ve onlannkinde olan bir şekilde doğruca onlara ilet. Bundan dolayı (es-sevau
es-sevaau, el-adl vel-veset-el-kıst vel-kasd) lafızları birbirlerine yakın manalara
gelirler.
60-
"Onlardan başka."
Bundan başka ismini
bilmediğiniz düşmanlardan kasıt: Beni Kureyzahlardır.[31]1
Beni Kaynukalılar[32]
olduğu da söyleniyor.
63- "Onların
kalplerini birleştirmiştir."
Yani harplerde
birbirlerinin kökünü kazıyan Evs ve Haz-reç kabileleri arasında sevgi bağını
oluşturdu.
67-
"Hiiçbir nebiye esirlerinin bulunması yaraşmaz."[33]
Bu ayetteki esirler;
Sahabelerle istişareden sonra Rasu-lullah'm (s.a.v.) Bedir esirleri hakkında
fidye ile bırakılsın şeklinde görüş belirttiği olaydır.[34]
67-
"Hatta yushine."
Savaşta üstün
gelmesidir. Ağır basması ve katlin çoğalması.
"Arede'd-dünya."
Dünya metanını bekası
az olduğundan ve fani olması yakin olduğundan araz denilir.
68-
"Allah tarafından önceden yazılmış bir hüküm." Eğer Allah'tan daha
önceleri kader yazısı geçmiş olmasaydı. Beyanatı zahir ettikten sonra azap
ederdi. Yani hakkı zahir ettikten sonra. Bir rivayete göre şüphesiz o size ganimetleri
helal kılacaktı.[35]
70-
"Kalplerinizde hayır."
Yani kalplerinizde
basiret ve tevbe edip Allah'a rucu etmek varsa.
"Sizden almandan
daha hayırlısını size verir."[36]
Sizden alınan fidyeden
daha hayırlısını verirdi.
Abbas[37]
hakkında nazil olmuştur ki kendi kardeşinin iki oğlu Ukayl ve Nevfel ve kendi
nefsine fidye verdiği zaman olmuştu.
Abbas şöyle dedi:
"Allah bana buna bedelen daha hayırlı ve çok mal verdi. Ona yetmiş köle
nasip etmişti ki her biri yirmi bin dinar kıymetindeydiler.
72-
"Onların velayetlerinden."
Onlara yardımda
bulunmak ve muhabbette bulunmak üzerinize borçtur.
74-
"Güzel rızık."
Cennet taamıdır. Bunun
gizli olması müstahildir bilakis mis gibi seçilmiştir ve çoktur.[38]
[1] Saitb. MansurveBuhari'nİnSaidb. Cübeyr'den
çıkardıklarına göre ben İbni Abbas'a şöyle dedim demiş:
"Enfal Suresi
nerede indi? O da:
"Bedir'de nazil oldu" dedi. Bir başka lafızda: O bedr
süresidir. Fet-hu'I-Bari: 8/306.
[2] Hadisi Ebu Davud, Nesai, Hakim sahih kılmış ve
Beyhaki'nin İbni Abbas'tan naklettiğine göre Bedir günü olduğunda Rasulullah
(s.a.v.) şöyle demiş:
"Kim ki bir kafir
öldürüşe ona şu kadar sevap vardır. Kim ki birini de esir alırsa oha da şu
kadar sevap vardır."
Yaşlılar sancakların
altında kaldılar, gençler ise harp meydanına ve ganimetlere koşuştulah Yaşlılar
gençlere şöyle dediler:
"Bizi de kendinize
ortak edin, biz de size destek veriyorduk, sizde bir-şey hasıl olduğu zaman siz
hemen bize miiracat edecektiniz." Böylece münazara yaparak Rasulullah'a
(s.a.v.) geldiler. Bunun üzerine:
"Sana
ganimetlerden soruyorlar..."
Ayeti nazil oldu.
Rasulullah (s.a.v.) aralamda ganimeti eşit şekilde paylaştı.
Durru'l-Mensur: 4/6; Müstedrek: 2/221; Ebu Davud: 3738.
[3] Ahmed Hadisi: 5/322'de; Beyhaki ve Hakim: 2/136 ve
İbni Ce-rir: 9/117'de çıkarmışlar.
[4] İbni Faris şöyle dedi: El-bevau: Eşit demektir.
Deniliyor ki: De-mu Fulanin bevaun li demi fülanin: "Falancanın kanı
filancanın kanım eşittir demektir. Mucme'l-Madde: bevee.
[5] Mecazu'I-Kur'an: 1/163; Mucmelu'l-Luğah: 1/88;
Meani'1-Ke-bir: 2/113; EMisan madde. Ecel veehl. Eccil aleyhim şerren yeciluhu;
deniliyor: Şerri onlardan tasfiye etti ve heyecanlandırdı. Züheyr b. Ebu
Sel-ma'ya nisbet edilir. Divanı sn.: 70. Buna benzer şiirin birini de Tevbe b.
Himyer söylüyor:
"Oba ehli emin ve
esenliktedirler, ben onlan aziz bir şey ile incittim, ben ondan tasfiye
olmuştum.
Koşarak kavme acil yöneldim ve onlara ne oldu dedim, Öyîe birşe-yî
sordrmki sen onu biliniyordun."
[6] Mahtutada ani'l-ğayri ilat ta ğayyuri'dir. Bu da
apaçık hatadır.
[7] İbni Ebu Şeybe'nin İkrime'den naklettiğine göre
Rasulullah (s.a.v.) Bedir günü şöyle-dedi: Atının başından tutan bu kişi
Cibril'dir. Üzerinde de harb teçhizatı vardır.
[8] Yani Fatıma'yla, Fatıma binti Yezker b. Anzah'tır.
Beyitler Ta-cu'l-Arus madde. Redife. Birinci beyit el-lisan ve es-Sıhah madde.
Redife. Tefsiri. Kurtubi.: 13/230; Ef al: 3/15.
[9] Muhtutada mensubeten'dir.
[10] Mısnyye'de: Et-Tassas'tır: Et-Tass'ın cemidir. O da
et-Tast'ın başka bir lügatidir.
[11] Tasti'nin İbni Abbas'tan naklettiğine göre: Nafi b.
Ezrak ona, bana şu ayetten haber ver dediğinde İbni Abbas (benan) parmak mafsallarıdır,
der. Huzeyl lügatma göre cesedin tümüdür. Ve bana İkisi hakkında şöyle der ve
o da tamam der: Parmak mafsalları: Anteretü'l-Absi'nin şu sözüdür.
"Benim kavmim ne
g.izel heyecanlı atlılardır.
Bu hususen zorluk par
nak mafsallapna geldiği zamandır."
Huzeli de ceset
hususunda şöyle demiş:
"Onun öyle bir
aslanı vardır ki cesede diken batırır,
Onun kesilmemiş tırnakları cesetten etleri çekip koparır."
[12] Mahtutada cellehuih şeklindedir. Ama hatadır.
[13] îbni Cerir'in Muhammed b. Kays ve Muhammed b. Ka'b el-Ku-rezi
'den naklettiğine göre ikisi de şöyle demişler: îki taraf ta birbirine yaklaştığı
sırada, RasululİFİı (s.a.v.) bir avuç toprak alıp kafirlerin yüzlerine saçtı
ve şöyle dedi:
"Şaheti'l-vucuh.'
Hepsinin gözlerine toprak girdi ve Rasulullah'ın as-hab', bu kez onları
katletmeye başladılar. Hezimete uğramalarının sebebi, Ra-sulu lah'ın attığı
toprak sebebiyleydi. Bunun üzerine bu ayet indi:
"Attığın zaman sen
atmadın velakin Allah attı."
Durru'l-Mensur: 4/40; Tefsiri Taberi.; 9/205.
[14] Ahmed: 5/431; Nesai, Hakim sahih görmüş: 2/328'de
Abdulah b. Sa'lebe'den naklettiklerine göre şöyle demiş: İki gurup savaş için
karşı karşıya geldikleri zaman Ebu Cehil şöyle dedi:
"Allah'ım Bunlar aramızdaki akrabalık bağını kestiler, bizim bilmediğimiz
şeyleri getirdiler, nolursun bunların yüzünü güldürme, ağlat onları" dedi.
İşte bu ondan bir tür zafer talebiydi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
[15] Beyit şöyle de rivayet edilir:
"Kendisine kalması
için değersiz olanı arzu eder, ama arzu eden emeline kavuşmadan Öldü."
İkisi de Behçeüı'l-Mecalis: 3/333; Uyun'ul-Ahbar: 2/306; Salih bir
kişiydi, bu ikisiyle misal getirirdi. İki beyit te Sibeveyh'e nisbet edilir.
Şerh Makamat Hariri: 2/13.
[16] İkisinede rastlamadım.
[17] İbni Murdeveyh'in İbni Abbas'tan naklettiğine göre
şöyle demiş: Bu ayet hakkında Rasulullah'dan (s.a.v.) sorduğumda bana şöyle dedi:
Mümin ile küfür arasına sed çeker. Kafir ile hidayet arasına engel koyar.
Durru '1-Mensur: 4/45.
[18] Muberrİd şöyle demiş: Şüphesiz o emirden sonra olan
nehydir. Zalimler İçin nehy manasmdadır. Yani zulme yaklaşmayınız. Sibeveyh
şöyle zikretmiş: "La uriyenneke hahuna." Yani o gün orada olma. Kim
orada olursa onu orada görürüm. Cürçani şöyle demiş: Manası özel olarak
zalimlere isabet edecek olan fitneden kaçının, korkun. Kurtubi: 7/393.
[19] El-Mukau: Hicaz'da mukka denilen beyaz bir kuşun ötüş
sesidir. Mücmel madde Mekeve. Tefsiri Kurtubi: 7/400. Bir rivayete göre
el-Mukau. Kanbere denilen Tayyar kuşunun sesidir. Tasdiyetun ise serçenin
sesidir.
[20] Divan Kattami sh.: 8.
[21] Beyit şöyle:
"Cömertler (şeref
sahipleri) erkenden şahin kuşunu satın almaya gittiler, oysa şahin kuşu
kırılmıştı."
Er-Ricz Accac'mdır. Lisan: KadarDivam:.28. Sırru Sanaatul Irab: 2/759.
[22] Ayet hakkında; İbni Ebu Şeybe, îbni Cerir: 10/4 ve
İbni Ebu Ha-tem'in Ebu'l-AIiye'den naklettiklerine göre şöyle demiş: Ganimet
getirilip ortaya konuluyordu, Rasululah (s.a.v.) onu beş hisseye ayırıyordu. O
beşin arasından bir hisseyi alıyordu diğer dört hisseyi insanlar arasında
paylaş ti ny ordu: "Yani savaşa katılanlar arasında" ve daha sonra bütün
paylar üzerine elini koyuyordu. Alabildiği kadar alıyor ve Kabe'ye ayırıyordu,
işte Allah'ın isimlendirdiği beşte biri Allah içindir buydu. Allah için bir
pay nasıp kılmayın. Çünkü dünya ve ahiret Allah'ındır. Daha sonra dönüp geri kalanını
beş hisseye bölerdi. Bir pay Nebi (s.a.v.) için, bir yay yakın akrabalar için,
bir pay yetimler için, bir pay miskinler için ve bir pay da yolcular için
ayırırdı. Durru'l-Mensur: 4/66.
[23] Hasan b. Kasim'dır. Gellarnu'l-Heras ile maruftur.
Irak şeyh-lerindendir diyar diyar dolaşmıştır. Kıraata önem verenlerden
biridir. Hicri 468'de vefat etmiştir. Şezerat Zeheb: 3/329; Tabakat İbni
Cezeri: 1/228.
[24] Nafi, EI-Bezzi, Kunbul, Ebu Bekr, Ebu Cafer, Yakub ve
Halef böyle okumuşlar. Yani Birinci ya'nın kesresi, idgamsız ve ikinci ya'nın
fethasıyla." İthaf sh.: 237.
[25] Mücahid şöyle demiş: Allah, ona rüyasında düşmanları
az gösterdi. Nebi de (s.a.v.) bunu ashabına bildirdi. Bu da onlar için bir
sebattı.
[26] Bahru'l-Muhit: 4/504. Nisbetsizdir. Şiirin başı
şöyledir. Onda: Kadavedtuhum sabahum enyekune lehum. Durru'l-Masun: 5/617.
Siret İbni Hişam: 2/146. Mahtutada: Ve eslebedir ama hatadır.
[27] Mahtutada (yeskafennekum)'dur hatadır.
[28] Beyitler: Adiy b. Ruka Amili'nindir. Onun (sinadeha)
sözü. Es-Sinad: Kafiyeden önce olan harf ve harekelerin ihtilafıdır. Munadaha:
Uyuşmazlıkları. Şiirve'ş-şuara:410. El-Beyan ve't-Tebyin: 3/199;
\*n-haderatu'l-Edibba: Ragıp Isfehani'nin: 1/82.
[29] Farisi şöyle demiş: Kur'an'da (imma)'dan sonra gelip
şart için olan bütün edatlar nun ile tekid edilmiştir. Fiilin şarta müşabih
olmasından dolayı (ma) dahil olmuş. Bir yönden kasem için olan fiili te'kid etmek
için (ma)'mn girmesiyle (ma) tekid olduğundan kasemde olan lam gibidir.
[30] İbni Hişam şöyle demiş: İrab yapanın, kesinlikle
Allah'ın kitabında şu zaidtir demekten kaçınması gerekir. Çünkü o zaman
insanların aklında zaid olanın bir anlamı yoktur gelir. Anlamsızdır şüphesi
yer alır. Oysa Allah'ın kelamı bu tür şeylerden münezzehtir. Bu vehmlerden biri
imam Fahruddin er-Razi de hasıl olmuş ve şöyle demiş:
"Muhakkikler, Allah'ın kelamında mühmel bir şeyin olmadığı görüşündeler:
Amma (febima rahmetin) ayetindeki (ma) harfi: Taaccüb için olan istifhamiyeden
olması mümkündür. Takdiri: (Febieyyi rahmetin." bitti. Nahîvcilerin
yanında zaidin manası şudur: Mühmel için değil ancak mü-cerred bir takviye ve
te'kid için getirilir. Sonra İbni Hişam şöyle demiş: Mütekaddiminlerden çoğu
zaid olanı (sıla) diye İsimlendirirler. Bazıları muekked bazıları da lağv diye
isimlendirirler. Lakin bu ibarenin kesinlikle Kur'an'dan uzaklaştırılması
gerekir. El-İrab an kavaidi'1-İrab sh.: 108-109.
[31] Bu, Mücahid'in görüşüdür. Ondan îbni Cerir, İbni
Mtinzir, İbni Ebu Hatem, İbnİ Ebu Şeybe ve Ebu Şeyh rivayet etmişlerdir.
[32] Allah-u Teala şöyle buyurmuş:
"Ve aharine min
dunihim la ta'lemunehum."
Bu konuda Kurtubi şöyle
demiş:
"Hiç bir kimsenin
onlarda bir şey vardır demesine gerek yoktur. Çünkü Allahu Teala şöyle
buyuruyor:
"Siz onları
bilmezsiniz."
Allah onları daha iyi
bilir diyor. Hiç kimse onlar hakkında birşey iddia edemez. Ancak bu konuyla
ilgili Rasulullah'dan (s.a.v.) bir hadis rivayeti vardır. O da şudur:
"Onlar
tinlerdir."
Sonra Rasulullah
(s.a.v.) şöyle demiş:
"Şüphesiz kî
şeytan evinde cihad için atıyla beraber kendini adayan kimselerden hiç birinin
aklını çelip bozamaz.*'
Bu hadisi Haris b.
Usame, Ebu Ya'la, Taberani, ibni Menden, ibni Mürdeveyh ve İbnİ Asakir isnad
etmişlerdir.
Tefsiri Kurtubi: 8/38; Durru'I-Mensur: 4/97.
[33] Ta ile (tekune) Ebu Amr ve Yakub okumuşlardır.
[34] Ahmed'in Enes'den (r.a.) naklettiğine göre şöyle
demiş: Rasulullah (s.a.v.) Bedir esirleriyle ilgili meselede sahabilerle
istişare edip şöyle dedi:
"Allah'u Teala
onları size esir ettirdi. Haklarında nedersiniz?" Ömer b. Hattab kalkıp:
"Ya Rasulallah!
Boyunlarını vur" dedi. Nebi (s.a.v.) bundan yüzçe-virdi, şöyle dedi: '*Ey
insanlar AHahu Teala onları size esir kıldı ama dün onlar sizin
kardeşlerinizdi ne dersiniz" dedi. Ömer (r.a.) kalkıp:
"Ya Rasulallah
onların boyunlarını vur" dedi. Nebi (s.a.v.) bundan yüz çevirdi. Sonra
tekrar dönüp aynı şeyi söyledi. Ebubekir Sıddık (r.a.) kalkıp:
"Ya Rasulallah onları afv edip onlardan fidyeyi kabul görmeni istiyoruz."
dedi. Bunun üzerine onları afvedip fidyelerini de uygun gördü. Bunun üzerine
"levla kitabun minellahi..." ayeti nazil oldu. Durru'1-Men-sur:
4/104; Müsned: 3/243.
[35] Said b. Cübeyr'den nakledildiğine göre bu ayet
hakkında şöyle demiş: Ehli Bedr hakkında saadet yazılmıştı. (Le messekum fima
aheztum) Aldığınız fidyeden dolayı. (Büyük bir azap olurdu) der. İbni
Ab-bas'tan nakledildiğine göre: Bu masiyeti yapmazdan önce Allah'ın onlar
hakkında rahmet yazmıştı der.
[36] Mahtutada: Yurikum'dur, hatadır.
[37] îbni Cerir, İbni Münzir, Beyhaki Delail'de ve Ibni
Şakir'in İbn-iAbbas'tan naklettiklerine göre şöyle demiş: "Abbas Bedir
günü esir edildi. Kendi nefsi için 40 ölçek altın fidye verdi. Şu ayet nazil
olduğu zaman;
"Ya
eyyuhe'n-nebiyyu kul limen fi eydikum mine'I-esra."
Abbas şöyle dedi:
"Allahu Teala bana sevdiğim iki haslet nasip etti ki onlar dünyada yoktur.
Bedir'de esir tutulduğumda 40 Ölçek altın verdiğime bedelen Allah bana 40 köle
nasip etti. Bundan sonra Allah'ın bize vadettiği mağfireti temenni
ediyorum." dedi.
Durru'l-Mensur: 4/112; Tefsiri Taberi: 10/49.
[38] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan,
Tevhid Yayınları: 1/402-416.