Gazanın Tarihi, İsmi ve Sebebi
Mücahidlerin Maan'da Durup Durumu Gözden
Geçirmeleri
İslâm Mücahidlerinin Maan'da Durum Değerlendirmesi
Yapmaları
Abdullah b. Revâha'nın Şehitlik Özlemi
Düşman Ordularının Göz Kamaştıran Güçleriyle
Çarpışmaya Başlanılışı
Düşman Ordularıyla Çarpışmaya Girişilmesi ve Zeyd
b. Hârise'nin Şehit Oluşu
Hz. Cafer'in Kumandayı Ele Alışı ve Şehit Oluşu
Müslümanların Saldırıya Geçip Düşmanlardan Bir
Kısmını Bozguna Uğratmaları
Halid b. Velid'in Düşmanları Şaşırtan ve Maneviyatlarını
Sarsan Bir Tedbire Başvuruşu
Mu'te Savaşında Şehit Olan Mücahidler
Mute gazası, Hicretin 8. yılında
Cumâdelûlâ ayında vuku bulmuştur.[1]
Bu gaza, Mute gazası, Ceyşü'l-ümerâ
(Kumandanlar ordusu) gazası diye de anılır. [2]
Bu da, ya orduya müteaddit
kumandanların katılışından veya orduya katlan mücahidlerin başka gaza ve
seriyyelere nazaran daha çok sayıda oluşundan, ya da, düşmanlarla karşılaşınca,
son derecede çarpışma yapılışından dolayı idi. [3]
Mute; Şam sınırlarından Belka1
köylerinden bir köy, Şam yaylalarından bir yayla olup, kılıçların en iyisi
orada yapılır ve ora kılıçlarına da, oraya izafetle, Meşârif yapısı kılıç
denilirdi. [4]
Meşârif; Belka1
köylerindendir. [5]
Mute; Belka1 yakınındadır.
Beytü'l-Makdis (Kudüs)'e iki merhaleliktir. [6]
Belka1 ise; Dımaşk
nahiyelerinden olup Şam'la Vâdi'l-kurâ arasındadır. Amman'ın kasabasıdır.
Belka'da, birçok köyler ve geniş
ekinlikler vardır. Buğdayının iyiliği, dillere destandır. [7]
Mute halkı, Gassanlarla Rumlardan
karışıktı. [8]
Mute gazasının sebebine gelince;
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Lehblerden Haris b. Umeyr el-EzdPyi, Busrâ
hükümdarına bir mektupla göndermişti. [9]
Rivayete göre; Haris b. Umeyr, Peygamberimiz
Aleyhisselamın mektubunu Şam'a, Rum Kayserine götürmekte idi. [10]
Haris b. Umeyr, Mu'teye varınca,
durdurulup Şurahbil b. Amr el-Gassânî'nin huzuruna çıkarıldı. [11]
Şurahbil b. Amr, Kayser'in Şam ülkesi
valilerindendi. [12]
Şurahbil, Haris b. Umeyr'e:
"Sen nereye gitmek
istiyorsun?" diye sordu.
Haris b. Umeyr
"Şam'a!" dedi.
Şurahbil:
"Sen Muhammed'in elçilerinden
olmayasın (olabilirsin)?" dedi.
Haris b. Umeyr
"Evet! Ben Resûlullahın
elçisiyim!" dedi. [13]
Şurahbil emretti; Haris b. Umeyr bir
iple bağlandıktan sonra, götürülüp boynu vuruldu! [14]
O güne kadar, Hâris'in şehit edilişi,
Peygamberimiz Aleyhisselama çok ağır geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, hemen
Müslümanları topladı. [15]
Onlara, Haris b. Umeyr'in şehit edildiği yeri ve kendisini kimin şehit ettiğini
haber verdi. [16]
Kendilerini, Cüruf ordugâhında toplanmaya davet etti. [17]
Müslümanlar, hemen Cüruf ordugâhında
toplandılar. [18]
Peygamberimiz Aleyhisselam, daha önce,
Ka'b b. Umeyr'in kumandası altında 15 kişilik İslâm propaganda heyetini Şam'ın
Zât-ı Atlah nahiyesinde şehit edenlere askerî bir birlik göndermeye niyetlenmiş
ise de, oradaki halkın başka bir yere çekip gittiklerini haber alınca, bundan
vazgeçmiş bulunuyordu. [19]
Zât-ı Atlah halkı, Kudâalardan olup,
Sedus adında bir liderin idaresi altında idiler. [20]
Mu'te Mücahidlerinin Sayısı ve Orduya Kumanda
Edeceklerin Belirlenişi
Silahlanıp yola çıkmaya hazırlanan İslâm mücahidlerinin sayısı 3.000 idi.[21]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle
namazını kıldırdıktan sonra, oturdu. Ashab da, çevresinde, kendisiyle birlikte
oturdular.
O sırada, Numan b. Funhus (Mahs)
adındaki Yahudi de, gelip halk ile birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın
başucunda durdu. [22]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Cihada çıkacak olan şu insanlara,
Zeyd b. Harise kumandandır!
Zeyd b. Harise öldürülürse, Cafer b.
Ebu Talib kumandandır!
Cafer b. Ebu Talib öldürülürse,
Abdullah b. Revâha kumandandır! [23]
Abdullah b. Revâha da öldürülürse,
Müslümanlar, aralarından münasip birini seçsinler ve onu kendilerine kumandan
yapsınlar!" buyurdu. [24]
Peygamberimiz Aleyhisselam ordunun
kumandanlığına Zeyd b. Hârise'yi tayin buyurduğu zaman, Hz. Cafer sıçrayıp
kalktı ve:
"Anam, babam sana feda olsun ey
Allah'ın Peygamberi! Zeyd'i benim üzerime kumandan tayin edeceğini
sanmamıştım!?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen emre göre hareket et!
Hangisinin hakkında daha hayırlı olduğunu bilmezsin!" buyurdu. [25]
Bunun üzerine, Müslümanlar ağlamaya
başladılar ve:
"Yâ Rasûlallah! Keşke sağ kalsalar
da, kendilerinden yararlansaydık!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, cevap vermeyip
sustu. [26]
Yahudi Numan b. Funhus:
"Ey Ebu'l-Kasım! Eğersen gerçekten
peygambersen, az veya çok adlarını andığın kişilerin hepsi ölürler.
Çünkü, İsrail oğulları içinde zuhur
eden peygamberler bir adamı bir cemaat üzerine kumandan tayin ettikleri ve 'Filan,
filan öldürülecek!' dedikleri zaman, yüz kişinin bile adını anmış olsalar,
onların hepsi ölürler, sağ kalmazlardı!" dedi.
Sonra da, Zeyd b. Hâriseye dönüp:
"Vedanı, vasiyetini yap!
Eğer Muhammed gerçekten peygamberse,
artık sen hiçbir zaman onun yanına geri dönemeyeceksin!" dedi.
Zeyd b. Harise ise:
"Ben şehadet ederim ki; o, hiç
şüphesiz, gerçek peygamberdir!" dedi. [27]
Mücahidlerin Medine'den yola
çıkacakları sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam beyaz bir sancak, bayrak
bağlayıp Zeyd b. Hârise'ye verdi. [28]
Haris b. Umeyr'in öldürüldüğü yere
kadar gitmesini ve orada bulunanları İslâmiyete davet etmesini, Müslümanlığı
kabul ederlerse, ne âlâ; kabul etmedikleri takdirde, Allah'ın yardımına
güvenerek onlarla çarpışmasını emir buyurdu.
Uğurlamak üzere, Veda yokuşuna kadar,
mücahidlerle birlikte gitti ve orada
durdu[29] ve:
"Ben size Allah'ın buyurduklarını yerine getirmenizi, yasakladıklarından
sakınmanızı, Müslümanlardan yanınızda bulunanlara karşı hayırlı olmanızı, iyi
davranmanızı tavsiye ederim!
Allah yolunda ve Allah'ın ismiyle gaza
ediniz. Allah'ı tanımayanlarla çarpışınız!
Ganimet mallarına hıyanet etmeyiniz!
Ahde vefasızlık göstermeyin iz!
Küçük çocukları öldürmeyiniz!
Müşriklerden, düşmanınla karşılaştığın
zaman, onları üç husustan birisine davet et! Onlardan hangisine icabet
ederlerse, icabetlerini kabul et, onlardan elini çek!
Sonra, onları, Muhacirler yurdu olan
Medineye, yurtlarını değiştirmeye davet et!
Onlar davetine icabet eder, senin
dediğini yaparlarsa, Muhacirlerin sahip oldukları haklara kendilerinin de
sahip olacaklarını ve onların mükellef bulundukları vazifelerle kendilerinin de
mükellef olacaklarını bildir!
Eğer Müslüman olup yurtlarında oturmayı
tercih ederlerse, Müslümanlardan, göçebe Araplar gibi olacaklarını ve onlar
hakkında uygulanan ilahî hükmün kendileri hakkında da uygulanacağını, harp
ganimetinden kendilerine birşey verilemeyeceğini ve ganimetten ancak
Müslümanların yanında savaşmış olanların yararlanacağını haber ver!
Eğer Müslüman olmaya yanaşmazlarsa,
onları cizye vermeye davet et! Onlardan, bunu yapanlardan elini çek!
Cizye vermeye de yanaşmazlarsa,
Allah'ın yardımına sığınarak onlarla çarpış.
Eğer kuşattığın kale veya şehir halkı,
senden, kendileri için Allah'ın ve Resûlünün emanını isterlerse, sen onlara
Allah ve Resûlü adına eman verme! Fakat, kendi emanını, babanın emanını ve
arkadaşlarının emanını ver!
Çünkü, siz kendinizin ve babalarınızın
vermiş olduğunuz eman sözünü bozacak olursanız, bu, Allah ve Resûlü adına
vermiş olduğunuz eman sözünü bozmanızdan, sizin için, vebal bakımından daha
hafiftir!" buyurdu. [30]
Birçok halk da, ordugâha kadar gelip,
kumandanlarla vedalaştılar ve onlara dua ettiler.
Mücahidlerden bazıları da, halktan
bazılarıyla vedalaştılar. [31]
Ordu karargâhtan hareket ettiği zaman,
Müslümanlar:
"Allah sizleri hertehlikeden
korusun! Yine, sağ salim ve ganimetler elde etmiş olarak geri çevirsin!"
diyerek seslendiler. [32]
Abdullah b. Revâha'nın Vedalaşırken Ağlaması ve
Ağlamasının Sebebi
Abdullah b. Revâha, yanındaki kumandan
arkadaşlarıyla birlikte vedalaştıkları sırada ağladı.
Ona:
"Ey Revâha'nın oğlu! Ne için
ağlıyorsun?" diye sordular.
Abdullah b. Revâha:
"Vallahi, ben ne dünya
sevgisinden, ne de sizleri özleyeceğimden ağlıyor değilim!
Fakat, ben, Yüce Allah'ın Kitabından,
içinde Cehennem ateşi anılan; 'İçinizden, Cehenneme uğramayacak yoktur! Bu,
Rabbinin yapmayı üzerine vacib kıldığı bir gerçektir!1 [Meryem: 71]
âyetini okurken, Resûlullah Aleyhisselamdan işitmisimdir.
Cehenneme uğradıktan sonra, oradan
selametle nasıl geri dönebileceğimi bilmiyorum ve bunun için ağlıyorum!"
dedi.
Müslümanlar
"Allah sizin yardımcınız olsun!
Sizleri her tehlikeden korusun! Sizi sağ salim geri çevirsin!" dediler.
Abdullah b. Revâha, onlara:
"Fakat, ben, Rahman olan
Allah'tan, yarlıganmak, kanları fışkırtıp köpürten bir kılıç darbesiyle, yahut
ciğer ve barsakları kasıp kavuran bir kargı saplamasıyla şehit olmak isterim
ki; kabrime uğrayanlar, 'Allah, bu savaşçıya doğru yolu göstermiş, o da doğru
yolu bulmuştur!1 desinler" mealli beyitleri okudu.
Ordunun gitmeye hazırlandığı sırada,
Abdullah b. Revâha Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vanp Peygamberimiz
Aleyhisselamla vedalaştıktan sonra:
"Allah, Musa'ya olduğu gibi, sana
olan ihsanlarını da sabit ve devamlı kılsın! Yardım olunan ve zafere
kavuşturulanlar gibi, sana da yardımını ihsan buyursun!
Ben, sana Allah tarafından hayır
(peygamberlik) ihsan olunduğunu hemen anlamı sırrıdır. Allah bilir ki, ben
keskin görüşlüyümdür. Sen, hiç şüphesiz, Allah'ın Resûlüsün!" mealli
beyitleri okudu.[33]
Abdullah b. Revâha:
"Allah sana olan ihsanını sabit ve
devamlı kılsın!" dediği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam da, ona:
"Ey Revâha'nın oğlu! Allah seni de
iyilikte en güzel şekilde sabit ve devamlı kılsın!" diyerek cevap verdi. [34]
Abdullah b. Revâha:
"Yâ Rasûlallah! Bana nasihatini
arttır!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ı daima zikret! Çünkü,
Allah'ı zikr, umduğuna ermende sana yardımcı olur!" buyurdu. [35]
Peygamberimiz Aleyhisselam,
Seniyetü'l-Veda'da mücahidlerle vedalaştı. [36]
Onlara:
"Haydi, Allah'ın ismiyle gaza
ediniz!
Allah'ın ve sizin Şam'da olan
düşmanlarınızla çarpışınız!
Orada, Nasranîlerin kiliselerinde,
halktan ayrılmış, kendilerini ibadete vermiş birtakım kimseler bulacaksınız.
Sakın onlara dokunmayınız!
Onların dışında, başlarında şeytanların
yuvalandıkları daha bir takım kimseler de bulacaksınız. Onların başlarını
kılıçla koparınız!
Siz, ne bir kadını, ne süt emen bir
çocuğu, ne yaşlanmış birpîr-i f anîyi öldürecek; ne bir ağaç yakacak veya
kesecek, ne de bir ev yıkacaksınız!" buyurdu[37] ve kendilerini sis
bürüdüğü ve hiçbir yeri göremez bir halde bulundukları sırada, sabahlamadıkça,
Mu'teye girmekten de nehyetti. [38]
Peygamberimiz Aleyhisselam,
mücahidlerle vedalaşıp Medine'ye dönerken, Abdullah b. Revâha Peygamberimiz
Aleyhisselamı şu beyitle selamladı:
"Geride kalan hurmalıkta kendisine
veda ettiğim zâta, o en hayırlı uğurlayıcıya, en hayırlı dosta selam
olsun!" [39]
İslâm
mücahidleri Medine'den ayrıldılar. [40]
Şurahbil'in Savaşmaya Hazırlanışı
Şurahbil b. Amr, İslâm mücahidlerinin
kendisine doğru gelmekte olduklarını haber alınca, pek çok asker topladı.[41]
Topladığı askerlerin sayısı 100.000'i
aşkındı. [42]
Şurahbil, Müslümanların geleceği
yollara gözcüler (casuslar) çıkardı. [43]
İslâm
mücahidleri, Vâdi'l-kurâya gelip konakladılar ve orada günlerce oturdular.
Şurahbil b. Amr, kardeşi Sedus'u veya
Vebr b. Amr1!, ileri birliği olarak ileri sürmüştü. [44]
Mücahidler, Sedus'un 50 kişilik
birliğini bozguna uğrattılar. [45]
Sedus öldürülünce, Şurahbil korktu,
kalesine sığındı. [46]
Mücahidler, yollarının üzerindeki bir
köye uğramışlardı.
Kale halkı, mücahidlerden birini vurup
şehit ettiler. [47]
İslâm
mücahidleri yollarına devam ederek Şam topraklarından Maan (Muan)'a vardılar.
Kayser Herakliyus'un 100.000 askerle
Belka' topraklarından Meab'a gelip konduğunu ve Beliyy kabilesinden Malik b.
Zafile adında birinin kumandası altında Lahm, Cüzam, Kayn, Behra1,
Vâil, Bekrve Beliyy Hıristiyan Araplarından 100.000 kişilik bir kuvvetin de
gelip onlara katıldığını haber aldılar.[48]
Başka rivayete göre; toplanan düşmanların
sayısı 150.000 veya 200.000'i Rumlardan ve 50.000'i Hıristiyan Araplardan olmak
üzere 250.000 idi. Bunların yanlarında atlar ve silahlar da bulunuyordu.
Müslümanlar ise, bunlardan ımahrumdu. [49]
Lahm ve Cüzam, çöl Arapları olup
Hıristiyandılar.
Behra1, Beliyy ve Kayn da,
Kudâa kabilelerinden idiler. [50]
Kudâa kabileleri; Benî Mehre, Benî
Behra1, Benî Beliyy, Benî Cüheyne, Benî Selaman, Benî Selih ve Benî
Huşeyş kabileleridir. [51]
Rumlara katılan Arap kabilelerinden
Lahmlar:
Beni'd-Dârlar, Benî Nadrlar, Benî
Râşideler, Benî Hadesler ve BenîZu'rlar gibi dallara ayrılmakta idiler.[52]
Benî Hadeslerin kâhin bir kadınları
vardı.
Kadın, Peygamberimiz Aleyhisselamın
askerinin gelmekte olduğunu işitince, Benî Hadeslerden olan kavmi Benî
Ganmlere:
"Ben sizi gollerinin ucuyla,
hınçla bakan, atlarını yedeklerinde taşıyan ve kanlar döken bir kavme karşı
koymaktan sakındırırım!" diyerek onlan uyardı.
Benî Ganmler de, onun sözünü tutup
Lahmlerden ayrıldılar.
Benî Hadeslerden bir kol olup o zaman
Müslümanlarla savaşan Benî Sa'lebeler ise, bundan sonra gitgide azaldılar,
küçüldüler, küçüldüler ve yoksul düştüler. [53]
İslâm
mücahidleri, durumu gözden geçirmek üzere Maan'da iki gece (iki gün) oturdular.[54]
Zeyd b. Harise; Rumların İslâm
mücahidleriyle çarpışmak için pek çok asker toplamış olduklarını haber verip,
bu yolda ne yapmak gerektiğini mücahidlere sordu.
Mücahidler:
"Rumlarla karşılaşmaktan vazgeçip
memleketlere akın yap! Halklarını esir al, Medine'ye dön!" dediler.
Abdullah b. Revâha susuyor,
konuşmuyordu.
Zeyd b. Harise, ona bu hususta ne
düşündüğünü sordu.
Abdullah b. Revâha:
"Biz, ganimetler elde etmek için
yola çıkmadık. Fakat, Rumlarla karşılaşmak için yola çıktık!" dedi. [55]
Diğer mücahidler ise:
"Resûlullah Aleyhisselama yazı
yazıp düşmanımızın sayısını bildirelim. Bize savaş erleri yetiştirmesini, ya da
bu yolda yapmak istediği şeyi bize emretmesini isteyelim" dediler.
Bu hususta söz ve görüş birliğine
vardılar. [56]
Abdullah b. Revâha:
"Ey kavmim! Vallahi, sizin şimdi
istememiş olduğunuz şey, arzulayıp elde etmek için sefere çıktığınız
şehitliktir! [57]
Biz, insanlarla, ne sayıca, ne silahça,
ne de at ve süvarice çokluk olduğumuz için değil, Allah'ın bizi şereflendirdiği
şu din kuvvetiyle savaşıyoruz!
Gidiniz, çarpışınız! Bunda muhakkak iki
iyilikten biri; ya zafer, ya da şehitlik vardır! [58]
Vallahi, Bedir savaşı gününde yanımızda
iki at, Uhud savaşı gününde de bir tek at bulunuyordu.
Eğer bu seferimizde düşmana galip
gelmek kaderde varsa, zaten Allah'ın ve Peygamberimizin bize va'di de böyledir,
Allah va'dinden cayar değildir.
Eğer kaderde şehitlik varsa (şehit
olur, daha önce şehit olan) kardeşlerimize böylece Cennetlerde kavuşmuş
oluruz!" dedi.
Abdullah b. Revâha'nın bu sözleri,
mücahidleri cesaretlendirdi: [59]
"Vallahi, Revâha'nın oğlu doğru
söyledi!" dediler, yollarına hızla devam ettiler. [60]
Zeyd b. Erkam der ki:
"Ben, Abdullah b. Revâha'nın
terbiyesi altında bir yetimdim.
Kendisi Mu'te seferine çıktığında, beni
de devesinin terkisine bindimnişti.
Vallahi, geceleyin, biraz gidince, onun
şu beyitleri okuduğunu işittim:
'Ey devem! Beni ve yükümü, Kumluktaki
kuyuya vardıktan sonra dört konak daha götürsen, artık seni başka sefere
çıkarmayacağım!
Sen sahipsiz, kendi başına, serbest
kalacaksın!
Ben herhalde geriye, ailemin yanına
dönmeyeceğim!
Umarım ki, şehit olacağım!
Müslümanlar geldiler, beni kalmaya
iştiyaklı olarak Şam topraklarında bıraktılar.
Artık, ne hurması zahir olmuş, yağmur
suyu ile sulanan ağaçlar, ne de suya kanmış, diplerinden sulanan hurma ağaçlan
umurumda değildir!1
Kendisinden bunları işitince, ağladım.
Abdullah b. Revana, bana kamçısıyla
dokunarak:
'Ey yaramaz! Allah'ın bana şehitlik
nasip etmesinden ve senin de hayvan üzerinde, yolculuk eşyalarının iki yanı
arasında geri dönüp gitmenden sana ne zarar olur?[61]
Ben, böylece, şu dünyanın dert ve
tasalarından, üzüntülerinden, hadiselerinden kurtulmuş, rahata kavuşmuş olurum!1
dedi.
Geceleyin inip iki rekat namaz kıldı.
Namazının sonunda uzunca bir dua etti ve bana:
'Ey çocuk!' diye seslendi.
'Buyur!' dedim.
'Bu seferde, inşaallah, bana şehitlik
nasip olacak!1 dedi." [62]
İslâm
mücahidleri, Mu'te'de İbn Ebi Sebretü'l-Gassânî ile buluştular.
İbn Ebi Sebııe, kalesini üç gün
Müslümanlardan başkasına kapalı tutup, içeriye kimse almadı.[63]
Mücahidler, ilerleyerek Belka1
sınırlarına varıp dayandıkları zaman, Belka1 köylerinden, Meşârif
diye anılan köyde, Herakliyus'un Rum ve Hıristiyan Araplardan mürekkep
ordularıyla karşılaştılar. Düşmanlar, mücahidlere doğru yaklaşmaya başladılar.
İslâm
mücahidleri de, Mu'te köyüne doğru yönelip, onun yanında, düşmanlarla çarpışmak
için hazırlandılar.
Sağ kol, Benî Uzrelerden Kuttıe b.
Katâde'nin;
Sol kol da, Ensardan Ubâye (Ubâde) b.
Malik'in kumandası altında idi.[64]
Ashabdan Ebu Hutıeyre derki:
"Mute savaşında ben de bulundum.
Müşrikleri gördüğümüz zaman, sayı,
silah, at... (gibi askerî), atlas, ipek ve altın gibi (malî güç) bakımından,
bizimle karşılaştırılamayacak, karşılarında hiç kimse dayanamayacak derecede
olduklarını gördük! Gözüm kamaştı!
Sabit b. Erkam, bana:
'Ey Ebu Hureyre! Sana ne oldu? Sen,
galiba, pek çok orduların toplandığını görünce, şaşırmış gibisin?1
dedi.
'Evet!' dedim.
Sabit b. Erkam:
'Bizi Bedir'de görmedin mi? Biz orada
çokluk sebebiyle mansur ve muzaffer olmuş değildik!' dedi."[65]
İki taraf askerleri, başlarında
kumandanları olduğu halde,[66] şiddetle çarpışmaya
başladılar! [67]
Peygamberimiz Aleyhisselamın
haberverdiğine göre; şeytan hemen gelip Zeyd b. Hârise'ye hayatı ve dünyayı
sevdirmek, ölümü çirkin ve sevimsiz göstermek istedi.
Zeyd b. Harise:
"Bu an, mü'minlerin kalblerinde
imanı berkiştimnekzamanıdır!
Halbuki, sen bana dünyayı sevdirmek
istiyorsun!?" dedi[68] ve sırtında zırh gömleği,
altında atı, Peygamberimiz Aleyhisselamın bayrağı elinde olduğu halde,
çarpışmaya girişti. [69]
Vücudu Rumların mızraklanyla delik
deşik edilip kanları saçılıncaya kadar, çarpışmaktan geri durmadı. [70]
En sonunda, cansız olarak yere düştü,
şehit oldu. [71]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Zeyd b. Harise, şehit olduğu zaman,
ellibeş yaşında idi. [72]
Zeyd b. Harise şehit olunca, sancağı
Hz. Cafer aldı.[73]
Zeyd b. Harise'nin zırh gömleğini
sırtına giydi ve atına bindi. [74]
Şeytan gelip ona da hayatı ve dünyayı
sevdirmek, ölümü çirkin ve sevimsiz göstermek istedi.
Hz. Cafier:
"Bu an, mü'minlerin kalblerinde
imanı berkiştimnekzamanıdır!
Halbuki, sen bana dünyayı sevdirmek
istiyorsun!?" dedi, [75]
ilerledi. Düşmanlar
"Bunu arkadaşının yanına
ulaştıracak kim var?" diye birbirlerine seslendiler.
İçlerinden birisi:
"Ben ulaştırırım!" dedi. [76]
Hz. Cafier, çarpışa çarpışa,
düşmanların ortalarına kadar dalmış bulunuyordu.
Kurtuluş yolu olmadığını görünce,
atından yere atladı ve onu sinirledikten sonra, son nefesine kadar çarpıştı. [77]
"Cennet kokusundan daha güzel koku
yoktur!" diyerek[78] çarpışırken,
düşmanlartarafından vurulup bir eli kesildi. Sancağı öbür eline aldı.
O eli de vurulup kesilince, sancağı
koltuğunun altına kıstırdı. [79]
O sırada, Rumlardan bir adam, varıp
mızrağını sapladı. [80]
Sonra da, kılıçla vurarak onu ikiye
ayırdı. [81]
Hz. Cafier, cansız olarak yere düştü,
şehit oldu. [82]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Abdullah b. Ömer der ki:
"Cafer b. Ebu Talib'i ölüler
arasında aradık, kendisinin vücudunda doksandan fazla mızrak, ok, kılıç yarası
bulduk!"[83]
Hz. Cafier, şehit olduğu zaman, otuzüç
yaşında idi. [84]
Abdullah b. Revâha'nın Kumandayı Ele Alışı ve
Şehit Oluşu
Hz. Cafer şehit olunca, Ebu'l-Yeser Amr
el-Ensârî, bayrağı (sancağı) alıp Abdullah b. Revâha'ya vendi.[85]
Abdullah b. Revana, sancağı alınca,
atının üzerinde olduğu halde, düşmanlara doğru ilerledi.
İlerlerken de, nefsini kendisine boyun
eğdirmeye ve bazı tereddütlerini gidermeye uğraşıyor ve şöyle diyordu:
"Ey nefis! Ben seni indirmeye
(kendime boyun eğdirmeye) yemin ettim!
Sen ya kendiliğinden ineceksin, ya da
zorla inersin!
İnsanlar, toplanmış, bağırıyor ve
ağlamaklı olarak terci1 ediyor ('İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi
râciun=B izler Allah'ın [kullany]ız ve O'na dönücüleriz!1 diyor)
iken, sana ne oluyor ki, seni Cennetten pek hoşlanmıyor görüyorum?!
İtmi'nanlı, huzurlu zamanların epey
oldu.
Sen, eski bir su kırbasında azıcık safi
bir su damlasından başka nesin ki?
Ey nefis! Sen şimdi öldürülmesen, er
geç öleceksin ya!
Bu öyle bir ölüm ateşidir ki; sen ona
girmiş bulunmaktasın!
İşte, özleyip durduğun şey sana
verilmiş bulunmaktadır!
Eğer sen o iki kişinin (Zeyd b. Harise
ile Cafer b. Ebu Talib'in) yaptıkların yapar (şehitliği tercih eder)sen, doğru
bir iş yapmış (muradına ermiş) olursun! [86]
Eğer gecikirsen, bedbaht olursun!" [87]
Abdullah b. Revâha, nefsinin
tereddüdünü hâlâ giderememiş olmalı ki, ona:
"Ey nefis! Şehitlikten seni
çekindiren, sakındıran hangi şeylerdir?
Eğer çekinmen zevcem filanca hatundan
mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, o üç talakla boşan-m iştir!
Eğer çekinmen filan filan kölelerimden
mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, onlar zaten azad edilmişler, hürriyetlerine
kavuşturulmuşlardır.
Yok eğer çekinmen bakımsız, verimsiz
hale gelmiş bulunan bahçemden, bostanımdan mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, o,
Allah'a ve Resûlullaha bırakılmış (vakfedilmiş) bulunuyor!" dedi. [88]
Abdullah b. Revâha, çarpıştıktan sonra,
iki dostunun yaptığı gibi, atından indiği, zırh gömleğini sırtından çıkardığı
sırada, [89]
amcasının oğlu, ona üzeri kurumuş etli bir kemik getirdi ve:
"Al, bunu ye de, biraz güçlen!
Çünkü, sen, hayatında hiç
karşılaşmadığın şeyle bugün karşılaştın!" dedi. [90]
Abdullah b. Revâha, üç günden beri
hiçbir şey yememişti. [91]
Kurumuş etli kemiği amcasının oğlundan
alıp ondan azıcık ısırmıştı ki, o sırada, Müslümanların bulundukları köşede bir
kargaşalık koptu, sınma ve bozulma oldu.
Abdullah b. Revâha, kendi kendine:
"Sen hâlâ dünyadasın! Dünyada
yiyip içmekle uğraşıyorsun!?" diyerek kendisini kınadı ve hemen elindeki
etii kemiği yere attı. Kılıçla,
çarpışmaya girişti. [92]
Vücuduna saplanan mızraklarla
yaralandı.
Müslümanlarla düşmanların safları
arasında yere yıkıldı ve:
"Ey Müslümanlar topluluğu!
Kardeşinizin cesedini (düşmanlar tarafından kesilip biçilerek) oyuncak
ettirmeyin!" dedi ve çok geçmeden de, kaldırıldığı yerde can verdi. [93]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Abdullah b. Revâha şehit olup sancak
yere düşünce, Müslümanlar, müşrikler birbirlerine kanştılar! [94]
Müslümanlar görülmedik bir bozguna
uğradılar, darmadağın oldular. [95]
İki kişi birarada görülmez oldu. [96]
Müşrikler Müslümanların arkalarına
düştüler. Müslümanlardan bazıları şehit oldular. [97]
Kutbe b. Âmir'in Müslümanları Öğütleyişi ve Sabit
b. Akrem'in Sancağı ve Kumandayı Halid b.
Velid'e Tevdi Edişi
Kutbe b. Amir:
"Ey kavmim! İnsanın yüzyüze
öldürülmesi, arkasından vurulup öldürülmesinden daha iyidir!" diyerek
arkadaşlarına sesleniyor, fakat hiçbir dinleyen, onun davetine icabet eden
olmuyordu. [98]
Abdullah b. Revâha şehit olunca, [99] Ebu'l-Yeser Ka'b b.
Umeyr, sancağı alıp BenîAclanlardan Sabit b. Akrem'e vermişti. [100]
Sabit b. Akrem, sancağı alır almaz[101] koştu ve mücahidlerin
önüne geçti. Sancağı yere dikti[102] ve:
"Ey insanlar! Ey Ensar hanedanı!
Bana doğru geliniz!" diyerek seslenmeye başladı.
Müslümanlar, her taraftan, sıçraşıp
Sabit b. Akrem'in başında toplandılar. [103] Sabit b. Akrem:
"Ey Müslümanlar topluluğu! Siz,
içinizden birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve onun çevresinde
toplanınız!" dedi.
Mücahidler:
"Biz seni kumandan seçtik. Biz
sana razıyız!" dediler.
Sabit b. Aknem:
"Ben bu işi yapamam!" dedi. [104]
Halid b. Velid'e bakıp:
"Ey Ebu Süleyman! Al sen şu
sancağı!" dedi.
Halid b.Velid:
"Ben bu sancağı senden alamam. Sen
buna benden daha lâyıksın! Çünkü, daha yaşlısın ve Bedir savaşında da bulunmuş
bulunuyorsun!" dedi.
Sabit b. Akrem:
"Al şunu be adam! Vallahi, ben onu
ancak sana vermek için aldım!" dedi. [105]
Halid b.Velid:
"Gel, sen bunu bana verme!"
dedi.
Sabit b. Aknem:
"Sen çarpışma usulünü benden daha
iyi bilirsin!" dedi ve Müslümanlara da:
"Halid'i kumandan seçme hususunda
görüş ve söz birliği ediyor musunuz?" diye sordu.
Müslümanlar, hep birden,
"evet!" dediler. [106]
Müslümanlar Halid b. Velid'in
kumandanlığı üzerinde böyle söz ve görüş birliğine varınca, [107] Halid b.Velid sancağı
aldı. [108]
Halid b. Velid, sancağı alır almaz
saldırıya geçti.
Düşmanlar da saldırıya geçtiler. Halid
b. Velid'in yerinden kımıldamadığını görünce, şaşırdılar.
Saldırıya geçen Müslümanlar ise,
Rumların topluluklarından bir topluluğu bozguna uğrattılar ve dağıttılar.[109]
Sağ kol kumandanı Kutbe b. Katâde,
Hıristiyan Arapların kumandanı Malik b. Zafile'yi mızrakla yaraladıktan sonra,
boynuna kılıçla vurup başını gövdesinden ayırdı .[110]
Halid b. Velid; geceyi geçirip sabaha
çıkınca, mücahidlerin önde bulunanlarını arkaya, arkada bulunanlarını öne, sağ
yandakilerini sol yana, sol yandakilerini de sağ yana geçirdi.
Rumlar, sabahleyin, daha önce
tanıdıkları o bayraklı, şekil ve kıyafetli Müslümanlardan başkalarıyla
karşılaşınca, hoşlanmadılar ve:
"Herhalde, bunlara yardımcı
kuvvetler gelmiş!" dediler.
Yüreklerine korku düştü.[111]
Halid b. Velid:
"O gün, benim elimde yedi kılıç
parçalandı! Elimde, ağzı enli Yemen yapısı kılıçtan başka dayanan
kalmadı!" demiştir. [112]
Müslümanlar, bozguna uğrattıkları
düşmanlardan, az çok ganimet de aldılar. [113]
Nitekim, Huzeyme b. Sabitin Rumlardan
kendisiyle çarpışan bir adamı öldürünce onun miğferinden aldığı yakutu Hz.
Ömer'in (veya Hz. Osman'ın) halifeliği devrinde 100 dinara satıp bir hurma
bahçesi satın aldığı; [114]
H i my eril erden bir mücahidin de,
Rumlarla Kudâaların Hıristiyan Araplarından karışık bir toplulukla çarpışıldığı
sırada, eğeri altın sırmalı bir at üzerinde bulunan ve kını altın sırmalı
kılıçlı bir Rumu öldürüp atını ve silahını aldığı bildirilmektedir. [115]
3.000 İslâm mücahidi, Mute'de 200.000[116] veya 250.000[117] kişilik mücehhez düşman
ordularıyla yedi gün çarpıştılar. [118]
Gerek sayı, gerek savaş araç ve
gereçleri bakımından yetmiş seksen kat fazla güce sahip bulunan düşman
orduları, her an, umumî bir saldırıyla Müslümanları kuşatıp son neferlerine
kadar hepsini yok edebilirlerdi. [119]
İşte, Halid b. Velid, böyle bir avuç
İslâm mücahidi için, çok nazik ve tehlikeli bir sırada, önce İslâm
mücahidlerinin savaş düzenindeki yerlerini birbirleriyle değiştirip düşmanların
karşısına yeni şahıslar çıkarmak suretiyle takviye kuvvetleri alındığı hissini
verdirerek gözlerini yıldırdıktan, korkuttuktan, maneviyatlarını sarstıktan[120] ve ardarda yaptığı
hücumlarla da onları arkalarına düşmeyi göze alamayacak derecede şaşkına
çevirdikten sonra, mücahidleri, tereyağdan kıl çeker gibi, savaş alanından geri
çekmek ve İslâm'ın biricik savaş gücü
ve varlığı olan bir avuç ordusunu topluca yok olmaktan kurtarmak
becerikliliğini göstermiştir ki; bu, zafer kadar büyük ve önemli bir başarı
idi.
İşte, Yüce Allah, Mu'te'de ona ve
Müslümanlara böyle birfetih ihsan etti. [121] O kadar güçlü olmalarına
rağmen, düşmanları, bozguna uğramanın en kötüsüyle, hiç görülmedik bir bozguna
uğrattı. [122]
Mute savaşında, yedi günde,
mücahidlerden ancak ondört kişi şehit oldu. [123]
Düşmanlardan öldürülenler ise, pek
çoktu. [124]
Müslümanlardan sonra, düşmanlar da savaş alanından
ayrıldılar. [125]
1- Zeyd b. Harise,
2- Hz. Cafer b. Ebu Talib,
3- Abdullah b. Revana,
4- Vehb b. Sa'db.Ebi Şerh,
5- Abbâd (veya Ubâde) b. Kays,
6- Haris b. Numan b. İsaf (veya Yesaf),
7- Sürâka b. Amr b. Atiyye b. Hasnâ,
8- Ebu Küleyb (veya Kilâb) b. Amr b. Zeyd
b. Avf,
9- Cabir b. Amr b. Zeyd b. Avf,
10- Amr b. Sa'd b. Haris b. Abbâd,
11- Âmir b. Sa'd b. Haris b. Abbâd,[126]
12- Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, [127]
13- Süveyd b. Amr, [128]
14- Mes'ud b. Süveyd b. Harise b. Nadle. [129]
Yüce Allah hepsinden razı olsun![130]
İslâm
kumandanlarının Mu'te'de şehit oldukları saatte Peygamberimiz Aleyhisselama
haber gelmiş, bu da kendilerini son derecede üzmüş bulunuyordu.[131]
Ashab-ı
Kiram, Peygamberimiz Aleyhisselamı üzgün görünce:
"Ey
Allah'ın Peygamberi! Sende olan üzüntüyü gördüğümüzden beri duyduğumuz
üzüntünün derecesini ancak Allah bilir!?" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bende
görmüş olduğunuz, beni hüzün içinde bırakan şey, ashabımın şehit düşmeleri idi.
Bu
hal, onları Cennette karşılıklı tahtlar üzerinde oturmuş kardeşler olarak
görünceye kadar sürdü!" buyurdu.[132]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, minbere çıkıp oturdu. Namaz için toplanılmak üzere
seslenilmesini, ezan okunmasını emir buyurdu.[133]
Şam'la
aradaki uzaklıklar, engeller kalkmıştı: Peygamberimiz Aleyhisselam, Mute savaş
meydanına bakıyordun.[134]
Müslümanlar Mescidde toplanınca,[135]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'tan,
onlara hayır ve sevab kapısının açılmasını dilerim![136]
Allah'tan,
onlara hayır ve sevab kapısının açılmasını dilerim!
Allah'tan,
onlara hayır ve sevab kapısının açılmasını dilerim![137]
Şu
gazaya çıkan ordunuzdan size haber vereyim[138]
Onlar
gittiler, düşmanla karşılaştılar.[139]
Zeyd
b. Harise bayrağı eline aldı. Şeytan, hemen onun yanına geldi. Ona hayatı ve dünyayı
sevdirmek, ölümü çirkin ve sevimsiz göstermek istedi.
Zeyd
ise:
'Bu
an, mü'minlerin kalblerinde imanı berkiştirecekzamandır!
Sen
ise bana dünyayı sevdirmek istiyorsun!?' dedi ve ilerledi.[140]
Çarpıştı
ve nihayet şehit olarak öldürüldü![141]
Onun için, Allah'tan mağfiret dileyiniz!" buyurdu.[142]
Müslümanlar,
ona Allahtan mağfiret dilediler.[143]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"O
şimdi Cennete girdi. Orada koşup duruyordun[144]
"Sonra,
bayrağı Cafer b. Ebu Talib aldı.[145]
Şeytan hemen onun yanına vardı. Ona da hayatı ve dünyayı sevdirmek ve ölümü
çirkin ve sevimsiz göstermek istedi.
Cafer
ise:
'Bu
an, mü'minlerin kalblerinde imanı berkiştirmek zamanıdır!' dedi ve ilerledi,[146]
çarpıştı ve nihayet şehit olarak öldürüldü.[147]
Kardeşiniz
için, Allah'tan mağfiret dileyiniz![148]
O,
şehit olarak Cennete girdi. Şimdi o Cennette yakuttan iki kanadıyla dilediği
gibi uçup duruyor-dur.[149]
Cafer'i
Cennette meleklerle birlikte iki kanadıyla uçuyor gördüm!" buyurdu.[150]
Müslümanlar,
onun için de Allahtan mağfiret dilediler. [151]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Cafer'den
sonra, bayrağı Abdullah b. Revâha aldı!"
buyurdu.[152]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, bir müddet sustu.
Ensarın
(Medineli Müslümanların) yüzleri değişti, sarardı. Abdullah b. Revâha'nın,
hoşlarına gitmeyen bazı işler yaptığını sandılar.[153]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, sözlerine şöyle devam etti:
"Abdullah
b. Revâha iki ayağını berkiştirdi.[154]
Elinde bayrak olduğu halde düşmanlarla çarpıştı, şehit olarak öldürüldü.[155]
Tereddütlü
olarak Cennete girdi.[156]
Onun
için de, Allah'tan mağfiret dileyiniz!" buyurdu.[157]
Abdullah
b. Revâha'nın Cennete tereddütlü olarak girişi, Ensarın ağırlarına gitti.[158]
"Yâ
Rasûlallah! Onun tereddüdü ne idi?" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kendisi,
yaralandığı zaman, düşmanla çarpışmaktan çekindi. Sonra nefsini kınadı.
Cesaretlendi ve şehit oldu.[159]
Cennete girdi" buyurunca, Ensar sevindiler.[160]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Onlar,
Cennette altın tahtlar üzerinde oturur oldukları halde bana gösterildi!
Abdullah
b. Revâha'nın tahtının arkadaşlarınınkinden engin ve eğri olduğunu gördüm.
'Bununki
neden böyledir?1 diye sordum.
'Abdullah
çarpışmaya giderken bazı tereddütler geçirmiş, sonra da, çarpışmaya gitmiştir!'
denildi.[161]
Rüyada
Cennete girdiğimde, Cafer'i kana boyanmış iki kanatlı, Zeyd'i de onun
karşısında gördüm. Revâha'nın oğlu da onların yanında bulunuyordu. Kendisinin,
onlardan yüz çevirir gibi bir hali vardı.
Bunun
sebebini de, size haber vereyim:
Cafer,
savaş meydanına ilerlediği ve ölümü gördüğü zaman, ondan hiç çekinmedi ve yüz
çevirmedi.
Zeyd
de öyle yaptı.
Revâha'nın
oğlu ise, ölümden çekingen davrandı.[162]
Kendisinin
kılıçtan hoşlanmıyor gibi bir hali vardı" buyurdu.[163]
Peygamberimiz
Aleyhisselam.Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebu Talib ve Abdullah b. Revâha'nın şehit
olduklarını böylece haberverdikten sonra:
"Ey
Allah'ım! Zeyd'i yarlığa! Ey Allah'ım! Zeyd'i yarlığa! Ey Allah'ım! Zeyd'i
yarlığa! Ey Allah'ım! Cafer'i ve Abdullah b. Revâha'yı da yarlığa!"
diyerek dua etti.[164]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Müslümanlara, Mu'te'de şehit olan üç kumandan hakkındaki müşahedelerini
gözleri yaşararak haber verdikten sonra:
"Nihayet,
bayrağı[165] Allah'ın kılıçlarından
bir kılıç,[166]
Halid b. Velid aldı.[167]
İşte, şimdi tandır tutuştu, savaş kızıştı[168] Allah, mücahidlere fethi müyesser
kıldı!" buyurdu.[169]
"Allah'ım!
Halid senin kılıçlarından bir kılıçtır! Sen ona nusret ihsan buyur!"
diyerek dua etti.[170]
Musa
b. Ukbe'nin Megâzî'sinde bildirildiğine göre; Mu'te haberini Peygamberimiz
Aleyhisselama ilk getiren zât, Ya'lâ b. Ümeyye idi.
Ya'lâ
b. Ümeyye, Mu'te savaşını ve sonucunu daha anlatmaya başlamadan, Peygamberimiz
Aleyhisselam, ona:
"İstersen
onu sen bana haber ver, istersen onu ben sana haber vereyim?" buyurdu.
Ya'lâ:
"Yâ
Rasûlallah! Sen bana haber ver!" dedi.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, Mu'te'de mücahidlerin başlarından
geçenlerin hepsini Ya'lâ'ya vasıflarıyla birer birer haber verince, Ya'lâ:
"Seni
hak din ve Kitabla peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki; sen mücahidlerin
hadiselerinden anlatmadık bir harf bile bırakmadın! Onların işini size ben
anlatsaydım, ben de bu kadar anlatırdım!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah
benim için yeryüzünü aradan kaldırdı da, onların savaş meydanlarını gözlerimle
gördüm!" buyurdu.[171]
Hz.
Cafer'in zevcesi Esma binti Umeys der ki:
"Cafer
ve arkadaşları şehit oldukları zaman, Resûlullah Aleyhisselam yanıma geldi.
O
gün kırk deri dabaklamıştım.
Ekmeklik
hamurumu yoğurduktan sonra, çocuklarımın yüzlerini yıkamış, başlarını tarayıp yağlamıştım.[172]
Resûlullah
Aleyhisselam, bana:
'Ey
Esma! Cafer'in çocukları nerede?[173]
Beni Cafer'in oğullarının yanına götür!' buyurdu.[174]
Ben
de, kendisini onların yanına götürdüm. Onları bağrına basıp öptü ve kokla di.
Gözlerinden
yaşlar akmaya başladı.
'Yâ
Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Seni ağlatan nedir?[175]
Sen,
ne için, oğullarıma, yetimlere yaptığın gibi yapıyorsun?[176]
Yoksa,
Cafer ve arkadaşlarından sana acı bir haber mi erişti?[177]
Herhalde,
Cafer'den sana birşey erişmiş olmalı?' dedim.[178]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Evet!
Onlar bugün şehit oldular!' buyurdu.[179]
'Vâh
efendim! Vâh Cafer'im!' diyerekferyad etmeye başladım.[180]
Kadınlar başıma toplandılar.[181]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Ey
Esma! Sakın ağzından kaba ve uygunsuz sözler kaçırma ve göğsünü de dövme!'
buyurdu.[182]
Abdullah
b. Cafer de der ki:
"Resûlullah
Aleyhisselam, benim ve kardeşimin başımızı okşarken, ben onun yüzüne bakıyordum:
Gözlerinden süzülen yaşlar sakalından damlıyordu.[183]
'Ey
Allah'ım! Cafer hiç şüphesiz sevabın en güzeline doğru ilerleyip vardı,
kavuştu.
Sen
iyi kullarından ol anları nzürriyetlerine halef olduğun en güzel şeylerle onun
zürriyetine de halef ol!' diyerek dua etti."[184]
Esmâ
binti Umeys der ki:
"Resûlullah
Aleyhisselam kalkıp evine gitti.[185] Kızı
Fâtıma'nın yanına vardı.
Fâtımâ:
'Vâh
amcacığım!' diyerek ağlıyordu.
Resûlullah
Aleyhisselam, ona:
'Sen,
ağıtçı olarak Cafer üzerine, Cafier gibisine ağla!1 buyurdu.[186]
Sonra
da:
'Cafer
ailesi için yemek yapmayı ihmal etmeyin![187]
Onlar için yemek yapın[188]
Onlar
bugün başlarının derdiyle, kaybettikleri aile büyüklerinin acısıyla
uğraşıyorlar.[189]
Onların
başına, kendilerine bakamayacak hal geldi!' buyurdu."[190]
Üç
gün, Hz. Cafer'in ev halkına yemek yapılıp yedirildi.
Bu,
Hâşim oğulları hanedanı arasında sünnet, âdet oldu.[191]
Bu,
İslâm'da, ölünün ev halkı için yapılan ilkyemekti.[192]
Abdullah
b. Cafer de, o günlere ait hatıralarını şöyle anlatır:
"Resûlullah
Aleyhisselam evine girdi ve beni de içeri aldı ve emretti, benim ve ev halkım
için yemek yapıldı.
Adam
gönderip kardeşimi de getirtti.
Kendisinin
yanında yemek yedik.
Vallahi,
yediğimiz, tatlı ve mübarek bir yem ekti.
Hizmetçisi
Selma hemen arpa kabının yanına vardı. Onu öğütüp kepeğinden ayırdı, pişirdi.
Zeytinyağı katüktan sonra, üzerine biber ekti.
Onu,
ben ve kardeşim, Resûlullah Aleyhisselamla birlikte yedik.
Resûlullah
Aleyhisselamın evinde üç gün oturduk.
Resûlullah
Aleyhisselamın kadınlarının evlerinden her birinde kendisiyle birlikte
kalıyorduk.
Sonra,
evimize döndük.
Resûlullah
Aleyhisselam, benim ve kardeşim için bir davar işaretleyip gönderdi ve onun
üzerine bereket duası yaptı. Ben, o davar kadar bereketli ve verimli ne birşey
sattım, ne de satın aldım.[193]
Resûlullah
Aleyhisselam, Cafer'in ev halkının yanına üç gün uğramadı, onları kendi
hallerine bıraktı.
Sonra,
onların yanına vardı ve:
Kardeşime
ağlamayınız artık! Bugünden ve yarından sonra, kardeşimin iki oğluna bakmak da,
bana aittir!' buyurdu.
Bizi,
kuş yavrusu gibi, evine getirtti ve:
'Bana
bir berber çağırın!' buyurdu.
Berber
çağrıldı. Berber, gelip başımızı tıraş etti.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Muhammed,
amcamız Ebu Talib'e daha çok benziyor!
Abdullah
ise, yaratıldığı fizikî yapıca ve huyca, bana daha çok benziyor1
buyurduktan sonra, ellerini kaldırdı ve:
'Ey
Allah'ım! Cafer'in ev halkına hayırla halef ol!
Abdullah'ın
sağ elini, alışverişte mübarek ve verimli kıl!' diyerek dua etti ve bunu üç kere
tekrarladı.
Annemiz
gelince, ona bunu anlattım, çok sevindi.
Resûlullah
Aleyhisselam da, kendisine:
'Sen
bu çocukların geçim ve bakımları hakkında hiç endişelenme! Dünyada ve ahirette
onların velîsi benim ![194]
Sen
de bugünden sonra kardeşime ağlama!' buyurdu."[195]
Hz.
Âişe der ki:
"Cafer'in
şehit edildiği haberi geldiği zaman, Resûlullah Aleyhisselamın çok üzüntülü
olduğunu yüzünden anladık.[196]
Resûlullah
Aleyhisselam Mescidinde oturuyor, ben de kapının Resûlullah Aleyhisselamı
görebileceğim bir aralığından kendisine bakıyordum.[197]
O
sırada, Resûlullah Aleyhisselamın yanına bir adam geldi ve:
'Yâ
Rasûlallah![198] Cafer'e kadınlar ağlayıp
duruyorlar.[199] Bizi fitneye
düşürdüler!' dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Yanlarına
dön de, sustur onları!' buyurdu.
Adam
gitti ve geri dönüp geldi.[200]
Onları
çığlık koparmaktan nehyettiğini ve fakat kendisini dinlemediklerini söyledi.[201]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Dön
de, sustur onları1 buyurdu.[202]
Adamcağız
tekrar gitti. İzi sıra geri dönüp geldi ve:
'Vallahi,
kadınlar galebe çaldılar!' dedi.[203]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Dön
de sustur onlan! Susmaktan kaçınırlarsa,[204]
onların ağızlarına doğru toprak saç!' buyurdu.
Kendi
kendime, o adama:
'Allah
cezanı versin![205]
Yüzünü,
bumunu yere sürtsün![206]
Sen, vallahi, böyle yapmakla Resûlullah Aleyhisselamın buyruğuna boyun eğmeyi
terkettin!?' diyerek söylendim.[207]
Anladım
ki, adam onların ağızlarına toprak saçacak güçte değil!"[208]
Mu'te
mücahidleri, Medine'nin yakınına gelmişlerdi.[209]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Medine'deki Müslümanlara:
"Toplanınız
da, kardeşlerinizi karşılayınız!" buyurunca, çok sıcak bir gün olmasına
rağmen, geride hemen hiç kimse kalmaksızın, Medine'deki Müslümanlar
toplandılar.[210]
Peygamberimiz
Aleyhisselam da, hayvanına binip, onlarla birlikte mücahidleri karşılamaya
gitti. Çocuklar arkalarından gelip karşılayıcılara kavuşunca, Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Çocukları
da binitlerinize alınız! Cafer'in oğlunu bana veriniz!" buyurdu.
Abdullah
b. Cafer getirilince, Peygamberimiz Aleyhisselam onu alıp önüne bindirdi.[211]
Mute'den
dönen orduya Medine'nin Cüruf mevkiinde kavuştular.[212]
Halktan bazıları, gazilerin üzerlerine toprak saçarak:
"Ey
kaçaklar! Demek siz Allah yolunda savaşmaktan kaçtınız ha?!" diyerek
kınamaya başladılar.[213]
Mücahidler,
halkın bu davranışından, Peygamberimiz Aleyhisselama şikâyet]endiler[214] ve:
"Yâ
Rasûlalları! Biz kaçaklar mıyız?" dediler.[215]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sizler
Allah yolunda savaşmaktan kaçanlar değil, dönüp dönüp vuruşanlarsınız!"
buyurdu[216] ve halka da:
"Onlar,
Allah yolunda savaşmaktan kaçanlar değil, belki, inşaallah, döne döne
çarpışanlardır!" buyurdu.[217]
Bunun
üzerine, halk mücahidleri kınamaktan vazgeçtiler.[218]
Mute
gazilerinden, evine, ev halkına dönüp kapılarını çaldıkları halde, ev halkı
tarafından:
"Demek
sen arkadaşlarınla birlikte ilerleyip şehit olmadın ha?!" diye kınanarak
kapılan açılmayan, içeri alınmayanlar bile olmuştu. Büyük sahabilerden bazıları
utandıklarından dolayı dışarı çıkamayıp evlerinde oturdukları zaman, Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Sizler
Allah yolunda döne döne çarpışanlarsınız!" diye haber göndermişti .[219]
Seleme
b. Hişam b. Muğîre'nin hanımı, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü
Seleme'yi ziyarete gelmişti.[220]
Hz.
Ümmü Seleme, ona:
"Ben
Seleme b. Hişam'ın Resûlullah Aleyhisselam ve Müslümanlarla birlikte namaz
kıldığını göremiyorum!
Bana
bu hususta verebileceğin bir bilgi var mı?[221]
Yoksa,
bir rahatsızlığı mı var?" diye sordu.
Seleme'nin
hanımı:
"Hayır!
Vallahi, bir hastalığı yok![222]
Fakat, o dışarı çıkamıyor.
Dışarı
çıktığı zaman, ona ve arkadaşlarına, halk:
'Ey
kaçaklar! Demek, siz Allah yolunda çarpışmaktan kaçtınız ha?!1
diyerek bağırıyorlar! Bunun için, o evinde oturuyor, oturmak zorunda
kalıyor" dedi.[223]
Hz.
Ümmü Seleme, bunu Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi. Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!
Onlar, Allah yolunda döne döne çarpışanlardır! Evinden dışarı çıksın!"
buyurdu.[224]
[1]
İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 4, s. 15, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
128, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 380, Taberî,Târîh, c. 3, s. 107, İbn
Haim, Cevâmiu's-Sîre, s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 359, İbn Esîr, Kâmil,
c. 2, s. 234, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 2, s. 153, Zehebî, Megâzî, s. 401,
Heysem f, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 157.
[2]
İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 46, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 299, İbn
Haldun, TârıVı, c. 2, ks. 2, s. 40.
[3]
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 267.
[4]
Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 5, s. 220.
[5]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 1 9.
[6]
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 268.
[7]
Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 489.
[8]
Vâkıdî, M egâzf 1367/1 948 Mısır baskısı, s. 322.
[9]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 755, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 128, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 227, 228, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 408, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 153, İbn Kayyı m, Zâdu'l-m ead, c. 2, s. 172,
Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 1 87, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c.
2, s. 70.
[10]
İbn Abdilberr, İsti âb, c. 1, s. 298, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 408, İbn
Seyyid, Uyun, c. 2, s. 153, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 173, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 786.
[11]
Vâkıdî, c. 2, s. 755, İbn Sa'd, c. 2, s. 128, İbn Abdilberr, c.1 , s. 298, İbn
Esîr, c. 1, s. 408, İbn Seyyid, c. 2, s. 153, İbn Kayyı m ,c. 2, s. 1 73.
[12]
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 70, Halebî, c. 2, s. 786, Zürkânf, c. 2,
s. 268.
[13]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 755, Zehebî, Megâzî, s. 41 , Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
2, s. 786.
[14]
Vâkıdî, c. 2, s. 755, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 298, İbn Asâkfr, Târîh,
c. 1, s. 94, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 408, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.
2, s. 153, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 173.
[15]
Vâkıdî, c. 2, s. 755, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 128, İbn Asâkfr, c.
1, s.94, İbn Seyyid, c. 2, s. 153, Zehebî, Megâzî, s. 401, İbn Kayyım, c. 2, s.
173.
[16]
Vâkıdî, c. 2,5.755, İbn Asâkfr, c. 1, s. 94, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2,
s. 70.
[17]
İbn Asâkfr, c. 1 ,s.94, Diyarbekrî, c. 2, s. 70.
[18]
Vâkıdî, c. 2, s. 755, İbn Sa'd, c. 2, s. 128, İbn Asâkfr, c. 1, s. 94,
Diyarbekrî, c. 2, s. 70.
[19]
Vâkıdî, c. 2, s. 753, İbn Sa'd, c. 2, s. 127, 128, İbn Seyyid, c. 2, s. 152,
Zehebî, s. 400, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 241, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 3, s. 301.
[20]
Taberî. Târîh. c. 3. s. 1 03. İbn Esîr. Kâmil. c. 2. s. 230.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/227-229.
[21]
İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c. 4, s. 15, Vâkıdî, c. 2, s. 756, İbn Sa'd, c. 2,
s. 128, Taberî, Târih, c. 3, s. 107, İbn Asâkfr, c. 1, s. 94, İtan Esîr, c. 2,
s. 23, İbn Seyyid, c. 2, s. 153, Zehebî, s. 403, Ebu'l-Fidâ, c.4,s. 241 İbn
Haldun, Târih, c. 2, s. 40 Ebul-Tayyib, Ikdu's-simfn, c. 1, s. 259, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 157.
[22]
Vâkıdî, c. 2, s. 756, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 528, 529, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 361, İbn Asâkfr, c. 1,5.94, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
241.
[23]
İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 4, s. 15, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 756, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 128, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 204,
Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 86, 87, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 528,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,c.4, s. 361, 362, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 993,
İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 23, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 2, s. 152, Zehebî,
Megâzî,s. 401, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 241, İbn Haldun,
Târih, c. 2, ks. 2, s. 40, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 157,Kastalânf,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 187, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 70,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 77.
[24]
Vâkıdî, c. 2, s. 756, İbn Sa'd, c. 2, s. 128, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 204,
Buhârî, c. 5, s. 86, 87, İbn Asâkfr, c. 1, s. 93, Zehebî, s. 401, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 241, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 402, Ebut-Tayyib, c. 1, s. 259,
Kastalânf, c. 1, s. 187, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 70, Diyarbekrî, c.
2, s. 70, Halebî, c. 2, s. 787, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 269.
[25]
İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 46, 47, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Beyhakî, c.
4, s. 367, İbn Esîr, c. 2, s. 234, Zehebî, s. 406, Heysemî, c. 6, s. 156, İbn
Hacer, c. 7, s. 393.
[26]
İbn Esîr Kâmil, c. 2, s. 234.
[27]
Vâkıdî, c. 2, s. 756, EbuNuaym, Delâilü'n-nübüvve, c.2, .529, Beyhakî,
Delâil.c. 4, s. 361, 362, İbn Asâkfr, c. 1, s. 94, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 241,
Diyarbekrî, c. 2, s. 70, Suyûtî, c. 2, s. 70, Halebî, c. 2, s. 787, Zürkânf,
Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 269.
[28]
Vâkıdî, c. 2, s. 756, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 128, İbn Asâkfr, Târih, c. 1,
s. 94.
[29]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 128, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 95,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 241 , Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs,
c. 2, s. 70, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 187, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 787, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 269.
[30]
Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 757-758, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim,
Sahih, c. 3, s. 1357-1358, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4,
s. 162, 163, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 953, 954.
[31]
Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 756.
[32]
Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 756, İbn Sa'd, Tabakât ü'l-kübrâ, c. 2, s. 128.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/229-232.
[33]
İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 4, s. 15, 16, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 07, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 898, 900, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 359,
İbn Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 93, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 234, 235, Zehebî,
Megâzî, s. 401, 402, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 241, 242, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 173, Heysemî, Meonau'z-zevâid, c. 6, s. 157,
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 70.
[34]
SüheyifıRavdu'l-ünüf,c. 7, s. 40, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4,
s. 359, 360, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 225.
[35]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 758.
[36]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 16, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
128.
[37]
Vâkıdî, c. 2, s. 758, İbn Asâkfr, c. 1, s. 95, Halebî, c. 2, s. 787.
[38]
Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c. 2, s. 787.
[39]
İbn İshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 16, Taberî, Târîh, c. 3, s. 107, İbn Esîr,
Kâmil, c.2,s. 235, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 242.
[40]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 759.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/232-234.
[41]
Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 759, 760, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,5.128,129.
[42]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 129.
[43]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 129.
[44]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760.
[45]
İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 97, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s.
270.
[46]
270 Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760 İbn Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 97.
[47]
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 72, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 274.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/235.
[48]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 16, 17, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 3, s. 107, E bu Nuaym,
Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 119, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 98, İbn Esîr,
Kâmil, c. 2, s. 235 İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 153, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 41,
Heysem f, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 157, Diyarbekrî, c. 2, s. 71 .
[49]
Süheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 7, s. 41 , Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 787.
[50]
İbn Haldun Târîh, c. 2, ks. 2, s. 41 .
[51]
İbn Hazm. Cemhere. s. 485. 486.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/235-326.
[52]
İbn Hazm, Cemhere, s. 477.
[53]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 24, Taberî, Târih, c. 3, s. 110.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/236.
[54]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 16, 17, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 3, s. 107, Ebu Nuaym,
Hilyetü'l-evliya, c. 1, s. 11 9, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 360, İbn
Asâkfr, Târih, c. 1, s. 98, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 236, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 153.
[55]
İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 99, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 173.
[56]
İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 17, Vâkıdî, c.2, s. 760, İbn Sa'd, c. 2, s. 1
29, Taberî, c. 3, s. 107, Ebu Nuaym, c.1,s.119.
[57]
İbnİshak, İbn Hişam, c. 4, s. 17, Taberî, c. 3, s. 107, Ebu Nuaym, c. 1 ,s.
119, İbn Haim, Cevâmiu's-Sîre.s. 221, İbn Asâkfr, c.1, s. 94, İbn Esîr, Kâmil,
c.2, s. 235 İbn Seyyid, c.2, s. 153, 154, Zehebî, Megâzî, s. 402, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 243, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 173, Heysemî, Mecmau'i-zevâid,
c. 6, s. 158.
[58]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 17, Vâkıdî, Megâif, c. 2, s. 760, Taberî,
Târih, c. 3, s. 107, 108, Ebu Nuaym, Hilystü'l-evliyâ, c. 1, s. 119, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 221, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 94, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,
s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu'l- eser, c. 2, s. 154, Zehebî, Megâzî, c. 402,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 243, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2,
s. 173, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 158, Diyarbekrî, Târîhu'l-ham fs, c.
2, s. 71, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.2, s. 787.
[59]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760.
[60]
İbn İshak, İbn Hisam , c. 4, s. 17, Taberî, c. 3, s. 108, Ebu Nuaym, c. 1, s.
11 9, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 4, s. 360, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 94.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/236-238.
[61]
İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 18, 19, Taberî, c. 3, s. 108, Ebu Nuaym, c. 1,
s. 11 9, 120, İbn E ar, c. 2, s. 235, 236, İbn Seyyid,c.2, s. 154.
[62]
VâkıdîıMegâzîıc.2,s.759.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/238-239.
[63]
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 364, 365, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 95,
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 160.
[64]
İbnİshakıİbnHişam,Sîreıc.4ı s. 19,Taberî,
Târih, c. 3, s. 118, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 360, İbn E sfr, Kâmil, c. 2, s.
236, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 154, Zehebî, Megâzî, s. 402, 403,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 244, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c.
2, s. 70 Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 788.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/239.
[65]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 760, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 362, İbn Asâkfr, Târih,
c. 1, s. 98, Zehebî, Megâzî, s. 402403, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 244, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 71.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/239-240.
[66]
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 365, İbn Asâkfr, Târîh, c. 1 , s. 95,
Heysemî, Meanau'z-ZEvâid, c. 6, s. 160.
[67]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 19, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 761 , İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 3, s. 108, Beyhakî,
Delâil, c. 4, s. 367, İbn Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 97, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s.
236, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 154, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 244.
[68]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 761, E bu Nuaym , Delâil ü'n-nübüvve, c. 2, s. 529,
Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 368, 369 İbn Asâkfr, Târîh, c.1,s.98.
[69]
İbn Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 97.
[70]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 19, Taberî, c. 3, s. 108, Hâkim ,
Müstedrek, c. 3, s. 215, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 236.
[71]
İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 173.
[72]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 46.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/240-241.
[73]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.4, s. 20, VâkıdP, Megâzî, c. 2, s. 761, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 129.
[74]
İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 97.
[75]
Vâkıdî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd, c. 4, s. 37, 38, Beyhakî, c. 4, s. 369.
[76]
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 160, 161.
[77]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.4, s. 20, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.2,s. 129,
Taberî, Târih, c. 3, s. 108, 109, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 236.
[78]
H eysem f, M ecm au'i-ievâi d, c. 6, s. 160.
[79]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 20, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s.
154.
[80]
Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 154.
[81]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.4, s. 20, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 761, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 129.
[82]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 761, İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 38.
[83]
İbn Sa'd, Tabakât, c.4, s. 38, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 87, Ebu Muaym,
Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 11 7,118, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvE, c. 4, s. 361,
İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 243, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 153,154, E
bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2,
s. 174, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 188.
[84]
İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 20, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 1
54, Zehebî, Megâzî, s. 411, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 41, Diyarbekrî,
Târihu'l-hamfs, c. 2, s. 71.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/241-242.
[85]
Heysemi, Mecmau'z-zevâi d, c. 6, s. 157.
[86]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 20, 21, Taberî, Târih, c. 3, s. 109, Ebu
Nuaym, Hilye, c. 1, s. 120, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 363, 364, İbn
E ar, Kâmil, c. 2, s. 236, 237, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 237, 238, Zehebî, Megâzî,
s. 405, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 244, 245, Heysem f,
Mecmau'i-ievâid, c. 6, s. 159.
[87]
İbn E ar, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 237, Zehebî, Megâzî, s. 405, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 172, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c.2,s.72.
[88]
İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 237, Diyarbekrf, T ârfhu'l -h am fs, c. 2, s.
71.
[89]
İbn Asâkfr.Târih.c. 1.S.97.
[90]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 21, Taberî, Târih, c. 3, s. 109, Ebu
Nuaym, c. 1, s. 120, Beyhakî, c. 4, s. 364, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 237,
Zehebî, Megâzî, s. 405, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 245.
[91]
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 71 .
[92]
İbn İshak, İbn Hisam, c. 4, s. 21, Taberî, c. 3, s. 1 09, Ebu Nuaym, c. 1, s.
120, Beyhakî, c. 4, s. 364, İbn Esîr, c. 2, s. 237, İbn Seyyid, c. 2, s. 1
54,155, İbn Kayyım, c. 2, s. 173, Zehebî, s. 405, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 245.
[93]
İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 238, Zehebî, Megâzî, s. 415.
[94]
Vakidf, Megâzî, c. 2, s. 763.
[95]
Vakıdf, Megâzî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[96]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[97]
Vakıdi, Megâzî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 1 29,130.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/242-244.
[98]
Vakidf, Megâzî, c. 2, s. 7&3, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamfs, c. 2, s. 72.
[99]
H eysemi, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 157.
[100]
İbn İshak İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 21, Vakıdi, Megâzî, c. 2, s. 764.
[101]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
130.
[102]
Vakıdf, Megâzî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, c. 2, s. 130, c. 4, s. 253, İbn Asâkfr,
Târih, c. 1, s. 98.
[103]
İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 21, Taberî, Târîh, c. 3, s. 109, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 221, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.238, İbn Asâkfr, Târîh, c. 1,
s. 98, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 155, Zehebî, Megâzî, s. 405, İbn
Kayyım , Zâdu'l-mead, c. 2, s.173, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 159,
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamfs, c. 2, s. 72.
[104]
Vâkıdî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, c. 2, s. 130, c. 4, s. 253, İbn Asâkfr, c. 1,
s. 98, 99, Diyarbekrî, c. 2, s. 72.
[105]
Heysemî, M ecm au'z-zevâ id, c. 6, s. 157.
[106]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 764, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 253.
[107]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 21, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
129.
[108]
Vâkıdî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, c. 2, s. 130, c. 4,5.253, İbn Asâkfr, Târîh, c.
1,s.99.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/244-246.
[109]
Vâkıdî, c. 2, s. 763, İbn Sa'd, c. 4, s. 23.
[110]
İbn İshak, İbnHişam, c. 4, s. 23, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 407.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/246.
[111]
Vâkıdî, c. 2, s. 764, İbn Sa'd, c. 3, s. 467, 469, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 4, s. 370, İbn Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 99, Zehebî, Megâzî, s. 407.
[112]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 253, Buhârî, Sahih, c.5, s. 87, 88,
Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 373, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 429, İbn Esir,
Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 110, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 269,
Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 246, 249.
[113]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 768, Hâkim'den naklen Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye,
c. 1, s. 188, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 72, Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 273.
[114]
Vâkidi, M egâzi, c. 2, s. 769, Beyh akf, D elâi lü'n -nüb üwe, c. 4, s. 374,
Zeheb f, M egâ zf, s. 410.
[115]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 768, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 26, Beyhakî,
Delâil, c. 4, s. 373, 374, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 100, Zehebî, Megâzî, s.
409, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 229, Zürkânf, Mevâhib Şerhi,
c. 2, s. 273.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/246-247.
[116]
İbn İshak, İbnHisam, c. 4, s. 17, Vâkıdî, c. 2, s. 760, İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 129.
[117]
Sühevlf, Ravdu'l-ünüf, c. 7, s. 41, Halebî, İ nsânu'l-uyün, c. 2, s. 788,
Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 273.
[118]
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 788, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 273.
[119]
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 273.
[120]
Vâkidt, Megâzî, c. 2, s. 764, İbn Sa'd, c. 3, s. 467, 469, Beyhakî, Delâil, c.
4, s. 370, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 99, Zehebî,Megâzî, s. 407, E bu'l-Fidâ,
c. 4, s. 247, Diyarbekrî, c. 2, s. 72, Halebî, İnsan, c. 2, s. 788, Zürkânf,
Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 273.
[121]
İbn İshak, İbn Hişam , c. 4, s. 25, Ahm ed b. Hanbel, M üsned, c. 1 , s. 204,
c. 3, s. 113 İbn Sa'd, c. 4, s. 37, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 87, Hâkim,
Müstedrek, c. 3, s. 298, Heysemî, Meonau'i-zevâid, c. 6, s. 160.
[122]
İbn Sa'd, Tabakâtü"l-kübrâ, c. 2, s. 130, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c.
2, s. 72, Halebî, İnsânu'l-uyun, c. 2, s. 788.
[123]
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 30, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 769, İbn
Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 407, İbn Haim, Cevâmiu's-Sîre, s. 222, 223, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 679, c. 4, s. 1560, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s.
492, c. 5, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l- eser, c. 2, s. 156, Zehebî, Megâzî, s.
416, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 259, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 2, s. 174, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 273.
[124]
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 764, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 370, İbn
Asâkfr, Târih, c. 1, s. 99, Zehebî, Megâzî, s. 407, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 247,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 788, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 273.
[125]
İbn İshak, İbn Hişam, c.4, s. 21, 22, Taberî, Târih, c. 3, s. 109, İbn Asâkfr,
Târîh, c. 1, s. 99, İbn Seyyid, Uyun, c.2, s. 155, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s.
173,174, Halebî, İnşân, c. 2, s. 788.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/247-248.
[126]
İbn İshak.İbn Hişam.c.4, s. 30,
Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 769, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 222, 223,
Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 259, İbn Kayyım, c. 2, s. 174.
[127]
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 407, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1560,
İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 459.
[128]
İbn Sa'd, c. 3, s. 407, İbn ^bdilberr, c. 2, s. 679, c. 4, s. 1560, İbn EsTr,
Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 492, c. 5, s. 459.
[129]
İbn Sa'd. c. 4. s. 141 İbn Adilberr. c. 3. s. 1390. İbn E ar. c. 5. s. 163.
[130]
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/248-249.
[131] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 237.
[132] İtan Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[133] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 299, Taberî,
Târih, c. 3, s. 109, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 367, Zehebî, Megâzî, s. 406.
[134] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 761, Ebû Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 529, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr,
Târîh, c. 1, s. 98, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 246, 247.
[135] Taberî, Târih, c. 3, s. 109, Beyhakî, Delâil, c. 4,
s. 367, İbn E sfr, Kâmil, c. 2, s. 237, Zehebî, Megâzî, s. 406.
[136] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 299, Taberî,
Târih, c. 3, s. 109, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 237.
[137] Taberî, Târih, c. 3, s. 109, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,
s. 237, E bu'l-Fidâ, c. 4, s. 246.
[138] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s.
109, Beyhakî, c. 4, s. 367, İbn Esîr, c. 2, s. 237.
[139] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s.
109, Beyhakî, c. 4, s. 367, İ bn Esîr, c. 2, s. 237, Zehebî, s. 406, E
bu'l-Fidâ, c. 4, s. 246.
[140] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 761, 762, Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvvıe, c. 2, s. 529, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 368, 369, İbn
Asâkfr, Târîh, c. 1, s. 98, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 247.
[141] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 22, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 368.
[142] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 762, İbn Sa'd, Tabakât, c.
3, s. 46, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s. 110.
[143] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 299, Taberî,
Târih, c. 3, s. 110.
[144] Vâkıdî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd, c. 3, s. 46,
Beyhakî, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, c. 1 , s. 98.
[145] İbn İshak, İbn Hisam , c. 4, s. 22, Vâkıdî, c. 2,
s. 762, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s. 110, Beyhakî, c. 4, s.
368, İbn Asâkfr, c. 1, s. 98, Zehebî, Megâzî, s. 407, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 247.
[146] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 37, 38, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 529,
Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, Târih, c. 1, s. 98, Zehebî, Megâzî,
s. 407, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 247.
[147] Vâkıdî, c. 2, s. 762, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.
5, s. 299, Taberî, Târih, c. 3, s. 110, Beyhakî, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, c.
1,s.98, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 237.
[148] Vâkıdî, c.2, s. 762, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 299,
Taberî, c. 3, s. 110, Ebu Nuaym, c. 2, s. 529, Beyhakî, c.4, s. 369, İbn
Asâkir, c. 1,s.98.
[149] Vâkıdî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd, c. 4, s. 38, Ebu
Nuaym, c. 2, s. 529, Zehebî, s. 407, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 247.
[150] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 39, Tirmizî, Sünen,
c.5, s. 654.
[151] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s.
110.
[152] Vâkıdî, c. 2, s. 762, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s.
299, Taberî, c. 3, s. 110.
[153] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 22, İbn Esîr,
Kâmil, c. 2, s. 237.
[154] Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 299, Taberî, c. 3, s. 110,
Zehebî, s. 406.
[155] İbn İshak, İbn Hisam, c. 4, s. 22, Ahmed b. Hanbel,
c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s. 110, İbn Esîr, c.2, s. 237.
[156] Vâkıdî, c.2, s. 762, İbn Sa'd, c. 3, s. 530, Ebu
Nuaym, c. 2, s. 529, Beyhakî, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, c. 1, s. 98,
Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 247.
[157] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taberî, c. 3, s.
110.
[158] Vâkıdî, c.2, s. 762, İbn Sa'd, c. 3, s. 530, Ebu
Nuaym, c. 2, s. 529, Beyhakî, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, c. 1, s. 98, Ebu'l-
Fidâ, c. 4, s. 247.
[159] Vâkıdî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd, c. 3, s. 530, Ebu
Nuaym , c. 2, s. 529, Beyhakî, c. 4, s. 369.
[160] Vâkıdî, c. 2, s. 762, İbn Sa'd, c. 3, s. 530, Ebu
Nuaym , c. 529, Beyhakî, c. 4, s. 369, İbn Asâkfr, c. 1, s. 98, Ebu'l-Fidâ,
c.4, s. 247.
[161] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 22, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 368, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 1 74.
[162] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 161.
[163] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
6/249-252.
[164] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 46.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/253.
[165] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 113,117,118,
Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 87, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 154.
[166] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 204, Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 87, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 154.
[167] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 204, c. 3, s. 113,
Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 154. Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 204, c. 3, s. 113,
Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 154.
[168] Vakidi.Megazi, c.2, s. 764, İbn Sa'd, c.2, s. 129,
c.4, s. 253, Ebul Fida , el-Bidaviye ven-nihaye, c.4, s. 247.
[169] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 204, c. 3, s. 113,
Buhârî, c. 5, s. 87, Beyhakî, c. 4, s. 367.
[170] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 299, Taben, Târih, c. 3,
s. 110, Beyhakî, c. 4, s. 367, 368,İbn Asâkfr, Târîh.c. 1, s. 100, Zehebî,
Megâzî, s. 406, Heysemî, Mecmau'i-ievâid, c. 6, s. 156.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/253.
[171] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 365, . İbn
Asâkfr, Târih, c. 1, s. 97, Musa b. Ukbe'den naklen İbn Seyyid, Uyunu'l-eser,
c. 2, s. 155,156, Musa b. Ukbe'den naklen İbn Kayyım, Zadu'l-mead, c. 2, s.174,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 247, Kastalânf,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 189, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 73, Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 2 s. 276.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/253-254.
[172] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 22, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 766, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 282.
[173] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 766, İbn Sa'd, c. 8, s.
282.
[174] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 22,
[175] İbn İshak, İbn Hisam, c. 4, s. 22, Heysemî,
Meonau'z-zevâid, c. 6, s. 161.
[176] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 65.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 22, Heysemî,
Meanau'z-zevâid, c. 6, s. 161.
[178] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 766, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 282.
[179] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 22, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 766, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 282.
[180] Yâkubî, Târih, c. 2, s:. 65.
[181] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 22, Vâkıdî, c. 2, s.
766, İbn Sa'd, c. 8, s. 282.
[182] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 766, İbn Sa'd, Tabakât, c.
8, s. 282.
[183] Vâkıdî, c. 2, s. 767, Zehebî, Megâzî, s. 409.
[184] Vâkıdî, c. 2, s. 767, İbn Sa'd, c. 4, s. 39, 40,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 371, Zehebî, Megâzî, s. 409.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/254-255.
[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 22.
[186] Vâkıdî, c. 2, s. 767, İbn Sa'd, c. 8, s. 282,
Yâkubî, Târih, c. 2, s. 66, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 243, Beyhakî,
Delâil, c. 4, s. 370.
[187] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 22.
[188] Vâkıdı, c. 2, s. 767, İbn Sa'd, c. 8, s. 282.
[189] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 22.
[190] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 205.
[191] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 66.
[192] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, S. 238.
[193] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 767, Be^akf, Delâilü'n-nübüvvE,
c. 4, s. 371, Halebî, İnsânu'l-u^n, c. 2, s. 790.
[194] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 37, Ahmed b.
Hanbel, Müsned, c. 1, s. 204, 205.
[195] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 37.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
6/255-257.
[196] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.4, s. 23, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 767, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 40.
[197] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 40, Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 87, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 372.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 23, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 767, İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 40, Buhârî, c. 5, s. 87,
Beyhakî, c. 4, s. 372.
[199] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 40, Beyhakî,
Delâil, c. 4, s. 372, Zehebî, Megâzî, s. 408.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Vâkıdî, c. 2, s.
767, İbn Sa'd, c. 4, s. 40, Beyhakî, c. 4, s. 372, Zehebî, s. 408.
[201] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 40, Buhârî, c. 5, s.
87, Beyhakî, c. 4, s. 372, Zehebî, s. 408.
[202] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Vâkıdî, c. 2, s.
767, Beyhakî, c. 4, s. 372, Zehebî, s. 408.
[203] İbn Sa'd, c. 4, s. 40, Buhârî, c. 5, s. 87,
Beyhakî, c. 4, s. 372, Zehebî, s. 407.
[204] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Vâkıdî, c. 2, s.
767, Beyhakî, c. 4, s. 372.
[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Vâkıdî, c. 2, s.
767, İbn Sa'd, c. 4, s. 40, Buhârî, c. 5, s. 87, Beyhakî, c. 4, s. 372.
[206] İbn Sa'd, c. 4, s. 40, Buhârî, c. 5, s. 87,
Beyhakî, c. 4, s. 372.
[207] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Vâkıdî, c. 2, s.
767, İbn Sa'd, c. 4, s. 40, 41, Buhârî, c. 5, s. 87, Beyhakî, c. 4, s.
372,Zehebî, s. 408, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 251.
[208] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 23, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 251 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
6/257-258.
[209] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 24.
[210] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 299.
[211] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 24, Taberî,
Târih, c. 3, s. 110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 4, s. 253.
[212] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 765, İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 1 29.
[213] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 24, Vâkıdî, c. 2, s.
765, İbn Sa'd, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 3, s. 110, Bevhakf,
Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 374, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 238, Zehebî, Megâzî,
s. 41 0.
[214] Mus'abu'z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 320.
[215] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 792.
[216] Mus'abu'z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 320, Halebî, İ
nsânu'l-uyûn, c. 2, s. 792.
[217] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 24, Vâkıdî, c. 2, s.
765, İbn Sa'd.c. 2, s. 1 29, Taberî, c. 3, s. 110, Beyhakî, Delâil,c.4, s. 374,
İbn E sfr, Kâmil, c. 2, s. 238, Zehebî, s. 410.
[218] Mus'abu'z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 320.
[219] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 765, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 793.
[220] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 765.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 24, Taberî,
Târih, c. 3, s. 110, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 374, 375, Zehebî,
Megâzî, s. 411.
[222] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 765.
[223] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 24, 25, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 765, Taberî, Târih, c. 3, s. 110, Beyhakî, Delâil, c. 4, s.
375, Zehebî, Megâzî, s. 411 .
[224] Vâkıdî,Megâzî,c.2,s. 765.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
6/259-260.