Rasulullah’ın
En Büyük Mucizesi Kuranı Kerimdir
Rasulullah'ın
Şakk-ı Kamer (Ayın İkiye Bölünmesi) Mucizesi
Rasulullah'ın
Yemeği Çoğaltma Konusundaki Mucizelerinin Açıklanması
Rasulullahın
Yağı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi
Rasulullahın
Hurmayı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi
Rasulullah'ın
Parmaklarının Arasından Su Fışkırması
Rasulullah1n
Sütü Çoğaltma Konusundaki Mucizesi
Rasulullaha
Ağaç Gelme Mucizesi
Dağın
Rasulullah İçin Hareket Etmesi Ve Onun Emriyle Durjvfası
Hayvanların
Rasulullah'a Şikayette Bulunması Ve Huysuzluk Yapan Hayvanların Ona Boyun
Eğmesi
Rasulullah'ın
Bindiği Hayvanda Ortaya Çıkan Mucizesi
Rasulullahın
Müşriklerin Yüzlerine Bir Avuç Toprak Atması Ve Toprağın Onların Gözlerini
Doldurması
Rasulullah
İşaret Edince Putların Yıkılması
Rasulullahın
Gaib Olan Şeylerden Haber Vermesi
Kayanın
Rasulullaha Yumuşatılması
Hurma
Kütüğünün Rasulullaha Hasretinden Ağlaması
Rasulullah'ın
Elindeki Taşların Allah'ı Teşbih Etmesi (Subhanellah Demesi) ,
Rasulullahınkendisine
Kötülük Etmek İsteyen Müşriklerden Gizlenmesi
Rasulullah'a
Kötülük Yapmak İsteyen İnsanların Engellenmesi
Rasulullah'a
Kötülük Eden Bazılarının Nasıl Öldükleri
Rasulullahın
Kendisine Kötülük Etmek İsteyen Şeytanlardan Korunması
Rasulullahın
Da Şeytanı Vardır
Rasulullahın
Haşerelerin Zararlarından Korunması
Rasulullah'ın
Ashabından Birinin Çıkmış Olan Gözünü Tekrar Yerine Koyması
Duvarın
Rasulullah'ın Huzurunda Konuşması
Geyiğin
Rasulullah La Konuşması
Kertenkelenin
Rasulullahla Konuşması
Rasulullahın
Sadece Peygamberlerin Bileceği Sorular Hakkında Yahudilere Cevap Vermesi
Rasûlullah
Gerîsîndekî Şeyleri De Görürdü.
Rasûlullah
Aydınlıkta Gördüğü Gibi Karanlıkta Da Görürdü
Rasulull/
Hin Duasının Makbul Olduğu
Peygamberimizin şekli,
hali ve özelliği, akıllılara, onun hak ve doğru olduğunu gösterir.
Bundan dolayı,
Abdullah İbn Selam:
- Onun yüzünü görünce
yalancı bir yüz olmadığını anladım.
Sözünü dinleyen ve
âdabını gören kimsenin şüphesi kalmaz.
Daha küçükken emin
olmak (güvenilen birisi olmak) la, doğru dürüst olmakla ve güzel ahlaklı
olmakla meşhurdu.
Ebu Sufyan'm rivayet
ettiği hadiste Kayser şöyle demişti:
Önceden halka karşı
asla yalan söylememişken sonradan Allah'a karşı yalan söylemeğe cesaret
edemezdi.
înşaallah büyük mucizelerini
anlatacağız.[1]
Hz. Musa (a.s.)
zamanında büyücülük yaygın olunca, Hz. Musa halka o tür mucizeler
getirmiştir. Mesela: Denizi yarmış ve
sopasını
atmıştır.
Hz. İsa (a.s,)
zamanında tıp yaygın olduğundan, o da halka o tür mucizeler getirmiştir.
Mesela: Ölüleri diriltmiş ve anadan doğma körü iyileştirmiştir.
Bizim Peygamberimizin
zamanında fesahat, şiir ve nesir olarak söz söyleme yaygın olduğu için,
insanlara Kur'an'ı getirmiştir.
Kur'an çeşitli
yönlerden mucizdir: (Karşısındakini benzerini getirmekten aciz bırakır.)
1. Onun
vecîz ve uzun söz söyleme konusunda fesahat ve belagata sahip olması. Bazan
kıssayı uzun lafızla getirir. Sonra onu veciz lafızla tekrar eder. Birincide
kastedileni bozmaz.
2. Onun,
kelam uslûblarından ye şiir vezinlerinden farklı olması,
Araplar bu iki manâ
ile konuştular. Kur'an karşısında aciz kalıp şaşırdılar ve onun üstünlüğünü
itiraf ettiler. Hatta el-Velîd İbnu'l-Mugire şöyle demişti:
Vallahi O'nda bir
tatlılık ve parlaklık, güzellik var. 370) îbn Abbas anlatmıştır:
El-Velid İbnu'l
Muğire, bazı Kureyşlilerle biraraya geldi. El-Velid, onların arasında yaşlı
birisiydi. Hac zamanı gelmişti. el-Velid:
-Arap heyetleri sizin
yanınıza gelecekler, onlar şu adamınızın meselesini işitmiş durumdalar. Siz
onun hakkında bir tek görüşte birleşin. Birbirinizi yalanlayıp birbirinizin
sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin, dedi. Onlar:
-Sen bizim için bir görüş
ileri sür, biz de onu söyleyelim, dediler. El-Velid:
-Hayır, siz söyleyin,
ben dinleyeyim, dedi. Kureyşliler: -Onun kâhin olduğunu söyleyelim, dediler.
El-Velid:
-Hayır, o bir kâhin
değildir. Ben kâhinleri gördüm. Onun okuduğu şeyler, kahin mırıldanması ve
büyüsü değildir, dedi. Kureyşliler:
-Deli olduğunu
söyleyelim, dediler. El-Velid:
- O, bir deli
değildir. Biz deliliği gördük ve öğrendik. Onun ne boğulması, ne de çarpmıp
titremesi ve ne de evhamlanması vardır, dedi. Kureyşliler:
-Onun şair olduğunu
söyleyelim, dediler. El-Velid:
-Hayır, o bir şair
değildir. Biz şiirin her çeşidini, recezini, hezecini, kandaşım, makbudasmı ve
mebsutasmı biliriz. Onun okudukları şiir değildir, dedi. Kureyşliler:
-Onun büyücü olduğunu
söyleyelim dediler. El-Velid:
-O, büyücü de
değildir. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Onun okudukları, ne
büyücülerin okuyup üfledikleridir, ne de dü-ğümleyip bağladıklarıdır, dedi.
Kureyşliler:
-Ebu Abdişems! Peki,
sen ne diyorsun? dediler. El-Velid:
-Vallahi, onun sözünde
bir tatlılık var. Öyle ki (sanki) kökü sulak, dalı meyveli (bir hurma ağacı)
dır. Siz, bundan b'aşka bir şey olduğunu söylerseniz, o sözün yersiz boş olduğu
derhal anlaşılır. Onun hakkında söylenecek akla en yakın söz büyücü olduğudur.
Onun büyücü olduğunu söyleyin. O, kişininjıanımıyla ve kardeşiyle arasını
açıyor.
Böylece el-Velid'in
yanından ayrıldılar.
371) En-Nadr
İbnu'l Haris îbn Kelde şöyle diyordu:
-Ey Kureyş topluluğu!
Başınıza, benzeriyle karşılaşmadığınız bir iş geldi. Vallahi, o ne büyücüdür, ne
kahindir, ne şairdir, ne de delidir.
Utbe İbn Rabia,
Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına gelince ona: "Ha, Mim. Kur'an Rahman ve
Rahim olan Allah katından peyderpey indirilmiştir" ayetinden başlayarak:
"Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen
kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" [2]
ayetine kadar okudu. Utbe, onun ağzından tutup Rahîm aşkına vazgeçmesini istedi
ve arkadaşlarına da:
-Size azap inmesinden
korktum, dedi. Musannif (Rahimehullah) şöyle demiştir:
Onlar Kur'an'ı dinleyip
de hayret ve dehşet içinde kalarak konu-şamayınca, kendilerine benzerini
getirmekten aciz oldukları için yüce Allah şöyle seslenmiştir:
"Haydi onun
benzeri bir sure getirin." [3] Daha
sonra da şöyle buyurmuştur: "Bunu yapamazsınız ve elbette yapamayacaksınız."
[4]
Malumdur ki, gururlu
ve şerefli kimselere böyle birşey teklif edilse, ellerinden gelen gayreti
sarfederler.
Savaşa meyledip çoluk
çocuklarının esir edilmesine ve mallarının ellerinden çıkmasına rıza gösterince
ona benzer getirme hususunda acizlikleri ortaya çıktı. Oysa onlar belagat ve
fesahat ehliydiler ve Kur'an da onların diliyle inmişti.
(Birisi Kur'an'a karşı
çakmağa kalksa, kısa surelere bakar ve onlarla yarışıp onları taklit eder.
Çünkü o, uzun surelerin telifinde, haddinden fazla fesahat olduğunu anlar.
O, (Museylime) Fil
suresini taklid edip şöyle dedi:
"Fil nedir? Filin
ne olduğunu sana ne bildirdi? Onun ip gibi kuyruğu ve uzun hortumu vardı. Bu
Rabbimizin yarattıklarının az bir kısmıdır. Ey Kurbağa kızı kurbağa! Vak vak
et! Ne kadar da vak vak ediyorsun! Üstün suda, altın çamurda. Sen ne suyu
bulandırabilirsin. Ne de içene engel olabilirsin."
Şöyle de demiştir:
"Kara koyundan ak
süt sağılması tuhaf şeylerdendir."
Onların ayıpları böyle
ortaya çıkmıştır. Eğer sussalardı, onlar için daha uygun olurdu.
Ebu'l Alâ el-Ma'arri
de kalbi kör olanlardan biridir. Adına: "El-Fusûl ve'1-Gayat" dediği
lafları toplayarak, aklı sıra sure ve ayetleri taklit etmiştir. Kitabım gördüm
ama ondan daha soğuk ve daha çirkin olanım görmedim.
Bu kitabını kelimelerinin
sonundaki alfabe harflerine göre yazmıştır. Şu sözler elif
harfîndekilerdendir.[5]
Bu tür şeylerin hepsi
soğuktur.
İbn Akıl şöyle
demiştir: Bana, Ebu Muhammed İbn Müslim en-Nahvî şunu anlattı:
Kur'an'm mucize
oluşunu aramızda konuşuyorduk. Orada, bü-yük fazileti olan bir şeyh vardı. O
şeyh:
-Faziletli kimseler
ondan aciz değillerdir, dedi.
Sonra bir kağıt ve
kalem alarak odasına çekildi.
Üç gün sonra onlara
Kur'an'a denk gördüğü şeyleri okuyacağını söyledi.
Üç gün geçince birisi onun
odasına girdi, onu eli kalemin üzerinde donmuş olarak buldu.
Ben de şöyle derim:
El-Murteza el-Alevi,
bunun sarfe olduğunu söylüyordu. Yani Allah Teala Arapları, aciz olmadıkları
halde, onun benzerini getirmekten başka yöne çevirmiştir.
îbn Akıl de şöyle
demiştir:
Kur'an'a benzer
getirmekten sarfedilmeleri (benzer getirmekten başka yöne çevrilmiş olmaları),
haddizatında, Kur'an'a benzer getirmek hususunda güçlerinin var olduğunu
gösterir. Fakat Sarfe'de bir nevi İ'caz varsa da, Kur'an'm kendisinde var olan
bir sebepten dolayı benzerinin getirilmesinin bizatihi imkan dışı oluşu onun
büyüklüğünü ve değerinin üstünlüğünü daha çok ortaya koyar.
Sarfe diyenlerin
görüşü, ancak şöyle diyenierinkine benzer: Musa'nın asasına bakanların gözleri
onun bir yılan olduğunu zannetti. Aslında o (asa) değişmemişti.
O şunu da söylemiştir:
Birşeyden masrufa (çevrilene) meydan o-kuma iyi değildir. Nitekim Arap
olmayanlara arapçayla meydan okunmayacağı gibi. Bu, İbn Akîl'in görüşüdür.
Ben de şöyle derim:
Onlar birşeyden ancak geldiği anda, tabiatle-rinin değiştirilmesi suretiyle
benzerini yapabilmekten çevrilirler. Araplar var olduğundan beri, sarfeden
önce onlar arasında birisinin, fesahatlarına güvendikleri halde ona yakın bir
sözü var mıydı?
Kur'an'ın muciz
(mucize) olmasının üçüncü yönü şudur: Kur'an getiricisi okuma yazma bilmeyen
birisi olduğu ve alim ve kahinlerle sohbette bulunduğu bilinmediği halde geçmiş
önceki milletlerin haberlerini ve ehl-i kitabın tanıdığı peygamberlerin hayat
hikayelerini ihtiva etmektedir. Ayrıca okuyup yazma bilen ve alimlerle sohbette
bulunan Araplar da Kur'an'ın haber verdiği şeylere yetişmemişlerdir.
Dördüncüsü: Haber
verdiği şekilde meydana gelmesi, Kur'an'ın kesinlikle doğruluğuna delalet eden
gelecekle ilgili haberler vermesidir. Mesela Kur'an'daki şu ayetler böyledir:
"Haydi ölümü
temenni edin."
"Onlar hiçbir
zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir." [6]
"Haydi onun
benzeri bir sure getirin."
"Bunu
yapamayacaksınız." [7]
Gerçekten bunu yapamamışlardır.
"înkar edenlere
de ki: Yakında mağlub olacaksınız." [8] Gerçekten
inkar edenler mağlub olmuşlardır.
"înşaallah siz
güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz." [9]
Gerçekten onlar Mescid-i Haram'a girmişlerdir.
Ebu Leheb hakkında şu
ayet indirilmiştir: "O alevli bir ateşe girecek. Odun taşıyıcı olarak ve
boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da ateşe
girecek." [10] Bu, onların kafir olarak
ö-leceklerine delildir. Nitekim öyle olmuştur.
Beşincisi: Kur'an
tutarsızlık ve çelişkiden korunmuştur. Yani tutarsız ve çelişkili ifadeler yoktur.
Eğer o, Allah'tan
başkası tarafından olsaydı, onda birçok karışıklık bulurlardı. Yüce Allah şöyle
buyurmuştur: "Kur'an'ı kesinlik-le biz indirdik, elbette onu yine biz
koruyacağız." [11]
İbn Akıl şöyle
demiştir:
Onun tamamım, hiçbir
değişikliğe uğramayan ayet ve surelerini, yaratıkları bunların benzerini
getirmede aciz bırakma bakımından korumuştur. Kur'an yaratıkların onun
benzerini getirmede aciz olmaları yönünden de kendi kendini korumaktadır.
372) Ebu
Hureyre anlatmıştır: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Hiçbir peygamber
yoktur ki, kendisine mucizeler verilsin de on-larm etkisiyle, insanlar o
peygambere inanmış olmasın. Ancak o (mucize) bana Aziz ve Celil olan Allah'ın
vahyettiği bir vahiy olarak verildi. Ben onların Kıyamet gününde tabii (ümmeti)
en çok olanı olacağımı u-muyorum." [12]
Ebu'1-Vefa Ali İbn
Akıl şöyle dedi:
Kur'anm Rasulullah'ın
(s.a.v.) sözü olmadığını ve ona vahyedilen birşey olduğunu öğrenmek istersen
onun sözüne bak, Kur'andan nasıl farklıdır. İki sözle iki uslüp arasındaki fark
nasıl anlaşılmaktadır? Bilinmektedir ki, insan sözü birbirine benzer.
Peygamber'in (s.a.v.) Kur'an'm üslubuna benzeyen hiçbir kelimesi yoktur.
İbn Akıl şöyle
demiştir:
Şu da Kur'an'ın mucize
olduğunu gösterir: Hiçbir kimsenin, ondan (Kur'an'dan) manâsı daha önce geçmiş
bir sözden alınmış bir ayet çıkarması mümkün değildir. Halbuki insanlar halâ
birbirlerinden aktarmaktadırlar. Mesela: Mutenebbî Buhturî'den almıştır,
denilir.
Ali İbn İsa'ya şöyle
soruldu:
- Bu aziz kitap,
kendisine uygun olan ismi (başlığı) bulsaydı? O da şöyle cevap verdi:
- O'na, bizim
kelamımızdan olan birşeyle değil, onun bir ayetiyle başlık bulunması uygun
olurdu.
Diğerleri şöyle
sordular:
- Kendisiyle isim
bulunan (başlık konulan) bu ayet hangisidir? O şu cevabı verdi:
- Ayet şudur: "İşte
bu (Kur'an), tehlikelere karşı uyarılsmlar, Allah'ın ancak bir tek ilah
olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye
insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir." [13]
İbn Akîl şöyle
demiştir: Bana göre, Ibn İsa yanılmıştır. Çünkü o, bir kitabın başka bir
kitapla karışmaması ve Kitabı tarif etmek için isim koyuyor. Eğer bu kitap,
benzersiz ise, başkasıyla karıştırmadan hakkında inceleme yapılıp
düşünülecektir. Niye isim koysun ki?
Kitapların kimin sözü
ve kimin telifi olduğu bilinsin diye, başlık konularak tanıtıldığı gibi onun,
mu'ciz olduğunu ve başka kitaplardan farklı olduğunu belirtmek için tanıtılması
caiz olsaydı, at ve deve gibi hayvanların alnıyla her insanın alnına: Bu
Allah'ın sa'natı (yarattığı bir şey) dir diye yazılması caiz olurdu.
Açıkladığım sebepten
dolayı, bu iyi bir şey olmadığına göre isim koymak batıl ve boş olur. Ben onun
için bir isim konulmasını caiz görmüyorum.
Biz bu aziz Mushaf ı
hiç kimse tarafından getirilmeden bir çöle a-tılmış olarak bulsaydık, o, içindeki
delille kendisinin Allah katından olduğunu haber verirdi. ,
Masum olan
(peygamber), mucizelerle desteklenerek onu getirmiş olduğuna göre, durum nasıl
olur?
Musannif (Allah ona
rahmet etsin) şöyle demiştir: Ben iki önemli mânâ çıkardım.
Birincisi şöyledir:
Peygamberlerin mucizeleri ölmeleri üzerine kaybolmuştur. Bugün bir dinsiz şöyle
dese:
- Muhammed'le Musa'nın
doğruluğunu gösterecek hangi delil vardır? Ona şöyle cevap verilir:
- Muhammed için ay
ortadan bölünmüş, Musa için de deniz yarılmıştır. O dinsiz de:
- Bu, imkansızdır,
der.
Yüce Allah, bu Kur'an
ı vefatından sonra doğruluğuna ait delilin açık ve zahir olması için yapmıştır.
Onu, diğer peygamberlerin de doğru olduğuna dair bir delil yapmıştır. Çünkü,
Kur'an onları tasdik etmekte ve onların durumunu haber vermektedir.
İkincisi de şöyledir:
Kur'an Ehl-i Kitab'a, Muhammed'in özelliklerinin, yanlarındaki Tevrat ve
İncil'de yazılı olduklarını haber vermiştir.
Hatıb'ın mümin olduğu,
Hz. Aişe'nin de suçsuz, temiz olduğuna şehadet etmiştir. Bunlar, gaybî
şehadetlerdir.
Eğer onun özellikleri
Tevrat ve incil'de olmasaydı, onları (Ehl-i kitab'ı) ona iman etmekten
alakoyardı. Hatıb'la Aişe içlerinden kendileri için yapılan şehadedin aksini
bilselerdi, iman etmekten kaçınırlardı.[14]
373) İbn
Abbas şunu anlattı:
Müşrikler toplanıp
Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma geldiler ve: -Sen doğruysan (gerçekten
peygambersen), bizim için ayı ikiye ayır, dediler. Rasulullah da (s.a.v.)
onlara:
- "Bunu yaparsam,
inanır mısınız?" dedi. Onlar:
- Evet iman ederiz,
dediler.
Rasulullah (s.a.v.)
onların söylediği şeyi kendisine vermesini Rab-binden diledi.
Ay (dolunay) ikiye
bölündü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle sesleniyordu:
- "Ey falanca! Ey
falanca! şahit olun." [15]
Bu olay, hicretten
önce Mekke'de meydana gelmişti,
374) Mücahid
şöyle demiştir:
Ay (dolunay) bölündü.
Bir parçası dağın tepesinde oldu, bir parçası da dağın gerisine gitti.
375) İbn
Zeyd şöyle demiştir: Ay ikiye ayrıldığında yarısı Kuaykıan dağı üzerinde, diğer
yarısı da Ebu Kubeys dağı üzerinde görünüyordu.
376) ibn
Mes'ud da şöyle demiştir:
Rasulullah (s.a.v.)
zamanında ay ikiye ayrıldı. Öyle ki onu gördüler. Rasulullah da (s.a.v.):
- "Şahit
olun" dedi. Başka bir lafızda şöyledir:
Ay ikiye bölündü. Bir
parçası dağın üzerinde oldu, Öbür parçasını da dağ Örttü. Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.):
- "Şahit
olun" dedi. [16]
377) Enes
îbn Malik anlattı:
Mekke halkı,
Rasûlullah'tan (s.a.v.) bir mucize göstermesini istedi. Rasulullah onlara ayı
ikiye bölünmüş olarak gösterdi. Onlar Hıra'yı o iki parçanın arasında gördüler.
[17]
Buhari, îbn Abbas'tan
şunu rivayet etmiştir: Peygamber zamanında ay ikiye bölündü. [18]
378)
Abdullah şöyle demiştir:
Rasulullah (s.a.v.)
zamanında ay ikiye bölündü. Bazıları:
-Bu Ebu Kebşe'nin
oğlunun onlara yaptığı bir büyüdür, yanınıza gelecek olan kimselere sorun
bakalım. Eğer onlar sizin gördüğünüz şeyin tıpkısını gördüklerini söylerlerse,
doğru demektir. Yoksa o, bir büyüdür, dediler. Yolcular geldiler ve onlara
sordular:
-Evet, biz ayı ikiye
yarılmış olarak gördük, dediler. [19]
379) îbn
Ömer: "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" ayeti hakkında şunu
söylemiştir: Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye yarılmıştır. [20]
380) Cabir
îbn Abdillah anlattı:
Hendek kazarken
Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çalıştık. Benim besili bir oğlağım vardı. Kendi
kendime onu Rasulullah (s.a.v.) için pişirip hazırlasak, dedim.
Hanımıma emrettim.
Bizim için biraz arpa Öğüttü ve ondan bize ekmek yaptı. O oğlağı da kestim.
Rasulullah (s.a.v.) için onu kızarttık. Akşam olup Rasûlullah (s.a.v.)
hendekten aynhnak isteyince -gündüz orada beraber çalışıyor, akşam olunca da
ailelerimizin yanına dönüyorduk-:
- Ya Rasulellah! Ben,
oğlağımızı senin için kızarttım. Onunla birlikte biraz da arpa ekmeği
pişirdik. Allah'ın Rasulu'nün benimle birlikte evime gitmesini arzu ediyorum.
Ancak Rasulullah'm tek başına benimle birlikte gitmesini istiyorum, dedim.
- "Tamam"
dedi. Daha sonra Rasûlullah (s.a.v.):
Allah'ın Rasulu'yle birlikte Cabir'in evine gidin, diye bağırdı. Bunun üzerine
ben:
- înna lillahi ve inna ileyhi râci'ûn (yani
rezil olacağım) dedim. Rasûlullah (s.a.v.) ve onunla birlikte sahabiler
geldiler. Hazırladıklarımızı Rasûlullah'a (s.a.v.) getirdik. Rasûlullah
(s.a.v.) bereket duası yapıp besmele çekti ve yedi. Gruplar halinde de
sahabiler gelip ondan yediler. Her bir grup doyup kalkınca, başka bir grup
geldi. Böylece Hendek'te çalışanlar o yemekten yiyerek doydular. [21]
381) Cabir
Ibn AbdiUah anlattı:
(Babam) Abdullah tbn
Amr tbn Haram , borçlu olarak vefat etti veya şehit oldu.
Alacaklıların
alacaklarından vezgeçmeleri için Rasûlullah'dan (s.a.v.) yardım etmesini
istedim. Peygamber (s.a.v.) onlardan bunu istedi ama alacaklılar kabul
etmediler.
Bunun üzerine
Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- "Haydi (bahçene
git). Hurmanı toplayıp tasnif et: Acve (denilen kaliteliyi) bir boy, Azk'ı
(îbn) Zeyd (denileni) de bir boy yap. Sonra bana haber gönder" dedi.
Ben Rasulullah'm
(s.a.v.) emrini yerine getirdim. Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Hurma harmanının
başına (veya ortasına) oturdu. Sonra:
- "Haydi şu
bekleyenlerin istediklerini ölç" dedi. Ben de Ölçüp alacaklıların
haklarını tamamen verdim.
Geri kalan hurmanın
aslından sanki hiçbir şey eksilmemişti. [22]
382)
Abdurrahman Ibn Ebi Amre, babasından şunu rivayet etmiştir:
Bir gazada
Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikteydik. Ashab acıkınca Rasûlullah'dan (s.a.v.) yük
develerinin bazılarını kesmek için izin istediler. Onlar:
-Allah, bize bunu
tebliğ ediyor, dediler.
Ömer İbnu'l-Hattab
Rasûlullah'ın (s.a.v.) onlara yük develerini kesme konusunda izin vermeye
niyetlendiğini görünce:
-Ey Allah'ın Rasulü!
Yarın biz düşmanla aç ve yaya olarak karşılaştığımızda ne yaparız?! Ya
Rasulellah! Eğer uygun görürsen orduda bulunanların azıklarından ne kaldıysa
getirmelerini söylesek ve getirdiklerini toplasak, sonra sen,
bereketlendirmesi için Allah'a dua etsen. Böylece yüce Allah, senin yaptığın
dua sebebiyle bizi gayemize ulaştıracaktır, (veya şöyle demiştir: Senin duanla
bize bereket verecektir), dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
onların azıklarının kalanlarını getirtti. Topluluk, yiyeceklerin kırıntılarını
ve bundan fazla olan şeyleri getirmeğe başladılar. En fazla getiren bir sa'
hurma getirmişti.
Rasûlullah (s.a.v.)
onları toplayıp bir süre dua etti. Sonra askerlerin kaplarını getirmelerini
istedi. Onlara kaplarını doldurmalarını emretti. Orduda doldurulmayan hiçbir
kap kalmadı. Toplanan yiyecek de aynen kaldı.
Rasûlullah (s.a.v.)
dişleri görülecek şekilde güldükten sonra:
"Ben, Allah'tan
başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet ediyorum. Eğer
bir kul iki şehadete inanarak Allah'a kavuşursa, kıyamet günü mutlaka ateş
ondan engellenir" dedi. [23]
383) Ömer
Îbnu'l-Hattab anlatmıştır.
Tebuk savaşında
Resuhıllah'la birlikte çıktık. Şöyle dedim;
- Allah'ın Resulü!
Rumlar (Bizanslılar) bize karşı çıktılar. Ancak onların karnı tok, bizim de
karnımız aç. Onun için Ensar, su için kullandıkları hayvanlarını kesmek
istediler.
Rasûlullah'ın tellalı
askerlerin arasında:
- "Kimin yanında
fazla yiyecek varsa, bize getirsin" diye seslendi. Onların getirdiklerinin
tamamını tahmin ettik. Yirmiyedi sa' olduğunu gördüler.
Rasûlullah (s.a.v.)
getirdikleri fazla yiyeceklerin yanına oturdu ve onun hakkında dua etti. Sonra:
- "Ey cemaat!
Alın ama yağmalamayın" dedi.
Askerler onu, çanta ve
torbaların içine koydular. Hatta birisi gömleğini yırtıp (torba gibi yaparak)
içine doldurmağa başladı. Böylece hepsi doydular. O, halâ tahmin ettikleri
kadardı. [24]
384) Ebu
îyas anlattı:
Bir gazaya
Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çıktık. Biz kıtlığa uğramıştık. Hatta
bindiğimiz develerin bir kısmını kesmeyi düşündük. Bunun üzerine Rasülullah
(s.a.v.) yiyecek kaplarımızı toplamamızı emretti. Rasûlullah'm (s.a.v.) emrini
yerine getirdik. Yere bir yaygı serdi. Cemaatin yiyecekleri yaygının üzerinde
toplandı. Toplananın ne kadar olduğunu tahmin etmek için uzandım. Tamamının
keçi ağılı kadar olduğunu tahmin ettim. Halbuki biz yüzondört kişi kadardık.
. Hepimiz doyuncaya
kadar yedik. Sonra azık çantalarımızı
doldurduk.
385) Enes
İbn Malik anlatmıştır: Ebu Talha, Ummu Süleym'e:
- Ben, Rasûlullah'm
(s.a.v.) sesinin biraz zayıf çıktığını farkettim. Onun aç olduğunu biliyorum.
Sende (yiyecek) birşey var mı? diye sordum. Ummu Suleym:
-Evet, var, dedi.
Ummu Suleym birkaç parça
arpa ekmeği çıkardı. Sonra kendisine ait başörtüsünün bir kısmına ekmeği sardı.
Onu elbisemin altına sakladı. Bir kısmıyla da beni sardı. Daha sonra beni
Rasûlullah'a (s.a.v.) gönderdi.
Ben ekmeği götürdüm.
Rasûlullah'ı (s.a.v.) mescidde cemaatle birlikte otururken buldum, gidip
tepelerine dikildim. Rasülullah (s.a.v.):
- "Seni Ebu Talha
mı gönderdi?" dedi.
- Evet, dedim.
- "Yemek için
mi?" dedi.
- Evet dedim.
Rasülullah (s.a.v.) yanındakilere:
- "Haydi
kalkın" dedi.
Rasülullah (s.a.v.)
yola çıktı. Ben de onların önünde yürüdüm. Ebu Talha'ya gelip durumu haber
verdim. Ebu Talha:
-Ummu Suleym!
Rasülullah (s.a.v.) cemaatle birlikte geldi. Halbuki bizim onları doyuracak
kadar yiyeceğimiz yoktur, dedi. Ummu Suleym:
-Allah ve Rasulü daha
iyi bilir, dedi.
Ebu Talha gidip
Rasûlullah'la (s.a.v.) görüştü. Ebu Talha, Rasûlullah'la birlikte gelip içeri
girdiler. Rasülullah (s.a.v.):
- "Ummu Suleym!
Neyin varsa getir" dedi.
Ummu Suleym o ekmeği
getirdi. Rasülullah (s.a.v.) ekmeğin ufalanmasını emretti ve ekmek ufalandı.
Ummu Suleym tulumundan yağ sıkıp ekmeği katıklanmış hale getirdi. Sonra
Rasülullah (s.a.v.) bu ekmek hakkında, Allah ne dilediyse onu söyledi. Daha
sonra da:
- "On kişiye izin
ver" dedi.
Ebu Talha da onlara
izin verdi. Doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Başka bir grup yedi, onlar
da doydular. Bu cemaat seksen kişiydi. [25]
386) Enes
İbn Malik anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
evlenerek ailesinin yanma girdi.
Annem Ummu Suleym hays
(çekirdeksiz hurma, sade yağ, keş ve undan yapılan bir yemek) yaparak onu bir
kaba koydu ve:
-Enes! Bunu,
Rasûlullah'a (s.a.v.) götür ve şöyle de: Bunu sana annem gönderdi. Sana selam
ediyor ve bu, sana bizden azdır ya, diyor.
Ben yemeği
Rasûlullah'a götürdüm ve:
- Annem sana selam
ediyor ve sana: Bu, sana bizden azdır ya, diyor, dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bırak
onu" dedi. Sonra: "Git, falan falanı veya rastladığın kimseleri
çağır" diyerek, bazı kimselerin adlarım saydı.
Ben de adlarını
saydığı kimselerle rastladıklarımı çağırdım. (RaviEbu Usman, Enes'e: -Kaç
kişilerdi? diye sordu. Enes: -Üçyüz kadardı, diye cevap vermişti.)
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Enes! Kabı
getir" dedi. Davetliler içeriye girdiler. Hatta sofa ve oda doldu.
Rasûlullah (s.a.v.): "Herkes, onar
onar halka olsun ve Önüne konan yemekten yesin" dedi.
Herkes doyuncaya kadar
yedi. Bir grup çıkınca, diğer bir grup girdi. Böylece herkes yemek yedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Enes sofrayı
kaldır!" dedi. Kaldırdım ama kaptaki yemek sof-raya koyarken mi daha
çoktu, yoksa kaldırırken mi bilemiyorum?" [26]
387)
Abdurrahman îbn Ebi Bekr anlattı:
Yüzotuz kişi,
Rasûlullah'm (s.a.v.) yanmdaydık. Rasûlullah (s.a.v.):
- Sizden birinizin
yanında yiyecek var mı? dedi. Bir adamda bir sa'lık veya o civarda bir un
olduğunu gördük. Bunun üzerine hemen hamur yoğuruldu.
Daha sonra saçları
dağınık, uzun boylu müşrik bir adam güttüğü bir davar sürüsüyle geldi.
Peygamber (s.a.v.);
- "Satılık mı?
Hediyye mi (veya hibe mi?) diye sordu. Adam:
- "Satılık, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.) ondan bir koyun satın aldı. Koyun yüzülüp hazırlandı.
Peygamber (s.a.v.) ciğerinin
kızartılmasını emretti.
Allah'a yemin ederim!
Yüzotuz kişiden hiçbiri yoktur ki, Rasûlullah ona, o koyunun ciğerinden bir
parça vermemiş olsun. Orada varsa kendisine verdi. Yoksa onun için sakladı.
Ondan iki kap
dolduruldu. Biz hepimiz yedik ve doyduk. Kap-larda yemek arttı. Onu bir deveye
yükledik. Yahut dediği gibidir. [27]
388) Hz. Ali
(r.a.) şöyle anlattı:
Rasûlullah'la (s.a.v.)
birlikte çıktık. O, Abdulmuttalib oğullarını çağırdı. Daha sonra bir su bardağı
getirtti. Hepsi kanıncaya kadar ondan içti. îçilen şey sanki içmek için hiç
dokunmamış gibi kaldı. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Ey Abdulmuttalib oğulları! Ben Özel
olarak size genel olarak bütün insanlara gönderildim. Benden bu mucizeyi
gördünüz. Şimdi hanginiz kardeşim ve arkadaşım olmak üzere bana beyat
edecek?" dedi.
Kimse kalkıp on$ cevap
vermedi. Ben kalkıp onun yanma gittim. Oradakilerin en küçüğüydüm. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Sen otur"
dedi. Bunu üç defa tekrar etti. Ben de her defasında kalkıp onun yanma
gidiyordum. O da:
- "Otur"
diyordu. Hatta üçüncü defada eliyle elime vurdu. [28]
389) Semura
tbn Cundub anlatmıştır:
Peygamber (s.a.v.)
yanında otururken içi tirit dolu bir tabak getirildi.
Rasûlullah (s.a.v.) ve
oradakiler ondan yediler. Öğleye yakın bir zamana kadar devamlı onu elden ele
dolaştırdılar ve herkes gelip ondan yedi. Bir adam Rasulullah'a:
-Ona yemek mi ilave
ediliyordu? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Yerden birşey
yoktu, ama gökten dolduruluyor muydu, onu bilmem?" dedi. [29]
390) Ebu
Eyyub el-Ensarî anlattı:
Rasûlullah'la (s.a.v.)
Ebu Bekr'e yetecek kadar bir yemek hazırladım. Yemeği onlara getirdim.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Git, bana
Ensar'ın eşrafından otuz kişiyi çağır" dedi.
Fazla yemeğim olmadığı
için bu bana zor geldi. Sanki yerimden kalkamaz hale geldim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Git bana,
Ensar'ın eşrafından otuz kişi çağır" dedi.
Onları çağırdım ve
geldiler. Doyuncaya kadar o yemekten yedi-ler. Sonra onun Allah'ın Rasulü
olduğuna şehadet ettiler, gitmeden önce de ona beyat ettiler. Daha sonra
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Git, bana
Ensar'dan doksan kişi çağır" dedi.
Otuz kişiden korkarken
başıma altmış ve doksan kişi çıkmıştı. Onları da çağırdım. Doyuncaya kadar
onlar da yediler. Sonra onun Rasûlullah olduğuna şehadet ettiler ve gitmeden
önce ona beyat ettiler. Benim o yemeğimden yüzseksen kişi yedi. Hepsi de
Ensar'dandı. [30]
391) Ebu
Hureyre şunu anlattı.
Rasûlullah'a (s.a.v.)
bir misafir geldi. Ona yedirecek birşey aradı. Hiç bir şey bulamadı. Sonra bir
lokma buldu. Onu birkaç parçaya ayırdı ve ona getirdi.
- "Besmele çek ve ye" dedi. Adam yedi
ve lokma arttı. Peygamber'e:
-Sen salih bir adamsın, dedi.[31]
392) Enes
Ibn Malik'in annesi şunu anlattı:
Benim bir koyunum
vardı. Bir tulum dolduracak kadar onun yağından biriktirdim.
-Zubeybe! Ekmeğine
katık yapması için bu tulumu Rasûlullah'a götür, dedim. Zubeybe tulumu
Rasulullah'a götürüp:
-Ya Rasulellah!
Ekmeğine katık yapman için Ummu Suleym bu yağ tulumunu sana gönderdi, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
-"Yağ tulumunu
alıp boşaltın ve Ummu Suleym'e geri gönderin" dedi.
Zubeybe, Ummu Suleym
evde yokken yağ tulumunu getirip duvardaki bir çiviye astı. Ummu Suleym
dönünce, tulumun yağ dolu ve ondan damla damla yağ aktığını gördü.
-Zubeybe! Sana, tulumu
Rasulullah'a götürmeni söylemedim mi? dedi. Zubeybe:
-Onu götürdüm. Bana
inanmıyorsan, Rasulullah'a (s.a.v.) sor, dedi. Ummu Suleym gidip:
-Ya Rasulellah!
Ekmeğine katık yapman için sana bir yağ tulumu göndermiştim, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Geldi"
dedi. Ummu Suleym:
-Seni hidayet ve Hak
dinle gönderen Allah'a yemin ederim! O tulumu yağ dolu ve ondan damla damla
yağ akar halde buldum, dedi. Rasûlullah da (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Senin, peygamberini doyurduğun gibi,
Allah'ın da seni doyurmasına mı şaşıyorsun? Git, onu ye ve yedir."
Yanından ayrıldım.
Ondan bize ait bir tuluma boşalttım. Bir veya iki ay ekmeğimize katık yapacak
kadarım bıraktım. [32]
393) Cabir
şunu anlattı:
Ummu Malik
el-Fihriyye, kendisine ait bir tulumunda, Rasulullah'a bir miktar yağ hediye
etmişti. Çocukları gelip katık istedikleri zaman başka birşey bulamadıkları
için, gidip Rasulullah'a hediye ettikleri o tulumun yağından yerlerdi. Çünkü
onda daima yağ bulunurdu. Ummu Suleym onu sıkmcaya kadar evinin katığı hiç
eksilmemişti. Sıkıp bitirdikten sonra Peygamber'e geldi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Onu (tulumu)
sıktın mı?" dedi. Ummu Suleym:
- Evet, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Eğer olduğu
gibi bırakıp sıkmasaydın, o yağ bitmezdi" buyurdu.[33]
394) Ebu
Hureyre anlattı:
Bir gün Rasulullah'a
(s.a.v.) birkaç hurma getirdim ve:
- Onlara bereket
vermesi için, benim namıma Allah'a dua et, dedim.
Rasûlullah (s.a.v.)
hurmaları önüne dizip dua ettikten sonra bana:
- "Bunları torbana koy ve torbanın içine
elini sok, ancak torbayı silkeleme" dedi.
O hurmadan Allah
yolunda şu kadar şu kadar vesk taşıdım. Ondan hem yiyor hem de yediriyordum.
Torba belimden ayrılmıyordu. Osman şehit edilince, kemerim koptu ve yere
düştü. [34]
395) Ebu
Hureyre anlatmıştır:
Ben üç tane musibete
uğradım. Birincisi: Rasûlullah'm (s.a.v.) ö-lümüdür. Çünkü ben onun basit bir
arkadaşı ve hizmet çişiydim. İkincisi Osman'ın öldürülmesidir. Üçüncüsü ise:
Torbadır.
Dinleyenler:
-Torba da ne oluyor?
dediler. Ebu Hureyre:
-Rasulullahla
birlikteydik. Cemaatin karnı acıktı. Rasûlullah (s.a.v.) bana:
-"Ebu Hureyre!
Birşeyler var mı? diye sordu. Ben:
-Evet, bir torbada
biraz hurma var, dedim. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Bana, onu
getir" dedi.
Onu hemen getirdim.
Elini soktu. Bir avuç çıkarıp onu yaydı. Daha sonra:
- "Bana on kişi
çağır" dedi.
Ona on kişi çağırıp
getirdim. Onlar da doyuncaya kadar yediler. Bütün orduya yedirip doyuruncaya
kadar devamlı böyle yaptı. Sonra bana:
- "Getirdiğini
al. Elini içine sok. Onunla yetin. Onu ters çevirme" dedi.
Getirdiğimden daha
fazlasını elde ettim.
Rasûlullah, Ebu Bekr,
Ömer ve Osman'ın sağlığında yedim ve ye-dirdim. Osman ölünce evim yağmalandı ve
torba gitti. [35]
396) Ebu
Hureyre anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir gazadaydı. Yiyecek sıkıntısı çekmeğe başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah:
- "Ebu Hureyre!
Yanında yiyecek birşey var mı? dedi. Ben: -Evet, torbamda, biraz hurma var,
dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Onu
getir" dedi.
Bir sergi üzerinde onu
getirdim ve onu yaydım. Elini soktu ve hurmayı avuçladı. Bir de ne göreyim o,
yirmibir hurma oldu. Rasûlullah (s.a.v.):
-
"Bismillah=Allah'm adiyle" dedi ve her hurmayı koymağa ve ona besmele
çekmeğe başladı. Hurmaları bitirinceye kadar hepsjne bismillah dedi. Ve onları
topladı. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Falancayı ve arkadaşlarını çağır"
dedi. Ben falancayı ve arkadaşlarım çağırdım. Hepsi yeyip doydular ve
gittiler. Daha sonra:
- "Falancayı ve
arkadaşlarını çağır" dedi. Onlar da doyuncaya kadar yeyip gittiler. Hurma
artmıştı. Bana:
- "Otur"
dedi. Oturdum:
- "Ye" dedi.
Ben de yedim, O da yedi. Hurma yine arttı. Onu torbaya koyup:
- "Ebu Hureyreî Eğer birşey istersen,
elini ona sok. Onu tersine çevirme, yoksa aleyhine olur" dedi.
Hurma istediğimde
hemen elimi sokar, alırdım. Ondan Allah yolunda elli vesek hazırladım. O,
devemin arkasında asılıydı. Osman zamanında düşüp gitti. [36]
397)
En-Nu'man Ibn Beşir'in kızkardeşi ve Beşir îbn Sa'd'ın kızı
şunu anlattı:
Annem Amra Bint
Ravaha, bana, elbisemin arasında hurma vererek babama ve dayıma gönderdi.
Giderken:
-Kızım! Babanla dayın
Abdulah îbn Ravaha'ya yiyeceklerini götür, dedi.
Bunlarla birlikte yola
çıktım. Babamla dayımı ararken Rasûlullah'a (s,a.v.) rastladım. Rasûlullah:
- "Kızım! gel. Şu
yanında olan nedir?" diye sordu. Ben de:
- Ey Allah'ın Rasulü!
Bu, annemin, babam Beşir îbn Sa'd'la dayım Abdullah îbn Ravaha'ya yemeleri için
gönderdiği hurmadır, dedim. Rasûlullah
(s.a.v.):
-"Onu ver"
dedi.
Hurmaları,
Rasulullah'm avuçlarının içine döktüm. Avuçlarım doldurmadı. Rasûlullah
(s.a.v.) bir örtü getirilmesini emretti. Onu yaydı. Hurmaları onun üzerine
yaydı. Sonra birisine:
- "Hendek
kazanlara bağır: Yemeğe gelin" dedi.
Hendek kazmak için
çalışanlar toplandı. Ondan yemeye başladılar. Hurma fazlalaşıyordu. Nihayet
hendek kazmak için çalışanlar doydular. Hurmalar, serilen örtünün uçlarından
yere dökülüyordu.[37]
398) İmran
îbn Husayn şunu anlattı:
Bir yolculuk esnasında
Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikteydik. Gece yürüdük. Sabaha doğru öyle bir uyuduk
ki, bir yolcu için bundan daha tatlısı olamaz. Öyle bir dalmışız ki, bizi
güneşin sıcağından başka u-yandıran olmadı. îlk uyanan falanca, sonra falanca
oldu. (Ravi Ebu Reca onların adını sayıyordu. Avf ise onları unuttu). Ömer
Îbnu'l-Hattab ise uyananların dördüncüsüydü.
Rasûlullah (s.a.v.)
uyuduğu zaman, kendiliğinden uyanmadıkça uyandırılmazdı. Çünkü biz, uyku
esnasında kendisine ne olacağını bilemezdik.
Ömer -ki sert bir
zattı- uyanıp topluluğun başına geleni görünce) yüksek sesle tekbir getirdi.
Nihayet onun sesinden Rasûlullah (s.a.v.) uyandı.
Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca,
sahabe başlarına geleni ona şikayet ettiler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Zararı yok,
buradan gidin" dedi.
Oradan ayrıldılar.
Uzak olmayan bir yere gidip orada konakladı. Abdest suyu getirtti. Abdest aldı.
Namaz için ezan okundu. Cemaate namazı kıldırdı. Namazı bitirince baktı ki,
biri kenara çekilmiş cemaatle birlikte namazını kılmamış. Bunun üzerine:
- "Ey falanca! Cemaatle birlikte namaz
kılmana ne engel oldu?" dedi. Adam:
-Ya Rasulellah! Cünüp
oldum. Suyum da yok, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.): '
- "Toprağa bak, o
sana yeter" dedi.
Daha sonra Rasûlullah
yola çıktı. İnsanlar bu defa da susuzluktan şikayet ettiler. Rasûlullah
(s.a.v.) mola verip falancayı çağırdı. (Ebu Reca onun adını veriyordu. Avf ise
onu unuttu.) Ali'yi de çağırdı ve:
- "Haydi gidin,
bize su arayın" dedi.
O ikisi gittiler.
Devesi üstünde iki kırba (su kabı) arasına oturmuş bir kadına rastladılar.
Kadına:
- Su nerede? diye
sordular. Kadın:
- Dün bu saatte suyun basındaydım. Adamlarımız
(halâ orada) duruyorlar, dedi.
- Öyleyse yürü,
dediler. Kadın:
- Nereye? dedi.
- Rasûlullah'ın
(s.a.v.) yanma aediler. Kadın:
- Şu kendisine sabii (dinden çıkan) denilen
adamın yanına mı? dedi.
- İşte, kastettiğin
zatın yanma yürü! dediler.
Kadını, Rasûlullah'ın
(s.a.v.) yanma getirdiler. Ona olanları anlattılar. Kadını devesinden
indirdiler. Rasûlullah (s.a.v.) bir kap istedi. Her iki kırbanın ağızlarından
oraya biraz su boşaltıp ağızlarını bağladı. Öteki taraflardaki ağızlarını açtı.
Halka şöyle seslenildi: Gelin hayvanlarınızı sulayın, kendiniz için de su
alın.
Dileyen hayvanı için,
dileyen de kendisi için su aldı. En sonunda Peygamber (s.a.v.)'cünüp olan
birisine bir kap su verip:
- "Git, üstüne
dök" buyurdu.
Kadın, ayakta, suyunu
nasıl kullandıklarına bakıyordu.
Allah'a yemin ederim!
Artık su almaktan vazgeçildi ama halâ kırbalar bize işe başlamadan önceki
zamandan daha dolu görünüyordu. Peygamber
(s.a.v.):
- "Onun için
birşeyler toplayın" dedi.
Onun için kaliteli
hurma, un ve kavut gibi birçok yiyecek toplayıp bir torbaya doldurdular ve onu
devesine yüklediler. Torbayı da önüne koydular. Rasûlullah (s.a.v.) ona:
- "Vallahi, senin
suyundan hiç eksiltmediğimizi biliyorsun. Fakat bize su veren Aziz ve Celil
olan Allah'tır" dedi.
Kadın kendi
kabilesinin yanma gecikmiş olarak gitti. Onlar: -Ey falan kadın! Seni alakoyan
nedir? dediler. Kadın:
-Hayret! Bana iki kişi
rastladı. Beni, sabii denilen o adamın yanına götürdüler. O, benim suyumla
şöyle şöyle etti. Vallahi o, -şehadet ve orta parmaklarını göğe kaldırarak ve
gökle yeri kasdederek- ya sununla bunun arasmdakilerin en iyi büyü yapanıdır,
ya da gerçekten Rasulul-lah'tır, dedi.
Müslümanlar, o kadının
bulunduğu yerin etrafındaki müşriklere baskın yaptıkları zamanlarda o kadının
mensup olduğu topluluğa dokunmazlardı. O kadın bir gün kavmine:
-Benim anladığım
kadarıyla bunlar size kasden dokunmuyorlar. Müslüman olmak ister misiniz? dedi.
Onlar kadının görüşünü
kabul edip islam'a girdiler. [38]
399) El-Berâ
anlattı:
Hudeybiye'ye vardık.
O, suyu çekilmiş bir kuyuydu. Biz de bin-dörtyüz kişiydik. O kuyudan bir kova
çekildi. Peygamber (s.a.v.) ondan mazmaza yaptı (suyu ağzına alıp çalkaladı).
Sonra onun içine püskürttü ve dua etti. Hepimiz kana kana içtik ve hayvanlara
içirdik. [39]
400)
El-Misver İbn Mahreme'yle Mervan îbnu'l Hakem şunu anlattılar:
Hudeybiye sırasında
Rasûlullah (s.a.v.) bin küsur ashabıyla çıktı. Zulhuleyfe'deyken Rasûlullah
(s.a.v.) kurbanlık hayvanın boynuna kurbanlık nişanı taktı ve üzerine çul
örttü. Umre için ihrama girdi. Ashabı dosdoğru yürüterek, Hudeybiye'nin en
uzak yeri olan suyu az Semed çukuru yanında konakladı, insanlar ondan azar azar
su alıyorlardı. Çok geçmeden onun suyunu tamamen çektiler.
Rasulullah'a susuz
kaldığımızdan şikayet ettik. Ok çantasından bir ok çekip onu çukurun dibine
saplamalarını emretti.
Müslümanlar ordan
ayrılıncaya kadar onları suya kandırmak için su fışkırdı durdu. [40]
401) El-Bera
anlattı:
Bir yürüyüşte
Rasulullah'la birlikteydik. Suyu az bir kuyuya rastladık. Altı kişi kuyuya
indi. Altı kişiden birisi de bendim. Bize, kuyunun ağzındaki Rasuhıllah'ın
kovası sarkıtıldı. Kovanın yarısını veya üçte birine yakınım kuyunun içine
soktuk. Kova Rasulullah'a kadar çıkarıldı. O, elini kovanın içine batırdı ve
Allah'ın söylemesini dilediği şeyi söyledi. Kova bize içindeki suyla birlikte
geri geldi.
Arkadaşlardan
birisinin boğulacağı korkusuyla üstündeki kıyafetinden birisini çıkardığını
gördüm.
Sonra kuyunun suyu bir
ırmak olarak aktı. ı
402) Ziyad
îbnu'l Haris es-Sudaî anlattı:
Rasulullah'a (s.a.v.)
gelip müslüman olarak ona beyat ettim. Daha sonra müslüman oldukları için
kavmimden bir heyet geldi. Onlar:
-Ey Allah'ın elçisi!
Bizim bir kuyumuz var. Kış gelince suyu artar biz de onun yanında toplanırız.
Yaz gelince de suyu azalır. Biz de çevremizdeki suların yanına dağılırız.
Bugün artık dağılma imkanımız yok. Etrafımızdaki herkes bize düşmandır. Suyunun
fazlalaşması için Allah'a dua et, dediler. Rasûlullah (s.a.v.) yedi çakıl taşı
getirtti. Onları e-linin içine ayırıp dua ettikten sonra:
- "O kuyuya gittiğinizde bunları birer
birer atın ve Allah'ın adını zikredin (besmele çekin)" dedi.
Bunu yaptıktan sonra
kuyunun dibine bakamaz oldular. [41]
403) Ebu
lyas şunu anlattı:
Bir adam içinde biraz
su bulunan bir matara getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) o suyu bir bardağa boşalttı.
Hepimiz abdest aldık. Bindörtyüz kişi onu şarıl şarıl döküyorduk. Daha sonra
sekiz kişi geldi. Onlarr
-Abdest suyu var mı?
diye sordular. Rasûlullah (s.a,v,):
- "Abdest suyu
bitti" dedi. [42]
404) Ebu
Katade şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) bize şöyle hitab etti:
"Siz bugün
öğleden sonra ve bu gece yürüyecek ve yarın inşaallah suya ulaşacaksınız."
Bunun üzerine herkes
birbirinin yüzüne bile bakmadan yola devam etti. Rasûlullah (s.a.v.) ben
yanında olduğum halde yoluna devam ederken gece yarısı oldu.-Jlasûlullah
(s.a.v.) uyukladı. Hayvanının üzerinden yana sarktı. Ben hemen yetişip
kendisini uyandırmadan hayvanının üzerinde dimdik oturuncaya kadar doğrulttum.
Sonra yoluna devam
etti. Gecenin çoğu gidince hayvanının üzerinde yine yana sarktı. Ben yine
kendisini uyandırmadan, hayvanının üzerinde iyice doğruluncaya kadar
doğrulttum.
Sonra tekrar yola
devam etti. Seher vaktinin sonu gelince, öncekilerden daha fazla olarak yana
sarktı, Nerdeyse düşecekti. Ben hemen yanma varıp kendisini doğrulttum. Başını
kaldırarak:
- Kim o? dedi. Ben:
- Ebu Katade, dedim.
- Benimle birlikte ne
zamandan beri yürüyorsun? dedi.
- Bu gece, devamlı
senin yanında yürüdüm, dedim.
- "Peygamberini
koruduğundan dolayı Allah da seni korusun" deyip şunu ilave etti:
"insanların gözünden kaybolduk mu acaba? Kimseyi görebiliyor musun?"
Ben:
- işte bir binitli,
dedim. Sonra: işte bir daha,
dedim. Nihayet toplanarak yedi
kişilik bir kafile olduk. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) yoldan saparak
uyumak için başını koydu. (Sonra) bize:
- "Namazınızı
geciktirmeyin" dedi.
ilk uyanan Rasûlullah
(s.a.v.) oldu. Güneş sırtına vurmuştu. Biz telaşla kalktık. Sonra
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Binin dedi. Hemen hayvanlarımıza bindik
ve yola koyulduk. Güneş yükselince, Rasûlullah (hayvanından) indi ve benim
yanımdaki içinde biraz su bulunan su kabını istedi. Ondan abdest aldı. Kapta
biraz su kaldı. Sonra Ebu Katade'ye (bana):
- "Su kabını
bizim için muhafaza et. Az sonra onunla ilgili bir haber çıkacak" dedi.
Sonra Bilal, namaz
için ezan okudu. Rasûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kıldı. Daha sonra Sabah
namazını kıldırdı. Yani her gün yaptığı gibi yaptı. Hayvanına bindi. Biz onunla
birlikte hayvanlarımıza bindik.
Biz, birbirimizle
şöyle fisıldaşmağa başladık.
-Acaba namazımızda
yaptığımız bu kusurun keffareti ne olacak?
- "Dikkat edin! Sizin için bende bir örnek
vardır" dedi. Sonra: "Dikkat edin! Uyku yüzünden namazı kaçırmada bir
kusur yoktur. Kusur, ancak başka namazın vakti gelinceye kadar namazını
kılmayan kimsededir. Kim uyuyup kalırsa, uyandığında o namazı kılsın"
dedi.
Cemaatin yanma vardık.
Onlar şöyle diyorlardı:
-Ey Allah'ın elçisi!
Helak olduk, susadık. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Size helak yoktur" dedi. Sonra
şunu ilave etti: "Bana küçük bardağımı getirin." Su kabım da istedi.
Rasûlullah (s.a.v.) dökmeğe, Ebu Katade de onlara su vermeğe başladı. Cemaat
kabın içinde su olduğunu görür görmez üzerine üşüştüler. Bunun üzerine
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Terbiyeli
olun! Hepiniz kana kana su içeceksiniz" buyurdu.
Rasûlullah (s.a.v.) su
dökmeğe, ben de cemaata su vermeğe devam ettik. Sonunda Rasûlullah'la (s.a.v.)
ikimizden başka kimse kalmayınca suyu dökerek bana:
- "iç" dedi.
Ben:
- Rasûlullah içmedikçe
ben içemem, dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bir kavmin
sakisi (sucusu) suyu en son içendir" buyurdu.
Bunun üzerine ben
içtim. Rasûlullah (s.a.v.) da içti. Artık cemaat suya kanmış ve rahat bir
şekilde suya geldiler.[43]
405) Enes
Ibn Malik anlattı:
Peygamber (s.a.v.)
Zevra'daydı. [44] İçinde, parmaklarım örtmeyecek
kadar su bulunan bir kap getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına abdest
almalarım emretti. Avucunu suyun içine koydu. Su parmaklarının arasından ve
uçlarından kaynamağa başladı. Böylece orada bulunanlar abdest aldılar. Enes'e
sordum:
-Kaç kişiydiniz? Enes:
-Üçyüz kişiydik cevabını
.erdi. [45]
406)
Abdullah anlattı:
Biz Rasûlullah'la
(s.a.v.) birlikteydik, yanımızda hiç su yoktu. Rasûlullah (s.a.v.) bize:
. - "Yanında su bulunan birisini
arayın" dedi.
Dediğini yaptık. Su
getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) onu kabın içine döktü. Sonra avucunu onun içine
soktu. Su, parmaklarının arasından çıkmağa başladı. Sonra:
- "Haydi temiz ve mübarek suya gelin.
Suyun artışı ise Allah'tandır" buyurdu. O sudan karnımı doldurdum.
İnsanlar da su ihtiyaçlarını giderdi.
407) İbn
Abbas şöyle anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
askerler arasında geceyi susuz olarak geçirdi. Sabahleyin birisi ona gelip:
-Ey Allah'ın elçisi!
Askerler arasında hiç su yok, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Senin yanında biraz
suvar mı? dedi. Adam: ;
- Evet var, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Onu bana
getir" dedi.
Adam içinde biraz su
bulunan bir kabı O'na getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) parmaklarını kabın ağzına
koyup parmaklarını açtı. Parmaklarından pınarlar fişkırdı. Bilal'e:
- "Askerlere
temiz ve mübarek suya gelmelerini söyle" dedi. [46]
408)
Abdullah anlatmıştır:
Bir yolculukta
Rasulullah'la birlikteydik. Ashap su bulamadı. Bir su kabı getirildi. Peygamber
(s.a.v.) elini onun içine koydu ve parmaklarını açtı. Böylece Rasulullah'm
parmaklarının arasından suyun fışkırdığını gördüm. Rasûlullah (s.a.v.):
"Haydi temiz suya
gelin. Suyun artışı Allah Teala'dandır" buyurdu. [47]
El-A'mes: Bana Salim
İbn Ebi'l Ca'd şunu haber verdi: Cabir Ibn Abdillah'a:
- O gün kaç kişi
vardı? diye sordum. O da:
- Binbeşyüz kişiydik,
dedi.
409) Cabir
şunu anlattı:
Hudeybiye günü
insanlar susadılar. Rasulullah'm önünde bir su kabı vardı. Ondan abdest aldı.
Sonra insanların yanma geldi ve :
- Neyiniz var? dedi.
- Ey Allah'ın Rasulü!
Senin su kabmdakinden başka ne abdest a-lacak ne de içecek suyumuz var,
dediler.
Peygamber (s.a.v.)
elini su kabına koydu. Pınar gibi parmaklarının arasından su fışkırmağa
başladı.
Biz o sudan içtik ve
abdest aldık. Cabir'e:
- O gün kaç
kişiydiniz? diye sordum. O da:
- Yüz (bin) olsaydık
da bize yeterdi ama biz binbeşyüz kişiydik, dedi. [48]
410) Cabir
şöyle anlattı:
Biz askerlerin yanma
geldik. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Cabir! abdest
alın, diye seslen" dedi. Ayrıca: Abdest suyu, abdest suyu yok mu? dedi.
Ben:
- Allah'ın Rasulü!
Kafilede bir damla su bulamadım" dedim.
Ensar'dan birisi,
Rasûlullah için, kendisine ait bir tulumda su so-ğuturdu. Baha:
- "Ona git"
dedi.
Ona gittim. Tulumun
ağzındaki bir damladan başkasını bulamadım. Onu boşaltacak olsam, tulumun kuru
tarafı onu emecek, Rasûlullah (s.a.v.):
- "Git, bana onu
getir" dedi. Onu eline alıp ne olduğunu anlamadığım birşey söylemeğe
başladı. Aynı zamanda onu eliyle sıkıyordu. Daha sonra onu bana verdi ve:
- "Cabir! Büyük
bir çanak diye seslen" dedi. Ben:
- Ey kafilenin çanak
sahibi! diye seslendim. Hemen onu yüklenip bana getirdiler. Çanağı
Rasûlullah'ın (s.a.v.) önüne koydum. Rasûlullah (s.a.v.) eliyle, çanağın içine
şöyle yaptı, elini açtı. Parmaklarının arasını ayırdı. Sonra elini çanağın
dibine koydu ve:
- "Cabir! Elimin
üzerine dök ve bismillah de" buyurdu. Ben elinin üzerine döküp: Bismillah
dedim.
Böylece suyun
Rasûlullah'ın parmaklarının arasından fışkırdığını gördüm. Sonra çanak kaynadı,
döndü, sonunda doldu. Bunun üzerine:
- "Cabir suya
ihtiyacı olanlara seslen" dedi.
Cemaat gelip kanıncaya
kadar su içti. Rasûlullah (s.a.v.) ellerini çanaktan kaldırdı. [49]
411) Ebu
Hüreyre anlatmıştır:
Vallahi, açlıktan
yere, ciğerimin üzerine dayanıyordum. Ashabın geçtiği yola oturdum. Ebu Bekr
geçti. Ona, Allah'ın kitabından bir ayeti sordum. Bunu sadece beni peşine
düşürüp götürmesi için sormuştum ama beni götürmedi. Ömer geçti. Ona da sordum.
O da götürmedi.
Ebu'l-Kasım (s.a.v.)
geçti. O, yüzümdekini ve içimdekini anlayıp:
- Ebu Hüreyre! dedi.
Ben:
- Buyur ya Rasulallah!
dedim. O:
- "Gel"
dedi. Onun peşine düştüm. îçeri girmek
için izin istedim. Girmeme izin verdi. Bir bardağın içinde süt gördü.
- "Bu süt size
nerden geldi?" diye sordu.
- Onu falanca ve
falancanın ailesi hediye etti, dediler. Rasûlullah .):
- "Ebu
Hirr!" dedi. Ben:
- Buyur, ya
Rasulellah! dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ehli Suffe'ye
git" dedi.
Ehl-i Suffe, İslam'ın
misafirleriydi. Onların ne aileleri ne de para ve malları vardı. Rasulullah'a
bir hediye geldiğinde, onun bir kısmını onlara gönderirdi. Sadaka geldiğinde hiç
dokunmadan onlara gönderirdi.
Bu, benim hoşuma
gitmedi. Ben, günümün ve gecemin geri kalan zamanında güçlü kalacak bir şekilde
sütten içmek istiyordum. Kendi kendime şöyle düşündüm: Ben elçiyim, topluluk
gelince onlara veren (ikram eden) ben olurum. O zaman bu sütten bana ne kalır?
Allah'a ve Rasulüne
itaat etmek gerekiyordu. Gidip onları davet ettim. Gelip içeri girmek için izin
istediler. Girmelerine izin verildi. Evdeki yerlerini aldılar. Rasulullah:
- "Ebu Hirr! Al,
onlara ver! dedi. Ben bardağı aldım. Onlara vermeğe başladım. Adam bardağı
alıyor, kanıncaya kadar içiyor, sonra bardağı
geri veriyordu. Onu
bir başkasına veriyorum, o da kanıncaya kadar içiyor, sonra bardağı geri
veriyordu. Nihayet sonuncularına geldim.
Bardağı Rasulullah'a
verdim ve onu alıp eline koydu. İçinde fazlalık (artık) kaldı. Sonra başını
kaldırdı. Bakıp gülümsedikten sonra:
- "Ebu
Hirr!" dedi. Ben de:
- Buyur, ya
Rasulallah, dedim. Rasulullah:
- İkimiz kaldık, dedi.
Ben:
- Doğrusun ya
Rasulallah, dedim. Rasulullah:
- "Otur ve
iç" dedi. Oturup içtim. Daha sonra bana:
- İç, dedi. İçtim.
Devamlı bana "İç" diyor, ben de içiyordum. Nihayet:
- Seni hak ile
gönderene yemin olsun! Artık boğazımdan geçmiyor, dedim. Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.):
- "Bardağı bana
ver" dedi. Bardağı O'na verdim, geri kalanı da O içti. [50]
412)
Rasulullah'la sohbeti bulunan (sahabî olan) Nafi anlattı: Bir yolculukta
Rasûhıllah'la (s.a.v.) birlikteydik. Yaklaşık dörtyüz kişiydik. Suyu bulunmayan
bir yerde konakladık. Ashabı susuzluğa dayanamadı ve:
-Ya Rasulellah!
Susadık, dediler.
İki boynuzu olan bir
koyun gelip Rasulullah'ın karşısında durdu. Rasulullah (s.a.v.) onu sağdı.
Kanıncaya kadar içti ve kanıncaya kadar ashabına içirdi. Sonra da:
- "NafV! Bu gece
ona sahip ol! Ama ona-sahip olabileceğini zannetmiyorum" dedi.
Onu götürdüm ve onun
için bir kazık çaktım. Sonra koyunu kazığa bir iple bağladım. Gece yarısı
kalktım. Koyunu göremedim. İpin çözülmüş olduğunu gördüm. Peygamber'e gelip
daha bana sormadan durumu ona bildirdim. Bana:
- "Nafi1! Onu
getiren tekrar götürdü" dedi. [51]
413) Yala
İbn Murre es-Sekafî anlattı:
Rasulullah'la birlikte
yürürken, bir yerde konakladık. Rasulullah kalktı. Bir ağaç yeri yararak gelip
onu gölgeledi. Daha sonra yerine döndü.
Uyanınca bunu O'na
anlattım. O da şöyle dedi:
"Bu, bana selam
vermek için Aziz ve Celil olan Rabbinden izin isteyen ve kendisine izin verilen
bir ağaçtır" buyurdu. [52]
414) Ya'la
İbn Murre anlattı:
Bir gün, Rasulullah'la
birlikte Cebane'ye çıktım. Sonunda yürümeğe karar verdik. Rasulullah (s.a.v.):
- "Haydi baksana! Beni örtecek birşey
görebiliyor musun?" dedi. Ben:
-Bir ağaçtan başka
seni örtecek birşey göremiyorum ama seni örteceğini zannetmiyorum, dedim.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Onun yakınında
ne var?" dedi. Ben:
- Onun aynısı veya ona
yakın bir ağaç, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "Onların yanına git ve şöyle söyle.
Rasulullah sizin, Allah Tea-la'nm izniyle birleşmenizi emrediyor" dedi.
Ağaçlar birleşti.
Rasulullah (s.a.v.) defi hacetine çıktı ve sonra döndü. Bana:
- "Onların yanma
git ve şöyle de: Rasulullah (s.a.v.) sizin herbiri-nrzin yerine dönmesini
emrediyor" dedi. Ben de tekrar döndüm. [53]
415) Cabir
îbn Abdillaİı anlatmıştır:.
Rasûlullah'Ia (s.a.v.)
birlikte yürüdük. Sonunda geniş bir vadiye indik. Rasûlullah (s.a.v.) def-i
hacete gitti. Ben de bîr su kabıyla kendisini takip ettim, Rasûlullah (s.a.v.)
etrafına baktı fakat kendisini gizleyecek birşey göremedi. Birden vadinin
kenarında iki ağaç gördü. Rasûlullah (s.a.v.) hemen bunlardan birine giderek
dallarından birini tuttu ve:
- "Allah'ın
izniyle.bana itaat et" dedi.
Dal, sürücüsüne uyan
gemli deve gibi Rasulullah'a itaat etti. Öteki ağaca da gidip dallarından
birini tutarak:
- "Allah'ın
izniyle bana uy" dedi. O da aynı şekilde Rasulullah'a i-taat etti. İkisinin
ortasına varınca aralarını birleştirip:
- "Allah'ın izniyle benim üzerime
kapanın" dedi. Onlar da hemen kapandılar.
Cabir şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)
yakınında olduğumu hissederse uzaklaşır korkusuyla oradan çıkarak koştum,
oturdum. Bir de ne göreyim, Rasûlullah (s.a.v.) geliyor, o iki ağaç da
birbirinden ayrılmış ve her biri gövdesinin üzerine doğrulmuştu. [54]
416) Cabir
anlattı:
Rasûlullah'Ia birlikte
çıktık. Ağaç bulunmayan bir yere gelip konakladık. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Cabir! Benim
peşimden su getir" dedi.
Onun peşine düştüm.
Ağaçlık bir yere vardık. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Cabir! şu iki
ağaca git, onlara: Rasûlullah size "Birleşin" diyor, de"
buyurdu.
îki ağaç yeri kazarak
gelip birleştiler. Rasûlullah (s.a.v.) abdest alıp:
- "Cabir! Onlara
git ve yerlerine dönmelerini söyle" dedi. [55]
417) îbn
Bureyde'nin babası şöyle anlattı: Bir bedevi, Peygamber'e (s.a.v.) gelip:
-Ya Rasulellah! Ben,
müslüman oldum. Bana birşey göster ki, o-nunla imanım artsın, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Ne istiyorsun?"
dedi. Bedevi:
- Şu ağacı çağır da
sana gelsin, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Git, onu
çağır" dedi. Bedevi onun yanma gidip:
- Rasulullah'a icabet et, dedi. Ağaç bir
tarafına eğildi. Kökleri koptu. Sonra başka tarafa eğildi. Yine kökleri koptu.
Sonun da Pey-gamber'e gelip:
- Es-Selamu aleyke, ya
Rasulellah! dedi. Bedevi:
- Bana yeter, yeter,
dedi. Peygamber (s.a.v.) ağaca:
- "Dön"
dedi. Ağaç yerine döndü. Köklerinin üzerine oturdu. [56]
418) Ibn
Ömer şunu anlattı:
Bir yolculukta
Rasulullah'la birlikteydik. Bir bedevi geldi. O'na yaklaşınca, Rasûlullah
(s.a.v.):
- Nereye gitmek
istiyorsun? dedi. Bedevi:
- Ailemin yanma, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Sana faydası olacak
hayırlı bir haber vereyim mi? dedi. Bedevi:
- Nedir o, faydalı
haber? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Tek ve ortağı
olmayan Allah'tan başka ilah olmadığına ve Mu-hammed'in O'nun kulu ve elçisi
olduğuna şehadet edersin" dedi. Bedevi:
- Senin bu söylediğine şehadet edecek bir
delilin var mı? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Şu ağaç"
dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
vadinin kenarındaki ağacı çağırdı. Ağaç yeri kazarak gelip Rasulullah'm
karşısında durdu. Rasûlullah (s.a.v.) ondan üç defa şehadet getirmesini istedi.
Ağaç da üç defa şehadet getirdi. Sonra daha Önceki yerine döndü. Bedevi kavmine
dönüp:
-Eğer onlar bana
uyarlarsa, onları sana getiririm. Değilse döner, seninle birlikte olurum, dedi.
[57]
419) îbn
Abbas anlattı: Bir bedevi Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:
- Ya Rasulellah! Senin
Allah'ın Rasulü olduğunu nasıl bileyim? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Şu hurma ağacından şu salkımı çağırsam
gelirse, ne dersin? Benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet eder misin? dedi.
Bedevi:
-Evet, şehadet ederim,
dedi.
Peygamber (s.a.v.) onu
çağırdı. Hurma salkımı ağaçtan inmeğe başladı ve sonunda yere düştü. Sonra da
zıplamağa başladı ve Peygam-ber'in (s.a.v.) yanına geldi. Rasûlullah (s.a.v.)
ona:
- "Dön" dedi
ve yerine döndü. Bedevi:
- Senin Allah'ın
Rasulü olduğuna şehadet ediyorum, diyerek iman etti. [58]
420) Ebu
Ubeyde İbn AbdiUah şunu anlattı:
Mesruk bana şunu
söyledi: Baban bana, bir ağacın Peygamber'i (s.a.v.) cinlerden sakındırdığını
söyledi.
Dinsizler, bu bir
büyüdür, derlerse, biz de sihir, hayal ve göz bağcılıktır, gerçek değildir,
deriz.
Yüce Allah şöyle
buyurmuştur: "Bir de baktı ki büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları
gerçekten koşuyor gibi görünüyor." [59]
îbn Akü şöyle
demiştir: Eğer sihir, eşyanın aynım değiştirseydi i'caza denk olurdu ve bizim
onu Peygamber'in mucizelerinden ayırdet-memiz mümkün olmazdı. Çünkü Allah
bizler için mucizenin Peygamber'in peygamberliğini ispata dair bir yol
bırakmamıştır. Eğer biz sihirbazın -tıpkı peygamber'in mucizesinde olduğu gibi-
eşyanın hakikatini değiştirdiğini kabul edersek o zaman geriye Peygamber'i
sihirbazdan ayırdedecek bir özellik kalmaz ve meseleyi tahkik etme yolu kapanmış
olur.
Birisi şöyle dese:
Yüce Allah, öldürülenin başkası olduğunu bildirmişken, Allah'ın "Onu ne
öldürdüler ne de astılar, fakat (öldürdükleri) onlara Isa gibi
gösterildi" [60]
ayetinde bizim için akıllara ne derece güvenilir?
Cevap şudur: Kadir olan
(Allah) o sırada en uygun olana göre, hikmeti, onun korunmasını ve kafirleri
niyet ettiklerinden aciz bırakmalarını gerektirdiği için çekip almıştır.
Akıllara güvenilmeseydi balın tatlı olduğuna güvenmemek caiz olurdu. Çünkü
yiyeceklerin ve mizaçların durumuna göre başka bir durumda onun acı olduğu
anlaşılır.
Birisi: Mucizeyle aynı
cinsten olan sihir, kehanet ve başka şeylerin vaki olmasının yararı nedir?
derse, şöyle cevap verilir: Maksat mucizeyi gözbağcılığından ayırma
mükellefiyeti getirmektir. Bunları birbirinden ayırdeden içtihat sevabına nail
olur. Peygamberler birbirlerini desteklerlerken büyücüler ise daima
birbirlerini tenkit ederler.[61]
421) Said
İbn Zeyd şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
Hıra'dayken, dağ hareket etti. Peygamber (s.a.v.) ayağıyla ona vurarak:
- "Sakin ol Hıra! Senin üzerinde ancak
bir peygamber veya bir sıddîk yahut bir
şehit bulunmaktadır" dedi.
Peygamberin {s.a.v.)
yanında Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, ez-Zubeyr, Sa'd, Abdurrahman vardı.
Dokuzuncunun adım vermemi isteseydin, onun da adını verirdim, dedi. O'na, onun
kim olduğunu bize söyle diye çok ısrar ettiler. Bunun üzerine "ben"
diye cevap verdi. [62]
422)
(Abdullah İbn) Cafer şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir gün Ensar bahçelerinden birine girdi. Karşısına bir deve çıktı. Rasûlullah
(s.a.v.) onun inlediğini ve gözyaşı döktüğünü gördü, Rasûlullah (s.a.v.) onun
boynunu ve kulağım okşadıktan sonra deve sakinleşti. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Devenin sahibi
kim?" dedi. Enaar'dan bir genç gelip:
- O deve bana aittir,
Ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Allah'ın seni
sahibi yaptığı bu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bana senin onu aç
bıraktığını ve ona sert davrandığını şikayet ediyor" dedi. [63]
423) Yala
İbn Murre anlatmıştır:
Bir gün Peygamber
(s.a.v.)'m yanında oturuyordum. Ansızın bir deve gelip hemen boynunu onun önüne
uzattı. Sonra ağladı. Bunun ü-zerine Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Yazık sana! Şu
devenin sahibine bak. Onun önemli bir durumu var" dedi.
Hemen devenin sahibini
aramağa başladım. Onun, Ensardanbiri-sine ait olduğunu anladım. Adamın
Peygamberin (s.a.v.) yanma gitmesini söyledim. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bu devenin hali ne
böyle? dedi. Adam:
- Vallahi durumunun ne
oludğunu bilmiyorum. Su taşıyamaz duruma gelinceye kadar onu çalıştırdık. Dün
gece-onu kesip etini taksim etmeyi kararlaştırdık, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bunu yapma!
Onu bana ver yahut bana sat" dedi. Adam:
- Tamam, senin olsun
ya Rasulellah! dedi.
Deveye sadaka damgası
vurup (onu) O'na gönderdi. [64]
424) Enes
ahlattı:
Ensar'dan bir ailenin
su taşıdıkları bir develeri vardı. Deve onlara zorluk çıkarmağa ve sırtına
bindirmemeğe başlayınca Rasû-lullah'a (s.a.v.) gelip huysuzluğunu şikayet etmek
üzere:
- Ekinlerimiz susadı,
dediler. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına:
- "Kalkın"
dedi.
Sahabiler kalkıp
bahçeye girdiler. Deve de bahçenin bir köşesinde duruyordu. Peygamber (s.a.v.)
ona doğru yürüdü. Ensarlı aile:
-Ya Rasulellah! O
köpek gibi oldu. Sana saldırmasından korkuyoruz, dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Ondan bana bir
zarar gelmez" dedi.
Deve Rasûlullah'ı
(s.a.v.) görünce O'na doğru geldi ve önünde secde yapmak üzere eğildi.
Rasûlullah (s.a.v.) onun alnından tuttu ve onu o güne kadar görülmemiş bir
şekilde uysallaştirdi. Böylece deveyi çalışır hale getirdi. Ashabı Rasûlullah'a
(s.a.v.):
-Ey Allah'ın nebisi!
Bu, aklı olmayan bir hayvan olduğu halde sana secde ediyor. Bizim aklımız
olduğuna göre, biz sana secde etmeye daha çok hak sahibiyiz, dedi. Bunun
üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- "İnsanın insana
secde etmesi doğru değildir. Eğer insanın insana secde etmesi doğru olsaydı,
üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı, kadının kocasına secde etmesini
emrederdim" dedi. [65]
425) Cabir
İbn Abdillah şunu anlattı:
Biz, Peygamberle
(s.a.v.) birlikte bir seferden gelmiştik. Ensar'ın bahçelerinden birine vardık.
Orada bahçeye hiç kimseyi sokmayan, huysuzluk yapan bir deve gördük.
Bunu, Rasûlullah'a
(s.a.v.) söylediler. Rasulullah bahçeye kadar geldi.
Deve böğürdü, dudağını
yere koyarak Rasulullah'm yanına geldi ve önünde çöktü. Rasulullah (s.a.v.):
- "Bir yular
getirin" dedi. Yuları deveye takıp sahibine verdi. Daha sonra sahabilere
dönüp: "Gökle yer arasında hiçbirşey yoktur ki benim Allah'ın Rasulü
olduğumu bilmesin. Bundan cinlerin ve insanların asileri müstesnadır"
dedi. [66]
426) Cabir
şöyle anlattı:
Rasuîullah'la birlikte
bir yolculuğa çıktım. Ansızın bir deve ortaya çıktı. Tam ortaya gelip onun
önünde eğildi. Rasulullah (s.a.v.) oturup sahabilere:
- "Devenin sahibi
kim?" dedi. Ensar'dan birkaç genç:
- Bizim ya Rasulellah!
dedi. Rasulullah:
- Bu devenin hali ne
böyle? dedi. Gençler:
- Biz onunla yirmi
sene su taşıdık. Semiz ve yağlı olduğu için onu boğazlayıp çocuklarımız
arasında taksim etmek istedik. Ama bizim elimizden kurtuldu, dediler.
Rasulullah (s.a.v.):
- Onu bana satar
mısınız? dedi. Onlar:
- Hayır, o senin
olsun, ya Rasulellah! dediler. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Değilse eceli
gelinceye kadar ona güzel davranın" dedi. , Müslümanlar o sırada:
-Ya Rasulellah! Sana
secde etmeğe bizim hayvanlardan daha çok hakkımız var dediler. Rasulullah (s.a.v.):
- "Birşeye secde
edilmesi uygun değildir. Eğer böyle birşey olsaydı, kadınların kocalarına secde
etmeleri gerekirdi" dedi.
Başka bir rivayette
şöyledir:
"Sizin bu deveniz
sizden yakınıyor ve sizin gençken onu kullandığınızı, yaşlanınca da onu kesmek
istediğinizi iddia ediyor,"[67]
427) Enes
îbn Malik anlattı:
Bir gece Medine halkı
korktu. Rasûlullah (s.a.v.) Ebu Talha'ya ait çıplak bir at üzerinde sesin
geldiği tarafa gitti ve:
- "Artık korkmayacaksınız"
dedi.
Enes şunu ilave etti:
At daha önce geride kalıyordu. Ancak bu o-laydan sonra onun önüne geçilemedi. [68]
428) Cabir
şunu anlattı:
Bir devenin üzerinde
gidiyordum. Deve çok yorulup yürüyemez hale geldi. Onu salıvermek istedim.
RasuLullah bana yetişip ayağıyla ona vurdu ve onun için dua etti. Bundan sonra
deve benzeri görülmedik bir şekilde yürür oldu. [69]
429) Enes
şunu anlattı:
Müslümanlar Huneyn'de
bozguna uğradılar. Rasûlullah (s.a.v.) de Düldül adını koyduğu boz katırın
üzerindeydi. Rasûlullah (s.a.v.) katıra:
- "Düldül! Yere
yapış" dedi. Düldül karnını yere yapıştırdı. Rasûlullah da bir avuç
toprak alıp onu yüzlerine attı ve:
"Hamim, Size yardım
edilmeyecek" dedi.
Biz hiç ok atmadan ve
mızrakla yaralamadan düşman yenildi. [70]
Başka bir rivayette
şöyledir: Allah, onların arasında gözünü toprağın doldurmadığı hiçbir insan
yaratmamıştır.
Bu hadisin tariklerini
(senedlerini) İnşaalahu Teala Huneyn savaşında anlatacağız.[71]
430)
Abdullah İbn Mes'ud anlattı:
Peygamber (s.a.v.)
(Fetih günü, Mekke'ye) girdi. Kabe'nin etrafında 360 put vardı. Elindeki bir
değnekle:v
- "Hak geldi,
batıl yıkılıp gitti. Batıl, zaten yıkılmağa mahkumdur" diyerek putları
dürtmeye başladı. [72]
431) îbn
Abbas şunu anlattı.
Rasûlullah (s.a.v.)
Fetih günü Mekke'ye, Ka'be'nin etrafında 360 put olduğu halde girdi.
Rasulullah'ın elinde bir değnek vardı. Onlara i-şaret etmeğe ve şöyle demeğe
başladı:
"Hak geldi, batıl
yıkılıp gitti. Zaten, batıl yıkılmağa mahkumdur. Hak geldi, artık batıl ne bir
şey ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir.1' Bunun hemen arkasından putlar,
dokunmadığı halde sırt üstü gelmeğe başladılar. [73]
Kitabın yazarı (Allah
ona rahmet etsin) şöyle dedi:
Bunlardan bazıları
daha önce geçti. O, müşriklerin Haşimoğulla-rına boykot için yazdıkları sayfada
bulunan haksızlık ve zulümle ilgili yerleri güvenin (bir böcek) yediğini haber
vermiştir.
432) Cabir
İbn Semura şöyle demiştir: Ben Rasûlullah1 m:
- "Müslümanlardan bir topluluk beyaz
saraydaki Kisra hanedanının hazinesini mutlaka ele geçirecektir" dediğini
duydum. [74]
433) Ebu
Hureyre şöyle anlattı: Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Kisra ölünce,
artık ondan sonra kisra yoktur. Kayser ölünce ondan sonra da Kayser yoktur,
Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onların hazineleri Allah
yolunda, mutlaka size verilecektir" buyurdu. [75]
434) Cabir
İbn. Semura şunu anlattı: Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Kisra öldükten
sonra Kisra yoktur. Kayser öldükten sonra Kayser yoktur. Allah'a yemin ederim
ki onların hazineleri Allah yolunda verilecektir" buyurdu. [76]
Yazar (Allah ona
rahmet etsin) şöyle demiştir: Bu hadiste şöyle bir kapalılık vardır. Birisi
şöyle diyebilir: Kisra ve Kay^er'densonra bu adlarla anılan bazı kimseler
hükümdarlık yapmıştır. Çünkü İran'ın her hükümdarına da Kayser deniliyordu.
Cevap şöyledir:
Mülkiyetin bir gerekçesi ve subutu yoksa, kişi o şeye malik sayılmaz zaten
saltanatları devamlı sallanıyordu ve sonunda yok olup gittiler.
435) Enes
şunu anlattı:
Mekke'yle Medine
arasında Ömer'le birlikteydik. Hilali görmeğe çalıştık. Ben keskin gözlü
birisiydim. Onu gördüm. Ömer'e
- Onu göremiyor musun?
demeye başladım. Ömer:
- Ben onu yatağımın
üzerinde sırt üstü yatarken göreceğim, dedi. Daha sonra bize Bedir ehlinden
bahsetmeye başladı.
Rasûlullah (s.a.v.)
bir gün önce bize onların yıkıldıkları yerleri göstermişti. O şöyle diyordu:
"Burası, yarın
inşaallah falancanın yıkılacağı yerdir. Şurası da inşaallah, yarın falancanın
yıkılacağı yerdir. [77]
O kişiler o yerlerde
yıkılıp ölmeye başladılar.
Ben de şöyle dedim:
Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onlar bunda isabet ettiler yani
Rasulullah'ın söylediği yerlere yıkıldılar.
436) Ebu
Hureyre şunu anlattı:
Hayber'de
Rasulullah'la birlikte bulunduk. Rasûlullah (s.a.v.) müslüman olduğunu iddia
eden birisi hakkında:
- "Bu
cehennemliklerdendir" dedi.
Çarpışma esnasında o
adam çok iyi savaştı sonunda yaralandı. Rasulullah'a:
- Ya Rasulellah! Senin cehennemliklerden
olduğunu söylediğin adam, bugün çok iyi savaştı ve öldü, denildi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "O, cehenneme
(gitmiştir)" dedi.
Bazı kimseler şüphe ve
zanna düşmek üzereyken onun ölmediği fakat ağır bir yarası olduğu söylendi.
Gece olunca, adam yaranın acısına dayanamayıp intihar etti. Bu, Peygamber'e
haber verildi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Allahu ekber,
benim Allah'ın kulu ve elçisi olduğuma şehadet e-derim" dedi. Sonra
Bilâl'e şunu herkese duyurmasını emretti:
- "Cennete ancak
müslüman bir nefis (kişi) girebilir. Allah bu dini, facir kişiyle de destekler.
[78]
437) Ebu
Humeyd es-Saîdî anlattı: Tebuk yılında Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çıktık.
Rasûlullah şöyle dedi:
"Sizin üzerinize
şiddetli bir rüzgar esecek. O rüzgarda sizden kimse . ayağa kalkmasın. Kimin
devesi varsa ipini sağlam bağlasın. [79]
Ebu Humeyd: Develeri
bağladık. Gece olunca üzerimize şiddetli bir rüzgar esti. Bir adam o rüzgarda
ayağa kalktı ve rüzgar onu Tayyi1 dağına attı.
438) Sevban
anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Aziz ve Celil
olan Allah, benim için yeri topladı. Böylece onun doğusunu ve batısını gördüm.
Ümmetimin mülkü benim için toplanan yere ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki
definede verildi." [80]
Yazar (Ebu'l-Ferec
Îbnu'l-Cevzi) şöyle demiştir:
Bunu, zayıfken ve
hiçbir belde üzerinde otoritesi yokken söylemiştir. Dediği gibi olmuştur.
Ümmetinin mülkü, doğunun başlangıcı olan Türk illerinden, batının sonu olan
berberi ülkeleri ve İspanya kıyılarına kadar ulaşmıştır.
439) Ebu
Sa'id el-Hudri şunu
söyledi: Ebu Katade
bana: Rasûlullah'ın (s.a.v.) Ammar'a:
- "Seni azgın
grup öldürecek" dediğini haber verdi. [81]
440) Ebu
Zerr anlattı:
Mescidde yatarken
yanıma Rasulullah geldi. Ayağıyla bana dokununca oturarak doğruldum'. Bana:
- "Ebu Zerr!
Oradan çıkarıldığında ne yapacaksın?" dedi. Ben de:
-Allah'ın Rasulünün
mescidine ve evime dönerim, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "Peki o,
ikisinden de çıkarıldığında ne yapacaksın?" dedi. Ben:
- O zaman kılıcımı
alır, onunla beni çıkaranlara vururum, dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "At bakalım! Siyah bir köle olsa bile,
onların seni çekip götürdükleri yere sen de onlarla birlikte
götürülürsün" dedi.
Ebu Zerr şöyle der:
Rabeze'ye sürüldüğümde, namaza kalktım. Sadaka devesi üzerinde bulunan siyah
bir adama geldi. Beni görünce dönmeğe beni öne geçirmeğe kalktı. Ben de:
Olduğun yerde kal, ben Rasulullah'ın emrine uyuyorum! dedim. [82]
441) Ebu
Hüreyre anlattı: Bir gün Rasulullah bize:
- "Kim, ben hadisimi bitirinceye kadar
elbisesini yayar ve sonra onu toplarsa, şüphesiz o, benden işittiği birşeyi
asla unutmayacaktır" dedi.
Ben de hemen elbisemi
yaydım, (veya çizgili kumaşımı demiştir) daha sonra bize konuşma yaptı.
Elbisemi toplayıp yanıma aldım. Vallahi, ondan duyduğum hiçbir şeyi unutmadım.
[83]
442) Abdullah
îbn Rafi', Ali'nin şöyle anlattığım duydu: Rasulullah (s.a.v.) beni, ez-Zubeyr
ve el-Mikdad'ı yola çıkarıp:
- "Hah bahçesine gidin, Orada bir cariye
var. Yanında da bir mektup var. O
mektubu ondan alın" dedi. Hemen atlarımızı koşturarak yola koyulduk.
Nihayet bahçeye geldik. Ansızın kadınla karşılaştık.
-Mektubu çıkar, dedik.
Kadın: -Bende mektup filan yok, dedi. Biz:
-Ya mektubu çıkarırsın
ya da elbiseleri üzerinden atarsın, dedik.
Kadın mektubu çıkardı.
Onu, Rasulullah'a getirdik. Mektupta: Hatıb İbn Ebi Beltea, Mekke'li
müşriklerden bazı kimselere, Rasû-lullah'ın (s.a.v.) bazı işlerini haber
veriyordu. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Hatıb! Bu ne
böyle? dedi. Hatıb:
- Ya Rasulellah! Benim
hakkımda karar vermekte acele etme! Ben, Kureyşliler içinde yanaşma bir
kişiyim. Asıl Kureyşlilerden değilim. Muhacirlerin Mekke'deki ailelerini
koruyacak akrabaları var. Benim nesep yönünden onların arasında yakınım
olmayınca, onlardan dost e-dinip onunla akrabamı korumalarını istedim. Bunu
küfre saptığım veya dinimden döndüğüm veyaislamdan sonra küfre rıza gösterdiğim
içn yapmış değilim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "O size doğru
söyledi" dedi. Ömer:
- Bırak beni de şu
münafığın boynunu vurayım, dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "O Bedir savaşında bulunmuştu. Ne biliyorsun?
Belki de Allah, Bedir savaşına katılmış olanlara: "Siz istediğinizi yapın.
Ben sizi bağış-ladam" demiştir" buyurdu, [84]
443) Ebu
Bekre şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
namaz kılıyordu. Ali'nin oğlu Hasan Rasûlullah (s.a.v.) secde yaptığında sırtına
atlıyordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
- "Benim bu oğlum
(torunum) efendidir. Allah, onun vasıtasıyla, yakında müslümanlardan iki
fırkanın (grubun) arasını düzeltecek." [85]
444) Cabir
şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir seferden geldi, Medine'ye yaklaşınca, ner-deyse devenin üzerindeki kimseyi
sürükleyecek hızda bir rüzgar esti. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Bu rüzgâr
Medine'de ölen bir münafık yüzünden esti."
Medine'ye geldi.
Gerçeken o gün büyük münafıklardan birisi ölmüştü.
445) Adiyy
İbn Hatem şunu anlattı.
Peygamberin yamndayken
ona bir adam gelip yoksulluktan şikayet etti. Sonra başka bir adam gelip
yolların kesildiğinden yakındı. Rasûlullah (s.a.v.):
- Adiyy! Sen, Hire'yi
gördün mü? dedi. Ben:
- Orayı görmedim. Ama hakkında bilgim var
dedim. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Eğer Ömrün uzun olursa, sen bir kadının
Hire'den, Allah'tan başka kimseden korkmadan, Ka'be'yi tavaf etmeye gittiğini
göreceksin" dedi. Kendi kendime:
- Memleketi kasıp kavuran Tayyi'in kötü
adamları (o sırada) nerede olurlar? dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "Eğer ömrün uzun olursa, Kisra'mn
hazineleri ele geçirilecek" dedi. Ben:
- Hürmüz'ün oğlu
Kisra'nın mı? dedim. O şunu ilave etti:
- "Eğer ömrün
uzun olursa, bir adamın avuç dolusu altın ve gümüş çıkarıp onu kabul edecek
birisini aradığını ve onu kabul edecek birisini bulamadığını göreceksin"
dedi.
Ben bir kadının,
Allah'tan başka hiç kimseden korkmadan, Ka'be'yi tavaf için Hîre'den çıktığını
gördüm. Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın hazinelerini ele geçirenler arasında ben de
vardım.
Eğer uzun bir Ömür
sürerseniz, Ebu'l-Kasım'ın dediği gibi, kişinin avucu dolu olarak çıktığını
göreceksiniz. [86]
446) Ebu
Musa şöyle anlattı:
Kendisi (Ebu Musa)
Medine bahçelerinden birinde Rasulullah'la birlikteyken bir adam gelip kapının
açılmasını istedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Ona kapıyı aç
ve onu cennetle müjdele" dedi.
Bir de baktık ki gelen
Ebu Bekr (r.a.). Sonra başka birisi kapının açılmasını istedi. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Ona kapıyı aç
ve onu cennetle müjdele" dedi.
Bunun da Ömer olduğunu
gördük. Ona kapıyı açtım ve onu cennetle müjdeledim. Daha sonra bir başkası
kapının açılmasını 'istedi. Rasulullah (s.a.v.) bir yere yaslanmıştı, doğrulup
oturdu ve:
- "Ona kapıyı aç
ve onu, başa gelecek bir bela şartıyla cennetle müjdele" buyurdu. Bir de
baktım gelen Osman'dır. Ona kapıyı açtım ve onu cennetle müjdeledim.
Rasulullah'm dediğini de haber verdim. Osman;
-Yardım dilenecek
sadece Allah'tır, dedi. [87]
447) Ebu
Hureyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Siz,
ayakkabıları çarık olan bir kavimle savaşmadıkça yine, gözleri küçük (yüzleri
kırmızı) burunları basık sanki yüzleri deri üstüne, deri kaplanmış kalkanlar
gibi (kalın) olan Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz."[88]
448) Ebu
Said el-Hudri şunu anlattı:
Bir defasında, biz Rasûlullah'm
(s.a.v.) yanındaydık. Bir malın taksimini yapıyordu. O sırada, Teinim
oğullarından birisi olan Zulhu-vey'e sıra geldi ve:
- Ya Rasulallah! Adil
ol, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Yazık sana! Ben adil
olmazsam, kim adil olur? Adil olmazsam, ben istek ve emelime kavuşamamışım
demektir, dedi. Ömer:
-îzin ver, onun
boynunu vurayım, dedi. Peygamber (s.a.v.):
- Onu bırak. Çünkü
onun öyle arkadaşları var ki kıldıkları namazın yanında, sizden birisi kendi
namazını küçümser, oruçlarının yanında kendi orucunu küçümser. Bunlar Kur'an
okurlar, fakat okudukları Kur'an boğazlarını geçmez. Dinden, okun avı delip
geçtiği gibi çıkarlar. Böyle bir okun demirinde nasıl (kan olarak) birşey
bulunmaz, sonra giriş yerine bakılır, yine birşey bulunmaz, sonra ağaç kısmına
bakılır, orada da birşey bulunmaz, tüy kısmına bakılır, orada da birşey
bulunmaz. Halbuki ok avın işkembesini ve kanı delip geçmiştir. Onların alameti
siyah bir adamdır. Bu adamın pazılarından biri, kadın memesi veya sallanan et
parçası gibidir. Bunlar, insanların tefrikaya düştükleri zaman çıkar"
buyurdu. [89]
Ebu Said sözüne şöyle
devam eder: Ben, bu sözü Rasulullah'tan i-şittiğime şehadet ederim. Yine
şehadet ederim ki, Ali İbn Ebi Talib ben de onunla birlikteyken, bu adamlarla
savaştı. O, siyah adamın aranmasını emretti ve adam aranıp bulundu.
Getirildiğinde ona baktım. Tıpkı Easûlullah'm (s.a.v.) tarif ettiği gibiydi.
449) Cabir
şunu anlattı:
Hayber günü,
Rasülullah'a (s.a.v.) Safıyye, onun kocası ve kardeşi getirildiler. Rasûlullah
(s.a.v.), hiçbir şeyi gizlememeleri şartıyle onlara eman vermişti. Eğer birşeyi
gizlerlerse kanlarının dökülmesi helal olacaktı. Birisi doğruyu söylemiş,
gizlememişti. Ama Safıyye'nin kocası Kinane ondan hazine tulumlarım gizlemişti.
Onların içinde birçok zinet vardı. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Kinane! Sen bana, benden hiçbir şeyi
gizlememek üzere söz vermiştin. Hazine tulumları nerede?" dedi. Kinane:
- Senden hiçbir şeyi
gizlemedim, dedi.
Cebrail, Rasûlullah'a
(s.a.v.) gelip hazinenin yerini bildirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına:
- "Gidin, o falan
falan yerdedir" dedi.
Kinane Rasûlullah'a
getirilince onların boyunlarının vurulmasını emretti ve onların boyunları
vuruldu. Rasûlullah (s.a.v.) Bilal'e:
- "Safıyye'yi
getir" dedi.
Bilal, Safıyye'yi
getirirken iki cesedin yanından geçirdi. Rasûlullah (s.a.v.) bundan
hoşlanmadı. Bu yüzündeki ifadeden anlaşıldı. Rasûlullah (s.a.v.) Safiyye'nin
yanına gitti ve onu azat edip kalan akra-balalarının yanma dönmek veya müslüman
olup kendisine eş yapmak arasında muhayyer bıraktı. Safîyye:
-Ben, Allah'ı ve
Rasulünü seçiyorum, dedi. Rasûlullah müslüman-lara:
- "Annenizden uzak durun" dedi.
Hayber'den altı mil uzaktayken onunla gerdeğe girmek isteyerek mola verdi.
Safıyye kabul etmedi. Rasûlullah (s.a.v.) onun
bu davranışına bozuldu. Sahba denilen yere gelince yine mola verdi.
Safîyye orada Rasulullah'ın arzusunu kabul etti. Rasûlullah (s.a.v.):
- "İlk defada gerdeğe girmekten kaçınmana
sebep neydi?" dedi. Safıyye:
-Yahudilere yakın
olmamız sebebiyle, sana bir kötülük yapmalarından korktum, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
onunla gerdeğe girdi. Ebu Eyyub geceyi, Rasulullah'ı korumak üzere çadırının
etrafında dolaşarak geçirdi. Peygamber (s.a.v.) attığı adımlarının sesini
duyunca:
- "Kim o? dedi. O
da:
- Halid îbn Zeyd,
dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ne var? Ne
oluyor?" dedi. Halid:
- Bu kadının sana bir
kötülük etmesinden korktuğum için bu gece hiç uyumadım, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
ona dönmesini emretti ve o da döndü gitti.
450)
Abdullah İbn Abbas şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
tavaf esnasında Ebu Sufyan'a yetişip:
- "Ebu Sufyan! Seninle Hind arasında şöyle
şöyle olmadı mı?" dedi.
Ebu Sufyan içinden:
Hind benim sırrımı başkasına açtı. Ben ona şunu şunu yapacağım diye geçirdi.
Rasûlullah (s.a.v.)
tavafını bitirince, yine Ebu Sufyan'a varıp:
- "Ebu Sufyan!
Hind'e haksızlık etme. O bana, senin hiçbir sırrını açmadı" dedi. Ebu
Sufyan:
- Senin Allah'ın
Rasulü olduğuna şehadet ediyorum. Benim içimden geçeni sana kim haber verdi?
dedi. [90]
451) Asım
İbn Kuleyb şöyle rivayet etti.
Babam bana şunu
anlattı: Bana da Ensar'dan birisi anlattı: Çocukken, babamın yanında,
Rasulullah'la birlikte çıktık. Karşımıza bir adam.geldi ve:
-Ey Allah'ın Rasulü!
Falanca kadın seninle ashabını yemeğe davet ediyor, dedi.
Peygamber ve
beraberindekiler gittiler. Biz babalarımızdan ayrı olarak çocukların oturduğu
yerlere oturduk. Yemek getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) elini yemeğe uzattı,
onlar da uzattılar. Ashabı Rasulul-lah'm lokmayı yutmayıp ağzında döndürdüğünü
görünce yemekten ellerini çekiler. Lokmayı ağzında geveledikten sonra çıkardı
ve:
- Bu, sahibinden
izinsiz alınmış bir koyun etidir. [91]
Kadın kalkıp:
- Ey Allah'ın Rasulü!
Seni ve ashabını yemekte bir araya getirmek istedim. Baki'a adam gönderdim.
Satılık hiçbir şey bulamadım. Kardeşime bana koyununu göndermesi için adam
gönderdim. Kardeşim orada olmadığı için ailesi koyunu bana verdi.
452) Enes
anlatmıştır:
Peygamber (s.a.v.),
Mu'te'ye katılanların şehid oluşlarını minberdeyken haber vermiştir. Önce
Zeyd'in sonra Ca'fer'in sonra da İbn Ra-vaha'nm şehit oluşlarını anlatmış daha
sonra:
- Şimdi sancağı
Allah'ın kılıçlarından birisi olan Halid Îbnu'l-Velid aldı, demiştir.
453) Hz.
Aişe anlatmıştır: Peygamber (s.a.v.) Aişe'yi bir kadına göndermişti. Aişe:
- Önemli bir şey
görmedim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Yanağında bir ben gördün de tepeden
tırnağa kadar ürperdin" dedi. Aişe de:
- Senin için sır diye
birşey yoktur. Kim, senden saklayabilir ki! [92]
454)
Süleyman Ibn Surad şunu anlattı: -Hendek savaşında Rasûlullah (s.a.v.):
- "Artık bundan
böyle biz onlara (müşriklere) karşı savaşacağız. Onlar bizimle
savaşamayacaklar (bizonlara doğru yüreyeceğiz)"buyurdu.
Ebu Nuaym: Allah bunu
gerçekleştirmiştir. Rasûluîlah (s.a.v.) kendisine savaş açılmadan onlarla
savaştı. [93]
455)
El-Abbas îbn Abdilmuttalib şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Din üstün
gelecek, hatta denizleri aşacak ve Allah yolundaki atlarla denizlere
dalınacak."[94]
456) Osman
İbn Suheyb'in babası Rasulullah'm bir gün Ali'ye şunu söylediğini anlattı:
- "İnsanların en
azgını kimdir?" Ali:
- Deveyi boğazlayan kimsedir, ya Rasulellah!
dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Doğru
söyledin. Diğerlerinin en azgını kimdir?" dedi. Ali:
- Bilmiyorum, ya
Rasulellah! dedi. Rasûlullah:
- "Buna vuran
kimsedir" deyip başının tepesine (bıngıldağına) işe-ret etti.
Ali (r.a.) Irak
halkına:
-Vallahi, onların en
azgınının ayaklanmasını ve bunu sakalım bundan boyamasını isterdim, derdi ve
elini başının ön tarafına koyardı. [95]
457)
Abdullah İbn ömer anlatmıştır:
Rasulullah'la birlikte
Taife giderken bir kabre uğradık. Rasulullah'ın şöyle dediğini duydum:
- "Bu,
Sakiflüerin atası olan Ebu Riğal'in kabridir. O, Semud'dan-dı. Harem'de
bulunduğu için korunuyordu. Harem'den çıkınca, kavminin başına gelen bela,
onun da başına gelmişti. Oraya defnedildi. Bunun delili onun yanma altın bir
çubuğun gömülmüş olmasıdır. Eğer kabrini kazarsanız, o altın çubuğu orada
bulursunuz." [96]
Cemaat hemen oradan
altın çubuğu çıkardı.
458) Ibn
Ömer şunu anlattı:
El-Esvedu'1-Ansî'nin
öldürüldüğü gece, bize müjdelemesi için Rasûlullah'a (s.a.v.) semadan haber geldi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Dün gece
el-Esved öldürüldü. Onu mübarek bir adam öldürdü" dedi. -Kim? diye
soruldu. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Feyruz
kazandı, Feyruz" dedi. [97]
459) Ummu
Zerr anlattı:
Ebu Zerr'in vefatı
yaklaşınca, ağladım. Ebu Zerr:
-Ağlama! canını sıkma!
Bir gün, Rasulullah'm, benim de aralarında bulunduğu bir gruba:
- "Sizden birisi, kır bir yerde vefat
edecek. Onun cenazesinde müminlerden küçük bir topluluk bulunacak"
dediğini duydum. Orada benimle birlikte
bulunanların hepsi, topluluklar içinde ve köylerde vefat ettiler] Şimdi kırda
ölecek olan benim. Vallahi, ben şimdiye kadar ne yalan söyledim, ne.de
yalanlandım. Yolu gözet, dedi. Ben:
-Hacılar gitti. Yoldan
el ayak kesildi, dedim. Ben, sık sık tepeye kadar gidiyor, sonra yanma dönüp
ona bakıyordum. Ansızın hayvanlarına binmiş bazı insanlar gördüm. Elbisemle
işaret ettim. Süratle gelip:
-Neyin var? dediler.
-Müslümanlardan birisi
ölüyor, dedim.
-O kimdir? dediler.
Ben de: ı
-Ebu Zerr, dedim.
Onlar:
-Allah'ın Rasulü'nün
sahabisidir, dediler. Ben:
-Evet, dedim. Onlar da
onun için babalarımız ve analarımız feda olsun dediler. Birisi Ebu Zerr'i kefenledi
ve onu gömdüler. [98]
460) Ebu
Hüreyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
- "Cehennemliklerden
görmediğim iki sınıf vardı: Birisi, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar
bulunup onlarla insanları döven bir kavim. Diğeri de giyinmiş çıplak,
sallanarak yürümeyi öğreten, kırıtkan, başları Horasan develerinin eğik
hörgüçleri gibi olan bazı kadınlar. Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu
da duyamacaklardır. Halbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan
duyulacaktır" buyurdu. [99]
461) Ebu
Nevfel şunu söyledi:
Îbnu'z-Zubeyr
öldürülünce, Haccac onun annesi, Esma'ya adam gönderdi. Esma ona:
-Rasûlullah (s.a.v.)
bize şöyle buyurmuştu: "Sakif kabilesinde bir yalancı ve bir can alıcı
vardır." Yalancıyı gördük. Can alıcının da, senden başkası olacağını
zannetmiyorum, dedi. [100]
462) Ebu
Harun el-Abdi şunu anlattı:
Ebu Said el-Hudri'nin
yanma girmiştik. Şöyle dedi: Rasulullah'ın vasiyetine hoş geldiniz. Rasûlullah
(s.a.v.) şöyle buyurmuştu:
- "Size dünyanın çeşitli yerlerinden ilim
öğrenmek için bazı kem-seler gelecek. Onlar size geldiklerinde iyi
davranınız." [101]
463) İbn Abbas şunu söylemiştir: Rasûlullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Siz dinliyorsunuz ve sizden dinlenecek,
sizden dinleyen kimselerden de dinlenecek." [102]
464) Ummu Varaka Bint Abdillah İbn el-Haris'ten
rivayet edilmiştir.
Rasûlullah (s.a.v.)
Ummu Varaka'yı, her cuma ziyaret ederdi. Bedir savaşında o:
-Seninle birlikte
(savaşa) gitmem için bana izin verir misin? Hastalarınıza bakar,
yaralılarınızı tedavi ederim. Belki Allah bana şehitlik nasib eder, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Sen evinde
kal, çünkü Allah sana şehitliği verir" dedi.
O, kendisinin
ölümünden sonra, kölesiyle cariyesinin azat edilmelerini emretmişti. Ölümü
gecikince cariyeyle köle onu bir kadife örtünün içine sarıp boğdular. O ölünce
kaçtılar.
Ömer geldi. Ona:
Ummu Varaka'yı
kölesiyle cariyesi öldürüp kaçtılar, denildi.
Ömer topluluğun içinde
kalkıp şunu söyledi:
-Rasûlullah (s.a.v.)
Ummu Varaka'yi ziyaret eder ve:
- "Haydi şehid
hanımı ziyarete gidelim" derdi. Köleyle cariye yakalanıp getirildiler ve
asıldılar.
465) İbn
Abbas anlatmıştır:
El-Abbas esir edilince
ondan fidye (kurtulmaparası) istendi. O da:
-Benim param yok,
dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi:
- "Mekke'den çıkarken, Ummu'1-Fadl'a
bıraktığın para ne oldu? Yanınızda hiç kimse yoktu. Sen şöyle dedin: Bu
yolculuğumda başıma bir şey gelirse, şu kadarı el-Fadl'm, şu kadarı da
Abdullah'ın olsun dedin." El-Abbas:
-Seni hak ile
gönderene yemin olsun! Bunu insanlardan seninle benden başka hiç kimse
bilmiyor, Senin Allah'ın Rasulu olduğunu iyi biliyorum, dedi. [103].
466)
Muhammed İbn İshak şunu anlattı:
Umeyr îfcn Vehb, Bedir
savaşına katılanların yenilgiye uğramalarından biraz sonra, Safvan İbn
Umeyye'yle birlikte, Hıcr'da oturdu.
Umeyr, Kureyş'in cin
fıkirlilerindendi. Mekke'deyken Rasulullah'a ve ashabına eziyet ederdi. Oğlu
Vehb îbn Umeyr Bedir'de esir edilenler arasındaydı. Umeyr, kuyuya atılanların
başlarına gelenleri anlattı. Safvan:
-Vallahi, bundan sonra
yaşamanın tadı yok, dedi. Umeyr de ona:
-Doğru söyledin,
Vallahi, borcum olmasaydı ki, borcumu ödeyecek birşeyim de yok ve benden sonra
çoluk çocuğumun perişan olmalarından korkmasaydım, hayvanıma biner, Muhammed'e
gider ve onu öldürürdüm. Hem, benim, onlar tarafından kabul edilmem için bir
sebep de var. Oğlum, ellerinde esirdir, dedi. SarVan:
-Borcunu üzerime
alıyorum. Onu senin namına ben öderim, Çoluk çocuğuna da kendi çoluk çocuğumla
birlikte bakarım, dedi. Umeyr:
-Öyleyse, benim
durumumu ve kendi durumunu gizli tut, dedi.
Safvan:
-Tamam, öyle yaparım,
dedi.
Sonra Umeyr kılıcınm
bilenip zehirlenmesini emretti ve emri yerine getirildi. Kalkıp Medine'ye
geldi. Ömer, onun mescidin kapısında kılıcını kuşanmış bir halde devesini
ıhtırdığını görüp:
-Bu, Allah'ın düşmanı
Umeyr'dir. O, kötülükten başka bir maksatla gelmemiştir. Aramızı bozan ve
Bedir günü müşrikler hesabına bizim sayımızı tahmin eden de odur, dedi.
Ömer, Rasûlullah'm
(s.a.v.) yanına girip:
-Ya Rasulellah! İşte
bu Allah'ın düşmanı Umeyr! Kılıcını kuşanmış olarak gelmiş, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Onu yanıma
al" dedi. Ömer Umeyr'in yanına geldi. Boynundaki kılıcının bağını tuttu ve
çekip boynuna geçirdi. Ensar'dan
bazılarına:
-Siz de Rasûlullah'm
(s.a.v.) yanma girin ve oturun. Bu pisin O'na bir zarar vermemesi için dikkatli
olun. Çünkü o, güvenilir bir kimse değildir, dedi.
Ömer, onunla birlikte
Rasulullah'ın huzuruna girdi. Rasûlullah (s.a.v.) Ömer'in, Umeyr'in boynundaki
kılıç bağını sımsıkı tuttuğunu görünce:
- "Ömer! Onu serbest bırak! Yaklaş Umeyr!
" dedi. Umeyr yaklaşınca:
-Hayırlı sabahlar,
dedi.
Cahiliye devri
adamları arasındaki selâm böyleydi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Umeyr! Allah
bize senin verdiğin selamdan daha hayırlı bir selamı, cennetliklerinin
selamını lütfetti. Hem sen buraya niçin geldin? dedi. Umeyr:
-Elinizdeki esirimi
kurtarmak için geldim. Ona iyilik edin, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Peki boynundaki şu
kılıç ne? dedi. Umeyr:
-Allah, kılıçların
belasını versin. Onlar bir fayda verdi mi? dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Doğru söyle!
Sen buraya niçin geldin?" dedi. Umeyr:
- Sadece bunun için
(anlattığım şey için) geldim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Sen Safvan Ibn
Umeyye'yle birlikte Hıcr'da oturdun. Kureyş'in kuyuya atılanlarından
bahsettiniz. Sonra sen: Eğer borcum ve çoluk çocuğum olmasaydı gider Muhammed'i
Öldürürdüm, dedin. Safvan İbn Umeyye de beni Öldürmene karşılık, borcunu ödemeyi
ve çoluk çocuğunun geçimini üzerine aldı. Allah ikimizin arasına girip bana
yapacağın şeye engel oldu" buyurdu. Umeyr:
- "Şehadet ederim ki, sen Allah'ın
Rasulüsün! Biz seni yalanlar dururduk. Bu mesele, ancak benimle Safvan arasında
geçmişti. Vallahi, anladım ki, bunu sana ancak Allah haber vermiştir. Bana
İslam'ı gösteren, beni o doğru yola sevkeden Allah'a hamdolsun deyip kelime-i
şehadet getirdi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Kardeşinize dinini öğretin ve ona
Kur'an okutun. Esirini de serbest bırakın" dedi.
Rasulullah'm emrini
yerine getirdiler. Daha sonra Umeyr:
- "Ey Allah'ın Rasulü! Ben, Allah'ın
nurunu söndürmeye çalışır, Allah'ın dininde bulunanlara ağır işkencelerde
bulunur dururdum. Benim Mekke'ye gidip Mekke'lileri Allah'a ve İslam dinine
davet etmeme izin vermeni istiyorum. Belki Allah onlara doğru yolu gösterir de
nıüs-lüman olurlar, yoksa, daha önce
senin ashabına dinlerinden dolayı yaptığım işkence gibi, onlara da dinlerinden
dolayı işkence yapmak istiyorum, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
onun gitmesine izin verince Mekke'ye gitti. Safvan, Umeyr Mekke'den ayrıldıktan
sonra Kureyş müşriklerine:
- Yakında size, Bedir
savaşım unutturacak önemli bir olayla karşılaşacağınızı şimdiden müjdelerim,
derdi.'
Safvan gelen yolculara
Umeyr'i Sorardı. Nihayet bir yolcu gelip ona, Umeyr'in müslüman olduğunu haber
verince, Umeyr'le asla konuşmamağa ve ona yardımcı olmamağa yemin etti.
Umeyr Mekke'ye
gelince, halkı İslam'a davet etmeye ve kendisine karşı çıkanlara da eziyet
etmeğe başladı. Bazı kimseler onun vasıtasıyla müslüman oldular. [104]
Yazar şöyle demiştir:
Ebu'1-Vefa îbn Akîl
şunu söylemiştir: Rasulullah'ın gaib ve geleceğe dair olan şeyleri bildirmeye
girişmesinde büyük bir tehlike vardır. Çünkü el-Esved'le Museylime'yi
yaptıkları tahminler utandırmıştı. Haber, o ikisinin söylediğinin zıddına
çıkmıştı.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle
buyurur: "O, alevli bir ateşe girecek." [105].
Eğer o müslüman olsaydı, olan olurdu. Ancak Rasûlullah (s.a.v.) neticeleri
gözeterek konuşuyordu. Bu, onun çok güvenilir, olduğuna bir delildir. Onu bu
halde durduran Allah'a hamdolsun. O, ithamı gerektirecek şeylerle
yıkılmasından korkulmayacal^ şekilde delille hareket edendir. Bu da ancak
gerçekleştirmeye kadir olandan sadır olur.[106]
467) Cabir
anlatmıştır: Peygamberle (s.a.v.) ashabı, hendeği kazarken üç gün hiçbir şey
yemeden durdular. Sahabiler:
-Ya Rasulellah! Burada
çok sert bir yer var, dediler. Rasûlullah
(s.a.v.):
"Orayı su ile
ıslatın'1 dedi. Daha sonra balyozu alıp: "Bismillah" dedi. Ona üç
defa vurdu ve orası darmadağın olan bir kum yığını haline geldi.
Bir ara baktığımda
Rasûlullah'm (s.a.v.) karnına taş bağladığını gördüm. [107]
468) El-Bera
îbn Azib şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
bize Hendeğin kazılmasını emretti. Hendeğin bir yerinde balyozların işlemediği
bir kaya parçasıyla karşılaştık. Bunu Rasulullah'a söyledik. Rasûlullah geldi,
balyozu aldı ve:
-
"Bismillah" dedi. Bir vuruşta kayanın üçte birini kırdı. Sonra:
"Allahu ekber! Bana, Şam'ın anahtarları verildi. Vallahi, şu bulunduğum
yerden oranın kırmızı köşklerini görüyorum" dedi. Daha sonra yine:
"Bismillah" deyip tekrar vurdu. Kayanın üçte birini daha kırdı ve:
"Allahu ekber! Bana Fars'ın anahtarları verildi. Vallahi, şu bulunduğum
yerden, Medain'i ve onun beyaz köşkünü görüyorum" dedi. Sonra: "Bismillah"
deyip tekrar vurdu ve kayanın geri kalanını parçaladı. Yine: "Allahu
ekber! Bana, Yemen'in anahtarları verildi. Vallahi, şu bulunduğum yerden,
San'a'daki sarayı görüyorum" dedi. [108]
469) Cabir
şöyle dedi:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir hurma kütüğünün üzerinde hutbe okurdu. Marangoz bir kölesi olan Ensarlı bir
kadın:
-Ya Rasulellah! Benim
marangoz bir kölem var. Ona senin için, ü-zerinde hutbe okuyacağın bir minber
yaptırsam olmaz mı? dedi. Rasûlullah da:
- "Olur"
dedi.
Rasulullah için minber
yapıldı. -Cuma günü olunca, o minberin ü-zerinde hutbe okumağa başladı.
Daha önce üzerinde
durduğu kütük bebek gibi inlemeye başladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Bu, yanında
yapılan zikri dinlemekten uzak kaldığı için ağladı" dedi. [109]
470)
Et-Tufeyl İbn Ka'b, babasının şunu anlattığını söyledi.
-Ya Rasulellah! Sana,
cuma günü üzerinde duracağın, cemaatin seni görebileceği ve hutbelerini
işitebileceği bir minber yapmamı ister misin? dedi. Rasulullah da:
- "Olur"
diye cevap verdi.
Minbere üç basamak
yapıldı. Minber getirilip yerine konulunca ve Rasulullah (s.a.v.) minbere
çıkmak isteyince hurma kütüğünün yanından geçti. Kütük, çatlayıp parçalamncaya
kadar öküz gibi böğürdü. Rasulullah (s.a.v.) minberden inip eliyle onu okşadı
ve kütük sustu. Sonra tekrar minbere çıktı. Mescid yıkılıp değiştirilince (Hz.
Osman devrinde), bu kütüğü Übeyy İbn Ka'b aldı. Çürüyüp güve yeyinceye ve toz
toprak haline gelinceye kadar, Ubeyy'in yanında kaldı. [110]
471) Enes
anlatmıştır:
Rasulullah (s.a.v.)
cuma günü, sırtını dayadığı bir kütüğün yanında hutbe okurdu. Cemaat
çoğalınca:
- "Bana bir
minber yapın" dedi.
Rasulullah (s.a.v.)
için iki basamaklı bir minber yapıldı. Rasulullah hutbe okumak üzere minberin
üzerine çıkınca, kütük Rasulullah'a (s.a.v.) olan özleminden dolayı ağladı.
Ben mesciddeyken,
kütüğün özlem duyarak inleyip ağladığını duydum. Rasulullah (s.a.v.) minberden
ininceye kadar durmadan ağladı. İnip kütüğü okşadıktan sonra sustu.
Hasen bu hadisi
anlattığında ağlamış ve şöyle demişti: Allah'ın kulları! Aziz ve Celil olan
Allah'ın yanındaki derecesinden dolayı kütük, Rasûlullah'a (s.a.v,) özlem
duyarak ağlayıp inlediğine göre, siz onunla karşılaşıp buluşmak için özlem
duymaya daha çok hak sahibisiniz. [111]
472) İbn
Ömer anlatmıştır:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okudu. Minber edindikten sonra hurma
kütüğüne dayanmaktan vazgeçti. Hurma kütüğü ağladı. Peygamber (s.a.v.) gelip
ona elini sürdü. [112]
473) İbn
Abbas şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okurdu. Rumlardan (Bizanslılardan) birisi
ona geldi: Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bana bir minber yap da onun üzerinde
hutbe okuyayım" dedi. [113]
O adam Rasûlullah için
gördüğünüz şu minberini yaptı. Rasulul-lah hutbe okumak üzere minberin üzerine
çıkınca, hurma kütüğü, yavrusundan ayrılan devenin inlemesine benzer sesler
çıkarmağa başladı. Rasûlullah (s.a.v.) minberden inip onu kucaklayınca sustu.
Rasûlullah (s.a.v.) bir çukur kazılarak kütüğün oraya gömülmesini emretti.
474) İbn
Bureyde'nin babası şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.)
hutbe okuduğu zaman ayağa kalkar ve nızun süre ayakta kalırdı. Ayakta durmak
onu yoruyordu. Bir hurma kütüğü getirilip bir ucu yere gömülmek suretiyle
dikildi. Peygamber (s.a.v.) hutbe okurken uzun süre ayakta durursa arkasını bu
hurma kütüğüne dayardı. Medine'ye gelen birisi onun bu durumunu gördü. Yanında
bulunan kişilerden birisine:
- Muhammed'in memnun
kalacağını bilsem, kendisi için üzerinde oturmak istedikçe oturmasına, ayakta
durmak istedikçe ayakta durmasına elverişli bir oturma yeri yapardım, dedi.
Peygamber (s.a.v.)
bunu duyunca:
- "Onu
bana-getirin" dedi. Adam Rasulullah'a getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) ona,
kendisi için bu basamakların yapılmasını emretti. Peygamber (s.a.v.), bunda
bir rahatlık hissetti.
Peygamber (s.a.v.)
hurma kütüğünü bırakıp kendisi için yapılan minbere gidince, hurma kütüğü
üzüldü. Peygamber (s.a.v.) onun yanından ayrıldığı zaman devenin inlediği gibi
inledi.
Bureyde babasının
şöyle dediğini duydu: Peygamber (s.a.v.) hurma kütüğünün inlediğini duyunca,
onun yanına döndü ve elini üzerine koyup şöyle dedi:
- "İstersen, yüce Allah'a dua edeyim.
Seni, eskiden bittiğin yere geri çevireyim. Oraya dikeyim de, orada eskiden
olduğun gibi ol. İstersen, senLcennete dikeyim de cennet ırmaklarından ve
pınarlarından sulan. Orada güzelce yetiş ve meyve ver de Allah'ın sevgili
kulları senin meyvenden yesinler. Nasıl istersen öyle yapayım" dedi.
O, Rasulullah'm
"olur, öyle yapayım, olur öyle yapayım" sözünü duyduğunu söyledi:
Bunun üzerine Rasûlullah'a (s.a.v.) soruldu:
"Cennete dikmemi
istedi" dedi. [114]
475)
Et-Tufeyl tbn Ubeyy Ibn Ka'b'm babası şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.)
gölgelik vazifesi gören bir hurma kütüğünün yanında namaz kılar ve o kütüğün
yanında hutbe okurdu.
Ashabından birisi:
-Sana cuma günü
üzerinde duracağın, cemaatin seni görebileceği ve hutbelerini işitebileceği
birşey yapsak olmaz mı? dedi. Rasulullah da:
- "Olur"
dedi.
Onun için üç basamak
yapıldı. Eskiden yaptığı gibi onun, üzerine çıktı. Hurma kütüğü ona doğru eğildi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Sakin ol"
dedi. Daha sonra dönüp: "Dilersen seni cennete dikeyim, senden salihler
yesinler. Dilersen, eskiden olduğu gibi tekrar seni taze ve yeşil hale
getireyim" dedi. Hurma kütüğü ahireti dünyaya tercih etti. Peygamber (s.a.v.)
vefat edince o babama verildi. Güve yeyinceye kadar devamlı onun yanında kaldı.
[115]
İbn Akil şöyle
demiştir:
Hurma kütüğünün ağlamasının
ve Rasûlullah'a (s.a.v.) ağaçların gelmesine şaşırılmaması gerekir. Mıknatısta
demiri kendisine çeken bir özellik yaratan, Rasulullah'da da ona çeken bir
özellik yaratabilir.[116]
476) Ebu
Zerr anlatmıştır:
Rasulullah (s.a.v.)
yanında Ebu Bekr, Ömer ve Osman'la birlikte bir yerde oturdu. Peygamber
(s.a.v.), eline yedi çakıl taşı aldı. Taşlar teşbih ettiler. Öyle ki onların an
vızıltısına benzer sesler çıkardıklarını duydum? Daha sonra Rasulullah onları
koydu. Taşlar sesi kestiler. Sonra Rasulullah onları alıp Ebu Bekr'in eline
koydu. Taşlar yine Allah'ı teşbih ettiler ve arı vızıltısına benzer sesler
çıkardıklarını duydum. Onları koyunca seslerini kestiler.
Daha sonra onları alıp
Ömer'in eline koydu. O da onların arı vızıltısına benzer ,sesler
çıkardıklarını duydu. Onları koyunca seslerim kestiler.
En son alıp Osman'ın
eline koydu. Taşların Allah'ı teşbih ettiklerini ve arı vızıltısına benzer
sesler çıkardıklarını duydum. Osman onları koyunca seslerini kestiler. [117]
477) İbn Abbas
şunu anlattı:
Tebbet süresi inince,
Ebu Leheb'in karısı, Ebu Bekr'le birlikteyken Rasûlullah'm (s.a.v.) yanma
geldi. Ebu Bekr kadını görünce:
-Ya Rasulellah! Bu,
ağzı bozuk bir kadındır. Sana bir kötülük de bulunmadan kalksan iyi olurdu,
dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "O beni
göremeyecek" dedi. Kadın gelip:
- Ebu Bekr! Arkadaşın
beni şiiriyle hicvetti (yerdi), dedi. Ebu Bekr de:
-Hayır! O, şiir1
söylemez, dedi. Kadın:
-Bana göre sen
inanılacak birisisin, deyip çekti gitti. Ebu Bekr:
-Ya Rasulellah! O,
seni görmedi, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Hayır! Bir
melek, devamlı, kanadıyla beni saklıyordu" dedi. [118]
Ebu Leheb'in karısı; Ebu
Sufyan'm kızkardeşi-Ummu Cemil Bint Harb'dir.[119]
478) Cabir
İbn Abdillah şunu anlattı:
Rasulullah'la birlikte
Necid tarafına savaşa gittik. Rasûlullah (s.a.v.) dönünce ben de onlarla
birlikte döndüm. Ot ve ağaçları bol bir vadide Rasûlullah'm (s.a.v.) uykusu
geldi. Rasulullah'ın ashabı ağaçların altına indiler. Rasûlullah da bir
muğaylan ağacının altına indi. A-ğaca kılıcını astı.
Biraz uyuduk. Sonra
ansızın Rasulullah bizi çağırdı. Ona geldik. Yanında bir bedevinin oturduğunu
gördük. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi.
"Bu, ben uyurken
kılıcımı aldı. Elinde kılıç parlarken uyandım. Bana:
- Seni benden kim
korur? dedi. Ben de:
- Allah, dedim. İşte o
şimdi oturmaktadır." Rasulullah (s.a.v.) onu cezalandırmadı. [120]
479) Cabir
İbn Abdillah şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.)
Benî Muharib'lerle savaştan dönünce oria, Gavres Îbnu'l-Haris adlı bir adanı
geldi. Rasulullah'ın tepesine dikilip:
- Seni benden kim
korur? dedi. Rasulullah da:
- "Allah"
diye cevap verdi. Kılıç elinden düştü. Rasulullah alıp:
- "Peki seni
benden kim korur? Sen en iyi alıcı ol" dedi ve ilave etti: "Allah'tan
başka ilah olmadığına şehadet eder misin?" Adam:
-Hayır! Ama, seninle
savaşmamak ve seninle savaşanlarla beraber olmamak üzere sana söz veriyorum,
dedi. Rasulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı." [121]
480) Ebu
Hüreyre şunu anlattı: Ebu Cehil:
- Muhammed, sizin aranızda halâ yüzünü toprağa
sürtüyor mu? dedi.
-Evet, diye cevap
verildi. Ebu Cehil:
-Lat ve Uzza'ya yemin
olsun! Onu, böyle yaparken görürsem, mutlaka boynuna basar ve yüzünü toprağa
sürterim, dedi.
Namaz kılmakta olan
Rasulullah'ın yanına geldi. Boynuna basmağa niyet etti. Fakat hemen, geri
dönerek ve elleriyle korunarak oradakilerin yanına geldi.
-Neyin var? Ne oldu?
diye sordular. Ebu Cehil:
- Benimle onun arasında ateşten bir hendek,
korkunç birşey ve bazı kanatlar vardı, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Eğer bana yaklaşsaydı, melekler onun
organlarını birer birer koparırlardı" dedi. [122]
481)
El-Vakıdî şeyhlerinden şunu anlattı:
Fetih günü öğle
olunca, Rasûlullah (s.a.v.) Bilal'e Ka'be'nin damında öğle ezanı okumasını
emretti. Kureyş dağlara çıkmış ileri gelenleri de ortadan kaybolmuşlardı.
Bilal, "Eşhedu
enne Muhammeden Rasûlullah" deyince Ebu Ce-hÜ'in kızı Cuveyriye:
-Hayatıma yemin ederim
ki! Senin adın, sanın yükseldi. Namazı kılarız amma, vallahi, sevdiklerimizi
öldürenleri sevmeyiz, dedi.
482) Halid
İbn Esid de şöyle dedi:
-Allah'a hamdolsun!
Babam Esid'i öldürdü de ona, bu günde şu sesi işittirmemek lutfunda bulundu.
483)
El-Haris îbn Hişam da şöyle demiştir:
-Vay benim başıma
gelenlere! Keşke ben, daha önce ölseydim de, Ka'be'nin üzerinde, Bilal'in
anırdığım işitme şeydim.
484) EI-Hakem
bin Ebi'l-As ise:
-Lat'a yemin olsun!
Bu, büyük bir hadisedir. Cumah oğullarının kölesi çıksın da Ebu Talhaîara ait
Beytullah üzerinde anırsm! demiştir.
485) Süheyl
tbn Amr:
-Eğer Allah, buna
gazaplanırsa, mutlaka onu değiştirir, eledi.
486) Ebu
Sufyan tbn Harb:
-Ben birşey
söylemeyeceğim. Eğer birşey söyleyecek olursam, şu çakıllar söylediğim şeyi
Muhammed'e haber verirler, dedi.
Cebrail, Peygamber'e
(s.a.v.) gelip onların söylediklerini birer biı :r haber verdi. Rasûlullah
onların yanma varıp tepelerine dikildi ve:
- "Ey falanca!
Sen şöyle söyledin! Ey falanca! Sen şöyle söyledin. Ey falanca! Sen de şöyle
şöyle söyledin" dedi. Ebu Sufyan:
-Ya Rasulellah! Ben
hiçbir şey söylemedim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) güldü. [123]
487) îkrime
rivayet etti:- Şeybe îbn Osman şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.)
Huneyn'de savaştığında, babamla amcamı Ali'yle Hamza'mn öldürdüklerini
hatırladım. Kendi kendime: Bugün, Muhammed'deı öcümü alacağım" dedim.
Ona, ark£- ^rafından
geldim ve yaklaştım. O kadar yaklaştım ki, kılıçla sadece bir sıçrayışlık
mesafe kalmıştı. Şimşek gibi bir ateş alevi karşıma dikildi. Geri geri
çekildim. Peygamber (s.a.v.) bana dönüp:
- "Gel Şeybe!
dedi. Elini göğsüme koydu ve Allah, Şeytan'ı kalbimden çıkardı. Gözümü ona
diktim. Artık o, bana, kulağımdan ve gözümden daha sevimliydi. [124]
488)
El-Mu'temire İbn Süleyman'ın babası anlattı:
Manzum oğullarından
birisi, Rasulullah'a atmak üzere elinde taşıdığı bir taşla secde yaparken
Rasulullah'ın yanma geldi. Taşı, Rasulullah'a (s.a.v.) atmak için elini
kaldırdı ama eli kurudu. Arkadaşlarının yanma döndü. Onlar:
-Adamdan korktun?!
dediler. O da:
-Hayır! Ama elimdeki
taşı atamıyordum. Buna şaşırdılar ve parmaklarının taşın üzerinde kurumuş
olduğunu gördüler. Parmaklarını kurtarıncaya kadar uğraştılar ve: Bu, maksatlı
(tesadüfi olmayan) bir-şey, dediler.
489) El-Hakem'in söyledikleri hakkında, Ebu Bekr
tbn Ebi'd-Dünya şunu rivayet etti. El-Hakem'e:
-Rasulullah'ın
meselesinde senden daha acizini görmedik, dediler. El-Hakem:
-Ona kötülük yapmak
için sözleşmiştik. Yanma yaklaştık. Arkamızda bir ses duyduk. Zannettik ki
Tihame'de yerle bir edilmedik dağ kalmadı. Daha sonra başka bir gece sözleştik.
Bu defa da Safa ile Mer-ve'nin birleşip bizimle onun arasına girdiğini gördüm,
dedi.[125]
490) Enes
şöyle anlattı:
Hıristiyan birisi
vardı. Müslüman oldu. O, Bakara ve Al-i îmran surelerini okuyordu ve Peygamber
(s.a.v.) için yazıyordu. Tekrar hristi-yan oldu. O şöyle diyordu: Muhammed
sadece benim için yazdıklarımı biliyor.
Allah o adamın canını
aldı. Onu gömdüler. Sabaha kadar toprak onu dışarı fırlattı.
-Bu Muhammed'le
ashabının işidir. O onlardan kaçınca bizim a-damımızm kabrini kazıp dışarı
çıkardılar, dediler. Onun için derin bir mezar kazdılar. Sabaha kadar toprak
onu, yine dışarı fırlattı.
-Bu, Muhammed'le
ashabının işidir. Adamımızın kabrini kazıp dışarı çıkardılar, dediler. Bu defa
güçlerinin yettiği kadar derin bir kabir kazdılar. Sabaha kadar toprak onu yine
dışarı fırlattı. Anladılar ki bu, insanların işi değildir. Onlar da onu
attılar.
"(Seninle) alay
edenlere karşı biz sana destek olmaktayız" [126]
ayeti müfessirler
tarafından şöyle tefsir edilmiştir: Onlar, Rasu-lullah'la ve Kur'an'la alay
eden kimselerdi. Cebrail bir gün Rasû-lullah'a (s.a.v.) geldi. Alaycılar da
Ka'be'yi tavaf ediyorlardı. El-Velid îbnu'l-Mugire onların yanından geçti.
Cebrail:
-Bunu nasıl
buluyorsun? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Allah'ın ne kötü
kuludur! dedi. Cebrail: -Bu sana yeter, dedi.
Cebrail onun bacağına
işaret etti. O, okuna tüy takan bir adama rastladı. Oktan bir kıymık onun
elbisesine takıldı. Kibri, eğilip onu çıkarmasına engel oldu. Hastalandı ve
öldü.
El-As îbn Vail geçti.
Cebrail: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi. Rasûlullah (s.a.v.): -Allah'ın ne kötü
kuludur! dedi. Ayağının altına işaret etti ve öldü. El-Esved îbn Abdiyeğus
geçti. Cebrail: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi.
-Allah'ın ne kötü
kuludur! diye cevap verdi. Karnına işaret etti. Karnında su toplandığı için
öldü. El-Haris îbn Kays geçti: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi.
O, Allah'ın ne kötü
kuludur! dedi. Başına işaret etti ve başı büyüyüp öldü. [127]
îkrime şöyle demiştir:
Alay edenler Bedir savaşından önce ölüp gittiler.
Îbnu's-Saib: Onlar
aynı gün ve gecede ölmüşlerdir, dedi.[128]
491) Ebu
Hureyre şunu anlattı: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Cinlerden bir
ifrit dün gece namazımı bozdurmak için bana ansızın hücum etti. Fakat Allah
Teala (beni galip getirip) ona istediğimi yapmaya fırsat verdi ve onun boğazını
sıktım. Sabah olunca hepinizin onu görmesi için mescid'in direklerinden birine
bağlamak istedim, ama kardeşim Süleyman'ın:
"Rabbim! Bana,
benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver" [129]
dediğini hatırladım ve o ifriti köpek gibi kovdum." [130]
492)
Ebu't-Teyyah şunu anlattı: Abdurrahman Ibn Hubeyş'e:
-Şeytanların kendisine
yaklaştığı gece Rasûlullah (s.a.v.) ne yaptı? dedim.
-O gece dağlardan ve
vadilerden onun üzerine şeytanlar indiler. Onların arasında elinde ateşten bir
meşale tutulan bir şeytan vardı ki meşaleyle Rasulullah'm yüzünü yakmak
istiyordu. Cebrail ona gelip:
-Muhammedi Söyle!
dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ne
söyleyeyim?" dedi. Cebrail:
"Şöyle de:
Allah'ın yarattığı şeylerin şerrinden, semadan inen şeylerin şerrinden, ortaya
çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinin şerrinden, iyilikle
gelen hariç her gece gelenin şerrinden, Allah'ın bütün tam kelimelerine sığınırım,
Ya Rahman!" dedi. [131]
Onların ateşleri söndü
ve Allah onları bozguna uğrattı.[132]
493) Hz.
Aişe anlattı: Bir gece Rasûlullah (s.a.v.) çıktı. Onu kıskandım. Biraz sonra
gelip benim ne yaptığımı gördü ve:
- Neyin var? Aişe!
Kıskandın mı? dedi. Ben:
-Neyim olsun! Benim
gibisi, senin gibi birisini kıskanmaz mı? dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Sana şeytanın
mı geldi?" dedi. Ben: -Benim yanımda şeytan mı var? dedim.
- "Evet"
dedi. Ben:
-Her insanın yanında
da mı? dedim.
- "Evet"
cevabını verdi. -Senin yanında da mı? dedim.
- "Evet, fakat
Rabbim ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu, dedi. [133]
Müslim rivayet
etmiştir. [134] Buhari rivayet
etmemiştir.
Ravüerin çoğu:
"Esleme=müslüman oldu" derler. Sufyan Ibn Uyeyne ise:
"Eslemu=Ben ondan kurtuluyorum" der. İkinci görüş doğru değildir.
Çünkü bazı lafızlarda şöyle demiştir: "Artık bana hayırdan başka birşey
emretmiyor."
494) îbn
Ömer şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Ben Adem'den iki özellik sebebiyle
üstün oldum: Benim şeytanım kafirdi. Allah bana ona karşı yardım etti de o
müslüman oldu. Eşlerim benim, iyiliğim için çalışıyorlardı. Adem'in şeytanı da
kafirdi, eşi onun aleyhinde olanlara yardımcıydı. [135]
495) Ebu
Umame şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
giymek için ayakkabılarını getirtti. Tekini giydi. Sonra bir karga geldi.
Diğerini aldı ve attı. Ondan bir yılan çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- "Kim Allah'a ve ahiret gününe
inanıyorsa, içini boşaltmadan (silkelemeden) ayakkabılarını giymesin"
dedi. [136]
496)
El-Heysem îbn Adiyy'in babası anlattı:
Katâde Ibnu'n-Nu'man
ez-Zufri, Uhud günü gözünden vuruldu. Çıkan gözünü eline alarak Peygamber'e
(s.a.v.) geldi. Peygamber (s.a.v.):
- "Katâde! Bu ne?
dedi. Katâde:
-Ne olduğunu
görüyorsun ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "istersen sabredersin. Senin için cennet
hazırlanır, istersen gözünü yerine koyar, senin için Allah'a yalvarırım. Ondan
hiçbir şey eksik olmaz, eski haline döner" dedi. [137].
Katâde de:
- Ya Rasulellah!
Cennet büyük bir mükafat ve yüksek bir lutuftur. Fakat ben kadınları seven
biriyim. Eğer onlar kör deyip beni istemezlerse ben ne yaparım. [138] Hem
gözümü yerine koyup eski haline getirsen, hem de benim için Allah'tan cennet dilesen olmaz mı? dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Olur, yapayım
Katâde! dedi. Rasûlullah (s.a.v.) çıkan gözünü e-line aldı. Tekrar yerine
koydu. Ölünceye kadar o gözü daha güzel oldu. Rasûlullah (s.a.v.) Katâde'nin
cennetlik olması için de dua etti.
Oğlu, Ömer Ibn
Abdilaziz'in huzuruna girmişti. Ömer Ona: -Sen kimsin delikanlı? dedi. O da şu
şiirle cevap verdi:
- Ben gözü yanağının
üzerine akan ve Mustafa'nın eliyle en güzel şekilde yerine tekrar konan
kimsenin oğluyum.
O göz, eskiden olduğu
gibi en güzel haline geri döndü. Ey güzel gözlü! Ey eli iyi olan!
Ömer:
-Bize tevessül
edenler, böylesiyle tevessül etsinler, dedi ve şunu da ilave etti:
Bu iyilikler su ile
karıştırılmış süt kapları gibi değildir. Artık onlar idrara dönüşmüştür.[139]
497) Ebu
Useyd (es-Sa'idi) el-Bedri şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) el-Abbas Ibn
Abdilmuttalib'e:
- "Ebul Fadl! Yarın çocuklarınla birlikte
evden ayrılma! Çünkü benim sizinle bir işim var" dedi.
Onu beklediler. Geldi ve:
- "Esselamu
aleykum" dedi.
-Ve aleykumu's-selamu
ve rahmetullahi ve berekatuhu, dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Geceyi nasıl
geçirdiniz, nasılsınız? dedi.
- iyiyiz dediler.
Onlar:
- Peki sen nasılsın?
Ya Rasulellah! dediler.
- "İyiyim,
Allah'a hamdolsun" dedi. Rasulullah üç defa: "Birbirinize yaklaşın,
yürüyün" dedi.
Durum müsait hale
gelince, onları cübbesinin altına alıp:
- "Bu, el-Abbas amcamdır. Babamın Öz
kardeşidir. Bunlar benim ehl-i beytimdir. Allah'ım benim şu cübbemle onları
saklayıp koruduğum gibi onları ateşten koru" dedi. Kapının eşiği ve evin
duvarları üç defa amin dedi. [140]
498) Ebu
Said el-Hudri anlattı:
Rasulullah (s.a.v.)
bir çadıra bağlı bir geyiğin yanından geçti. Geyik şöyle konuştu:
-Ya Rasuleîlah! Benim
bağımı çözüver de gidip yavrumu emzire-yim ve döneyim. Sen beni yine bağlarsın.
Rasulullah (s.a.v.)
şöyle dedi:
- "Sen insanlar tarafından avlanıp
bağlandın" dedi. Rasulullah (s.a.v.) ondan geri döneceğine'dair söz
vermesini istedi, o da yemin ederek söz verdi. Bunun üzerine onun bağını
çözdü. Geyik çok geçmeden, memesindeki süt emilmiş olarak geldi. Rasulullah
(s.a.v.) onu tekrar yerine bağladı. Sonra, o geyiğin sahiplerinin bulunduğu
çadıra gitti. Hayvanı kendisine vermelerini istedi. Onlar geyiği Rasulullah'a
verdiler. Rasulullah (s.a.v.) de onun bağını çözüp serbest bıraktı. [141]
499) îbn
Abbas şunu anlattı:
Bir gün Rasulullah
(s.a.v.) bir mesele için bir yere gitti. Bir topluluğun konaklama yerinde bir
geyik gördü. Geyik Rasulullah'a:
- Ya Rasulellah! diye
seslendi, Rasulullah durup:
- "Neyin var?
dedi. Geyik:
- Benim iki yavrum var. Karınları aç. Beni
serbest bırak. Gidip onların karnını doyurayım ve sana geri döneyim. Böylece
sen beni tekrar bağlarsın, dedi. Rasulullah:
- "Sözünde
duracak mısın?" dedi. Geyik:
-Evet yoksa Allah bana
öşürleri toplayan kimseye yolsuzluk yaptığında verdiği cezaya verir, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
geyiğin ipini çözüp serbest bıraktı ve yerine o-turdu. Kısa süre sonra geyik,
memesindeki süt boşalmış olarak geldi. Rasûlullah (s.a.v.) ona acıdı.
Sahibinden onu istedi. Adam da verdi ve Rasûlullah (s.a.v.) geyiği serbest
bıraktı.
500) Ummu
Seleme anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) çöldeydi. Birisi:
-Ya Rasulellah! diye
seslendi. Dönüp baktı hiç birşey göremedi. Tekrar dönüp baktı, bağlı bir geyik
gördü. Geyik:
-Ya Rasulellah! Bana
yaklaş! dedi. Rasûlullah (s.a.v.) geyiğe yaklaşıp:
-Bir isteğin mi var?
dedi. Geyik:
-Evet! Benim bu dağda
iki yavrum var. Benim iplerimi çöz. Gidip onları emzireyim ve yanma geri
geleyim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Peki bu
dediklerini yerine getirecek misin? " dedi. Geyik:
- Eğer yapmazsam Allah
bana görevini iyi yapmayan öşür memuruna vereceği cezayı verir, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
geyiği salıverdi. Geyik gitti. Yavrularım emzir-di. Sonra döndü. Peygamber
(s.a.v.} onu tekrar bağladı, Bedevi uyandı ve:
-Ya Rasulellah! bir
isteğin mi var? dedi. Rasûlullah;
- "Evet, bunu
serbest bırakalım" dedi. Bedevi onu serbest bıraktı. Geyik de koşarak ve:
- Eşhedu en la ilahe
illallah ve enneke Rasûlullah diyerek gitti. [142]
501) îbn
Ömer şunu anlattı:
Bir bedevi, bir
kertenkele avlamıştı. Onu cebine koydu. Ailesine götürüp kesmek, kızartmak ve
yemek istiyordu. Karşısına bir topluluk çıktı.
-Bu topluluk nedir?
Niçin toplanmışlar? diye sordu.
-Kendisinin peygamber
olduğunu söyleyen bir adamın etrafında toplanmışlar. O adam, Abdullah'ın oğlu
Muhammed'dir, dediler.
Topluluğu yara yara
Rasûlullah (s.a.v.) 'in yanma geldi ve:
~Lat ve Uzza'ya yemin
olsun! Ben, senden daha çok kızgın olduğum hiç kimseye selam vermedim. Eğer
kavmim bana çok aceleci adını vermese sana karşı çok acele eder, seni öldürür
ve seni öldürmekle siyah beyaz herkesi sevindirir, Haşim oğullarını ve
başkalarını da rahatlatırdım. Çünkü sen bizim ilahlarımıza hakaret ediyorsun,
dedi. Peygamber (s.a.v.) onu tanıdı ve:
- "Ey Suleym
oğullarının kardeşi! Seni, söylediğin şekilde hareket etmeye sevkeden nedir?
Benim meclisimde, bana niçin ikramda bulunuyorsun" dedi. Adam:
-Yine Lat ve Uzza'ya
yemin olsun! Bu kertenkele sana iman etmedikçe sana iman etmeni, deyip
kertenkeleyi Rasûlullah (s.a.v.) 'in ö-nüne attı. Ömer:
-Bana izin ver,
boynunu vurayım, dedi. Rasûlullah:
- "Bilmiyor
musun? Halım (yumuşak kimse) peygamber olayazdı" dedi ve kertenkelenin
yanına geldi. Kertenkeleye:
- "Ey
Kertenkele!" dedi. Kertenkele:
-Buyur! Saadetler
dilerim, dedi. Bunu herkesin anladığı açık bir arapçayla söylüyordu. Rasûlullah
ona:
- "Kertenkele!
kime ibadet ediyorsun?" dedi. [143]
Kertenkele şöyle dedi:
-Ben gökteki Arş'm
sahibi, yeryüzünün sultanı, denizlerde yol gösterici, cennette rahmeti
cehennemde azabı olan zata ibadet ediyorum. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ben kimim?
dedi. Kertenkele:
- Sen alemlerin Rabbinin Rasulü ve
peygamberlerin sonuncusu-sun. Sana iman eden dilediğine kavuşur. Seni
yalanlayan Allah'ın rahmetinden mahrum kalır, dedi. Bunun üzerine Bedevi:
-Ben bir hiç olmak
istemiyorum. Tek olan, ortağı olmayan Allah'tan başka ilah olmadığına,
Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna, kıllarımla ve derimle herşeyimle
gizlide ve açıkta şehadet ediyorum. Vallahi, sana geldiğimde yeryüzünde senden
daha çok kızdığım birisi yoktu. Ama şu anda sen bana, kulağımdan, gözümden,
ebeveynimden ve çocuğumdan daha sevimlisin, dedi. Rasûlullah:
- "Seni benim
vasıtamla hidayete erdiren Allah'a hamdolsun, dedi. [144]
502) İbn
Abbas şunu anlatı:
Suleym oğullarından
çölde yaşayan» bir bedevi ava çıktı. Bir kertenkeleyle karşılaştı. Onu avlayıp
cebine koydu. Rasulullah'a gelip:
-Muhammedi Sen
büyücüsün. Kavmimin bana aceleci lakabanı takmalarından korkmasaydım, şu
kılıcımla senin boynunu vururdum, dedi.
Yakalamak için Ömer
onun üzerine atıldı. Peygamber (s.a.v.):
- "Otur! Ebu
Hafs! Halım (yumuşak) kişi nerdeyse peygamber olacaktı" dedi.
Daha sonra peygamber
bedeviye dönüp:
- "Müslüman ol,
ateşten kurtul" dedi. Bedevi:
-Lat ve Uzza'ya yemin
olsun! Şu kertenkele sana iman etmedikçe iman etmem, dedi ve cebinden
kertenkeleyi çıkanp attı. Kertenkele gerisin geri kaçtı. Rasulullah ona:
"Kertenkele!
Gel" dedi. Kertenkele gelince:
- "Ben kimim?
dedi. Kertenkele:
-Sen, Abdulmuttalib'in
oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin deyip şu şiiri söylemeye başladı:
Ey Allah'ın Rasulü!
Sen doğrusun. Hidayet verilmiş olarak da mübareksin. Hidayet edici olarak da
mübareksin.
Biz azgın eşekler gibi
taptıktan sonra sen bize doğruluk dinini (İslam dinini) açıkladın.
Ey en hayırlı davet
edilen! Ey cinlere ve insanlara gönderilen en hayırlı peygamber! Buyur
emrindeyim ey davetçi!
Allah'tan açık bir
burhan (delil) getirdin. Aramızda sözü doğru ve anlayışlı birisi oldun.
Sağken de ölüyken de
halleri mübarek olansın. Çocukken de gençken de mübarek olansın.
Daha sonra kertenkele
sustu. Bedevi:
-Ne tuhaf! Çölden
avlayıp cebimde getirdiğim bir kertenkele Mu-hammed'e bu sözleri söylüyor ve
onun hakkında bu şehadeti yapıyor. Ben bir hiç olmak istemiyorum. Allah'tan
başka ilah olmadığına ve Muhammedin onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet
ediyorum, dedi. Bedevi müslüman oldu hem de iyi bir müslüman oldu. Rasulullah
ashabına:
- "Bedeviye bazı
Kur'an surelerini öğretin" dedi. [145]
Birisi, rivayet
ettiğiniz mucizeler mütevatir olarak nakledüme-miştir, dese; Biz de şöyle cevap
veririz. Olayların hepsi, Ali'nin cesareti ve Hatem'in cömertliği gibi zorunlu
bir bilgi olarak aktarılmaktadır.
Sonra bizim
kendisinden şüphe edilmeyen Kur'an'ımız var. O, e-bedi bir mucize olarak
mevcuttur. Meydan okuma kürsüsünde şöyle seslenmektedir: "Onun gibi bir
sure getirin." [146]
Ayrıca, fakirlik ve
zayıflığına rağmen hükümdarın peygamberimize itaati, Ehl-i Kitab'ında onun
özelliklerini ikrar etmesi en büyük delillerdendir.[147]
503) Enes
şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
Medine'ye hicret edince, Abdullah İbn Selam onun yanına geldi ve:
-Ey Allah'ın Rasulü!
Sana üç soru soracağım ki, bu soruların cevabını ancak peygamber olan bilir,
dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Sor"
dedi. Abdullah Ibn Selam:
-Kıyamet alametlerinin
ilki nedir? Cennetlikler ilk önce hangi yemeği yiyecekler? Çocuk niçin baba ve
annesine benzer? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Biraz önce
bunları Cebrail bana haber verdi" dedi. Abdullah tbn Selam:
-O (Cebrail),
yahudilerin düşmanı olan meleklerdendir, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Kıyametin alametlerinin ilki, insanları
doğudan batıya toplayan bir ateştir. Cennetliklerin yiyeceği ilk yemek de
balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır.
Çocuğun baba ve
annesine gelince, erkeğin suyu kadınınkinin ö-nüne geçerse, çocuk babaya
benzer. Kadının suyu erkeğinkinin önüne geçerse, çocuk anaya benzer" dedi.
Bunun üzerine Abdullah tbn Selam:
-Allah'tan başka ilah
olmadığına ve senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim, dedi.
Daha sonra Abdullah
îbn Selam şunu söyledi:
-Ya Rasulellah!
Yahudiler iftiracı bir millettir. Eğer onlar benim müslüman olduğumu duyar
öğrenirlerse, senin yanında bana iftiralarda
bulunurlar. Onlara
adam gönder gelsinler ve aranızdaki İbn Selam denen adam nasıldır diye sor.
Rasûlullah (s.a.v.)
onlara adam gönderip getirtti ve:
- "Aranızdaki tbn
Selam nasıl bir adamdır?" diye sordu. Yahudiler:
- O, bizim en hayırlımızdır
ve en hayırlımızın oğludur. O, bizim a-limimizdir ve alimimizin oğludur. Bizim
en derin alimimizdir ve en derin alimimizin oğludur, dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "O müslüman
olduysa ne dersiniz? dedi. Yahudiler: -Allah, onu böyle birşeyden korusun!
dediler. îbn Selam çıkıp:
-Allah'tan başka ilah
olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ederim, dedi. Bu
defa yahudiler:
-O, bizim en
kötümüzdür ve en kötümüzün oğludur, o bizim en cahilimiz ve en cahilimizin
oğludur, dediler. Abdullah Ibn Selam:
-Ya Rasulellah! Zaten
korktuğum buydu, dedi. [148]
504) îbn
Abbas şunu anlattı: Bazı yahudiler Rasûlullah'a gelip:
-Ebu'l-Kasım! Biz sana
beş şeyi soracağız. Eğer bunların cevabını verebilirsen, senin peygamber
olduğunu kabul edip sana tabi olacağız, dediler. Rasûlullah (s.a.v.), İsrail'in
oğullarından aldığı şekilde yahudi-lerden söz aldı. Çünkü onlar şöyle
demişlerdi: "Söylediklerimize Allah vekildir." [149]
Yahudiler:
-Bize Peygamberin
alametini anlat, dediler. Peygamber (s.a.v.):
- "Onun gözleri
uyur, kalbi uyumaz" dedi. Yahudiler:
-Bize çocuğun niçin
kız olduğunu niçin de erkek olduğunu söyle, dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "iki su
birleşir. Kadının suyu erkeğinkine üstün gelirse, çocuk kız olur. Eğer erkeğin
suyu kadınmkine üstün gelirse, çocuk erkek olur" dedi. Yahudiler:
-Doğru söyledin,
dediler ve: israil kendisine neyi haram kılmıştı? dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
-" O, siyatikten
rahatsızdı. Develerin etlerinden ve sütlerinden başka kendine uygun birşey
bulamadı ve bundan dolayı onları haram kıldı" dedi. Yahudiler:
-Doğru söyledin,
dediler ve: Bize Ra'd'ın ne olduğunu söyle, dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ra'd, meleklerden bulutlarla görevli
olanıdır. Elinde ateşten kamçılar vardı. Onlarla bulutlan Allah'ın dilediği
yere sürer" dedi. Yahudiler:
- O halde bu işittiğimiz ses nedir? diye
sordular. Rasûlullah da (s.a.v.):
- "Onun
sesidir" dedi. Yahudiler:
- Doğru söyledin.
Ancak bir tanesi kaldı ki, eğer onu da cevaplan-dırırsan, sana tabi oluruz.
Hiçbir peygamber yoktur ki ona bir melek semadan haber getirmesin. Sana
Allah'tan kim haber getiriyor? dediler. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Cebrail"
diye cevap verdi. Onlar:
- Cebrail mi? O, savaş
ve çarpışmayı indiren melektir. O, bizim
düşmanımız olan meleklerdendir. Keşke rahmeti, nebatı ve yağmuru indiren
Mikaü'in adını söyleseydin, dediler. Bunun üzerine yüce Allah:
"De ki: Cebrail'e
kim düşmansa, şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir
hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci
olarak o indirmiştir" [150]
ayetini indirdi.[151]
505)
Abdullah anlattı:
Ashabıyla konuşurken
bir yahudi Rasûlullah'a (s.a.v.) uğradı. Ku-reyşliler:
-Ey Yahudi! Bu,
peygamber olduğunu iddia ediyor, dediler. Yahudi:
-Ona peygamber olandan
başkasının bilemeyeceği birşeyi soracağım, dedi. Gelip oturdu ve: Muhammedi
insan neden yaratılıyor? dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Ey yahudi,
hepsinden yaratılır. Erkeğin nutfesinden ve kadının nutfesinden. Erkeğin
nutfesi kalındır. Kemik ve sinirler ondandır. Kadının nutfesi incedir. Kan ve
et de ondandır" dedi. [152]
Yahudi kalkıp:
-Senden önceki de
böyle söylüyordu, dedi.
506)
Rasulullah'ın azatlı kölesi Sevban şöyle anlattı:
Rasûlullah'm (s.a.v.)
yanında ayakta duruyordum. Yahudi alimlerinden biri gelip:
-Es-Selamu aleyke,
Muhammedi dedi. Bunun üzerine onu öyle bir ittim ki az daha yere
yuvarlanıyordu. Yahudi alimi:
- Beni niçin
itiyorsun? dedi. Ben:
- Ya Rasulellah!
desene, dedim. Yahudi:
- Biz onu sadece ailesinin verdiği adla
çağırırız, dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Gerçekten
ailemin bana verdiği adMuhammed'dir" dedi. Yahudi:
- Sana bazı şeyler
sormaya geldim, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Söylersem sana
bir faydası olacak mı? dedi. Yahudi: - Kulaklarımla dinlerim, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
elindeki bir değnekle yere bazı çizgiler çizerek:
- "Sor"
dedi. Yahudi:
-Yerle göklerin başka
bir şekle çevrileceği gün insanlar nerede o-lacaklar? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Köprünün
yanında karanlık içinde" dedi. Yahudi:
-insanlardan köprüyü
ilk geçen kim olacak? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Fakir
muhacirler" buyurdu. Yahudi:
- Cennete girerken
onlara verilecek hediye nedir? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Balık
ciğerinin ziyadesi" dedi. Yahudi:
-Onun arkasından
yiyecekleri ne olacak? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Onlara
cennetin etrafında otlayan cennet öküzü kesilecek" dedi. Yahudi:
-Onun üstüne ne
içecekler? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Orada,
selsebil denilen bir pınardan içecekler, dedi. Yahudi:
-Doğru söyledin, dedi
ve şunu ilave etti: Ben sana yeryüzünde yaşayanların bir peygamberden yahut
bir veya iki kişiden başka hiçbirinin bilemeyeceği birşeyi sormaya geldim.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Söylersem sana
faydası olur mu? dedi. Yahudi:
-Kulaklarımla
dinlerim. Sana çocuğun nasıl meydana geldiğini sormaya geldim. Rasûlullah (s.a.v.):
-" Erkeğin menisi
beyaz, kadının menisi sandır. Bunlar bir araya gelir de, erkeğin menisi
kadınınkine üstün gelirse, Allah'ın izniyle çocuk erkek olur. Kadının menisi
erkeğinkine üstün gelirse, Allah'ın izniyle çocuk, kız olur" buyurdu.
Yahudi:
-Doğru söyledin, sen
gerçekten bir peygambersin, deyip çekip gitti.
Arkasından
Rasûlullah (s.a.v,):
- "Bu adam bana sormak istedilerini sordu.
Ben onun sordukları hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Allah onları bana
bildirdi" dedi. [153]
507) Enes
şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
tekbir almadan önce yüzünü bize dönerek: Birbirinize sımsıkı yapışıp aranızda
boşluk bırakmayın, doğrulun. Çünkü ben sizi arkamdan da görüyorum" derdi. [154]
508) Ebu
Hureyre şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
.- "Siz benim
kıblemi bu tarafa doğru mu zannediyorsunuz? Vallahi, bana sizin ne huşunuz ne
de rükünüz gizli kalıyor. Ben sizi arkamdan çok iyi görüyorum" buyurdu. [155]
509) Enes şu
hadisi rivayet etti: Rasûlullah şöyle buyurdu: "Safları düzeltin. Çünkü
ben sizi arkamdan da görüyorum." [156]
510) Aişe
(r.a.) şöyle dedi:
Rasûlullah aydınlıkta
gördüğü gibi karanlıkta da görürdü. [157]
511) Sehl
îbn S^'d şunu anlattı: Peygamber Hayber günü:
- "Ali Ibn Ebi
Talib nerde?" dedi.
-O, gözlerinden
rahatsızdır, dediler. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Hemen ona haber gönderin" dedi.
Ali getirilince Rasûlullah (s.a.v.) onun gözlerine tükürdü ve onun için Allah'a
dua etti. Ali hemen iyileşti. Sanki hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. [158]
512)
Abdurrahman îbn Ebi Leyla şunu anlattı:
Babam Yesmur, Ali'yle
birlikteydi. Ali, kışın, yazlık elbise, yazın da kışlık elbise giyerdi. Ali'den
bunun sebebini sorsan denildi. O da Ali'den böyle giyinmesinin sebebini sordu.
Ali:
-Hayber günü gözlerim
ağrıyorken Rasûlullah bana haber gönderdi. Ben de:
-Ya Rasulellah!
Gözlerim ağrıyor, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah, gözlerime tükürüp:
- "Allah'ım
bundan sıcağı ve soğuğu gider" dedi. O günden beri ne sıcak hissettim ne
de soğuk. [159]
513) Yala
Ibn Murre şunu anlattı:
Rasûlullah'la (s.a.v.)
birlikte bir yolculuğa çıktım. Biraz yol aldıktan sonra, yanındaki çocuğuyla
birlikte oturan bir kadına rastladık. Kadın:
- Ya Rasulellah! Bu çocuk, uykuda gelen bir hastalığa
tutuldu. Hastalığın kaç defa geldiğini bilmiyorum, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Onu, bana ver, dedi.
Kadın çocuğu O'na verdi. Rasûlullah (s.a.v.) çocuğu kendisiyle deve palanının
arasına koydu. Sonra ağzını açıp içine üç defa tükürdü ve:
- "Bismillah! Ey
Allah'ın kulu! Kaybol! Allah'ın düşmanı! dedi. Daha sonra kadına çocuğunu
verip:
"Dönüşte bizimle,
burada buluş ve bize olanları anlat" dedi. Gittik ve geri döndük. Kadını
üç koyunla birlikte aynı yerde bulduk. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Çocuğun nasıl
oldu? dedi. Kadın:
-Seni hak dinle
gönderen Allah'a yemin ederim ki şu ana kadar ondan rahatsızlığıyla ilgili
hiçbir şikayet duymadık. Şu koyunları götür, dedi. Peygamber (s.a.v.) bana:
- "în, bir
tanesini al, diğerlerini geri ver" dedi. [160]
514) İbn
Abbas şunu anlattı: Bir kadın, Rasulullah'a çocuğunu getirip:
-Ya Rasulallah! Bunda
biraz şuur kaybı var. Yemek yediğimiz sırada ona bir hal arız oluyor, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
çocuğun göğsüne elini sürdü ve dua etti. Çocuk bir defa kustu. Ağzından siyah
eriğe benzer bir şey çıktı ve çocuk iyileşerek koşup gitti. [161]
515) Enes
İbn Malik şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.)
zamanında halk bir kıtlık geçirdi.
Peygamber (s.a.v.)
cuma günü, minberde hutbe okurken, birdenbire bedevinin biri ayağa kalkarak:
-Ya Rasulallah! Mallar
helak oldu. Çoluk çocuk aç kaldı. Dua et de, Allah bize yağmur versin, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
ellerini kaldırdı. Gökte hiç bulut yokken, dağlar gibi bulutlar ortaya çıktı.
Rasûlullah (s.a.v.) minberinden iner inmez yağmurun sakalının üzerine düştüğünü
gördük.
O gün, ertesi gün,
daha ertesi gün ve öbür cumaya kadar yağmur yağdı. O bedevi veya bir başkası
kalkıp:
-Ya Rasulellah!
Binalar yıkıldı, mallar sel sularında boğuldu. Allah'a (yağmuru dindirmesi
için) dua et, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)
elini kaldırıp:
- "Allah'ım!
Üzerimize değil, etrafımıza" dedi.
Elleriyle göğün hangi
tarafını işaret ediyorsa o taraf hemen açılıyordu. Öyleki Medine üstü açık bir
alan gibi oldu. Kanat vadisinde bir ay sel aktı.
Etraftan gelen herkes
bol bol yağmur yağdığından bahsediyordu. [162]
516) Enes
İbn Malike:
- Rasûlullah (s.a.v.) dua ederken ellerini
kaldırır mıydı? diye soruldu. Enes de şu cevabı verdi:
- Evet, bir cuma günü
cemaata hutbe okurken:
-Ya Rasulellah! Yağmur
yağmaz oldu. Toprak da kuraklıktan çatladı. Aziz ve Celil olan Allah'a dua et,
denildi.
Peygamber (s.a.v.)
ellerini kaldırdı. Öyleki koltuk altlarının beyazlığını gördük. Yağmur yağması
için dua etti. Gökyüzünde hiç bulut yoktu. Namazı kılar kılmaz (öyle yağmur
yağdı ki) evi yakın olan bir genç ailesinin yanına nasıl döneceğini
düşünüyordu. Yağmur o cuma günü başlayıp öbür cuma gününe kadar devam etti.
Ertesi cuma olunca:
-Ya Rasulellah!
Yağıştan evler yıkıldı, yolcular yola çıkamayıp yerlerinde kaldılar, mallar da
helak oldu, dediler.
Rasûlullah (s.a.v.)
gülümsedi, eliyle, karşısındaki bulutların dağılması için işaret ederek şöyle
dedi:
- "Allah'ım!
etrafımıza, üzerimize değil."
Rasûlullah'm (s.a.v.)
bu duasının hemen arkasından, bulutlar Medine'den dağıldılar. [163]
517) Aişe
Bint Sa'd'e babası şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.),
suyu bulunmayan kumsal bir vadiye indi. Müşrikler ondan önce varıp kuyuların
bulunduğu yerlere indiler. Müslümanlar susadılar. Durumu Rasulullah'a
arzettiler. Nifak çıktı. Bazı münafıklar:
- "Eğer o, iddia
ettiği gibi bîr peygamber olsaydı, Musa'nın yağmur duasına çıktığı gibi kavmi
için yağmur duasına çıkardı, dediler.
Rasûlullah (s.a.v.)
bunu duyunca:
- "Demek bunu da
mı dediler! Belki Allah size su verir" dedi. Sonra ellerini açtı:
"Allah'ım üstümüze bol, bereketli bir bulut gönder de onun vasıtasıyla
etraf gülsün. Bize, kovadan dökülür
gibi olmayan toz gibi ince ve yumuşak yağan yamur ver! Ey Celal ve İkram
Sahibi!" dedi. [164]
Ellerini ridasmdan
çeker çekmez, Rasûlullah'm tarif ettiği bulut vasıflarından herbirini
okuyabileceğiniz bir bulut bizi gölgeledi.
Daha sonra bize,
Rasûlullah'm söylediği yağmur çeşidini yağdırdı. Vadi su ile doldu. İnsanlar
kana kana su içtiler.
518) Enes
şöyle anlattı: '
Hudeybiye gününde,
Mekke halkından silahlı seksen kişi Rasu-lullah'ı yakalamak maksadıyla Tenim
dağı tarafından Rasûlullah'la (s.a.v.) ashabının etrafını sardılar. Rasulullah
onlara beddua etti.
Onlar Affa'nın malını
aldılar. Bu defa da onları affetti. Bunun ü-zerine şu ayet nazil oldu: "O,
sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin göbeğinde, onların
ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir." [165]
519) Amr İbn
Ahtab şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.)
kendisine su verilmesini istedi. Ona bir bardak su getirdim. İçinde bir saç
kılı vardı. Hemen onu aldım. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Onu
güzelleştir" dedi. Ravi şöyle der:
Ben onu, doksandört
yaşındayken gördüm. Sakalında bir tek beyaz kıl yoktu. [166]
520) Enes
şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.)
benim için şu duayı yaptı:
- "Allah'ım! Onun
malını ve çocuğunu çoğalt! Ona uzun ömür ver."
Allah bana çok mal
verdi. Öyle ki mallarım yılda iki defa dağıtılmak üzere hayvanlara
yükleniyordu. Soyumdan gelen çocuk sayısı yü-zaltmıştı. [167]
521)
Nevfel'in babası şunu anlattı:
Ebu Leheb'in Utbe
isimli oğlu Rasulullah'a sövüp hakaret ederdi. Peygamber (s.a.v.):
- "Allah'ım!
Köpeklerinden birini ona musallat et (başına bela et)" dedi.
Utbe, bir kafilede
arkadaşlarıyla birlikte Şam'a gitmek üzere yola çıktı. Bir yerde konakladılar.
O:
-Vallahi, Muhanımed'in
duasından çok korkuyorum, dedi. Arkadaşları:
-Hiç korkma, dediler.
Eşyaları indirip onu korumak üzere etrafına oturdular.
Bir yırtıcı hayvan
gelip onu kapıp götürdü. [168]
522) Cabir,
Bilal'in şu konuşmasını nakletti:
Soğuk bir gece, sabah
namazı için ezan okudum. Hiç kimse gelmedi. Sonra tekrar ezan okudum. Yine hiç
kimse gelmedi. Peygamber
(s.a.v.):
- "Bilal! Onların
neyi var?" dedi. Ben de;
- Soğuk onları zor duruma
düşürdü, dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Onlardan soğuğu uzaklaştır
(onları üşütme)" dedi.[169]
Bu duadan sonra
cemaatin yolda yürüdüklerini gördüm.
523) Enes
anlattı:
Ebu Talib hastalandı.
Peygamber (s.a.v.) onu ziyarete gitti. Ebu Talib ona:
-Yeğenim! Taptığın
Rabbine, beni iyileştirmesi için dua et, dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Allah'ım!
Amcama şifa ver!" diye dua etti.
Ebu Talib, genç dişi
deveden daha zindeymişcesine ayağa kalkıp:
-Yeğenim! Taptığın
Rabbin, sana mutlaka itaat ediyor, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Amca! Eğer sen
Allah'a itaat edersen, o da mutlaka sana itaat eder" dedi. [170]
* * *
Rasulullah'ın
mucizeleri meydana gelince, müminler taklit için değil delille amel etmek için
ona tabi oluyorlardı.
Bundan dolayı, sebebi
öğrenmek için itiraz ederler ve "geldin bizi menettin ve... böyle
yaptın" derler, böylece O da onlara bunun sebebini açıklardı.
Kalpler O'na itaat
edince ve İslam yayılınca, onu yalanlayanların ve çekemeyenlerin de kalpleri
zayıflar.
Yahudiler, O'nun
Allah'ın Rasulü olduğunu bilmelerine rağmen çekemedikleri için cehennemde
ebediyyen kalmaya razı olmuşlardır.
Bazı kimseler güya
Kur'an'ın benzeriyle konuşmağa başladılar. Mesela Museyleme şöyle diyordu: Ey
kurbağa öt! Ne kadar çok ötüyorsun.
Museyleme,
Rasulullah'm bir çocuğun başına elini sürdükten sonra, saçının bittiğini duydu
ve o da bir çocuğun babına elini sürdü ama çocuğun saçları döküldü.
Yine Museyleme,
Rasûlullah'm (s.a.\ ) bir kuyuya tükürdüğünü ve kuyudan su fışkırdığını duydu
ve o da h . kuyuya tükürdü ama onun suyu kurudu.
Rasulullah'tan sonra
İslam yayılıp ülkeler fethedilince bazı kafirler toplanıp: Müslümanlarla
uğraşacak gücümüz yok, gelin İslam'a karşı çıkalım ve onu bazı afet ve
belalarla karşılaştıralım, dediler.
Bunlar Batınilerdir.
Onlar İslam'a ve taabbüde karşı çıkarlar. Maksatları cahiller ve onları
avlamaktır. Böylelerini ele geçirince, dinsizliklerini açığa vurdular.
İbn Akıl şöyle der:
Ben Batıniye reisiyle biraraya gelsem, onun aklına ve ona tabi olanların aklına
göre, ben de onunla birlikte hafife alma yolunu tutmuş olurum.
Ben şöyle diyordum.
Emellerin birtakım yol ve yönleri vardır. Emelin ümitsizlik yönünde
bulundurulması ahmaklıktır.
İslam şeriatı dünyayı
kaplamış ve artık yerleşmiştir.
İslam'ın he yıl
Arafat'ta, her hafta cumada ve mescitlerde toplantıları vardır.
Her gün, yüzbinlerce
minarede bu peygamber'in adıyla ezan okunurken, siz ne zamana kadar bu coşkun
denizi bulandırarak ve bu açık durumu ufuklarda belirsiz hale getirerek
konuşacaksınız?
Sizin bu yaptığınız
tek başına yapılan bir konuşmadan ibarettir. Ortaya çıksa, söyleyenin sağ kalıp
kalmayacağından emin olunamaz.
Sizden daha ahmağını
tanımıyorum! Gelelim meselenin tartışmasına. Musannif (Yazar) şöyle der:
Ebu'1-Ala el-Ma'arri
ve ondan önce İbnu'r-Ravendi gibi bazı inkarcılar müslümanlara çamur
atmışlardır. Bu iki inkarcı en çirkin vasıfla ölmüşlerdir.
Bunlardan bazıları da
muhaddislere (hadiscilere) iftira etmişlerdir. Kasıtlı olarak şeriatın eksik ve
çelişkiler içinde olduğunu anlatan hadisler uydurmuşlardır.
Allah, onların
alçaklıklarını ve edepsizliklerini açıklayan ve doğruyu yanlıştan ayıran
alimler ortaya çıkarmıştır.
Bazı kimseler kahinlik
gösterisi yaparak gaypten haber vermeye başlamışlardır. Bazıları da kalplerde
olanlar hakkında konuşmaya, müneccimler de yarın olacak şeylerden bahsetmeye
başlamışlardır.
Bunların hepsi, îslam
dininin mucize getirmediğini göstermek i-çindir.
Allah, nurunu, mutlaka
tamamlayacaktır.
tbn Akıl şöyle
demiştir:
Allah Teala'nın
yalancıya biraz mühlet tanıyıp sonra onu azabla kökten yok etmesi,
peygamberimizin (s.a.v.) doğruluğu hakkında en büyük delillerdendir.
Rasûlullah (s.a.v.)
kendisinden önce gönderilmiş iki şeriatı nes-hetmiş, cumartesi günü çalışmayı
serbest bırakmışken Allah'ın 'diğer ümmetlere karşı onun ümmetine yardım ederek
ve icazla hikmetini destekleyerek, Rasûlullah'ı (s.a.v.) yalanlayan kimseye
yıllarca mühlet vermesi ondan sonra da şeriatını sağlamlaştırması caiz olur mu?
Onun bunu yapması
mümkün değildi. Zira bunu yapsaydı doğru, doğru olmayandan ayırd edilemezdi.
Sen yüce Allah'ın şu
sözünü duymadın mı?
"Eğer (Peygamber)
bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kuvvetle yakalardık."
[171].
Bir kimsenin doğruluğu
tenkit edilirse, Allah'ın adaleti ve hikmeti de tenkit edilmiş olur. Çünkü
tenkit, esnasında kaynak ve asıl durumunda olanadır.
Onun mucizelerinin
ışıkları ashabına da yayılmıştır. Ömer Mı-sjr'daki Nil nehrine hitaben yazmış,
Sariye'ye seslenmiş ve ona duyurmuştur. Kisra'nın hazineleri getirilip
Rasûlullah'm (s.a.v.) mescidinde taksim edilmiştir.[172]
[1] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 233.
[2] Fussilet Suresinin başından 13. ayetine kadar.
[3] Bakara Suresi, 23.
[4] Bakara Suresi, 24.
[5] Turkçeye çevrildiğinde imkansız cümleler çıkan ve daha
çok Arapçası örnek verilmek istenen bu cümleleri tercüme etmedik. (Mütercimin
notu).
[6] Bakara Suresi, 94, 95
[7] Bakara Suresi 23-21
[8] Al-imran Suresi, 12
[9] Fetih Suresi, 27.
[10] Mesed Suresi.
[11] Hıcr Suresi, 9
[12] Kadı lyad, eş-Şifa, 1/179 Başka bir lafızla: İmam
Ahmed, Musned, 2/451
[13] İbrahim Suresi, 52
[14] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 234-240.
[15] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/95; İbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/120; Tefsiru İbn Kesir, 3/309; Tefsiru't-Taberi,
7/210;Tefsiru1-Kurtubi, 17/127;
İbnu'i-Cevzi, Zadu'l-Mesir, 8/87; Suyuti, Durru'l-Mensur, 6/133
[16] Buharı, Sahih, kitabu't-tefsir, babu
ve'nşakka'l-kamer, hadis no: 4864;
kita-bu'l-menaktb, babu sualı'l-müşrikin en yuriyehum ayete..., hadis no: 3626; kitabu menaki-bi'l-ensar, babu
İnşikaki'l-kamer, hadis no: 3869
[17] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakib, babu suali'l-müşrikin
en yuriyehumu'n-nebiyye (s.a.v.) ayeten, hadis no: 3627, kitabu
menakibi'l-ensar, babu inşikaki'l-kamer, hadis no: 3868; Müslim, Sahih,
kitabu'l-munafikin, babu inşikaki'l-kamer, hadis no: 43, 47, 48; İmam Ahmed, Musned, 1/377, 413,
447, 3/275, 278, 4/82; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/262.
[18] Buharî, Sahih, kitabu't-tefsir, babu ve'nşakka'l-kamer,
hadis no: 4866; Müslim, Sahih, kitabu'l-munafikin, babu İnşikaku'l-kamer, hadis
no: 48; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/267
[19] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, S. 234; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 2/266; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/121.
[20] Müslim, Sahih, Şu'be'den çeşitli lafızlarla, 4/2159;
Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/267.
Ayın ikiye bölünmesi hakkında bkz: Taberani, Mucemu'l-Kebir 10/94;
Musnedu'l-Humeydi, 85; İbn Hacer, el-Kafi'ş-Şafi, s. 161;
İthafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/166; Suyutî, Dur-ru'l-Mensur, 6/133 Tefsiru İbn
Kesir, 7/449, Sunenu't-Tirmizİ, 2182, 3287, 3288; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih,
5855, Beyhakî, Delailun-Nubuvve, 2/262-268, babu suali'l-müşrikin Rasulullah
(s.a.s.) bi-mekkete en yuriyehum ayeten fe-erahum inşikaka'l-kamer.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 240-241.
[21] Müslim, Sahih, kitabu'l-eşribe, U1, Buharî, Sahih,
1/336; İmam Ahmed, Mus-ned, 3/377
[22] Buharî, Sahih, 3/88; Nesaî, Sünen, kitabu'l-vasaya, 4;
İmam Ahmed, Musned, 3/313; Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 11/469.
[23] Buharî, Sahih, 3/180; İmam Ahmed, Musned, 3/2, 418;
Hakim, Müstedrek, 2/ 618; İbnu'l-Mubarek, Zuhd, 321; Tanhu ibn Asakır, 4/147;
Ibnu's-Sınnı, Amelu'l-yevmi ve'l-leyle, 548; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 5/226,
230; 4/120; Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, 149; Ebu Avane, Musned, 1/9
[24] Müslim, Sahih, kıtabu'n-nikah, 88; İmam Ahmed, Musned,
3/195; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 9/56; 7/259; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 8/88;
Heysemı, Mecmau'z-Zevaİd, 8/304; İbn Hacer, Metalibu'l-Alİye, 4375
[25] Buharı, Sahih, 4/235; 7/89; 8/174, Müslim, Sahih,
kftabu'l-eşrıbe, 142, Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/89; Bağavî, Şerhu's-Sunne,
8/30; Tirmizi, Sünen, 5/595, 596; Zebîdî, Ithafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/169;
Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/273, 11/570
[26] Müslim, Sahih, kitabu'n-nikah, 94; Tirmizî, Sünen,
3218
[27] Buharî, Sahih, 3/14, 7/90; Müslim, Sahih,
kitabu'l-eşribe, 175; imam Ahmed, Musned, 1/197, 198; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra,
9/215; Delailu'n-Nubuvve, 6/95; Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 5/230; 9/527; Ibn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/130
[28] İmam Ahmed, Musned, 1/159; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra,
34; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 36520
[29] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/93 (Semura İbn
Cundeb'ten farklı lafızla). Bu, sahih bir İsnaddır. imam Ahmed, Musned, 5/12,18
[30] Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, 6/94; İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 6/111. Ibn Kosir: Metin ve isnad yönünden gariptir, demiştir.
[31] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 241-247.
[32] Yağın çoğaltılmasıyla ilgili mucizeyi anlatan
hadisleri Müslim değişik lafızlarla Sah h'inde (3/1614) rivayet etmiştir.
Ayrıca Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve (6/91) de rivayet etmiştir.
[33] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 247-248.
[34] Tirmizî, Sünen 5/585. Tırmİzi şöyle demiştir:
"Bu, hasen garib bir hadistir." Başka vecihten de Ebu Hureyre'den
rivayet edilmiştir. Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 6/109
[35] Beyhakî, Dealılu'n-Nubuvve, 6/110,111; İbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/117
[36] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/109,110; Îbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nıhaye, 6/117
[37] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 248-250.
[38] Buharî, Sahih, 1/94, 95; Müslim, Sahih,
kiîabu'l-mesacıd, 312; Taberani, Mu'cemu'l-Kebır, 18/132; İbn Huzeyme, Sahih,
987; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 146; imam Ahmed, Musned, 4/434
[39] Buharî, Sahih, kitabu'l-mağazi, babu
gazveti'l-Hudeybiye, 4150; Müslim, Sahih (uzun olarak) kitabu'l-cıhad
ve's-siyer, babu gazveti Zîkaded; Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 4/110, 111, 112
(değişik lafızlarla).
[40] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, (daha uzun olarak) 4/101
[41] Tirmizî, Sünen, kitabu's-sala, babu ma cae ennemen
ez-zene fehuve yukimu (kısa olarak) 1/383; Ibn Mace, Sünen, kitabu'1-ezan,
babu's-sunne fi'l-ezan, 1/237; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 1/381, 399; Ebu Davud,
Sünen, kctabu's-sala, babu'r-racul yuezzinu ve yukimu ahar 1 /142 (kısa
olarak): imam Ahmed, Musned, 4/169; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 4/125-127;
Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 5/204
[42] Müslim, Sahih, kitabu'l-lukata, 19; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 4/118,119
[43] Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 311; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 4/282-285.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 251-255.
[44] Zevra Medine'de çarşıyla mescidin yanında bir yerdir.
(Mütercimin notu).
[45] Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, 7; Buharı, Sahih,
kitabu'l-menakib, babu alama-tu'n-nubuvve fi'l-islam, 3572; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 5/124,125
[46] İmam Ahmed, Musned, 1/251; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve,
4/128; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/97. İbn Kesir şöyle demiştir: Bunu
sadece Ahmed rivayet etmiştir. Taberanİ bunu Amir eş-Şa'bi'nin ibn Abbas'tan
naklettiği hadisten rivayet etmiştir.
[47] Tırmızî, Sünen, no; 3633 (hasen, sahih demiştir};
Darımî, Sünen, 1/15; Bey-hakî. Delaıiu'n-Nubuvve, 4/130, İbn Kesir, el-Bİdaye
ve'n-Nıhaye, 6/98.
[48] Buharî, Sahih, kıtabu'l-mağazı, babu
alamatu'n-nubuvvetı fı'l-İslam; Müslim, Sahih, kıtabu'l-mağazı; Beyhakî,
Delaılu'n-Nubuvve, 4/115, 116
[49] Müslim, Sahih, kıtabu'z-zuhd, 74; İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 6/113; İbn Hacer, Fethul-Bari, 9/620; Zebîdî, İthaftı1
s-Sadetı'l-Muttekîn, 2/207.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 256-258.
[50] Buharî, Ebu Nuaym'den, kitabu'r-rikak, 6452; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve 6/ 137; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 360.
[51] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 6/137; İbn Sa'd,
Tabakatu'l-Kubra, 1/191; İbn Kes", el-Bıdaye ve'n-Nıhaye, İbn Kesir:
"Bu, metin ve senet yönünden çok garip bir hadistir" demiştir.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 258-260.
[52] İmam Ahmed, Musned, 4/173; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve
(daha uzun olarak) 6/23,24, Ebu Nuaym, Delaılu'n-Mubuvve, 139; İbn Kesir,
el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 6/158; Te-brızı, Mİşkatu'l-Mesabıh, 5922; Zebİdî,
İthafu's-Sadetı'l-Muttekîn, 7/193; Heysemî, Mec-mau'z-Zevasd, 619
[53] Ebu Nuaym, Tarihu Curcan, 526; Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 9/5 (daha uzun olarak) Heysemî: "Bunu Ahmed iki ısnadia,
Taberanı de benzerini rivayet etmişlerdir. Ah-med'in ıkı isnadından biri, kendi
ravilerı ve Sahıh'ın ravılerıdır" ı
niştir.
[54] Müslim, Sahih, kitabu'z-zuhd, 74; Beyhakî,
Sünenu'l-Kubra, 1/94; Delailu'n-Nubuvve, 6/8; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve,
139; Tefsiru'l-Kurtubi, 8/143; İbn Kesir,, eI-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/110, 141,
Zebîdî, İthaf, 7/182; Kadı lyad, eş-Şifa, 1/575; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabİh,
5885
[55] Ebu Davud, Sünen, 1/1; İbn Mace, Sünen, 1/121;
Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, (daha uzun olarak) 6/18, 19; Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 9/7, 8 (Bazı lafız farklılıklarıyla)
[56] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 138; Bezzar, Musned,
(Bureyde'den), 2409 (Keşfu'l-Estar), Bezzar şöyle dedi: "Bunu Salih'ten
Hibban'dan başkasının rivayet ettiğini bilmiyoruz. Başı öpme konusunda sadece
bunun rivayet ettiğini biliyoruz."
[57] Ibn Hıbban, Sahih, 2110 (Mevarİdu'z-Zam'an); Taberam,
Mu'cemu'l-Kebir, 12/ 432; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/14,15; Tefsiru İbn
Kesir, 1/431; Tefsiru'l-Kurtubi, 19/5; Ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/311.
[58] Hakim, Mustedrek, 2/620 (Hakim: Bu, Müslim'in şartına
göre sahih bir hadistir. Ancak Buhari'yle Müslim bu hadisi rivayet
etmemişlerdir demiştir); Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 6/15; İbn Kesir,
(Musannef'ten)el-Bidayeve'n-Nİhaye, 6/125
[59] Taha Suresi, 66.
[60] Nisa Suresi, 157.
[61] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 260-263.
[62] Müslim, fedailu's-sahabe, 49; Nesaî, kıtabu'İ-ahbas,
4; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 1/16; Ebu Nuaym, Delailu'n-IMubuvve, 154; İbn Ebı
Asım, Sunne, 2/618, 621; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 6/167; Darekutni, Sünen,
4/198; İmam Ahmed, Musned, 1/88, 59; Buharî, Tarih, 8/105; Tarihu ibn Asakir,
5/363, 7/80, 435, 6/102.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 264.
[63] Musiım, Sahih, kitabu'l-hayd, babu mayusteru bini li
kadai'l-hace, Ebu Davud, Sür -i, -lafız farklılığıyla- kitabu'l-cihad,'3/23 İbn
Mace, Sünen, 1/122, 123; Beyhakî, Delai-lu'n-^ubuvve, 6/26, 27
[64] Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, 9/5, 6; Heysemî şöyle
demiştir: Ahmed onu iki isnadla Taberani de benzeriyle rivayet etmiştir.
Ahmed'in iki isnadından bin kendi adamları ve Sahıh'in adamlarıdır; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 6/20, 21 (uzun olarak).
[65] İmam Ahmed, Musned, 3/159; Münzırî, Terğıb
ve't-Terhib, 3/55; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/29; Suyutî, Durru'l-Mensur,
2/154; Hasaısu'l-Kubra, 2/56; Zebıdİ, İtha-fu's-Sadeti'l-Muttekîn, 2/206;
5/403; el-Hindî/Kenzu'l-Ummal, 44777; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/4. Bunu,
Ahmed'le Bezzar rivayet etmiştir. Onun ricali (ravileri) Enes'in kardeşinin
oğlu Hafs hariç Sahih'in ricalidir. O da sıkadır (güvenilirdir).
[66] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 325, 326; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 6/30; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/4 (Heysemî şöyle demiştir:
"Bunu Taberani rivayet etmiştir. Raviieri sikadır, (güvenilirdir),
bazıları hakkında zayıflık iddia edilmiştir); İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye,
6/136 (Taberani'nin rivayetinden) İbn Kesir de şöyle demiştir: "Bu, bu
vecihten yani ibn Abbas'tan gelen (bu
rivayet) çok garibtir. En sağlamı, İmam Ahmed'in Cabir'den rivayet ettiğidir.
el-Eclah'ın, ez-Zeyyal'den onun da Cabir'den, Cabir'ın de ibn Abbas'tan rivayet
ettiği İmam Ahmed'inkinden daha sağlamdır."
[67] Üç dipnot önce bu hadisin kaynakları belirtilmiştir.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 264-266.
[68] Buharı, Sahih, kitabu'l-cihad, babu mu bade ratil-imam
inde'l-fezai; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/152, 153
[69] Buharî, Sahih, kitabu'ş-şurut, babu iza'ştera'l-bai'u
zahra'd-dabbeti; Müslim, Sahih, kitabul-musakat, babu, bey'il-ba'ıri ve'stisnai
rukubihi; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/151.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 267.
[70] Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 6/183 (Heysemî şöyle
demiştir: "Taberani bunu Evsafta rivayet etmiştir. Bu rivayetin senedinde Ahmed
İbnMuharnmedibn El-Kasim vardır. O, zayıftır."
[71] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 267.
[72] Buharî, Sahih, 3/178,108; Müslim, Sahih,
kitabu't-cihad, 84-87; Tirmizi, Sünen, 3138; İmam Ahmed, Musned, 1/377;
Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 6/101, 9/117; İbn Hıbban, Sahih, 1702
(Mevaridu'z-Zaman); Humeydi, Musned, 86; Taberani, M'u'cemu'l-Kebir, 10/ 236,
274, 339, 12/452; Taberani, Mu'cemu's-Sağir, 1/78; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve,
5/70, 72; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 2/99; İbn Ebi Şeybe, Musannef,
16/472,487,488; İbn Asakir, Tarih, 5/609; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye,
4/301; Heysemî, Mecmau'z-Zevaİd, 6/176; 7/51; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/199;
İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 5/121, 8/16, 400
[73] Müslim, Sahih, kitabu'l-cihad, 87; İmam Ahmed, Musned,
1/377; Beyhakî, Su-nenu'l-Kubra, 6/101; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/236;
Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/71; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/199.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 268.
[74] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 78; İmam Ahmed, Musned,
5/100; Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 4/388; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye,
4/272.
[75] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 77; Beyhakî,
Delaüu'rvNubuvve, 4/393, 394; Bu-harî, Sahih, kİtabu'l-iman, 31, kitabu'l-menakib,
25; Tirmizî, Sünen, kitabu'l-fiten, 41; İmam Ahmed, Musned, 2/233, 240, 5/92,
99
[76] Bu hadisin kaynakları bundan önceki dipnotta
açıklanmıştır.
[77] Müslim, Sahih, kitabu'l-cenne ve sıfatu naımiha ve
ehlıha, 76; Ebu Davud, Sünen, kitabu'l-cıhad, 124; Nesaî, Sünen, 5/109; İmam
Ahmed, Musned, 3/219, 258; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 14/378; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 3/47, 48; Sunenu'l-Kubra, 9/148; el-Esmave's-Sıfat, 167,
168; imam Ahmed, Musned, 1/2R, 3/219, 258
[78] Buharî, Sahih, 4/88, 5/169, 8/154, Müslim, Sahih,
kitabu'l-iman, 187; İmam Ahmed, Musned 2/309; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 8/198;
Ebu Avane, Musned, 1/46; Ab-durrezzak, Musanneî, 9573; Buharî, Tarih, 5/307;
İbn Kesir, el-Bİdaye ve'n-Nihaye, 4/36,
[79] Buharî, Sahih, 2/155; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail,
11; Beyhakı, Delaılun-Nubuvve, 5/238;
İbn Ebi Şeybe, Musannef, 16/540.
[80] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 19; Ebu Davud, Sünen,
4252; Tİrmizî, Sünen, 2176; İmam Ahmed,
Musned, 4/123,5/278, 284; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 9/458; ibn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 1/152, 4/102; Suyutî, Camiu'l-Kebİr, 4856; Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 7/221; İbnu'l-Cevzi, Zadu'l-Mesir, 3/427, 6/59
[81] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 73 (hadisi değişik
lafız ve tariklerle rivayet etmiştir).
İmam Ahmed, Musned,
5/214, 215; Hakim,
Mustedrek, 2/155, 387;
Taberani, Mu'cem'ul-Kebir, 4/198, 200; ibn Adiy, el-Kamil, 4/495;
7/2511; Tarihu'l-Hatîb, 3/243, 9/718; Tefsiru'l-Kurtubi, 16/317; Beyhakî,
Sünenu'l-Kubra, 8/181; Tarihu İbn Asakir, 4/153
[82] İbn Ebi Asım, Kitabu's-Sunne, 2/501
[83] Müslim, Sahih,
kitabu fedaili's-sahabe, 159; Buharı, Sahih, 9/133; imam Ahmed, Musned,
2/240, 274; Humeydi, Musned, 1142; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 4/56; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 6/201
[84] Buharî, Sahih, 4/72, 5/184, 9/24; Müslim, Sahih,
kitabu fedaılı's-sahabe, 161; İmam Ahmed, Musned, 9/79,105; İbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/284.
[85] Buharî, Sahih, 3/244, 9/71; İmam Ahmed, Musned 5/38;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 3/21, 22; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/442;
Tarihu'l-Hatıb, 8/27; Tanhu İbn Asakır,
4/214.
Bakınız: Fethu'l-Bari, 5/307; Tefsıru'l-Kurtubı, 4/77", el-Bıdaye
ve'n-Nihaye, 8/108; Kenzu'l-Ummal, 34301,342263
[86] Buharî, Sahih, 4/239; kitabu'l-menakıb, babu
alamatİ'n-nubuvveti fi'l-islam; Beyhakî,
Sunenu'l-Kubra, 5/225; 9/177;
Delailu'n-Nubuvve, 5/343; 6/323;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 17/94; İbn Kesir, el-Bidayeve'n-Nihaye,
5/66;Tarihu'l-Hatib, 1/190
[87] Buharî, Sahih, 5/16, 8/59; Müslim, Sahih, kitabu
fedaili's-sahabe, 28; Tirmizî, Sünen, 3710; İmam Ahmed, Musned, 4/406; Ebu
Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 1/57; İbn Hacer, Fethu'l-Barİ, 7/43,10/597; Zebîdî,
Jthafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/178
[88] Buharı, Sahih, 4/52; İmam Ahmed, Musned, 2/319, 530;
Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 9/175, 176; Hakim, Müstedrek, 4/474, 475; Ebu Davud,
Sünen, 4304
[89] Buharı, Sahih, 4/243, 8/47; Müslim, Sahih,
kitabu'z-zekat, 148; İbn Mace, Sünen, 172; İmam Ahmed, Musned, 3/56, 353, 354,
355; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 5/185, 187; Said İbn Mansur, Sünen, 2902; ibn
Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/363,' 7/300; İbn Hacer, Fethul-Barı, 10/552,
12/290; Suyutî, Durrul-Mensur, 3/250; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 30940,31223,31589
[90] Ukaylî, Duafau'l-Kebır, 3/57. Abdulvahıd el-Hucubı'nın
biyografisinde şöyle demiştir: "Bunu naklettiği için Abdulaziz
eleştırılemez. O sıkadır güvenilirdir."
el-Hındî, Kenzu'l-Ummal, 35416
[91] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/3; Beyhakî,
Delaılu'n-Nubuvve, 6/310; Suyutî, Hasais, 2/104.
[92] İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 8/115; Ebu Nuaym, Tarihu
İsbehan, 2/188; Tari-hu'l-Hatib, 1/301
[93] Buharı, Sahih, 5/48; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve,
3/457. Bakınız: ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/405
[94] İbnu'l-Mubarek, kitabu'z-zuhd, 192; Tefsiru'l-Kurtubi,
1/18, 4/22; el-Hindî, Ken-zu'l-Ummal, 29121; Şeceri, el-Emali, 1/73, 83
[95] İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 3/22; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir,
8/45; Tarihu'l-Hatib, 1/135; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/325, 326;
Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/ 136; Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/74.
[96] Ebu Davud, Sünen, 3088; Beyhakî, Şunenu'l-Kubra 4/156;
Delailu'n-Nubuve, 6/297, 7/297;
Abdurrezzak, Musannef, 20989;
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 3/439; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 1/272
[97] el-Hındî, Kenzu'l-Ummal, 37472, 37473; Jbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye.
[98] İmam Ahmed, Musned, 5/155; Hakim, Mustedrek, 3/354;
İbn Sa'd, Tabakatü'l-
Kubra, 4/171,172; İbn Hıbban, Sahih, 2260 (Mevarid), Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 9/401, 402; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evlıya, 1/170; Munzıri,
Terğib ve'î-Terhib, 4/220; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/235
[99] Müslim, Sahih, kitabu'l-übas, 125; kitabu'İ-cenne,
İmam Ahmed, Musned, 2/356: 440; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 2/234, 247; Münzirî,
Terğıb ve't-Terhib 3/95; Tefsiru'l-Kurtubi, 7/125; İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 6?277
[100] Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, 229; İmam
Ahmed, Musned, 2/87, 91, 92; Tİrmizî, Sünen, kitabu'l-fiten, 44;
kitabu'l-menakıb, 73.
[101] Tarihu İbn Asakir, 2/247;'Bağavî, Şerhu's-Sunne,
1/286; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 295, 35
[102] Ebu Davud, Sünen, 3659; İmam Ahmed, Musned, 1/321;
Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 10/250; Hakim, Müetedrek, l/95;Taberani, Mu'cemul-Kebir,
2/63; İbn Hibban, Sahih, 77 (Mevarid); Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 1/137;
el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 29176
[103] Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 6/322; Delaılu'n-Nubuvve,
3/142; Tanhu İbn Asakir, 7/ 233; Tefsiru'l-Kurtubı, 8/52; İbn Kesir, el-Bİdaye
ve'n-Nihaye, 3/299; Tefsiru İbn Kesir, 4/36
[104] Taberanı, Mu'cemu'i-Kebır, 17/59, İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nıhaye, 3/314; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 3745.
[105] Mesed Suresi, 3
[106] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 268-282.
[107] Buharî, Sahih, kıtabu'i-meğazi, babu gazvetu'l-hendek,
5/395; Beyhakî, Delaj-tu'n-Nubuvve, 3/416; İmam Ahmed, Musned, 3/300; Darimî,
Sünen, Mukaddime 7; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 14/418. Bakınız: İbn Hacer,
Fethu'l-Bari, 5/316; İbn Hişam, Sıretu'n-Nebeviyye, 3/171, 172
[108] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 3/421; Tarıhu'i-Hatîb,
1/131, 4/131; İmam Ahmed, Musned, 4/303; İbn Hacer, Fethu'İ-Bari, 7/397;
Suyutî, Camİu'l-Kebir, 9667. El-Mizzî, Tuhfe-tu'l-Eşraf'da (2/65) bunu Nesaî'ye
nisbet etmiştir.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 283.
[109] İmam Ahmed, Musned, 3/300; İbn Kesir, el-Bıdaye
ve'n-Nihaye, 6/146; Ebu-Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, s. 142
[110] İbn Mace, Sünen, kitabu İkameli's-sala, babu ma caefi
bed'i şe'ni'l-minber, 1/ 454; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/67, 98.
[111] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/559 (Enes'ten); İmam
Ahmed, Musned, 3/226; İbn Huzeyme, Sahih, 776; İbn Hıbban, Sahih, 574
(Mevarid); Tarihu'l-Hatib, 12/486; İbnu'l-Mubarek.Zuhd, 361
[112] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakıb, babu
alamati'n-nubuvveti fi'l-islam; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/557; Tirmİzî,
Sünen, kitabu salatı'l-cumua, babu ma cae fi'l-hutbeti ale'l-minberi, 2/379
[113] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/558. Bakınız:
Fethu'l-Bari, 2/397
[114] Darımı, Sünen, 1/16
[115] İmam Ahmed, Musned, 5/139
[116] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 283-286.
[117] Beyhakı, Delailu'n-Nubuvve, 6/64, 65 {Bu hadisin
senedinde Salih İbn Ebi'l-Ahdar vardır. Onun hakkında İbn Maİn: Bİrşey
değildir, demiştir); İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/132; Suyutî,
Hasaisu'l-Kubra, 2/74 (Bunu, Bezzar, Evsafta Taberani'ye ve Delail'de Ebu
Nuaym'a nısbeî etmiştir).
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 286-287.
[118] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/195 (Esma Bınt Ebi
Bekr'den); İbn Hıbban, Sahih, 2102 (Mevarıd); Tefsiru İbn Kesir, 5/79; Humeydİ,
Musned, 323; Hakim, Müstedrek, 2/361; Suyuti, Durru'İ-Mensur, 4/186; İbn Hacer,
Metalıbu'l-Aliye, 3813, 3814
[119] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 287.
[120] Buharı, Sahih, kitabu'l-cihad, 84, 87;
kitabu'l-meğazi, 31, 32; Müslim, Sahih, ki-tabu'l-musafirin, 311; imam Ahmed,
Musned, 3/311, 364, 5/42; Hakim, Müstedrek, 3913; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve,
3/168, 169, 376; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/426; Bağavî, Şe-rhu's-Sunne, 4/287;
Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, 5305
[121] Yukardaki dipnota bakınız.
[122] Müslim, Sahih, kitabu sıfati'l-munafikin, 38; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 2/189; Tefsiru't-Taberı, 30/65; Tefsiru İbn Kesir, 8/461;
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/44.
Bakınız: Fethu'l-Bari, 8/724; Durru'l-Mensur, 6/370
[123] Vakidi, Meğazi, 1/198
[124] Taberanı, Mu'cemu'l-Kebır, 7/357, Heysemî,
Mecmau'z-Zevaıd, 6/184 (daha uzun olarak.) Heysem? bunu, Taberanı'ye nisbet
etmiştir. Senedinde Ebu Bekir el-Huzeli vardır. O, zayıftır.
[125] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 287-290.
[126] Hıcr Suresi, 95
[127] Buharı, Sahih, kitabu'l-menakib, 25
[128] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 290-291.
[129] Sad Suresi, 35
[130] İmam Ahmed, Musned, 2/298; Buharî, Sahih, 1/124,
4/156; Bağavî, Şerhu's-Sunne, 3/269; Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 39; Ebu
Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 130; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 1/64, 2/28,
6/327; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 1/554; 8/546; Zebidi,
İthafu's-Sadetil-Muttekîn, 7/286.
[131] İmam Ahmed, Musned, 6/6, 3/419; İbn Ebi Asım, Sunne,
1/164; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 7/95. Bakınız: Fethu'l-Bari, 12/371
[132] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 291-292.
[133] Müslim, Sahih, kitabu sifati'l-munafikin, 70; imam
Ahmed, Musned, 6/273; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 5/422; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 7/102; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 1/67.
[134] Aslında: Buhari rivayet etmiştir. Bu hadis
kitaplarında bulduklarımıza aykırıdır. Beyhakrnin Deiail ve Sünen'de dediği
gibi Harun ibn Said el-Eyli'den sadece Müslim rivayet etmiştir.
[135] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/488; Tarihu'l-Hatib, 3/331; Ibnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenan
iye, 1/176; Suyutî, Durru'l-Mensur, 1/54; Iraki, Tahricu'l-lhya, 2/32
(Senedinde Muhammed İbnu'l-Velid İbn Eban vardır. O, Beyhakfnin Delalil'de
dediği gibi hadis uyduranlar arasındadır. Zehebi, Mizanu'l-İtidal'de (4/59)
onun biyografisinde anlatmıştır.)
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 292-293.
[136] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 8/162; Heysemi,
Mecmau'z-Zevaid, 5/140 (Hey-semî, Taberani'ye nisbet edip şöyle demiştir:
"Senedinde Haşim İbn Amr vardır. Onu bilmiyorum. Ancak İbn Hıbban,
Sikat'ta ve Tabaka'sında Haşİm ibn Amr'ı zikretmiştir. Zahir olan odur. Ancak
İsmail İbn Ayyaş'tan rivayetini zikretmemiştir. İsmail'in bu hadisteki şeyhi
Şamlıdır. Onun ravileri sikadır. İnşaallah bu, sahihtir." Bakınız:
Ithafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 6/423; Tahricu'l-İhya, 2/157.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 293.
[137] İmam Ahmed, Musned, 1/347; Suyutî, Durru'l-Mensur,
4/129.
[138] Burada "kadınları seven birisiyim"
tabirinden maksat, "hanımlarımı seviyorum, onlar beni beğenmezlerse"
manası anlaşılmalıdır. Zaten başka rivayetlerde "çok sevdiğim bir hanımım
var, beni beğenmezse" ifadesi vardır. (Mütercimin notu).
[139] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 293-294.
[140] Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, 6/71, 72 (şöyle demiştir:
"Herevî'nin hadisinin lafzında, bu Abdullah -İbn Osman- el-Vakkasî tek
kalmıştır. O, Osman Darimî'nin Yahya Ibn Main'e sorduğu ve onun da:
Tanımıyorum, dediği kimselerdendir. Ben de şöyle diyorum: Bu hadisin senedinde
Muhammed ibn Yunus Kadimi vardır, o hadis uydurucu birisidir); Ebu
NuaymDelailu'n-Nubuvve, 370; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 2/77.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 294-295.
[141] Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 6/34 (Beyhakî başka bir
zayıf vecihten rivayet edilmiştir,
dedi.) Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 2/61; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/148.
[142] Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, s. 320; İbn Kesir,
el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/ 146-149; Suyutî, Hasaısu'l-Kubra, 2/60, 61.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 295-296.
[143] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/37; Ebu Nuaym,
Delailu'n-Nubuvve, 134; Ibn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nİhaye, 6/171,149, (Suyutî,
bunu Hasaisu'l-Kubra'da (2/65) el-Evsat ve es-Sağir'inde Taberani'ye, ibn
Adİyy'e el-Mu'cizat'ta Hakim'e, Beyhakîye, Ebu Nuaym'a ve İbn Asakir'e nisbet
etmiştir); Zebidi, ithaf, 2/206, 7/194; Kadi lyad, eş-Şifa, 1/595; Suyuti,
Camiu'l-Kebir, 1/1124. El-Mizzî: İsnad ve metin yönünden sahih değildir,
demiştir.
[144] Bundan önceki dipnota bakınız.
[145] Bundan bir önceki dipnota bakınız.
[146] Bakara Suresi, 23
[147] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 296-299.
[148] Buharî, Sahih, 4/160, 5/88, 6/23; İmam Ahmed, Musned,
3/108, 189; Beyhakî, Dölailu'n-Nubuvve, 2/251, 6/261; Ibn Ebi Asım, el-Evail,
193; Tarihu İbn Asakir, 5/66, 7/447; Suyutî, Cami', 4303; İbn Hacer,
Fethu'l-Bari, 7/272, 8/165, 11/378; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nİhaye,
3/211,6/95
[149] Kasas Suresi, 28
[150] Bakara Suresi, 97
[151] İmam Ahmed, Musned, 1/274; Ebu Nuaym,
Hılyetu'l-Evliya, 4/305; Ibn Kesir, Tefsir, 1/186, 2/62,269;
el-Bidayeve'n-Nihaye, 6/173; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/266, 267.
[152] İmam Ahmed, Musned, 1/465
[153] Müslim, Sahih, kitab'ul-hayd, 34; Taberanİ,
Mucemu'l-Kebir, 2/88; Tefsiru'l-Kurtubi, 4/7; Tefsiru İbn Kesir, 4/437;
Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/264.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 299-303.
[154] İmam Ahmed, Musned, 3/125,182; İbn Adiyy, ©I-Kamil,
7/2673; Müslim, Sahih, (Enes'ten başka bir lafızla) kitabu's-sala, bab: 25.
Bakınız: Sahih'ul-Buhari, 1/184, 185 (şu lafızla: Saflarınızı düzeltin,
birbirinize sımsıkı yapışın.)
[155] Buharî, Sahih, kitabu's-sala, babınzatu'l-imami'n-nasefi
itmami's-sala; Müslim, Sahih, kitabu's-sala, babu'l-emri bi-tahsıni's-salati ve
itmamına ve'l-huşu fıha, 1 /319; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/73
[156] Bakınız: Sahihu'l-Buhari, 1/184,185; Sunenu'n-Nesai,
2/92; Musnedu Ahmed, 3/103, 182; Sünenu'l-Kubra, 2/1; Hı'yetu'l-B'liya, 6/309;
Fethu'l-Bari, 2/211; Tarihu Bağdad, 8/88.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 303.
[157] Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahiye,
1/1678 (Ibnu'l-Cevzi, sahih değildir, demiştir); İbn Adîyy, el-Kamil, 4/534;
Tarihu'l-Hatib 4/272. Bakınız: Munavi, Feydu'l-Kadir, 5/215; Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve, 6/75.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal
Kitabevi: 303.
[158] Buharî, Sahih, 4/58, 73; Müslim, Sahih,
kitabu'l-fedail'is-sahabe, 34; İmam Ah-med, Musned, 1/331, 5/333; Beyhakî,
Sünenü'l-Kübra, 9/107; Delailu'n-Nubuvve, 4/205; İbn Ebi Şeybe, Musannef,
12/69; Said Ibn Mansur, Sünen, 2472; Taberani, Mu'cern'ul-Kebir, 6/ 187, 205,
244; ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/70; Zebîdî, İthaf, 7/188
[159] İbn Mace, Sünen, 117; İmam Ahmed, Musned,'1/99, 133;
ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/340; ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/477;
Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 71
[160] İmam Ahmed, Musned, 4/70; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 7/413,
9/489; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/159
[161] İmam Ahmed,' Musned, 1/254, 268; Darimî, Sünen,
Mukaddime, 4 (Bunun senedinde Ferkad es-Sebehİ vardır. O, Seyyi'u'l-Hıfz'dır.
-Hafızası zayıftır-}.
[162] Buharî, Sahih, kitabu'I-istiska, men temattare fi'l-matarİ
hatta yetehaderu aia iıhyetihi; Müsüm, Sahih, kitabu salatı'l-istiska, babu'dua
fi'İ-istiskai; İmam Ahmed, Musned, 3/104, 187, 261, 271; 4/236; Beyhakî,
Sünenu'l-Kubra, 3/353, 354, 355, 356; 4/221; İbn Hu-zeyme, Sahih, 423, 1789;
Abdurrezzak, Musannef, 4910, 4911; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 160; Beyhaki,
Delailu'n-Nubuvve, 2/89, 6/139, 144; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/ 18,42;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/346; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 1 /219,346,11/481;
İbn Kesir, e!-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/107, 5/189; 6/102, 106
[163] Hadis yukardakİ dipnotta geçti.
[164] Suyutî, Camiu'l-Kebir, 10022; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal,
21606,23547; San'ani, Subulu's-Selam, 485.
[165] Fetih Suresi, 24
[166] İmam Ahmed, Musned, 5/77, 340; Hakim, Mustedrek,
4/139; Abdurrezzak, Musannef, 19462; İbn Hıbban, Sahih, 2273 (Mevarid);
ibnu's-Sİnni, Amelu'l-yevm ve'l-leyle, 471,480; İbn Ebi Şeybe, Musannef,
8/457,10/430,11/493,494; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/212; Ebu Nuaym,
Delailu'n-Nubuvve, 164; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 17/28; ibn Ebi'd-Dünya, Kitabu
Mucabı'd-Dave. 18
[167] Buharî, Sahih, 8/91, 93, 101; Müslim, Sahih, hadis no:
458, 1928; Tirmizî, Sünen, 3829; İmam Ahmed, 3/194, 248, 9/430; Beyhakî,
Sünenü'l-Kübra, 3/96; Delailu'n-Nubuvve, 6/194,195; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir,
1/221; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 7/12; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 6/332, 11/89.
[168] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/96; Ebu Nuaym,
Delailu'n-Nubuvve, 163; Tef-siru'l-Kurtubi, 17/82; İbn Hacer, Fethu'l-Barı,
3914; Kadı lyad, eş-Şifa, 1/632
[169] Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzı, kitabu'l-mevzu at, 2/94
(İbnu'l-Cevzi şöyle der: "Ukaylî: Bunun İsnadının aslı yoktur. İsnadı
ve metni
mahfuz değildir. Eyyub hakkındaki
ta'nı -tenkidi- açıklamıştık)." Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 1/349;
İbn Arrak, Tenzihu'ş-Şeria, 2/79
[170] Hakim, Mustedrek, 1/542; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve,
6/184; Tarihu'l-Hatib, 8/377 (Beyhakî,
Delailu'n-Nubuvve'de şöyle der: "Heysem ibn Cemmaz, Sabit İbnu'l-Benani'den tek başına rivayette
bulunmuştur. Heysem, alimlere göre hadiste zayıftır.") Biyografisi için
bakınız: El-Mizan, 4/319
[171] Hakka Suresi, 44,45
[172] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden
Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 303-310.