DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 1

RASULULLAH’IN MUCİZELERİ. 1

Rasulullah’ın En Büyük Mucizesi Kuranı Kerimdir. 2

Rasulullah'ın Şakk-ı Kamer (Ayın İkiye Bölünmesi) Mucizesi 6

Rasulullah'ın Yemeği Çoğaltma Konusundaki Mucizelerinin Açıklanması 7

Rasulullahın Yağı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi 11

Rasulullahın Hurmayı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi 12

Suyu Çoğaltma Mucizesi 14

Rasulullah'ın Parmaklarının Arasından Su Fışkırması 17

Rasulullah1n Sütü Çoğaltma Konusundaki Mucizesi 19

Rasulullaha Ağaç Gelme Mucizesi 20

Dağın Rasulullah İçin Hareket Etmesi Ve Onun Emriyle Durjvfası 23

Hayvanların Rasulullah'a Şikayette Bulunması Ve Huysuzluk Yapan Hayvanların Ona Boyun Eğmesi 23

Rasulullah'ın Bindiği Hayvanda Ortaya Çıkan Mucizesi 25

Rasulullahın Müşriklerin Yüzlerine Bir Avuç Toprak Atması Ve Toprağın Onların Gözlerini Doldurması 25

Rasulullah İşaret Edince Putların Yıkılması 25

Rasulullahın Gaib Olan Şeylerden Haber Vermesi 26

Kayanın Rasulullaha Yumuşatılması 36

Hurma Kütüğünün Rasulullaha Hasretinden Ağlaması 36

Rasulullah'ın Elindeki Taşların Allah'ı Teşbih Etmesi (Subhanellah Demesi) , 39

Rasulullahınkendisine Kötülük Etmek İsteyen Müşriklerden Gizlenmesi 39

Rasulullah'a Kötülük Yapmak İsteyen İnsanların Engellenmesi 39

Rasulullah'a Kötülük Eden Bazılarının Nasıl Öldükleri 41

Rasulullahın Kendisine Kötülük Etmek İsteyen Şeytanlardan Korunması 42

Rasulullahın Da Şeytanı Vardır. 43

Rasulullahın Haşerelerin Zararlarından Korunması 43

Rasulullah'ın Ashabından Birinin Çıkmış Olan Gözünü Tekrar Yerine Koyması 43

Duvarın Rasulullah'ın Huzurunda Konuşması 44

Geyiğin Rasulullah La Konuşması 45

Kertenkelenin Rasulullahla Konuşması 46

Rasulullahın Sadece Peygamberlerin Bileceği Sorular Hakkında Yahudilere Cevap Vermesi 47

Rasûlullah Gerîsîndekî Şeyleri De Görürdü. 50

Rasûlullah Aydınlıkta Gördüğü Gibi Karanlıkta Da Görürdü. 50

Rasulull/ Hin Duasının Makbul Olduğu. 51

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

RASULULLAH’IN MUCİZELERİ

 

Peygamberimizin şekli, hali ve özelliği, akıllılara, onun hak ve doğru olduğunu gösterir.

Bundan dolayı, Abdullah İbn Selam:

- Onun yüzünü görünce yalancı bir yüz olmadığını anladım.

Sözünü dinleyen ve âdabını gören kimsenin şüphesi kalmaz.

Daha küçükken emin olmak (güvenilen birisi olmak) la, doğru dü­rüst olmakla ve güzel ahlaklı olmakla meşhurdu.

Ebu Sufyan'm rivayet ettiği hadiste Kayser şöyle demişti:

Önceden halka karşı asla yalan söylememişken sonradan Allah'a karşı yalan söylemeğe cesaret edemezdi.

înşaallah büyük mucizelerini anlatacağız.[1]

 

Rasulullah’ın En Büyük Mucizesi Kuranı Kerimdir

 

Hz. Musa (a.s.) zamanında büyücülük yaygın olunca, Hz. Musa halka o tür mucizeler getirmiştir.   Mesela: Denizi yarmış ve sopasını

atmıştır.

Hz. İsa (a.s,) zamanında tıp yaygın olduğundan, o da halka o tür mucizeler getirmiştir. Mesela: Ölüleri diriltmiş ve anadan doğma körü iyileştirmiştir.

Bizim Peygamberimizin zamanında fesahat, şiir ve nesir olarak söz söyleme yaygın olduğu için, insanlara Kur'an'ı getirmiştir.

Kur'an çeşitli yönlerden mucizdir: (Karşısındakini benzerini ge­tirmekten aciz bırakır.)

1. Onun vecîz ve uzun söz söyleme konusunda fesahat ve belagata sahip olması. Bazan kıssayı uzun lafızla getirir. Sonra onu veciz lafızla tekrar eder. Birincide kastedileni bozmaz.

2. Onun, kelam uslûblarından ye şiir vezinlerinden farklı olması,

Araplar bu iki manâ ile konuştular. Kur'an karşısında aciz kalıp şaşırdılar ve onun üstünlüğünü itiraf ettiler. Hatta el-Velîd İbnu'l-Mugire şöyle demişti:

Vallahi O'nda bir tatlılık ve parlaklık, güzellik var. 370) îbn Abbas anlatmıştır:

El-Velid İbnu'l Muğire, bazı Kureyşlilerle biraraya geldi. El-Velid, onların arasında yaşlı birisiydi. Hac zamanı gelmişti. el-Velid:

-Arap heyetleri sizin yanınıza gelecekler, onlar şu adamınızın me­selesini işitmiş durumdalar. Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin. Birbirinizi yalanlayıp birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin, dedi. Onlar:

-Sen bizim için bir görüş ileri sür, biz de onu söyleyelim, dediler. El-Velid:

-Hayır, siz söyleyin, ben dinleyeyim, dedi. Kureyşliler: -Onun kâhin olduğunu söyleyelim, dediler. El-Velid:

-Hayır, o bir kâhin değildir. Ben kâhinleri gördüm. Onun okuduğu şeyler, kahin mırıldanması ve büyüsü değildir, dedi. Kureyşliler:

-Deli olduğunu söyleyelim, dediler. El-Velid:

- O, bir deli değildir. Biz deliliği gördük ve öğrendik. Onun ne bo­ğulması, ne de çarpmıp titremesi ve ne de evhamlanması vardır, dedi. Kureyşliler:

-Onun şair olduğunu söyleyelim, dediler. El-Velid:

-Hayır, o bir şair değildir. Biz şiirin her çeşidini, recezini, hezecini, kandaşım, makbudasmı ve mebsutasmı biliriz. Onun okudukları şiir değildir, dedi. Kureyşliler:

-Onun büyücü olduğunu söyleyelim dediler. El-Velid:

-O, büyücü de değildir. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gör­dük. Onun okudukları, ne büyücülerin okuyup üfledikleridir, ne de dü-ğümleyip bağladıklarıdır, dedi. Kureyşliler:

-Ebu Abdişems! Peki, sen ne diyorsun? dediler. El-Velid:

-Vallahi, onun sözünde bir tatlılık var. Öyle ki (sanki) kökü sulak, dalı meyveli (bir hurma ağacı) dır. Siz, bundan b'aşka bir şey olduğunu söylerseniz, o sözün yersiz boş olduğu derhal anlaşılır. Onun hakkında söylenecek akla en yakın söz büyücü olduğudur. Onun büyücü oldu­ğunu söyleyin. O, kişininjıanımıyla ve kardeşiyle arasını açıyor.

Böylece el-Velid'in yanından ayrıldılar.

371) En-Nadr İbnu'l Haris îbn Kelde şöyle diyordu:

-Ey Kureyş topluluğu! Başınıza, benzeriyle karşılaşmadığınız bir iş geldi. Vallahi, o ne büyücüdür, ne kahindir, ne şairdir, ne de delidir.

Utbe İbn Rabia, Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına gelince ona: "Ha, Mim. Kur'an Rahman ve Rahim olan Allah katından peyderpey indiril­miştir" ayetinden başlayarak: "Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" [2] ayetine kadar okudu. Utbe, onun ağzından tutup Rahîm aşkına vazgeçmesini istedi ve arkadaşlarına da:

-Size azap inmesinden korktum, dedi. Musannif (Rahimehullah) şöyle demiştir:

Onlar Kur'an'ı dinleyip de hayret ve dehşet içinde kalarak konu-şamayınca, kendilerine benzerini getirmekten aciz oldukları için yüce Allah şöyle seslenmiştir:

"Haydi onun benzeri bir sure getirin." [3] Daha sonra da şöyle buyurmuştur: "Bunu yapamazsınız ve elbette yapamayacaksınız." [4]

Malumdur ki, gururlu ve şerefli kimselere böyle birşey teklif edil­se, ellerinden gelen gayreti sarfederler.

Savaşa meyledip çoluk çocuklarının esir edilmesine ve mallarının ellerinden çıkmasına rıza gösterince ona benzer getirme hususunda acizlikleri ortaya çıktı. Oysa onlar belagat ve fesahat ehliydiler ve Kur'an da onların diliyle inmişti.

(Birisi Kur'an'a karşı çakmağa kalksa, kısa surelere bakar ve on­larla yarışıp onları taklit eder. Çünkü o, uzun surelerin telifinde, had­dinden fazla fesahat olduğunu anlar.

O, (Museylime) Fil suresini taklid edip şöyle dedi:

"Fil nedir? Filin ne olduğunu sana ne bildirdi? Onun ip gibi kuy­ruğu ve uzun hortumu vardı. Bu Rabbimizin yarattıklarının az bir kıs­mıdır. Ey Kurbağa kızı kurbağa! Vak vak et! Ne kadar da vak vak ediyorsun! Üstün suda, altın çamurda. Sen ne suyu bulandırabilirsin. Ne de içene engel olabilirsin."

Şöyle de demiştir:

"Kara koyundan ak süt sağılması tuhaf şeylerdendir."

Onların ayıpları böyle ortaya çıkmıştır. Eğer sussalardı, onlar için daha uygun olurdu.

Ebu'l Alâ el-Ma'arri de kalbi kör olanlardan biridir. Adına: "El-Fusûl ve'1-Gayat" dediği lafları toplayarak, aklı sıra sure ve ayetleri taklit etmiştir. Kitabım gördüm ama ondan daha soğuk ve daha çirkin olanım görmedim.

Bu kitabını kelimelerinin sonundaki alfabe harflerine göre yaz­mıştır. Şu sözler elif harfîndekilerdendir.[5]

Bu tür şeylerin hepsi soğuktur.

İbn Akıl şöyle demiştir: Bana, Ebu Muhammed İbn Müslim en-Nahvî şunu anlattı:

Kur'an'm mucize oluşunu aramızda konuşuyorduk. Orada, bü-yük fazileti olan bir şeyh vardı. O şeyh:

-Faziletli kimseler ondan aciz değillerdir, dedi.                

Sonra bir kağıt ve kalem alarak odasına çekildi.

Üç gün sonra onlara Kur'an'a denk gördüğü şeyleri okuyacağını söyledi.

Üç gün geçince birisi onun odasına girdi, onu eli kalemin üzerinde donmuş olarak buldu.

Ben de şöyle derim:

El-Murteza el-Alevi, bunun sarfe olduğunu söylüyordu. Yani Allah Teala Arapları, aciz olmadıkları halde, onun benzerini getirmekten başka yöne çevirmiştir.

îbn Akıl de şöyle demiştir:

Kur'an'a benzer getirmekten sarfedilmeleri (benzer getirmekten başka yöne çevrilmiş olmaları), haddizatında, Kur'an'a benzer getirmek hususunda güçlerinin var olduğunu gösterir. Fakat Sarfe'de bir nevi İ'caz varsa da, Kur'an'm kendisinde var olan bir sebepten dolayı benze­rinin getirilmesinin bizatihi imkan dışı oluşu onun büyüklüğünü ve de­ğerinin üstünlüğünü daha çok ortaya koyar.

Sarfe diyenlerin görüşü, ancak şöyle diyenierinkine benzer: Musa'nın asasına bakanların gözleri onun bir yılan olduğunu zannetti. Aslında o (asa) değişmemişti.

O şunu da söylemiştir: Birşeyden masrufa (çevrilene) meydan o-kuma iyi değildir. Nitekim Arap olmayanlara arapçayla meydan okun­mayacağı gibi. Bu, İbn Akîl'in görüşüdür.

Ben de şöyle derim: Onlar birşeyden ancak geldiği anda, tabiatle-rinin değiştirilmesi suretiyle benzerini yapabilmekten çevrilirler. Arap­lar var olduğundan beri, sarfeden önce onlar arasında birisinin, fesahatlarına güvendikleri halde ona yakın bir sözü var mıydı?

Kur'an'ın muciz (mucize) olmasının üçüncü yönü şudur: Kur'an getiricisi okuma yazma bilmeyen birisi olduğu ve alim ve kahinlerle sohbette bulunduğu bilinmediği halde geçmiş önceki milletlerin haber­lerini ve ehl-i kitabın tanıdığı peygamberlerin hayat hikayelerini ihtiva etmektedir. Ayrıca okuyup yazma bilen ve alimlerle sohbette bulunan Araplar da Kur'an'ın haber verdiği şeylere yetişmemişlerdir.

Dördüncüsü: Haber verdiği şekilde meydana gelmesi, Kur'an'ın kesinlikle doğruluğuna delalet eden gelecekle ilgili haberler vermesidir. Mesela Kur'an'daki şu ayetler böyledir:

"Haydi ölümü temenni edin."

"Onlar hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir." [6]

"Haydi onun benzeri bir sure getirin."

"Bunu yapamayacaksınız." [7] Gerçekten bunu yapamamışlar­dır.

"înkar edenlere de ki: Yakında mağlub olacaksınız." [8] Ger­çekten inkar edenler mağlub olmuşlardır.

"înşaallah siz güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz." [9] Gerçekten onlar Mescid-i Haram'a girmişlerdir.

Ebu Leheb hakkında şu ayet indirilmiştir: "O alevli bir ateşe gire­cek. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da ateşe girecek." [10] Bu, onların kafir olarak ö-leceklerine delildir. Nitekim öyle olmuştur.

Beşincisi: Kur'an tutarsızlık ve çelişkiden korunmuştur. Yani tu­tarsız ve çelişkili ifadeler yoktur.

Eğer o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onda birçok karışıklık bulurlardı. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kur'an'ı kesinlik-le biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." [11]

İbn Akıl şöyle demiştir:

Onun tamamım, hiçbir değişikliğe uğramayan ayet ve surelerini, yaratıkları bunların benzerini getirmede aciz bırakma bakımından ko­rumuştur. Kur'an yaratıkların onun benzerini getirmede aciz olmaları yönünden de kendi kendini korumaktadır.

372) Ebu Hureyre anlatmıştır: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Hiçbir peygamber yoktur ki, kendisine mucizeler verilsin de on-larm etkisiyle, insanlar o peygambere inanmış olmasın. Ancak o (mu­cize) bana Aziz ve Celil olan Allah'ın vahyettiği bir vahiy olarak verildi. Ben onların Kıyamet gününde tabii (ümmeti) en çok olanı olacağımı u-muyorum." [12]

Ebu'1-Vefa Ali İbn Akıl şöyle dedi:

Kur'anm Rasulullah'ın (s.a.v.) sözü olmadığını ve ona vahyedilen birşey olduğunu öğrenmek istersen onun sözüne bak, Kur'andan nasıl farklıdır. İki sözle iki uslüp arasındaki fark nasıl anlaşılmaktadır? Bi­linmektedir ki, insan sözü birbirine benzer. Peygamber'in (s.a.v.) Kur'an'm üslubuna benzeyen hiçbir kelimesi yoktur.

İbn Akıl şöyle demiştir:

Şu da Kur'an'ın mucize olduğunu gösterir: Hiçbir kimsenin, ondan (Kur'an'dan) manâsı daha önce geçmiş bir sözden alınmış bir ayet çı­karması mümkün değildir. Halbuki insanlar halâ birbirlerinden aktar­maktadırlar. Mesela: Mutenebbî Buhturî'den almıştır, denilir.

Ali İbn İsa'ya şöyle soruldu:

- Bu aziz kitap, kendisine uygun olan ismi (başlığı) bulsaydı? O da şöyle cevap verdi:

- O'na, bizim kelamımızdan olan birşeyle değil, onun bir ayetiyle başlık bulunması uygun olurdu.

Diğerleri şöyle sordular:

- Kendisiyle isim bulunan (başlık konulan) bu ayet hangisidir? O şu cevabı verdi:

- Ayet şudur: "İşte bu (Kur'an), tehlikelere karşı uyarılsmlar, Al­lah'ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşü­nüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir." [13]

İbn Akîl şöyle demiştir: Bana göre, Ibn İsa yanılmıştır. Çünkü o, bir kitabın başka bir kitapla karışmaması ve Kitabı tarif etmek için isim koyuyor. Eğer bu kitap, benzersiz ise, başkasıyla karıştırmadan hak­kında inceleme yapılıp düşünülecektir. Niye isim koysun ki?

Kitapların kimin sözü ve kimin telifi olduğu bilinsin diye, başlık konularak tanıtıldığı gibi onun, mu'ciz olduğunu ve başka kitaplardan farklı olduğunu belirtmek için tanıtılması caiz olsaydı, at ve deve gibi hayvanların alnıyla her insanın alnına: Bu Allah'ın sa'natı (yarattığı bir şey) dir diye yazılması caiz olurdu.

Açıkladığım sebepten dolayı, bu iyi bir şey olmadığına göre isim koymak batıl ve boş olur. Ben onun için bir isim konulmasını caiz gör­müyorum.

Biz bu aziz Mushaf ı hiç kimse tarafından getirilmeden bir çöle a-tılmış olarak bulsaydık, o, içindeki delille kendisinin Allah katından ol­duğunu haber verirdi.  ,

Masum olan (peygamber), mucizelerle desteklenerek onu getirmiş olduğuna göre, durum nasıl olur?

Musannif (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Ben iki önemli mânâ çıkardım.

Birincisi şöyledir: Peygamberlerin mucizeleri ölmeleri üzerine kaybolmuştur. Bugün bir dinsiz şöyle dese:

- Muhammed'le Musa'nın doğruluğunu gösterecek hangi delil var­dır? Ona şöyle cevap verilir:

- Muhammed için ay ortadan bölünmüş, Musa için de deniz yarıl­mıştır. O dinsiz de:

- Bu, imkansızdır, der.

Yüce Allah, bu Kur'an ı vefatından sonra doğruluğuna ait delilin açık ve zahir olması için yapmıştır. Onu, diğer peygamberlerin de doğru olduğuna dair bir delil yapmıştır. Çünkü, Kur'an onları tasdik etmekte ve onların durumunu haber vermektedir.

İkincisi de şöyledir: Kur'an Ehl-i Kitab'a, Muhammed'in özellikle­rinin, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı olduklarını haber vermiştir.

Hatıb'ın mümin olduğu, Hz. Aişe'nin de suçsuz, temiz olduğuna şehadet etmiştir. Bunlar, gaybî şehadetlerdir.

Eğer onun özellikleri Tevrat ve incil'de olmasaydı, onları (Ehl-i kitab'ı) ona iman etmekten alakoyardı. Hatıb'la Aişe içlerinden kendileri için yapılan şehadedin aksini bilselerdi, iman etmekten kaçınırlardı.[14]

 

Rasulullah'ın Şakk-ı Kamer (Ayın İkiye Bölünmesi) Mucizesi

 

373) İbn Abbas şunu anlattı:

Müşrikler toplanıp Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma geldiler ve: -Sen doğruysan (gerçekten peygambersen), bizim için ayı ikiye ayır, dediler. Rasulullah da (s.a.v.) onlara:

- "Bunu yaparsam, inanır mısınız?" dedi. Onlar:

- Evet iman ederiz, dediler.

Rasulullah (s.a.v.) onların söylediği şeyi kendisine vermesini Rab-binden diledi.

Ay (dolunay) ikiye bölündü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle sesleniyordu:

- "Ey falanca! Ey falanca! şahit olun." [15]

Bu olay, hicretten önce Mekke'de meydana gelmişti,

374) Mücahid şöyle demiştir:

Ay (dolunay) bölündü. Bir parçası dağın tepesinde oldu, bir parçası da dağın gerisine gitti.

375) İbn Zeyd şöyle demiştir: Ay ikiye ayrıldığında yarısı Kuaykıan dağı üzerinde, diğer yarısı da Ebu Kubeys dağı üzerinde görünüyordu.

376) ibn Mes'ud da şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye ayrıldı. Öyle ki onu gördü­ler. Rasulullah da (s.a.v.):

- "Şahit olun" dedi. Başka bir lafızda şöyledir:

Ay ikiye bölündü. Bir parçası dağın üzerinde oldu, Öbür parçasını da dağ Örttü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Şahit olun" dedi. [16]

377) Enes îbn Malik anlattı:

Mekke halkı, Rasûlullah'tan (s.a.v.) bir mucize göstermesini istedi. Rasulullah onlara ayı ikiye bölünmüş olarak gösterdi. Onlar Hıra'yı o iki parçanın arasında gördüler. [17]

Buhari, îbn Abbas'tan şunu rivayet etmiştir: Peygamber zamanında ay ikiye bölündü. [18]

378) Abdullah şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye bölündü. Bazıları:

-Bu Ebu Kebşe'nin oğlunun onlara yaptığı bir büyüdür, yanınıza gelecek olan kimselere sorun bakalım. Eğer onlar sizin gördüğünüz şe­yin tıpkısını gördüklerini söylerlerse, doğru demektir. Yoksa o, bir bü­yüdür, dediler. Yolcular geldiler ve onlara sordular:

-Evet, biz ayı ikiye yarılmış olarak gördük, dediler. [19]

379) îbn Ömer: "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" ayeti hakkında şunu söylemiştir: Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye yarılmıştır. [20]

 

Rasulullah'ın Yemeği Çoğaltma Konusundaki Mucizelerinin Açıklanması

 

380) Cabir îbn Abdillah anlattı:

Hendek kazarken Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çalıştık. Benim besili bir oğlağım vardı. Kendi kendime onu Rasulullah (s.a.v.) için pi­şirip hazırlasak, dedim.

Hanımıma emrettim. Bizim için biraz arpa Öğüttü ve ondan bize ekmek yaptı. O oğlağı da kestim. Rasulullah (s.a.v.) için onu kızarttık. Akşam olup Rasûlullah (s.a.v.) hendekten aynhnak isteyince -gündüz orada beraber çalışıyor, akşam olunca da ailelerimizin yanına dönü­yorduk-:

- Ya Rasulellah! Ben, oğlağımızı senin için kızarttım. Onunla bir­likte biraz da arpa ekmeği pişirdik. Allah'ın Rasulu'nün benimle birlikte evime gitmesini arzu ediyorum. Ancak Rasulullah'm tek başına benimle birlikte gitmesini istiyorum, dedim.

- "Tamam" dedi. Daha sonra Rasûlullah    (s.a.v.): Allah'ın Rasulu'yle birlikte Cabir'in evine gidin, diye bağırdı. Bunun üzerine ben:

-  înna lillahi ve inna ileyhi râci'ûn (yani rezil olacağım) dedim. Rasûlullah (s.a.v.) ve onunla birlikte sahabiler geldiler. Hazırladıkları­mızı Rasûlullah'a (s.a.v.) getirdik. Rasûlullah (s.a.v.) bereket duası ya­pıp besmele çekti ve yedi. Gruplar halinde de sahabiler gelip ondan yediler. Her bir grup doyup kalkınca, başka bir grup geldi. Böylece Hendek'te çalışanlar o yemekten yiyerek doydular. [21]

381) Cabir Ibn AbdiUah anlattı:

(Babam) Abdullah tbn Amr tbn Haram , borçlu olarak vefat etti veya şehit oldu.

Alacaklıların alacaklarından vezgeçmeleri için Rasûlullah'dan (s.a.v.) yardım etmesini istedim. Peygamber (s.a.v.) onlardan bunu istedi ama alacaklılar kabul etmediler.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) bana:

- "Haydi (bahçene git). Hurmanı toplayıp tasnif et: Acve (denilen kaliteliyi) bir boy, Azk'ı (îbn) Zeyd (denileni) de bir boy yap. Sonra bana haber gönder" dedi.

Ben Rasulullah'm (s.a.v.) emrini yerine getirdim. Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Hurma harmanının başına (veya ortasına) oturdu. Sonra:

- "Haydi şu bekleyenlerin istediklerini ölç" dedi. Ben de Ölçüp ala­caklıların haklarını tamamen verdim.

Geri kalan hurmanın aslından sanki hiçbir şey eksilmemişti. [22]

382) Abdurrahman Ibn Ebi Amre, babasından şunu rivayet etmiş­tir:

Bir gazada Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikteydik. Ashab acıkınca Rasûlullah'dan (s.a.v.) yük develerinin bazılarını kesmek için izin iste­diler. Onlar:

-Allah, bize bunu tebliğ ediyor, dediler.

Ömer İbnu'l-Hattab Rasûlullah'ın (s.a.v.) onlara yük develerini kesme konusunda izin vermeye niyetlendiğini görünce:

-Ey Allah'ın Rasulü! Yarın biz düşmanla aç ve yaya olarak karşı­laştığımızda ne yaparız?! Ya Rasulellah! Eğer uygun görürsen orduda bulunanların azıklarından ne kaldıysa getirmelerini söylesek ve getir­diklerini toplasak, sonra sen, bereketlendirmesi için Allah'a dua etsen. Böylece yüce Allah, senin yaptığın dua sebebiyle bizi gayemize ulaştıra­caktır, (veya şöyle demiştir: Senin duanla bize bereket verecektir), dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) onların azıklarının kalanlarını getirtti. Toplu­luk, yiyeceklerin kırıntılarını ve bundan fazla olan şeyleri getirmeğe başladılar. En fazla getiren bir sa' hurma getirmişti.

Rasûlullah (s.a.v.) onları toplayıp bir süre dua etti. Sonra as­kerlerin kaplarını getirmelerini istedi. Onlara kaplarını doldurmalarını emretti. Orduda doldurulmayan hiçbir kap kalmadı. Toplanan yiyecek de aynen kaldı.

Rasûlullah (s.a.v.) dişleri görülecek şekilde güldükten sonra:

"Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet ediyorum. Eğer bir kul iki şehadete inanarak Allah'a kavuşursa, kıyamet günü mutlaka ateş ondan engellenir" dedi. [23]

383) Ömer Îbnu'l-Hattab anlatmıştır.

Tebuk savaşında Resuhıllah'la birlikte çıktık. Şöyle dedim;

- Allah'ın Resulü! Rumlar (Bizanslılar) bize karşı çıktılar. Ancak onların karnı tok, bizim de karnımız aç. Onun için Ensar, su için kul­landıkları hayvanlarını kesmek istediler.

Rasûlullah'ın tellalı askerlerin arasında:

- "Kimin yanında fazla yiyecek varsa, bize getirsin" diye seslendi. Onların getirdiklerinin tamamını tahmin ettik. Yirmiyedi sa' oldu­ğunu gördüler.

Rasûlullah (s.a.v.) getirdikleri fazla yiyeceklerin yanına oturdu ve onun hakkında dua etti. Sonra:

- "Ey cemaat! Alın ama yağmalamayın" dedi.

Askerler onu, çanta ve torbaların içine koydular. Hatta birisi gömleğini yırtıp (torba gibi yaparak) içine doldurmağa başladı. Böylece hepsi doydular. O, halâ tahmin ettikleri kadardı. [24]

384) Ebu îyas anlattı:

Bir gazaya Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çıktık. Biz kıtlığa uğra­mıştık. Hatta bindiğimiz develerin bir kısmını kesmeyi düşündük. Bu­nun üzerine Rasülullah (s.a.v.) yiyecek kaplarımızı toplamamızı emretti. Rasûlullah'm (s.a.v.) emrini yerine getirdik. Yere bir yaygı ser­di. Cemaatin yiyecekleri yaygının üzerinde toplandı. Toplananın ne ka­dar olduğunu tahmin etmek için uzandım. Tamamının keçi ağılı kadar olduğunu tahmin ettim. Halbuki biz yüzondört kişi kadardık.

. Hepimiz doyuncaya kadar yedik. Sonra azık   çantalarımızı dol­durduk.

385) Enes İbn Malik anlatmıştır: Ebu Talha, Ummu Süleym'e:

- Ben, Rasûlullah'm (s.a.v.) sesinin biraz zayıf çıktığını farkettim. Onun aç olduğunu biliyorum. Sende (yiyecek) birşey var mı? diye sor­dum. Ummu Suleym:

-Evet, var, dedi.

Ummu Suleym birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Sonra kendisine ait başörtüsünün bir kısmına ekmeği sardı. Onu elbisemin altına sak­ladı. Bir kısmıyla da beni sardı. Daha sonra beni Rasûlullah'a (s.a.v.) gönderdi.

Ben ekmeği götürdüm. Rasûlullah'ı (s.a.v.) mescidde cemaatle bir­likte otururken buldum, gidip tepelerine dikildim. Rasülullah (s.a.v.):

- "Seni Ebu Talha mı gönderdi?" dedi.

- Evet, dedim.

- "Yemek için mi?" dedi.

- Evet dedim. Rasülullah (s.a.v.) yanındakilere:

- "Haydi kalkın" dedi.

Rasülullah (s.a.v.) yola çıktı. Ben de onların önünde yürüdüm. Ebu Talha'ya gelip durumu haber verdim. Ebu Talha:

-Ummu Suleym! Rasülullah (s.a.v.) cemaatle birlikte geldi. Hal­buki bizim onları doyuracak kadar yiyeceğimiz yoktur, dedi. Ummu Suleym:

-Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi.

Ebu Talha gidip Rasûlullah'la (s.a.v.) görüştü. Ebu Talha, Ra­sûlullah'la birlikte gelip içeri girdiler. Rasülullah (s.a.v.):

- "Ummu Suleym! Neyin varsa getir" dedi.

Ummu Suleym o ekmeği getirdi. Rasülullah (s.a.v.) ekmeğin ufa­lanmasını emretti ve ekmek ufalandı. Ummu Suleym tulumundan yağ sıkıp ekmeği katıklanmış hale getirdi. Sonra Rasülullah (s.a.v.) bu ek­mek hakkında, Allah ne dilediyse onu söyledi. Daha sonra da:

- "On kişiye izin ver" dedi.

Ebu Talha da onlara izin verdi. Doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Başka bir grup yedi, onlar da doydular. Bu cemaat seksen ki­şiydi. [25]

386) Enes İbn Malik anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) evlenerek ailesinin yanma girdi.

Annem Ummu Suleym hays (çekirdeksiz hurma, sade yağ, keş ve undan yapılan bir yemek) yaparak onu bir kaba koydu ve:

-Enes! Bunu, Rasûlullah'a (s.a.v.) götür ve şöyle de: Bunu sana annem gönderdi. Sana selam ediyor ve bu, sana bizden azdır ya, diyor.

Ben yemeği Rasûlullah'a götürdüm ve:

- Annem sana selam ediyor ve sana: Bu, sana bizden azdır ya, di­yor, dedim. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Bırak onu" dedi. Sonra: "Git, falan falanı veya rastladığın kim­seleri çağır" diyerek, bazı kimselerin adlarım saydı.

Ben de adlarını saydığı kimselerle rastladıklarımı çağırdım. (RaviEbu Usman, Enes'e: -Kaç kişilerdi? diye sordu. Enes: -Üçyüz kadardı, diye cevap vermişti.) Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Enes! Kabı getir" dedi. Davetliler içeriye girdiler. Hatta sofa ve oda doldu. Rasûlullah  (s.a.v.): "Herkes, onar onar halka olsun ve Önüne konan yemekten yesin" dedi.

Herkes doyuncaya kadar yedi. Bir grup çıkınca, diğer bir grup girdi. Böylece herkes yemek yedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Enes sofrayı kaldır!" dedi. Kaldırdım ama kaptaki yemek sof-raya koyarken mi daha çoktu, yoksa kaldırırken mi bilemiyorum?" [26]

387) Abdurrahman îbn Ebi Bekr anlattı:

Yüzotuz kişi, Rasûlullah'm (s.a.v.) yanmdaydık. Rasûlullah (s.a.v.):

- Sizden birinizin yanında yiyecek var mı? dedi. Bir adamda bir sa'lık veya o civarda bir un olduğunu gördük. Bunun üzerine hemen hamur yoğuruldu.

Daha sonra saçları dağınık, uzun boylu müşrik bir adam güttüğü bir davar sürüsüyle geldi. Peygamber  (s.a.v.);

- "Satılık mı? Hediyye mi (veya hibe mi?) diye sordu. Adam:

- "Satılık, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) ondan bir koyun satın aldı. Ko­yun yüzülüp hazırlandı. Peygamber (s.a.v.)   ciğerinin kızartılmasını emretti.

Allah'a yemin ederim! Yüzotuz kişiden hiçbiri yoktur ki, Rasûlul­lah ona, o koyunun ciğerinden bir parça vermemiş olsun. Orada varsa kendisine verdi. Yoksa onun için sakladı.

Ondan iki kap dolduruldu. Biz hepimiz yedik ve doyduk. Kap-larda yemek arttı. Onu bir deveye yükledik. Yahut dediği gibidir. [27]

388) Hz. Ali (r.a.) şöyle anlattı:

Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çıktık. O, Abdulmuttalib oğullarını çağırdı. Daha sonra bir su bardağı getirtti. Hepsi kanıncaya kadar on­dan içti. îçilen şey sanki içmek için hiç dokunmamış gibi kaldı. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Ey Abdulmuttalib oğulları! Ben Özel olarak size genel olarak bütün insanlara gönderildim. Benden bu mucizeyi gördünüz. Şimdi hanginiz kardeşim ve arkadaşım olmak üzere bana beyat edecek?" dedi.

Kimse kalkıp on$ cevap vermedi. Ben kalkıp onun yanma gittim. Oradakilerin en küçüğüydüm. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Sen otur" dedi. Bunu üç defa tekrar etti. Ben de her defasında kalkıp onun yanma gidiyordum. O da:

- "Otur" diyordu. Hatta üçüncü defada eliyle elime vurdu. [28]

389) Semura tbn Cundub anlatmıştır:

Peygamber (s.a.v.) yanında otururken içi tirit dolu bir tabak geti­rildi.

Rasûlullah (s.a.v.) ve oradakiler ondan yediler. Öğleye yakın bir zamana kadar devamlı onu elden ele dolaştırdılar ve herkes gelip ondan yedi. Bir adam Rasulullah'a:

-Ona yemek mi ilave ediliyordu? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Yerden birşey yoktu, ama gökten dolduruluyor muydu, onu bil­mem?" dedi. [29]

390) Ebu Eyyub el-Ensarî anlattı:

Rasûlullah'la (s.a.v.) Ebu Bekr'e yetecek kadar bir yemek hazırla­dım. Yemeği onlara getirdim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Git, bana Ensar'ın eşrafından otuz kişiyi çağır" dedi.

Fazla yemeğim olmadığı için bu bana zor geldi. Sanki yerimden kalkamaz hale geldim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Git bana, Ensar'ın eşrafından otuz kişi çağır" dedi.

Onları çağırdım ve geldiler. Doyuncaya kadar o yemekten yedi-ler. Sonra onun Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ettiler, gitmeden önce de ona beyat ettiler. Daha sonra Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Git, bana Ensar'dan doksan kişi çağır" dedi.

Otuz kişiden korkarken başıma altmış ve doksan kişi çıkmıştı. Onları da çağırdım. Doyuncaya kadar onlar da yediler. Sonra onun Ra­sûlullah olduğuna şehadet ettiler ve gitmeden önce ona beyat ettiler. Benim o yemeğimden yüzseksen kişi yedi. Hepsi de Ensar'dandı. [30]

391) Ebu Hureyre şunu anlattı.

Rasûlullah'a (s.a.v.) bir misafir geldi. Ona yedirecek birşey aradı. Hiç bir şey bulamadı. Sonra bir lokma buldu. Onu birkaç parçaya ayırdı ve ona getirdi.

-  "Besmele çek ve ye" dedi. Adam yedi ve lokma arttı. Peygam­ber'e:

-Sen salih bir adamsın, dedi.[31]

 

Rasulullahın Yağı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi

 

392) Enes Ibn Malik'in annesi şunu anlattı:

Benim bir koyunum vardı. Bir tulum dolduracak kadar onun ya­ğından biriktirdim.

-Zubeybe! Ekmeğine katık yapması için bu tulumu Rasûlullah'a götür, dedim. Zubeybe tulumu Rasulullah'a götürüp:

-Ya Rasulellah! Ekmeğine katık yapman için Ummu Suleym bu yağ tulumunu sana gönderdi, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

-"Yağ tulumunu alıp boşaltın ve Ummu Suleym'e geri gönderin" dedi.

Zubeybe, Ummu Suleym evde yokken yağ tulumunu getirip du­vardaki bir çiviye astı. Ummu Suleym dönünce, tulumun yağ dolu ve ondan damla damla yağ aktığını gördü.

-Zubeybe! Sana, tulumu Rasulullah'a götürmeni söylemedim mi? dedi. Zubeybe:

-Onu götürdüm. Bana inanmıyorsan, Rasulullah'a (s.a.v.) sor, dedi. Ummu Suleym gidip:

-Ya Rasulellah! Ekmeğine katık yapman için sana bir yağ tulumu göndermiştim, dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Geldi" dedi. Ummu Suleym:

-Seni hidayet ve Hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim! O tu­lumu yağ dolu ve ondan damla damla yağ akar halde buldum, dedi. Rasûlullah da (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-  "Senin, peygamberini doyurduğun gibi, Allah'ın da seni doyur­masına mı şaşıyorsun? Git, onu ye ve yedir."

Yanından ayrıldım. Ondan bize ait bir tuluma boşalttım. Bir veya iki ay ekmeğimize katık yapacak kadarım bıraktım. [32]

393) Cabir şunu anlattı:

Ummu Malik el-Fihriyye, kendisine ait bir tulumunda, Rasulul­lah'a bir miktar yağ hediye etmişti. Çocukları gelip katık istedikleri za­man başka birşey bulamadıkları için, gidip Rasulullah'a hediye ettikleri o tulumun yağından yerlerdi. Çünkü onda daima yağ bulunurdu. Ummu Suleym onu sıkmcaya kadar evinin katığı hiç eksilmemişti. Sıkıp bitir­dikten sonra Peygamber'e geldi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Onu (tulumu) sıktın mı?" dedi. Ummu Suleym:

- Evet, dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Eğer olduğu gibi bırakıp sıkmasaydın, o yağ bitmezdi" buyurdu.[33]

 

Rasulullahın Hurmayı Çoğaltma Konusundaki Mucizesi

 

394) Ebu Hureyre anlattı:

Bir gün Rasulullah'a (s.a.v.) birkaç hurma getirdim ve:

- Onlara bereket vermesi için, benim namıma Allah'a dua et, dedim.

Rasûlullah (s.a.v.) hurmaları önüne dizip dua ettikten sonra bana:

-  "Bunları torbana koy ve torbanın içine elini sok, ancak torbayı silkeleme" dedi.

O hurmadan Allah yolunda şu kadar şu kadar vesk taşıdım. On­dan hem yiyor hem de yediriyordum. Torba belimden ayrılmıyordu. Os­man şehit edilince, kemerim koptu ve yere düştü. [34]

395) Ebu Hureyre anlatmıştır:

Ben üç tane musibete uğradım. Birincisi: Rasûlullah'm (s.a.v.) ö-lümüdür. Çünkü ben onun basit bir arkadaşı ve hizmet çişiydim. İkincisi Osman'ın öldürülmesidir. Üçüncüsü ise: Torbadır.

Dinleyenler:

-Torba da ne oluyor? dediler. Ebu Hureyre:

-Rasulullahla birlikteydik. Cemaatin karnı acıktı. Rasûlullah (s.a.v.) bana:

-"Ebu Hureyre! Birşeyler var mı? diye sordu. Ben:

-Evet, bir torbada biraz hurma var, dedim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Bana, onu getir" dedi.

Onu hemen getirdim. Elini soktu. Bir avuç çıkarıp onu yaydı. Daha sonra:

- "Bana on kişi çağır" dedi.

Ona on kişi çağırıp getirdim. Onlar da doyuncaya kadar yediler. Bütün orduya yedirip doyuruncaya kadar devamlı böyle yaptı. Sonra bana:

- "Getirdiğini al. Elini içine sok. Onunla yetin. Onu ters çevirme" dedi.

Getirdiğimden daha fazlasını elde ettim.

Rasûlullah, Ebu Bekr, Ömer ve Osman'ın sağlığında yedim ve ye-dirdim. Osman ölünce evim yağmalandı ve torba gitti. [35]

396) Ebu Hureyre anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) bir gazadaydı. Yiyecek sıkıntısı çekmeğe başla­dılar. Bunun üzerine Rasûlullah:

- "Ebu Hureyre! Yanında yiyecek birşey var mı? dedi. Ben: -Evet, torbamda, biraz hurma var, dedim. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Onu getir" dedi.

Bir sergi üzerinde onu getirdim ve onu yaydım. Elini soktu ve hurmayı avuçladı. Bir de ne göreyim o, yirmibir hurma oldu. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Bismillah=Allah'm adiyle" dedi ve her hurmayı koymağa ve ona besmele çekmeğe başladı. Hurmaları bitirinceye kadar hepsjne bismil­lah dedi. Ve onları topladı. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Falancayı ve arkadaşlarını çağır" dedi. Ben falancayı ve arka­daşlarım çağırdım. Hepsi yeyip doydular ve gittiler. Daha sonra:

- "Falancayı ve arkadaşlarını çağır" dedi. Onlar da doyuncaya ka­dar yeyip gittiler. Hurma artmıştı. Bana:

- "Otur" dedi. Oturdum:

- "Ye" dedi. Ben de yedim, O da yedi. Hurma yine arttı. Onu tor­baya koyup:

-  "Ebu Hureyreî Eğer birşey istersen, elini ona sok. Onu tersine çevirme, yoksa aleyhine olur" dedi.

Hurma istediğimde hemen elimi sokar, alırdım. Ondan Allah yo­lunda elli vesek hazırladım. O, devemin arkasında asılıydı. Osman za­manında düşüp gitti. [36]

397) En-Nu'man Ibn Beşir'in kızkardeşi ve Beşir îbn Sa'd'ın kızı

şunu anlattı:

Annem Amra Bint Ravaha, bana, elbisemin arasında hurma vere­rek babama ve dayıma gönderdi. Giderken:

-Kızım! Babanla dayın Abdulah îbn Ravaha'ya yiyeceklerini götür, dedi.

Bunlarla birlikte yola çıktım. Babamla dayımı ararken Rasûlullah'a (s,a.v.) rastladım. Rasûlullah:

- "Kızım! gel. Şu yanında olan nedir?" diye sordu. Ben de:

- Ey Allah'ın Rasulü! Bu, annemin, babam Beşir îbn Sa'd'la dayım Abdullah îbn Ravaha'ya yemeleri için gönderdiği hurmadır, dedim. Rasûlullah  (s.a.v.):

-"Onu ver" dedi.

Hurmaları, Rasulullah'm avuçlarının içine döktüm. Avuçlarım doldurmadı. Rasûlullah (s.a.v.) bir örtü getirilmesini emretti. Onu yay­dı. Hurmaları onun üzerine yaydı. Sonra birisine:

- "Hendek kazanlara bağır: Yemeğe gelin" dedi.

Hendek kazmak için çalışanlar toplandı. Ondan yemeye başla­dılar. Hurma fazlalaşıyordu. Nihayet hendek kazmak için çalışanlar doydular. Hurmalar, serilen örtünün uçlarından yere dökülüyordu.[37]

 

Suyu Çoğaltma Mucizesi

 

398) İmran îbn Husayn şunu anlattı:

Bir yolculuk esnasında Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikteydik. Gece yürüdük. Sabaha doğru öyle bir uyuduk ki, bir yolcu için bundan daha tatlısı olamaz. Öyle bir dalmışız ki, bizi güneşin sıcağından başka u-yandıran olmadı. îlk uyanan falanca, sonra falanca oldu. (Ravi Ebu Reca onların adını sayıyordu. Avf ise onları unuttu). Ömer Îbnu'l-Hattab ise uyananların dördüncüsüydü.

Rasûlullah (s.a.v.) uyuduğu zaman, kendiliğinden uyanmadıkça uyandırılmazdı. Çünkü biz, uyku esnasında kendisine ne olacağını bile­mezdik.

Ömer -ki sert bir zattı- uyanıp topluluğun başına geleni görünce) yüksek sesle tekbir getirdi. Nihayet onun sesinden Rasûlullah (s.a.v.) uyandı.

Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca, sahabe başlarına geleni ona şikayet ettiler. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Zararı yok, buradan gidin" dedi.

Oradan ayrıldılar. Uzak olmayan bir yere gidip orada konakladı. Abdest suyu getirtti. Abdest aldı. Namaz için ezan okundu. Cemaate namazı kıldırdı. Namazı bitirince baktı ki, biri kenara çekilmiş cemaatle birlikte namazını kılmamış. Bunun üzerine:

-  "Ey falanca! Cemaatle birlikte namaz kılmana ne engel oldu?" dedi. Adam:

-Ya Rasulellah! Cünüp oldum. Suyum da yok, dedi. Rasûlullah

(s.a.v.):                      '

- "Toprağa bak, o sana yeter" dedi.

Daha sonra Rasûlullah yola çıktı. İnsanlar bu defa da susuzluktan şikayet ettiler. Rasûlullah (s.a.v.) mola verip falancayı çağırdı. (Ebu Reca onun adını veriyordu. Avf ise onu unuttu.) Ali'yi de çağırdı ve:

- "Haydi gidin, bize su arayın" dedi.

O ikisi gittiler. Devesi üstünde iki kırba (su kabı) arasına oturmuş bir kadına rastladılar. Kadına:

- Su nerede? diye sordular. Kadın:

-  Dün bu saatte suyun basındaydım. Adamlarımız (halâ orada) duruyorlar, dedi.

- Öyleyse yürü, dediler. Kadın:

- Nereye? dedi.

- Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma aediler. Kadın:

-  Şu kendisine sabii (dinden çıkan) denilen adamın yanına mı? dedi.

- İşte, kastettiğin zatın yanma yürü! dediler.

Kadını, Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma getirdiler. Ona olanları an­lattılar. Kadını devesinden indirdiler. Rasûlullah (s.a.v.) bir kap istedi. Her iki kırbanın ağızlarından oraya biraz su boşaltıp ağızlarını bağladı. Öteki taraflardaki ağızlarını açtı. Halka şöyle seslenildi: Gelin hayvan­larınızı sulayın, kendiniz için de su alın.

Dileyen hayvanı için, dileyen de kendisi için su aldı. En sonunda Peygamber (s.a.v.)'cünüp olan birisine bir kap su verip:

- "Git, üstüne dök" buyurdu.

Kadın, ayakta, suyunu nasıl kullandıklarına bakıyordu.

Allah'a yemin ederim! Artık su almaktan vazgeçildi ama halâ kır­balar bize işe başlamadan önceki zamandan daha dolu görünüyordu. Peygamber  (s.a.v.):

- "Onun için birşeyler toplayın" dedi.

Onun için kaliteli hurma, un ve kavut gibi birçok yiyecek toplayıp bir torbaya doldurdular ve onu devesine yüklediler. Torbayı da önüne koydular. Rasûlullah (s.a.v.) ona:

- "Vallahi, senin suyundan hiç eksiltmediğimizi biliyorsun. Fakat bize su veren Aziz ve Celil olan Allah'tır" dedi.

Kadın kendi kabilesinin yanma gecikmiş olarak gitti. Onlar: -Ey falan kadın! Seni alakoyan nedir? dediler. Kadın:

-Hayret! Bana iki kişi rastladı. Beni, sabii denilen o adamın yanına götürdüler. O, benim suyumla şöyle şöyle etti. Vallahi o, -şehadet ve orta parmaklarını göğe kaldırarak ve gökle yeri kasdederek- ya sununla bunun arasmdakilerin en iyi büyü yapanıdır, ya da gerçekten Rasulul-lah'tır, dedi.

Müslümanlar, o kadının bulunduğu yerin etrafındaki müşriklere baskın yaptıkları zamanlarda o kadının mensup olduğu topluluğa do­kunmazlardı. O kadın bir gün kavmine:

-Benim anladığım kadarıyla bunlar size kasden dokunmuyorlar. Müslüman olmak ister misiniz? dedi.

Onlar kadının görüşünü kabul edip islam'a girdiler. [38]

399) El-Berâ anlattı:

Hudeybiye'ye vardık. O, suyu çekilmiş bir kuyuydu. Biz de bin-dörtyüz kişiydik. O kuyudan bir kova çekildi. Peygamber (s.a.v.) ondan mazmaza yaptı (suyu ağzına alıp çalkaladı). Sonra onun içine püskürttü ve dua etti. Hepimiz kana kana içtik ve hayvanlara içirdik. [39]

400) El-Misver İbn Mahreme'yle Mervan îbnu'l Hakem şunu an­lattılar:

Hudeybiye sırasında Rasûlullah (s.a.v.) bin küsur ashabıyla çıktı. Zulhuleyfe'deyken Rasûlullah (s.a.v.) kurbanlık hayvanın boynuna kurbanlık nişanı taktı ve üzerine çul örttü. Umre için ihrama girdi. As­habı dosdoğru yürüterek, Hudeybiye'nin en uzak yeri olan suyu az Semed çukuru yanında konakladı, insanlar ondan azar azar su alıyorlardı. Çok geçmeden onun suyunu tamamen çektiler.

Rasulullah'a susuz kaldığımızdan şikayet ettik. Ok çantasından bir ok çekip onu çukurun dibine saplamalarını emretti.

Müslümanlar ordan ayrılıncaya kadar onları suya kandırmak için su fışkırdı durdu. [40]

401) El-Bera anlattı:

Bir yürüyüşte Rasulullah'la birlikteydik. Suyu az bir kuyuya rastladık. Altı kişi kuyuya indi. Altı kişiden birisi de bendim. Bize, ku­yunun ağzındaki Rasuhıllah'ın kovası sarkıtıldı. Kovanın yarısını veya üçte birine yakınım kuyunun içine soktuk. Kova Rasulullah'a kadar çı­karıldı. O, elini kovanın içine batırdı ve Allah'ın söylemesini dilediği şeyi söyledi. Kova bize içindeki suyla birlikte geri geldi.

Arkadaşlardan birisinin boğulacağı korkusuyla üstündeki kıyafe­tinden birisini çıkardığını gördüm.

Sonra kuyunun suyu bir ırmak olarak aktı.     ı

402) Ziyad îbnu'l Haris es-Sudaî anlattı:

Rasulullah'a (s.a.v.) gelip müslüman olarak ona beyat ettim. Daha sonra müslüman oldukları için kavmimden bir heyet geldi. Onlar:

-Ey Allah'ın elçisi! Bizim bir kuyumuz var. Kış gelince suyu artar biz de onun yanında toplanırız. Yaz gelince de suyu azalır. Biz de çev­remizdeki suların yanına dağılırız. Bugün artık dağılma imkanımız yok. Etrafımızdaki herkes bize düşmandır. Suyunun fazlalaşması için Al­lah'a dua et, dediler. Rasûlullah (s.a.v.) yedi çakıl taşı getirtti. Onları e-linin içine ayırıp dua ettikten sonra:

-  "O kuyuya gittiğinizde bunları birer birer atın ve Allah'ın adını zikredin (besmele çekin)" dedi.

Bunu yaptıktan sonra kuyunun dibine bakamaz oldular. [41]

403) Ebu lyas şunu anlattı:

Bir adam içinde biraz su bulunan bir matara getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) o suyu bir bardağa boşalttı. Hepimiz abdest aldık. Bindörtyüz kişi onu şarıl şarıl döküyorduk. Daha sonra sekiz kişi geldi. Onlarr

-Abdest suyu var mı? diye sordular. Rasûlullah  (s.a,v,):

- "Abdest suyu bitti" dedi. [42]

404) Ebu Katade şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) bize şöyle hitab etti:

"Siz bugün öğleden sonra ve bu gece yürüyecek ve yarın inşaallah suya ulaşacaksınız."

Bunun üzerine herkes birbirinin yüzüne bile bakmadan yola de­vam etti. Rasûlullah (s.a.v.) ben yanında olduğum halde yoluna devam ederken gece yarısı oldu.-Jlasûlullah (s.a.v.) uyukladı. Hayvanının üze­rinden yana sarktı. Ben hemen yetişip kendisini uyandırmadan hayva­nının üzerinde dimdik oturuncaya kadar doğrulttum.

Sonra yoluna devam etti. Gecenin çoğu gidince hayvanının üze­rinde yine yana sarktı. Ben yine kendisini uyandırmadan, hayvanının üzerinde iyice doğruluncaya kadar doğrulttum.

Sonra tekrar yola devam etti. Seher vaktinin sonu gelince, önceki­lerden daha fazla olarak yana sarktı, Nerdeyse düşecekti. Ben hemen yanma varıp kendisini doğrulttum. Başını kaldırarak:

- Kim o? dedi. Ben:

- Ebu Katade, dedim.

- Benimle birlikte ne zamandan beri yürüyorsun? dedi.

- Bu gece, devamlı senin yanında yürüdüm, dedim.

- "Peygamberini koruduğundan dolayı Allah da seni korusun" de­yip şunu ilave etti: "insanların gözünden kaybolduk mu acaba? Kimseyi görebiliyor musun?" Ben:

- işte bir binitli, dedim. Sonra:  işte bir  daha,  dedim.  Nihayet toplanarak yedi kişilik bir kafile olduk. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) yoldan saparak uyumak için başını koydu. (Sonra) bize:

- "Namazınızı geciktirmeyin" dedi.

ilk uyanan Rasûlullah (s.a.v.) oldu. Güneş sırtına vurmuştu. Biz telaşla kalktık. Sonra Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Binin dedi. Hemen hayvanlarımıza bindik ve yola koyulduk. Güneş yükselince, Rasûlullah (hayvanından) indi ve benim yanımdaki içinde biraz su bulunan su kabını istedi. Ondan abdest aldı. Kapta biraz su kaldı. Sonra Ebu Katade'ye (bana):

- "Su kabını bizim için muhafaza et. Az sonra onunla ilgili bir haber çıkacak" dedi.

Sonra Bilal, namaz için ezan okudu. Rasûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kıldı. Daha sonra Sabah namazını kıldırdı. Yani her gün yaptığı gibi yaptı. Hayvanına bindi. Biz onunla birlikte hayvanlarımıza bin­dik.

Biz, birbirimizle şöyle fisıldaşmağa başladık.

-Acaba namazımızda yaptığımız bu kusurun keffareti ne olacak?

-  "Dikkat edin! Sizin için bende bir örnek vardır" dedi. Sonra: "Dikkat edin! Uyku yüzünden namazı kaçırmada bir kusur yoktur. Ku­sur, ancak başka namazın vakti gelinceye kadar namazını kılmayan kimsededir. Kim uyuyup kalırsa, uyandığında o namazı kılsın" dedi.

Cemaatin yanma vardık. Onlar şöyle diyorlardı:

-Ey Allah'ın elçisi! Helak olduk, susadık. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Size helak yoktur" dedi. Sonra şunu ilave etti: "Bana küçük bardağımı getirin." Su kabım da istedi. Rasûlullah (s.a.v.) dökmeğe, Ebu Katade de onlara su vermeğe başladı. Cemaat kabın içinde su olduğunu görür görmez üzerine üşüştüler. Bunun üzerine Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Terbiyeli olun! Hepiniz kana kana su içeceksiniz" buyurdu.

Rasûlullah (s.a.v.) su dökmeğe, ben de cemaata su vermeğe devam ettik. Sonunda Rasûlullah'la (s.a.v.) ikimizden başka kimse kalmayınca suyu dökerek bana:

- "iç" dedi. Ben:

- Rasûlullah içmedikçe ben içemem, dedim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Bir kavmin sakisi (sucusu) suyu en son içendir" buyurdu.

Bunun üzerine ben içtim. Rasûlullah (s.a.v.) da içti. Artık cemaat suya kanmış ve rahat bir şekilde suya geldiler.[43]

 

Rasulullah'ın Parmaklarının Arasından Su Fışkırması

 

405) Enes Ibn Malik anlattı:

Peygamber (s.a.v.) Zevra'daydı. [44] İçinde, parmaklarım ört­meyecek kadar su bulunan bir kap getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına abdest almalarım emretti. Avucunu suyun içine koydu. Su parmakları­nın arasından ve uçlarından kaynamağa başladı. Böylece orada bulu­nanlar abdest aldılar. Enes'e sordum:

-Kaç kişiydiniz? Enes:

-Üçyüz kişiydik cevabını .erdi. [45]

406) Abdullah anlattı:

Biz Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikteydik, yanımızda hiç su yoktu. Rasûlullah (s.a.v.) bize:

.   - "Yanında su bulunan birisini arayın" dedi.

Dediğini yaptık. Su getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) onu kabın içine döktü. Sonra avucunu onun içine soktu. Su, parmaklarının arasından çıkmağa başladı. Sonra:

-  "Haydi temiz ve mübarek suya gelin. Suyun artışı ise Al­lah'tandır" buyurdu. O sudan karnımı doldurdum. İnsanlar da su ihti­yaçlarını giderdi.

407) İbn Abbas şöyle anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) askerler arasında geceyi susuz olarak geçirdi. Sabahleyin birisi ona gelip:

-Ey Allah'ın elçisi! Askerler arasında hiç su yok, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Senin yanında biraz suvar mı? dedi. Adam:            ;

- Evet var, dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Onu bana getir" dedi.

Adam içinde biraz su bulunan bir kabı O'na getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) parmaklarını kabın ağzına koyup parmaklarını açtı. Parmakla­rından pınarlar fişkırdı. Bilal'e:

- "Askerlere temiz ve mübarek suya gelmelerini söyle" dedi. [46]

408) Abdullah anlatmıştır:

Bir yolculukta Rasulullah'la birlikteydik. Ashap su bulamadı. Bir su kabı getirildi. Peygamber (s.a.v.) elini onun içine koydu ve parmak­larını açtı. Böylece Rasulullah'm parmaklarının arasından suyun fış­kırdığını gördüm. Rasûlullah   (s.a.v.):

"Haydi temiz suya gelin. Suyun artışı Allah Teala'dandır" bu­yurdu. [47]

El-A'mes: Bana Salim İbn Ebi'l Ca'd şunu haber verdi: Cabir Ibn Abdillah'a:

- O gün kaç kişi vardı? diye sordum. O da:

- Binbeşyüz kişiydik, dedi.

409) Cabir şunu anlattı:

Hudeybiye günü insanlar susadılar. Rasulullah'm önünde bir su kabı vardı. Ondan abdest aldı. Sonra insanların yanma geldi ve :

- Neyiniz var? dedi.

- Ey Allah'ın Rasulü! Senin su kabmdakinden başka ne abdest a-lacak ne de içecek suyumuz var, dediler.

Peygamber (s.a.v.) elini su kabına koydu. Pınar gibi parmakları­nın arasından su fışkırmağa başladı.

Biz o sudan içtik ve abdest aldık. Cabir'e:

- O gün kaç kişiydiniz? diye sordum. O da:

- Yüz (bin) olsaydık da bize yeterdi ama biz binbeşyüz kişiydik, dedi. [48]

410) Cabir şöyle anlattı:

Biz askerlerin yanma geldik. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Cabir! abdest alın, diye seslen" dedi. Ayrıca: Abdest suyu, abdest suyu yok mu? dedi. Ben:

- Allah'ın Rasulü! Kafilede bir damla su bulamadım" dedim.

Ensar'dan birisi, Rasûlullah için, kendisine ait bir tulumda su so-ğuturdu. Baha:

- "Ona git" dedi.

Ona gittim. Tulumun ağzındaki bir damladan başkasını bula­madım. Onu boşaltacak olsam, tulumun kuru tarafı onu emecek, Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Git, bana onu getir" dedi. Onu eline alıp ne olduğunu anlamadı­ğım birşey söylemeğe başladı. Aynı zamanda onu eliyle sıkıyordu. Daha sonra onu bana verdi ve:

- "Cabir! Büyük bir çanak diye seslen" dedi. Ben:

- Ey kafilenin çanak sahibi! diye seslendim. Hemen onu yüklenip bana getirdiler. Çanağı Rasûlullah'ın (s.a.v.) önüne koydum. Rasûlullah (s.a.v.) eliyle, çanağın içine şöyle yaptı, elini açtı. Parmaklarının arasını ayırdı. Sonra elini çanağın dibine koydu ve:

- "Cabir! Elimin üzerine dök ve bismillah de" buyurdu. Ben elinin üzerine döküp: Bismillah dedim.

Böylece suyun Rasûlullah'ın parmaklarının arasından fışkırdığını gördüm. Sonra çanak kaynadı, döndü, sonunda doldu. Bunun üzerine:

- "Cabir suya ihtiyacı olanlara seslen" dedi.

Cemaat gelip kanıncaya kadar su içti. Rasûlullah (s.a.v.) ellerini çanaktan kaldırdı. [49]

 

Rasulullah1n Sütü Çoğaltma Konusundaki Mucizesi

 

411) Ebu Hüreyre anlatmıştır:

Vallahi, açlıktan yere, ciğerimin üzerine dayanıyordum. Ashabın geçtiği yola oturdum. Ebu Bekr geçti. Ona, Allah'ın kitabından bir ayeti sordum. Bunu sadece beni peşine düşürüp götürmesi için sormuştum ama beni götürmedi. Ömer geçti. Ona da sordum. O da götürmedi.

Ebu'l-Kasım (s.a.v.) geçti. O, yüzümdekini ve içimdekini anlayıp:

- Ebu Hüreyre! dedi. Ben:

- Buyur ya Rasulallah! dedim. O:

- "Gel" dedi.  Onun peşine düştüm. îçeri girmek için izin istedim. Girmeme izin verdi. Bir bardağın içinde süt gördü.

- "Bu süt size nerden geldi?" diye sordu.

- Onu falanca ve falancanın ailesi hediye etti, dediler. Rasûlullah .):

- "Ebu Hirr!" dedi. Ben:

- Buyur, ya Rasulellah! dedim. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Ehli Suffe'ye git" dedi.

Ehl-i Suffe, İslam'ın misafirleriydi. Onların ne aileleri ne de para ve malları vardı. Rasulullah'a bir hediye geldiğinde, onun bir kısmını onlara gönderirdi. Sadaka geldiğinde hiç dokunmadan onlara gönderirdi.

Bu, benim hoşuma gitmedi. Ben, günümün ve gecemin geri kalan zamanında güçlü kalacak bir şekilde sütten içmek istiyordum. Kendi kendime şöyle düşündüm: Ben elçiyim, topluluk gelince onlara veren (ikram eden) ben olurum. O zaman bu sütten bana ne kalır?

Allah'a ve Rasulüne itaat etmek gerekiyordu. Gidip onları davet ettim. Gelip içeri girmek için izin istediler. Girmelerine izin verildi. Ev­deki yerlerini aldılar. Rasulullah:

- "Ebu Hirr! Al, onlara ver! dedi. Ben bardağı aldım. Onlara verme­ğe başladım. Adam bardağı alıyor, kanıncaya kadar içiyor, sonra bardağı

geri veriyordu. Onu bir başkasına veriyorum, o da kanıncaya kadar içi­yor, sonra bardağı geri veriyordu. Nihayet sonuncularına geldim.

Bardağı Rasulullah'a verdim ve onu alıp eline koydu. İçinde fazla­lık (artık) kaldı. Sonra başını kaldırdı. Bakıp gülümsedikten sonra:

- "Ebu Hirr!" dedi. Ben de:

- Buyur, ya Rasulallah, dedim. Rasulullah:

- İkimiz kaldık, dedi. Ben:

- Doğrusun ya Rasulallah, dedim. Rasulullah:

- "Otur ve iç" dedi. Oturup içtim. Daha sonra bana:

- İç, dedi. İçtim. Devamlı bana "İç" diyor, ben de içiyordum. Nihayet:

- Seni hak ile gönderene yemin olsun! Artık boğazımdan geçmiyor, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Bardağı bana ver" dedi. Bardağı O'na verdim, geri kalanı da O içti. [50]

412) Rasulullah'la sohbeti bulunan (sahabî olan) Nafi anlattı: Bir yolculukta Rasûhıllah'la (s.a.v.) birlikteydik. Yaklaşık dörtyüz kişiydik. Suyu bulunmayan bir yerde konakladık. Ashabı susuzluğa dayana­madı ve:

-Ya Rasulellah! Susadık, dediler.

İki boynuzu olan bir koyun gelip Rasulullah'ın karşısında durdu. Rasulullah (s.a.v.) onu sağdı. Kanıncaya kadar içti ve kanıncaya kadar ashabına içirdi. Sonra da:

- "NafV! Bu gece ona sahip ol! Ama ona-sahip olabileceğini zannet­miyorum" dedi.

Onu götürdüm ve onun için bir kazık çaktım. Sonra koyunu kazığa bir iple bağladım. Gece yarısı kalktım. Koyunu göremedim. İpin çözülmüş olduğunu gördüm. Peygamber'e gelip daha bana sormadan durumu ona bildirdim. Bana:

- "Nafi1! Onu getiren tekrar götürdü" dedi. [51]

 

Rasulullaha Ağaç Gelme Mucizesi

 

413) Yala İbn Murre es-Sekafî anlattı:

Rasulullah'la birlikte yürürken, bir yerde konakladık. Rasulullah kalktı. Bir ağaç yeri yararak gelip onu gölgeledi. Daha sonra yerine döndü.

Uyanınca bunu O'na anlattım. O da şöyle dedi:

"Bu, bana selam vermek için Aziz ve Celil olan Rabbinden izin is­teyen ve kendisine izin verilen bir ağaçtır" buyurdu. [52]

414) Ya'la İbn Murre anlattı:

Bir gün, Rasulullah'la birlikte Cebane'ye çıktım. Sonunda yürü­meğe karar verdik. Rasulullah   (s.a.v.):

-  "Haydi baksana! Beni örtecek birşey görebiliyor musun?" dedi. Ben:

-Bir ağaçtan başka seni örtecek birşey göremiyorum ama seni ör­teceğini zannetmiyorum, dedim. Rasulullah  (s.a.v.):

- "Onun yakınında ne var?" dedi. Ben:

- Onun aynısı veya ona yakın bir ağaç, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Onların yanına git ve şöyle söyle. Rasulullah sizin, Allah Tea-la'nm izniyle birleşmenizi emrediyor" dedi.

Ağaçlar birleşti. Rasulullah (s.a.v.) defi hacetine çıktı ve sonra döndü. Bana:

- "Onların yanma git ve şöyle de: Rasulullah (s.a.v.) sizin herbiri-nrzin yerine dönmesini emrediyor" dedi. Ben de tekrar döndüm. [53]

415) Cabir îbn Abdillaİı anlatmıştır:.

Rasûlullah'Ia (s.a.v.) birlikte yürüdük. Sonunda geniş bir vadiye indik. Rasûlullah (s.a.v.) def-i hacete gitti. Ben de bîr su kabıyla kendi­sini takip ettim, Rasûlullah (s.a.v.) etrafına baktı fakat kendisini gizle­yecek birşey göremedi. Birden vadinin kenarında iki ağaç gördü. Rasûlullah (s.a.v.) hemen bunlardan birine giderek dallarından birini tuttu ve:

- "Allah'ın izniyle.bana itaat et" dedi.

Dal, sürücüsüne uyan gemli deve gibi Rasulullah'a itaat etti. Öteki ağaca da gidip dallarından birini tutarak:

- "Allah'ın izniyle bana uy" dedi. O da aynı şekilde Rasulullah'a i-taat etti. İkisinin ortasına varınca aralarını birleştirip:

-  "Allah'ın izniyle benim üzerime kapanın" dedi. Onlar da hemen kapandılar.

Cabir şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) yakınında olduğumu hissederse uzaklaşır kor­kusuyla oradan çıkarak koştum, oturdum. Bir de ne göreyim, Rasûlullah (s.a.v.) geliyor, o iki ağaç da birbirinden ayrılmış ve her biri gövdesinin üzerine doğrulmuştu. [54]

416) Cabir anlattı:

Rasûlullah'Ia birlikte çıktık. Ağaç bulunmayan bir yere gelip ko­nakladık. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Cabir! Benim peşimden su getir" dedi.

Onun peşine düştüm. Ağaçlık bir yere vardık. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Cabir! şu iki ağaca git, onlara: Rasûlullah size "Birleşin" diyor, de" buyurdu.

îki ağaç yeri kazarak gelip birleştiler. Rasûlullah (s.a.v.) abdest alıp:

- "Cabir! Onlara git ve yerlerine dönmelerini söyle" dedi. [55]

417) îbn Bureyde'nin babası şöyle anlattı: Bir bedevi, Peygamber'e (s.a.v.) gelip:

-Ya Rasulellah! Ben, müslüman oldum. Bana birşey göster ki, o-nunla imanım artsın, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Ne istiyorsun?" dedi. Bedevi:

- Şu ağacı çağır da sana gelsin, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Git, onu çağır" dedi. Bedevi onun yanma gidip:

-  Rasulullah'a icabet et, dedi. Ağaç bir tarafına eğildi. Kökleri koptu. Sonra başka tarafa eğildi. Yine kökleri koptu. Sonun da Pey-gamber'e gelip:

- Es-Selamu aleyke, ya Rasulellah! dedi. Bedevi:

- Bana yeter, yeter, dedi. Peygamber (s.a.v.) ağaca:

- "Dön" dedi. Ağaç yerine döndü. Köklerinin üzerine oturdu. [56]

418) Ibn Ömer şunu anlattı:

Bir yolculukta Rasulullah'la birlikteydik. Bir bedevi geldi. O'na yaklaşınca, Rasûlullah (s.a.v.):

- Nereye gitmek istiyorsun? dedi. Bedevi:

- Ailemin yanma, dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- Sana faydası olacak hayırlı bir haber vereyim mi? dedi. Bedevi:

- Nedir o, faydalı haber? dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka ilah olmadığına ve Mu-hammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet edersin" dedi. Bedevi:

-  Senin bu söylediğine şehadet edecek bir delilin var mı? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Şu ağaç" dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) vadinin kenarındaki ağacı çağırdı. Ağaç yeri kazarak gelip Rasulullah'm karşısında durdu. Rasûlullah (s.a.v.) ondan üç defa şehadet getirmesini istedi. Ağaç da üç defa şehadet getirdi. Sonra daha Önceki yerine döndü. Bedevi kavmine dönüp:

-Eğer onlar bana uyarlarsa, onları sana getiririm. Değilse döner, seninle birlikte olurum, dedi. [57]

419) îbn Abbas anlattı: Bir bedevi Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:

- Ya Rasulellah! Senin Allah'ın Rasulü olduğunu nasıl bileyim? dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Şu hurma ağacından şu salkımı çağırsam gelirse, ne dersin? Benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet eder misin? dedi. Bedevi:

-Evet, şehadet ederim, dedi.

Peygamber (s.a.v.) onu çağırdı. Hurma salkımı ağaçtan inmeğe başladı ve sonunda yere düştü. Sonra da zıplamağa başladı ve Peygam-ber'in (s.a.v.) yanına geldi. Rasûlullah (s.a.v.) ona:

- "Dön" dedi ve yerine döndü. Bedevi:

- Senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ediyorum, diyerek iman etti. [58]

420) Ebu Ubeyde İbn AbdiUah şunu anlattı:

Mesruk bana şunu söyledi: Baban bana, bir ağacın Peygamber'i (s.a.v.) cinlerden sakındırdığını söyledi.

Dinsizler, bu bir büyüdür, derlerse, biz de sihir, hayal ve göz bağ­cılıktır, gerçek değildir, deriz.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bir de baktı ki büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor." [59]

îbn Akü şöyle demiştir: Eğer sihir, eşyanın aynım değiştirseydi i'caza denk olurdu ve bizim onu Peygamber'in mucizelerinden ayırdet-memiz mümkün olmazdı. Çünkü Allah bizler için mucizenin Peygam­ber'in peygamberliğini ispata dair bir yol bırakmamıştır. Eğer biz sihirbazın -tıpkı peygamber'in mucizesinde olduğu gibi- eşyanın haki­katini değiştirdiğini kabul edersek o zaman geriye Peygamber'i sihir­bazdan ayırdedecek bir özellik kalmaz ve meseleyi tahkik etme yolu kapanmış olur.

Birisi şöyle dese: Yüce Allah, öldürülenin başkası olduğunu bil­dirmişken, Allah'ın "Onu ne öldürdüler ne de astılar, fakat (öldürdük­leri) onlara Isa gibi gösterildi" [60] ayetinde bizim için akıllara ne derece güvenilir?

Cevap şudur: Kadir olan (Allah) o sırada en uygun olana göre, hikmeti, onun korunmasını ve kafirleri niyet ettiklerinden aciz bırak­malarını gerektirdiği için çekip almıştır. Akıllara güvenilmeseydi balın tatlı olduğuna güvenmemek caiz olurdu. Çünkü yiyeceklerin ve mizaç­ların durumuna göre başka bir durumda onun acı olduğu anlaşılır.

Birisi: Mucizeyle aynı cinsten olan sihir, kehanet ve başka şeylerin vaki olmasının yararı nedir? derse, şöyle cevap verilir: Maksat mucizeyi gözbağcılığından ayırma mükellefiyeti getirmektir. Bunları birbirinden ayırdeden içtihat sevabına nail olur. Peygamberler birbirlerini destek­lerlerken büyücüler ise daima birbirlerini tenkit ederler.[61]

 

Dağın Rasulullah İçin Hareket Etmesi Ve Onun Emriyle Durjvfası

 

421) Said İbn Zeyd şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) Hıra'dayken, dağ hareket etti. Peygamber (s.a.v.) ayağıyla ona vurarak:

-  "Sakin ol Hıra! Senin üzerinde ancak bir   peygamber veya bir sıddîk yahut bir şehit bulunmaktadır" dedi.

Peygamberin {s.a.v.) yanında Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, ez-Zubeyr, Sa'd, Abdurrahman vardı. Dokuzuncunun adım vermemi is­teseydin, onun da adını verirdim, dedi. O'na, onun kim olduğunu bize söyle diye çok ısrar ettiler. Bunun üzerine "ben" diye cevap verdi. [62]

 

Hayvanların Rasulullah'a Şikayette Bulunması Ve Huysuzluk Yapan Hayvanların Ona Boyun Eğmesi

 

422) (Abdullah İbn) Cafer şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) bir gün Ensar bahçelerinden birine girdi. Kar­şısına bir deve çıktı. Rasûlullah (s.a.v.) onun inlediğini ve gözyaşı dök­tüğünü gördü, Rasûlullah (s.a.v.) onun boynunu ve kulağım okşadıktan sonra deve sakinleşti. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Devenin sahibi kim?" dedi. Enaar'dan bir genç gelip:

- O deve bana aittir, Ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Allah'ın seni sahibi yaptığı bu hayvan hakkında Allah'tan kork­muyor musun? Bana senin onu aç bıraktığını ve ona sert davrandığını şikayet ediyor" dedi. [63]

423) Yala İbn Murre anlatmıştır:

Bir gün Peygamber (s.a.v.)'m yanında oturuyordum. Ansızın bir deve gelip hemen boynunu onun önüne uzattı. Sonra ağladı. Bunun ü-zerine Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Yazık sana! Şu devenin sahibine bak. Onun önemli bir durumu var" dedi.                                                                    

Hemen devenin sahibini aramağa başladım. Onun, Ensardanbiri-sine ait olduğunu anladım. Adamın Peygamberin (s.a.v.) yanma gitme­sini söyledim. Rasûlullah (s.a.v.):

- Bu devenin hali ne böyle? dedi. Adam:

- Vallahi durumunun ne oludğunu bilmiyorum. Su taşıyamaz du­ruma gelinceye kadar onu çalıştırdık. Dün gece-onu kesip etini taksim etmeyi kararlaştırdık, dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Bunu yapma! Onu bana ver yahut bana sat" dedi. Adam:

- Tamam, senin olsun ya Rasulellah! dedi.

Deveye sadaka damgası vurup (onu) O'na gönderdi. [64]

424) Enes ahlattı:

Ensar'dan bir ailenin su taşıdıkları bir develeri vardı. Deve onlara zorluk çıkarmağa ve sırtına bindirmemeğe başlayınca Rasû-lullah'a (s.a.v.) gelip huysuzluğunu şikayet etmek üzere:

- Ekinlerimiz susadı, dediler. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına:

- "Kalkın" dedi.

Sahabiler kalkıp bahçeye girdiler. Deve de bahçenin bir köşesinde duruyordu. Peygamber (s.a.v.) ona doğru yürüdü. Ensarlı aile:

-Ya Rasulellah! O köpek gibi oldu. Sana saldırmasından korkuyo­ruz, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Ondan bana bir zarar gelmez" dedi.

Deve Rasûlullah'ı (s.a.v.) görünce O'na doğru geldi ve önünde secde yapmak üzere eğildi. Rasûlullah (s.a.v.) onun alnından tuttu ve onu o güne kadar görülmemiş bir şekilde uysallaştirdi. Böylece deveyi çalışır hale getirdi. Ashabı Rasûlullah'a (s.a.v.):

-Ey Allah'ın nebisi! Bu, aklı olmayan bir hayvan olduğu halde sana secde ediyor. Bizim aklımız olduğuna göre, biz sana secde etmeye daha çok hak sahibiyiz, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

- "İnsanın insana secde etmesi doğru değildir. Eğer insanın insana secde etmesi doğru olsaydı, üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim" dedi. [65]

425) Cabir İbn Abdillah şunu anlattı:

Biz, Peygamberle (s.a.v.) birlikte bir seferden gelmiştik. Ensar'ın bahçelerinden birine vardık. Orada bahçeye hiç kimseyi sokmayan, huysuzluk yapan bir deve gördük.

Bunu, Rasûlullah'a (s.a.v.) söylediler. Rasulullah bahçeye kadar geldi.

Deve böğürdü, dudağını yere koyarak Rasulullah'm yanına geldi ve önünde çöktü. Rasulullah   (s.a.v.):

- "Bir yular getirin" dedi. Yuları deveye takıp sahibine verdi. Daha sonra sahabilere dönüp: "Gökle yer arasında hiçbirşey yoktur ki benim Allah'ın Rasulü olduğumu bilmesin. Bundan cinlerin ve insanların asi­leri müstesnadır" dedi. [66]

426) Cabir şöyle anlattı:

Rasuîullah'la birlikte bir yolculuğa çıktım. Ansızın bir deve ortaya çıktı. Tam ortaya gelip onun önünde eğildi. Rasulullah (s.a.v.) oturup sahabilere:

- "Devenin sahibi kim?" dedi. Ensar'dan birkaç genç:

- Bizim ya Rasulellah! dedi. Rasulullah:

- Bu devenin hali ne böyle? dedi. Gençler:

- Biz onunla yirmi sene su taşıdık. Semiz ve yağlı olduğu için onu boğazlayıp çocuklarımız arasında taksim etmek istedik. Ama bizim eli­mizden kurtuldu, dediler. Rasulullah   (s.a.v.):

- Onu bana satar mısınız? dedi. Onlar:

- Hayır, o senin olsun, ya Rasulellah! dediler. Rasulullah   (s.a.v.):

- "Değilse eceli gelinceye kadar ona güzel davranın" dedi. ,   Müslümanlar o sırada:

-Ya Rasulellah! Sana secde etmeğe bizim hayvanlardan daha çok hakkımız var dediler. Rasulullah  (s.a.v.):                               

- "Birşeye secde edilmesi uygun değildir. Eğer böyle birşey olsaydı, kadınların kocalarına secde etmeleri gerekirdi" dedi.

Başka bir rivayette şöyledir:

"Sizin bu deveniz sizden yakınıyor ve sizin gençken onu kullandı­ğınızı, yaşlanınca da onu kesmek istediğinizi iddia ediyor,"[67]

 

Rasulullah'ın Bindiği Hayvanda Ortaya Çıkan Mucizesi

 

427) Enes îbn Malik anlattı:

Bir gece Medine halkı korktu. Rasûlullah (s.a.v.) Ebu Talha'ya ait çıplak bir at üzerinde sesin geldiği tarafa gitti ve:

- "Artık korkmayacaksınız" dedi.

Enes şunu ilave etti: At daha önce geride kalıyordu. Ancak bu o-laydan sonra onun önüne geçilemedi. [68]

428) Cabir şunu anlattı:

Bir devenin üzerinde gidiyordum. Deve çok yorulup yürüyemez hale geldi. Onu salıvermek istedim. RasuLullah bana yetişip ayağıyla ona vurdu ve onun için dua etti. Bundan sonra deve benzeri görülmedik bir şekilde yürür oldu. [69]

 

Rasulullahın Müşriklerin Yüzlerine Bir Avuç Toprak Atması Ve Toprağın Onların Gözlerini Doldurması

 

429) Enes şunu anlattı:

Müslümanlar Huneyn'de bozguna uğradılar. Rasûlullah (s.a.v.) de Düldül adını koyduğu boz katırın üzerindeydi. Rasûlullah (s.a.v.) katıra:

- "Düldül! Yere yapış" dedi. Düldül karnını yere yapıştırdı. Ra­sûlullah da bir avuç toprak alıp onu yüzlerine attı ve:

"Hamim, Size yardım edilmeyecek" dedi.

Biz hiç ok atmadan ve mızrakla yaralamadan düşman yenildi. [70]

Başka bir rivayette şöyledir: Allah, onların arasında gözünü top­rağın doldurmadığı hiçbir insan yaratmamıştır.

Bu hadisin tariklerini (senedlerini) İnşaalahu Teala Huneyn sa­vaşında anlatacağız.[71]

 

Rasulullah İşaret Edince Putların Yıkılması

 

430) Abdullah İbn Mes'ud anlattı:

Peygamber (s.a.v.) (Fetih günü, Mekke'ye) girdi. Kabe'nin etrafın­da 360 put vardı. Elindeki bir değnekle:v

- "Hak geldi, batıl yıkılıp gitti. Batıl, zaten yıkılmağa mahkumdur" diyerek putları dürtmeye başladı. [72]

431) îbn Abbas şunu anlattı.

Rasûlullah (s.a.v.) Fetih günü Mekke'ye, Ka'be'nin etrafında 360 put olduğu halde girdi. Rasulullah'ın elinde bir değnek vardı. Onlara i-şaret etmeğe ve şöyle demeğe başladı:

"Hak geldi, batıl yıkılıp gitti. Zaten, batıl yıkılmağa mahkumdur. Hak geldi, artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir.1' Bunun hemen arkasından putlar, dokunmadığı halde sırt üstü gelmeğe başladılar. [73]

 

Rasulullahın Gaib Olan Şeylerden Haber Vermesi

 

Kitabın yazarı (Allah ona rahmet etsin) şöyle dedi:

Bunlardan bazıları daha önce geçti. O, müşriklerin Haşimoğulla-rına boykot için yazdıkları sayfada bulunan haksızlık ve zulümle ilgili yerleri güvenin (bir böcek) yediğini haber vermiştir.

432) Cabir İbn Semura şöyle demiştir: Ben Rasûlullah1 m:

-  "Müslümanlardan bir topluluk beyaz saraydaki Kisra haneda­nının hazinesini mutlaka ele geçirecektir" dediğini duydum. [74]

433) Ebu Hureyre şöyle anlattı: Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Kisra ölünce, artık ondan sonra kisra yoktur. Kayser ölünce ondan sonra da Kayser yoktur, Muhammed'in canı elinde olan Allah'a ye­min ederim ki, onların hazineleri Allah yolunda, mutlaka size verile­cektir" buyurdu. [75]

434) Cabir İbn. Semura şunu anlattı: Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Kisra öldükten sonra Kisra yoktur. Kayser öldükten sonra Kay­ser yoktur. Allah'a yemin ederim ki onların hazineleri Allah yolunda verilecektir" buyurdu. [76]

Yazar (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Bu hadiste şöyle bir kapalılık vardır. Birisi şöyle diyebilir: Kisra ve Kay^er'densonra bu ad­larla anılan bazı kimseler hükümdarlık yapmıştır. Çünkü İran'ın her hükümdarına da Kayser deniliyordu.

Cevap şöyledir: Mülkiyetin bir gerekçesi ve subutu yoksa, kişi o şeye malik sayılmaz zaten saltanatları devamlı sallanıyordu ve sonunda yok olup gittiler.

435) Enes şunu anlattı:

Mekke'yle Medine arasında Ömer'le birlikteydik. Hilali görmeğe çalıştık. Ben keskin gözlü birisiydim. Onu gördüm. Ömer'e

- Onu göremiyor musun? demeye başladım. Ömer:

- Ben onu yatağımın üzerinde sırt üstü yatarken göreceğim, dedi. Daha sonra bize Bedir ehlinden bahsetmeye başladı.

Rasûlullah (s.a.v.) bir gün önce bize onların yıkıldıkları yerleri göstermişti. O şöyle diyordu:

"Burası, yarın inşaallah falancanın yıkılacağı yerdir. Şurası da inşaallah, yarın falancanın yıkılacağı yerdir. [77]

O kişiler o yerlerde yıkılıp ölmeye başladılar.

Ben de şöyle dedim: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onlar bunda isabet ettiler yani Rasulullah'ın söylediği yerlere yıkıl­dılar.

436) Ebu Hureyre şunu anlattı:

Hayber'de Rasulullah'la birlikte bulunduk. Rasûlullah (s.a.v.) müslüman olduğunu iddia eden birisi hakkında:

- "Bu cehennemliklerdendir" dedi.

Çarpışma esnasında o adam çok iyi savaştı sonunda yaralandı. Rasulullah'a:

-  Ya Rasulellah! Senin cehennemliklerden olduğunu söylediğin adam, bugün çok iyi savaştı ve öldü, denildi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "O, cehenneme (gitmiştir)" dedi.

Bazı kimseler şüphe ve zanna düşmek üzereyken onun ölmediği fakat ağır bir yarası olduğu söylendi. Gece olunca, adam yaranın acısına dayanamayıp intihar etti. Bu, Peygamber'e haber verildi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Allahu ekber, benim Allah'ın kulu ve elçisi olduğuma şehadet e-derim" dedi. Sonra Bilâl'e şunu herkese duyurmasını emretti:

- "Cennete ancak müslüman bir nefis (kişi) girebilir. Allah bu dini, facir kişiyle de destekler. [78]

437) Ebu Humeyd es-Saîdî anlattı: Tebuk yılında Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte çıktık. Rasûlullah şöyle dedi:

"Sizin üzerinize şiddetli bir rüzgar esecek. O rüzgarda sizden kimse . ayağa kalkmasın. Kimin devesi varsa ipini sağlam bağlasın. [79]

Ebu Humeyd: Develeri bağladık. Gece olunca üzerimize şiddetli bir rüzgar esti. Bir adam o rüzgarda ayağa kalktı ve rüzgar onu Tayyi1 da­ğına attı.

438) Sevban anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Aziz ve Celil olan Allah, benim için yeri topladı. Böylece onun do­ğusunu ve batısını gördüm. Ümmetimin mülkü benim için toplanan yere ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki definede verildi." [80]

Yazar (Ebu'l-Ferec Îbnu'l-Cevzi) şöyle demiştir:

Bunu, zayıfken ve hiçbir belde üzerinde otoritesi yokken söyle­miştir. Dediği gibi olmuştur. Ümmetinin mülkü, doğunun başlangıcı olan Türk illerinden, batının sonu olan berberi ülkeleri ve İspanya kıyı­larına kadar ulaşmıştır.

439)  Ebu   Sa'id   el-Hudri   şunu   söyledi:   Ebu   Katade   bana: Rasûlullah'ın (s.a.v.) Ammar'a:

- "Seni azgın grup öldürecek" dediğini haber verdi. [81]

440) Ebu Zerr anlattı:

Mescidde yatarken yanıma Rasulullah geldi. Ayağıyla bana do­kununca oturarak doğruldum'. Bana:

- "Ebu Zerr! Oradan çıkarıldığında ne yapacaksın?" dedi. Ben de:

-Allah'ın Rasulünün mescidine ve evime dönerim, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Peki o, ikisinden de çıkarıldığında ne yapacaksın?" dedi. Ben:

- O zaman kılıcımı alır, onunla beni çıkaranlara vururum, dedim. Rasulullah   (s.a.v.):

-  "At bakalım! Siyah bir köle olsa bile, onların seni çekip götür­dükleri yere sen de onlarla birlikte götürülürsün" dedi.

Ebu Zerr şöyle der: Rabeze'ye sürüldüğümde, namaza kalktım. Sadaka devesi üzerinde bulunan siyah bir adama geldi. Beni görünce dönmeğe beni öne geçirmeğe kalktı. Ben de: Olduğun yerde kal, ben Rasulullah'ın emrine uyuyorum! dedim. [82]

441) Ebu Hüreyre anlattı: Bir gün Rasulullah bize:

-  "Kim, ben hadisimi bitirinceye kadar elbisesini yayar ve sonra onu toplarsa, şüphesiz o, benden işittiği birşeyi asla unutmayacaktır" dedi.

Ben de hemen elbisemi yaydım, (veya çizgili kumaşımı demiştir) daha sonra bize konuşma yaptı. Elbisemi toplayıp yanıma aldım. Valla­hi, ondan duyduğum hiçbir şeyi unutmadım. [83]

442) Abdullah îbn Rafi', Ali'nin şöyle anlattığım duydu: Rasu­lullah (s.a.v.) beni, ez-Zubeyr ve el-Mikdad'ı yola çıkarıp:

-  "Hah bahçesine gidin, Orada bir cariye var.   Yanında da bir mektup var. O mektubu ondan alın" dedi. Hemen atlarımızı koşturarak yola koyulduk. Nihayet bahçeye geldik. Ansızın kadınla karşılaştık.

-Mektubu çıkar, dedik. Kadın: -Bende mektup filan yok, dedi. Biz:

-Ya mektubu çıkarırsın ya da elbiseleri üzerinden atarsın, dedik.

Kadın mektubu çıkardı. Onu, Rasulullah'a getirdik. Mektupta: Hatıb İbn Ebi Beltea, Mekke'li müşriklerden bazı kimselere, Rasû-lullah'ın (s.a.v.) bazı işlerini haber veriyordu. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Hatıb! Bu ne böyle? dedi. Hatıb:

- Ya Rasulellah! Benim hakkımda karar vermekte acele etme! Ben, Kureyşliler içinde yanaşma bir kişiyim. Asıl Kureyşlilerden değilim. Muhacirlerin Mekke'deki ailelerini koruyacak akrabaları var. Benim nesep yönünden onların arasında yakınım olmayınca, onlardan dost e-dinip onunla akrabamı korumalarını istedim. Bunu küfre saptığım veya dinimden döndüğüm veyaislamdan sonra küfre rıza gösterdiğim içn yapmış değilim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "O size doğru söyledi" dedi. Ömer:

- Bırak beni de şu münafığın boynunu vurayım, dedi. Peygamber (s.a.v.):

-  "O Bedir savaşında bulunmuştu. Ne biliyorsun? Belki de Allah, Bedir savaşına katılmış olanlara: "Siz istediğinizi yapın. Ben sizi bağış-ladam" demiştir" buyurdu, [84]

443) Ebu Bekre şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) namaz kılıyordu. Ali'nin oğlu Hasan Rasû­lullah (s.a.v.) secde yaptığında sırtına atlıyordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

- "Benim bu oğlum (torunum) efendidir. Allah, onun vasıtasıyla, ya­kında müslümanlardan iki fırkanın (grubun) arasını düzeltecek." [85]

444) Cabir şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) bir seferden geldi, Medine'ye yaklaşınca, ner-deyse devenin üzerindeki kimseyi sürükleyecek hızda bir rüzgar esti. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Bu rüzgâr Medine'de ölen bir münafık yüzünden esti."

Medine'ye geldi. Gerçeken o gün büyük münafıklardan birisi ölmüştü.

445) Adiyy İbn Hatem şunu anlattı.

Peygamberin yamndayken ona bir adam gelip yoksulluktan şika­yet etti. Sonra başka bir adam gelip yolların kesildiğinden yakındı. Rasûlullah (s.a.v.):

- Adiyy! Sen, Hire'yi gördün mü? dedi. Ben:

-  Orayı görmedim. Ama hakkında bilgim var dedim. Rasulullah

(s.a.v.):

-  "Eğer Ömrün uzun olursa, sen bir kadının Hire'den, Allah'tan başka kimseden korkmadan, Ka'be'yi tavaf etmeye gittiğini göreceksin" dedi. Kendi kendime:

-  Memleketi kasıp kavuran Tayyi'in kötü adamları (o sırada) ne­rede olurlar? dedim. Rasulullah  (s.a.v.):

-  "Eğer ömrün uzun olursa, Kisra'mn hazineleri ele geçirilecek" dedi. Ben:

- Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın mı? dedim. O şunu ilave etti:

- "Eğer ömrün uzun olursa, bir adamın avuç dolusu altın ve gümüş çıkarıp onu kabul edecek birisini aradığını ve onu kabul edecek birisini bulamadığını göreceksin" dedi.

Ben bir kadının, Allah'tan başka hiç kimseden korkmadan, Ka'be'yi tavaf için Hîre'den çıktığını gördüm. Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın hazinelerini ele geçirenler arasında ben de vardım.

Eğer uzun bir Ömür sürerseniz, Ebu'l-Kasım'ın dediği gibi, kişinin avucu dolu olarak çıktığını göreceksiniz. [86]

446) Ebu Musa şöyle anlattı:

Kendisi (Ebu Musa) Medine bahçelerinden birinde Rasulullah'la birlikteyken bir adam gelip kapının açılmasını istedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele" dedi.

Bir de baktık ki gelen Ebu Bekr (r.a.). Sonra başka birisi kapının açılmasını istedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele" dedi.

Bunun da Ömer olduğunu gördük. Ona kapıyı açtım ve onu cen­netle müjdeledim. Daha sonra bir başkası kapının açılmasını 'istedi. Rasulullah (s.a.v.) bir yere yaslanmıştı, doğrulup oturdu ve:

- "Ona kapıyı aç ve onu, başa gelecek bir bela şartıyla cennetle müj­dele" buyurdu. Bir de baktım gelen Osman'dır. Ona kapıyı açtım ve onu cennetle müjdeledim. Rasulullah'm dediğini de haber verdim. Osman;

-Yardım dilenecek sadece Allah'tır, dedi. [87]

447) Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Siz, ayakkabıları çarık olan bir kavimle savaşmadıkça yine, göz­leri küçük (yüzleri kırmızı) burunları basık sanki yüzleri deri üstüne, deri kaplanmış kalkanlar gibi (kalın) olan Türklerle savaşmadıkça kı­yamet kopmaz."[88]

448) Ebu Said el-Hudri şunu anlattı:

Bir defasında, biz Rasûlullah'm (s.a.v.) yanındaydık. Bir malın taksimini yapıyordu. O sırada, Teinim oğullarından birisi olan Zulhu-vey'e sıra geldi ve:

- Ya Rasulallah! Adil ol, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Yazık sana! Ben adil olmazsam, kim adil olur? Adil olmazsam, ben istek ve emelime kavuşamamışım demektir, dedi. Ömer:

-îzin ver, onun boynunu vurayım, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- Onu bırak. Çünkü onun öyle arkadaşları var ki kıldıkları nama­zın yanında, sizden birisi kendi namazını küçümser, oruçlarının yanın­da kendi orucunu küçümser. Bunlar Kur'an okurlar, fakat okudukları Kur'an boğazlarını geçmez. Dinden, okun avı delip geçtiği gibi çıkarlar. Böyle bir okun demirinde nasıl (kan olarak) birşey bulunmaz, sonra giriş yerine bakılır, yine birşey bulunmaz, sonra ağaç kısmına bakılır, orada da birşey bulunmaz, tüy kısmına bakılır, orada da birşey bulunmaz. Halbuki ok avın işkembesini ve kanı delip geçmiştir. Onların alameti siyah bir adamdır. Bu adamın pazılarından biri, kadın memesi veya sallanan et parçası gibidir. Bunlar, insanların tefrikaya düştükleri za­man çıkar" buyurdu. [89]

Ebu Said sözüne şöyle devam eder: Ben, bu sözü Rasulullah'tan i-şittiğime şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki, Ali İbn Ebi Talib ben de onunla birlikteyken, bu adamlarla savaştı. O, siyah adamın aran­masını emretti ve adam aranıp bulundu. Getirildiğinde ona baktım. Tıpkı Easûlullah'm (s.a.v.) tarif ettiği gibiydi.

449) Cabir şunu anlattı:

Hayber günü, Rasülullah'a (s.a.v.) Safıyye, onun kocası ve kardeşi getirildiler. Rasûlullah (s.a.v.), hiçbir şeyi gizlememeleri şartıyle onlara eman vermişti. Eğer birşeyi gizlerlerse kanlarının dökülmesi helal ola­caktı. Birisi doğruyu söylemiş, gizlememişti. Ama Safıyye'nin kocası Kinane ondan hazine tulumlarım gizlemişti. Onların içinde birçok zinet vardı. Rasûlullah (s.a.v.):

-  "Kinane! Sen bana, benden hiçbir şeyi gizlememek üzere söz vermiştin. Hazine tulumları nerede?" dedi. Kinane:

- Senden hiçbir şeyi gizlemedim, dedi.

Cebrail, Rasûlullah'a (s.a.v.) gelip hazinenin yerini bildirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ashabına:

- "Gidin, o falan falan yerdedir" dedi.

Kinane Rasûlullah'a getirilince onların boyunlarının vurulmasını emretti ve onların boyunları vuruldu. Rasûlullah (s.a.v.) Bilal'e:

- "Safıyye'yi getir" dedi.

Bilal, Safıyye'yi getirirken iki cesedin yanından geçirdi. Rasû­lullah (s.a.v.) bundan hoşlanmadı. Bu yüzündeki ifadeden anlaşıldı. Rasûlullah (s.a.v.) Safiyye'nin yanına gitti ve onu azat edip kalan akra-balalarının yanma dönmek veya müslüman olup kendisine eş yapmak arasında muhayyer bıraktı. Safîyye:

-Ben, Allah'ı ve Rasulünü seçiyorum, dedi. Rasûlullah müslüman-lara:

-  "Annenizden uzak durun" dedi. Hayber'den altı mil uzaktayken onunla gerdeğe girmek isteyerek mola verdi. Safıyye kabul etmedi. Rasûlullah (s.a.v.) onun   bu davranışına bozuldu. Sahba denilen yere gelince yine mola verdi. Safîyye orada Rasulullah'ın arzusunu kabul etti. Rasûlullah (s.a.v.):

-  "İlk defada gerdeğe girmekten kaçınmana sebep neydi?" dedi. Safıyye:

-Yahudilere yakın olmamız sebebiyle, sana bir kötülük yap­malarından korktum, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) onunla gerdeğe girdi. Ebu Eyyub geceyi, Rasulullah'ı korumak üzere çadırının etrafında dolaşarak geçirdi. Pey­gamber (s.a.v.) attığı adımlarının sesini duyunca:

- "Kim o? dedi. O da:

- Halid îbn Zeyd, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Ne var? Ne oluyor?" dedi. Halid:

- Bu kadının sana bir kötülük etmesinden korktuğum için bu gece hiç uyumadım, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) ona dönmesini emretti ve o da döndü gitti.

450) Abdullah İbn Abbas şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) tavaf esnasında Ebu Sufyan'a yetişip:

-  "Ebu Sufyan! Seninle Hind arasında şöyle şöyle olmadı mı?" dedi.

Ebu Sufyan içinden: Hind benim sırrımı başkasına açtı. Ben ona şunu şunu yapacağım diye geçirdi.

Rasûlullah (s.a.v.) tavafını bitirince, yine Ebu Sufyan'a varıp:

- "Ebu Sufyan! Hind'e haksızlık etme. O bana, senin hiçbir sırrını açmadı" dedi. Ebu Sufyan:

- Senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ediyorum. Benim içim­den geçeni sana kim haber verdi? dedi. [90]

451) Asım İbn Kuleyb şöyle rivayet etti.

Babam bana şunu anlattı: Bana da Ensar'dan birisi anlattı: Ço­cukken, babamın yanında, Rasulullah'la birlikte çıktık. Karşımıza bir adam.geldi ve:

-Ey Allah'ın Rasulü! Falanca kadın seninle ashabını yemeğe davet ediyor, dedi.

Peygamber ve beraberindekiler gittiler. Biz babalarımızdan ayrı olarak çocukların oturduğu yerlere oturduk. Yemek getirildi. Rasû­lullah (s.a.v.) elini yemeğe uzattı, onlar da uzattılar. Ashabı Rasulul-lah'm lokmayı yutmayıp ağzında döndürdüğünü görünce yemekten el­lerini çekiler. Lokmayı ağzında geveledikten sonra çıkardı ve:

- Bu, sahibinden izinsiz alınmış bir koyun etidir. [91] Kadın kalkıp:

- Ey Allah'ın Rasulü! Seni ve ashabını yemekte bir araya getirmek istedim. Baki'a adam gönderdim. Satılık hiçbir şey bulamadım. Karde­şime bana koyununu göndermesi için adam gönderdim. Kardeşim orada olmadığı için ailesi koyunu bana verdi.

452) Enes anlatmıştır:

Peygamber (s.a.v.), Mu'te'ye katılanların şehid oluşlarını minber­deyken haber vermiştir. Önce Zeyd'in sonra Ca'fer'in sonra da İbn Ra-vaha'nm şehit oluşlarını anlatmış daha sonra:

- Şimdi sancağı Allah'ın kılıçlarından birisi olan Halid Îbnu'l-Velid aldı, demiştir.

453) Hz. Aişe anlatmıştır: Peygamber (s.a.v.) Aişe'yi bir kadına göndermişti. Aişe:

- Önemli bir şey görmedim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

-  "Yanağında bir ben gördün de tepeden tırnağa kadar ürperdin" dedi. Aişe de:

- Senin için sır diye birşey yoktur. Kim, senden saklayabilir ki! [92]

454) Süleyman Ibn Surad şunu anlattı: -Hendek savaşında Rasûlullah (s.a.v.):

- "Artık bundan böyle biz onlara (müşriklere) karşı savaşacağız. On­lar bizimle savaşamayacaklar (bizonlara doğru yüreyeceğiz)"buyurdu.

Ebu Nuaym: Allah bunu gerçekleştirmiştir. Rasûluîlah (s.a.v.) kendisine savaş açılmadan onlarla savaştı. [93]

455) El-Abbas îbn Abdilmuttalib şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Din üstün gelecek, hatta denizleri aşacak ve Allah yolundaki at­larla denizlere dalınacak."[94]

456) Osman İbn Suheyb'in babası Rasulullah'm bir gün Ali'ye şunu söylediğini anlattı:

- "İnsanların en azgını kimdir?" Ali:

-  Deveyi boğazlayan kimsedir, ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah

(s.a.v.):

- "Doğru söyledin. Diğerlerinin en azgını kimdir?" dedi. Ali:

- Bilmiyorum, ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah:

- "Buna vuran kimsedir" deyip başının tepesine (bıngıldağına) işe-ret etti.

Ali (r.a.) Irak halkına:

-Vallahi, onların en azgınının ayaklanmasını ve bunu sakalım bun­dan boyamasını isterdim, derdi ve elini başının ön tarafına koyardı. [95]

457) Abdullah İbn ömer anlatmıştır:

Rasulullah'la birlikte Taife giderken bir kabre uğradık. Rasulullah'ın şöyle dediğini duydum:

- "Bu, Sakiflüerin atası olan Ebu Riğal'in kabridir. O, Semud'dan-dı. Harem'de bulunduğu için korunuyordu. Harem'den çıkınca, kavmi­nin başına gelen bela, onun da başına gelmişti. Oraya defnedildi. Bunun delili onun yanma altın bir çubuğun gömülmüş olmasıdır. Eğer kabrini kazarsanız, o altın çubuğu orada bulursunuz." [96]

Cemaat hemen oradan altın çubuğu çıkardı.

458) Ibn Ömer şunu anlattı:

El-Esvedu'1-Ansî'nin öldürüldüğü gece, bize müjdelemesi için Rasûlullah'a (s.a.v.) semadan haber geldi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Dün gece el-Esved öldürüldü. Onu mübarek bir adam öldürdü" dedi. -Kim? diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Feyruz kazandı, Feyruz" dedi. [97]

459) Ummu Zerr anlattı:

Ebu Zerr'in vefatı yaklaşınca, ağladım. Ebu Zerr:

-Ağlama! canını sıkma! Bir gün, Rasulullah'm, benim de araların­da bulunduğu bir gruba:

-  "Sizden birisi, kır bir yerde vefat edecek. Onun cenazesinde mü­minlerden küçük bir topluluk bulunacak" dediğini duydum.  Orada be­nimle birlikte bulunanların hepsi, topluluklar içinde ve köylerde vefat ettiler] Şimdi kırda ölecek olan benim. Vallahi, ben şimdiye kadar ne yalan söyledim, ne.de yalanlandım. Yolu gözet, dedi. Ben:                 

-Hacılar gitti. Yoldan el ayak kesildi, dedim. Ben, sık sık tepeye ka­dar gidiyor, sonra yanma dönüp ona bakıyordum. Ansızın hayvanlarına binmiş bazı insanlar gördüm. Elbisemle işaret ettim. Süratle gelip:

-Neyin var? dediler.

-Müslümanlardan birisi ölüyor, dedim.

-O kimdir? dediler. Ben de:                                             ı

-Ebu Zerr, dedim. Onlar:

-Allah'ın Rasulü'nün sahabisidir, dediler. Ben:

-Evet, dedim. Onlar da onun için babalarımız ve analarımız feda olsun dediler. Birisi Ebu Zerr'i kefenledi ve onu gömdüler. [98]

460) Ebu Hüreyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):

- "Cehennemliklerden görmediğim iki sınıf vardı: Birisi, yanların­da sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunup onlarla insanları döven bir kavim. Diğeri de giyinmiş çıplak, sallanarak yürümeyi öğreten, kırıt­kan, başları Horasan develerinin eğik hörgüçleri gibi olan bazı kadınlar. Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamacaklardır. Hal­buki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır" buyurdu. [99]

461) Ebu Nevfel şunu söyledi:

Îbnu'z-Zubeyr öldürülünce, Haccac onun annesi, Esma'ya adam gönderdi. Esma ona:

-Rasûlullah (s.a.v.) bize şöyle buyurmuştu: "Sakif kabilesinde bir yalancı ve bir can alıcı vardır." Yalancıyı gördük. Can alıcının da, senden başkası olacağını zannetmiyorum, dedi. [100]

462) Ebu Harun el-Abdi şunu anlattı:

Ebu Said el-Hudri'nin yanma girmiştik. Şöyle dedi: Rasulullah'ın vasiyetine hoş geldiniz. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

-  "Size dünyanın çeşitli yerlerinden ilim öğrenmek için bazı kem-seler gelecek. Onlar size geldiklerinde iyi davranınız." [101]

463)  İbn Abbas şunu söylemiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurdu:

-  "Siz dinliyorsunuz ve sizden dinlenecek, sizden dinleyen kimse­lerden de dinlenecek." [102]

464)  Ummu Varaka Bint Abdillah İbn el-Haris'ten rivayet edil­miştir.

Rasûlullah (s.a.v.) Ummu Varaka'yı, her cuma ziyaret ederdi. Be­dir savaşında o:

-Seninle birlikte (savaşa) gitmem için bana izin verir misin? Has­talarınıza bakar, yaralılarınızı tedavi ederim. Belki Allah bana şehitlik nasib eder, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Sen evinde kal, çünkü Allah sana şehitliği verir" dedi.

O, kendisinin ölümünden sonra, kölesiyle cariyesinin azat edilme­lerini emretmişti. Ölümü gecikince cariyeyle köle onu bir kadife örtünün içine sarıp boğdular. O ölünce kaçtılar.

Ömer geldi. Ona:

Ummu Varaka'yı kölesiyle cariyesi öldürüp kaçtılar, denildi.

Ömer topluluğun içinde kalkıp şunu söyledi:

-Rasûlullah (s.a.v.) Ummu Varaka'yi ziyaret eder ve:

- "Haydi şehid hanımı ziyarete gidelim" derdi. Köleyle cariye yakalanıp getirildiler ve asıldılar.

465) İbn Abbas anlatmıştır:

El-Abbas esir edilince ondan fidye (kurtulmaparası) istendi. O da:

-Benim param yok, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şu ce­vabı verdi:

-  "Mekke'den çıkarken, Ummu'1-Fadl'a bıraktığın para ne oldu? Yanınızda hiç kimse yoktu. Sen şöyle dedin: Bu yolculuğumda başıma bir şey gelirse, şu kadarı el-Fadl'm, şu kadarı da Abdullah'ın olsun de­din." El-Abbas:

-Seni hak ile gönderene yemin olsun! Bunu insanlardan seninle benden başka hiç kimse bilmiyor, Senin Allah'ın Rasulu olduğunu iyi biliyorum, dedi. [103].

466) Muhammed İbn İshak şunu anlattı:

Umeyr îfcn Vehb, Bedir savaşına katılanların yenilgiye uğramala­rından biraz sonra, Safvan İbn Umeyye'yle birlikte, Hıcr'da oturdu.

Umeyr, Kureyş'in cin fıkirlilerindendi. Mekke'deyken Rasulullah'a ve ashabına eziyet ederdi. Oğlu Vehb îbn Umeyr Bedir'de esir edilenler arasındaydı. Umeyr, kuyuya atılanların başlarına gelenleri anlattı. Safvan:

-Vallahi, bundan sonra yaşamanın tadı yok, dedi. Umeyr de ona:

-Doğru söyledin, Vallahi, borcum olmasaydı ki, borcumu ödeyecek birşeyim de yok ve benden sonra çoluk çocuğumun perişan olmaların­dan korkmasaydım, hayvanıma biner, Muhammed'e gider ve onu öldü­rürdüm. Hem, benim, onlar tarafından kabul edilmem için bir sebep de var. Oğlum, ellerinde esirdir, dedi. SarVan:

-Borcunu üzerime alıyorum. Onu senin namına ben öderim, Çoluk çocuğuna da kendi çoluk çocuğumla birlikte bakarım, dedi. Umeyr:

-Öyleyse, benim durumumu ve kendi durumunu gizli tut, dedi.

Safvan:

-Tamam, öyle yaparım, dedi.

Sonra Umeyr kılıcınm bilenip zehirlenmesini emretti ve emri ye­rine getirildi. Kalkıp Medine'ye geldi. Ömer, onun mescidin kapısında kılıcını kuşanmış bir halde devesini ıhtırdığını görüp:

-Bu, Allah'ın düşmanı Umeyr'dir. O, kötülükten başka bir mak­satla gelmemiştir. Aramızı bozan ve Bedir günü müşrikler hesabına bi­zim sayımızı tahmin eden de odur, dedi.

Ömer, Rasûlullah'm (s.a.v.) yanına girip:

-Ya Rasulellah! İşte bu Allah'ın düşmanı Umeyr! Kılıcını kuşan­mış olarak gelmiş, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Onu yanıma al" dedi. Ömer Umeyr'in yanına geldi. Boynundaki kılıcının bağını tuttu ve çekip boynuna geçirdi. Ensar'dan  bazılarına:

-Siz de Rasûlullah'm (s.a.v.) yanma girin ve oturun. Bu pisin O'na bir zarar vermemesi için dikkatli olun. Çünkü o, güvenilir bir kimse değildir, dedi.

Ömer, onunla birlikte Rasulullah'ın huzuruna girdi. Rasûlullah (s.a.v.) Ömer'in, Umeyr'in boynundaki kılıç bağını sımsıkı tuttuğunu görünce:

-  "Ömer! Onu serbest bırak! Yaklaş Umeyr! " dedi. Umeyr yakla­şınca:

-Hayırlı sabahlar, dedi.

Cahiliye devri adamları arasındaki selâm böyleydi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Umeyr! Allah bize senin verdiğin selamdan daha hayırlı bir se­lamı, cennetliklerinin selamını lütfetti. Hem sen buraya niçin geldin? dedi. Umeyr:

-Elinizdeki esirimi kurtarmak için geldim. Ona iyilik edin, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Peki boynundaki şu kılıç ne? dedi. Umeyr:

-Allah, kılıçların belasını versin. Onlar bir fayda verdi mi? dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Doğru söyle! Sen buraya niçin geldin?" dedi. Umeyr:

- Sadece bunun için (anlattığım şey için) geldim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Sen Safvan Ibn Umeyye'yle birlikte Hıcr'da oturdun. Kureyş'in kuyuya atılanlarından bahsettiniz. Sonra sen: Eğer borcum ve çoluk çocuğum olmasaydı gider Muhammed'i Öldürürdüm, dedin. Safvan İbn Umeyye de beni Öldürmene karşılık, borcunu ödemeyi ve çoluk çocuğunun geçimini üzerine aldı. Allah ikimizin arasına girip bana yapacağın şeye engel oldu" buyurdu. Umeyr:

-  "Şehadet ederim ki, sen Allah'ın Rasulüsün! Biz seni yalanlar dururduk. Bu mesele, ancak benimle Safvan arasında geçmişti. Vallahi, anladım ki, bunu sana ancak Allah haber vermiştir. Bana İslam'ı gös­teren, beni o doğru yola sevkeden Allah'a hamdolsun deyip kelime-i şe­hadet getirdi. Rasûlullah   (s.a.v.):

-  "Kardeşinize dinini öğretin ve ona Kur'an okutun. Esirini de ser­best bırakın" dedi.

Rasulullah'm emrini yerine getirdiler. Daha sonra Umeyr:

-  "Ey Allah'ın Rasulü! Ben, Allah'ın nurunu söndürmeye çalışır, Allah'ın dininde bulunanlara ağır işkencelerde bulunur dururdum. Be­nim Mekke'ye gidip Mekke'lileri Allah'a ve İslam dinine davet etmeme izin vermeni istiyorum. Belki Allah onlara doğru yolu gösterir de nıüs-lüman olurlar,   yoksa, daha önce senin ashabına dinlerinden dolayı yaptığım işkence gibi, onlara da dinlerinden dolayı işkence yapmak is­tiyorum, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) onun gitmesine izin verince Mekke'ye gitti. Safvan, Umeyr Mekke'den ayrıldıktan sonra Kureyş müşriklerine:

- Yakında size, Bedir savaşım unutturacak önemli bir olayla kar­şılaşacağınızı şimdiden müjdelerim, derdi.'

Safvan gelen yolculara Umeyr'i Sorardı. Nihayet bir yolcu gelip ona, Umeyr'in müslüman olduğunu haber verince, Umeyr'le asla ko­nuşmamağa ve ona yardımcı olmamağa yemin etti.

Umeyr Mekke'ye gelince, halkı İslam'a davet etmeye ve kendisine karşı çıkanlara da eziyet etmeğe başladı. Bazı kimseler onun vasıtasıyla müslüman oldular. [104]

Yazar şöyle demiştir:

Ebu'1-Vefa îbn Akîl şunu söylemiştir: Rasulullah'ın gaib ve gele­ceğe dair olan şeyleri bildirmeye girişmesinde büyük bir tehlike vardır. Çünkü el-Esved'le Museylime'yi yaptıkları tahminler utandırmıştı. Ha­ber, o ikisinin söylediğinin zıddına çıkmıştı.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "O, alevli bir ateşe girecek." [105]. Eğer o müslüman olsaydı, olan olurdu. Ancak Rasûlullah (s.a.v.) neticeleri gözeterek konuşuyordu. Bu, onun çok güvenilir, olduğuna bir delildir. Onu bu halde durduran Allah'a hamdolsun. O, ithamı gerekti­recek şeylerle yıkılmasından korkulmayacal^ şekilde delille hareket edendir. Bu da ancak gerçekleştirmeye kadir olandan sadır olur.[106]

 

Kayanın Rasulullaha Yumuşatılması

 

467) Cabir anlatmıştır: Peygamberle (s.a.v.) ashabı, hendeği ka­zarken üç gün hiçbir şey yemeden durdular. Sahabiler:

-Ya Rasulellah! Burada çok sert bir yer var, dediler. Rasûlullah

(s.a.v.):

"Orayı su ile ıslatın'1 dedi. Daha sonra balyozu alıp: "Bismillah" dedi. Ona üç defa vurdu ve orası darmadağın olan bir kum yığını haline geldi.

Bir ara baktığımda Rasûlullah'm (s.a.v.) karnına taş bağladığını gördüm. [107]

468) El-Bera îbn Azib şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) bize Hendeğin kazılmasını emretti. Hendeğin bir yerinde balyozların işlemediği bir kaya parçasıyla karşılaştık. Bunu Rasulullah'a söyledik. Rasûlullah geldi, balyozu aldı ve:

- "Bismillah" dedi. Bir vuruşta kayanın üçte birini kırdı. Sonra: "Allahu ekber! Bana, Şam'ın anahtarları verildi. Vallahi, şu bulundu­ğum yerden oranın kırmızı köşklerini görüyorum" dedi. Daha sonra yine: "Bismillah" deyip tekrar vurdu. Kayanın üçte birini daha kırdı ve: "Allahu ekber! Bana Fars'ın anahtarları verildi. Vallahi, şu bulunduğum yerden, Medain'i ve onun beyaz köşkünü görüyorum" dedi. Sonra: "Bis­millah" deyip tekrar vurdu ve kayanın geri kalanını parçaladı. Yine: "Allahu ekber! Bana, Yemen'in anahtarları verildi. Vallahi, şu bulun­duğum yerden, San'a'daki sarayı görüyorum" dedi. [108]

 

Hurma Kütüğünün Rasulullaha Hasretinden Ağlaması

 

469) Cabir şöyle dedi:

Rasûlullah (s.a.v.) bir hurma kütüğünün üzerinde hutbe okurdu. Marangoz bir kölesi olan Ensarlı bir kadın:

-Ya Rasulellah! Benim marangoz bir kölem var. Ona senin için, ü-zerinde hutbe okuyacağın bir minber yaptırsam olmaz mı? dedi. Rasû­lullah da:

- "Olur" dedi.

Rasulullah için minber yapıldı. -Cuma günü olunca, o minberin ü-zerinde hutbe okumağa başladı.

Daha önce üzerinde durduğu kütük bebek gibi inlemeye başladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Bu, yanında yapılan zikri dinlemekten uzak kaldığı için ağladı" dedi. [109]

470) Et-Tufeyl İbn Ka'b, babasının şunu anlattığını söyledi.

-Ya Rasulellah! Sana, cuma günü üzerinde duracağın, cemaatin seni görebileceği ve hutbelerini işitebileceği bir minber yapmamı ister misin? dedi. Rasulullah da:

- "Olur" diye cevap verdi.

Minbere üç basamak yapıldı. Minber getirilip yerine konulunca ve Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkmak isteyince hurma kütüğünün yanın­dan geçti. Kütük, çatlayıp parçalamncaya kadar öküz gibi böğürdü. Rasulullah (s.a.v.) minberden inip eliyle onu okşadı ve kütük sustu. Sonra tekrar minbere çıktı. Mescid yıkılıp değiştirilince (Hz. Osman devrinde), bu kütüğü Übeyy İbn Ka'b aldı. Çürüyüp güve yeyinceye ve toz toprak haline gelinceye kadar, Ubeyy'in yanında kaldı. [110]

471) Enes anlatmıştır:

Rasulullah (s.a.v.) cuma günü, sırtını dayadığı bir kütüğün yanın­da hutbe okurdu. Cemaat çoğalınca:

- "Bana bir minber yapın" dedi.

Rasulullah (s.a.v.) için iki basamaklı bir minber yapıldı. Rasulul­lah hutbe okumak üzere minberin üzerine çıkınca, kütük Rasulullah'a (s.a.v.) olan özleminden dolayı ağladı.

Ben mesciddeyken, kütüğün özlem duyarak inleyip ağladığını duydum. Rasulullah (s.a.v.) minberden ininceye kadar durmadan ağla­dı. İnip kütüğü okşadıktan sonra sustu.

Hasen bu hadisi anlattığında ağlamış ve şöyle demişti: Allah'ın kulları! Aziz ve Celil olan Allah'ın yanındaki derecesinden dolayı kütük, Rasûlullah'a (s.a.v,) özlem duyarak ağlayıp inlediğine göre, siz onunla karşılaşıp buluşmak için özlem duymaya daha çok hak sahibisiniz. [111]

472) İbn Ömer anlatmıştır:

Rasûlullah (s.a.v.) bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okudu. Minber edindikten sonra hurma kütüğüne dayanmaktan vazgeçti. Hur­ma kütüğü ağladı. Peygamber (s.a.v.) gelip ona elini sürdü. [112]

473) İbn Abbas şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okurdu. Rumlardan (Bizanslılardan) birisi ona geldi: Rasûlullah   (s.a.v.):

-  "Bana bir minber yap da onun üzerinde hutbe okuyayım" dedi. [113]

O adam Rasûlullah için gördüğünüz şu minberini yaptı. Rasulul-lah hutbe okumak üzere minberin üzerine çıkınca, hurma kütüğü, yav­rusundan ayrılan devenin inlemesine benzer sesler çıkarmağa başladı. Rasûlullah (s.a.v.) minberden inip onu kucaklayınca sustu. Rasûlullah (s.a.v.) bir çukur kazılarak kütüğün oraya gömülmesini emretti.

474) İbn Bureyde'nin babası şunu anlattı:

Peygamber (s.a.v.) hutbe okuduğu zaman ayağa kalkar ve nızun süre ayakta kalırdı. Ayakta durmak onu yoruyordu. Bir hurma kütüğü getirilip bir ucu yere gömülmek suretiyle dikildi. Peygamber (s.a.v.) hutbe okurken uzun süre ayakta durursa arkasını bu hurma kütüğüne dayardı. Medine'ye gelen birisi onun bu durumunu gördü. Yanında bu­lunan kişilerden birisine:

- Muhammed'in memnun kalacağını bilsem, kendisi için üzerinde oturmak istedikçe oturmasına, ayakta durmak istedikçe ayakta dur­masına elverişli bir oturma yeri yapardım, dedi.

Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca:

- "Onu bana-getirin" dedi. Adam Rasulullah'a getirildi. Rasûlullah (s.a.v.) ona, kendisi için bu basamakların yapılmasını emretti. Peygam­ber (s.a.v.), bunda bir rahatlık hissetti.

Peygamber (s.a.v.) hurma kütüğünü bırakıp kendisi için yapılan minbere gidince, hurma kütüğü üzüldü. Peygamber (s.a.v.) onun yanın­dan ayrıldığı zaman devenin inlediği gibi inledi.

Bureyde babasının şöyle dediğini duydu: Peygamber (s.a.v.) hurma kütüğünün inlediğini duyunca, onun yanına döndü ve elini üzerine ko­yup şöyle dedi:

-  "İstersen, yüce Allah'a dua edeyim. Seni, eskiden bittiğin yere geri çevireyim. Oraya dikeyim de, orada eskiden olduğun gibi ol. İstersen, senLcennete dikeyim de cennet ırmaklarından ve pınarlarından sulan. Orada güzelce yetiş ve meyve ver de Allah'ın sevgili kulları senin meyvenden yesinler. Nasıl istersen öyle yapayım" dedi.

O, Rasulullah'm "olur, öyle yapayım, olur öyle yapayım" sözünü duyduğunu söyledi: Bunun üzerine Rasûlullah'a (s.a.v.) soruldu:

"Cennete dikmemi istedi" dedi. [114]

475) Et-Tufeyl tbn Ubeyy Ibn Ka'b'm babası şunu anlattı:

Peygamber (s.a.v.) gölgelik vazifesi gören bir hurma kütüğünün yanında namaz kılar ve o kütüğün yanında hutbe okurdu.

Ashabından birisi:

-Sana cuma günü üzerinde duracağın, cemaatin seni görebileceği ve hutbelerini işitebileceği birşey yapsak olmaz mı? dedi. Rasulullah da:

- "Olur" dedi.

Onun için üç basamak yapıldı. Eskiden yaptığı gibi onun, üzerine çıktı. Hurma kütüğü ona doğru eğildi. Rasulullah   (s.a.v.):

- "Sakin ol" dedi. Daha sonra dönüp: "Dilersen seni cennete dike­yim, senden salihler yesinler. Dilersen, eskiden olduğu gibi tekrar seni taze ve yeşil hale getireyim" dedi. Hurma kütüğü ahireti dünyaya tercih etti. Peygamber (s.a.v.) vefat edince o babama verildi. Güve yeyinceye kadar devamlı onun yanında kaldı. [115]

İbn Akil şöyle demiştir:

Hurma kütüğünün ağlamasının ve Rasûlullah'a (s.a.v.) ağaçların gelmesine şaşırılmaması gerekir. Mıknatısta demiri kendisine çeken bir özellik yaratan, Rasulullah'da da ona çeken bir özellik yaratabilir.[116]

 

Rasulullah'ın Elindeki Taşların Allah'ı Teşbih Etmesi (Subhanellah Demesi) ,

 

476) Ebu Zerr anlatmıştır:

Rasulullah (s.a.v.) yanında Ebu Bekr, Ömer ve Osman'la birlikte bir yerde oturdu. Peygamber (s.a.v.), eline yedi çakıl taşı aldı. Taşlar teşbih ettiler. Öyle ki onların an vızıltısına benzer sesler çıkardıklarını duydum? Daha sonra Rasulullah onları koydu. Taşlar sesi kestiler. Sonra Rasulullah onları alıp Ebu Bekr'in eline koydu. Taşlar yine Allah'ı teşbih ettiler ve arı vızıltısına benzer sesler çıkardıklarını duydum. On­ları koyunca seslerini kestiler.

Daha sonra onları alıp Ömer'in eline koydu. O da onların arı vızıl­tısına benzer ,sesler çıkardıklarını duydu. Onları koyunca seslerim kes­tiler.

En son alıp Osman'ın eline koydu. Taşların Allah'ı teşbih ettikle­rini ve arı vızıltısına benzer sesler çıkardıklarını duydum. Osman onları koyunca seslerini kestiler. [117]

 

Rasulullahınkendisine Kötülük Etmek İsteyen Müşriklerden Gizlenmesi

 

477) İbn Abbas şunu anlattı:

Tebbet süresi inince, Ebu Leheb'in karısı, Ebu Bekr'le birlikteyken Rasûlullah'm (s.a.v.) yanma geldi. Ebu Bekr kadını görünce:

-Ya Rasulellah! Bu, ağzı bozuk bir kadındır. Sana bir kötülük de bulunmadan kalksan iyi olurdu, dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "O beni göremeyecek" dedi. Kadın gelip:

- Ebu Bekr! Arkadaşın beni şiiriyle hicvetti (yerdi), dedi. Ebu Bekr de:

-Hayır! O, şiir1 söylemez, dedi. Kadın:

-Bana göre sen inanılacak birisisin, deyip çekti gitti. Ebu Bekr:

-Ya Rasulellah! O, seni görmedi, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Hayır! Bir melek, devamlı, kanadıyla beni saklıyordu" dedi. [118]

Ebu Leheb'in karısı; Ebu Sufyan'm kızkardeşi-Ummu Cemil Bint Harb'dir.[119]

 

Rasulullah'a Kötülük Yapmak İsteyen İnsanların Engellenmesi

 

478) Cabir İbn Abdillah şunu anlattı:

Rasulullah'la birlikte Necid tarafına savaşa gittik. Rasûlullah (s.a.v.) dönünce ben de onlarla birlikte döndüm. Ot ve ağaçları bol bir vadide Rasûlullah'm (s.a.v.) uykusu geldi. Rasulullah'ın ashabı ağaçla­rın altına indiler. Rasûlullah da bir muğaylan ağacının altına indi. A-ğaca kılıcını astı.

Biraz uyuduk. Sonra ansızın Rasulullah bizi çağırdı. Ona geldik. Yanında bir bedevinin oturduğunu gördük. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi.

"Bu, ben uyurken kılıcımı aldı. Elinde kılıç parlarken uyandım. Bana:

- Seni benden kim korur? dedi. Ben de:

- Allah, dedim. İşte o şimdi oturmaktadır." Rasulullah (s.a.v.) onu cezalandırmadı. [120]

479) Cabir İbn Abdillah şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Benî Muharib'lerle savaştan dönünce oria, Gavres Îbnu'l-Haris adlı bir adanı geldi. Rasulullah'ın tepesine dikilip:

- Seni benden kim korur? dedi. Rasulullah da:

- "Allah" diye cevap verdi. Kılıç elinden düştü. Rasulullah alıp:

- "Peki seni benden kim korur? Sen en iyi alıcı ol" dedi ve ilave etti: "Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet eder misin?" Adam:

-Hayır! Ama, seninle savaşmamak ve seninle savaşanlarla beraber olmamak üzere sana söz veriyorum, dedi. Rasulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı." [121]

480) Ebu Hüreyre şunu anlattı: Ebu Cehil:

-  Muhammed, sizin aranızda halâ yüzünü toprağa sürtüyor mu? dedi.

-Evet, diye cevap verildi. Ebu Cehil:

-Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Onu, böyle yaparken görürsem, mutlaka boynuna basar ve yüzünü toprağa sürterim, dedi.

Namaz kılmakta olan Rasulullah'ın yanına geldi. Boynuna bas­mağa niyet etti. Fakat hemen, geri dönerek ve elleriyle korunarak ora­dakilerin yanına geldi.

-Neyin var? Ne oldu? diye sordular. Ebu Cehil:

-  Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç birşey ve bazı kanatlar vardı, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Eğer bana yaklaşsaydı, melekler onun organlarını birer birer koparırlardı" dedi. [122]

481) El-Vakıdî şeyhlerinden şunu anlattı:

Fetih günü öğle olunca, Rasûlullah (s.a.v.) Bilal'e Ka'be'nin da­mında öğle ezanı okumasını emretti. Kureyş dağlara çıkmış ileri gelen­leri de ortadan kaybolmuşlardı.

Bilal, "Eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah" deyince Ebu Ce-hÜ'in kızı Cuveyriye:

-Hayatıma yemin ederim ki! Senin adın, sanın yükseldi. Namazı kılarız amma, vallahi, sevdiklerimizi öldürenleri sevmeyiz, dedi.

482) Halid İbn Esid de şöyle dedi:

-Allah'a hamdolsun! Babam Esid'i öldürdü de ona, bu günde şu sesi işittirmemek lutfunda bulundu.

483) El-Haris îbn Hişam da şöyle demiştir:

-Vay benim başıma gelenlere! Keşke ben, daha önce ölseydim de, Ka'be'nin üzerinde, Bilal'in anırdığım işitme şeydim.

484) EI-Hakem bin Ebi'l-As ise:

-Lat'a yemin olsun! Bu, büyük bir hadisedir. Cumah oğullarının kö­lesi çıksın da Ebu Talhaîara ait Beytullah üzerinde anırsm! demiştir.

485) Süheyl tbn Amr:

-Eğer Allah, buna gazaplanırsa, mutlaka onu değiştirir, eledi.

486) Ebu Sufyan tbn Harb:

-Ben birşey söylemeyeceğim. Eğer birşey söyleyecek olursam, şu çakıllar söylediğim şeyi Muhammed'e haber verirler, dedi.

Cebrail, Peygamber'e (s.a.v.) gelip onların söylediklerini birer biı :r haber verdi. Rasûlullah onların yanma varıp tepelerine dikildi ve:

- "Ey falanca! Sen şöyle söyledin! Ey falanca! Sen şöyle söyledin. Ey falanca! Sen de şöyle şöyle söyledin" dedi. Ebu Sufyan:

-Ya Rasulellah! Ben hiçbir şey söylemedim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) güldü. [123]

487) îkrime rivayet etti:- Şeybe îbn Osman şunu anlattı:

Peygamber (s.a.v.) Huneyn'de savaştığında, babamla amcamı Ali'yle Hamza'mn öldürdüklerini hatırladım. Kendi kendime: Bugün, Muhammed'deı öcümü alacağım" dedim.

Ona, ark£- ^rafından geldim ve yaklaştım. O kadar yaklaştım ki, kılıçla sadece bir sıçrayışlık mesafe kalmıştı. Şimşek gibi bir ateş alevi karşıma dikildi. Geri geri çekildim. Peygamber (s.a.v.) bana dönüp:

- "Gel Şeybe! dedi. Elini göğsüme koydu ve Allah, Şeytan'ı kal­bimden çıkardı. Gözümü ona diktim. Artık o, bana, kulağımdan ve gö­zümden daha sevimliydi. [124]

488) El-Mu'temire İbn Süleyman'ın babası anlattı:

Manzum oğullarından birisi, Rasulullah'a atmak üzere elinde ta­şıdığı bir taşla secde yaparken Rasulullah'ın yanma geldi. Taşı, Rasulullah'a (s.a.v.) atmak için elini kaldırdı ama eli kurudu. Arka­daşlarının yanma döndü. Onlar:

-Adamdan korktun?! dediler. O da:

-Hayır! Ama elimdeki taşı atamıyordum. Buna şaşırdılar ve par­maklarının taşın üzerinde kurumuş olduğunu gördüler. Parmaklarını kurtarıncaya kadar uğraştılar ve: Bu, maksatlı (tesadüfi olmayan) bir-şey, dediler.

489)  El-Hakem'in söyledikleri hakkında, Ebu Bekr tbn Ebi'd-Dünya şunu rivayet etti. El-Hakem'e:

-Rasulullah'ın meselesinde senden daha acizini görmedik, dediler. El-Hakem:

-Ona kötülük yapmak için sözleşmiştik. Yanma yaklaştık. Arka­mızda bir ses duyduk. Zannettik ki Tihame'de yerle bir edilmedik dağ kalmadı. Daha sonra başka bir gece sözleştik. Bu defa da Safa ile Mer-ve'nin birleşip bizimle onun arasına girdiğini gördüm, dedi.[125]

 

Rasulullah'a Kötülük Eden Bazılarının Nasıl Öldükleri

 

490) Enes şöyle anlattı:

Hıristiyan birisi vardı. Müslüman oldu. O, Bakara ve Al-i îmran surelerini okuyordu ve Peygamber (s.a.v.) için yazıyordu. Tekrar hristi-yan oldu. O şöyle diyordu: Muhammed sadece benim için yazdıklarımı biliyor.

Allah o adamın canını aldı. Onu gömdüler. Sabaha kadar toprak onu dışarı fırlattı.

-Bu Muhammed'le ashabının işidir. O onlardan kaçınca bizim a-damımızm kabrini kazıp dışarı çıkardılar, dediler. Onun için derin bir mezar kazdılar. Sabaha kadar toprak onu, yine dışarı fırlattı.

-Bu, Muhammed'le ashabının işidir. Adamımızın kabrini kazıp dı­şarı çıkardılar, dediler. Bu defa güçlerinin yettiği kadar derin bir kabir kazdılar. Sabaha kadar toprak onu yine dışarı fırlattı. Anladılar ki bu, insanların işi değildir. Onlar da onu attılar.

"(Seninle) alay edenlere karşı biz sana destek olmaktayız" [126]

ayeti müfessirler tarafından şöyle tefsir edilmiştir: Onlar, Rasu-lullah'la ve Kur'an'la alay eden kimselerdi. Cebrail bir gün Rasû-lullah'a (s.a.v.) geldi. Alaycılar da Ka'be'yi tavaf ediyorlardı. El-Velid îbnu'l-Mugire onların yanından geçti. Cebrail:

-Bunu nasıl buluyorsun? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Allah'ın ne kötü kuludur! dedi. Cebrail: -Bu sana yeter, dedi.

Cebrail onun bacağına işaret etti. O, okuna tüy takan bir adama rastladı. Oktan bir kıymık onun elbisesine takıldı. Kibri, eğilip onu çı­karmasına engel oldu. Hastalandı ve öldü.

El-As îbn Vail geçti. Cebrail: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi. Rasûlullah (s.a.v.): -Allah'ın ne kötü kuludur! dedi. Ayağının altına işaret etti ve öldü. El-Esved îbn Abdiyeğus geçti. Cebrail: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi.

-Allah'ın ne kötü kuludur! diye cevap verdi. Karnına işaret etti. Karnında su toplandığı için öldü. El-Haris îbn Kays geçti: -Bunu nasıl buluyorsun? dedi.

O, Allah'ın ne kötü kuludur! dedi. Başına işaret etti ve başı büyü­yüp öldü. [127]

îkrime şöyle demiştir: Alay edenler Bedir savaşından önce ölüp gittiler.

Îbnu's-Saib: Onlar aynı gün ve gecede ölmüşlerdir, dedi.[128]

 

Rasulullahın Kendisine Kötülük Etmek İsteyen Şeytanlardan Korunması

 

491) Ebu Hureyre şunu anlattı: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Cinlerden bir ifrit dün gece namazımı bozdurmak için bana an­sızın hücum etti. Fakat Allah Teala (beni galip getirip) ona istediğimi yapmaya fırsat verdi ve onun boğazını sıktım. Sabah olunca hepinizin onu görmesi için mescid'in direklerinden birine bağlamak istedim, ama kardeşim Süleyman'ın:

"Rabbim! Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hüküm­ranlık ver" [129] dediğini hatırladım ve o ifriti köpek gibi kovdum." [130]

492) Ebu't-Teyyah şunu anlattı: Abdurrahman Ibn Hubeyş'e:

-Şeytanların kendisine yaklaştığı gece Rasûlullah (s.a.v.) ne yaptı? dedim.

-O gece dağlardan ve vadilerden onun üzerine şeytanlar indiler. Onların arasında elinde ateşten bir meşale tutulan bir şeytan vardı ki meşaleyle Rasulullah'm yüzünü yakmak istiyordu. Cebrail ona gelip:

-Muhammedi Söyle! dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Ne söyleyeyim?" dedi. Cebrail:

"Şöyle de: Allah'ın yarattığı şeylerin şerrinden, semadan inen şey­lerin şerrinden, ortaya çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fit­nelerinin şerrinden, iyilikle gelen hariç her gece gelenin şerrinden, Allah'ın bütün tam kelimelerine sığınırım, Ya Rahman!" dedi. [131]

Onların ateşleri söndü ve Allah onları bozguna uğrattı.[132]

 

Rasulullahın Da Şeytanı Vardır

 

493) Hz. Aişe anlattı: Bir gece Rasûlullah (s.a.v.) çıktı. Onu kıs­kandım. Biraz sonra gelip benim ne yaptığımı gördü ve:

- Neyin var? Aişe! Kıskandın mı? dedi. Ben:

-Neyim olsun! Benim gibisi, senin gibi birisini kıskanmaz mı? de­dim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Sana şeytanın mı geldi?" dedi. Ben: -Benim yanımda şeytan mı var? dedim.

- "Evet" dedi. Ben:

-Her insanın yanında da mı? dedim.

- "Evet" cevabını verdi. -Senin yanında da mı? dedim.

- "Evet, fakat Rabbim ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu, dedi. [133]

Müslim rivayet etmiştir. [134] Buhari rivayet etmemiştir.

Ravüerin çoğu: "Esleme=müslüman oldu" derler. Sufyan Ibn Uyeyne ise: "Eslemu=Ben ondan kurtuluyorum" der. İkinci görüş doğru değildir. Çünkü bazı lafızlarda şöyle demiştir: "Artık bana hayırdan başka birşey emretmiyor."

494) îbn Ömer şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-  "Ben Adem'den iki özellik sebebiyle üstün oldum: Benim şeyta­nım kafirdi. Allah bana ona karşı yardım etti de o müslüman oldu. Eş­lerim benim, iyiliğim için çalışıyorlardı. Adem'in şeytanı da kafirdi, eşi onun aleyhinde olanlara yardımcıydı. [135]

 

Rasulullahın Haşerelerin Zararlarından Korunması

 

495) Ebu Umame şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) giymek için ayakkabılarını getirtti. Tekini giy­di. Sonra bir karga geldi. Diğerini aldı ve attı. Ondan bir yılan çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah   (s.a.v.):

-  "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, içini boşaltmadan (silkelemeden) ayakkabılarını giymesin" dedi. [136]

 

Rasulullah'ın Ashabından Birinin Çıkmış Olan Gözünü Tekrar Yerine Koyması

 

496) El-Heysem îbn Adiyy'in babası anlattı:

Katâde Ibnu'n-Nu'man ez-Zufri, Uhud günü gözünden vuruldu. Çı­kan gözünü eline alarak Peygamber'e (s.a.v.) geldi. Peygamber (s.a.v.):

- "Katâde! Bu ne? dedi. Katâde:

-Ne olduğunu görüyorsun ya Rasulellah! dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

-  "istersen sabredersin. Senin için cennet hazırlanır, istersen gö­zünü yerine koyar, senin için Allah'a yalvarırım. Ondan hiçbir şey eksik olmaz, eski haline döner" dedi. [137]. Katâde de:

- Ya Rasulellah! Cennet büyük bir mükafat ve yüksek bir lutuftur. Fakat ben kadınları seven biriyim. Eğer onlar kör deyip beni istemez­lerse ben ne yaparım. [138] Hem gözümü yerine koyup eski haline ge­tirsen, hem de benim için   Allah'tan cennet dilesen olmaz mı? dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Olur, yapayım Katâde! dedi. Rasûlullah (s.a.v.) çıkan gözünü e-line aldı. Tekrar yerine koydu. Ölünceye kadar o gözü daha güzel oldu. Rasûlullah (s.a.v.) Katâde'nin cennetlik olması için de dua etti.

Oğlu, Ömer Ibn Abdilaziz'in huzuruna girmişti. Ömer Ona: -Sen kimsin delikanlı? dedi. O da şu şiirle cevap verdi:

- Ben gözü yanağının üzerine akan ve Mustafa'nın eliyle en güzel şekilde yerine tekrar konan kimsenin oğluyum.

O göz, eskiden olduğu gibi en güzel haline geri döndü. Ey güzel gözlü! Ey eli iyi olan!

Ömer:

-Bize tevessül edenler, böylesiyle tevessül etsinler, dedi ve şunu da ilave etti:

Bu iyilikler su ile karıştırılmış süt kapları gibi değildir. Artık on­lar idrara dönüşmüştür.[139]

 

Duvarın Rasulullah'ın Huzurunda Konuşması

 

497) Ebu Useyd (es-Sa'idi) el-Bedri şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) el-Abbas Ibn Abdilmuttalib'e:

-  "Ebul Fadl! Yarın çocuklarınla birlikte evden ayrılma! Çünkü benim sizinle bir işim var" dedi.             

Onu beklediler. Geldi ve:

- "Esselamu aleykum" dedi.

-Ve aleykumu's-selamu ve rahmetullahi ve berekatuhu, dediler. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Geceyi nasıl geçirdiniz, nasılsınız? dedi.

- iyiyiz dediler. Onlar:

- Peki sen nasılsın? Ya Rasulellah! dediler.

- "İyiyim, Allah'a hamdolsun" dedi. Rasulullah üç defa: "Birbirinize yaklaşın, yürüyün" dedi.

Durum müsait hale gelince, onları cübbesinin altına alıp:

-  "Bu, el-Abbas amcamdır. Babamın Öz kardeşidir. Bunlar benim ehl-i beytimdir. Allah'ım benim şu cübbemle onları saklayıp koruduğum gibi onları ateşten koru" dedi. Kapının eşiği ve evin duvarları üç defa amin dedi. [140]

 

Geyiğin Rasulullah La Konuşması

 

498) Ebu Said el-Hudri anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) bir çadıra bağlı bir geyiğin yanından geçti. Ge­yik şöyle konuştu:

-Ya Rasuleîlah! Benim bağımı çözüver de gidip yavrumu emzire-yim ve döneyim. Sen beni yine bağlarsın.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

-  "Sen insanlar tarafından avlanıp bağlandın" dedi. Rasulullah (s.a.v.) ondan geri döneceğine'dair söz vermesini istedi, o da yemin ede­rek söz verdi. Bunun üzerine onun bağını çözdü. Geyik çok geçmeden, memesindeki süt emilmiş olarak geldi. Rasulullah (s.a.v.) onu tekrar yerine bağladı. Sonra, o geyiğin sahiplerinin bulunduğu çadıra gitti. Hayvanı kendisine vermelerini istedi. Onlar geyiği Rasulullah'a verdi­ler. Rasulullah (s.a.v.) de onun bağını çözüp serbest bıraktı. [141]

499) îbn Abbas şunu anlattı:

Bir gün Rasulullah (s.a.v.) bir mesele için bir yere gitti. Bir top­luluğun konaklama yerinde bir geyik gördü. Geyik Rasulullah'a:

- Ya Rasulellah! diye seslendi, Rasulullah durup:

- "Neyin var? dedi. Geyik:

-  Benim iki yavrum var. Karınları aç. Beni serbest bırak. Gidip onların karnını doyurayım ve sana geri döneyim. Böylece sen beni tekrar bağlarsın, dedi. Rasulullah:

- "Sözünde duracak mısın?" dedi. Geyik:

-Evet yoksa Allah bana öşürleri toplayan kimseye yolsuzluk yap­tığında verdiği cezaya verir, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) geyiğin ipini çözüp serbest bıraktı ve yerine o-turdu. Kısa süre sonra geyik, memesindeki süt boşalmış olarak geldi. Rasûlullah (s.a.v.) ona acıdı. Sahibinden onu istedi. Adam da verdi ve Rasûlullah (s.a.v.) geyiği serbest bıraktı.

500) Ummu Seleme anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) çöldeydi. Birisi:

-Ya Rasulellah! diye seslendi. Dönüp baktı hiç birşey göremedi. Tekrar dönüp baktı, bağlı bir geyik gördü. Geyik:

-Ya Rasulellah! Bana yaklaş! dedi. Rasûlullah (s.a.v.) geyiğe yak­laşıp:

-Bir isteğin mi var? dedi. Geyik:

-Evet! Benim bu dağda iki yavrum var. Benim iplerimi çöz. Gidip onları emzireyim ve yanma geri geleyim, dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Peki bu dediklerini yerine getirecek misin? " dedi. Geyik:

- Eğer yapmazsam Allah bana görevini iyi yapmayan öşür memu­runa vereceği cezayı verir, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) geyiği salıverdi. Geyik gitti. Yavrularım emzir-di. Sonra döndü. Peygamber (s.a.v.} onu tekrar bağladı, Bedevi uyandı ve:

-Ya Rasulellah! bir isteğin mi var? dedi. Rasûlullah;

- "Evet, bunu serbest bırakalım" dedi. Bedevi onu serbest bıraktı. Geyik de koşarak ve:

- Eşhedu en la ilahe illallah ve enneke Rasûlullah diyerek gitti. [142]

 

Kertenkelenin Rasulullahla Konuşması

 

501) îbn Ömer şunu anlattı:

Bir bedevi, bir kertenkele avlamıştı. Onu cebine koydu. Ailesine götürüp kesmek, kızartmak ve yemek istiyordu. Karşısına bir topluluk çıktı.

-Bu topluluk nedir? Niçin toplanmışlar? diye sordu.

-Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir adamın etrafında toplanmışlar. O adam, Abdullah'ın oğlu Muhammed'dir, dediler.

Topluluğu yara yara Rasûlullah (s.a.v.) 'in yanma geldi ve:

~Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Ben, senden daha çok kızgın olduğum hiç kimseye selam vermedim. Eğer kavmim bana çok aceleci adını ver­mese sana karşı çok acele eder, seni öldürür ve seni öldürmekle siyah beyaz herkesi sevindirir, Haşim oğullarını ve başkalarını da rahatla­tırdım. Çünkü sen bizim ilahlarımıza hakaret ediyorsun, dedi. Peygam­ber (s.a.v.) onu tanıdı ve:

- "Ey Suleym oğullarının kardeşi! Seni, söylediğin şekilde hareket etmeye sevkeden nedir? Benim meclisimde, bana niçin ikramda bulu­nuyorsun" dedi. Adam:

-Yine Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Bu kertenkele sana iman et­medikçe sana iman etmeni, deyip kertenkeleyi Rasûlullah (s.a.v.) 'in ö-nüne attı. Ömer:

-Bana izin ver, boynunu vurayım, dedi. Rasûlullah:

- "Bilmiyor musun? Halım (yumuşak kimse) peygamber olayazdı" dedi ve kertenkelenin yanına geldi. Kertenkeleye:

- "Ey Kertenkele!" dedi. Kertenkele:

-Buyur! Saadetler dilerim, dedi. Bunu herkesin anladığı açık bir arapçayla söylüyordu. Rasûlullah ona:

- "Kertenkele! kime ibadet ediyorsun?" dedi. [143] Kertenkele şöyle dedi:

-Ben gökteki Arş'm sahibi, yeryüzünün sultanı, denizlerde yol gösterici, cennette rahmeti cehennemde azabı olan zata ibadet edi­yorum. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Ben kimim? dedi. Kertenkele:

-  Sen alemlerin Rabbinin Rasulü ve peygamberlerin sonuncusu-sun. Sana iman eden dilediğine kavuşur. Seni yalanlayan Allah'ın rah­metinden mahrum kalır, dedi. Bunun üzerine Bedevi:

-Ben bir hiç olmak istemiyorum. Tek olan, ortağı olmayan Al­lah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve elçisi oldu­ğuna, kıllarımla ve derimle herşeyimle gizlide ve açıkta şehadet ediyorum. Vallahi, sana geldiğimde yeryüzünde senden daha çok kızdı­ğım birisi yoktu. Ama şu anda sen bana, kulağımdan, gözümden, ebe­veynimden ve çocuğumdan daha sevimlisin, dedi. Rasûlullah:

- "Seni benim vasıtamla hidayete erdiren Allah'a hamdolsun, dedi. [144]

502) İbn Abbas şunu anlatı:

Suleym oğullarından çölde yaşayan» bir bedevi ava çıktı. Bir ker­tenkeleyle karşılaştı. Onu avlayıp cebine koydu. Rasulullah'a gelip:

-Muhammedi Sen büyücüsün. Kavmimin bana aceleci lakabanı takmalarından korkmasaydım, şu kılıcımla senin boynunu vururdum, dedi.

Yakalamak için Ömer onun üzerine atıldı. Peygamber  (s.a.v.):

- "Otur! Ebu Hafs! Halım (yumuşak) kişi nerdeyse peygamber ola­caktı" dedi.

Daha sonra peygamber bedeviye dönüp:

- "Müslüman ol, ateşten kurtul" dedi. Bedevi:

-Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Şu kertenkele sana iman etmedikçe iman etmem, dedi ve cebinden kertenkeleyi çıkanp attı. Kertenkele ge­risin geri kaçtı. Rasulullah ona:

"Kertenkele! Gel" dedi. Kertenkele gelince:

- "Ben kimim? dedi. Kertenkele:

-Sen, Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin de­yip şu şiiri söylemeye başladı:

Ey Allah'ın Rasulü! Sen doğrusun. Hidayet verilmiş olarak da mübareksin. Hidayet edici olarak da mübareksin.

Biz azgın eşekler gibi taptıktan sonra sen bize doğruluk dinini (İslam dinini) açıkladın.

Ey en hayırlı davet edilen! Ey cinlere ve insanlara gönderilen en hayırlı peygamber! Buyur emrindeyim ey davetçi!

Allah'tan açık bir burhan (delil) getirdin. Aramızda sözü doğru ve anlayışlı birisi oldun.

Sağken de ölüyken de halleri mübarek olansın. Çocukken de gençken de mübarek olansın.

Daha sonra kertenkele sustu. Bedevi:

-Ne tuhaf! Çölden avlayıp cebimde getirdiğim bir kertenkele Mu-hammed'e bu sözleri söylüyor ve onun hakkında bu şehadeti yapıyor. Ben bir hiç olmak istemiyorum. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammedin onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum, dedi. Bedevi müslüman oldu hem de iyi bir müslüman oldu. Rasulullah as­habına:

- "Bedeviye bazı Kur'an surelerini öğretin" dedi. [145]

Birisi, rivayet ettiğiniz mucizeler mütevatir olarak nakledüme-miştir, dese; Biz de şöyle cevap veririz. Olayların hepsi, Ali'nin cesareti ve Hatem'in cömertliği gibi zorunlu bir bilgi olarak aktarılmaktadır.

Sonra bizim kendisinden şüphe edilmeyen Kur'an'ımız var. O, e-bedi bir mucize olarak mevcuttur. Meydan okuma kürsüsünde şöyle seslenmektedir: "Onun gibi bir sure getirin." [146]

Ayrıca, fakirlik ve zayıflığına rağmen hükümdarın peygamberi­mize itaati, Ehl-i Kitab'ında onun özelliklerini ikrar etmesi en büyük delillerdendir.[147]

 

Rasulullahın Sadece Peygamberlerin Bileceği Sorular Hakkında Yahudilere Cevap Vermesi

 

503) Enes şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye hicret edince, Abdullah İbn Selam onun yanına geldi ve:

-Ey Allah'ın Rasulü! Sana üç soru soracağım ki, bu soruların ce­vabını ancak peygamber olan bilir, dedi. Peygamber  (s.a.v.):

- "Sor" dedi. Abdullah Ibn Selam:

-Kıyamet alametlerinin ilki nedir? Cennetlikler ilk önce hangi ye­meği yiyecekler? Çocuk niçin baba ve annesine benzer? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Biraz önce bunları Cebrail bana haber verdi" dedi. Abdullah tbn Selam:

-O (Cebrail), yahudilerin düşmanı olan meleklerdendir, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

-  "Kıyametin alametlerinin ilki, insanları doğudan batıya top­layan bir ateştir. Cennetliklerin yiyeceği ilk yemek de balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır.

Çocuğun baba ve annesine gelince, erkeğin suyu kadınınkinin ö-nüne geçerse, çocuk babaya benzer. Kadının suyu erkeğinkinin önüne geçerse, çocuk anaya benzer" dedi. Bunun üzerine Abdullah tbn Selam:

-Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin Allah'ın Rasulü olduğu­na şehadet ederim, dedi.

Daha sonra Abdullah îbn Selam şunu söyledi:

-Ya Rasulellah! Yahudiler iftiracı bir millettir. Eğer onlar benim müslüman olduğumu duyar öğrenirlerse, senin yanında bana iftiralarda

bulunurlar. Onlara adam gönder gelsinler ve aranızdaki İbn Selam de­nen adam nasıldır diye sor.

Rasûlullah (s.a.v.) onlara adam gönderip getirtti ve:

- "Aranızdaki tbn Selam nasıl bir adamdır?" diye sordu. Yahudiler:

- O, bizim en hayırlımızdır ve en hayırlımızın oğludur. O, bizim a-limimizdir ve alimimizin oğludur. Bizim en derin alimimizdir ve en de­rin alimimizin oğludur, dediler. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "O müslüman olduysa ne dersiniz? dedi. Yahudiler: -Allah, onu böyle birşeyden korusun! dediler. îbn Selam çıkıp:

-Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ederim, dedi. Bu defa yahudiler:

-O, bizim en kötümüzdür ve en kötümüzün oğludur, o bizim en cahilimiz ve en cahilimizin oğludur, dediler. Abdullah Ibn Selam:

-Ya Rasulellah! Zaten korktuğum buydu, dedi. [148]

504) îbn Abbas şunu anlattı: Bazı yahudiler Rasûlullah'a gelip:

-Ebu'l-Kasım! Biz sana beş şeyi soracağız. Eğer bunların cevabını verebilirsen, senin peygamber olduğunu kabul edip sana tabi olacağız, dediler. Rasûlullah (s.a.v.), İsrail'in oğullarından aldığı şekilde yahudi-lerden söz aldı. Çünkü onlar şöyle demişlerdi: "Söylediklerimize Allah vekildir." [149] Yahudiler:

-Bize Peygamberin alametini anlat, dediler. Peygamber (s.a.v.):

- "Onun gözleri uyur, kalbi uyumaz" dedi. Yahudiler:

-Bize çocuğun niçin kız olduğunu niçin de erkek olduğunu söyle, dediler. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "iki su birleşir. Kadının suyu erkeğinkine üstün gelirse, çocuk kız olur. Eğer erkeğin suyu kadınmkine üstün gelirse, çocuk erkek olur" dedi. Yahudiler:

-Doğru söyledin, dediler ve: israil kendisine neyi haram kılmıştı? dediler. Rasûlullah  (s.a.v.):

-" O, siyatikten rahatsızdı. Develerin etlerinden ve sütlerinden başka kendine uygun birşey bulamadı ve bundan dolayı onları haram kıldı" dedi. Yahudiler:

-Doğru söyledin, dediler ve: Bize Ra'd'ın ne olduğunu söyle, dediler. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Ra'd, meleklerden bulutlarla görevli olanıdır. Elinde ateşten kamçılar vardı. Onlarla bulutlan Allah'ın dilediği yere sürer" dedi. Ya­hudiler:

-  O halde bu işittiğimiz ses nedir? diye sordular. Rasûlullah da (s.a.v.):

- "Onun sesidir" dedi. Yahudiler:

- Doğru söyledin. Ancak bir tanesi kaldı ki, eğer onu da cevaplan-dırırsan, sana tabi oluruz. Hiçbir peygamber yoktur ki ona bir melek semadan haber getirmesin. Sana Allah'tan kim haber getiriyor? dediler. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Cebrail" diye cevap verdi. Onlar:

- Cebrail mi? O, savaş ve çarpışmayı indiren melektir.  O, bizim düşmanımız olan meleklerdendir. Keşke rahmeti, nebatı ve yağmuru indiren Mikaü'in adını söyleseydin, dediler. Bunun üzerine yüce Allah:

"De ki: Cebrail'e kim düşmansa, şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o in­dirmiştir" [150] ayetini indirdi.[151]

505) Abdullah anlattı:

Ashabıyla konuşurken bir yahudi Rasûlullah'a (s.a.v.) uğradı. Ku-reyşliler:

-Ey Yahudi! Bu, peygamber olduğunu iddia ediyor, dediler. Yahu­di:

-Ona peygamber olandan başkasının bilemeyeceği birşeyi soraca­ğım, dedi. Gelip oturdu ve: Muhammedi insan neden yaratılıyor? dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Ey yahudi, hepsinden yaratılır. Erkeğin nutfesinden ve kadının nutfesinden. Erkeğin nutfesi kalındır. Kemik ve sinirler ondandır. Ka­dının nutfesi incedir. Kan ve et de ondandır" dedi. [152]

Yahudi kalkıp:

-Senden önceki de böyle söylüyordu, dedi.

506) Rasulullah'ın azatlı kölesi Sevban şöyle anlattı:

Rasûlullah'm (s.a.v.) yanında ayakta duruyordum. Yahudi alim­lerinden biri gelip:

-Es-Selamu aleyke, Muhammedi dedi. Bunun üzerine onu öyle bir ittim ki az daha yere yuvarlanıyordu. Yahudi alimi:

- Beni niçin itiyorsun? dedi. Ben:

- Ya Rasulellah! desene, dedim. Yahudi:

-  Biz onu sadece ailesinin verdiği adla çağırırız, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Gerçekten ailemin bana verdiği adMuhammed'dir" dedi. Yahudi:

- Sana bazı şeyler sormaya geldim, dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Söylersem sana bir faydası olacak mı? dedi. Yahudi: - Kulaklarımla dinlerim, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) elindeki bir değnekle yere bazı çizgiler çizerek:

- "Sor" dedi. Yahudi:

-Yerle göklerin başka bir şekle çevrileceği gün insanlar nerede o-lacaklar? dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Köprünün yanında karanlık içinde" dedi. Yahudi:

-insanlardan köprüyü ilk geçen kim olacak? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Fakir muhacirler" buyurdu. Yahudi:

- Cennete girerken onlara verilecek hediye nedir? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Balık ciğerinin ziyadesi" dedi. Yahudi:

-Onun arkasından yiyecekleri ne olacak? dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- "Onlara cennetin etrafında otlayan cennet öküzü kesilecek" dedi. Yahudi:

-Onun üstüne ne içecekler? dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- "Orada, selsebil denilen bir pınardan içecekler, dedi. Yahudi:

-Doğru söyledin, dedi ve şunu ilave etti: Ben sana yeryüzünde ya­şayanların bir peygamberden yahut bir veya iki kişiden başka hiçbirinin bilemeyeceği birşeyi sormaya geldim. Rasûlullah  (s.a.v.):

- Söylersem sana faydası olur mu? dedi. Yahudi:

-Kulaklarımla dinlerim. Sana çocuğun nasıl meydana geldiğini sormaya geldim. Rasûlullah  (s.a.v.):

-" Erkeğin menisi beyaz, kadının menisi sandır. Bunlar bir araya gelir de, erkeğin menisi kadınınkine üstün gelirse, Allah'ın izniyle çocuk erkek olur. Kadının menisi erkeğinkine üstün gelirse, Allah'ın izniyle çocuk, kız olur" buyurdu. Yahudi:

-Doğru söyledin, sen gerçekten bir peygambersin, deyip çekip gitti.

Arkasından Rasûlullah  (s.a.v,):

-  "Bu adam bana sormak istedilerini sordu. Ben onun sordukları hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Allah onları bana bildirdi" dedi. [153]

 

Rasûlullah Gerîsîndekî Şeyleri De Görürdü

 

507) Enes şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) tekbir almadan önce yüzünü bize dönerek: Bir­birinize sımsıkı yapışıp aranızda boşluk bırakmayın, doğrulun. Çünkü ben sizi arkamdan da görüyorum" derdi. [154]

508) Ebu Hureyre şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):

.- "Siz benim kıblemi bu tarafa doğru mu zannediyorsunuz? Valla­hi, bana sizin ne huşunuz ne de rükünüz gizli kalıyor. Ben sizi arkam­dan çok iyi görüyorum" buyurdu. [155]

509) Enes şu hadisi rivayet etti: Rasûlullah şöyle buyurdu: "Safları düzeltin. Çünkü ben sizi arkamdan da görüyorum." [156]

 

Rasûlullah Aydınlıkta Gördüğü Gibi Karanlıkta Da Görürdü

 

510) Aişe (r.a.) şöyle dedi:

Rasûlullah aydınlıkta gördüğü gibi karanlıkta da görürdü. [157]

 

Rasulull/ Hin Duasının Makbul Olduğu

 

511) Sehl îbn S^'d şunu anlattı: Peygamber Hayber günü:

- "Ali Ibn Ebi Talib nerde?" dedi.

-O, gözlerinden rahatsızdır, dediler. Rasûlullah  (s.a.v.):

-  "Hemen ona haber gönderin" dedi. Ali getirilince Rasûlullah (s.a.v.) onun gözlerine tükürdü ve onun için Allah'a dua etti. Ali hemen iyileşti. Sanki hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. [158]

512) Abdurrahman îbn Ebi Leyla şunu anlattı:

Babam Yesmur, Ali'yle birlikteydi. Ali, kışın, yazlık elbise, yazın da kışlık elbise giyerdi. Ali'den bunun sebebini sorsan denildi. O da Ali'den böyle giyinmesinin sebebini sordu. Ali:

-Hayber günü gözlerim ağrıyorken Rasûlullah bana haber gön­derdi. Ben de:

-Ya Rasulellah! Gözlerim ağrıyor, dedim. Bunun üzerine Rasûlul­lah, gözlerime tükürüp:

- "Allah'ım bundan sıcağı ve soğuğu gider" dedi. O günden beri ne sıcak hissettim ne de soğuk. [159]

513) Yala Ibn Murre şunu anlattı:

Rasûlullah'la (s.a.v.) birlikte bir yolculuğa çıktım. Biraz yol al­dıktan sonra, yanındaki çocuğuyla birlikte oturan bir kadına rastladık. Kadın:

-  Ya Rasulellah! Bu çocuk, uykuda gelen bir hastalığa tutuldu. Hastalığın kaç defa geldiğini bilmiyorum, dedi. Rasûlullah   (s.a.v.):

- Onu, bana ver, dedi. Kadın çocuğu O'na verdi. Rasûlullah (s.a.v.) çocuğu kendisiyle deve palanının arasına koydu. Sonra ağzını açıp içine üç defa tükürdü ve:

- "Bismillah! Ey Allah'ın kulu! Kaybol! Allah'ın düşmanı! dedi. Daha sonra kadına çocuğunu verip:

"Dönüşte bizimle, burada buluş ve bize olanları anlat" dedi. Gittik ve geri döndük. Kadını üç koyunla birlikte aynı yerde bul­duk. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Çocuğun nasıl oldu? dedi. Kadın:

-Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki şu ana kadar ondan rahatsızlığıyla ilgili hiçbir şikayet duymadık. Şu koyunları götür, dedi. Peygamber (s.a.v.) bana:

- "în, bir tanesini al, diğerlerini geri ver" dedi. [160]

514) İbn Abbas şunu anlattı: Bir kadın, Rasulullah'a çocuğunu getirip:                             

-Ya Rasulallah! Bunda biraz şuur kaybı var. Yemek yediğimiz sı­rada ona bir hal arız oluyor, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) çocuğun göğsüne elini sürdü ve dua etti. Çocuk bir defa kustu. Ağzından siyah eriğe benzer bir şey çıktı ve çocuk iyile­şerek koşup gitti. [161]

515) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.) zamanında halk bir kıtlık geçirdi.

Peygamber (s.a.v.) cuma günü, minberde hutbe okurken, birden­bire bedevinin biri ayağa kalkarak:

-Ya Rasulallah! Mallar helak oldu. Çoluk çocuk aç kaldı. Dua et de, Allah bize yağmur versin, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırdı. Gökte hiç bulut yokken, dağlar gibi bulutlar ortaya çıktı. Rasûlullah (s.a.v.) minberinden iner inmez yağmurun sakalının üzerine düştüğünü gördük.

O gün, ertesi gün, daha ertesi gün ve öbür cumaya kadar yağmur yağdı. O bedevi veya bir başkası kalkıp:

-Ya Rasulellah! Binalar yıkıldı, mallar sel sularında boğuldu. Al­lah'a (yağmuru dindirmesi için) dua et, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) elini kaldırıp:

- "Allah'ım! Üzerimize değil, etrafımıza" dedi.

Elleriyle göğün hangi tarafını işaret ediyorsa o taraf hemen açılı­yordu. Öyleki Medine üstü açık bir alan gibi oldu. Kanat vadisinde bir ay sel aktı.

Etraftan gelen herkes bol bol yağmur yağdığından bahsediyordu. [162]

516) Enes İbn Malike:                                                    

-  Rasûlullah (s.a.v.) dua ederken ellerini kaldırır mıydı? diye so­ruldu. Enes de şu cevabı verdi:

- Evet, bir cuma günü cemaata hutbe okurken:

-Ya Rasulellah! Yağmur yağmaz oldu. Toprak da kuraklıktan çat­ladı. Aziz ve Celil olan Allah'a dua et, denildi.

Peygamber (s.a.v.) ellerini kaldırdı. Öyleki koltuk altlarının be­yazlığını gördük. Yağmur yağması için dua etti. Gökyüzünde hiç bulut yoktu. Namazı kılar kılmaz (öyle yağmur yağdı ki) evi yakın olan bir genç ailesinin yanına nasıl döneceğini düşünüyordu. Yağmur o cuma günü başlayıp öbür cuma gününe kadar devam etti. Ertesi cuma olun­ca:

-Ya Rasulellah! Yağıştan evler yıkıldı, yolcular yola çıkamayıp yerlerinde kaldılar, mallar da helak oldu, dediler.

Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi, eliyle, karşısındaki bulutların da­ğılması için işaret ederek şöyle dedi:

- "Allah'ım! etrafımıza, üzerimize değil."

Rasûlullah'm (s.a.v.) bu duasının hemen arkasından, bulutlar Medine'den dağıldılar. [163]

517) Aişe Bint Sa'd'e babası şunu anlattı:

Rasûlullah (s.a.v.), suyu bulunmayan kumsal bir vadiye indi. Müşrikler ondan önce varıp kuyuların bulunduğu yerlere indiler. Müs­lümanlar susadılar. Durumu Rasulullah'a arzettiler. Nifak çıktı. Bazı münafıklar:

- "Eğer o, iddia ettiği gibi bîr peygamber olsaydı, Musa'nın yağmur duasına çıktığı gibi kavmi için yağmur duasına çıkardı, dediler.

Rasûlullah (s.a.v.) bunu duyunca:

- "Demek bunu da mı dediler! Belki Allah size su verir" dedi. Sonra ellerini açtı: "Allah'ım üstümüze bol, bereketli bir bulut gönder de onun vasıtasıyla etraf gülsün. Bize, kovadan   dökülür gibi olmayan toz gibi ince ve yumuşak yağan yamur ver! Ey Celal ve İkram Sahibi!"   dedi. [164]

Ellerini ridasmdan çeker çekmez, Rasûlullah'm tarif ettiği bulut vasıflarından herbirini okuyabileceğiniz bir bulut bizi gölgeledi.

Daha sonra bize, Rasûlullah'm söylediği yağmur çeşidini yağdırdı. Vadi su ile doldu. İnsanlar kana kana su içtiler.

518) Enes şöyle anlattı:                  '

Hudeybiye gününde, Mekke halkından silahlı seksen kişi Rasu-lullah'ı yakalamak maksadıyla Tenim dağı tarafından Rasûlullah'la (s.a.v.) ashabının etrafını sardılar. Rasulullah onlara beddua etti.

Onlar Affa'nın malını aldılar. Bu defa da onları affetti. Bunun ü-zerine şu ayet nazil oldu: "O, sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin elleri­nizi de onlardan çekendir." [165]

519) Amr İbn Ahtab şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) kendisine su verilmesini istedi. Ona bir bardak su getirdim. İçinde bir saç kılı vardı. Hemen onu aldım. Bunun üzerine Rasulullah   (s.a.v.):

- "Allah'ım! Onu güzelleştir" dedi. Ravi şöyle der:

Ben onu, doksandört yaşındayken gördüm. Sakalında bir tek beyaz kıl yoktu. [166]

520) Enes şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) benim için şu duayı yaptı:

- "Allah'ım! Onun malını ve çocuğunu çoğalt! Ona uzun ömür ver."

Allah bana çok mal verdi. Öyle ki mallarım yılda iki defa dağıtıl­mak üzere hayvanlara yükleniyordu. Soyumdan gelen çocuk sayısı yü-zaltmıştı. [167]

521) Nevfel'in babası şunu anlattı:

Ebu Leheb'in Utbe isimli oğlu Rasulullah'a sövüp hakaret ederdi. Peygamber  (s.a.v.):

- "Allah'ım! Köpeklerinden birini ona musallat et (başına bela et)" dedi.

Utbe, bir kafilede arkadaşlarıyla birlikte Şam'a gitmek üzere yola çıktı. Bir yerde konakladılar. O:

-Vallahi, Muhanımed'in duasından çok korkuyorum, dedi. Arka­daşları:

-Hiç korkma, dediler. Eşyaları indirip onu korumak üzere etrafına oturdular.

Bir yırtıcı hayvan gelip onu kapıp götürdü. [168]

522) Cabir, Bilal'in şu konuşmasını nakletti:

Soğuk bir gece, sabah namazı için ezan okudum. Hiç kimse gel­medi. Sonra tekrar ezan okudum. Yine hiç kimse gelmedi. Peygamber

(s.a.v.):

- "Bilal! Onların neyi var?" dedi. Ben de;

- Soğuk onları zor duruma düşürdü, dedim. Rasûlullah   (s.a.v.):

-  "Allah'ım! Onlardan soğuğu uzaklaştır (onları üşütme)" dedi.[169]

Bu duadan sonra cemaatin yolda yürüdüklerini gördüm.

523) Enes anlattı:

Ebu Talib hastalandı. Peygamber (s.a.v.) onu ziyarete gitti. Ebu Talib ona:

-Yeğenim! Taptığın Rabbine, beni iyileştirmesi için dua et, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Allah'ım! Amcama şifa ver!" diye dua etti.

Ebu Talib, genç dişi deveden daha zindeymişcesine ayağa kalkıp:

-Yeğenim! Taptığın Rabbin, sana mutlaka itaat ediyor, dedi. Rasûlullah  (s.a.v.):

- "Amca! Eğer sen Allah'a itaat edersen, o da mutlaka sana itaat eder" dedi. [170]

*   *   *

Rasulullah'ın mucizeleri meydana gelince, müminler taklit için değil delille amel etmek için ona tabi oluyorlardı.

Bundan dolayı, sebebi öğrenmek için itiraz ederler ve "geldin bizi menettin ve... böyle yaptın" derler, böylece O da onlara bunun sebebini açıklardı.

Kalpler O'na itaat edince ve İslam yayılınca, onu yalanlayanların ve çekemeyenlerin de kalpleri zayıflar.

Yahudiler, O'nun Allah'ın Rasulü olduğunu bilmelerine rağmen çekemedikleri için cehennemde ebediyyen kalmaya razı olmuşlardır.

Bazı kimseler güya Kur'an'ın benzeriyle konuşmağa başladılar. Mesela Museyleme şöyle diyordu: Ey kurbağa öt! Ne kadar çok ötüyor­sun.

Museyleme, Rasulullah'm bir çocuğun başına elini sürdükten son­ra, saçının bittiğini duydu ve o da bir çocuğun babına elini sürdü ama çocuğun saçları döküldü.

Yine Museyleme, Rasûlullah'm (s.a.\ ) bir kuyuya tükürdüğünü ve kuyudan su fışkırdığını duydu ve o da h . kuyuya tükürdü ama onun suyu kurudu.

Rasulullah'tan sonra İslam yayılıp ülkeler fethedilince bazı kafir­ler toplanıp: Müslümanlarla uğraşacak gücümüz yok, gelin İslam'a karşı çıkalım ve onu bazı afet ve belalarla karşılaştıralım, dediler.

Bunlar Batınilerdir. Onlar İslam'a ve taabbüde karşı çıkarlar. Maksatları cahiller ve onları avlamaktır. Böylelerini ele geçirince, din­sizliklerini açığa vurdular.

İbn Akıl şöyle der: Ben Batıniye reisiyle biraraya gelsem, onun aklına ve ona tabi olanların aklına göre, ben de onunla birlikte hafife alma yolunu tutmuş olurum.

Ben şöyle diyordum. Emellerin birtakım yol ve yönleri vardır. Emelin ümitsizlik yönünde bulundurulması ahmaklıktır.

İslam şeriatı dünyayı kaplamış ve artık yerleşmiştir.

İslam'ın he yıl Arafat'ta, her hafta cumada ve mescitlerde top­lantıları vardır.

Her gün, yüzbinlerce minarede bu peygamber'in adıyla ezan oku­nurken, siz ne zamana kadar bu coşkun denizi bulandırarak ve bu açık durumu ufuklarda belirsiz hale getirerek konuşacaksınız?

Sizin bu yaptığınız tek başına yapılan bir konuşmadan ibarettir. Ortaya çıksa, söyleyenin sağ kalıp kalmayacağından emin olunamaz.

Sizden daha ahmağını tanımıyorum! Gelelim meselenin tartışmasına. Musannif (Yazar) şöyle der:

Ebu'1-Ala el-Ma'arri ve ondan önce İbnu'r-Ravendi gibi bazı inkar­cılar müslümanlara çamur atmışlardır. Bu iki inkarcı en çirkin vasıfla ölmüşlerdir.

Bunlardan bazıları da muhaddislere (hadiscilere) iftira etmişlerdir. Kasıtlı olarak şeriatın eksik ve çelişkiler içinde olduğunu anlatan hadisler uydurmuşlardır.

Allah, onların alçaklıklarını ve edepsizliklerini açıklayan ve doğruyu yanlıştan ayıran alimler ortaya çıkarmıştır.

Bazı kimseler kahinlik gösterisi yaparak gaypten haber vermeye başlamışlardır. Bazıları da kalplerde olanlar hakkında konuşmaya, müneccimler de yarın olacak şeylerden bahsetmeye başlamışlardır.

Bunların hepsi, îslam dininin mucize getirmediğini göstermek i-çindir.

Allah, nurunu, mutlaka tamamlayacaktır.

tbn Akıl şöyle demiştir:

Allah Teala'nın yalancıya biraz mühlet tanıyıp sonra onu azabla kökten yok etmesi, peygamberimizin (s.a.v.) doğruluğu hakkında en büyük delillerdendir.

Rasûlullah (s.a.v.) kendisinden önce gönderilmiş iki şeriatı nes-hetmiş, cumartesi günü çalışmayı serbest bırakmışken Allah'ın 'diğer ümmetlere karşı onun ümmetine yardım ederek ve icazla hikmetini destekleyerek, Rasûlullah'ı (s.a.v.) yalanlayan kimseye yıllarca mühlet vermesi ondan sonra da şeriatını sağlamlaştırması caiz olur mu?

Onun bunu yapması mümkün değildi. Zira bunu yapsaydı doğru, doğru olmayandan ayırd edilemezdi.

Sen yüce Allah'ın şu sözünü duymadın mı?

"Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kuvvetle yakalardık." [171].

Bir kimsenin doğruluğu tenkit edilirse, Allah'ın adaleti ve hikmeti de tenkit edilmiş olur. Çünkü tenkit, esnasında kaynak ve asıl duru­munda olanadır.

Onun mucizelerinin ışıkları ashabına da yayılmıştır. Ömer Mı-sjr'daki Nil nehrine hitaben yazmış, Sariye'ye seslenmiş ve ona duyur­muştur. Kisra'nın hazineleri getirilip Rasûlullah'm (s.a.v.) mescidinde taksim edilmiştir.[172]

 



[1] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 233.

[2] Fussilet Suresinin başından 13. ayetine kadar.

[3] Bakara Suresi, 23.

[4] Bakara Suresi, 24.

[5] Turkçeye çevrildiğinde imkansız cümleler çıkan ve daha çok Arapçası örnek ve­rilmek istenen bu cümleleri tercüme etmedik. (Mütercimin notu).

[6] Bakara Suresi, 94, 95

[7] Bakara Suresi 23-21

[8] Al-imran Suresi, 12

[9] Fetih Suresi, 27.

[10] Mesed Suresi.

[11] Hıcr Suresi, 9

[12] Kadı lyad, eş-Şifa, 1/179 Başka bir lafızla: İmam Ahmed, Musned, 2/451

[13] İbrahim Suresi, 52

[14] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 234-240.

[15] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/95; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/120; Tefsiru İbn Kesir, 3/309;    Tefsiru't-Taberi, 7/210;Tefsiru1-Kurtubi,  17/127; İbnu'i-Cevzi, Zadu'l-Mesir, 8/87; Suyuti, Durru'l-Mensur, 6/133

[16] Buharı, Sahih, kitabu't-tefsir, babu ve'nşakka'l-kamer, hadis no:   4864; kita-bu'l-menaktb, babu sualı'l-müşrikin en yuriyehum ayete..., hadis no:   3626; kitabu menaki-bi'l-ensar, babu İnşikaki'l-kamer, hadis no:   3869

[17] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakib, babu suali'l-müşrikin en yuriyehumu'n-nebiyye (s.a.v.) ayeten, hadis no: 3627, kitabu menakibi'l-ensar, babu inşikaki'l-kamer, hadis no: 3868; Müslim, Sahih, kitabu'l-munafikin, babu inşikaki'l-kamer, hadis no:   43, 47, 48; İmam Ahmed, Musned, 1/377, 413, 447, 3/275, 278, 4/82; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/262.

[18] Buharî, Sahih, kitabu't-tefsir, babu ve'nşakka'l-kamer, hadis no: 4866; Müslim, Sahih, kitabu'l-munafikin, babu İnşikaku'l-kamer, hadis no: 48; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/267

[19] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, S. 234; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/266; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/121.

[20] Müslim, Sahih, Şu'be'den çeşitli lafızlarla, 4/2159; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/267.

Ayın ikiye bölünmesi hakkında bkz: Taberani, Mucemu'l-Kebir 10/94; Musnedu'l-Humeydi, 85; İbn Hacer, el-Kafi'ş-Şafi, s. 161; İthafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/166; Suyutî, Dur-ru'l-Mensur, 6/133 Tefsiru İbn Kesir, 7/449, Sunenu't-Tirmizİ, 2182, 3287, 3288; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, 5855, Beyhakî, Delailun-Nubuvve, 2/262-268, babu suali'l-müşrikin Ras­ulullah (s.a.s.) bi-mekkete en yuriyehum ayeten fe-erahum inşikaka'l-kamer.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 240-241.

[21] Müslim, Sahih, kitabu'l-eşribe, U1, Buharî, Sahih, 1/336; İmam Ahmed, Mus-ned, 3/377

[22] Buharî, Sahih, 3/88; Nesaî, Sünen, kitabu'l-vasaya, 4; İmam Ahmed, Musned, 3/313; Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 11/469.

[23] Buharî, Sahih, 3/180; İmam Ahmed, Musned, 3/2, 418; Hakim, Müstedrek, 2/ 618; İbnu'l-Mubarek, Zuhd, 321; Tanhu ibn Asakır, 4/147; Ibnu's-Sınnı, Amelu'l-yevmi ve'l-leyle, 548; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 5/226, 230; 4/120; Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, 149; Ebu Avane, Musned, 1/9

[24] Müslim, Sahih, kıtabu'n-nikah, 88; İmam Ahmed, Musned, 3/195; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 9/56; 7/259; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 8/88; Heysemı, Mecmau'z-Zevaİd, 8/304; İbn Hacer, Metalibu'l-Alİye, 4375

[25] Buharı, Sahih, 4/235; 7/89; 8/174, Müslim, Sahih, kftabu'l-eşrıbe, 142, Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/89; Bağavî, Şerhu's-Sunne, 8/30; Tirmizi, Sünen, 5/595, 596; Zebîdî, Ithafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/169; Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/273, 11/570

[26] Müslim, Sahih, kitabu'n-nikah, 94; Tirmizî, Sünen, 3218

[27] Buharî, Sahih, 3/14, 7/90; Müslim, Sahih, kitabu'l-eşribe, 175; imam Ahmed, Musned, 1/197, 198; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 9/215; Delailu'n-Nubuvve, 6/95; Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 5/230; 9/527; Ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/130

[28] İmam Ahmed, Musned, 1/159; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 34; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 36520

[29] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/93 (Semura İbn Cundeb'ten farklı lafızla). Bu, sahih bir İsnaddır. imam Ahmed, Musned, 5/12,18

[30] Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, 6/94; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/111. Ibn Kosir: Metin ve isnad yönünden gariptir, demiştir.

[31] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 241-247.

[32] Yağın çoğaltılmasıyla ilgili mucizeyi anlatan hadisleri Müslim değişik lafızlarla Sah h'inde (3/1614) rivayet etmiştir. Ayrıca Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve (6/91) de rivayet et­miştir.

[33] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 247-248.

[34] Tirmizî, Sünen 5/585. Tırmİzi şöyle demiştir: "Bu, hasen garib bir hadistir." Başka vecihten de Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir. Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 6/109

[35] Beyhakî, Dealılu'n-Nubuvve, 6/110,111; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/117

[36] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/109,110; Îbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nıhaye, 6/117

[37] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 248-250.

[38] Buharî, Sahih, 1/94, 95; Müslim, Sahih, kiîabu'l-mesacıd, 312; Taberani, Mu'cemu'l-Kebır, 18/132; İbn Huzeyme, Sahih, 987; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 146; imam Ahmed, Musned, 4/434

[39] Buharî, Sahih, kitabu'l-mağazi, babu gazveti'l-Hudeybiye, 4150; Müslim, Sahih (uzun olarak) kitabu'l-cıhad ve's-siyer, babu gazveti Zîkaded; Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 4/110, 111, 112 (değişik lafızlarla).

[40] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, (daha uzun olarak) 4/101

[41] Tirmizî, Sünen, kitabu's-sala, babu ma cae ennemen ez-zene fehuve yukimu (kısa olarak) 1/383; Ibn Mace, Sünen, kitabu'1-ezan, babu's-sunne fi'l-ezan, 1/237; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 1/381, 399; Ebu Davud, Sünen, kctabu's-sala, babu'r-racul yuezzinu ve yukimu ahar 1 /142 (kısa olarak): imam Ahmed, Musned, 4/169; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 4/125-127; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 5/204

[42] Müslim, Sahih, kitabu'l-lukata, 19; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 4/118,119

[43] Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 311; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 4/282-285.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 251-255.

[44] Zevra Medine'de çarşıyla mescidin yanında bir yerdir. (Mütercimin notu).

[45] Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, 7; Buharı, Sahih, kitabu'l-menakib, babu alama-tu'n-nubuvve fi'l-islam, 3572; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/124,125

[46] İmam Ahmed, Musned, 1/251; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 4/128; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/97. İbn Kesir şöyle demiştir: Bunu sadece Ahmed rivayet etmiştir. Taberanİ bunu Amir eş-Şa'bi'nin ibn Abbas'tan naklettiği hadisten rivayet etmiştir.

[47] Tırmızî, Sünen, no; 3633 (hasen, sahih demiştir}; Darımî, Sünen, 1/15; Bey-hakî. Delaıiu'n-Nubuvve, 4/130, İbn Kesir, el-Bİdaye ve'n-Nıhaye, 6/98.

[48] Buharî, Sahih, kıtabu'l-mağazı, babu alamatu'n-nubuvvetı fı'l-İslam; Müslim, Sahih, kıtabu'l-mağazı; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 4/115, 116

[49] Müslim, Sahih, kıtabu'z-zuhd, 74; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/113; İbn Hacer, Fethul-Bari, 9/620; Zebîdî, İthaftı1 s-Sadetı'l-Muttekîn, 2/207.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 256-258.

[50] Buharî, Ebu Nuaym'den, kitabu'r-rikak, 6452; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve 6/ 137; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 360.

[51] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 6/137; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/191; İbn Kes", el-Bıdaye ve'n-Nıhaye, İbn Kesir: "Bu, metin ve senet yönünden çok garip bir hadistir" demiştir.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 258-260.

[52] İmam Ahmed, Musned, 4/173; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve (daha uzun olarak) 6/23,24, Ebu Nuaym, Delaılu'n-Mubuvve, 139; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 6/158; Te-brızı, Mİşkatu'l-Mesabıh, 5922; Zebİdî, İthafu's-Sadetı'l-Muttekîn, 7/193; Heysemî, Mec-mau'z-Zevasd, 619

[53] Ebu Nuaym, Tarihu Curcan, 526; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/5 (daha uzun olarak) Heysemî: "Bunu Ahmed iki ısnadia, Taberanı de benzerini rivayet etmişlerdir. Ah-med'in ıkı isnadından biri, kendi ravilerı ve Sahıh'ın ravılerıdır" ı    niştir.

[54] Müslim, Sahih, kitabu'z-zuhd, 74; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 1/94; Delailu'n-Nubuvve, 6/8; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 139; Tefsiru'l-Kurtubi, 8/143; İbn Kesir,, eI-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/110, 141, Zebîdî, İthaf, 7/182; Kadı lyad, eş-Şifa, 1/575; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabİh, 5885

[55] Ebu Davud, Sünen, 1/1; İbn Mace, Sünen, 1/121; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, (daha uzun olarak) 6/18, 19; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/7, 8 (Bazı lafız farklılıklarıyla)

[56] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 138; Bezzar, Musned, (Bureyde'den), 2409 (Keşfu'l-Estar), Bezzar şöyle dedi: "Bunu Salih'ten Hibban'dan başkasının rivayet ettiğini bilmiyoruz. Başı öpme konusunda sadece bunun rivayet ettiğini biliyoruz."

[57] Ibn Hıbban, Sahih, 2110 (Mevarİdu'z-Zam'an); Taberam, Mu'cemu'l-Kebir, 12/ 432; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/14,15; Tefsiru İbn Kesir, 1/431; Tefsiru'l-Kurtubi, 19/5; Ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/311.

[58] Hakim, Mustedrek, 2/620 (Hakim: Bu, Müslim'in şartına göre sahih bir hadistir. Ancak Buhari'yle Müslim bu hadisi rivayet etmemişlerdir demiştir); Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 6/15; İbn Kesir, (Musannef'ten)el-Bidayeve'n-Nİhaye, 6/125

[59] Taha Suresi, 66.

[60] Nisa Suresi, 157.

[61] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 260-263.

[62] Müslim, fedailu's-sahabe, 49; Nesaî, kıtabu'İ-ahbas, 4; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 1/16; Ebu Nuaym, Delailu'n-IMubuvve, 154; İbn Ebı Asım, Sunne, 2/618, 621; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 6/167; Darekutni, Sünen, 4/198; İmam Ahmed, Musned, 1/88, 59; Buharî, Tarih, 8/105; Tarihu ibn Asakir, 5/363, 7/80, 435, 6/102.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 264.

[63] Musiım, Sahih, kitabu'l-hayd, babu mayusteru bini li kadai'l-hace, Ebu Davud, Sür -i, -lafız farklılığıyla- kitabu'l-cihad,'3/23 İbn Mace, Sünen, 1/122, 123; Beyhakî, Delai-lu'n-^ubuvve, 6/26, 27

[64] Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, 9/5, 6; Heysemî şöyle demiştir: Ahmed onu iki isnadla Taberani de benzeriyle rivayet etmiştir. Ahmed'in iki isnadından bin kendi adamları ve Sahıh'in adamlarıdır; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/20, 21 (uzun olarak).

[65] İmam Ahmed, Musned, 3/159; Münzırî, Terğıb ve't-Terhib, 3/55; Beyhakî, De­lailu'n-Nubuvve, 6/29; Suyutî, Durru'l-Mensur, 2/154; Hasaısu'l-Kubra, 2/56; Zebıdİ, İtha-fu's-Sadeti'l-Muttekîn, 2/206; 5/403; el-Hindî/Kenzu'l-Ummal, 44777; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/4. Bunu, Ahmed'le Bezzar rivayet etmiştir. Onun ricali (ravileri) Enes'in kardeşinin oğlu Hafs hariç Sahih'in ricalidir. O da sıkadır (güvenilirdir).

[66] Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 325, 326; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/30; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/4 (Heysemî şöyle demiştir: "Bunu Taberani rivayet etmiştir. Raviieri sikadır, (güvenilirdir), bazıları hakkında zayıflık iddia edilmiştir); İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/136 (Taberani'nin rivayetinden) İbn Kesir de şöyle demiştir: "Bu, bu vecihten yani ibn Abbas'tan gelen  (bu rivayet) çok garibtir. En sağlamı, İmam Ahmed'in Cabir'den rivayet ettiğidir. el-Eclah'ın, ez-Zeyyal'den onun da Cabir'den, Cabir'ın de ibn Abbas'tan ri­vayet ettiği İmam Ahmed'inkinden daha sağlamdır."

[67] Üç dipnot önce bu hadisin kaynakları belirtilmiştir.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 264-266.

[68] Buharı, Sahih, kitabu'l-cihad, babu mu bade ratil-imam inde'l-fezai; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/152, 153

[69] Buharî, Sahih, kitabu'ş-şurut, babu iza'ştera'l-bai'u zahra'd-dabbeti; Müslim, Sahih, kitabul-musakat, babu, bey'il-ba'ıri ve'stisnai rukubihi; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/151.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 267.

[70] Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 6/183 (Heysemî şöyle demiştir: "Taberani bunu Evsafta rivayet etmiştir. Bu rivayetin senedinde Ahmed İbnMuharnmedibn El-Kasim vardır. O, zayıftır."

[71] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 267.

[72] Buharî, Sahih, 3/178,108; Müslim, Sahih, kitabu't-cihad, 84-87; Tirmizi, Sünen, 3138; İmam Ahmed, Musned, 1/377; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 6/101, 9/117; İbn Hıbban, Sahih, 1702 (Mevaridu'z-Zaman); Humeydi, Musned, 86; Taberani, M'u'cemu'l-Kebir, 10/ 236, 274, 339, 12/452; Taberani, Mu'cemu's-Sağir, 1/78; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/70, 72; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 2/99; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 16/472,487,488; İbn Asakir, Tarih, 5/609; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/301; Heysemî, Mecmau'z-Zevaİd, 6/176; 7/51; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/199; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 5/121, 8/16, 400

[73] Müslim, Sahih, kitabu'l-cihad, 87; İmam Ahmed, Musned, 1/377; Beyhakî, Su-nenu'l-Kubra, 6/101; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/236; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/71; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/199.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 268.

[74] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 78; İmam Ahmed, Musned, 5/100; Beyhaki, De­lailu'n-Nubuvve, 4/388; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 4/272.

[75] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 77; Beyhakî, Delaüu'rvNubuvve, 4/393, 394; Bu-harî, Sahih, kİtabu'l-iman, 31, kitabu'l-menakib, 25; Tirmizî, Sünen, kitabu'l-fiten, 41; İmam Ahmed, Musned, 2/233, 240, 5/92, 99

[76] Bu hadisin kaynakları bundan önceki dipnotta açıklanmıştır.

[77] Müslim, Sahih, kitabu'l-cenne ve sıfatu naımiha ve ehlıha, 76; Ebu Davud, Sü­nen, kitabu'l-cıhad, 124; Nesaî, Sünen, 5/109; İmam Ahmed, Musned, 3/219, 258; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 14/378; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 3/47, 48; Sunenu'l-Kubra, 9/148; el-Esmave's-Sıfat, 167, 168; imam Ahmed, Musned, 1/2R, 3/219, 258

[78] Buharî, Sahih, 4/88, 5/169, 8/154, Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, 187; İmam Ahmed, Musned 2/309; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 8/198; Ebu Avane, Musned, 1/46; Ab-durrezzak, Musanneî, 9573; Buharî, Tarih, 5/307; İbn Kesir, el-Bİdaye ve'n-Nihaye, 4/36,

[79] Buharî, Sahih, 2/155; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, 11;  Beyhakı, Delaılun-Nubuvve, 5/238; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 16/540.

[80] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 19; Ebu Davud, Sünen, 4252;  Tİrmizî, Sünen, 2176; İmam Ahmed, Musned, 4/123,5/278, 284; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 9/458; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 1/152, 4/102; Suyutî, Camiu'l-Kebİr, 4856; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 7/221; İbnu'l-Cevzi, Zadu'l-Mesir, 3/427, 6/59

[81] Müslim, Sahih, kitabu'l-fiten, 73 (hadisi değişik lafız ve tariklerle rivayet etmiş­tir).   İmam  Ahmed,   Musned,  5/214,  215;   Hakim,   Mustedrek,  2/155,   387;  Taberani, Mu'cem'ul-Kebir, 4/198, 200; ibn Adiy, el-Kamil, 4/495; 7/2511; Tarihu'l-Hatîb, 3/243, 9/718; Tefsiru'l-Kurtubi, 16/317; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 8/181; Tarihu İbn Asakir, 4/153

[82] İbn Ebi Asım, Kitabu's-Sunne, 2/501

[83] Müslim, Sahih,  kitabu fedaili's-sahabe, 159; Buharı, Sahih, 9/133; imam Ah­med, Musned, 2/240, 274; Humeydi, Musned, 1142; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 4/56; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/201

[84] Buharî, Sahih, 4/72, 5/184, 9/24; Müslim, Sahih, kitabu fedaılı's-sahabe, 161; İmam Ahmed, Musned, 9/79,105; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/284.

[85] Buharî, Sahih, 3/244, 9/71; İmam Ahmed, Musned 5/38; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 3/21, 22; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/442; Tarihu'l-Hatıb, 8/27; Tanhu İbn Asakır,

4/214.

Bakınız: Fethu'l-Bari, 5/307; Tefsıru'l-Kurtubı, 4/77", el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 8/108; Kenzu'l-Ummal, 34301,342263

[86] Buharî, Sahih, 4/239; kitabu'l-menakıb, babu alamatİ'n-nubuvveti fi'l-islam; Beyhakî,  Sunenu'l-Kubra,  5/225;  9/177;  Delailu'n-Nubuvve,  5/343;  6/323;  Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 17/94; İbn Kesir, el-Bidayeve'n-Nihaye, 5/66;Tarihu'l-Hatib, 1/190

[87] Buharî, Sahih, 5/16, 8/59; Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, 28; Tirmizî, Sünen, 3710; İmam Ahmed, Musned, 4/406; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 1/57; İbn Hacer, Fethu'l-Barİ, 7/43,10/597; Zebîdî, Jthafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 7/178

[88] Buharı, Sahih, 4/52; İmam Ahmed, Musned, 2/319, 530; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 9/175, 176; Hakim, Müstedrek, 4/474, 475; Ebu Davud, Sünen, 4304

[89] Buharı, Sahih, 4/243, 8/47; Müslim, Sahih, kitabu'z-zekat, 148; İbn Mace, Sü­nen, 172; İmam Ahmed, Musned, 3/56, 353, 354, 355; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 5/185, 187; Said İbn Mansur, Sünen, 2902; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/363,' 7/300; İbn Hacer, Fethul-Barı,  10/552,  12/290; Suyutî, Durrul-Mensur, 3/250; el-Hindî,  Kenzu'l-Ummal, 30940,31223,31589

[90] Ukaylî, Duafau'l-Kebır, 3/57. Abdulvahıd el-Hucubı'nın biyografisinde şöyle demiştir: "Bunu naklettiği için Abdulaziz eleştırılemez. O sıkadır güvenilirdir."

el-Hındî, Kenzu'l-Ummal, 35416

[91] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/3; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 6/310; Suyutî, Hasais, 2/104.

[92] İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 8/115; Ebu Nuaym, Tarihu İsbehan, 2/188; Tari-hu'l-Hatib, 1/301

[93] Buharı, Sahih, 5/48; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 3/457. Bakınız: ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/405

[94] İbnu'l-Mubarek, kitabu'z-zuhd, 192; Tefsiru'l-Kurtubi, 1/18, 4/22; el-Hindî, Ken-zu'l-Ummal, 29121; Şeceri, el-Emali, 1/73, 83

[95] İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 3/22; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 8/45; Tarihu'l-Hatib, 1/135; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/325, 326; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 9/ 136; Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/74.

[96] Ebu Davud, Sünen, 3088; Beyhakî, Şunenu'l-Kubra 4/156; Delailu'n-Nubuve, 6/297, 7/297;   Abdurrezzak,   Musannef, 20989; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 3/439; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 1/272

[97] el-Hındî, Kenzu'l-Ummal, 37472, 37473; Jbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye.

[98] İmam Ahmed, Musned, 5/155; Hakim, Mustedrek, 3/354; İbn Sa'd, Tabakatü'l-

Kubra, 4/171,172; İbn Hıbban, Sahih, 2260 (Mevarid), Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 9/401, 402; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evlıya, 1/170; Munzıri, Terğib ve'î-Terhib, 4/220; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/235

[99] Müslim, Sahih, kitabu'l-übas, 125; kitabu'İ-cenne, İmam Ahmed, Musned, 2/356: 440; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra, 2/234, 247; Münzirî, Terğıb ve't-Terhib 3/95; Tefsiru'l-Kurtubi, 7/125; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6?277

[100] Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, 229; İmam Ahmed, Musned, 2/87, 91, 92; Tİrmizî, Sünen, kitabu'l-fiten, 44; kitabu'l-menakıb, 73.

[101] Tarihu İbn Asakir, 2/247;'Bağavî, Şerhu's-Sunne, 1/286; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 295, 35

[102] Ebu Davud, Sünen, 3659; İmam Ahmed, Musned, 1/321; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 10/250; Hakim, Müetedrek, l/95;Taberani, Mu'cemul-Kebir, 2/63; İbn Hibban, Sahih, 77 (Mevarid); Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 1/137; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 29176

[103] Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 6/322; Delaılu'n-Nubuvve, 3/142; Tanhu İbn Asakir, 7/ 233; Tefsiru'l-Kurtubı, 8/52; İbn Kesir, el-Bİdaye ve'n-Nihaye, 3/299; Tefsiru İbn Kesir, 4/36

[104] Taberanı, Mu'cemu'i-Kebır, 17/59, İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nıhaye, 3/314; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 3745.

[105] Mesed Suresi, 3

[106] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 268-282.

[107] Buharî, Sahih, kıtabu'i-meğazi, babu gazvetu'l-hendek, 5/395; Beyhakî, Delaj-tu'n-Nubuvve, 3/416; İmam Ahmed, Musned, 3/300; Darimî, Sünen, Mukaddime 7; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 14/418. Bakınız: İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 5/316; İbn Hişam, Sıretu'n-Nebeviyye, 3/171, 172

[108] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 3/421; Tarıhu'i-Hatîb, 1/131, 4/131; İmam Ahmed, Musned, 4/303; İbn Hacer, Fethu'İ-Bari, 7/397; Suyutî, Camİu'l-Kebir, 9667. El-Mizzî, Tuhfe-tu'l-Eşraf'da (2/65) bunu Nesaî'ye nisbet etmiştir.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 283.

[109] İmam Ahmed, Musned, 3/300; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 6/146; Ebu-Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, s. 142

[110] İbn Mace, Sünen, kitabu İkameli's-sala, babu ma caefi bed'i şe'ni'l-minber, 1/ 454; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/67, 98.

[111] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/559 (Enes'ten); İmam Ahmed, Musned, 3/226; İbn Huzeyme, Sahih, 776; İbn Hıbban, Sahih, 574 (Mevarid); Tarihu'l-Hatib, 12/486; İbnu'l-Mubarek.Zuhd, 361

[112] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakıb, babu alamati'n-nubuvveti fi'l-islam; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/557; Tirmİzî, Sünen, kitabu salatı'l-cumua, babu ma cae fi'l-hutbeti ale'l-minberi, 2/379

[113] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/558. Bakınız: Fethu'l-Bari, 2/397

[114] Darımı, Sünen, 1/16

[115] İmam Ahmed, Musned, 5/139

[116] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 283-286.

[117] Beyhakı, Delailu'n-Nubuvve, 6/64, 65 {Bu hadisin senedinde Salih İbn Ebi'l-Ahdar vardır. Onun hakkında İbn Maİn: Bİrşey değildir, demiştir); İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/132; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 2/74 (Bunu, Bezzar, Evsafta Taberani'ye ve Delail'de Ebu Nuaym'a nısbeî etmiştir).

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 286-287.

[118] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/195 (Esma Bınt Ebi Bekr'den); İbn Hıbban, Sahih, 2102 (Mevarıd); Tefsiru İbn Kesir, 5/79; Humeydİ, Musned, 323; Hakim, Müstedrek, 2/361; Suyuti, Durru'İ-Mensur, 4/186; İbn Hacer, Metalıbu'l-Aliye, 3813, 3814  

[119] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 287.

[120] Buharı, Sahih, kitabu'l-cihad, 84, 87; kitabu'l-meğazi, 31, 32; Müslim, Sahih, ki-tabu'l-musafirin, 311; imam Ahmed, Musned, 3/311, 364, 5/42; Hakim, Müstedrek, 3913; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 3/168, 169, 376; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/426; Bağavî, Şe-rhu's-Sunne, 4/287; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, 5305

[121] Yukardaki dipnota bakınız.

[122] Müslim, Sahih, kitabu sıfati'l-munafikin, 38; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/189; Tefsiru't-Taberı, 30/65; Tefsiru İbn Kesir, 8/461; el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/44.

Bakınız: Fethu'l-Bari, 8/724; Durru'l-Mensur, 6/370

[123] Vakidi, Meğazi, 1/198

[124] Taberanı, Mu'cemu'l-Kebır, 7/357, Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, 6/184 (daha uzun olarak.) Heysem? bunu, Taberanı'ye nisbet etmiştir. Senedinde Ebu Bekir el-Huzeli vardır. O, zayıftır.

[125] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 287-290.

[126] Hıcr Suresi, 95

[127] Buharı, Sahih, kitabu'l-menakib, 25

[128] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 290-291.

[129] Sad Suresi, 35

[130] İmam Ahmed, Musned, 2/298; Buharî, Sahih, 1/124, 4/156; Bağavî, Şerhu's-Sunne, 3/269; Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 39; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 130; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 1/64, 2/28, 6/327; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 1/554; 8/546; Zebidi, İthafu's-Sadetil-Muttekîn, 7/286.

[131] İmam Ahmed, Musned, 6/6, 3/419; İbn Ebi Asım, Sunne, 1/164; Beyhakî, De­lailu'n-Nubuvve, 7/95. Bakınız: Fethu'l-Bari, 12/371

[132] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 291-292.

[133] Müslim, Sahih, kitabu sifati'l-munafikin, 70; imam Ahmed, Musned, 6/273; Bey­hakî, Sünenu'l-Kubra, 5/422; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 7/102; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 1/67.

[134] Aslında: Buhari rivayet etmiştir. Bu hadis kitaplarında bulduklarımıza aykırıdır. Beyhakrnin Deiail ve Sünen'de dediği gibi Harun ibn Said el-Eyli'den sadece Müslim rivayet etmiştir.

[135] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/488;   Tarihu'l-Hatib, 3/331; Ibnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenan iye, 1/176; Suyutî, Durru'l-Mensur, 1/54; Iraki, Tahricu'l-lhya, 2/32 (Senedinde Muhammed İbnu'l-Velid İbn Eban vardır. O, Beyhakfnin Delalil'de dediği gibi hadis uyduranlar arasındadır. Zehebi, Mizanu'l-İtidal'de (4/59) onun biyografisinde anlatmıştır.)

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 292-293.

[136] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 8/162; Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, 5/140 (Hey-semî, Taberani'ye nisbet edip şöyle demiştir: "Senedinde Haşim İbn Amr vardır. Onu bilmiy­orum. Ancak İbn Hıbban, Sikat'ta ve Tabaka'sında Haşİm ibn Amr'ı zikretmiştir. Zahir olan odur. Ancak İsmail İbn Ayyaş'tan rivayetini zikretmemiştir. İsmail'in bu hadisteki şeyhi Şamlı­dır. Onun ravileri sikadır. İnşaallah bu, sahihtir." Bakınız: Ithafu's-Sadeti'l-Muttekîn, 6/423; Tahricu'l-İhya, 2/157.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 293.

[137] İmam Ahmed, Musned, 1/347; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/129.

[138] Burada "kadınları seven birisiyim" tabirinden maksat, "hanımlarımı seviyorum, onlar beni beğenmezlerse" manası anlaşılmalıdır. Zaten başka rivayetlerde "çok sevdiğim bir hanımım var, beni beğenmezse" ifadesi vardır. (Mütercimin notu).

[139] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 293-294.

[140] Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, 6/71, 72 (şöyle demiştir: "Herevî'nin hadisinin laf­zında, bu Abdullah -İbn Osman- el-Vakkasî tek kalmıştır. O, Osman Darimî'nin Yahya Ibn Main'e sorduğu ve onun da: Tanımıyorum, dediği kimselerdendir. Ben de şöyle diyorum: Bu hadisin senedinde Muhammed ibn Yunus Kadimi vardır, o hadis uydurucu birisidir); Ebu NuaymDelailu'n-Nubuvve, 370; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 2/77.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 294-295.

[141] Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 6/34 (Beyhakî başka bir zayıf   vecihten rivayet edilmiştir, dedi.) Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 2/61; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/148.

[142] Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, s. 320; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/ 146-149; Suyutî, Hasaısu'l-Kubra, 2/60, 61.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 295-296.

[143] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/37; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 134; Ibn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nİhaye, 6/171,149, (Suyutî, bunu Hasaisu'l-Kubra'da (2/65) el-Evsat ve es-Sağir'inde Taberani'ye, ibn Adİyy'e el-Mu'cizat'ta Hakim'e, Beyhakîye, Ebu Nuaym'a ve İbn Asakir'e nisbet etmiştir); Zebidi, ithaf, 2/206, 7/194; Kadi lyad, eş-Şifa, 1/595; Suyuti, Camiu'l-Kebir, 1/1124. El-Mizzî: İsnad ve metin yönünden sahih değildir, demiştir.

[144] Bundan önceki dipnota bakınız.

[145] Bundan bir önceki dipnota bakınız.

[146] Bakara Suresi, 23

[147] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 296-299.

[148] Buharî, Sahih, 4/160, 5/88, 6/23; İmam Ahmed, Musned, 3/108, 189; Beyhakî, Dölailu'n-Nubuvve, 2/251, 6/261; Ibn Ebi Asım, el-Evail, 193; Tarihu İbn Asakir, 5/66, 7/447; Suyutî, Cami', 4303; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/272, 8/165, 11/378; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nİhaye, 3/211,6/95

[149] Kasas Suresi, 28

[150] Bakara Suresi, 97

[151] İmam Ahmed, Musned, 1/274; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 4/305; Ibn Kesir, Tefsir, 1/186, 2/62,269; el-Bidayeve'n-Nihaye, 6/173; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/266, 267.

[152] İmam Ahmed, Musned, 1/465

[153] Müslim, Sahih, kitab'ul-hayd, 34; Taberanİ, Mucemu'l-Kebir, 2/88; Tefsiru'l-Kurtubi, 4/7; Tefsiru İbn Kesir, 4/437; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/264.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 299-303.

[154] İmam Ahmed, Musned, 3/125,182; İbn Adiyy, ©I-Kamil, 7/2673; Müslim, Sahih, (Enes'ten başka bir lafızla) kitabu's-sala, bab: 25. Bakınız: Sahih'ul-Buhari, 1/184, 185 (şu lafızla: Saflarınızı düzeltin, birbirinize sımsıkı yapışın.)

[155] Buharî, Sahih, kitabu's-sala, babınzatu'l-imami'n-nasefi itmami's-sala; Müslim, Sahih, kitabu's-sala, babu'l-emri bi-tahsıni's-salati ve itmamına ve'l-huşu fıha, 1 /319; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/73

[156] Bakınız: Sahihu'l-Buhari, 1/184,185; Sunenu'n-Nesai, 2/92; Musnedu Ahmed, 3/103, 182; Sünenu'l-Kubra, 2/1; Hı'yetu'l-B'liya, 6/309; Fethu'l-Bari, 2/211; Tarihu Bağdad, 8/88.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 303.

[157] Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahiye, 1/1678 (Ibnu'l-Cevzi, sahih de­ğildir, demiştir); İbn Adîyy, el-Kamil, 4/534; Tarihu'l-Hatib 4/272. Bakınız: Munavi, Feydu'l-Kadir, 5/215; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/75.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 303.

[158] Buharî, Sahih, 4/58, 73; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail'is-sahabe, 34; İmam Ah-med, Musned, 1/331, 5/333; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 9/107; Delailu'n-Nubuvve, 4/205; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 12/69; Said Ibn Mansur, Sünen, 2472; Taberani, Mu'cern'ul-Kebir, 6/ 187, 205, 244; ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/70; Zebîdî, İthaf, 7/188

[159] İbn Mace, Sünen, 117; İmam Ahmed, Musned,'1/99, 133; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/340; ibn Hacer, Fethu'l-Bari, 7/477; Suyutî, Hasaisu'l-Kubra, 71

[160] İmam Ahmed, Musned, 4/70; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 7/413, 9/489; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 6/159

[161] İmam Ahmed,' Musned, 1/254, 268; Darimî, Sünen, Mukaddime, 4 (Bunun senedinde Ferkad es-Sebehİ vardır. O, Seyyi'u'l-Hıfz'dır. -Hafızası zayıftır-}.

[162] Buharî, Sahih, kitabu'I-istiska, men temattare fi'l-matarİ hatta yetehaderu aia iıhyetihi; Müsüm, Sahih, kitabu salatı'l-istiska, babu'dua fi'İ-istiskai; İmam Ahmed, Musned, 3/104, 187, 261, 271; 4/236; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 3/353, 354, 355, 356; 4/221; İbn Hu-zeyme, Sahih, 423, 1789; Abdurrezzak, Musannef, 4910, 4911; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 160; Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 2/89, 6/139, 144; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/ 18,42; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/346; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 1 /219,346,11/481; İbn Kesir, e!-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/107, 5/189; 6/102, 106

[163] Hadis yukardakİ dipnotta geçti.

[164] Suyutî, Camiu'l-Kebir, 10022; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 21606,23547; San'ani, Subulu's-Selam, 485.

[165] Fetih Suresi, 24

[166] İmam Ahmed, Musned, 5/77, 340; Hakim, Mustedrek, 4/139; Abdurrezzak, Musannef, 19462; İbn Hıbban, Sahih, 2273 (Mevarid); ibnu's-Sİnni, Amelu'l-yevm ve'l-leyle, 471,480; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 8/457,10/430,11/493,494; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/212; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 164; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 17/28; ibn Ebi'd-Dünya, Kitabu Mucabı'd-Dave. 18                               

[167] Buharî, Sahih, 8/91, 93, 101; Müslim, Sahih, hadis no: 458, 1928; Tirmizî, Sü­nen, 3829; İmam Ahmed, 3/194, 248, 9/430; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, 3/96; Delailu'n-Nubuvve, 6/194,195; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 1/221; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 7/12; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 6/332, 11/89.

[168] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/96; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 163; Tef-siru'l-Kurtubi, 17/82; İbn Hacer, Fethu'l-Barı, 3914; Kadı lyad, eş-Şifa, 1/632

[169] Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzı, kitabu'l-mevzu at, 2/94 (İbnu'l-Cevzi şöyle der: "Ukaylî: Bunun İsnadının aslı yoktur. İsnadı ve  metni  mahfuz değildir. Eyyub hakkındaki  ta'nı -tenkidi- açıklamıştık)." Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 1/349; İbn Arrak, Tenzihu'ş-Şeria, 2/79

[170] Hakim, Mustedrek, 1/542; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 6/184; Tarihu'l-Hatib, 8/377 (Beyhakî,  Delailu'n-Nubuvve'de şöyle der: "Heysem ibn Cemmaz,  Sabit İbnu'l-Benani'den tek başına rivayette bulunmuştur. Heysem, alimlere göre hadiste zayıftır.") Biyo­grafisi için bakınız: El-Mizan, 4/319

[171] Hakka Suresi, 44,45

[172] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 303-310.