«Suraka! Kisra'nm bileziklerini
takındığın zaman kim bilir nasıl keyiflenirsin?» [1]
Kureyş kabilesi bir
sabah korkuyla uyandı. Çünkü her yerde, Mu-hammed'in gece karanlığında gizlice
Mekke'den ayrılmış olduğu haberi dolaşıyordu. Kureyş ileri gelenleri bu habere
inanamadılar.
Haşim oğullarının
bütün evlerinde Peygamber'! aramaya koştular... Onu bütün arkadaşlarının
evlerine sordular. Ebû Bekir'in evine geldiler. Kapıya Ebü Bekir'in kızı Esma
çıktı. Ebû Cehil ona:
«—Baban nerde kız?»
dedi.
«— Şu anda nerede
olduğunu bilmiyorum» diye cevap verdi. Ebû Cehil elini kaldırıp çocuğun yüzüne
bir tokat attı ve onun küpesi yere düştü.
Kureyş ileri gelenleri
Muhammed'in Mekke'den ayrıldığını öğrenince çılgına döndüler. Oradaki bütün
izsürenlere Muhammed'in gittiği yolu bulma görevi verip kendileri de oniarla
birlikte Muhammed'i aramaya gittiler.
Sevr mağarasına
vardıklarında iz sürücüler:
«— Adamınız bu
mağaradan ileri geçmemiştir» dediler.
Onlar, Kureyş'e
söylediklerinde gerçekten yanıimıyorlardı. Çünkü Muhammed'le arkadaşı
mağaranın içindeydi, Kureyş onların tepesinde durmaktaydı. Hatta Ebû Bekir
gelenlerin ayaklarının mağaranın üstünde hareket ettiklerini görünce, gözleri
yaşardı. Rasûlüllah [s.a.v.) ona, sevgi, merhamet ve sitem taşıyan bir şekilde
baktı. Ebû Bekir es-Sıddîk şöyle
fısıldadı:
«— Vallahi,
kendim için ağlamıyorum... Ancak sana
bir kötülük gelmesinden korktuğum
için ağlıyorum ya
Rasûlaliah!» Rasûlüllah {s.a.v.) ona
rahat bir şekilde;
«— Üzülme Ebû
Bekir, Allah bizimledir» dedi.
Allah, Ebû Bekir'in
gönlüne bir rahatlık verdi ve geİenierin ayak-arırıa bakmaya başladı. Sonra şöyle dedi:
«— Ya Rasûlaİlah!
Birisi ayaklarının bastığı yer baksa bizi muhakkak görür». Rasûlüllah (s.a.v.) ona :
«— Ebü Bekir!
Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne düşünürsün?!!»
Bu arada Kureyş'ten
birinin diğerlerine şöyle dediğini duydular.
«— Gelin, mağaranın
içine bakalım». Ümeyye ibn-i Halef alay ederek:
«— Kapısına yuva yapan
şu örümceği'görmedin mi?!! Muham-med'ln doğumundan da eski» dedi.
Ancak Ebû Cehil:
«— Lât'la Uzza'ya
yemin olsun, ben onun yakınımızda olduğunu, konuştuklarımızı duyduğunu ve
yaptıklarımızı gördüğünü zannediyorum. Fakat onun büyüsü bizim gözlerimizi
kapattı...»
Ancak onlar,
Muhammed'in durumunu öğrenmekten ve onu takib etmekten vazgeçmediler. Kureyş,
Mekke'yle Medîne arasındaki yol boyunca sıralanmış kabileler arasında:
Muhammed'i ölü veya diri getirene en iyilerinden yüz deve vereceğini açıkladı.
Suraka ibn-i Malik,
Mekke yakınındaki Kudeyd'de kabilesinin toplantı yerlerinden
birindeydi.
Kureyş habercilerinden
biri, ansızın onların yanına girer ve ölü veya diri Muhammed'i getirene
Kureyş'in koyduğu büyük mükâfat haberini duyurur.
Yüz deveyi duyar
duymaz, Suraka'nın iştahı kabarır ve şiddetle ona kavuşmayı arzu eder. Fakat
kendini tutar ve başkalarının da iştahı
kabarmasın diye hiçbir kelime
konuşmaz.
Suraka yerinden kalkmadan, toplantı yerine kendi
kabilesinden bir adam girdi ve şöyle dedi:
«— Şimdi ben üç
kişiyle karşılaştım. Onların; Muhammed, Ebû Bekir ve kılavuzları olduğunu tahmin
ediyorum» Suraka :
«— Hayır,
onlar falancalardır.
Kaybettikleri develerini aramaya
gitmişlerdi» dedi. Adam :
«—Belki öyledir» deyip
sustu.
Suraka, dikkat
çekmesin diye hemen kalkmayıp biraz daha oturdu.
Toplantı yerindekiler
başka bir söze dalınca, aralarından sıyrılıp hızla evine gitti. Cariyesine
gizlice; kimse görmeden atım çıkarmasını,
vadinin ortasına götürmesini ve oraya bağlamasını söyledi.
Uşağına da, silâhını
hazırlayıp kimse görmeyecek şekilde evlerin arkasından kendisine getirmesini
ve atına yakın bir yere koymasını emretti.
Suraka zırhını giyip
silâhını kuşandı. Atına bindi. Kureyş'in koyduğu mükâfatı başkası kazanmadan
Muhammed'e yetişmek için hızla gidiyordu...
Suraka ibn-i Maiik,
kabilesinin sayılı süvârilerlndendi. Uzun boylu, büyük kafalı, iyi iz süren ve
yollardaki tehlikelere karşı dayanıklı birisiydi.
Bütün bunlardan başka
o, akıllı, zeki ve şâirdi. Atı da çok değerliydi.
Suraka yola koyuldu,
ama az sonra atı tökezledi. Atın sırtından yere yuvarlandı. Bunu bir uğursuzluk sayıp:
«— N'otuyor?
Kahrolasica at!» dedi. Ata tekrar bindi. Biraz gitti ama atı tekrar tökezledi.
Uğursuzluk fazlalaşmıştı. Dönmeye niyetlendi ama yüz deveye kavuşmak arzusu
onu geri dönmekten vazge-çirdi.
Suraka atının
tökezlediği yerden çok uzaklaşmadan, Muhammed'i ve yanındakileri gördü. Elini yayına uzattı ama eli
yerinde donmuştu. Çünkü atının ayaklan yere gömülmüştü. Atın önünden duman yükseliyor
her ikisinin de gözlerini kapatıyordu...
Atı sürmek istedi ama
sanki o, demir çivilerle çivilenmiş gibi yere çakılıp kalmıştı. Rasûîüllaha
(s.a.v.) ve arkadaşlarına dönüp yalvaran bir sesle;
«—Hey! Siz ikiniz!
Atımın ayaklarını kurtarması için Rabbinize dua edin... Söz veriyorum, sizi
yakalamaktan vazgeçeceğim».
Rasûlüllah (s.a.v.}
onun için dua etti ve Allah atının ayaklarını kurtardı. Ancak iştahı yeniden
kabarmakta gecikmedi. Atını onlara doğru sürdü ama bu defa atının ayakları
öncekinden daha fazla kuma gömüldü.
Onlardan yardım
isteyerek şöyle dedi:
«— Azığım, eşyam ve
silâhım senin olsun. Allah için söz veriyorum, arkamdan gelenleri sizi takip
etmekten vazgeçîreceğim...» Onlar:
«— Bizim senin
azığına, eşyana falan ihtiyacımız yok. Sen sadece başkalarını bizim peşimizden
gelmekten vazgeçir» dediler.
Rasûlüllah (s.a.v.)
onun için yine dua etti ve atı kurtuldu. Dönmeye niyetlendiği sırada Suraka
şöyle seslendi:
«— Yavaş olun da
sîzinle konuşayım. Vallahi, artık size benden bîr kötülük gelmez».
«— Bizden ne
istiyorsun?» dediler.
Ey Muhammedi Ben,
senin dininin üstün geleceğini ve senin davanın büyüyeceğini biliyorum.
Toprakların içinde sana geldiğimde bana güzel davranacağına söz ver ve bunu
benim için yaz...»
Rasûlüllah, (s.a.v.)
Ebû Bekir'den yazmasını istedi. O da kemik bir levha üzerine yazıp ona verdi.
Ayrılmak üzereyken
Rasûlüllah (s.a.v.) ona :
— Suraka! Kisra'nın bileziklerini taktığın zaman
kimbilir nasıl keyiflenirsin?» dedi.
Suraka dehşet
içinde:
Hürmüzün oğlu
Kisra'nın mı?» Evet... Hürmüzün
oğlu Kisra'nın».
Suraka geldiği yoldan
geri döndü. Halkın, Rasûlüllah'ı (s.a.v.3 sormaya geldiklerini görünce, onlara
şöyle dedi:
«— Dönünüz. Ben
buraları karış karış aradım. Benim yanılmaya-cağımı siz de bilirsiniz».
Suraka'nın sözü üzerine onlar da geri dön-
Muhammed ve
arkadaşlarıyla ilgili bu hadiseyi, onların Medî-ne'ye varmış olduklarına ve
Kureyş'in kötülüğünden emin bir yerde olduklarına kesin kanaat getirinceye
kadar gizledi. Ebû Cehil, Suraka'nın Rasûlüllah'la (s.a.v.) başından geçen
olayı ve ona karşı davranışını duyunca, onunla döğüşmemesinden, korkaklık
göstermesinden ve fırsatı kaçırmasından dolayı onu azarladı. Suraka, onun azarlamasına
şöyle cevap verdi:
«— Ebû Hakem! Eğer
atımın ayaklannm kuma nasıl gömüldüğünü görseydin, hiç şüphe etmeden
Muhammed'in bir Peygamber olduğunu ve ona kimsenin karşı koyamayacağını kabul
ederdin».
Günler birbirini kovaladı...
Mekke'den kovulmuş
olarak ve gece karanlığında gizlice çıkan Muhammed, aynı yere binlerce beyaz
kılıç ve siyah mızrak arasında bir fetih lideri olarak dönüyordu...
Yeryüzünü kibir ve
gururla dolduran Kureyş ileri gelenleri, korka korka, yürekleri hoplayarak ve
merhamet dileyerek onun yanına geliyorlar:
«— Acaba bize nasıl
davranacaksın?» diyorlar. O da peygamber cömertliğiyle:
«— Gidiniz. Sizler
serbestsiniz...» diyordu.
Suraka ibn-i Malik de
devesini hazırladı. On sene önce Rasûlül-lah'ın (s.a.v.) kendisi için yazmış
olduğu belgeyi de yanına alarak, müslüman olduğunu huzurunda açıklamak için
Rasûlüllah'a {s.a.v.) gitti.
Suraka kendisi anlatmaktadır:
«— Ei-Ci'rane'de
Peygamber'e yetiştim, bir Ensar birliğine katıldım. Onlar, mızrakların
saplarıyla bana vurmaya başladılar. Şöyle diyorlardı:
—Defol, defol. Sen ne
arıyorsun?!
Safların arkasından
ilerleyerek Rasûlüllah'ın yanına yaklaştım. Devesinin üzerindeydi. Belgeyi kaldırdım.
— Ya Rasûlallah! Ben Suraka ibn-i Malik. Bu da
senin bana verdiğin belge, dedim.
Rasülüllah (s.a.v.) :
— Yaklaş bana Suraka! Yaklaş.., Bugün sözünü yerine getirme ve iyilik
günüdür...
Böylece ben onun
iyiliğine nail oldum».
Suraka ibn-i Malik'in
Rasûlüllah'la (s.a.v.) görüşmesinin üzerinden birkaç ay geçtikten sonra,
Rasülüllah (s.a.v.) Rabbine kavuştu...
Suraka çok üzüldü. Yüz
deve İçin onu öldürmeye niyet ettiği gün gözünün önüne geldi. Dünyanın bütün
develeri şimdi onun yanında Rasûlüllah'ın (s.a.v.) tırnağı kadar olamazdı.
Rasûlüllah'ın (s.a.v.) :
«— Suraka! Kisra'nın
bileziklerini taktığın zaman kimbîlir nasıl keyiflenirsin?» sözünü tekrar edip
duruyordu. Çünkü bundan hiç şüphesi yoktu.
Günler yine birbirini
kovaladı ve Hz. Ömer halife oldu. Onun zamanında müslüman askerleri fırtına
gibi' İran'a doğru estiler. Kaleleri yıkmağa, orduları yenmeye, tahtları
sarsmaya ve ganimetler elde etmeye başladılar. Nihayet Allah, Kisraların
devletine onların eliyle son verdi... Ömer'in halifeliğinin sonlarına doğru bir
gün Sa'd ibn-i Ebî Vakkas'm adamları, Halife'ye müjdesini vermek üzere
Medine'ye geldiler...
Müslümanların
beytütmaline, Allah yolunda savaşanların elde ettiği ganimetlerin beşte birini
getiriyorlardı...
Ganimetler önüne
konulunca Ömer dehşetle onlara baktı... Ganimetler içinde
Kisra'nın inciden tacı, altın ipliklerle dokunmuş elbiseleri,
kıymetli taşlar dizili kemeri, benzeri
görülmemiş iki bileziği ve
sayılmıyacak kadar kıymetli eşyalar vardı.
Ömer elindeki sopayla
bu değerli hazineyi karıştırmaya başladı...
Sonra etrafındakilere
dönüp:
«— Bunları teslim edenler pek emin kimselerdir...»
O sırada orada bulunan
Hz. Ali şöyle cevap verdi:
«— Sen namuslu oldun,
halkın da namuslu oldu yâ Emîralmü'mi-nin!
Eğer sen yeseydin, mutlaka onlar
da yerlerdi...»
Bu arada Hz. Ömer
Suraka ibn-i Malik'i çağırdı ve ona Kisra'nın gömleğini, pantolonunu,
çizmelerini ve diğer elbiselerini giydirdi. Kisra'nın kılıç ve kemerini de
taktı, basma tacını koydu... Bilezikleri-ni taktırdı... Evet bileziklerini.
Bu sırada müslümanlar:
«— Allahu ekber.,.
Ailahu ekber... Allahu ekber.. dılar.
Ömer Suraka'ya döndü:
«— Vay vay vay... Şuna
bak... Başında Kisra'nın tacı ve kollarında bilezikleri olan Benî Mudlicli
bir bedevicik!»
Daha sonra başını gökyüzüne kaldırıp:
«— Allah'ım! Bu
malları, Rasûlüne verdin. Onu benden daha çok severdin. O, senin yanında daha
değerliydi...
Ebû Bekir'e de verdin.
Onu benden daha çok severdin ve senin yanında daha değerliydi,..
O mâlı bana da verdin
ama onu, beni cezalandırmak için vermiş olmandan sana sığınırım...»
Malları müstümanlar
arasında taksim etmeden oturduğu yerden ayrılmadı.[2]
[1] Allah'ın Rasûlü Hz.
Muhammed (s.a.v.)
[2] Suraka İbn Malik hakkında geniş bilgi
için aşağıdaki eserlere bakınız:
1-
Usdu'l-ğabe, ü/232
2- EI-İsabe,
El/18
3-
Es-Sa'lebî, Simaru'l-Kulûb fi'l-mıızafi ve'l-mensub, s. 93
4- İbn Sa'd,
et-Tabakatu'l-kubra, 1/188, 232;
IV/366; V/90
5- İbn Hişam,
es-Sîretu'n-nebeviyye, [1/133-135 ve fihristlere bakınız
6-
Hayatu's-sahabe (Dördüncü jütteki fihristlere bakınız).
7-
Tacu'l-arus min cevahiri'l-kamus, Vl/83
Dr. Abdurrahman Re’fet
el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/337-343.