Pazar, 30 Rebiülahir 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ibnikayyım - Medaricus Salikin - Fiillerin G Zel Ve Irkin Olabilece Ini Inkar Etmenin Yanl L

 

Fiillerin Güzel ve Çirkin Olabileceğini inkar Etmenin Yanlışlığı

 

"Tuhfetü'n- Nazilin bi civari Rabbi'l- Alemin" isimli eserimizde, bunu savunan mezhebin batıllığını altmış noktadan tenkit ettik; bu meselede doyurucu bilgi verdik. Bu mezheb mensuplarının delil olarak ileri sürdükleri hususların tamamını kaydettik ve yanlışlıklarını gösterdik.

Bu görüş ve neticeleri incelediğinde akıl bunun batıl olduğuna hükmedecektir.

Kur'an da bu mezhebin bozukluğuna birçok yerinde işaret etmektedir. Aynı şekilde insan fıtratı ve selim akıl da aynı sonuca varır.

AllahTeala kullarını, doğruluğu, adaleti, iffeti, iyilik yapmayı ve nimetlere karşı şükürde bulunmayı güzel, aynı şekilde bu hususların zıtlarını da çirkin görecek biçimde yaratmıştır.

Bunların akıl ve fıtrata nisbeti, tatlı ve ekşinin tat alma duyularına nisbeti, tatlı ve çirkin sesin kulaklarına nisbeti gibidir. Gizli-açık duyu organlarıyla idrak ettikleri bütün hususlar böyledir. Kullar böylece iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırd ederler.

Fiillerin güzel ve çirkin görülmesini inkar edenlerden bazıları bunun üzerinde ittifak olduğunu ileri sürmüştür. Bu husus, karakterleri gereklerine bağlı olarak bu karakterlerin bir şeyi kabulü, ondan faydalanması ve bunun zıddından nefret etmesi açısından, mizaçların o hususa muvafakat etmesi veya ondan tiksinmesine dayanmaktadır.

Bunlar yine derler ki: Bunda ihtilaf yoktur. Asıl ihtilaf, fiilin dünyada yerilmesi ve övülmesi, ahirette mükafat ve cezayla bağlantılı olması konusundadır. Bizim inkar ettiğimiz budur. Biz de onlara, bunun ancak şeriat vasıtasıyla bilinebileceğini söyleriz. Muhaliflerimiz, bunun akılla bilinebileceğini ve aklın bunu gerektirdiğini ileri sürerler.

Bu kimselere karşı şöyle cevab verilebilir: Bu görüşünüz tartışmadan bir kaçıştır. Çünkü burada iki farklı durum vardır ve aralarında bir gereklilik yoktur. Bunlardan biri şudur: Fiilin kendisi, güzellik ve çirkinliğin kaynağı olacak şekilde, güzellik ve çirkinliği gerektiren bir vasfa sahip midir? Fiil, bu ikisine kaynak mıdır, değil midir? ikincisi şudur: Güzelliğinden dolayı fiile terettüp eden sevap ve çirkinliğinden dolayı da terettüp eden ceza, akıl ile mi sabittir, yoksa şeriatla mı sabittir?

Mutezile ve onların görüşüne muvafakat edenler, bu iki aslın birbirlerine bağlı olduğunu kabul ettiklerinde, konuyu uzatmış, tenakuz ve saçmalıklarını açıklama imkanına kavuşmuş oluyorsunuz. İki aslı toptan inkar ettiğinizde ise, kendi aleyhinize lafı uzatmış, onların açığa vurduğu, sarih akıl ve fıtrata karşı saçmalık ve muhalefeti siz de ortaya koymuş oluyorsunuz. Onlar, bu iki aslın birbirleriyle bağlantısı konusunda hata etmiş, siz de bu iki aslı inkar etmek suretiyle hata etmiş oluyorsunuz.

Tenakuz bulunmayan hakikat ise şudur: Bu iki esas arasında bir gereklilik ve bağlantı yoktur. Fiiller, faydalı ve zararlı olabildikleri gibi, bizzat yapılan icabı güzel ve çirkindirler. Bu ikisi arasındaki fark, tadılan, koklanılan ve görülen nesneler arasındaki fark gibidir. Fakat fiillere sevap ve ceza ancak Allah'ın emri ve nehyi dolayısıyla verilir. Bizzat yapısı icabı çirkin, hatta çirkinliğin son noktasında olsa bile ilahi emir ve nehiy gelmeden önce fiil, azabı gerektirici olan çirkin bir fiil olmaz. Allah, peygamberleri gönderdikten sonra bu fiilden dolayı azap eder. Şeytana ve putlara secde, yalan, zina, zulüm ve günahların hepsi, bizzat yapılan icabı çirkin fiillerdir. Bu fiillerden dolayı azap ise şeriate bağlıdır.

Hüsn ve kubhu inkar edenler, bu fiillerin yapılan icabı çirkin olmadıklarını, onların çirkin oluşları ve bundan dolayı azap ile cezalandırılmalarının şeriattan kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Mutezile ise, onların çirkin oluşları ve azap ile mukabelede bulunmalarının akılla sabit olduğunu iddia ediyorlar.

Dört mezhebin fakihlerinin çoğunluğu şöyle der: Bu fiillerin çirkin oluşları akılla sabittir. Azap ise şeriatın gelmesine bağlıdır. Şafiilerden Sa'd b. Ali ez- Zincani, Hanbelilerden Ebu'l- Hattab, Hanefi'lerin ve naklettiklerine göre Ebu Hanife'nin görüşü de bu yöndedir. Fakat Mutezileden bir kısmı, azabın akılla sabit olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Kur'an-ı Kerim bu iki husus arasında bir bağlantı olmadığını, Cenab-ı Hakk'ın peygamberlerini gönderdikten sonra azap edeceğini, fiilin kendisinin güzel ve çirkin olduğunu delillerle ortaya koymuştur. Biz Kur'an'ın bu iki hususa ilişkin beyanını açaklayacağız.

Birincisi: Şu ayetlerde bu husus açıklanmaktadır:

"Biz, bir peygamber göndermeden (hiç bir topluma) azap edecek değiliz." (el-İsra,15).

"Peygamberler;müjdeciler ve uyarıcılar, olarak (gönderildi). Öyle ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın." (en-Nisa,165).

" Herbir grup (cehennemin) içine atıldıklarında, (cehennem) bekçileri onlara sorar: Size bir uyarıcı gelmedi mi? Onlar: Evet, derler, bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: "Allah hiç bir şey indirmedi dedik" (el- Mülk, 1).

Cehennem bekçileri onlara, akla muhalefetlerini değil, peygamberlere muhalefetlerini sormuştur ve bundan dolayı onlar cehenneme girmişlerdir.

"Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi aktarıp okuyan ve size, karşılaşacağınız günü hatırlatıp uyaran elçiler gelmedi mi? dendiğinde onlar: Nefislerimize karşı şehadet ederiz, derler. Dünya hayatı onları aldatmış ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadette bulunmuşlardır" (En'am, 130).

Zümer suresinde:

"(Cehennem bekçileri dedi ki): Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? " (Zümer, 71) diye sorulacağı bildirilmekle, sonra En'am Suresi'nde:

"Bu, halkı habersizken, Rabbinin ülkeleri zulümle helak etmemesi sebebiyledir" (En'am, 131) buyurulmaktadır.

Bu ayetin tefsiri şöyledir: Allah peygamberlerini göndermezden önce işledikleri zulümlerden dolayı onları helak etmez.

Buna göre ayeti iki esasa işaret etmektedir:

1 - Henüz peygamber gönderilmemişken onların işledikleri fiilleri ve şirkleri çirkin ve zulümdür.

2 - Fakat Cenab-ı Hak ancak peygamber gönderdikten sonra onları cezalandırır. Bu iki hususa işaret etmesi bakımından bu ayet, el-Kasas Suresi'ndeki şu ayete benzemektedir:

"Kendi ellerinin öne sürdükleri (işledikleri fiilleri) dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde, "Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de böylece biz de senin ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık, diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)" (el- Kasas, 47).

Bu ayet, elleriyle işledikleri fiillerin, başlarına gelen belanın sebebi olduğunu göstermektedir. Eğer bu fiiller çirkin olmasalardı, buna sebeb de olmazlardı. Fakat azabın isabet etmesi için gerekli şart bulunmadığı için azabın gelmesi imkansız olmaktadır. Bu şart da, onlara peygamber gelmesidir. Peygamber geldikten sonra sebeb tahakkuk etmiş ve şart da bulunmuş olur. Böylece işledikleri günah fiillerden kaynaklanan belalara maruz kalıp dünya ve ahirette cezalandırılırlar.

 

İÇİNDEKİLER