|
"Tuhfetü'n- Nazilin bi civari Rabbi'l- Alemin" isimli eserimizde, bunu savunan mezhebin batıllığını altmış
noktadan tenkit ettik; bu meselede doyurucu bilgi verdik. Bu mezheb mensuplarının
delil olarak ileri sürdükleri hususların tamamını kaydettik ve yanlışlıklarını
gösterdik.
Bu görüş ve neticeleri
incelediğinde akıl bunun batıl olduğuna hükmedecektir.
Kur'an da bu mezhebin
bozukluğuna birçok yerinde işaret etmektedir. Aynı şekilde insan fıtratı ve
selim akıl da aynı sonuca varır.
AllahTeala kullarını, doğruluğu,
adaleti, iffeti, iyilik yapmayı ve nimetlere karşı şükürde bulunmayı güzel, aynı
şekilde bu hususların zıtlarını da çirkin görecek biçimde yaratmıştır.
Bunların akıl
ve fıtrata nisbeti, tatlı ve ekşinin tat alma duyularına nisbeti, tatlı ve çirkin
sesin kulaklarına nisbeti gibidir. Gizli-açık duyu organlarıyla idrak ettikleri bütün
hususlar böyledir. Kullar böylece iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırd
ederler.
Fiillerin güzel ve çirkin
görülmesini inkar edenlerden bazıları bunun üzerinde ittifak olduğunu ileri
sürmüştür. Bu husus, karakterleri gereklerine bağlı olarak bu karakterlerin bir
şeyi kabulü, ondan faydalanması ve bunun zıddından nefret etmesi açısından,
mizaçların o hususa muvafakat etmesi veya ondan tiksinmesine dayanmaktadır.
Bunlar yine derler ki: Bunda
ihtilaf yoktur. Asıl ihtilaf, fiilin dünyada yerilmesi ve övülmesi, ahirette
mükafat ve cezayla bağlantılı olması konusundadır. Bizim inkar ettiğimiz budur.
Biz de onlara, bunun ancak şeriat vasıtasıyla bilinebileceğini söyleriz.
Muhaliflerimiz, bunun akılla bilinebileceğini ve aklın bunu gerektirdiğini ileri
sürerler.
Bu kimselere karşı şöyle cevab
verilebilir: Bu görüşünüz tartışmadan bir kaçıştır. Çünkü burada iki farklı
durum vardır ve aralarında bir gereklilik yoktur. Bunlardan biri şudur: Fiilin
kendisi, güzellik ve çirkinliğin kaynağı olacak şekilde, güzellik ve çirkinliği
gerektiren bir vasfa sahip midir? Fiil, bu ikisine kaynak mıdır, değil midir?
ikincisi şudur: Güzelliğinden dolayı fiile terettüp eden sevap ve çirkinliğinden
dolayı da terettüp eden ceza, akıl ile mi sabittir, yoksa şeriatla mı sabittir?
Mutezile ve onların görüşüne
muvafakat edenler, bu iki aslın birbirlerine bağlı olduğunu kabul ettiklerinde,
konuyu uzatmış, tenakuz ve saçmalıklarını açıklama imkanına kavuşmuş oluyorsunuz.
İki aslı toptan inkar ettiğinizde ise, kendi aleyhinize lafı uzatmış, onların
açığa vurduğu, sarih akıl ve fıtrata karşı saçmalık ve muhalefeti siz de ortaya
koymuş oluyorsunuz. Onlar, bu iki aslın birbirleriyle bağlantısı konusunda hata
etmiş, siz de bu iki aslı inkar etmek suretiyle hata etmiş oluyorsunuz.
Tenakuz bulunmayan hakikat ise
şudur: Bu iki esas arasında bir gereklilik ve bağlantı yoktur. Fiiller,
faydalı ve zararlı olabildikleri gibi, bizzat yapılan icabı güzel ve
çirkindirler. Bu ikisi arasındaki fark, tadılan, koklanılan ve görülen nesneler
arasındaki fark gibidir. Fakat fiillere sevap ve ceza ancak Allah'ın emri ve
nehyi dolayısıyla verilir. Bizzat yapısı icabı çirkin, hatta çirkinliğin son
noktasında olsa bile ilahi emir ve nehiy gelmeden önce fiil, azabı gerektirici
olan çirkin bir fiil olmaz. Allah, peygamberleri gönderdikten sonra bu fiilden
dolayı azap eder. Şeytana ve putlara secde, yalan, zina, zulüm ve günahların
hepsi, bizzat yapılan icabı çirkin fiillerdir. Bu fiillerden dolayı azap ise
şeriate bağlıdır.
Hüsn ve kubhu inkar edenler, bu
fiillerin yapılan icabı çirkin olmadıklarını, onların çirkin oluşları ve bundan
dolayı azap ile cezalandırılmalarının şeriattan kaynaklandığını ileri sürüyorlar.
Mutezile ise, onların çirkin oluşları ve azap ile mukabelede bulunmalarının akılla
sabit olduğunu iddia ediyorlar.
Dört mezhebin fakihlerinin
çoğunluğu şöyle der: Bu fiillerin çirkin oluşları akılla sabittir. Azap ise
şeriatın gelmesine bağlıdır. Şafiilerden Sa'd b. Ali ez- Zincani, Hanbelilerden
Ebu'l- Hattab, Hanefi'lerin ve naklettiklerine göre Ebu Hanife'nin görüşü de bu
yöndedir. Fakat Mutezileden bir kısmı, azabın akılla sabit olduğunu ileri
sürmüşlerdir.
Kur'an-ı Kerim bu iki husus
arasında bir bağlantı olmadığını, Cenab-ı Hakk'ın peygamberlerini gönderdikten
sonra azap edeceğini, fiilin kendisinin güzel ve çirkin olduğunu delillerle
ortaya koymuştur. Biz Kur'an'ın bu iki hususa ilişkin beyanını açaklayacağız.
Birincisi: Şu ayetlerde bu
husus açıklanmaktadır:
"Biz, bir peygamber göndermeden (hiç bir
topluma) azap edecek değiliz." (el-İsra,15).
"Peygamberler;müjdeciler ve uyarıcılar, olarak
(gönderildi). Öyle ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı
(savunacak) delilleri olmasın." (en-Nisa,165).
" Herbir grup (cehennemin) içine
atıldıklarında, (cehennem) bekçileri onlara sorar: Size bir uyarıcı gelmedi mi?
Onlar: Evet, derler, bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: "Allah
hiç bir şey indirmedi dedik" (el- Mülk, 1).
Cehennem bekçileri onlara, akla
muhalefetlerini değil, peygamberlere muhalefetlerini sormuştur ve bundan dolayı
onlar cehenneme girmişlerdir.
"Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size
ayetlerimi aktarıp okuyan ve size, karşılaşacağınız günü hatırlatıp uyaran
elçiler gelmedi mi? dendiğinde onlar: Nefislerimize karşı şehadet ederiz,
derler. Dünya hayatı onları aldatmış ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi
nefislerine karşı şehadette bulunmuşlardır" (En'am, 130).
Zümer suresinde:
"(Cehennem bekçileri dedi ki): Size
Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi
uyaran peygamberler gelmedi mi? " (Zümer, 71)
diye sorulacağı bildirilmekle, sonra En'am Suresi'nde:
"Bu, halkı habersizken,
Rabbinin ülkeleri zulümle helak etmemesi sebebiyledir"
(En'am, 131) buyurulmaktadır.
Bu ayetin tefsiri şöyledir: Allah peygamberlerini göndermezden
önce işledikleri zulümlerden dolayı onları helak etmez.
Buna göre ayeti iki esasa işaret etmektedir:
1 - Henüz peygamber gönderilmemişken onların işledikleri
fiilleri ve şirkleri çirkin ve zulümdür.
2 - Fakat Cenab-ı Hak ancak peygamber
gönderdikten sonra onları cezalandırır. Bu iki hususa işaret etmesi bakımından bu
ayet, el-Kasas Suresi'ndeki şu ayete benzemektedir:
"Kendi ellerinin öne sürdükleri (işledikleri
fiilleri) dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde, "Rabbimiz, bize
bir peygamber gönderseydin de böylece biz de senin ayetlerine uysaydık ve
müminlerden olsaydık, diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)"
(el- Kasas, 47).
Bu ayet, elleriyle işledikleri fiillerin, başlarına gelen belanın sebebi olduğunu
göstermektedir. Eğer bu fiiller çirkin olmasalardı, buna sebeb de olmazlardı.
Fakat azabın isabet etmesi için gerekli şart bulunmadığı için azabın gelmesi
imkansız olmaktadır. Bu şart da, onlara peygamber gelmesidir. Peygamber
geldikten sonra sebeb tahakkuk etmiş ve şart da bulunmuş olur. Böylece
işledikleri günah fiillerden kaynaklanan belalara maruz kalıp dünya ve ahirette
cezalandırılırlar.
|