Cuma, 5 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ibnikayyım - Medaricus Salikin - Lahi Emir Ve Nehyin Ki Iden Kalkabilece Ini Ddia Edenlerin Reddi

 

İlahi Emir ve Nehyin Kişiden Kalkabileceğini İddia Edenlerin Reddi

 

Bunlardan bir grup, ikinci farkın bütünüyle ortadan kalkabileceğini kabul etmezler. İkinci farkın, ancak cem'in bizzat kendine ulaşan, yani hakikati müşahede eden bir kimseden zail olacağını iddia etmektedirler. Onlara göre henüz tarikat yolunda seyrederken veya hakikati idrak etmekten aciz bir durumda iken, fark makamına bağlılığın devamı gerekir.

Bu görüşü savunanlar, ilk gruptandır. Hatta onların havassıdır denilebilir. Bunlara göre cem' hakikatini müşahede makamına ulaşan bir kimsenin emirler arasında ayırım yapması gerekmez.

Eğer bunları yaparsa, durumunu ve şeriatı korumak ve de hakikati müşahede etmezden önce, saliki sülûkunden tabiî 'fark' hali üzerinde tutmayı sağlamak içindir. Daha önce kaydedildiği şekilde bu makamı "telbis" olarak nitelendirirler. "Telbis" in ne olduğu konusu, ilerde açık bir şekilde- inşaallah- gelecektir.

Hakikati müşahede eden biri için farkın ortadan kalkacağına dair -daha önce geçmiştir- şu ayeti delil getiriyorlar:

"Sana yakin gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" (Hicr-99).

Onlar, Hz. Peygamber (s.a.v)'in bu makamda olduğunu söylüyorlar. Bu makamda amelleri yapmasını, "teşri'i" olarak izah ediyorlar. Biz, "yakîn" kelimesinin, ölüm manasına geldiğini anlatmıştık. İslam dininde şu husus, zaruri olarak bilinmektedir: Aklını kaybedip mecnun olmadıkça, ilahi emir ve yasaklar bu teklif dünyasında kimseden sakıt olmaz.

Yine başka bir gruba göre, salik cem halinden ayrılmadığı müddetçe ilahi emir ve yasaklan yerine getirmesi vaciptir. Eğer cem' halinde ayrılırsa cem halinin daha vacip olduğunu görür ve iddialarına göre bu insan, daha üstün vacibi yapmak için bu vacibi terkeder. Bu görüş de cehalet ve dalalettir.

İlahi emrin, bu cem' halinde kendini hedef almadığım iddia eden bir kimse kâfirdir. İlahi emrin kendine de yöneldiğini bilir fakat bu emirleri terk ederse bu kişi asi ve fasık kimselerin hükmüne dahil olur.

Bunlardan başka bir grup, ilahi emrin kişiden sakıt olmayacağını, ancak fena ve cem' ilhamı gelip, o kişinin aklını bozup yok ederse, vacibin vaktini ve onun geldiğini anlayamaz ve bunu kaçırırsa ilahi emrin sakıt olacağını iddia etmektedir. Eğer o kişi bu fena için dua eder ve talepte bulunursa, aklının yok olması konusunda mazur değildir. Aksine Allah'ın hakkını zayi etmek için dua talep ettiğinden dolayı O'na karşı asidir, müfrittir. Bu kimsenin durumu Allah'a kalmıştır.

Fakat o kişi, dua etmeksizin, O'nun hakkını zayi etme korkusuyla kendini korumaya çalışmasına rağmen, bu hal ona galip gelirse o kişi mazurdur. Bu kişi kamil bir halde değildir. Aksine kemal bunun ötesidir. Kemal, cem' ve fena vadisinden, ikinci fark ve beka vadilerinden geçmektir. Bütün mesele buradadır.

Bütün sufilerin mutlak şeyhi olan Cüneyd b. Muhammed (r.a)'in (Cüneyd-i Bağdadi) ifade ettiği budur. Cüneyd ile ehl-i cem' ve fena arasında bununla ilgili bir olay meydana gelmiş; Cüneyd onlardan kaçmış ve bu kimselerden sakınılmasını tavsiye etmiş ve şöyle demiştir:

Size ikinci farkı tavsiye ederim, çünkü fark iki nevidir. Birinci fark, zemmedilmiş tabi'i ve nefsi olandır. Rububiyyetin tevhidi ve kevni hakikat konusunda mesele, birinci farktan çıkıp cem' ve fenaya girmek değildir. Aksine mesele, cem'i müşahede ederken ikinci farkla birlikte olmaktır. İkinci fark, dini hakikattir. Kalbi buna müsait olmayan kimse, ikinci farkla meşgul olup, cem'i, fenayı ayakları altına almalı, terk etmelidir. Kemal, bunun da ötesidir ve bu da fark'ı idrak ederken cem'i müşahede etmek, vahdette kesreti görmek ve kevni hakikate karşı dini hakikati hakim kılmaktır. Bu hal, kamil ariflerin halidir:

Ona kadeh sunulur ve içer. fakat sarhoşluğu,

Onu ne kadeh arkadaşından alıkoyar ne de kadehten.

"Namazda olduğum sıra çocuğun ağlamasını işitiyorum ve (çocuğun) annesine zahmet çektirmemek için namazı kısa kesiyorum."

Hz. Peygamber (s.a.v) namazda, Allah ile meşgul olup O'na yöneldiği sırada, Hz. Aişe'nin, kapıyı vurduğunu duyuyordu. Birkaç adım atıp kapıyı açar ve sonra namaz kıldığı yere dönerdi.

(Hz. Peygamber) namaz kılarken yanında bir miktar altın (veya gümüş) bulunduğunu hatırladı ve namazı kıldı. Sonra hızla kalktı ve onu taksim etti ve namaz kıldığı yere döndü."

Bu en büyük cem hali -ki ondan sonra bunun kokusunu bile kimse duymamıştır- Hz. Peygamber'i bu tür konulardan alıkoymamışım Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun.

Bunların bir kısmı, iman ve ilmin kalblerinde yer tuttuğu kimselerdir. İlahi emir geldiğinde onu yapar ve hızla cem' haline dönmeye çalışırlar. Eğer cem halini beraber yürütebilirse ne âla! Yürütemezse bundan derhal uzaklaşır ve emr'e yönelir ve cem' ile beraber emr'i yürütemeyeceğini anlar. Cem' hali bir fazilettir, emr ise farzdır. Faziletler için farzları zayi eden kimseler vuslata eremezler. Hasta ziyareti, cenazeye iştirak, müstehap olan cihad, faydalı ilim talebi, hem kendine hem de başkasına fayda temin eden ortaklık gibi büyük kazanç ve gelir getiren, üstün fayda sağlayan cinsten mendup olan bazı işler söz konusu olduğunda bakar, eğer bunlar cem' haline tesir etmiyor ve bu halini daha hayırlı ve daha faydalı görüyorsa, bunları terkettiğinden dolayı günahkar ve müfrit olmaz. Fakat bu mendup işleri bütünüyle terk eder ve tamamen cem' halini tercih ederse bu bir eksiklik olur. Fakat, cem' hali ile meşgul olduğundan dolayı bunları bazen işleyip bazen terk ederse, bu, kötülenecek bir durum değildir. Aksine bu, meşru olan itikafın bizzat kendisidir. İtikaf, kulun Rabbiyle olan cem'i ve O'nunla halvetidir. Hz. Peygamber (s.a.v):

"İtikafı sırasında mescidi daracık bir yer edinir ve Rabb'i, ile başbaşa kalırdı." (Buhari, Ezan, 81; Libas, 43; Müslim, Müsafırin, 213,214; İbn Mace, İkame, 36)

Bu esnada sahabeye bir şey öğretmek ve öğüt vermekle iştigal etmezdi. Bundan dolayı, İmam Ahmed ve diğer imamların mezheplerine göre, itikaf eden biri için Kur'an okutmak ve ilim öğretmek, meşhur görüşe göre müstehap değildir. İtikaf eden biri için efdal olan, zikr ve ibadetle meşgul olmasıdır. Bunlar görüşlerine, Hz. Peygamber (s.a.v)'in bu haliyle delil getirmişlerdir.

Bu kimselerden daha kamili de şu kişidir ki, ilahi emir geldiği zaman, bunu ifa etmeyi cem halinden üstün görür, cem halini fark haliyle birlikte yürütemeyeceğini anlarda cem'i terkeder. Bu durumda-fazileti çok olanı, az olana; üstünlüğü çok olanı az olana tercih etmiştir. Mendupların fazileti ve üstünlüğü daha az ise cem' o kişi için bunlardan daha hayırlı olduğu için, cem' ile meşgul olup mendupları terk eder. İşte bu grupların en üstünü bunlardır. Er kişi, fark makamından cem makamına, cem'den fark makamına geçen kimsedir. Bu makamların her biri ile diğerini takviye eder ve bu iki makam arasında bir çatışma meydana gelmez. İlahi emir için fark hali zuhur ettiğinde bu halini ciddiyetle yerine getirir ve emir ile cem halini takviye ederek, cem haline hazırlanır. Cem' hali vuku bulduğunda da bununla emrin fark ve bekasını takviye eder. Bu halden o hale, o halden bu hale gider gelir. Emir için fark hali meydana geldiğinde şöyle der:

Allah'la beraber olmaktan beni tekrar kendisiyle buluşturması için ayrılıyorum. Cem hali zuhur ettiğinde ise şöyle der:

Allah'ın emri ve rızası konusunda kuvvet bulmak için cem' ediyorum, yoksa bu cem' halinden salt haz ve lezzet almak için değil. Cem' halinden aldığı haz, lezzet, nimet ve zevkten dolayı, Allah'ın arzusundan uzaklaşan insanların sayısı ne çoktur! Bu bölümü iyi düşün ve tam olarak anla. Çünkü bu, tarikat ve marifetin kaidelerindendir. Bu konuda çok kimsenin ayağı kaymış ve anlayışları dalalete sapmıştır. İnsanların bu konuda nelere sahip olduğunu bilen ve bulunduğu fıtrat ülkesinden kalkıp Allah'a giden yola doğru harekete geçen kimse bunun ölçüsünü bilir. Herkim bu ölçüyü bilirse yolların kavşak ve ayrılma noktalarını da bilir. Bu yollar konusunda sufiler, ilim sahibi ve mütefekkirler farklı görüşlere sahiptirler.

Doğruya ulaştıran Allah Teala'dır.

 

İÇİNDEKİLER