Cuma, 28 Rebiülahir 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

3-1 - Tarikul Hicreteyn - Fakirlik Ve Zenginlik Hakk Nda Bir Ka S Z

 

     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Fakirlik ve Zenginlik Hakkında Bir Kaç Söz

 

Yahya b. Muaz şöyle diyor:

"Gerçek fakirlik; Allah'tan başka bir şeyle zengin olduğunu görmemendir. Bunun alameti ise; bütün sebeplerin olmayışıdır."

Derim ki:

Sebeplerin olmayışından maksadı; onlara dayanıp mutmain olmamaktır. Bilakis bu sebepler; onları yaratanın "el-Evvel" sıfatıyla oluşan önceliğine nisbeten yok gibi olurlar.

Muhammed b. Abdullah el-ferğani'ye:

Allah'a muhtaç olma ve Allah'la zenginleşme hakkında soru sorulunca şöyle demiştir:

"Allah'a gerçekten ihtiyaç hissedildiği zaman gerçekten Allah'la zenginleşilmiş de olur. Ve yine Allah'la zengin olunduğu zaman Allah'a ihtiyaç hissedilmiş olur."

Derim kî:

Allah'la zenginleşmek; Allah'a ihtiyaç hissetmenin aynısıdır. Zenginlik ve fakirlik; bir mananın iki farklı tabirleridir. Çünkü Allah'la zenginleşmenin kemali; O'na yapılan kulluğun kemal seviyesine çıkmasıdır.

Ubudiyetin (kulluğun) hakikati ise; her açıdan tam olarak Allah'a ihtiyaç hissetmektir.

İşte bu ihtiyaç hissetmek; O'nunla zenginleşmenin ta kendisidir. Burada birinin diğerine tafdili istenen iki ayrı şey yoktur; çünkü bunların ikisi de aynı hakikat ve bir makamdır. Bu makam; fani olan varlıklardan ayrılmak açısından "zenginlik / ihtiyaç duymama" diye isimlendirilirken; himmeti sadece Allah'a hasretme yönünden de "fakirlik / Allah'a ihtiyaç hissetme" olarak isimlendirilir.

Demiştir ki:

"fakirin vasıfları üç tanedir: sırrını muhafaza etmesi, farzlarını eda etmesi ve fakirliğini korumasıdır."

Derim ki:

Sırrını muhafaza etmesi; onu gizleyip başkalarının onu bilmesinden onu korumaktır.

Farzları eda etmesi; kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirmesidir.

Fakirliğini koruması ise; başkalarına ihtiyaç hissetme kirinden onu korumasıdır.

İbrahim b. Ethem şöyle diyor:

"Biz fakirliği talep ederken zenginlik bizi karşıladı. İnsanlar ise zenginliği talep ettiler; ancak fakirlik onları karşıladı."

Yahya b. Muaz'a: "zenginlik nedir?" diye sorulunca şöyle cevab verdi:

"Zenginlik; Allah azze ve celle ile güvende olduğunu hissetmendir."

Bişr b. El-Haris şöyle diyor:

"Makamların en üstünü; kabre girene kadar fakirlik üzere sabretme gerekliliğine İnanmaktır."

İbnu'l cellâ'ya:

"fakir, ne zaman fakirlik ismini almaya hak kazanır?" diye sorulunca şöyle demiştir:

"Kendisi üzerinde nefsinin bir payı kalmadığı zaman."

"Bu nasıl olur?" denildiğinde ise şöyle cevap verir:

"Onun himmeti kendisi olduğu zaman; o kendi maslahatını temin etmemiş olur. Ancak onun himmeti kendi nefsi değil de Rabbi olduğu zaman; o gerçek maslahatını elde etmiş olur."

Derim ki: Bunun manası şudur: O, Allah için olduğu zaman Allah'da onun için olur. O, Allah için olmadığı zaman da Allah onun için olmaz. Allah onun için olmayınca; onun nefsi nasıl onun için olsun ki?

İşte bu kimse de; nefsini zarar edip kaybedenlerdendir.

Ebu Hafs şöyle diyor:

"Kulun kendisiyle mevlasına tevessül ettiği en güzel şey: bütün durumlarda mevlasına muhtaç olduğunu hissetmesi, tüm fiillerinde sünnete uyması ve helal yoldan rızık talep etmesidir."

Denmiştir ki:

"Muhtaç olma makamında, fakir de şu dört şeyin bulunması zorunludur:

- onu yönlendirecek ilim,

- kötülüklerden alıkoyacak takva,

- iyiliklere sevkedecek yâkin ve

- onun Allah'la ünsiyetini oluşturacak zikir."

Bir gün Cüneyt el-Bağdadi şöyle dedi:

"Bir fakir ile karşılaştığın zaman; ona ilimle değil de yumuşaklıkla muamele et.

Çünkü yumuşaklıkla muamele etmen onu sana yaklaştırırken ilim ile muamele etmen onu senden uzaklaştırır."

Ben (cüneyt'den naklen) dedim ki:

"Ey Eba'l kasım! İlmin kaçırtacağı bir fakir nasıl olur?"

Şöyle cevap verdi:

"Evet; Allah'a ihtiyaç hissetmesinde samimi olan bir fakire; ilmi sunduğun zaman, kurşunun ateşte erimesi gibi o da erir."

Ebu Hafs diyor ki:

"Bir kul için, vermek almaktan daha sevimli olmadan o kul "fakirlik" makamını elde edemez. Cömertlik; varlıklı olanın yokluk içinde olana vermesi değildir. Ancak cömertlik; yokluk içinde olanın varlıklı olana vermesidir."

Sehl b. Abdullah'a sorulur:

"Fakirlik makamında olan bir kişi ne zaman rahat eder?"

o da şöyle cevap verir:

"nefsi için; içinde bulunduğu vakitten başkasını düşünmediği zaman."

 

İÇİNDEKİLER

1. Bölüm