|
Yahya b. Muaz şöyle diyor:
"Gerçek fakirlik; Allah'tan başka bir şeyle zengin olduğunu görmemendir. Bunun alameti ise; bütün sebeplerin olmayışıdır."
Derim ki:
Sebeplerin olmayışından maksadı; onlara dayanıp mutmain olmamaktır. Bilakis bu sebepler; onları yaratanın
"el-Evvel" sıfatıyla oluşan önceliğine nisbeten yok gibi olurlar.
Muhammed b. Abdullah el-ferğani'ye:
Allah'a muhtaç olma ve Allah'la zenginleşme hakkında soru sorulunca şöyle demiştir:
"Allah'a gerçekten ihtiyaç hissedildiği zaman gerçekten Allah'la zenginleşilmiş
de olur. Ve yine Allah'la zengin olunduğu zaman Allah'a ihtiyaç hissedilmiş
olur."
Derim kî:
Allah'la zenginleşmek; Allah'a ihtiyaç hissetmenin
aynısıdır. Zenginlik ve fakirlik; bir mananın iki farklı tabirleridir. Çünkü
Allah'la zenginleşmenin kemali; O'na yapılan kulluğun kemal seviyesine
çıkmasıdır.
Ubudiyetin (kulluğun) hakikati ise; her açıdan tam olarak Allah'a ihtiyaç hissetmektir.
İşte bu ihtiyaç hissetmek; O'nunla zenginleşmenin ta kendisidir. Burada birinin diğerine tafdili istenen iki ayrı şey yoktur; çünkü bunların ikisi de aynı hakikat ve bir makamdır. Bu makam; fani olan varlıklardan ayrılmak açısından
"zenginlik / ihtiyaç duymama" diye isimlendirilirken; himmeti sadece Allah'a hasretme yönünden de
"fakirlik / Allah'a ihtiyaç hissetme" olarak isimlendirilir.
Demiştir ki:
"fakirin vasıfları üç tanedir: sırrını muhafaza etmesi, farzlarını eda etmesi ve fakirliğini korumasıdır."
Derim ki:
Sırrını muhafaza etmesi;
onu gizleyip başkalarının onu bilmesinden onu korumaktır.
Farzları eda etmesi;
kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirmesidir.
Fakirliğini koruması ise;
başkalarına ihtiyaç hissetme kirinden onu korumasıdır.
İbrahim b. Ethem şöyle diyor:
"Biz fakirliği talep ederken zenginlik bizi
karşıladı. İnsanlar ise zenginliği talep ettiler; ancak fakirlik onları
karşıladı."
Yahya b. Muaz'a: "zenginlik nedir?" diye sorulunca şöyle cevab verdi:
"Zenginlik; Allah azze ve celle ile güvende olduğunu hissetmendir."
Bişr b. El-Haris şöyle diyor:
"Makamların en üstünü; kabre girene kadar fakirlik
üzere sabretme gerekliliğine İnanmaktır."
İbnu'l cellâ'ya:
"fakir, ne zaman fakirlik
ismini almaya hak kazanır?" diye sorulunca şöyle demiştir:
"Kendisi üzerinde nefsinin bir
payı kalmadığı zaman."
"Bu nasıl olur?" denildiğinde
ise şöyle cevap verir:
"Onun himmeti kendisi olduğu zaman; o kendi maslahatını temin etmemiş olur. Ancak onun himmeti kendi nefsi değil de Rabbi olduğu zaman; o gerçek maslahatını elde etmiş olur."
Derim ki: Bunun manası şudur: O, Allah için olduğu zaman Allah'da
onun için olur. O, Allah için olmadığı zaman da Allah onun için olmaz. Allah
onun için olmayınca; onun nefsi nasıl onun için olsun ki?
İşte bu kimse de; nefsini zarar edip
kaybedenlerdendir.
Ebu Hafs şöyle diyor:
"Kulun kendisiyle mevlasına tevessül ettiği en güzel şey: bütün durumlarda mevlasına muhtaç olduğunu hissetmesi, tüm fiillerinde sünnete uyması ve helal yoldan rızık talep etmesidir."
Denmiştir ki:
"Muhtaç olma makamında, fakir de şu dört şeyin bulunması zorunludur:
- onu yönlendirecek ilim,
- kötülüklerden alıkoyacak takva,
- iyiliklere sevkedecek yâkin ve
- onun Allah'la ünsiyetini oluşturacak zikir."
Bir gün Cüneyt el-Bağdadi şöyle dedi:
"Bir fakir ile karşılaştığın zaman; ona ilimle değil
de yumuşaklıkla muamele et.
Çünkü yumuşaklıkla muamele etmen onu sana yaklaştırırken ilim ile muamele etmen onu senden uzaklaştırır."
Ben (cüneyt'den naklen) dedim ki:
"Ey Eba'l kasım! İlmin kaçırtacağı bir fakir nasıl olur?"
Şöyle cevap verdi:
"Evet; Allah'a ihtiyaç hissetmesinde samimi olan bir
fakire; ilmi sunduğun zaman, kurşunun ateşte erimesi gibi o da erir."
Ebu Hafs diyor ki:
"Bir kul için, vermek almaktan daha sevimli olmadan
o kul "fakirlik" makamını elde edemez. Cömertlik; varlıklı olanın yokluk içinde
olana vermesi değildir. Ancak cömertlik; yokluk içinde olanın varlıklı olana
vermesidir."
Sehl b. Abdullah'a sorulur:
"Fakirlik makamında olan bir kişi ne zaman rahat
eder?"
o da şöyle cevap verir:
"nefsi için; içinde bulunduğu vakitten başkasını
düşünmediği zaman."
|