ÞAFÝÝ el-UMM

HAC

 

DÜÞMAN SEBEBÝ ÝLE ALIKONMAK / ÝHSAR

 

Þafii (Allah'ýn rahmeti ona olsun) dedi ki: Aziz ve celil Allah þöyle buyurdu: "Haccý da umreyi de Allah için tamamlayýn. Eðer alýkonulursanýz (ihsara maruz býrakýlýrsanýz) o halde kolayýnýza giden kurbanlardan gönderin. Kurban yerine varýncaya kadar baþlarýnýzý týraþ etmeyin?' (Bakara, 196) buyurmaktadýr.

 

Þafii (Allah ondan razý olsun) dedi ki: Tefsir alanýnda ilim ehlinden olup kendilerinden ilim bellediðim kimselerden bu ayet-i kerimenin Nebi (s.a.v.)'ýn alýkonulduðu ve müþriklerin kendisinin Beyte ulaþmasýný engellediði zaman Hudeybiye'de nazil olduðu hususunda farklý bir kanaate sahip bir kimse olduðunu iþitmedim. Rasulullah (s.a.v.), bunun üzerine, Hudeybiye'de kurbanlýklarýný kesmiþ, týraþ olmuþ ve böylelikle ihramdan çýkmýþ oldu. Ne kendisi, ne de ashabý Beyte ulaþamamýþtýr. Bundan tek istisna yalnýzca Osman b. Affan idi. Onun ile ilgili olayý da biraz sonra söz konusu edeceðiz.

 

Ayetin zahirinde anlaþýldýðý üzere, aziz ve celil Allah, onlara hediyelik kurbanlýklarý kurban yerine ulaþýncaya kadar týraþ olmamalarýný em rettiði gibi, baþýnda herhangi bir rahatsýzlýk bulunan bir kimse için de ismini koyduðu bir fidye vermesini de emr ettiðini görüyoruz.

Aziz ve celil Allah: "Emin olduðunuz vakit ise kim hac zamanýna'kadar umreden faydalanmak isterse kurbandan kolayýna gelenini kessin;' (Bakara, 196) buyurdu. Bundan sonraki buyruklardan da - elbette Allah en iyi bilen dir- düþman sebebi ile alýkonulan kimsenin, kaza yükümlülüðü olmayacaðý anlaþýlýyor gibidir. Çünkü yüce Allah, böyle birisi için, kaza yapmaktan söz etmemekte, fakat onun durumunu zikrettikten sonra ihram da farz olan hususlarý zikretmektedir.

 

Dedi ki: Benim, megazi bilginlerinin haberlerinden aklen kavradýklarým da ayetin zahiri hakkýnda söylediklerimin bir benzeridir. Çünkü bizler, onlarýn birbirileri ile örtüþen hadislerinden þunu öðrenmiþ bulunuyoruz: Hudeybiye yýlýnda, Rasulullah (s.a.v.) ile beraber isimleri ile bilinen kimseler vardý. Sonra Rasulullah (s.a.v.) kaza umresini yaptý, bazýlarý Hudeybiye'de bildiðim kadarý ile can ve mal hususunda herhangi bir zorunluluk olmadýðý halde geri kalmýþtý. Eðer onlarýn kaza yapmalarý gerekmiþ olsaydý, Yüce Allah'ýn izni ile Rasulullah (s.a.v.) onlara da kendisinden geri kalmamalarýný emrederdi. Rasulullah (s.a.v.)'ýn emrinden de geri kalmazlardý. Fakat megazi bilginlerinin haberleri arasýndaki örtüþmede ve benim Hudeybiye'de Beyte ulaþmaktan alýkonulmuþ bazý kimselerin anlattýðý þekilde geri kalýþlarýnda -ki Hudeybiye'nin bir bölümü Harem bölgesinde ise de diðer bir bölümü Haremin dýþýndadýr- bize göre, hediyelik kurbanlýklarý ancak Haremin dýþýnda kesmiþtir. Burada da Rasulullah (s.a.v.)'a aðacýn altýnda beyat edilen yerde Rasulullah (s.a.v.)'ýn mescidi de bulunmaktadýr. Aziz ve celil Allah da: "Andolsun ki aðacýn altýnda sana beyat ederlerken' Allah müminlerden razý olmuþtur ... " (Fetih, IS) buyruklarýný indirdi. Biz de bütün bunlarýn gereði neyse onu söylüyoruz.

 

Ve diyoruz ki: Bir düþman sebebi ile Beyte ulaþmasý alýkonulan kimse, alýkonulduðu yerde, ihramdan çýkar. Ýster Harem bölgesi dýþýnda olsun, ister Haremin içinde olsun. Bir de ya hediyelik büyük baþ boðazlar ya da keser. Kesilecek en asgari kurbanlýk bir koyundur. Yedi kiþi bir deveye yahut bir sýðýra ortak olurlarsa, bu onlar için yeterli olur. Bu kurbanlýðýn bedelini hep beraber ya da onlardan birisi verir ve kesmeden önce de onlarýn o kurbanlýktaki paylarýný onlara baðýþlar ve sonradan onu keserler. Ama önce kurbanlýk kesildikten sonra, onlarýn o kurbanlýktaki paylarýný onlara baðýþlayacak olursa, bu kurbanlýk yalnýzca onun olur ve onlar adýna kurban olmaz.

 

Düþman sebebi ile muhsar (Beyt'e ulaþmasý engellenen) bir kimseye, ihramýndan çýktýktan sonra, ihsar hali devam ediyorsa, kaza yapmak yükümlülüðü yoktur. ihramýndan çýktýðý halde düþman da önceki durumunda ise, sonra kendisi ayrýlmadan düþman gitmiþ olsa ve düþmanýn onlara izin vermesi ile yahut Beytin önünden engeloluþlarýnýn son bulmasýyla Beyte ulaþma ümidine sahip olurlarsa, ihramdan çýkmakta acele etmemelerini daha çok severim (müstehab görürüm.) Bununla birlikte acele edip bunu beklemeyecek olurlarsa, yüce Allah'ýn izni ile yine bu onlar için caizdir.

 

Her ne sebeple olursa olsun, muhsar / Beyte varmasý alýkonulan kiþi, ihramdan çýkmak hususunda teenni ile hareket etse yahut iþi aðýrdan alsa, yapmasý halinde fidye vermesi gereken bir iþe ihtiyaç duyup da o iþi yaparsa, fidye öder. Çünkü rahatsýzlýk sebebi ile fidye, muhsar vaziyette bulunan Kab b. Ucre hakkýnda inmiþtir. Birisi:

- Yüce Allah'ýn Hudeybiye hakkýndaki: "Kurban yerine varýncaya kadar" (Bakara, 196) buyruðu ne demektir, derse ona þöyle cevap verilir:

- Allah elbette en iyi bilendir.

- Sünnet, onun varacaðý yerin kurbanýn orada kesilmesi demektir. Çünkü

Rasulullah (s.a.v.), Harem bölgesi dýþýnda kurbanýný kesmiþti. Eðer: Allah büyük baþlar hakkýnda: "Sonra onlarýn varacaðý yer Beyt-i Atik'tir" (Hac, 33) buyurmaktadýr, derse ona da þöyle denilir:

- O, Beyt-i Atik'in yanýnda kesmeye gücü yetmesi halinde varacaðý (kesileceði) yer orasýdýr, demektir. Dese ki:

- Muhsar kimsenin kurbanlýðý hususunda kimse sana muhalefet etmiþ midir?

- Evet, denilir. Ata b. Ebu Rebah, Nebi (s.a.v.)'ýn Harem bölgesi içerisinde kurban kestiðini söylerdi.

 

Eðer birisi:

- Sen bunu neyle reddettin? Atanýn haberi her ne kadar munkatý ise de senin meðazi bilginlerinden naklettiðin haberinin bir benzeridir, dese derim ki:

- Ata ve baþkalarý hediyelikkurbanýnýn mahalli -ve ondan baþka bize muhalefet edenler- der ki: Düþman sebebi ile olsun hastalýk sebebi ile olsun muhsar bir kimse hediyelik kurbanlýk Haremin içerisine ulaþýp orada kesilmediði sürece, ihramdan çýkmaz. Buna sebep ise onlarýn belirttiðim gibi Nebi (s.a.v.)'ýn kurbanlýk develerini ancak Harem içerisinde kestiðine dair anlattýklarýdýr. (Birisi):

- Bu söylediklerine açýklýk getiren bir þey var mý? Dese, derim ki:

- Evet. Eðer onlar ya da bizler, durum ne olursa olsun, Harem; hediyelik

kurbanlýðýn nihai olarak varacaðý yerdir. Eðer Haremin içerisinde kesilirse, artýk o yeterli olur, diyoruz. Kur'anda -Allah elbette en iyi bilen dir- Nebi (s.a.v.)'ýn hediyelik kurbanlýklarýnýn Hareme ulaþmamýþ olduðuna delildir. Eðer: Bu nerede geçiyor, derse derim ki:

- Aziz ve celil Allah: "Onlar kafir olanlar, sizleri Mescid-i haramdan, bekletilen kurbanlarýnýzý yerlerine varmaktan alýkoyanlardýr:' (Feth, 25) buyurmaktadýr. Birisi:

- Þüphesiz aziz ve celil Allah: "Kurban yerine varýncaya kadar" (Bakara, ý 96) buyurmaktadýr derse derim ki:

- Yerinin neresi olduðunu bilen Allah'týr. Burada buyruðun þu anlamda olma ihtimali vardýr: Sizler, Beyte ulaþmaktan alýkonulacak olursanýz, kurbanlýðýn kesilmesi -açýkladýðým gibi- alýkonduðunuz yerde olur. Ama alýkonulma hali dýþýnda varacaðý yeri Haremdir ve kurbanýn kesilme yeridir. -buyruk Arapça ve oldukça geniþ kapsamlý bir ibaredir-

 

Ama bazý kimseler bize muhalefet ederek dedi ki: Düþman ve hastalýk sebebi ile alýkonulan kimseler arasýnda fark yoktur. Her ikisine de kaza yapmak düþer ve her ikisi de ihramdan çýkabilirler. Bu kiþi devamla dedi ki: Nebi (s.a.v.)'ýn alýkonulduktan sonra, yaptýðý umre alýkonulduðu umresinin kazasýdýr. Nitekim bu umreye umretü'l-kazýyye (kaza umresi) ve umretü'l-kýsas (kýsas umresi) denildiðini görüyoruz. Ýþte böyle diyenlere þöyle denilir: Arap dili oldukça geniþ bir dildir. Bu sebeple Araplar: Bana yapýlanýn kazasýný yaptým ve bana yapýlanýn kýsasýný yaptým. Böylelikle 'benim için hak olduðu halde alýkonulduðum ve benim için hak olduðu halde elde etmem bana göre olmayan þeyleri elde ettim: denilir.

 

Þafii (Allah'ýn rahmeti ona olsun) dedi ki: Ýþte bundan dolayý bizim benimsediðimiz kanaat þudur: O umreye; kýsas umresi ile kaziye umresi deniliþ sebebi þudur. Aziz ve celil Allah, Rasulullah (s.a.v.)'ýn lehine kýsas uyguladý ve böylelikle onun Beyte girmesine engel olmalarýnýn kýsasý olarak onlara raðmen Mekke'ye girdi. Yoksa onun bu þekildeki giriþi ona vacip oluþundan dolayý deðildi.

 

Peki, bu hususta bir þey (delil) zikredebilir misin, dedi. Ben evet, dedim.

 

[1110] Bize (bunu) Süfyan, Mücahid'den haber verdi.

 

Þafii dedi ki: O dedi ki:

- Bu sözü beni baðlamayan bir kiþinin görüþüdür. Ben dedim ki:

- Þayet Kur'an'ýn, meðazi bilginlerinin haberlerinin delaleti ile sünnetin buna delaleti olmasaydý onun sözlerinin seni baðladýðýný söylemezdik. Dedi ki:

- Senin sünnetten zikrettiklerini dinledim. Fakat bu hususta açýk seçik bir hadisi isnadý ile zikredemedn. Derim ki:

- Sen de bu hususta Nebi (s.a.v.)'ýn umresine kaza umresi denildiðine dair senedi ile bir þey zikredemedin. Bu hususta sende bulunan onlarýn buna dair haberlerinden baþka bir þey deðildir. O halde ben, senin bildiðini reddetmek hakkýna sahibim. Çünkü sen bu hususta tek baþýna ispat edici bir özelliðe sahip müsned bir hadis ortaya koyamýyorsun ve senin söylediklerin meðazi bilginlerinin bazýlarý arasýnda ittifak edilmiþ ve bilinen bir husus da deðildir. Eðer ben bu yolla senin kanaatini red edemiyorsam sen de benim söylediðim Nebi (s.a.v.)'ýn ashabý arasýndan Hudeybiye'de bulunanlarýn bir kýsmýnýn kaza umresinde bulunmadýklarýný söylediðimi red edemezsin. Dedi la:

- Bu cevabýn beni ikna etmiyor. Bu sebeple sen bana, Kur'an-ý Kerim'den buna nasýl delil olduðunu göster. Dedim ki:

- Aziz ve Celil Allah: "Haram ay haram aya karþýlýktýr. Hürmetler karþýlýkhdýr (kýsastýr). Onun için size kim saldýrýrsa siz de týpký onlarýn saldýrdýklarý gibi karþýlýk verin?' (Bakara, 194) buyurmuþtur. o:

- Benim delilimin yönü de aziz ve Celil Allanýn: "Kýsastýr?' buyurmuþ olmasýdýr. Kýsas ise ancak vacip olan bir þeye karþýlýk olarak söz konusu olur.

Þafii (Allah'ýn rahmeti ona olsun) dedi ki: Ona dedim ki:

- Kýsas, her ne kadar lehine kýsasýn gerektiði kimsenin bir hakký ise de kýsas uygulamasý, onun üzerine bir görev deðildir. O:

- Bunun delili nedir, dedi. Ben:

 

Aziz ve Celil Allah: "Yaralamalar ise kýsastýl?' (Maide, 145) buyurmaktadýr.

Peki, yaralanan kimseye kendisini yaralayana kýsas uygulamasý bir görev midir yoksa kýsas uygulamasý onun için mubah olup affetmesi hayýrlý mýdýr, dedim. o:

- Affetme hakký vardýr, kýsas yapmasý mubahtýr. Ona dedim ki:

- Aziz ve Celil Allah da: "Onun içiz size kim saldýrýrsa siz de týpký onlarýn

size saldýrdýklarý gibi karþýlýk verin?' (Bakara, 194) buyurmuþtur. Eðer müþrik bir saldýrgan bize bir haksýzlýk yapacak olursa, onun bize yaptýðý haksýzlýðýn misli ile bizim ona karþýlýk verme hakkýmýz vardýr. Fakat bizim bunu yapmamýz üzerimize bir vazife deðildir. o:

- Bu benim de açýkladýðým gibidir, dedi. Dedim ki:

- Ýþte bu sana benim anlattýðýmýn delilidir. Yine Mücahid'in söylediði aziz

ve celil Allah, Nebisinin onlara kýsas uygulamasýný saðladý (yaptýklarýnýn mislini yapmasýný temin etti.) O(Nebi) da onlarýn kendisini çevirdiði ayný ayda þehirlerine girdi. Bunda ibadetin kazasýný yapmak ciheti itibari ile onun o giriþinin üzerine vacip / bir vazife olduðuna dair bir delalet bulunmaktadýr. -Elbette Allah en iyi bilendir- Bu hususta vacip olanla olmayan, haber yoluyla anlaþýlabilir. Haber de bizim açýklamalarýmýzýn bir benzeri olarak bunun vacip olmadýðýna delildir.

 

Þafii dedi ki: Bir yerde muhsar kalan (Beyte ulaþmasý engellenen) bir kimsenin engellendiði yerden dönüp ihramdan çýkma hakký olur. Eðer oradan geri döndükten sonra, güven duyacak hale gelirse, geri dönüþünü -yakýn ya da uzak olsun- tamamlayabilir. Þu var ki; ben böyle bir kimseye ihramýndan çýkmasýný emrettiðim takdirde bu kiþi artýk hiç ihrama girmemiþ gibi olur. Ancak ben eðer yakýn ya da uzak dahi olsa ulaþmasý engellenen eve (Kabe'ye) ulaþýncaya kadar geri dönmesini müstehab görürüm ve bu hususta benim onun için tercihim yakýnlýk ile alakalýdýr. Yani dönüþü mubah olmakla beraber, onun dönüþünde bu mana (sebep) itibari ile daha çok bir zorluk vardýr. Bununla beraber, bundan güven duymasýndan sonra dönen kimsenin ecri, daha büyük olur. Her ne kadar ona kurbanýný kesip týraþ olup ihramdan çýkarak geri dönmesini mubah gördü isem de kurbanýný kesmekle birlikte, düþman çekilinceye kadar týraþ olmamýþ ise artýk týraþ olamaz ve baþladýðý ibadetini tamamlamakla yükümlüdür. Çünkü o, muhsar halinden çýkýncaya kadar, ihramdan çýkmamýþtýr. Bu durumda, Allanýn izni ile kestiði kurbandan dolayý da ecir alacaktýr. Bu ayný zamanda:

 

Ýhramlý kimsenin, ihramdan çýkmasý ancak týraþ olmakla olur, diyenlerin de görüþüdür. Kiþinin ihramdan çýkmasý týraþ olmadan önce tamam olur. Týraþ olmak da ihramdan çýkýþýn ilk iþidir, diyen kimseler ise þöyle derler: Kurbanýný kesti mi ihramdan çýkmýþ olur ve artýk kurbanýný kestikten sonra ibadetini tamamlamak için devam etmek yükümlülüðü yoktur.

Ýhsarla karþýlaþmadan önce, nafile olarak yahut üzerine vacip olduðu için beraberinde kurbanlýklarla birlikte muhsar olan bir kimsenin, Rasulullah (s.a.v.)'ýn Hudeybiye'de -muhsar olmadan önce kendisi için vacip kýldýðý- kurbanlýklarýný kestiði gibi ayný yerinde kurbanlýklarýný kesebilir. Eðer onun Beytte ihramdan çýkma yükümlülüðü olup -alýkonulduðu için mazereti sebebi ile- varmadan ihramdan çýkabildiðine göre, alýkonulduðu yerde, hediyelik kurbanlýklar için durumun böyle olmasý öncelikle söz konusudur. Ayrýca muhsar olmadan önce, durum ne olursa olsun, kendisine vacip olan hediyelik kurbanlýklarýn dýþýnda da muhsar oluþu sebebi ile hediyelik kurban kesmekle yükümlüdür.

 

Þafii (Allah ondan razý olsun) dedi ki: Eðer, o halde iken, ona hediyelikkurban vacip olmakla birlikte beraberinde kurbanlýk yoksa bulunduðu yerde onu satýn alýp kesme imkaný vardýr. Eðer bundan önce kurban ona vacip olmuþ ise, yine onun buna hakký vardýr. Þayet hediyelik kurbanlýðý engellenme hali gittikten sonra onu (kesim yerine) gönderebileceði vakte kadar ertelerse, bunu daha çok severim. Çünkü bu kurban kesme iþi, ona derhal vacip olan bir þey deðildir. Onu, derhal kesmeyerek, ertelemesi kendisine vacip olduktan sonra ertelemesi gibidir.

 

Dedi ki: Beraberinde hediyelik kurbanlýk olmadýðý halde alýkonulsa, bulunduðu yerde bir kurbanlýk satýn alýr, onu keser ve ihramdan çýkar. Ona hibe edilse yahut da herhangi bir yolla böyle bir kurbanlýðý mülk edinip onu kesse, bu da onun için yeterlidir. Eðer hediyelik kurban satýn alabilecek imkaný olmakla birlikte bulunduðu yerde kurbanlýk bulmazsa yahut da muhsar iken hediyelik kurban bedelini bulamýyorsa bu hususta iki görüþ vardýr:

 

Bir görüþe göre; ancak kurbanlýðý keserek ihramdan çýkabilir.

Diðerine göre; o gücünü yettiði kadarýný yapmakla emr olunmuþtur. Eðer hiçbir þeye gücü yetmiyorsa, üzerindeki sorumluluktan kurtulur. Çünkü ona düþen, gücünün yettiði kadarýný yapmaktýr. Bu kanaati kabul edenler, ayrýca þöyle der: Böylelikle bulunduðu yerde ihramdan çýkar ve gücü yeterse kurbanlýk keser. Eðer kurbanlýðý Mekke'de kesme (kestirme) imkaný varsa baþka bir yerde kesmesi caiz deðildir. Buna gücü yetmezse gücü yettiði yerde keser.

 

Dedi ki: Bir baþka görüþe göre ise; kurbanlýk kesmekten baþka hiçbir þey yeterli olmaz. Eðer kurbanlýk bulamayacak olursa, yemek yedirmek yahut oruç tutmak da onun için yeterli olur görüþü de vardýr. Buna göre eðer yemek yediremeyecek olursa hediyelik kurbanlýðý bulamayan kiþi gibidir. Þayet oruç tutamýyorsa, bu durumda hediyelik kurban ve yemek yedirmek imkanýný bulamayan gibidir. Ýmkan olursa bunlarýn hangisi onun tarafýnda yerine getirilmesi gerekiyorsa onu eksiksiz yerine getirir.

 

Efendisinin kendisine hac etmesine izin verdiði bir köle, eðer alýkonulursa, kölenin malý olmayýp oruç tutma yükümlülüðü varsa o vakit onun adýna bir koyuna dirhem türünden kýymet biçilir. Sonra o dirhemlerin yiyecek deðeri tespit edilir. Sonra da her bir müd (509 gr.) için bir gün oruç tutar. Oruç tutmadan önce ihramdan çýkabileceði görüþü ise bu husustaki iki görüþten birisidir.

 

Bir görüþe göre; oruç tutmadan Önce ihramdan çýkabilir.

Diðerine göre ise; oruç tutmadýkça ihramdan çýkamaz. Ama birinci görüþ kýyasa daha uygundur. Çünkü ona ihramdan çýkýp korkma haline dönmesinin emredilmesi de oruç sebebi ile korkulu hal üzere kalmasýnýn emredilmemesine benzer. Halbuki nerede tutarsa tutsun, oruç onun için yeterli olur.

 

Bir erkek, bir kadýn ya da çok sayýda bir topluluk Rasulullah (s.a.v.)'ýn ve ashabýnýn Hudeybiye senesinde muhasara edildiði, düþman gibi, -müþriklerden oluþan bir düþman tarafýndan alýkonulacak olursa- onlarla savaþabilecek güçleri olsun yahut olmasýn geri dönme haklarý vardýr. Çünkü onlarýn nefir (savaþ) çaðrýsý olmasý hali dýþýnda yahut da düþmanýn kendilerine savaþa baþlatmalarý hali dýþýnda savaþmama haklarý vardýr. Eðer Müslümanlarýn görüþü, onlarýn býrakýp geri dönmek noktasýnda ise, onlarýn bu haklara sahip olduðu görüþü benim tercihimdir. Þayet Müslümanlar, onlarla savaþmayý uygun görürlerse,ýo takdirde ben de onlarýn savaþmalarýný silahlarýný kuþanmalarýný ve fidye vermelerini tercih ederim.

 

Müþrik olmayanlar sebebi ile alýkonulacak olurlarsa, bu ihsar halinden ihramdan çýkýþlarýndan sonra durum ne olursa olsun geri dönmelerini tercih ederim. Birisi dese ki:

- Müslümanlar sebebi ile alýkonulmak ihramlý kimsenin ihramdan çýkmasýna sebep olduðunu nasýl söyleyebilirsin? Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ancak müþrikler tarafýndan alýkonulmuþtur.

 

Yüce Allah'ýn izni ile ona þöyle denilir:

- Allah, düþman tarafýndan alýkonulma halini mutlak olarak zikretmiþ ve bu hususta Müslüman kimseyi dýþarýda tutarak özellikle kafir tarafýndan ihsarý söz konusu etmemiþtir. Bu durumda alýkonulan kimsenin, ihramdan çýkmak sureti ile helal olan alýkoyan müþriðin bu özelliði düþmanýn ihramlý olana onun düþmaný olan kimsenin verebileceði zararý vermesinden korkmak özelliðidir. O halde, sünnetin nassý gereðince, aklen kabul edilmesi gereken þudur: Böyle bir durumun söz konusu olmasý halinde bu ihramlý bir kimse için bu sebepten ötürü, ihramdan çýkmasýna bir mazeret teþkil eder.

 

[1111] Bize Malik, N afi'den haber verdi. Onun Ýbn Ömer'den haber verdiðine göre, fitne zamanýnda Mekke'ye umre yapmak üzere çýkmýþtý. Þöyle demiþti:

Eðer Beyte varmaktan alýkonulacak olursam, týpký Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte yaptýðýmýz gibi yaparýz.

 

Þafii (Allah ondan razý olsun) dedi ki: Hudeybiye yýlý, Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte ihramdan çýktýðýmýz gibi çýkarýz, demek istiyor. Ýbn Ömer'in bu sözü ise bu hususta benim söylediklerim ile ayný anlama gelir. Çünkü o zaman Mekke'de Ýbn ez-Zübeyr ile Þamlýlar vardý. Onun bu durumdaki kanaati de þu idi: Eðer kendisini engelleyecek olurlarsa yahut da engellemeseler dahi seviyesiz insanlarýn ona olumsuz türden tepkiler vereceklerinden çekinirse, o böyle bir durumda muhsar kimsenin durumunda olur. Bu sebeple ihramdan çýkma hakký olur.

 

Müþrikler tarafýndan ya da baþkalarý tarafýndan alýkonulacak olup ihramdan çýkmalarý hususunda kendilerine izin vereceklerine dair eman verecek olurlarsa, geri dönme haklarý yoktur ve muhsar olmayanlar gibi olurlar. Verecekleri emana güvenilmeyen ve sözlerinde durmamakla tanýnan kimseler olmalarý hali müstesna. Eðer böyle iseler, ihramdan çýktýktan sonra geri dönebilirler. Ama bundan sonra emanlarýna güvenilen kimseler olup az ya da çok bir bedel karþýlýðýnda ona girip ihramdan çýkma imkanýný verirlerse, görüþüme göre, onlara bir þey vermezler. Çünkü onlarýn bu engellenme (ihsar) halinde bir mazeretleri bulunmaktadýr ve bu mazeretleri sebebi ile ihramdan çýkmalarý onlara helaldir. Ve ben, müþrik kimsenin, Müslüman kimseden bir þeyler almasýndan da hoþlanmýyorum. Çünkü müþriklerden alýnan ve kabul edilen onlarýn küçülmeleridir. Bununla birlikte böyle bir þey yapacak olurlarsa (þart koþulan meblaðý öderlerse) bu onlara -kendileri için bunu mekruh görsem bile- haram olmaz. Týpký mallarýndan müþriklere bir þeyler baðýþlamalarýnýn haram olmayýþý gibi.

 

Engellenen bir kimsenin kendisini Beyte ulaþmaktan alýkoyan müþriklerle savaþmasý mubah olduðu gibi onlarý býrakýp dönmesi de mubahtýr. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) her iki iþi de yapmýþtýr. Onlarla (yeri gelmiþ) savaþtýðý gibi onlarý býrakýp gittiði de olmuþtur.

Muhsar kiþi, onlarla savaþýrken -kimisini öldürür kimisini yaralar ve evcil hayvanlara da isabet ettirerek öldürürse bu sebepten ötürü- 'onun herhangi bir ceza yükümlüðü yoktur. Onlarla savaþýrken onlara ait mülklerindeki av hayvanlarýna isabet ettirirse onun mislini ceza olarak verir fakat onlara bir tazminat ödemez. Þayet bu av hayvaný müþriklerle savaþmayan aralarýndaki Müslümanlardan birisine ait ise ve o hayvana isabet ettirirse, misli ile onun cezasýný verir ve Müslümanlara da onun tazminatýný öder. Çünkü Mekke içinde bulunanlarýn mubah olduðu daru'l-harp deðildir. Eðer evcil olmayan hayvanýn sahibi yoksa, ihramlý kiþi dilerse olduðu yerde onun misli ile cezasýný öder. Çünkü yüce Allah, baþýn týraþ edilmesi fidyesini bulunduðu yerde vermeyi emrettiði gibi Rasulullah (s.a.v.) da Ka'b'a onu vermesini emretmiþ ve hediyelik kurbaný da olduðu yerde kesmesini istemiþtir. Rasulullah (s.a.v.) da tetavvu olarak beraberinde götürmüþ olduðu hediyelik kurbanlýklarý olduðu yerde kesmiþtir. Bu durumda ihsar hali (Beyte) ulaþma halinden farklý olur. Bununla birlikte eðer ben, onu Beyte ulaþtýrmasýný mekruh görmüþsem, mekruh görmemin tek sebebi; onun beklenmedik bir olayla karþýlaþacaðý vakit kazasýný yapamayacak halde olmasýndan dolayýdýr.

 

Bir topluluk, düþman tarafýndan alýkonulacak olup onlar da ihramdan çýkýp sonra onlarla savaþmak isterlerse, benim görüþüme göre bunun bir sakýncasý yoktur.

 

Yine bir topluluk, Mekke'de ya da muhasara altýnda tutulduklarý yerde, ikamet etmeyen bir düþman tarafýndan engellenecek olursa, ihramlý kiþi onlarýn gideceklerini umuyor ve olduðu yerde onlardan yana güven altýnda ise, görüþüm e göre, üç gün boyunca geri dönmez. Daha fazla kalmasý bana göre müstehabdýr. Üç günü tamamlamadan ihramdan çýktýktan sonra dönse bu da caizdir. Çünkü düþmanýn geri dönme ihtimali bir gaybtýr (bilinmez). Hatta bazen geri dönmek istedikleri halde dönmeyebilirler. Dönmek istemezken geri dönebilirler. Nebi (s.a.v.)'ýn Hudeybiye'de kalmayý sürdürmesi ise, müþrikler ile aralarýnda elçilerin gidip gelmesi ve onlarla barýþ antlaþma yapmasý sebebi ile olmuþtur.

 

Bir topluluk, Mekke'den önce düþman tarafýndan engellenecek olup hacýlarýn düþman üzerinden geçmeyen baþka bir yollarý varsa, görüþüme göre, -güven altýnda olacaklarsa o yolu izlerler ve o yolu izledikleri takdirde Beyte güven içinde ulaþacaklarýný ve buna güç yetirebileceklerini umuyorlarsa- ihramdan çýkmalarýna ruhsat yoktur. Þayet güven duyduklarý yollarý kara yolu deðil de deniz yolu ise, o yolu izlemekle yükümlü deðildirler. Çünkü denizde telef olma korkusu vardýr, ama bunu yaparlarsa daha hoþuma gider. Yollarý karadan olup mallarý ve bedenleri itibari ile onu izleyecek güçleri yoksa o takdirde, düþman ile alýkonulduklarý için Beyte ulaþabilecek güçleri olmamasý þartýyla ihramdan çýkabilirler. Kara yollarý uzak ise ve mallarý ve bedenleri itibari ile Beyte ulaþmak kudretleri de varsa, ihramlý olduklarý halde de haccý kaçýracaklarsa, Beyti tavaf edip Safa ile Merve arasýnda say yapmadan ihramdan çýkma haklarý yoktur. Çünkü hac için girilmiþ ihramdan çýkýþ ýn baþlangýcý tavaf etmektir.

 

Onlarýn haccý iade etmekle yükümlü olup olmamalarý hususunda iki görüþten birisidir.

Birinci görüþe göre; haccý iade etmekle yükümlü deðildirler. Çünkü düþman sebebi ile hac etmeleri engellenmiþtir. Onlar ayný zamanda yapabildikleri iþ olan tavafý da yapmýþlardýr. Bu görüþte olanlar þunu da söyler: Haccý kaçýrmaktan ötürü, bir kurbanlýk kesmekle yükümlüdürler. Kýyasa göre sahih olan budur.

 

Ýkinci görüþe göre ise; hem haccý yapmakla hem kurban kesmekle yükümlüdürler ve bunlar düþmandan baþka bir sebeple engellendiði için haccý kaçýrdýktan sonra Beyte ulaþabilen kimseler durumundadýrlar. Bunun da uygun bir açýklamasý vardýr.

Mekke'ye ulaþýp sonradan alýkonulacak olup Arafat'a varmalarý engellenecek olursa, bu sefer tavaf, say, týraþ ve kurban kesmek suretiyle ihramdan çýkarlar. Bu durumdaki görüþler ise bundan önceki mesele hakkýndaki görüþler gibidir. Engellenen kimse, Mekkeli olup Mekke'nin dýþýndan ihramlý olarak gelmesi ile Mekkeli olmamasý arasýnda bir fark yoktur. Onlarýn her birisi hakkýnda sözü geçenler için yapýlmasý gereken ne ise bunlar için de gereklidir. Mekkeli bir kimse, Mekke'de Arafat'a gitmekten alýkonulacak olursa o týpký Mekke'den Arafat'a gitmekten alýkonulan yabancý gibidir.

 

Bunlarýn hepsi kurbanlýklarýný keser, Beyti tavaf eder, say yapar ve ihramdan çýkarlar. Bunlarýn hadarýný kaza etmeleri ile ilgili görüþ de bunlarla ilgili meseleden önceki iki mesele hakkýndaki görüþ gibidir. Bunlarýn hiçbirisi eðer hac niyetiyle ihrama girmiþ ise Mekke'den çýkmazlar. Þayet Mekke'den ihrama girmiþ iseler, tavaflarýný yapmadan Mekke'den çýkartýlýrlarsa yahut da Mekke'nin bir tarafýnda alýkonulup tavaf etmelerine engelolunursa, bunlar da kýyas itibari ile Mekke'nin dýþýnda alýkonulan muhsarlar gibi olurlar. Þayet tavaf yapabilirler ümidi ile beklerlerse bu güzel bir ihtiyat olur.

 

Hac eden bir kimse, Arafat'tan sonra Müzdelife'de yahut Mina'da ya da Mekke'de alýkonulup Müzdelife, Mina ve tavafta yapacaklarýna engelolunursa, onun kurbanýný kesmek, týraþ olmak yahut saçlarýný kýsaltarak ihramdan çýkmak hakký olur. Onun ihramýn tamamýndan çýkma hakký olduðuna göre, kýsmen ihramdan çýkma hakký da vardýr. Þayet bu haccý farz hac ise kadýnlar müstesna diðer yasaklar ona helal olur. Farz olan haccýn da kazasýný yapar. Eðer bu haccý farz hac olmayýp (nafile hac) ise kaza yükümlülüðü yoktur. Çünkü o bir düþman sebebi ile muhsardýr / engellenmiþtir.

 

Eðer Müzdelife'de, gecelemeyi terk ettiði için bir kurban, cemrelere taþ atmayý terk ettiðinden bir kurban, Mina gecelerinde Mina'da gecelemeyi terk ettiði için bir kurban kesip Beyte varýp orayý da tavaf edinceye kadar ihramdan çýkmamak isterse, bunu yapmasý farz olan haccý için yeterli olur. Beyti ne zamana tavaf ederse etsin ve bu süre ne kadar uzarsa uzasýn. Çünkü engellenmesinden sonra bütün bunlarý yapsa ve arkasýndan bir kurban kesse, o takdirde bu onun farz haccý için yeter. Ayný þekilde bir av hayvanýný öldürse, onun fidyesini verir. Onun farz haccýný bozan sadece kadýnlar (cima)dýr. Çünkü haccý ifsad eden yalnýzca budur. Bunun dýþýnda ihramlý iken yaptýðý baþka hususlar deðildir.

 

Düþman sebebi ile alýkonulan bir kimse ile herhangi bir þekilde hapsedilmiþ bir kiþiye o hapsinden çýkmasýný emretmeyiz. Þayet hac için telbiye getirip ihrama girmiþ olup ihramdan çýkmadan önce kadýnlara yaklaþacak olurlarsa, o zaman onlar hadarýný ifsad etmiþ olurlar ve hepsine o if sad ettikleri hacdan sonra bir büyükbaþ kurbanlýk ve bir hac yapmalarý gerekir. Eðer fidye verilmesi gereken bir iþ yapacak olurlarsa, ihramdan çýkmadýklarý sürece onlara fidye düþer. Fakat ihramdan çýktýklarý takdirde o zaman ihrama girmemiþ kimseler gibidirler.

 

Sonraki için týkla:

 

DÜÞMANýN ALIKOYMASINDAN BAÞKA BÝR SEBEPLE iHSAR / ENGELLENMEK ALIKONULMAK

⚠ Hata Bildir