DÜÞMAN SEBEBÝ ÝLE
ALIKONMAK / ÝHSAR
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona olsun) dedi ki: Aziz ve celil Allah þöyle buyurdu: "Haccý da umreyi de
Allah için tamamlayýn. Eðer alýkonulursanýz (ihsara maruz býrakýlýrsanýz) o
halde kolayýnýza giden kurbanlardan gönderin. Kurban yerine varýncaya kadar
baþlarýnýzý týraþ etmeyin?' (Bakara, 196) buyurmaktadýr.
Þafii (Allah ondan razý
olsun) dedi ki: Tefsir alanýnda ilim ehlinden olup kendilerinden ilim
bellediðim kimselerden bu ayet-i kerimenin Nebi (s.a.v.)'ýn alýkonulduðu ve
müþriklerin kendisinin Beyte ulaþmasýný engellediði zaman Hudeybiye'de nazil
olduðu hususunda farklý bir kanaate sahip bir kimse olduðunu iþitmedim.
Rasulullah (s.a.v.), bunun üzerine, Hudeybiye'de kurbanlýklarýný kesmiþ, týraþ
olmuþ ve böylelikle ihramdan çýkmýþ oldu. Ne kendisi, ne de ashabý Beyte
ulaþamamýþtýr. Bundan tek istisna yalnýzca Osman b. Affan idi. Onun ile ilgili
olayý da biraz sonra söz konusu edeceðiz.
Ayetin zahirinde
anlaþýldýðý üzere, aziz ve celil Allah, onlara hediyelik kurbanlýklarý kurban
yerine ulaþýncaya kadar týraþ olmamalarýný em rettiði gibi, baþýnda herhangi
bir rahatsýzlýk bulunan bir kimse için de ismini koyduðu bir fidye vermesini de
emr ettiðini görüyoruz.
Aziz ve celil Allah:
"Emin olduðunuz vakit ise kim hac zamanýna'kadar umreden faydalanmak
isterse kurbandan kolayýna gelenini kessin;' (Bakara, 196) buyurdu. Bundan
sonraki buyruklardan da - elbette Allah en iyi bilen dir- düþman sebebi ile
alýkonulan kimsenin, kaza yükümlülüðü olmayacaðý anlaþýlýyor gibidir. Çünkü
yüce Allah, böyle birisi için, kaza yapmaktan söz etmemekte, fakat onun
durumunu zikrettikten sonra ihram da farz olan hususlarý zikretmektedir.
Dedi ki: Benim, megazi
bilginlerinin haberlerinden aklen kavradýklarým da ayetin zahiri hakkýnda
söylediklerimin bir benzeridir. Çünkü bizler, onlarýn birbirileri ile örtüþen
hadislerinden þunu öðrenmiþ bulunuyoruz: Hudeybiye yýlýnda, Rasulullah (s.a.v.)
ile beraber isimleri ile bilinen kimseler vardý. Sonra Rasulullah (s.a.v.) kaza
umresini yaptý, bazýlarý Hudeybiye'de bildiðim kadarý ile can ve mal hususunda
herhangi bir zorunluluk olmadýðý halde geri kalmýþtý. Eðer onlarýn kaza
yapmalarý gerekmiþ olsaydý, Yüce Allah'ýn izni ile Rasulullah (s.a.v.) onlara
da kendisinden geri kalmamalarýný emrederdi. Rasulullah (s.a.v.)'ýn emrinden de
geri kalmazlardý. Fakat megazi bilginlerinin haberleri arasýndaki örtüþmede ve
benim Hudeybiye'de Beyte ulaþmaktan alýkonulmuþ bazý kimselerin anlattýðý
þekilde geri kalýþlarýnda -ki Hudeybiye'nin bir bölümü Harem bölgesinde ise de
diðer bir bölümü Haremin dýþýndadýr- bize göre, hediyelik kurbanlýklarý ancak
Haremin dýþýnda kesmiþtir. Burada da Rasulullah (s.a.v.)'a aðacýn altýnda beyat
edilen yerde Rasulullah (s.a.v.)'ýn mescidi de bulunmaktadýr. Aziz ve celil
Allah da: "Andolsun ki aðacýn altýnda sana beyat ederlerken' Allah
müminlerden razý olmuþtur ... " (Fetih, IS) buyruklarýný indirdi. Biz de
bütün bunlarýn gereði neyse onu söylüyoruz.
Ve diyoruz ki: Bir
düþman sebebi ile Beyte ulaþmasý alýkonulan kimse, alýkonulduðu yerde, ihramdan
çýkar. Ýster Harem bölgesi dýþýnda olsun, ister Haremin içinde olsun. Bir de ya
hediyelik büyük baþ boðazlar ya da keser. Kesilecek en asgari kurbanlýk bir
koyundur. Yedi kiþi bir deveye yahut bir sýðýra ortak olurlarsa, bu onlar için
yeterli olur. Bu kurbanlýðýn bedelini hep beraber ya da onlardan birisi verir
ve kesmeden önce de onlarýn o kurbanlýktaki paylarýný onlara baðýþlar ve sonradan
onu keserler. Ama önce kurbanlýk kesildikten sonra, onlarýn o kurbanlýktaki
paylarýný onlara baðýþlayacak olursa, bu kurbanlýk yalnýzca onun olur ve onlar
adýna kurban olmaz.
Düþman sebebi ile muhsar
(Beyt'e ulaþmasý engellenen) bir kimseye, ihramýndan çýktýktan sonra, ihsar
hali devam ediyorsa, kaza yapmak yükümlülüðü yoktur. ihramýndan çýktýðý halde
düþman da önceki durumunda ise, sonra kendisi ayrýlmadan düþman gitmiþ olsa ve
düþmanýn onlara izin vermesi ile yahut Beytin önünden engeloluþlarýnýn son
bulmasýyla Beyte ulaþma ümidine sahip olurlarsa, ihramdan çýkmakta acele
etmemelerini daha çok severim (müstehab görürüm.) Bununla birlikte acele edip
bunu beklemeyecek olurlarsa, yüce Allah'ýn izni ile yine bu onlar için caizdir.
Her ne sebeple olursa
olsun, muhsar / Beyte varmasý alýkonulan kiþi, ihramdan çýkmak hususunda teenni
ile hareket etse yahut iþi aðýrdan alsa, yapmasý halinde fidye vermesi gereken
bir iþe ihtiyaç duyup da o iþi yaparsa, fidye öder. Çünkü rahatsýzlýk sebebi
ile fidye, muhsar vaziyette bulunan Kab b. Ucre hakkýnda inmiþtir. Birisi:
- Yüce Allah'ýn
Hudeybiye hakkýndaki: "Kurban yerine varýncaya kadar" (Bakara, 196)
buyruðu ne demektir, derse ona þöyle cevap verilir:
- Allah elbette en iyi
bilendir.
- Sünnet, onun varacaðý yerin
kurbanýn orada kesilmesi demektir. Çünkü
Rasulullah (s.a.v.),
Harem bölgesi dýþýnda kurbanýný kesmiþti. Eðer: Allah büyük baþlar hakkýnda:
"Sonra onlarýn varacaðý yer Beyt-i Atik'tir" (Hac, 33) buyurmaktadýr,
derse ona da þöyle denilir:
- O, Beyt-i Atik'in
yanýnda kesmeye gücü yetmesi halinde varacaðý (kesileceði) yer orasýdýr,
demektir. Dese ki:
- Muhsar kimsenin
kurbanlýðý hususunda kimse sana muhalefet etmiþ midir?
- Evet, denilir. Ata b.
Ebu Rebah, Nebi (s.a.v.)'ýn Harem bölgesi içerisinde kurban kestiðini söylerdi.
Eðer birisi:
- Sen bunu neyle
reddettin? Atanýn haberi her ne kadar munkatý ise de senin meðazi
bilginlerinden naklettiðin haberinin bir benzeridir, dese derim ki:
- Ata ve baþkalarý
hediyelikkurbanýnýn mahalli -ve ondan baþka bize muhalefet edenler- der ki:
Düþman sebebi ile olsun hastalýk sebebi ile olsun muhsar bir kimse hediyelik
kurbanlýk Haremin içerisine ulaþýp orada kesilmediði sürece, ihramdan çýkmaz.
Buna sebep ise onlarýn belirttiðim gibi Nebi (s.a.v.)'ýn kurbanlýk develerini
ancak Harem içerisinde kestiðine dair anlattýklarýdýr. (Birisi):
- Bu söylediklerine
açýklýk getiren bir þey var mý? Dese, derim ki:
- Evet. Eðer onlar ya da
bizler, durum ne olursa olsun, Harem; hediyelik
kurbanlýðýn nihai olarak
varacaðý yerdir. Eðer Haremin içerisinde kesilirse, artýk o yeterli olur,
diyoruz. Kur'anda -Allah elbette en iyi bilen dir- Nebi (s.a.v.)'ýn hediyelik
kurbanlýklarýnýn Hareme ulaþmamýþ olduðuna delildir. Eðer: Bu nerede geçiyor,
derse derim ki:
- Aziz ve celil Allah: "Onlar
kafir olanlar, sizleri Mescid-i haramdan, bekletilen kurbanlarýnýzý yerlerine
varmaktan alýkoyanlardýr:' (Feth, 25) buyurmaktadýr. Birisi:
- Þüphesiz aziz ve celil
Allah: "Kurban yerine varýncaya kadar" (Bakara, ý 96) buyurmaktadýr
derse derim ki:
- Yerinin neresi
olduðunu bilen Allah'týr. Burada buyruðun þu anlamda olma ihtimali vardýr:
Sizler, Beyte ulaþmaktan alýkonulacak olursanýz, kurbanlýðýn kesilmesi
-açýkladýðým gibi- alýkonduðunuz yerde olur. Ama alýkonulma hali dýþýnda
varacaðý yeri Haremdir ve kurbanýn kesilme yeridir. -buyruk Arapça ve oldukça
geniþ kapsamlý bir ibaredir-
Ama bazý kimseler bize
muhalefet ederek dedi ki: Düþman ve hastalýk sebebi ile alýkonulan kimseler
arasýnda fark yoktur. Her ikisine de kaza yapmak düþer ve her ikisi de ihramdan
çýkabilirler. Bu kiþi devamla dedi ki: Nebi (s.a.v.)'ýn alýkonulduktan sonra,
yaptýðý umre alýkonulduðu umresinin kazasýdýr. Nitekim bu umreye
umretü'l-kazýyye (kaza umresi) ve umretü'l-kýsas (kýsas umresi) denildiðini
görüyoruz. Ýþte böyle diyenlere þöyle denilir: Arap dili oldukça geniþ bir
dildir. Bu sebeple Araplar: Bana yapýlanýn kazasýný yaptým ve bana yapýlanýn
kýsasýný yaptým. Böylelikle 'benim için hak olduðu halde alýkonulduðum ve benim
için hak olduðu halde elde etmem bana göre olmayan þeyleri elde ettim: denilir.
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona olsun) dedi ki: Ýþte bundan dolayý bizim benimsediðimiz kanaat þudur: O
umreye; kýsas umresi ile kaziye umresi deniliþ sebebi þudur. Aziz ve celil
Allah, Rasulullah (s.a.v.)'ýn lehine kýsas uyguladý ve böylelikle onun Beyte
girmesine engel olmalarýnýn kýsasý olarak onlara raðmen Mekke'ye girdi. Yoksa
onun bu þekildeki giriþi ona vacip oluþundan dolayý deðildi.
Peki, bu hususta bir þey
(delil) zikredebilir misin, dedi. Ben evet, dedim.
[1110] Bize (bunu)
Süfyan, Mücahid'den haber verdi.
Þafii dedi ki: O dedi
ki:
- Bu sözü beni
baðlamayan bir kiþinin görüþüdür. Ben dedim ki:
- Þayet Kur'an'ýn,
meðazi bilginlerinin haberlerinin delaleti ile sünnetin buna delaleti olmasaydý
onun sözlerinin seni baðladýðýný söylemezdik. Dedi ki:
- Senin sünnetten
zikrettiklerini dinledim. Fakat bu hususta açýk seçik bir hadisi isnadý ile
zikredemedn. Derim ki:
- Sen de bu hususta Nebi
(s.a.v.)'ýn umresine kaza umresi denildiðine dair senedi ile bir þey zikredemedin.
Bu hususta sende bulunan onlarýn buna dair haberlerinden baþka bir þey
deðildir. O halde ben, senin bildiðini reddetmek hakkýna sahibim. Çünkü sen bu
hususta tek baþýna ispat edici bir özelliðe sahip müsned bir hadis ortaya
koyamýyorsun ve senin söylediklerin meðazi bilginlerinin bazýlarý arasýnda
ittifak edilmiþ ve bilinen bir husus da deðildir. Eðer ben bu yolla senin
kanaatini red edemiyorsam sen de benim söylediðim Nebi (s.a.v.)'ýn ashabý
arasýndan Hudeybiye'de bulunanlarýn bir kýsmýnýn kaza umresinde
bulunmadýklarýný söylediðimi red edemezsin. Dedi la:
- Bu cevabýn beni ikna
etmiyor. Bu sebeple sen bana, Kur'an-ý Kerim'den buna nasýl delil olduðunu
göster. Dedim ki:
- Aziz ve Celil Allah:
"Haram ay haram aya karþýlýktýr. Hürmetler karþýlýkhdýr (kýsastýr). Onun
için size kim saldýrýrsa siz de týpký onlarýn saldýrdýklarý gibi karþýlýk
verin?' (Bakara, 194) buyurmuþtur. o:
- Benim delilimin yönü
de aziz ve Celil Allanýn: "Kýsastýr?' buyurmuþ olmasýdýr. Kýsas ise ancak
vacip olan bir þeye karþýlýk olarak söz konusu olur.
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona olsun) dedi ki: Ona dedim ki:
- Kýsas, her ne kadar
lehine kýsasýn gerektiði kimsenin bir hakký ise de kýsas uygulamasý, onun
üzerine bir görev deðildir. O:
- Bunun delili nedir,
dedi. Ben:
Aziz ve Celil Allah:
"Yaralamalar ise kýsastýl?' (Maide, 145) buyurmaktadýr.
Peki, yaralanan kimseye
kendisini yaralayana kýsas uygulamasý bir görev midir yoksa kýsas uygulamasý
onun için mubah olup affetmesi hayýrlý mýdýr, dedim. o:
- Affetme hakký vardýr,
kýsas yapmasý mubahtýr. Ona dedim ki:
- Aziz ve Celil Allah
da: "Onun içiz size kim saldýrýrsa siz de týpký onlarýn
size saldýrdýklarý gibi
karþýlýk verin?' (Bakara, 194) buyurmuþtur. Eðer müþrik bir saldýrgan bize bir
haksýzlýk yapacak olursa, onun bize yaptýðý haksýzlýðýn misli ile bizim ona
karþýlýk verme hakkýmýz vardýr. Fakat bizim bunu yapmamýz üzerimize bir vazife
deðildir. o:
- Bu benim de
açýkladýðým gibidir, dedi. Dedim ki:
- Ýþte bu sana benim
anlattýðýmýn delilidir. Yine Mücahid'in söylediði aziz
ve celil Allah,
Nebisinin onlara kýsas uygulamasýný saðladý (yaptýklarýnýn mislini yapmasýný
temin etti.) O(Nebi) da onlarýn kendisini çevirdiði ayný ayda þehirlerine
girdi. Bunda ibadetin kazasýný yapmak ciheti itibari ile onun o giriþinin
üzerine vacip / bir vazife olduðuna dair bir delalet bulunmaktadýr. -Elbette
Allah en iyi bilendir- Bu hususta vacip olanla olmayan, haber yoluyla
anlaþýlabilir. Haber de bizim açýklamalarýmýzýn bir benzeri olarak bunun vacip
olmadýðýna delildir.
Þafii dedi ki: Bir yerde
muhsar kalan (Beyte ulaþmasý engellenen) bir kimsenin engellendiði yerden dönüp
ihramdan çýkma hakký olur. Eðer oradan geri döndükten sonra, güven duyacak hale
gelirse, geri dönüþünü -yakýn ya da uzak olsun- tamamlayabilir. Þu var ki; ben
böyle bir kimseye ihramýndan çýkmasýný emrettiðim takdirde bu kiþi artýk hiç
ihrama girmemiþ gibi olur. Ancak ben eðer yakýn ya da uzak dahi olsa ulaþmasý
engellenen eve (Kabe'ye) ulaþýncaya kadar geri dönmesini müstehab görürüm ve bu
hususta benim onun için tercihim yakýnlýk ile alakalýdýr. Yani dönüþü mubah
olmakla beraber, onun dönüþünde bu mana (sebep) itibari ile daha çok bir zorluk
vardýr. Bununla beraber, bundan güven duymasýndan sonra dönen kimsenin ecri,
daha büyük olur. Her ne kadar ona kurbanýný kesip týraþ olup ihramdan çýkarak
geri dönmesini mubah gördü isem de kurbanýný kesmekle birlikte, düþman
çekilinceye kadar týraþ olmamýþ ise artýk týraþ olamaz ve baþladýðý ibadetini
tamamlamakla yükümlüdür. Çünkü o, muhsar halinden çýkýncaya kadar, ihramdan çýkmamýþtýr.
Bu durumda, Allanýn izni ile kestiði kurbandan dolayý da ecir alacaktýr. Bu
ayný zamanda:
Ýhramlý kimsenin,
ihramdan çýkmasý ancak týraþ olmakla olur, diyenlerin de görüþüdür. Kiþinin
ihramdan çýkmasý týraþ olmadan önce tamam olur. Týraþ olmak da ihramdan çýkýþýn
ilk iþidir, diyen kimseler ise þöyle derler: Kurbanýný kesti mi ihramdan çýkmýþ
olur ve artýk kurbanýný kestikten sonra ibadetini tamamlamak için devam etmek
yükümlülüðü yoktur.
Ýhsarla karþýlaþmadan
önce, nafile olarak yahut üzerine vacip olduðu için beraberinde kurbanlýklarla
birlikte muhsar olan bir kimsenin, Rasulullah (s.a.v.)'ýn Hudeybiye'de -muhsar
olmadan önce kendisi için vacip kýldýðý- kurbanlýklarýný kestiði gibi ayný
yerinde kurbanlýklarýný kesebilir. Eðer onun Beytte ihramdan çýkma yükümlülüðü
olup -alýkonulduðu için mazereti sebebi ile- varmadan ihramdan çýkabildiðine
göre, alýkonulduðu yerde, hediyelik kurbanlýklar için durumun böyle olmasý
öncelikle söz konusudur. Ayrýca muhsar olmadan önce, durum ne olursa olsun,
kendisine vacip olan hediyelik kurbanlýklarýn dýþýnda da muhsar oluþu sebebi
ile hediyelik kurban kesmekle yükümlüdür.
Þafii (Allah ondan razý
olsun) dedi ki: Eðer, o halde iken, ona hediyelikkurban vacip olmakla birlikte
beraberinde kurbanlýk yoksa bulunduðu yerde onu satýn alýp kesme imkaný vardýr.
Eðer bundan önce kurban ona vacip olmuþ ise, yine onun buna hakký vardýr. Þayet
hediyelik kurbanlýðý engellenme hali gittikten sonra onu (kesim yerine)
gönderebileceði vakte kadar ertelerse, bunu daha çok severim. Çünkü bu kurban
kesme iþi, ona derhal vacip olan bir þey deðildir. Onu, derhal kesmeyerek,
ertelemesi kendisine vacip olduktan sonra ertelemesi gibidir.
Dedi ki: Beraberinde
hediyelik kurbanlýk olmadýðý halde alýkonulsa, bulunduðu yerde bir kurbanlýk
satýn alýr, onu keser ve ihramdan çýkar. Ona hibe edilse yahut da herhangi bir
yolla böyle bir kurbanlýðý mülk edinip onu kesse, bu da onun için yeterlidir.
Eðer hediyelik kurban satýn alabilecek imkaný olmakla birlikte bulunduðu yerde
kurbanlýk bulmazsa yahut da muhsar iken hediyelik kurban bedelini bulamýyorsa
bu hususta iki görüþ vardýr:
Bir görüþe göre; ancak
kurbanlýðý keserek ihramdan çýkabilir.
Diðerine göre; o gücünü
yettiði kadarýný yapmakla emr olunmuþtur. Eðer hiçbir þeye gücü yetmiyorsa,
üzerindeki sorumluluktan kurtulur. Çünkü ona düþen, gücünün yettiði kadarýný
yapmaktýr. Bu kanaati kabul edenler, ayrýca þöyle der: Böylelikle bulunduðu
yerde ihramdan çýkar ve gücü yeterse kurbanlýk keser. Eðer kurbanlýðý Mekke'de
kesme (kestirme) imkaný varsa baþka bir yerde kesmesi caiz deðildir. Buna gücü
yetmezse gücü yettiði yerde keser.
Dedi ki: Bir baþka
görüþe göre ise; kurbanlýk kesmekten baþka hiçbir þey yeterli olmaz. Eðer
kurbanlýk bulamayacak olursa, yemek yedirmek yahut oruç tutmak da onun için yeterli
olur görüþü de vardýr. Buna göre eðer yemek yediremeyecek olursa hediyelik
kurbanlýðý bulamayan kiþi gibidir. Þayet oruç tutamýyorsa, bu durumda hediyelik
kurban ve yemek yedirmek imkanýný bulamayan gibidir. Ýmkan olursa bunlarýn
hangisi onun tarafýnda yerine getirilmesi gerekiyorsa onu eksiksiz yerine
getirir.
Efendisinin kendisine
hac etmesine izin verdiði bir köle, eðer alýkonulursa, kölenin malý olmayýp
oruç tutma yükümlülüðü varsa o vakit onun adýna bir koyuna dirhem türünden
kýymet biçilir. Sonra o dirhemlerin yiyecek deðeri tespit edilir. Sonra da her
bir müd (509 gr.) için bir gün oruç tutar. Oruç tutmadan önce ihramdan
çýkabileceði görüþü ise bu husustaki iki görüþten birisidir.
Bir görüþe göre; oruç
tutmadan Önce ihramdan çýkabilir.
Diðerine göre ise; oruç
tutmadýkça ihramdan çýkamaz. Ama birinci görüþ kýyasa daha uygundur. Çünkü ona
ihramdan çýkýp korkma haline dönmesinin emredilmesi de oruç sebebi ile korkulu
hal üzere kalmasýnýn emredilmemesine benzer. Halbuki nerede tutarsa tutsun, oruç
onun için yeterli olur.
Bir erkek, bir kadýn ya
da çok sayýda bir topluluk Rasulullah (s.a.v.)'ýn ve ashabýnýn Hudeybiye
senesinde muhasara edildiði, düþman gibi, -müþriklerden oluþan bir düþman
tarafýndan alýkonulacak olursa- onlarla savaþabilecek güçleri olsun yahut
olmasýn geri dönme haklarý vardýr. Çünkü onlarýn nefir (savaþ) çaðrýsý olmasý
hali dýþýnda yahut da düþmanýn kendilerine savaþa baþlatmalarý hali dýþýnda
savaþmama haklarý vardýr. Eðer Müslümanlarýn görüþü, onlarýn býrakýp geri
dönmek noktasýnda ise, onlarýn bu haklara sahip olduðu görüþü benim
tercihimdir. Þayet Müslümanlar, onlarla savaþmayý uygun görürlerse,ýo takdirde
ben de onlarýn savaþmalarýný silahlarýný kuþanmalarýný ve fidye vermelerini
tercih ederim.
Müþrik olmayanlar sebebi
ile alýkonulacak olurlarsa, bu ihsar halinden ihramdan çýkýþlarýndan sonra
durum ne olursa olsun geri dönmelerini tercih ederim. Birisi dese ki:
- Müslümanlar sebebi ile
alýkonulmak ihramlý kimsenin ihramdan çýkmasýna sebep olduðunu nasýl
söyleyebilirsin? Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ancak müþrikler tarafýndan
alýkonulmuþtur.
Yüce Allah'ýn izni ile
ona þöyle denilir:
- Allah, düþman
tarafýndan alýkonulma halini mutlak olarak zikretmiþ ve bu hususta Müslüman
kimseyi dýþarýda tutarak özellikle kafir tarafýndan ihsarý söz konusu
etmemiþtir. Bu durumda alýkonulan kimsenin, ihramdan çýkmak sureti ile helal
olan alýkoyan müþriðin bu özelliði düþmanýn ihramlý olana onun düþmaný olan
kimsenin verebileceði zararý vermesinden korkmak özelliðidir. O halde, sünnetin
nassý gereðince, aklen kabul edilmesi gereken þudur: Böyle bir durumun söz
konusu olmasý halinde bu ihramlý bir kimse için bu sebepten ötürü, ihramdan
çýkmasýna bir mazeret teþkil eder.
[1111] Bize Malik, N
afi'den haber verdi. Onun Ýbn Ömer'den haber verdiðine göre, fitne zamanýnda
Mekke'ye umre yapmak üzere çýkmýþtý. Þöyle demiþti:
Eðer Beyte varmaktan
alýkonulacak olursam, týpký Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte yaptýðýmýz gibi
yaparýz.
Þafii (Allah ondan razý
olsun) dedi ki: Hudeybiye yýlý, Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte ihramdan
çýktýðýmýz gibi çýkarýz, demek istiyor. Ýbn Ömer'in bu sözü ise bu hususta
benim söylediklerim ile ayný anlama gelir. Çünkü o zaman Mekke'de Ýbn ez-Zübeyr
ile Þamlýlar vardý. Onun bu durumdaki kanaati de þu idi: Eðer kendisini
engelleyecek olurlarsa yahut da engellemeseler dahi seviyesiz insanlarýn ona
olumsuz türden tepkiler vereceklerinden çekinirse, o böyle bir durumda muhsar
kimsenin durumunda olur. Bu sebeple ihramdan çýkma hakký olur.
Müþrikler tarafýndan ya
da baþkalarý tarafýndan alýkonulacak olup ihramdan çýkmalarý hususunda
kendilerine izin vereceklerine dair eman verecek olurlarsa, geri dönme haklarý
yoktur ve muhsar olmayanlar gibi olurlar. Verecekleri emana güvenilmeyen ve
sözlerinde durmamakla tanýnan kimseler olmalarý hali müstesna. Eðer böyle
iseler, ihramdan çýktýktan sonra geri dönebilirler. Ama bundan sonra emanlarýna
güvenilen kimseler olup az ya da çok bir bedel karþýlýðýnda ona girip ihramdan
çýkma imkanýný verirlerse, görüþüme göre, onlara bir þey vermezler. Çünkü
onlarýn bu engellenme (ihsar) halinde bir mazeretleri bulunmaktadýr ve bu
mazeretleri sebebi ile ihramdan çýkmalarý onlara helaldir. Ve ben, müþrik
kimsenin, Müslüman kimseden bir þeyler almasýndan da hoþlanmýyorum. Çünkü
müþriklerden alýnan ve kabul edilen onlarýn küçülmeleridir. Bununla birlikte
böyle bir þey yapacak olurlarsa (þart koþulan meblaðý öderlerse) bu onlara
-kendileri için bunu mekruh görsem bile- haram olmaz. Týpký mallarýndan
müþriklere bir þeyler baðýþlamalarýnýn haram olmayýþý gibi.
Engellenen bir kimsenin
kendisini Beyte ulaþmaktan alýkoyan müþriklerle savaþmasý mubah olduðu gibi
onlarý býrakýp dönmesi de mubahtýr. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) her iki iþi de
yapmýþtýr. Onlarla (yeri gelmiþ) savaþtýðý gibi onlarý býrakýp gittiði de
olmuþtur.
Muhsar kiþi, onlarla
savaþýrken -kimisini öldürür kimisini yaralar ve evcil hayvanlara da isabet
ettirerek öldürürse bu sebepten ötürü- 'onun herhangi bir ceza yükümlüðü
yoktur. Onlarla savaþýrken onlara ait mülklerindeki av hayvanlarýna isabet
ettirirse onun mislini ceza olarak verir fakat onlara bir tazminat ödemez.
Þayet bu av hayvaný müþriklerle savaþmayan aralarýndaki Müslümanlardan birisine
ait ise ve o hayvana isabet ettirirse, misli ile onun cezasýný verir ve
Müslümanlara da onun tazminatýný öder. Çünkü Mekke içinde bulunanlarýn mubah
olduðu daru'l-harp deðildir. Eðer evcil olmayan hayvanýn sahibi yoksa, ihramlý
kiþi dilerse olduðu yerde onun misli ile cezasýný öder. Çünkü yüce Allah, baþýn
týraþ edilmesi fidyesini bulunduðu yerde vermeyi emrettiði gibi Rasulullah
(s.a.v.) da Ka'b'a onu vermesini emretmiþ ve hediyelik kurbaný da olduðu yerde
kesmesini istemiþtir. Rasulullah (s.a.v.) da tetavvu olarak beraberinde
götürmüþ olduðu hediyelik kurbanlýklarý olduðu yerde kesmiþtir. Bu durumda ihsar
hali (Beyte) ulaþma halinden farklý olur. Bununla birlikte eðer ben, onu Beyte
ulaþtýrmasýný mekruh görmüþsem, mekruh görmemin tek sebebi; onun beklenmedik
bir olayla karþýlaþacaðý vakit kazasýný yapamayacak halde olmasýndan dolayýdýr.
Bir topluluk, düþman
tarafýndan alýkonulacak olup onlar da ihramdan çýkýp sonra onlarla savaþmak
isterlerse, benim görüþüme göre bunun bir sakýncasý yoktur.
Yine bir topluluk,
Mekke'de ya da muhasara altýnda tutulduklarý yerde, ikamet etmeyen bir düþman
tarafýndan engellenecek olursa, ihramlý kiþi onlarýn gideceklerini umuyor ve
olduðu yerde onlardan yana güven altýnda ise, görüþüm e göre, üç gün boyunca
geri dönmez. Daha fazla kalmasý bana göre müstehabdýr. Üç günü tamamlamadan
ihramdan çýktýktan sonra dönse bu da caizdir. Çünkü düþmanýn geri dönme
ihtimali bir gaybtýr (bilinmez). Hatta bazen geri dönmek istedikleri halde
dönmeyebilirler. Dönmek istemezken geri dönebilirler. Nebi (s.a.v.)'ýn
Hudeybiye'de kalmayý sürdürmesi ise, müþrikler ile aralarýnda elçilerin gidip
gelmesi ve onlarla barýþ antlaþma yapmasý sebebi ile olmuþtur.
Bir topluluk, Mekke'den
önce düþman tarafýndan engellenecek olup hacýlarýn düþman üzerinden geçmeyen
baþka bir yollarý varsa, görüþüme göre, -güven altýnda olacaklarsa o yolu izlerler
ve o yolu izledikleri takdirde Beyte güven içinde ulaþacaklarýný ve buna güç
yetirebileceklerini umuyorlarsa- ihramdan çýkmalarýna ruhsat yoktur. Þayet
güven duyduklarý yollarý kara yolu deðil de deniz yolu ise, o yolu izlemekle
yükümlü deðildirler. Çünkü denizde telef olma korkusu vardýr, ama bunu
yaparlarsa daha hoþuma gider. Yollarý karadan olup mallarý ve bedenleri itibari
ile onu izleyecek güçleri yoksa o takdirde, düþman ile alýkonulduklarý için
Beyte ulaþabilecek güçleri olmamasý þartýyla ihramdan çýkabilirler. Kara
yollarý uzak ise ve mallarý ve bedenleri itibari ile Beyte ulaþmak kudretleri
de varsa, ihramlý olduklarý halde de haccý kaçýracaklarsa, Beyti tavaf edip
Safa ile Merve arasýnda say yapmadan ihramdan çýkma haklarý yoktur. Çünkü hac
için girilmiþ ihramdan çýkýþ ýn baþlangýcý tavaf etmektir.
Onlarýn haccý iade
etmekle yükümlü olup olmamalarý hususunda iki görüþten birisidir.
Birinci görüþe göre;
haccý iade etmekle yükümlü deðildirler. Çünkü düþman sebebi ile hac etmeleri
engellenmiþtir. Onlar ayný zamanda yapabildikleri iþ olan tavafý da
yapmýþlardýr. Bu görüþte olanlar þunu da söyler: Haccý kaçýrmaktan ötürü, bir
kurbanlýk kesmekle yükümlüdürler. Kýyasa göre sahih olan budur.
Ýkinci görüþe göre ise;
hem haccý yapmakla hem kurban kesmekle yükümlüdürler ve bunlar düþmandan baþka
bir sebeple engellendiði için haccý kaçýrdýktan sonra Beyte ulaþabilen kimseler
durumundadýrlar. Bunun da uygun bir açýklamasý vardýr.
Mekke'ye ulaþýp sonradan
alýkonulacak olup Arafat'a varmalarý engellenecek olursa, bu sefer tavaf, say,
týraþ ve kurban kesmek suretiyle ihramdan çýkarlar. Bu durumdaki görüþler ise
bundan önceki mesele hakkýndaki görüþler gibidir. Engellenen kimse, Mekkeli
olup Mekke'nin dýþýndan ihramlý olarak gelmesi ile Mekkeli olmamasý arasýnda
bir fark yoktur. Onlarýn her birisi hakkýnda sözü geçenler için yapýlmasý
gereken ne ise bunlar için de gereklidir. Mekkeli bir kimse, Mekke'de Arafat'a
gitmekten alýkonulacak olursa o týpký Mekke'den Arafat'a gitmekten alýkonulan
yabancý gibidir.
Bunlarýn hepsi
kurbanlýklarýný keser, Beyti tavaf eder, say yapar ve ihramdan çýkarlar.
Bunlarýn hadarýný kaza etmeleri ile ilgili görüþ de bunlarla ilgili meseleden
önceki iki mesele hakkýndaki görüþ gibidir. Bunlarýn hiçbirisi eðer hac
niyetiyle ihrama girmiþ ise Mekke'den çýkmazlar. Þayet Mekke'den ihrama girmiþ
iseler, tavaflarýný yapmadan Mekke'den çýkartýlýrlarsa yahut da Mekke'nin bir
tarafýnda alýkonulup tavaf etmelerine engelolunursa, bunlar da kýyas itibari
ile Mekke'nin dýþýnda alýkonulan muhsarlar gibi olurlar. Þayet tavaf
yapabilirler ümidi ile beklerlerse bu güzel bir ihtiyat olur.
Hac eden bir kimse,
Arafat'tan sonra Müzdelife'de yahut Mina'da ya da Mekke'de alýkonulup
Müzdelife, Mina ve tavafta yapacaklarýna engelolunursa, onun kurbanýný kesmek,
týraþ olmak yahut saçlarýný kýsaltarak ihramdan çýkmak hakký olur. Onun ihramýn
tamamýndan çýkma hakký olduðuna göre, kýsmen ihramdan çýkma hakký da vardýr.
Þayet bu haccý farz hac ise kadýnlar müstesna diðer yasaklar ona helal olur.
Farz olan haccýn da kazasýný yapar. Eðer bu haccý farz hac olmayýp (nafile hac)
ise kaza yükümlülüðü yoktur. Çünkü o bir düþman sebebi ile muhsardýr /
engellenmiþtir.
Eðer Müzdelife'de,
gecelemeyi terk ettiði için bir kurban, cemrelere taþ atmayý terk ettiðinden
bir kurban, Mina gecelerinde Mina'da gecelemeyi terk ettiði için bir kurban
kesip Beyte varýp orayý da tavaf edinceye kadar ihramdan çýkmamak isterse, bunu
yapmasý farz olan haccý için yeterli olur. Beyti ne zamana tavaf ederse etsin
ve bu süre ne kadar uzarsa uzasýn. Çünkü engellenmesinden sonra bütün bunlarý
yapsa ve arkasýndan bir kurban kesse, o takdirde bu onun farz haccý için yeter.
Ayný þekilde bir av hayvanýný öldürse, onun fidyesini verir. Onun farz haccýný
bozan sadece kadýnlar (cima)dýr. Çünkü haccý ifsad eden yalnýzca budur. Bunun
dýþýnda ihramlý iken yaptýðý baþka hususlar deðildir.
Düþman sebebi ile
alýkonulan bir kimse ile herhangi bir þekilde hapsedilmiþ bir kiþiye o
hapsinden çýkmasýný emretmeyiz. Þayet hac için telbiye getirip ihrama girmiþ olup
ihramdan çýkmadan önce kadýnlara yaklaþacak olurlarsa, o zaman onlar hadarýný
ifsad etmiþ olurlar ve hepsine o if sad ettikleri hacdan sonra bir büyükbaþ
kurbanlýk ve bir hac yapmalarý gerekir. Eðer fidye verilmesi gereken bir iþ
yapacak olurlarsa, ihramdan çýkmadýklarý sürece onlara fidye düþer. Fakat
ihramdan çýktýklarý takdirde o zaman ihrama girmemiþ kimseler gibidirler.
Sonraki için týkla:
DÜÞMANýN
ALIKOYMASINDAN BAÞKA BÝR SEBEPLE iHSAR / ENGELLENMEK ALIKONULMAK