EL-MUVAFAKAT  *ŞATİBİ*

 

BİRİNCİ MUKADDİME

 

(Furu-ı fıkhın temellerin anlamından) "Fıkıh usulü" kat'ıdir, zannı değildir: Bunun delili fıkıh usulünün şeriatın külli esaslarına dayalı olmasıdır. Şeriatın külli esaslarına dayanan şeyler ise kat'idir.

 

Birinci önermenin beyanı, kesinlik ifade eden istikra (tüme varım) yöntemi ile açıktır.

 

İkinci önermenin beyanı ise birkaç açıdan yapılacaktır:

 

Birincisi: Fıkıh usulü:

 

a) Ya akli prensiplere; bunlar ise kat'idirler.

 

b) Ya da şer'i delillerden elde edilen genel istikraya bağlıdır; bu da aynı şekilde kat'ldir. Bu ikisine ilave edebileceğimiz bir üçüncüsü de bu ikisinden mürekkep olandır. İki kat'iden mürekkep olan da aynı şekilde kat'idir. İşte bu da 'fıkıh usulü'dür.

 

İkincisi: Eğer bunlar zanni olsalardı, o takdirde akli olan bir hususa bağlı olmazlardı. Çünkü akli olan hususlarda 'zan' kabul edilmez. Aynı şekilde 'şer'i külli esaslar'a da bağlı olmazlardı. Çünkü zan ancak cüz'i meselelerle ilgilidir. Zira eğer zannın, şer'i külli esaslara bağlanması (taalluku) caiz olsaydı, o zaman şeriatın esasıyla ilgisi de söz konusu olabilirdi; çünkü o ilk külli esas olmaktadır. Bu ise adeten caiz değildirıo -burada 'külli esaslar' (külliyyat)dan 'zaruriyyat', 'haciyyat' ve tahsiniyyat'ı kasdediyorum. Yine, eğer zannın şeriatın esasına taalluku (bağlanması) caiz olsaydı, o zaman 'şek'kin (şüphe) de devreye girmesi söz konusu olurdu. Bunun olmayacağında ise şüphe yoktur. Keza o takdirde değiştirilmesi, tebdil edilmesi caiz olurdu. Bu ise Yüce Allah'ın korunmasına dair verdiği teminata ters bir neticedir. 

 

Üçüncüsü: Eğer zanni olanın, fıkhın esaslarından biri sayılması caiz olsaydı, aynı şekilde inançlar (akaid, uslilu'd-din) konusunda da esas olması kabul edilirdi. Bu ise ittifakla caiz değildir. Dolayısıyla burada da durum aynıdır. Çünkü fıkhın esaslarının, şeriatın aslına olan nisbeti, akaid esaslarının nisbeti gibidir. Her ne kadar mertebe bakımından farklı iseler de, her millette (şeriatta) dikkate alınmış olan külli esaslar olmaları bakımından birbirlerine müsavidirler. Akaidin esasları, zaruriyyattan olan "dinin korunması" bölümüne dahil bulunmaktadır.

 

Bazıları şöyle demişlerdir: Şeriatın esaslarının zan ile isbatına imkan yoktur; çünkü o bir teşridir. Biz sadece furlida (esaslardan doğan ve ikinci derecede önem arzeden konularda) zan ile kullukta bulunmakla emrolunduk. Bu yüzdendir ki, el-Kadi (Abdullah) b. et-Tayyib, ilel (illetler) bahsinin 'aksü'l-ille', tearuz halleri, illetle diğerleri arasında tercih gibi tafsilatını; ravilerin adedleri, mürsellik (irsal) gibi haberlerle ilgili hükümlerin detaylarını uslilden saymamıştır. Çünkü bunlar kat'i değillerdir.

 

İbnu'l-Cüveyni, bu gibi konulara uslilde yer vermesine: "Kesin esaslara dayalı açıklama, mana bakımından, o kat'i delilin delalet ettiği şeye dahildirler." diye mazeret göstermiştir.

el-Maziri [Muhammed b. Ali (536/ ...] şöyle der: "Bence, el-Kadi'nin "Uslilden maksat, ilmin esaslarıdır." şeklindeki anlayışına uygun olarak bu fennin (ilmin) zanni de olsa uslilden (esaslardan) sayılmasında bir sakınca yoktur. Çünkü bu zanni olan hususlar, kendileri için değilıs, bilakis belli bir sayıda olmayan gayri muayyen şeylerin, kendilerine vurulmaları için konulmuştur. Bu durumda onlar, 'umlim' ve 'huslis' gibidirler." Şöyle devam eder: "Ebli'l-Meali'nin, onları uslilden saymaması uygun olurdu. Çünkü ona göre 'usul', 'deliller' (edille)den; 'deliller' de, kat'! neticeye ulaştıran şeylerden ibarettir. el-Kadl'ya gelince, onun da daha önce naklettiğimiz asıl prensibine göre, bunları 'usul'den çıkarmaması gerekirdi." el-Maziri'nin sözü burada bitti.

 

 

CEVAP: Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, esasın kat'i olması gerekmektedir; çünkü, eğer zanni olursa onun fasid olması ihtimali ortaya çıkabilecektir. İstikra ile bilinir ki, böyle bir şeyin dinde esas sayılması mümkün değildir. (Teminat altına alınmış olmaları bakımından) genel kıstaslarla (kavanin), bizzat (Şari'ce) ortaya konulan (mansus) külli esaslar arasında bir fark yoktur. "Doğrusu 'zikri' (Kitab'ı) Biz indirdik, onun koruyucusu da elbette Biziz. "[Hicr, 9] ayetinde teminat altına alınan "koruma"dan maksat, bizzat şeriat tarafından ortaya konulan (mansus) külli esaslardır. "Bugün size dininizi tamamladım ... "[Maide,3] ayetinde kasdedilen de işte bunlardır; cüz'i meseleler değildir. Eğer öyle olsaydı, o takdirde şeriatın cüz'i meselelerinden hiçbirinin bu koruma kapsamının haricinde kalmaması gerekirdi. Oysa ki, durum böyle değildir; çünkü biz bu konunun caiz olduğuna hükmediyoruz; vakıa da bunun böyle olduğunu teyid etmektedir. Zira zanlar (anlayışlar) farklıdır ve cüz'i nasslarda ihtimaller söz konusu olabilir; bu gibi hususlarda hataların bulunduğu kat'iyetle bilinmeKtedir: Örneğin ahad haberlerde, ayetlerin manalarında hatalar yapılmıştır. Bunlar da gösterir ki, "korunması teminat altına alınan 'zikir' (Kitab)"den maksat, onun 'külli' olan esaslarıdır. Bu duruma göre de, her esasın külli olması gerekir. Bu Ebu Meali'ye göre böyledir. el-Kadi'ningörüşüne göre ise, kat'i ya da zanni delillerin ortaya konulması, usul-ı fıkıh demek olan bu kıstaslara (kanunlara) bağlı ise ve onlara vurulmadan, onlarla denenmeden o delillerle istidlalde bulunma imkanı yoksa, bu takdirde bu esasların, söz konusu deliller ayarında, hatta onlardan daha güçlü olmaları gerekir. Çünkü istidlal sırasında, delilleri ona vurmak, uygun düşmeyenleri atmak suretiyle sen, usulü deliller üzerine hakim kılmaktasın. Eğer bunlar kat'i olmasalardı, başkalarının sıhhatini ölçmek için nasıl kıstas olarak kullanılabilirdi?

 

Bunların bizatihi kendileri için istenmediklerine dair bir delil de yoktur. Bu itibarla, bunlarda kat'ilik arandığı hususu gözardı edilemez. Çünkü bunlar, diğerleri üzerine hakim durumundadırlar; dolayısıyla, mutlaka bunların derecelerine güvenilmesi gerekir ve işte o takdirde 'kıstas' olarak kabulleri uygun olur. Yine, eğer bunların zanni olmaları caiz olsaydı, o takdirde konunun başında söz konusu edilen sakıncaların tamamı kendisini gösterirdi. Bu ise doğru değildir. Bütün bunlar teslim edilince, zanni olan şeylerin 'usul'den sayılamayacağı bir ıstılah olarak yerleşecektir ve bu zanni olan hususların mutlak olarak 'usul' kapsamından çıkarılması için yeterli olacaktır. Buna rağmen, usulde zikri geçen ve kat'i olmayan hususlar ise, kat'i üzerine bina edilen, ondan asli kasıtla değil tabilik yolu ile ayrıntı olarak ortaya çıkan meselelerdir.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’e tıkla:

 

İKİNCİ MUKADDİME