EL-MUVAFAKAT *ŞATİBİ*
ALTINCI MUKADDİME:
Matlüp olan şeyin
öğrenilmesi için gerekli olan şey, bazen yaklaştırıcı (takribi) bir yolla ve
çoğunluğun anlayabileceği bir tarzda olur; bazen da gerçekleşmesi farzedilse
bile böyle olmaz.
Birinci kısım, matlup
olan ve üzerine dikkat çekilen kısımdır. Mesela 'melek'in ne demek olduğu
sorulduğunda, "O Allah'ın yaratıklarından bir yaratıktır ve onun emrinde
çalışır." denilmesi; veya 'insan' nedir sorusuna "Senin mensup
bulunduğun cinstir." denilmesi; ayette geçen (...) kelimesi sorulduğunda
"azar azar eksiltmek" denilmesi; 'yıldız' kelimesi sorulduğunda
"Şu geceleyin müşahade ettiğimiz şeydir." diye cevap verilmesi ... bu
ve benzeri açıklamalar bu kabildendir. Bu tür yaklaştırıcı bilgi ile, hitap
anlaşılmış ve gereğine uyma imkanı doğmuş olur.
Şeriatta mevcut
açıklamalar bu tarzda vaki olmuşlardır. Örneğin Hz. Peygamber [s.a.v.]:
"Kibir hakkı kabullenmemek ve insanları hor görmektir. " buyurarak,
kibiri herkesin anlayabileceği neticesi ile açıklamıştır. Aynı şekilde Kur'an
ve hadis lafızları da, daha açık bir biçimde anlaşılmaları bakımından eş
anlamlı (müteradiD kelimelerle tefsir edilmektedir. Yine Hz. Peygamber [s.a.v.]
namaz ve hac ibadetlerini, herkesin anlayabileceği bir şekilde hem fiil hem de
sözleri ile beyan etmişlerdir. Diğer konularda da durum aynı şekilde olmuştur.
Bu metot Arapların öteden beri uygulayageldiği bir metottur ve Şeriat Arap dili
üzere inmiştir. Ümmet ise ümmidir, bu itibarla ona yönelik beyanların da ümmi
olması gerekmektedir. Bu konu "Mekasıd" bölümünde açıklanmıştır. Şu
halde, şeriatte kullanılan tasavvurlar; eş anlamlı kelimelerin. kullanılması ve
onların yerini tutacak yakın manalar verilmesi suretiyle maksada yaklaştırıcı
bir mahiyet arzetmektedir.
İkinci kısma yani
çoğunluğun anlayamayacağı tarza gelince; bu kısmın çoğunluğun haline uygun
olmaması, şeriatın ,bu kısmı dikkate almamasını gerektirmiştir. Çünkü bu
tarzın, meramı anlatma yolları çok zordur. Din ise güçlük dini değildir.
Bunlar: Mesela 'melek' nedir sorusuna cevap olmak üzere, kelimenin kendisinden
daha kapalı bir tarife gidilerek "Aslen maddeden soyutlanmış bir
mahiyettir." veya "Sonu bulunan, akli nutk sahibi sade bir
cevherdir." denilmesi; 'insan' nedir sorusuna "Ölümlü, konuşan
canlıdır." denilmesi; 'yıldız' nedir diyene "Kürevi, basit bir
cisimdir. Onun tabii yeri bizzat yörüngesidir. Işık yansıtmak özelliği vardır.
Orta derecede hareket eder, kuşatılamaz." şeklinde cevap verilmesi;
'mekan'ı tarif ederken: "Kuşatan cirmin kuşatılan cismin dış sathına temas
eden iç sathıdır." denilmesi ve benzeri Arabın bilmeyeceği, uzun zaman
harcamadıkça asla elde edilemeyecek manalar işte bu kabilden olmaktadır.
Şeriatın bu tür şeyleri istemeyeceği ve bunlarla yükümlü tutmayacağı malumdur.
Hem bu gibi çabalar, eşyanın
mahiyeti ni öğrenme için yapılan bir tırmanıştan başka bir şey değildir. Oysa
ki, erbabı bunun çok zor olduğunu itiraf etmektedirler. Hatta bazılarına göre
bu imkansız bir şeydir ve herhangi bir şeyin hakikati üzere öğrenilmesi mümkün
değildir. Çünkü cevherlerin bilinmeyen unsurları (fusul) vardır ve cevherler
(şudur şeklinde değil de şu değildir şeklindeki) selbi (olumsuz) durumlarla
anlaşılırlar. Çünkü has olan zati, bu mahiyetin dışında bilinirse, o zaman o
has olmaz; aksi halde ise, duyularda belirmeyeceği için meçhulolacaktır. Bu
has, kendine özelolan şeyle tarif edilmeyecekse, o zaman da tarif tarif
olmayacaktır. (Eğer onu kendisine has bir şey ile tarif edeceksek, bu kez söz
bu hasa intikal edecektir.) Bu has da daha önce zikredilen has gibidir.
(Dolayısıyla teselsül doğacaktır.) Bu itibarla ayırıcı özelliğin ona has olan
zati olduğu konusunda) mutlaka duyularla algılanan ya da başka bir yolla zahir
olan hususlara rücu etmek gerekecektir. Bu ise 'mahiyetler'in tarifi için
yeterli değildir. Bu arzettiklerimiz 'cevher'le ilgilidir. 'Araz' ise, ancak
lazımi neticeleri ile tanımlanabilmektedir. Zira bu ilmin erbabı, başka türlü
arazın tarifine muktedir olamamışlardır. Yine cevherler vb. hakkında zikredilen
zati özelliklerin dışında başka bir zati özelliğin de bulunmayacağına dair bir
delil bulunmamaktadır. Tartışmada taraf olan kimsenin bunu talep hakkı vardır.
Tarifi yapan kimse: "Eğer başka bir vasıf bulunsaydı, mutlaka ona muttali
olurdum." diyemez. Zira sıfatlardan birçoğu açık değildir. Yine tarifçi:
"Başka bir zati özellik bulunsaydı, onsuz mahiyet öğrenilemezdi." de
diyemez. Çünkü biz:
"Bir şeyin
hakikatı, ancak bütün zati özellikleri bilindiği zaman öğrenilebilir."
diyoruz. Ortada bilinmeyen zati bir özelliğin bulunabilmesi şüphesi olunca, mahiyeti
n bilgisi hakkında da şüphe hasıl olacaktır.
Böylece anlaşılmaktadır
ki, tarif alimlerinin (mantıkçılar) tariflerde bulunması zorunlu olduğunu ileri
sürdükleri şartlara bakılırsa bunların tariflerini yapma imkanı
bulunmamaktadır. Böylesi ilimlerin şer'i ilimlerden sayılması ve şeriatı
anlamada onlardan istifade yoluna gidilmesi mümkün değildir. Buradan şu netice
de çıkmaktadır ki, eşyanın hakiki mahiyetini ancak onun Yaratıcısı bilir.
İnsanın bu yoldaki çabaları beyhudedir. Bütün bu anlattıklarımız 'tasavvur' ile
ilgilidir.
Tasdik konusuna gelince,
çoğunlukla, delilin öncülleri, kabulü zorunlu olan ya da ona yakın seviyede
bulunan şeylerden olması gerekir. Allah'ın lütfu ve kudreti ile, konu bu
kitabın sonunda ortaya konulacaktır. Durum böyle olunca, şeriatte yer eden ve
Kur'an'da üzerine dikkat çekilen usul de bu olmuştur: "Yaratan yaratmayan
gibi midir?"[Nahl,17]; "De ki: Onu ilk kez yaratan diriltecektir ....
"[Yasin, 79]; "Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha
sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey
yapan var mıdır?''[Rum. 40],' "Eğer Allah'tan başka ilahlar olsaydı,
yer-gök fesada giderdi. "[Enbiya, 22]; "Söyleyin; akıttığınız meniden
insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?"[Vakıa, 58-59]
ayetleri bu türdendir. Bu tabii ki, tasdik konusunda delile ihtiyaç duyulduğu
zaman söz konusudur. Aksi takdirde sadece hükmün ortaya konulmuş olması
yeterlidir.
Selef-i salih, şeriatın
yayılması yolunda, gerek taraftar ve gerekse muhalifherkes için aynı metod
üzerinden yürümüşlerdir. Teklifi hükümlerin ortaya konulması hususunda onların
yaptıkları istidlaller üzerinde düşünenler, onların en kolay ve taliplerin
akıllarına en yatkın olan yolu tuttuklarını görecektir. Hem de zoraki ağdalı
bir üslupla, (mantıki kıyaslarda olduğu gibi) bir araya getirilmiş belli
ifadeler kullanmamışlar, sözü tabii seyri içerisinde, ölçüp biçmeden
söylemişler, maksadı yakın ve kolay bir şekilde ortaya koymanın ötesinde
üslubun nasılolduğuna aldırmamışlardır. Her ne kadar neticeyi elde etme
konusunda (bazen) sözleri daha öncekilerin (mantıkçıların) ifade biçimlerine
uygunluk arzetse de, bu onların paralelinde hareket ettiklerinden değil;
maksada ulaşma konusundaki araştırmaları neticesinde meydana gelmişti.
Ancak ifade tarzı, basit
ya da çok taraflı (mürekkep) kıyaslar üzerine kurulmuş ise ve neticeye ulaşmak
için iş akla bağlı kalıyorsa; o takdirde bu şer'i bir yol değildir; bu yolu ne
Kur'an ne hadis ne de selef-i salihin sözlerinde bulmak mümkün değildir. Çünkü
bu aklın maksada ulaşmadan önce çıkmaza girmesi demektir. Bu tavır öğretim
ilkesine de aykırıdır. Çünkü şer'i talepler -bütün emirlerde- o anlıktır.
Tabiatıyla böylesi talepler için uygun olan anlayış şekli de uzun istidlallere
dayanmadan anlık olmalıdır. Şayet delili anlama ve değerlendirme şekli uzun
zaman alacak şekilde olsaydı, o zaman kullanılacak olan bu metod anlık olan bu
taleplerle tenakuz halinde bulunurdu ki, bu doğru değildir. Sonra idrakler hep
aynı düzeyde değildir; her talepte de eşit şekilde cereyan etmez. Bunlardan
sadece zaruriyyat ile onlara yakın olanlar bunun dışındadır. Çünkü onları
anlayıp değerlendirmede dikkate alınacak önemli bir farklılık yoktur. Bu
durumda delillerin, zaruriyyat ve ona yakın olanlar dışında bir konu ile ilgili
olması durumunda, bu talebin icrası imkansız; teklif genel değil de özel (has)
olacaktı veya teklif-i ma la yutaka (takat üstü yükümlülük) ya da sıkıntıya
(harac) götürecekti. Halbuki, bunların ikisi de şedatte reddedilmiştir. Bu
konunun izahı ileride "Mekasıd" bölümünde gelecektir.
Sonraki
sayfa için aşağıdaki link’e tıkla: