EL-MUVAFAKAT *ŞATİBİ*
YEDİNCİ MUKADDİME:
Bütün şer'i ilimler
Allah'a kulluk etmek için birer vesiledir ve Şari' Teala bu ilimleri bu amaçla
talep etmektedir. Eğer bunların istenmesinde bir başka hususun göz önünde
bulundurulduğu ortaya çıkarsa, bu mutlaka asli maksada tabilik yolu ve ikinci
kasıtla (kasd-ı sanı) olmaktadır. Bu esasın delillerini aşağıdaki gibi
sıralamak mümkündür:
a) Daha önce geçtiği
üzere, pratik bir neticesi bulunmayan her ilim, şer'an hüsnükabul görmemektedir.
Eğer bu gibi ilimlerin şer'i bir gayeleri olsaydı, o takdirde şer'an hüsnükabul
görürdü. Şer'an hüsnükabul görünce de sahabe ve tabiinden oluşan ilk nesiller
bunları araştırırdı. Böyle bir araştırma mevcut değildir. Bunun tabii neticesi
de aynı şekildedir.
b) Şeriatın tek amacı
kullukta bulunulmasını temindir; bütün peygamberlerin [a.s.] gönderilmelerinde
gözetilen maksat da budur:
Nitekim bu husus şu
ayetlerde ifade edilmiştir: "Ey insanlar! Rabbinizden sakınınız!,'[Hac,
1]; "Eli!, Lam, Ra. Bu Kitab hakim ve herşeyden haberdar olan Allah
tarafından; Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin
kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitfıb'dır."[Hud, 1-3];
"Bu Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeye
layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için sana
indirdiğimiz Kitab'tır."[İbrahim, 1]; "Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen
ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitab'tır."[Bakara,
2]; "Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden
Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını denk
tutuyorlar. "[En'am, 1]; ''Allah'a itaat ediniz, Peygamber'e itaat
ediniz!"[Maide, 92]; "Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli
bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan mü'minlere, içinde temelli
kalacakları güzel bir mükafaatı müjdelemek ve 'Allah çocuk edindi' diyenleri
uyarmak için kulu Muhammed'e eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitab'ı
indirmiştir. "[Kehf, 1-4]; "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz
her peygambere: 'Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin!' diye
vahyetmişizdir."[Enbiya, 25]; "Ey Muhammed! Biz sana kitabı gerçekle
indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et. Dikkat edin,
halis din Allah'ındır. "[Zümer, 2-3] Buna benzer ayetler sayılamayacak
kadar çoktur ve hepsi de peygamberlerin gönderilmesinden maksadın Allah'a
kulluğun temini olduğunu ifade eder. Onlar Allah'ın vahdaniyetine delalet eden
delillerle gönderilmişler ve böylece kulların sadece gerçek Ma'bud'a; her türlü
noksanlıklardan münezzeh, ortak ve benzeri bulunmayan Yüce Allah'a yönelmeleri
için tebliğde bulunmuşlardır. Bu meyanda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; günahlarının ... bağışlanmasını
dile!"[Muhammed, 19]; "Bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle
indirilmiştir. Ondan başka tanrı yoktur, artık müslümansınız değil
mi?"[Hud, 14]; "O diridir, O'ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız ona
has kılarak O'na yalvarın. "[Mü'min 65] Kelime-i tevhidi ortaya koyan bu
ve benzeri pek çok yerde ya hemen akabinde ya da mukaddime olmak üzere, mutlaka
sadece Allah'a kullukta bulunulması isteği bulunmaktadır. Dahası tevhid
delilleri bu şekilde sadece bir hatırlatma için, öğüt için sevkedilmiştir. Netice
olarak diyebiliriz ki, ilimden maksat, Allah'a kullukta bulunmadan başka bir
şey değildir. Bu manada ayetler sayılamayacak kadar çoktur.
c) İlmin ruhunun amel
olduğuna; amelsiz ilmin iğreti ve faydasız olduğuna dair deliller vardır. Bu
hususta Yüce Allah: "Allah'ın kulları arasında, O'ndan korkanlar, ancak
alimlerdir. "[Fatır, 28] buyurur. ... ayetine [Yusuf, 68] ise Katade:
"Şüphesiz O, kendisine öğrettiğimizle amel edendir." manasını
vermiştir. "Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten
çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? Ey
Muhammed! De ki: 'Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?' Doğrusu ancak akıl
sahipleri öğüt alırlar. "[Zümer, 9]; "Kitabı okuyup durduğunuz halde
kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emre-dersiniz?"[Bakara,
44]Ebfl Cafer Muhammed b. Ali'den, "Onlar, azgınlar ve iblisin adamları,
hepsi, tepetakla oraya atılırlar." ayeti [Şuara, 34] hakkında:
"Bunlar hakkı ve adaleti dilleri ile ifade edip, aksini yaparak muhalefet
eden bir kavimdir." dediği rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre tarafından
rivayet edilen bir hadiste ise şöyle denilmiştir:
"Şüphesiz
cehennemde kötü alimlerle dönen değirmenler vardır. Dünyada iken onları tanıyan
bazı kimseler yukarıdan (cennetten) onlara bakarlar ve: 'Sizi bu hale ne
getirdi? Halbuki, biz sizden öğreniyorduk!' derler. Onlar: 'Biz size iyilik
yapmanızı emreder, fakat kendimiz aksini yapardık.' derler. "
Süfyanu's-Sevri ise:
"İlim sadece takva
sahibi olabilmek için öğrenilir. İlmin başka şeylere üstün kılınması, sadece
onunla Allah'tan sakınıldığı içindir." demiştir. Hz. Peygamber
[aleyhissalatuvesselam] bir hadislerinde: "Kıyamet gününde beş şeyden
sorgulanmadıkça kulun ayakları yerinden oynamaz. " buyurmuşlar ve
bunlardan birisinin de "İImiyle amel edip etmediği" olduğunu
belirtmişlerdir. Ebu'd-Derda şöyle der: "Gerçekten korkuyorum ki, yarın
kıyamet gününde bana 'Bilgi sahibi mi yoksa cahil miydin?' diye sorarlar. Ben
de 'Bilgi sahibiydim.' derim. Bu kez Allah'ın Kitabında bulunan emredici
yasaklayıcı bütün ayetler gelir ve beni sorguya çekerler: Emredici ayetler
'Gereğimi yerine getirdin mi?'; yasaklayıcı ayetler de 'Gereğimden sakındın
mı?' diye bana sorarlar. Allah'ım! Faydasız ilimden, huşusuz kalpten, doymayan
nefisten, işitilmeyen duadan sana sığınırım." Cehennem ateşine atılacak
ilk üç zümre ile ilgili Ebü Hureyre hadisinde konumuzIa ilgili olan kısımda
şöyle buyrulur: "Ve bir adam ki, ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur'an
okumuştur. Bu kimse getirilir. Yüce Allah ona olan nimetlerini hatırlatır ve o
da bunları tasdik eder. Sonra Allah ona: 'Peki ne yaptın?' diye sorar. O da:
'Ya Rabbi! Senin için ilim öğrendim, öğrettim ve Kur'an okudum.' der, Yüce
Allah: 'Hayır, yalan söyledin! Sen 'Falan büyük alimdir. ' desinler diye bunu
yaptın. Nitekim dediler de.' buyurur. Sonra emir üzere yüz üstü cehenneme
atılır. " Başka bir hadislerinde: "Kıyamet gününde en şiddetli azab
göreceklerden birisi de ilminden faydalanmayan alimdir." buyurmuşlardır.
Yine rivayetlerde Hz. Peygamber'in [s.a.v.] faydasız ilimden Allah'a
sığındıkları belirtilmiştir. Hikmet erbabı ise şöyle demişlerdir: "Allah
kimi ilimden mahrum ederse, onu cehaletle azablandırır. Azabça bundan daha
şiddetlisi, kendisine ilim yönelen kimsenin ona sırt çevirmesi; Allah'ın
kendisine nasib ettiği ilimden gereği şekilde amel edip ondan
faydalanmamasıdır." Muaz b. Cebel ise: "Ne kadar bilgi sahibi
olursanız olun, amel etmedikçe Allah sizi ilminizle sevaplandıracak
değildir." demiştir. Bu söz aynı zamanda "Gerçek alimlerin himmeti
ilme riayet; sefihlerin himmeti ise sadece rivayettir" ilavesiyle Hz.
Peygamber'e nisbet edilerek de nakledilmiştir. Aynı söz Enes b. Malik'e de
nisbet edilmiştir. Abdurrahman b. Ganm rivayet eder: Bana Hz. Peygamber'in
ashabından on kişi haber verdi ve şöyle anlattılar: "Biz Kuba mescidinde
ilim müzakere ediyorduk. Bir de baktık Hz. Peygamber [s.a.v.] çıkageldi. Bize:
'Ne kadar öğrenirseniz öğrenin, amel etmedik çe Allah sizi ilminizle
sevaplandıracak değildir.' buyurdular." Bir adam Ebli'd-Derda'ya soru
soral'dı. Ebli'd-Derda ona "Sorduğun her şeyle amel ediyor muşun? diye
sordu. Adam: Hayır! diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebli'd-Derda: "O halde
aleyhine hüccetleri çoğaItmakla ne yapacaksın?" diye karşılık verdi. Hasen
el-Basri de: "İnsanları yaptıkları işlerle değerlendirin; sözlerini
boşverin! Çünkü Yüce Allah, hiçbir sözü onu tasdik ya da tekzib edecek bir amel
olmadıkça bırakmayacaktır. Eğer güzel bir söz işitirsen, sahibini
değerlendirmede acele etme; eğer sözüne işi de uygun düşerse, işte o zaman o
gerçekten güzel ve hürmete layık birisidir." demiştir. İbn Mes'lid ise
şöyle der: "Bütün insanlar sözü güzel söylediler. Şimdi kimin işi sözüne
uygun düşerse, nasibini alan kimse işte o kimsedir; kimin de işi sözüne uymazsa
o ancak kendi nefsini kınar." es-Sevri ise: "Hadis sadece Allah'tan
sakınmaya bir vesile olması amacı ile tahsil edilir; bu yüzdendir ki, sair ilimlere
üstün kılınmıştır. Eğer öyle olmasaydı, diğer şeylerden bir farkı kalmazdı,
"İmam Malik kendisine ulaştığına göre el-Kasım b. Muhammed'in: "Ben
öncekilere yetiştim; onlar söze aldırış etmezlerdi. Onların hoşuna giden şey
sadece ameldi." dediğini nakletmiştir.
Bu manaya delalet edecek
deliller sayılamayacak kadar çoktur. Bütün bunlar şeriat nazarında ilmin sadece
bir vesile (araç) olduğunu, hiçbir zaman bizatiM makslid olmadığını ortaya
koymaktadır. İlim sadece amele götürmesi için bir vesiledir; ilmin faziletine
dair varid olan bütün deliller, kişinin yükümlü olduğu amellerin gerçekleşmesi
ona bağlı olduğu içindir.
İTİRAZ: Gerçek şudur ki,
şeriatte ilmin özel bir yeri ve üstünlüğü vardır. Alimlerin mertebesi
şehitlerin mertebesinden daha üstündür; onlar peygamberlerin varisleridirler ve
alimlik mertebesi peygamberlik mertebesinden hemen sonra gelmektedir. Öbür
taraftan da ilmin üstünlüğüne dair deliller kayda bağlı değil de mutlaktır.
Durum böyle iken, nasılolur da ilmin bizatihı makslid olmadığı, onun sadece bir
araç olduğu iddia edilebilir? Evet ilim bir açıdan vesile olabilir; fakat bu
onun bizatihı makslid olmadığını gerektirmez. Aynen ıman gibi; çünkü ıman da ibadetlerin
sıhhati için şarttır ve kabul edilmeleri için bir vesiledir, buna rağmen o
bizatiM maksliddur.
CEVAP: Bu itiraz yerinde
değildir. Çünkü biz ilmin üstünlüğünün mutlak olarak sabit olmadığını
söylüyoruz. Aksine ilmin üstünlüğü zikrettiğimiz delillerle amele götürmesi,
ona vesile olması şartı ile kayıtlıdır. Aksi takdirde deliller arasında tearuz
(çatışma) söz konusu olur; ayetler, hadisler ve dinde mümtaz yerleri bulunan
selefin sözleri arasında tutarsızlıklar, çelişkiler bulunurdu. Mutlaka bu delillerin
arasının te'lif edilmesi gerekmektedir. Bizim yukarıda arzettiğimiz husus, ilim
ve alimlerin üstünlüğü konusunda zikredilen delillere açıklık kazandırmakta ve
çelişkiye meydan bırakmamaktadır. İmana gelince, o kalbi fiillerdendir ve
ilimden neşet eden 'tasdik' demektir. Ameller, her ne kadar bizatihi maksud
olabilirler se de, aynı anda bir başka amele vesile olmaları da mümkündür. İlim
ise sadece vesiledir. Bunun da en üst rütbesi Allah'ı bilmektir. Buna rağınen
eğer gereğini yapıp iman etmiyorsa, bu bilginin sahibine kazandırdığı hiçbir
fazilet yoktur.
SORU: Bu bir çelişkidir.
Çünkü inkarla birlikte Allah'ı bilmek mümkün değildir.
CEVAP: Bu doğru
değildir; inkar ve tekziple de ilim hasıl olabilir. Nitekim yüce Allah Firavun
kavmi hakkında: "Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve
büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. "[Neml, 14]
buyurmuştur. Yine Yüce Allah: "Kendilerine Kitrıb verdiklerimiz,
Muhammed'i oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan birtakımı, doğrusu
bile bile hakkı gizlerler. "[Bakara, 146]; "Kendilerine Kitab
verdiklerimiz, Muhammed'i çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat
kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar. "[En'am, 20]
buyurmuştur. Yüce Allah bu ayetlerinde, onların Hz. Muhammed'in peygamberliğine
dair bilgileri bulunduğunu ifade buyurmuş, sonra da onların inanmıyor
olduklarını belirtmiştir. Bu da açıkça gösteriyor ki, iman ilimden başka
birşeydir. Nitekim cehalet de küfürden ayrı bir şeyolmaktadır.
Evet, amel edilmiş olmasa
da genelde ilim bir fazilet olabilir. Mesela furu-ı fıkhı ve teklifi hükümlerin
karşısına çıkabilecek avarızı (engeller) bilmek gibi. Bu gibi meselelerin
hariçte vücut bulmadıkları farzedilse bile, bunlara dair olan bilgi güzeldir,
bu ilmi öğrenenler bundan dolayı sevap alırlar ve alimlerin mertebesine
ulaşırlar; ancak bu bizatihi o ilmin kendisinden dolayı değildir, aksine o
mesele ortaya çıktığında çözüm için o bilginin faydası olacağı ihtimali
bulunduğundandır. Tabiatiyla bu durum, o bilginin bir ve sil e olmasına engel
değildir. Mesela bir kimsenin namaz vaktinin henüz gelmediği, veya vakit gelse
bile bir özre mebnı eda imkanının bulunmadığı durumlarda, namazını kılabilir
ümidiyle temizlikte bulunması (abdest) bir fazilettir. Fakat bu kişinin namaz
kılmamak niyeti ile temizlikte bulunacağı farzedilse, bu takdirde kişinin
temizliğinden dolayı sevap alması mümkün değildir. Aynı şekilde, ilim ta:p.sil
eden kimseler de, amel etmeyeceğim niyetiyle öğrenecek olsalar, bu ilimlerinin
kendilerine bir faydası olmayacaktır. Bizzat gördük ve işittik ki, pek çok
yahudı ve Hıristiyan İslam dınini bilmektedirler; onun usul ve furuuna dair pek
çok bilgileri vardır; bununla birlikte küfür üzere bulunmaları dolayısıyla
bütün İslam ümmetinin icmaıyla, bu bilgilerinin kendilerine hiçbir faydası
yoktur.
Kısaca diyoruz ki; şer'ı
olan her ilim sadece amele götürmüş olmaları açısından matlupturlar; bizatiM
amaç değillerdir.
FASIL:
İlmin üstünlüğünü
cahillerden başka kimse inkar edemez. Ancak ilmin aslı ve tabi olmak üzere iki
amacı vardır:
Aslı amacını belirtmiş
bulunuyoruz. Tabi amacına gelince; bunlar alimlerin çoğunun ifade ettikleri
"Alim, soyca öyle olmasa da şereflidir; cahil ise soyca şerefli de olsa
değersizdir. Alimin sözü ister eşraftan olsun, ister sade vatandaş bütün
insanlar hakkında geçerlidir; onun verdiği hüküm bütün insanları bağlar; ona
tazim etmek bütün mükelleflere vacibtir, çünkü Hz. Peygamber'in makamında
bulunmaktadır; zira alimler peygamberlerin varisleridirler. İlim güzelliktir,
maldır ve başka hiçbir şeyin denk olamayacağı bir rütbedir. İlim ehli sonsuza
dek diridirler ... " şeklindeki sözlerinde ifadesini bulan dünyada vesile
olduğu övgü, saygı ve yüksek mertebe gibi hususlardır. Bütün bunlar, şer'an
ilimden amaç olmayan şeylerdir. Nitekim kişi bu amaçlarla ibadet edip Allah'a
bağlanmaz; bununla birlikte ibadet eden kişi bunlara da ulaşır.
Sonra mücerred ilimde,
başka hiçbir şeyde bulunmayan bir lezzet vardır. Çünkü ilim, bilgiyle kavranan
şey üzerinde bir nevi hakimiyet kurmak, onu fethetmek anlamı taşır. Bir şeye
vakıf olmak ve onun üzerinde hakimiyet kurmak tutkusu ise, insanın fıtratında
olan bir şeydir ve insan kalbi hep buna meyyaldir. Bu ayrı bir konudur; delili
ise tam tecrübe ve genel istikradır. Bu özelliğinden dolayıdır ki, ilim bazı
kereler sırf haz almak, onu konuşmaktan lezzet duymak gibi amaçlarla talep
edilir. Özellikle de akla büyük önem veren, düşünceye dayanan, bilinenden
bilinmeyeni çıkarmaya çalışan ilimlerde bu motif önemli bir yer tutar.
Ancak bu tali amaçlar, asli
amacın ya hizmetindedir ve onu destekler; ya da öyle değildir:
Eğer asli amacı
gerçekleştirmeye yönelik ise, o takdirde başlangıçta böyle bir amaç sahihtir.
Nitekim Yüce Allah övgü sadedinde "Onlar: 'Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve
çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi Allah'a
karşı gelmekten sakınanlara önder yap!' derler."[Furkan, 74]
buyurmaktadır. Bazı selef-i salihten de: "Allahım! Beni takva sahibi
kimselerin önderlerinden yap." diye dua ettikleri nakledilmiştir. Hz.
Peygamber'in [s.a.v.] sorusundaki mü'minin benzeri olan ağacın hurma ağacı
olduğu Abdullah'ın kalbine doğduğu halde (teeddüben) söylememişti. Babası Hz.
Ömer bunu öğrenince, oğluna: "Onu söylemiş olman, bana şundan şundan daha
sevimli idi." demesi, yine Kur'an'da Hz. İbrahim'in dilinden:
"Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla!,,[Şuara, 84]
buyurulması hep bu kabildendir. Aynı şekilde ahiretteki fazla sevabından dolayı
ve benzeri sebeplerle talepte bulunulmasının hükmü de aynıdır.
Eğer asli amacı
gerçekleştirmeye yardımcı olmayacaksa, daha başlangıçta böylesi bir gaye sahih
değildir. Riya, sefihlerle münazara, alimlere karşı çalım satma, milletin
teveccühünü kendisine çekme, dünyalık elde etme vb. gibi amaçlarla tahsil
edilmesi gibi. İlim talibinin bunlara benzer bir amacının bulunması durumunda
öğrenmeye karşı rağbetsizlik; ilerlemeye karşı ise hırs gösterecek; bunun
neticesinde üzerine alıp başladığı şeylerin hakkını veremeyecek, kusurunu da
itirafa yanaşmayacak; aklını hakim kılacak, bilgisizce kıyaslar yapacak -ve
neticede kendisinden sual sorulan ve bilgisizce fetva veren, sonunda da hem
sapıtıp hem de saptıran kimselerden olacaktır. Allah bizleri böyle bir duruma
düşmekten muhafaza buyursun! Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Alimlere karşı
öğünmek, sefihlerle münazaralara girişmek, kendi etraflarınızda meclisler
oluşturmak amacı ile ilim talebinde bulunmayınız. Kim böyle yaparsa, o
cehennemi boylar. "; "Allah rızası için öğrenilmesi gereken ilimleri,
sadece dünya menfaatlerini elde etmek amacı ile öğrenen kimse, kıyamet gününde
cennetin kokusunu duyamaz. " buyurmuşlardır. Bir hadiste de kendilerine
'gizli şehvet'in ne olduğu sorulmuş, "Kişinin, insanların etrafında
toplanmaları için ilim öğrenmesidir." karşılığını vermişlerdir. Yüce
Kur'an'da da: "Gerçekten, Allah'ın indirdiği Kitfıb'dan bir şeyi gizleyip
de, onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak
ateştir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz.
Onlara elem verici azab vardır. "[Bakara, 174]
Sonraki
sayfa için aşağıdaki link’e tıkla: