|
ZADU’L-MEAD |
DÖRDÜNCÜ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
D) MEDİNE YOLUNDA
1- Yola Çıkışları:
Hakim'in Müstedrekinde
rivayetine göre Hz. Ömer anlatıyor: Allah Rasulü (s.a.) beraberinde Ebu Bekir olduğu
halde mağaraya doğru yola çıktı. Ebu Bekir, kah Hz. Peygamber'in (s.a.) önünde,
kah arkasında yürümeye başladı. Sonunda Allah Rasulü (s.a.) durumun farkına
vardı ve sordu. Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Rasulü! Takib edildiğimiz hatırıma
geliyor, arkanda yürüyorum. Sonra gözetlendiğimiz hatırıma geliyor, önünde
yürüyorum." diye cevap verince Hz. Peygamber (s.a.): "Ey Ebu Bekir!
Bana bir şey olmasın, sana olsun istiyorsun, öyle mi?" diye sordu. Ebu
Bekir: "Seni hakla gönderene yemin olsun ki evet öyle." cevabını
verdi. Mağaraya varıldığında Ebu Bekir: "Sen yerinde kal, ey Allah'ın
Rasulü! Ben girip senin için mağarayı iyice kontrol edeyim, temizliyeyim."
dedi. İçeri girdi. Mağarayı kontrol edip temizledi. Mağaranın tepesine çıkınca
ini kontrol etmediğini hatırladı. "Sen yerinde kal, ey Allah'ın Rasulü!
İni kontrol edeyim." dedi. İşini bitirdikten sonra: "Aşağı in, ey
Allah'ın Rasulü!" dedi. Peygamberimiz de mağaraya indi. Mağarada üç gece
kaldılar. Nihayet takip ateşi sönünce Abdullah b. Uraykıt, onlara iki deve
getirdi. Onlar da develere bindiler. Ebu Bekir, Amir b. Füheyre'yi terkisine
aldı. Kılavuz önlerine düştü. Allah'ın gözü onları gözetiyor, desteği onlara
yoldaş oluyor, medet ve inayeti onları indiriyor bindiriyordu.
Müşrikler onları ele
geçirmekten ümit kesince, çınlan getirenlere herbirinin diyetini (100'er deve)
vereceklerini ilan ettiler. Bunun üzerine insanlar aramaya dört elle
sarıldılar. Ama Allah, kendi işinin galibidir.
2- Süraka,
Peygamberimizin Peşinde:
Hz. Peygamber (s.a.) ve
yanındakiler Kudeyd'den yukarı çıkıp Müdlicoğulları oymağından geçerken
oymaktan bir adam onları gördü. Derhal oymağa gelip ayakta dikildi ve: "Az
önce sahile doğru giden bir karaltı gördüm. Sanırım Muhammed ve arkadaşları
olsa gerek." dedi. Süraka b. Malik işin farkına vardı. Ama zafer yalnız
kendisinin olsun istedi. Oysa onun hesabında olmayan zafer onu çoktan geçmişti.
Süraka yanındakilere: "Hayır, onlar filan ve filandır. İhtiyaçları olan
bir şeyi aramak için (az önce) yola çıktılar." dedi. Sonra biraz bekledi.
Sonra da ayağa kalkıp çadırına girdi ve hizmetçisine: "Atı, çadırın
arkasından çıkar. Seninle tepenin arkasında buluşalım." dedi. Sonra
mızrağını eline aldı ve (parıltısı göze çarpmasın diye) üst tarafını aşağı
doğru tutup yeri çizerek geldi, atma bindi.
Süraka, Peygamberimiz
ile yol arkadaşlarına, Allah Rasulü'nün (s.a.) Kur'an okuyuşunu işitecek kadar
yaklaştı. Hz. Ebu Bekir, dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Allah Rasulü (s.a.)
ise arkasına bile dönüp bakmıyordu. Hz. Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Rasulü! İşte
bak, Süraka b. Malik bize yetişti!" dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü
(s.a.) ona beddua etti, atının ön ayakları yere gömüldü. Süraka: "İyice
anladım ki, başıma gelen ikinizin duasıyla geldi. Allah'a dua edin de
kurtulayım. Buna karşılık insanların yüzünü sizden çevireyim." diye
yalvardı. Allah Rasulü (s.a.) onun için dua etti, serbest kaldı. Süraka, Allah
Rasulü'nden (s.a.) kendisi için bir emanname yazmasını istedi. Peygamberimizin
emri üzerine Ebu Bekir bir deri parçasına bir emanname yazdı. Bu emanname, Mekke
fethedildiği güne kadar onun yanında idi. Emannameyi Peygamberimize getirdi.
Allah Rasulü (s.a.) ona vefa göstererek: "Bugün vefa ve iyilik
günüdür!" buyurdu.
Süraka, Peygamberimizle
Ebu Bekir'e azık ve erzak vermek istediyse de: "İhtiyacımız yok. Sen bizden,
takipçilerin yönünü şaşırt, yeter!" dediler. O da: "Tamam, dediğinizi
yaparım." deyip oymağına döndü. İnsanların Peygamberimizle Ebu Bekir'in
peşlerinde olduğunu görünce: "Ben sizin için her tarafı arayıp taradım,
hiçbir yerde bulamadım. Benim aramam da sizin için yeter." demeye başladı.
Günün evvelinde Peygamberimizin ve Ebu Bekir'in üzerine yürüyen Süraka, günün
sonunda onların koruyucusu kesildi!
3- Ümmü Ma'bed'in
Çadırında:
Sonra Allah Rasulü
(s.a.) bu yolculuğuna devam etti. Nihayet Ümmü Ma'bed el-Huzaiyye'ye ait iki
çadıra uğradı. Ümmü Ma'bed, faziletçe üstün, güçlü-kuvvetli bir kadındı.
Ellerini dizlerine kemend yapar çadırın önünde oturur, gelen geçenin su ve
yiyecek ihtiyaçlarını karşılardı. Hz. Peygamber (s.a.) ile Hz. Ebu Bekir ona, yanında
bir şey bulunup bulunmadığını sordular. O da: "Vallahi, yanımızda bir şey
olsaydı misafirperverliğimiz sizi boş çevirmezdi. Koyun otlaktan uzak. Sene
kıtlık senesi." dedi. Allah Rasulü (s.a.) çadırın yan tarafından bulunan
bir koyun gördü ve: "Ey Ümmü Ma'bed! Bu koyun nedir?" diye sordu. O
da: "Sürüden, dermansızlıktan dolayı geri kalmış bir koyun." cevabını
verdi. Peygamberimiz: "Süt verir mi?" diye sordu. Ümmü Ma'bed:
"Onda süt verecek derman nerde?" diye cevap verince Peygamberimiz:
"Onu sağmama müsaade eder misin?" diye sordu. Kadın: "Evet,
babam anam sana feda olsun! Süt bulabilirsen sağ!" dedi. Bunun üzerine
Allah Rasulü (s.a.) eliyle koyunun memesini sığadi, besmele çekip dua etti.
Derhal koyun apışını ayırdı, sütünü gereği gibi akıtıp verdi. Hz. Peygamber
(s.a.) kafileyi kandıracak genişlikte bir kap istedi. İçine süt sağdı, köpük
taştı. Peygamberimiz kabı önce Ümmü Ma'bed'e sundu. O kanasıya içti. Sonra kabı
arkadaşlarına sundu; onlar da kanasıya içtiler. Sonra da kendisi içip ikinci
kere kaba süt sağdı ve kabı doldurdu. Kabı kadının yanına bırakıp hayvanlara
bindiler, yola koyuldular.
Çok geçmeden kadının
kocası Ebu Ma'bed, kınla döküle yürüyen, kemiklerinde ilik, bacaklarında derman
kalmayan arık keçileri süre süre geldi. Sütü görünce şaşırdı ve: "Bu sana
nerden geldi? Koyun otlaktan uzak, evde sağmal hayvan yok!" dedi. Kadın:
"Yok, vallahi! Ancak bize mübarek bir insan uğradı. Şöyle şöyle söyledi.
Şöyle şöyle yaptı..." diyerek olup biteni anlattı. Ebu Ma'bed: "Vallahi,
kanaatimce o şahıs Kureyş'in aradıkları adam olacak. Hele onu bana bir anlat,
Ey Ümmü Ma'bed!" dedi. O da anlattı: "Dış görünüşü gayet hoş, yüzü
sabah aydınlığı gibi, hilkati yerli yerinde, ne şişmanlık diye bir kusur ona
ilişmiş, ne baş küçüklüğü; güzel, yakışıklı, gözlerinin siyahı tam siyah,
beyazı tam beyaz, göz kenarları kaşlar ve kirpikler gür; sesinde tizlik,
boğukluk; boynunda uzunluk; göz siyahlığı çok siyah, beyazlığı çok beyaz,
doğuştan sürmeli, kalem kaşlı, kaşlar birbirine yakın, saç gayette siyah;
sustuğu zaman kendisini vakar bürür, konuştuğunda zerafet bürür; uzaktan en
güzel ve en zarif görünen insan; yaklaşıldığında en iyi ve en tatlı insan.
Tatlı dilli, sözü tane tane, ne çok yavaş, ne çok hızlı. Konuşması sanki
dökülen inci taneleri gibi. Orta boylu. Hiçbir göz onu ne kısalıktan dolayı
yere çalar, ne de uzunluktan dolayı yerer. İki dal arasında bir dal. O, üç
kişilik kafilenin en parlak görünüme, en iyi değere sahip olanı. Yoldaşları
var, etrafını kuşatan. Söz söylese sözünü dinlerler, emretse emrini yapmaya koşarlar.
Hizmeti görülen, etrafında toplanılan bir insan. Ne yüzünü ekşitir, ne
kınar." Bu tanıtım üzerine Ebu Ma'bed: "Vallahi bu zat, Kureyş'in,
bize yaptığı şeyleri anlattıkları adamlarıdır. Yemin ederim ona arkadaş olmayı
kafamda kurdum. Bir yolunu bulursam bunu yapacağım." dedi.
Mekke üzerinde yüksek
sesle şu şiirin terennüm edildiği duyuldu; ama söyleyeni gören olmadı:
"Arş'ın Rabbi Allah
Ümmü Ma'bed'in çadırlarında konaklayan iki yoldaşı en iyi şekilde
mükafatlandırdı.
O iki yoldaş iyilikle
indiler, iyilikle yola koyuldular. Muhammed'in yoldaşı olan kurtuluşa erdi.
Hey, Kusay kabilesi!
O'nun sayesinde Allah, sizden karşılığı görülmeyecek hiçbir cömertliği ve
şerefi uzaklaştırmaz.
Mü'minleri gözetlemek
için genç kızlarının oturdukları yer ve mekan Kaboğullarına kutlu olsun!
Kızkardeşinize sorun,
koyununu ve kabını. Eğer sorarsanız koyuna, o da tanıklık eder."
Hz. Ebu Bekir'in kızı
Esma anlatıyor: Allah Rasulü'nün (s.a.) ne yöne gittiğini bilmiyorduk.
Mekke'nin aşağısından bir cin çikageldi, bu beyitleri okudu. İnsanlar peşine
takıldılar. Sesini işitiyor, ama onu görmüyorlardı. Nihayet şehrin üst
kısmından çıkıp gitti. O cinin söylediğini işitince Allah Rasulü'nün ne yöne
gittiğini anladık; bildik ki Medine yönüne doğru gitmektedir.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
A) HZ. PEYGAMBER
(S.A.) MEDİNE'DE