|
ZADU’L-MEAD |
DÖRDÜNCÜ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
A) HUDEYBİYE ANLAŞMASI
1- Umre için Yola Çıkışları
2- Kureyş'in Hazırlıkları
3- Hudeybiye'ye Varış
4- Kureyşlilere Elçi Göndermesi
5- Rıdvan Biatı
6- Huzaalıların Gelişi
7- Kureyş Elçilerinin Peygamberimize
Gelişi
8- Anlaşmanın Yazılması
9- Kurbanların Kesilmesi
10- Hudeybiye'den Medine'ye Dönüş
11- Ebu Basir'in Gelişi
12- Hudeybıye Kuyusundan Su Çıkması
1- Umre için Yola
Çıkışları:
Nafi\ hicretin 6. yılının
Zilkade ayında gerçekleşti demiştir. Sahih olan budur. Zühri, Katade, Musa b.
Ukbe, Muhammed b. ishak ve daha başkaları bu görüştedir.
Hişam b. Urve,
babasından naklen şöyle der: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ramazan
ayında Hudeybiye'ye hareket etti. Anlaşma ise, Şevval ayında gerçekleşti.
Bu bir yanılgıdır. Çünkü
fetih gazilerinin (yola çıkması) Ramazan ayındadır. Ebu'l-Esved, doğru şekliyle
Urve'den naklen "Hudeybiye anlaşması Zilkade ayında gerçekleşmiştir."
der.
Sahihayn'da, Enes b.
Malik'in "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hepsi de Zilkade
ayında olmak üzere dört defa umre yapmıştır." dediği ve Hudeybiye umresini
bunlar arasında saydığı rivayet edilmektedir.
Allah Rasulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında bin beş yüz sahabi bulunuyordu.
Sahihayn'da Cabir'den bu şekilde rivayet olunmuştur. Yine Sahihayn'da.
Cabir'den naklen, "Bin dört yüz sahabi idiler"', Abdulah b. Ebi
Evfa'dan naklen de "Bin üç yüz kişi idik." dedikleri rivayet edilir.
Katade şöyle der: Said b.
Müseyyeb'e: Rıdvan biatına katılan kaç kişiydi? diye sordum. O da: "Bin
beş yüz kişiydi" dedi. "Cabir b. Abdullah, bin dört yüz kişi
olduklarını söylüyor." deyince; "Allah (c.c.) ona rahmet eylesin
yanılmıştır. Bana bin beş yüz kişi olduklarını nakleden kendisidir." dedi.
Ben derim ki: Cabir b.
Abdullah'tan her iki görüş de sahih yolla aktarılmıştır. Cabir'den gelen,
Hudeybiye yılında yetmiş deve kurban etmiş oldukları ve her bir devenin ise,
yedi kişi adına kesilmiş olduğu rivayeti de sahihtir. Cabir'e: Kaç kişiydiniz?
diye sorulunca; "Süvari ve yayalarımızla birlikte bin dört yüz
kişiydik." demiştir. Kalb, bu görüşü kabule daha çok meylediyor. Bu Bera
b. azib, Ma'kıl b. Yesar, kendisinden gelen iki rivayetin en sahihine göre
Seleme b. Ekva' ve Müseyyeb b. Hazn'ın görüşüdür. Şu'be'nin Katade - Said b.
el-Müseyyeb - babası Müseyyeb senediyle naklettiğine göre Müseyyeb diyor ki:
"Bizler, Rıdvan ağacı altında Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanında bin dört yüz kişiydik."
"Yediiyüz
kişiydiler." diyen çok açık bir hataya düşmüştür. Böyle diyenin gerekçesi
şudur: Onlar, o gün yetmiş deve kurban etmişlerdir. Bir deve ise, yedi veya on
kişinin kurban vazifesini yerine getirmesi için kafidir.
Bu söz, bu görüşü ileri
süren kimsenin dediği şeye delil olmaz. Çünkü açıkça belirtmiştir ki bu umre
ziyaretinde bir deve yedi kişi adına kurban edilmiştir. Şayet yetmiş deve hepsi
adına kurban edilmiş olsaydı, o zaman dört yüz doksan kişi olmaları gerekirdi.
Halbuki, aynı hadisin devamında açıkça; "Bin dört yüz kişi idiler."
demiştir.
2- Kureyş'in
Hazırlıkları:
Zülhulbyfe'ye
geldiklerinde Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurban edeceği hayvanı
belirleyip gerdanlık taktı, işaretledi ve umre için ihrama girdi. Kureyş
hakkında bilgi getirmesi için Huzaa kabilesine mensup bir casusunu ileri
gönderdi. Usfan'a yaklaştığında, casusu gelerek: "Kab'b. Lüey'i sana karşı
savaşmak ve seni Mescid-i Haram'dan alıkoymak için, Ehabiş ve çeşitli
kabileleri toplamış vaziyette bıraktım geldim'' dedi.
Bunun üzerine Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabıyla görüşerek: "Kureyşlilere
yardım eden şu adamların çoluk çocukları üzerine yönelip onları ele geçirmeye
ne dersiniz? Eğer oturup kalırlarsa yağmalanmış ve intikamlarını da alamamış
bir vaziyette oturup kalmış olurlar. Yok eğer, (peşimizden) gelirlerse Allah
(c.c.) onların boyunlarını vurur. Veya Mescid-i Haram'a yürüyüp, bizi
engellemek isteyenlerle çarpışmamıza ne dersiniz?" dedi.
Hz. Ebu Bekir söz aldı
ve: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir. Bizler umre yapmak üzere geldik.
Herhangi bir kimseyle savaşmak için gelmedik. Ancak bizimle, Mescid-i Haram
arasına girecek biri olursa onunla da çarpışırız." dedi.
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O halde yürüyünüz." buyurdu. Emre itaatle
ashab da yürüdü. Yolun bir kısmını katetiklerinde Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Halid b. Velid, öncü olarak Kureyş süvarileri içinde
Gamim'de bulunmaktadır. Sağ tarafa yöneliniz." buyurdu. Allah'a yemin
olsun ki, onlar ordunun toz bulutuna karışıncaya kadar Halid b. Velid onların
farkına varamadı. Halid b. Velid Kureyş'i uyarmak üzere atını mahmuzlayarak
uzaklaştı.
3- Hudeybiye'ye Varış:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilerlemeye devam etti. (Mekke'ye) girilecek Seniyye
denilen yere gelince devesi çöktü. Ashab "Hal! Hal!" diyerek onu
kaldırmaya zorladılar. Çökmekten vazgeçmeyince; "Kasva huysuzlaştı, Kasva
huysuzlaştı." dediler.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır Kasva huysuzlaşmadı. Onun böyle huyu
yoktur. Fakat (bir zaman) fili (Mekke'ye girmekten) alıkoyan şimdi de Kasva'yi
tutarak alıkoydu. Varlığım elinde bulunan Allah'a (c.c.) yemin ederim ki
Kureyşliler, Allah'ın (c.c.) yasakladığı kendilerinin saygı duydukları
şeylerden hangisini benden isteyecek olurlarsa muhakkak onu, kabul edeceğim,
(Onların isteğini yerine getireceğim)" diyerek Kasva'yı kalkmaya zorladı.
Deve sıçrayıp kalktı.
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) dönerek, Hudeybiye'nin en son noktasına, Semed denilen yere
indiler. Oranın suyu azdı ve insanlar o sudan azar azar alıyorlardı. İnsanlar o
suyu da çok geçmeden çekip tükettiler. Su bitince Allah Rasulü'ne (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) susuzluktan dolayı şikayette bulundular. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) okluğundan bir ok çekerek çukura saplamalarını
emretti. Allah'a yemin olsun ki, ashab Semed çukurundan ayrılıncaya kadar,
onlara yetecek miktarda su fışkırmaya devam etti.
4- Kureyşlilere Elçi
Göndermesi:
Kureyş müşrikleri
Peygamberimiz'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendilerine saldırmasından
korktular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara ashabdan bir elçi
yollamak isteyerek Hz. Ömer'i (r.a.) yanına çağırdı.
Hz. Ömer (r.a.):
"Ey Allah Rasulü! Şayet eziyete maruz kalacak olursam, Mekke'de Ka'b
oğullarından beni koruyacak kimsem yoktur. Osman b. Affan'ı gönder. Çünkü onun
kabilesi Mekke'dedir ve o, istediğin şeyi tebliğ edecek bir kimsedir."
dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Osman'ı (r.a.) çağırıp,
"Onlara, çarpışmak için gelmediğimizi sadece umre yapmak için gelmiş
olduğumuzu ilet ve onları İslam'a davet et." diyerek Kureyşlilere
gönderdi.
Ayrıca Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz. Osman'a, Mekke'de bulunan kadın ve erkek
mü'minlere uğrayarak onların yanında kalıp yakında Mekke'nin fethedileceğini
onlara müjdelemesini, Allah'ın -Azze ve Celle- Mekke'de dinini galip kılacağını
ve Mekke'de imanın gizli kalmayacağını haber vermesini emretti.
Hz. Osman (r.a.) ayrılıp
gitti. Beldah'da Kureyş müşriklerine rastladı. Kureyşliler, Hz. Osman'a (r.a.):
"Nereye gidiyorsun?" dediler.
Hz. Osman (r.a.):
"Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni, sizi Allah'a (c.c.) ve
islam'a davet etmek için gönderdi. Kimseyle savaşmak için değil, umre yapmak
için geldiğini size haber vermemi İstedi." dedi.
Kureyşliler;
"Söylediklerini duyduk, işini gör." dediler. Eban b. Said b. as, Hz.
Osman'a (r.a.) doğru varıp; hoş geldin, dedi. Hz. Osman'ı (r.a.) himayesine
alıp kendi atını eğerledi ve onu ata bindirdi. Eban, onu Mekke'ye varıncaya
kadar terkisinde götürdü. Müslümanlar, Hz. Osman (r.a.) dönmeden önce:
"Osman bizden önce Beytullah'a varıp tavaf etti." dediler.
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Bizler mahsur iken (tavaftan engellenmiş bir vazı
yetteyken) Osman'ın Beytullah'ı tavaf edeceğini hiç sanmam." buyurdu.
Ashab: "Ey Allah'ın
Rasulü! Beytullah'a ulaşmışken Osman'ı tavafta: alıyokacak ne olabilir?"
dediler.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu, bizlerle beraber tavaf etmeden yalnız baş
na Kabe'yi tavaf etmeyeceğine dair onun hakkındaki bir zannımdır." Dedi.
5- Rıdvan Biatı:
Müslümanlarla müşrikler
barış hususunda birbirine girdiler. Bu esnada bu iki topluluktan bir adam karşı
taraftan birine bir ok attı. Aralarında çarpışma çıktı. İki topluluk da,
birbirlerine bağırarak, ok ve taş atmaya başladılar. Her iki taraf da kendi
yanlarında bulunup karşı taraftan olan kimseleri $ rehin aldılar.
Bu sırada Allah
Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Osman'ın şehid edildiği haberi ulaştı.
Bunun üzerine
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müslümanları biat etmeye çağırdı.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ağacın altında duruyorken
müslümanlar, Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) biat etmek için
koşuştular ve firar etmemek üzere kendisine biat ettiler. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendi elini tutarak: "Bu, Osman
adınadır." dedi.
Biat etme işi sona
erdiğinde Hz. Osman çıkageldi. Müslümanlar Hz. Osman'a: "Beytullah'ı tavaf
edip şifa buldun ey Ebu Abdullah." dediler. Hz. Osman: "Hakkımda ne
kötü düşünmüşsünüz! Canım elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Allah Rasulü
Hudeybiye'de beklerken, Mekke'de bir yıl dahi kalmış olsaydım Allah Rasulü
tavaf etmeden ben Beytullah'ı tavaf etmezdim.
Halbuki Kureyşliler
Beytullah'ı tavaf etmeye çağırmışlardı; ama ben kabul etmedim." dedi.
Müslümanlar: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'ı en iyi
bilen ve zannı en güzel olanımızdır." diyerek karşılık verdiler.
Hz. Ömer (r.a.) ağacın
altında biat etmek İçin Allah Rasulü'nün (s.a) elini tutmuştu. Ced b. Kays
hariç bütün müslümanlar Peygamberimiz'e (s.a ) biat ettiler.
Ma'kil b. Yesar, ağacın
dalını tutarak Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) değmemesi için
kaldırıyordu.
Allah Rasulü'ne (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) biat eden ilk şahabı, Ebu Sinan el-Esedi idi.
Seleme b. Ekva', biatın
başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç defa Peygamberimiz'e (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) biat etmiştir.
6- Huzaalıların Gelişi:
Ashab bu halde iken, Büdeyl
b. Verka el-Huzai, Huzaa kabilesinden birkaç kişiyle çıkageldi. Huzaahlar,
Tihame bölgesi kabileleri içinde Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
hakkında iyi niyet besleyen kimselerdi. Büdeyl, Peygamberimiz'e (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Ben, Ka'b b. Lüey ve Amir b. Lüey'i, seninle savaşmak
ve seni Beytullah'ı tavaftan engellemek için, yeni doğurmuş develeriyle
birlikte Hudeybiye'nin birçok su kaynağı başında konaklamış bir vaziyette
bıraktım geldim." dedi.
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Biz herhangi bir kimseyle savaşmak için gelmedik.
Bizler umre yapmak için geldik. Harpler Kureyş'i halsiz bırakmış, onlara pek
çok zarar açmıştır. Eğer isterlerse, onlara biraz daha zaman tanıyayım, beni
diğer kabilelerle başbaşa bıraksınlar. Şayet diğer İnsanların girdikleri dine
girmeyi arzu ederlrtse girebilirler. Yok eğer bunları kabul etmezlerse zaten
savaşmak üzere toplanmışlardır. Eğer Kureyşliler bütün bunları reddedip, illa
savaşmak İsterlerse; canım elinde bulunan Allah'a (c.c.) yemin ederim ki, ya bu
davam hususunda tek başıma kalıncaya kadar onlarla çarpışırım yahut da Allah
(c.c.) va'dini yerine getirir." dedi.
Büdeyl, Peygamberimiz'e
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Söylediklerini Kureyşlilere
ileteceğim" diyerek ayrılıp gitti ve Kureyşlilerin yanına gelip şöyle
dedi: "Şu adamın yanından geliyorum. Bazı şeyler söylediğini işittim. Eğer
isterseniz, söylediklerini size anlatayım."
Kureyş'in beyinsizleri:
"O'ndan herhangi bir şeyi haber vermene ihtiyacımız yoktur." dediler.
İleri görüşlüleri ise:
"Duyduğun şeyleri anlat" dediler.
Büdeyl, şunları, şunları
işittim diyerek, Peygamberimiz'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediklerini
Kureyşlilere anlattı.
Bunun üzerine Urve b.
Mes'ud es-Sakafi: "Şu adam, size doğru lolan yolu anlatmıştır.
Söylediklerini kabul ediniz. Benim, Muhammed'e gitmeme izin veriniz."
dedi. Kureyşliler de, "Git" dediler.
7- Kureyş Elçilerinin
Peygamberimize Gelişi:
Urve, Peygamberimiz'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelerek konuşmaya başladı. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Büdeyl'e söylediklerinin aynısını Urve'ye de
söyledi.
İşte o zaman Urve,
Peygamberimiz'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Muhammedi Kavmini yok
etmeyi uygun görür müsün? Senden önce Araplardan hiçbir kimsenin kendi kavminin
kökünü kazıdığını işittin mi? Diğer durum olursa senin halin nice olur? Allah'a
yemin ederim ki, ben öyle yüzler, öyle ayak takımı kimseler görüyorum ki,
harpten kaçıp seni yapayalnız bırakacak kişilerdir." dedi.
Bu arada Hz. Ebu Bekir
(r.a.) kızarak, Urve'ye: "Lat putunun bızrını (bilmem neresini) emesice!
Bizler mi O'nun başından kaçıp, O'nu tek başına bırakacağız?" dedi. Urve:
"Bu kim?" diyerek sordu. Ashab: "O, Ebu Bekir'dir."
dediler. Urve, "Canım elinde bulunana yemin ederim ki, eğer bana karşı
yapmış olup da henüz ödeyemediğim iyiliğin olmasaydı mutlaka sana cevap verir,
lafının altında kalmazdım." diyerek Peygamberimiz'le (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) konuşmaya devam etti. Peygamberimiz'le (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
her konuşmasında Peygamberimiz'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sakalını
okşuyordu. Urve, Peygamberimiz'le (Sallallahu aleyhi ve Sellem) konuşurken,
Muğire b. Şu'be de miğferli ve kılıçlı bir vaziyette Peygamber'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yanı başında bulunmaktaydı. Urve'nin Peygamberimiz'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sakalına, elini her uzatışında kılıcının kınıyla
eline vurarak; "Çek elini Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
sakalından" diyordu.
Urve başını kaldırarak:
"Bu kim?" dedi. Ashab: "Muğire b. Şube'dir." dediler. Urve,
Muğire b. Şube'ye kızarak: "Ey hain! Ben, senin hiyanetinin bedelini
ödeyip durmaya çalışmıyor muyum?" diyerek çıkıştı.
Muğire, müslüman olmadan
önce cahiliye devrinde bir kavimle arkadaşlık yapmış, sonra da onları öldürerek
mallarını almıştı. Daha sonra gelerek müslüman olmuş ve Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de ona şöyle demişti: "Senin müslüman olmanı
kabul ediyorum. Ama iş mala gelince, ondan hiçbirşey kabul edemem!"
Bu konuşmalardan sonra
Urve, göz ucuyla Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabını
süzmeye başladı. Allah'a (c.c.) yemin olsun ki, Peygamberimiz'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) aksırıp çıkardığı balgam bile mutlaka bir kişinin eline
düşüyor ve onu alarak vücuduna, yüzüne sürüyordu. Onlara bir şey emrettiği
zaman emrini yerine getirmek için koşuşuyorlardı. Abdest aldığı zaman abdest
suyunu, nerdeyse birbirleriyle döğüşürcesine kapışıyorlar, konuştuğu zaman
huzurunda seslerini kısıyorlar ve O'na olan saygılarından dolayı da yüzüne dikkatle
bakmıyorlardı.
Urve, Kureyşliler'in
yanına dönerek: "Ey Kureyşliler! Allah'a yemin olsun ki, şüphesiz
krallara; Kisra'ya, Kayser'e ve Necaşi'ye elçi olarak gitmişimdir. Vallahi,
ben, bunlardan hiçbir hükümdarın adamlarının, Muhammed'in ashabının Muhammed'i
sayıp ululadıkları gibi saydıklarını görmedim. Vallahi! Muhammed, eğer aksınp
tükürecek olsa, mutlaka bir adamın eline düşüyor ve onu alarak derisine ve
yüzüne sürüyor. Onlara bir şey emrettiği zaman, emrini yerine getirmek için
üşüşüyorlar. Abdest altığı zaman, neredeyse birbirleriyle döğüşürcesine abdest
suyunu kapışıyor; O, bir şey söylediği zaman, huzurunda seslerini kısıyor ve
O'na olan saygılarından dolayı, yüzüne dikkatlice bakmıyorlar. Size doğru olanı
arzetmiştir, onu kabul ediniz." dedi.
Kinane kabilesinden bir
adam: "Bırakınız Muhammed'e bir de ben gideyim." dedi. Kureyşliler
de; "Git öyleyse" dediler. Bu adam Peygamberimiz'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ve ashabının yanına yaklaşınca, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Bu filancadır. Kurbanlık develere saygı gösteren bir kabileye
mensuptur. Kurbanlık develeri ona doğru sürün." dedi. Müslümanlar,
kurbanlık develeri o adama doğru sürüp, (Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! diye)
telbiye getirerek onu karşıladılar. Bu durumla karşılaşınca: "Sübhanallah!
Bu topluluğu, Beytullah'ı tavaf etmekten engellemek doğru değildir"
diyerek, adamlarının yanına döndü. Onlara; ''Boyunlarına kurbanlık gerdanı
takılmış, kurban edilmek üzere nişanlanmış develer gördüm. Bunların Beytullah'ı
tavaf etmekten engellenmelerini uygun görmüyorum." dedi.
Bunun üzerine Mikrez b.
Hafs ileri atılarak: "İzin verin Muhammed'e bir de" ben
gideyim." dedi. Kureyşliler "Sen de git" dediler. Mikrez,
müslümanlara yaklaşınca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu
Mikrez b. Hafs'dır. O, günahkar, fasık bir kimsedir." buyurdu. Mikrez,
gelerek Allah Rasulüyle (Sallallahu aleyhi ve Sellem) konuşmaya başladı.
8- Anlaşmanın Yazılması:
Mikrez, Peygamberimiz'le
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) konuşmaktayken, Süheyl b. Amr çıkageldi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İşiniz birazcık
kolaylaştırılmıştır." dedi. Süheyl: "Haydi, artık bizimle sizin
aranızda bir anlaşma yazmanın zamanı gel di." dedi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlaşmayı yazacak katibi çağırarak,
"Bismillahirrahmanirrahim yaz." dedi. Süheyl: "Rahman nedir
bizler bilmeyiz. Onun yerine, daha önce senin de yazdığın gibi
'Bismikellahümme' yaz." dedi. Müslümanlar: "Bizler
Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız." dediler. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Haydi, Bismikellahümme diye yaz."
dedi. Sonra: "Bunlar, üzerinde Allah Rasulü Muhammed'in anlaşma yaptığı
maddelerdir." diyerek katibe yazmasını emretti.
Süheyl yine itiraz
ederek: "Allah'a yemin ederim ki; eğer bizler seni, Allah'ın Rasulü olarak
tanımış olsaydık, Beytullah'ı tavaf etmene engel olmaz ve seninle çarpışmazdık.
Onun yerine, Muhammed b. Abdullah (Abdullah'ın oğlu Muhammed) yaz." dedi.
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Süheyl'e: "Her ne kadar, siz beni
yalanlasanız da, ben Allah'ın Rasulüyüm." dedi ve katibe dönerek:
"Muhammed b. Abdullah yaz" dedi.
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) (anlaşmayı yazdırmaya): "Kabe ile, bizim
aramıza girmemeniz ve Kabeyi tavaf etmemiz şartıyla." diyerek devam etti.
Süheyl bu maddeye itiraz ederek: "Vallahi! (bu) olamaz. Araplar zor
altında bırakılarak bu anlaşmayı yapmak zorunda kaldığımızı söyler dururlar.
Bu; ancak gelecek yıl olabilir" dedi ve madde bu şekilde yazıldı.
Süheyl Peygamberimiz'e
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Senin dininden olsa bile bizden sana
hiçbir kimsenin gelmemesi; şayet gelecek olursa tekrar bize iade etmen...*'
şartını ileri sürdü.
Müslümanlar:
"Sübhanallah! Müslüman olarak gelen bir kimse, nasıl olur da müşriklere
geri gönderilir" diyerek öfke ve hayretlerini ifade ettiler. Müslümanlar
ve Süheyl anlaşma maddeleri üzerinde böyle tartışırlarken, Süheyl b. Amr'in
oğlu Ebu Cendel ayaklarına bukağılar vurulmuş bir vaziyette zincirini sürüyerek
yavaş yavaş geliverdi. Mekke'nin alt tarafından yola çıkıp, kendisini
müslümanların içine atmıştı.
Süheyl (hemen): "Ey
Muhammed! Bu, bana geri verilmesini sana şart koştuğum ilk kişidir." dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Anlaşmayı henüz karara
bağlamadık." diyerek karşı çıktı ise de Süheyl: "Allah'a yemin ederim
ki, o takdirde, seninle herhangi bir şey üzerine asla anlaşma yapmam"
diyerek inadında ısrar etti.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O'nu bana bırak" diye karşılık verdi.
Süheyl: "O'nu sana bırakamam." diye cevapladı. Peygamberimiz ısrarla,
"Hayır!
Bunu yapacaksın"
dedi. Mikrez dahi: "Evet, biz onu bıraktık" dediyse de, Süheyl:
"Bunu yapamam" diyerek inadını sürdürdü.
İş bu noktaya gelince
Ebu Cendel: "Ey müslümanlar! Müslüman olarak gelmişken, tekrar müşriklere
geri mi veriliyorum? Karşılaştığım şeyleri görmüyor musunuz?" diyerek
feryat etti. Gerçekten Ebu Cendel, Allah yolunda çok çetin işkencelere maruz
kalmıştı.
Hz. Ömer der ki: Allah'a
yemin ederim ki, müslüman olduktan sonra o güne kadar asla şüpheye düşmemiştim.
Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelerek: "Ey Allah'ın Rasulü!
Sen Allah'ın gerçek peygamberi değil misin?" dedim. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, ben Allah'ın gerçek
peygamberiyim." dedi. Peki bizler hak, düşmanlarımız da batıl üzere
değiller mi? dedim. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine
"Evet" dedi. O zaman, "Peki dinimizi küçük düşürmeye ne diye
meydan veriyor ve Allah, onlarla bizim aramızda henüz hükmünü vermeden geri
dönüyoruz." dedim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
söyledi: "Ben Allah'ın Rasülüyüm. Benim yardımcım O'dur. Ben O'nun
emirlerine karşı gelemem."
Dedim ki: "Bize,
Beytullah'a varıp, onu tavaf edeceğimizi söyleyen sen değil miydin?" Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, ben böyle söyledim. Ama, ben
sana, Beytullah'a bu yıl varacağım söyledim mi?" dedi. "Hayır",
dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen yine de
Beytullah'a gidecek ve onu tavaf edeceksin." dedi.
Ebu Bekir'e gelerek
Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediğim şeylerin aynısını ona
da söyledim. Ebu Bekir, bana aynen Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) verdiği şekilde cevap verdi. Hatta, "Ölünceye kadar O'nun emir ve
yasağına uy. Allah'a (c.c.) yemin ederim ki, şüphesiz o hak üzeredir."
diye de ilave etti.
Hz. Ömer: 'Bu olaydan
dolayı (keffaret olsun diye) çok şeyler yaptım.' der.
9- Kurbanların
Kesilmesi:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), anlaşmayı yazdırma işini bitirince ashaba: "Kalkıp,
kurbanlarınızı kesiniz! Sonra da tıraş olunuz." diye emir verdi. Allah'a
yemin ederim ki, bu sözünü üç defa tekrarlamasına rağmen yerinden kalkan
tek kişi bile olmadı.
Onlardan hiç kimse kalkmayınca, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kalkarak Ümmü Seleme'nin yanına girip insanların kendisine yaptıklarını
anlattı.
Ümmü Seleme O'na:
"Ey Allah'ın Rasulü! Bunu istiyor musun? Çık, onlardan hiçbir kimseye tek
kelime dahi söylemeden kurbanını kes ve berberini çağırarak tıraş ol."
dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkarak dışarı çıktı ve
kurbanını kesip, berberini çağırarak tıraş oluncaya kadar hiçbir kimseye bir
şey söylemedi. Ashab bu durumu görünce, kalkarak kurbanlarını kestiler ve
birbirlerini tıraş etmeye başladılar. Öyle ki, sıkışıklık ve izdihamdan dolayı
nerdeyse birbirlerini öldüreceklerdi. Daha sonra Peygamberimize (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) (müslümanlığı kabul etmiş) mü'min kadınlar geldi. Bu esnada
Allah -Azze ve Celle-: "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar muhacir olarak
size geldikleri zaman onları imtihan ediniz." ayet-i kerimesini
"Kafir zevcelerinizi nikahınızda tutmayınız..." (kısmına kadar)
indirdi.[Mümtahıne, 10] Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), o güri hala müşrik olan
iki karısını boşadı. Bunlardan birisiyle Muaviye, diğerleriyle de Safvan b.
Ümeyye evlendi.
10- Hudeybiye'den
Medine'ye Dönüş:
Bütün bunlardan sonra
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye döndü. Medine'ye dönüş
yolunda Allah (c.c): "Şüphesiz biz sana, apaçık bir fetih nasib ettik. Bu,
senin gelmiş ve geçmiş günahlarını Allah'ın yarlığaması, senin üzerindeki
nimetini tamamlaması ve seni dosdoğru yola iletmesi ve Allah'ın sana çok
şerefli bir galibiyetle yardım etmesi içindir." ayet-i kerimelerini
indirdi.[Fetih, 1-3]
Hz. Ömer'in (r.a.):
"Ey Allah'ın Rasulü! Bu bir fetih midir?" demesi üzerine,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet, bu bir fetihtir, ey
Ömer!" diye cevap verdi.
Ashab'ın: "Ne mutlu
sana ey Allah'ın Rasulü! Peki bizim için ne vardır?" diye sormaları
üzerine de Allah (c.c.) "Mü'minlerin kalplerine sekineti (manevi kuvveti,
sükuneti) indiren Odur..." ayetini indirdi.[Fetih, 4]
11- Ebu Basir'in Gelişi:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelince, Ebu Basir Kureyş'ten kaçıp müslüman olarak
Peygamberimiz'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi. Kureyşliler, Ebu Basir'i
geri almak için iki adam göndererek: "Bizimle yaptıgın anlaşma gereği onu
bize teslim edeceksin!" dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
de Ebu Basir'i gelen iki adama teslim etti. Bunlar Ebu Basir'le birlikte yola
çıkıp Zülhuleyfe'ye gelince yanlarında taşıdıkları hurmalardan yemek üzere
konakladılar. Ebu Basir adamlardan birisine: "Vallahi şu kılıcın çok
kaliteli sanıyorum." dedi. Diğeri, kılıcı hemen sıyırarak: "Doğru!
Onu defalarca denedim. Vallahi bu, gerçekten iyi bir kılıçtır." dedi. Ebu
Basir, "Göster, bir bakayım" diyerek kılıcı ondan alıp adama vurması
üzerine adam öldü. Diğeri ise kaçarak, koşa koşa Medine'ye gelip Mescid-i
Nebevi'ye girdi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adamı görünce,
"Şu adam, korku ve dehşet verici şeyler görmüştür." dedi. Adam
Peygamberimiz'in yanına yaklaşınca, "Vallahi! Arkadaşım öldürüldü. Ben de
nerdeyse öldürülecektim." dedi.
Ebu Basir gelerek Peygamberimiz'e
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi!
Şüphesiz Allah sana düşeni eda ettirdi. Beni onlara teslim ettin. Allah da beni
onların elinden kurtardı."
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ne adam yahu! Sanki harp ateşinin küreği!
Hele yanında kendisine yardım edecek bir kişi daha olsaymış!..." diye
karşılık verdi.
Ebu Basir bunları
işitince, Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisini müşriklere
geri vereceğini anladı. Medine'den çıkıp Sifu'l-Bahr'e geldi. Ebu Cendel b.
Süheyl de Kureyşlilerin elinden kaçarak gelip Ebu Basir'le buluştu. Kureyş'ten
müslüman olmuş her kim varsa gelip Ebu Basir'e katıldılar. Öyle ki, kırk kişi
civarında bir topluluk oluştu. Allah'a yemin ederim ki: Kureyş'in Şam'a gitmekte
olan bir kervanını haber aldıkları zaman onların karşılarına çıkıyor, kervanda
bulunanları öldürüyor ve mallarını da alıyorlardı.
Bunun üzerine
Kureyşliler Peygamberimiz'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elçi göndererek,
Allah'a ve akrabalık bağları üzerine yemin verip, kendilerinden O'na gelenlerin
artık emniyette olacağını bildirip, onları, tekrar kendilerine göndermemesini
istediler. Bu olay üzerine Allah Azze ve Celle: "Sizi onlara karşı
muzaffer kıldıktan sonra, Mekke hududu içinde, onların ellerini sizden, sizin
ellerinizi de onlardan çeken, O'dur. Allah yaptıklarınızı hakkıyle görücüdür.
Onlar, Allah'ı tanımayan, sizi Mescid-İ Haram'dan ve bağlı kurbanları mahalline
ulaşmaktan alıkoyan kimselerdir. Eğer Mekke'deki henüz tanımadığınız inan mış erkeklerle
inanmış kadınları bilmeden ezmek suretiyle üzüntüye kapılmana ihtimali
olmasaydı Allah savaşı önlemezdi... İnkar edenler, gönüllerindek cahiliyye
çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde..." ayet-i kerimelerin
indirdi.[Fetih, 24-26]
Müşriklerin
asabiyetleri, Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Allah peygamberi
olduğunu ve anlaşmaya "Bismillahirrahmanirrahim" ile başlanmasını
kabul et memeleri ve müslümanlarla, Beytullah arasına girmeleriydi.
12- Hudeybıye Kuyusundan
Su Çıkması:
Buhari'nin Sahihinde
şöyle geçmektedir: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdes aldı
ve abdest suyunu ağzından Hudeybiye kuyusuna püskürtür püskürtme; kuyu suyla
dolmaya başladı." Sahihayn'd&ki rivayete göre Bera b. azib ve Seleme
b. Ekva da aynı şeyi söylemektedirler.
Urve, Mervan b. Hakem ve
Misver b. Mahreme'den naklen şöyle demiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), kuyuya okluğundan bir ok sapladı." Bu rivayet de
Sahihayn'da aynen mevcuttur.
Ebu'l-Esved'in
Megaz/'sinde Urve'den naklen şöyle geçmektedir: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir kova içerisinde abdest aldı. Suyla ağzını çalkalayıp, kovaya
püskürterek, kovadaki suyun kuyuya dökülmesini emretti. Ayrıca okluğundan bir
ok çekip, kuyuya atarak Allah'a dua etti. Ashab kuyunun başında oturmaktayken,
kuyu suyla dolmaya başladı. Öyle ki, elleriyle avuçlamaya başladılar.
Ebu'l-Esved, rivayetinde
her iki hususu da toplamıştır. Bu daha doğr görünmektedir. Allah en iyi
bilendir.
Cabir'den gelen,
Buhari'nin Sahih'mdeki rivayet ise şöyledir: Hudeybiye günü insanlar
susamışlardı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), önünde bulunan
deriden yapılmış, küçük bir su kabından abdest alıyordu. Ashab, su almak için
O'na doğru koşuştular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashaba,
"Neyiniz var?" diye sordu. "Ey Allah'ın Rasulü! Şu senin
önündeki sudan başka, ne içebileceğimiz nö de abdest alabileceğimiz suyumuz
var." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ellerini kabın içerisine kor komaz, kaynaklar misali, parmaklarının
arasından su fışkırmaya başladı. Bu sudan hem içip, hem de abdest aldılar. (O
gün) Bin beşyüz kişiydiler.
Bu, Hudeybiye kuyusu
mucizesinden başka bir olaydır.
Bu gaza esnasında
müslümanlar bir gece yağmura tutuldular. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) sabah namazını kıldırınca şöyle söyledi: "Rabbiniz'in bu gece ne
söylediğini biliyor musunuz?" dedi. Müslümanlar: "Allah ve Rasulü
daha iyi bilir" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedi ki:
Allah (c.c.) şöyle söyledi: "Kullarımdan bir kısmı bana iman ederek bir
kısmı da kafir olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle üzerimize yağmur
yağdı diyenler, bana iman edip, yıldıza (yıldızın yağmur yağdırmasına)
inanmayan kimselerdir. Yıldızın şöyle şöyle hareketiyle üzerimize yağmur yağdı,
diyenlere gelince, onlar Bana karşı kafir olup, yıldıza iman etmişlerdir."
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
B) HUDEYBİYE
ANLAŞMASININ ÖNEMİ VE HİKMETLERİ