ZADU’L-MEAD

DÖRDÜNCÜ KİTAP

PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

D) BAZI SERİYYELER

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber dönüşü Medine'de Şevval ayına kadar kalmış ve bu süre içerisinde çeşitli yerlere birçok seriyyeler göndermiştir.

 

1- Hz. Ebu Bekir Seriyyesi

2- Hz. Ömer Seriyyesi

3- Abdullah b. Revaha Seriyyesi

4- Beşir b. Sa'd Seriyyesi

5- Mürreoğullarına Gönderilen Seriyye

6- Galib b. Abdullah Seriyyesi

7- Beşir b. Sa'd Seriyyesi

8- İbn Ebi Hadred el-Eslemi Seriyyesi

9- İdam'a Gönderilen Seriyye

10- Abdullah b. Huzafe es-Sehmi Seriyyesi

 

1- Hz. Ebu Bekir Seriyyesi:

 

Beni Fezare taraflarına, Necid'e gönderilen Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) seriyyesi.

 

Ebu Bekir'in yanında Seleme b. Ekvada bulunmaktaydı. Seleme'nin payına güzel bir cariye düşmüş, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Seleme'den onu hibe etmesini istemiş ve Mekke'de bulunan müslüman esirlere karşılık onu fidye olarak vermişti.

 

 

2- Hz. Ömer Seriyyesi:

 

Otuz süvari ile birlikte Hevazin taraflarına gönderilen Hz. Ömer (r.a) seriyyesi.

 

Fakat Hevaziniiler'e Hz. Ömer'in gelmekte olduğu haberi ulaşınca kaçtılar; seriyye onların mahallerine geldi. Hz. Ömer, onlardan kimseye rastlamadan Medine'ye geri döndü. Bu arada kılavuz, Hz. Ömer'e: "Has'amoğullarından başka bir topluluğu bırakıp gidecek misin ki, onlar yurtlarındaki kuraklık yüzünden buraya kadar gelmiş bulunuyorlar." dedi. Hz, Ömer: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, onlarla çarpışmayı emretmemiştir." diye karşılık verdi ve onlara dokunmadı.

 

 

3- Abdullah b. Revaha Seriyyesi:

 

İçlerinde Abdullah b. Üneys'in de bulunduğu yahudi Yesir b. Rizam'a, otuz süvari ile gönderilen Abdullah b. Revaha seriyyesi.

 

Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yesir'in, Gatafanlıları toplayıp kendisiyle savaşacağı haberi ulaşmıştı. Abdullah b. Revaha komutasındaki seriyye, Hayber'de Yesir'e gelerek: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) seni Hayber'e vali yapacağını bildirmek için bizi yolladı." dediler. Yesir, yahudilerden otuz kişiyi yanına alarak yola çıktı ki, her birinin terkisinde müslümanlardan biri bulunuyordu. Yol almaya başlayıp, Karkarat-i Niyar -Hayber'e altı mildir- denilen yere geldiklerinde Yesir, pişman olarak elini Abdullah b. Üneys'in kılıcına uzattı. Abdullah b. Üneys durumu farkederek, hemen devesini geriletti. Sonra devesinden inerek kafilenin arkasında kaldı. Bir fırsatını bulunca, Yesir'in ayağına bir darbe indirerek kesti. Yesir de, elindeki kayın ağacından yapılma ucu eğri sopa ile Abdullah b. Üneys'in yüzüne vurup başını beyne sirayet edecek şekilde yardı. Bunun üzerine müslümanlardan her biri önündeki Yesir'in adamına hamle yaparak onu öldürdü. Yalnızca kaçıp yakalanmayarak onları aciz bırakan bir yahudi kuruldu. Müslümanlardan hiç kimse ölmedi. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldiklerinde, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Abdullah b. Üneys'in başının yarığına tükürdü. O günden sonra başının yarığı ne irinlendi, ne de ölünceye kadar onu rahatsız etti.

 

 

4- Beşir b. Sa'd Seriyyesi:

 

Otuz kişiyle birlikte Fedek'teki Mürreoğullarına gönderilen Beşir b. Sa'd el Ensari seriyyesi.

 

Beşir b. Sa'd onlara gitmek üzere yola çıktı. Davar çobanlarına rastladı. Bulabildiği davar, deve ve sığırları sürüp Medine'ye doğru yol almaya başladi. Mürreoğulları geceleyin Beşir b. Sa'd'a yetişip İslam birliğini sabaha kadar oka tuttular. Beşir ve arkadaşlarının okları tükendi, içlerinden kurtulup dönebilen döndü, şehit olanlar da şehit oldu. Beşir olanca gücüyle çarpıştı. Mürreoğulları deve, sığır ve koyunlanyla geri döndüler. Beşir canını dişine takarak Fedek'e ulaştı. Fedek'te yahudilerin yanında, yaraları iyileşinceye kadar kalıp Medine'ye döndü.

 

 

5- Mürreoğullarına Gönderilen Seriyye:

 

Sonra Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Cüheyne kabilesinden, Huraka üzerine bir seriyye gönderdi. Bu seriyye içerisinde Üsame b. Zeyd de bulunuyordu. Hurakalılar'a yaklaştıklarında, seriyyenin başındaki komutan, bilgi edinmek için öncüler gönderdi. Öncüler onların durumlarını ilettiklerinde, geceleyin onlara yaklaşana kadar ilerledi. Mürreoğulları, davarlarını sağıp sessizce köşelerine çekilmişlerdi. Komutan ayağa kalkıp Allah'a layık olduğu şekilde hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Ben size, bir olan, ortağı bulunmayan Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmanızı, bana da itaat edip, karşı gelmemenizi ve alacağım kararlarda, işimde bana aykırı davranmamanızı tavsiye ederim. Zira kendisine itaat edilmeyenin görüşü yoktur." Sonra onları düzene koyarak şöyle dedi: "Ey filan! Sen filanla, ey falan! Sen falanla arkadaş ve kardeşsin! Sizden biri, arkadaş ve kardeşini bırakmasın! Sakın ola, sizden biri döndüğünde ben ona, arkadaşın nerede diye sorduğumda, bilmiyorum demesin! Ben tekbir aldığım zaman, siz de tekbir alın!" dedi. Mücahidler, tekbir alıp kılıçlarını sıyırarak, bir tek hamle yapıp, Mürreoğullanm kuşattılar. Allah'ın kılıçları Mürreoğüllarını yakalamış, onlardan dilediklerini yere indiriyorlardı. O gün parolaları; "Emit! Emit! = Öldür! Öldür!" idi. Üsame, Mürreoğullarından Mİrdas b. Nehik adında bir adamın peşine düşmüştü. Mirdas'a yaklaşıp da kılıcıyla dokununca, Mirdas: "La ilahe illallah" dedi. Fakat yine de Üsame onu öldürdü. Sonra mücahidler onların davar, deve, sığır ve çocuklarını alıp götürdüler. Her bir mücahide on deve veya onun karşılığı koyun düşmüştü. Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelip de, Üsame'nin yaptığı haber verilince, bu durum Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çok ağır gelerek şöyle buyurdu: "Onu 'La ilahe illallah' dedikten sonra mı öldürdün?" Üsame: "O, bunu ancak ölümden kurtulmak için söylemiştir." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kalbini yarıp baktın mı?" dedi. Sonra Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde *La ilahe illallah' sözüyle gelirse halin ne olur!" buyurdu. Allah Rasulü bu sözü o kadar tekrar etti ki, Üsame o gün yeni müslüman olmayı temenni ederek şöyle söyledi: "Ey Allah'ın Rasülü! 'Artık La ilahe illallah diyen bir kimseyi öldürmemek hususunda Allah'a söz veriyorum!" Allah Rasulü: "Benden sonra da" buyurdu. Üsame: de: "Senden sonra da" dedi.

 

 

6- Galib b. Abdullah Seriyyesi:

 

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Galib b. Abdullah el-Kelbi'yi, Kedid'teki Mülevvahoğuliarına gönderdi ve ona Mülevvahoğullarına ansızın baskın yapmasını emretti.

 

İbn ishak şöyle demiştir: Bana, Yakub b. Utbe, Müslim b. Abdullah el-Cüheni - Cündeb b. Mekis el-Cüheni kanalıyla şöyle anlattı. Mekis el-Cüheni şöyle demiştir: Ben onun seriyyesinde bulunuyordum. Yola çıktık, Kedid'e geldiğimizde, Haris b. Malik b. Bersa el-Leysi'ye rastlayıp onu yakaladık. Kendisi: "Ben müslüman olmak için geldim." dedi. Galib b. Abdullah ona: "Eğer gerçekten müslüman olmak için gelmişsen, bir gün bir gece bağlanmak sana zarar vermez. Yok eğer bundan başka maksatla gelmişsen, sana karşı emniyette olmuş oluruz." deyip iple sıkıca bağlayarak, zenci bir adamcağızı başında bıraktı ve ona; "Biz senin yanına gelinceye kadar onunla kal! Eğer sana üstün gelmeye kalkışırsa, başını kes." dedi. Sonra yolumuza devam ederek Kedid vadisine vardık ve ikindiden sonra, akşama doğru orada konakladık. Arkadaşlarım beni, gözcü olarak Mülevvahoğullarına gönderdi. Orada bulunanları rahatça görebileceğim bir tepeciğe çıktım ve yüz üstü yattım. Bu sırada daha güneş batmamıştı. Onlardan bir adam dışarı çıkarak beni tepeciğin üzerinde yüzüstü yatarken gördü ve karısına: "Şu tepeciğin üzerinde günün başında görmediğim bir karaltı görüyorum. Bir de sen bak, köpekler bazı kaplarını sürükleyip götürmüş olmasın?" dedi. Kadın baktı ve: "Hayır! Vallahi, ben bir şey göremiyorum." dedi. Adam: "Bana, yayımla birlikte okluğumdan iki ok getir." dedi. Kadın da bunları kocasına getirdi.

 

Adam bana bir ok atarak böğrüme sapladı. Oku çıkarıp yere bıraktım, hiç hareket etmedim. Sonra bana bir ok daha attı ve onu da omuzumun başına sapladı. Onu da çıkarıp yere koydum ve hareket etmedim. Adam karısına: "Vallahi! Oklarım onu karıştırdı. Eğer bir gözcü olsaydı hareket ederdi. Sabaha çıkınca oklarımı bul, al, getir! Köpekler onları dişleriyle çiğnemesin!" dedi. Mekis el-Cüheni şöyle devam eder: Onları bir müddet kendi hallerine bıraktık. Akşam olup develeri gelmiş, onların sütlerini sağıp, evlerine çekilmişler ve gecenin zifiri karanlığı gitmişti. Onlara ani bir baskın yapıp bizimle çarpışanları öldürdük. Deve ve sığırları sürerek oradan geri döndük. Onlardan biri imdat istemek için kabilelerine doğru gitti. Süratle çıkarak Haris b. Malik ve arkadaşına uğradık. Onları yanımıza aldık. İmdada gelenler bize doğru gelmeye başladı. Kendilerine karşı koyamayacağımız kadar çok insan geldi. Onlarla aramızda sadece Kudeyd vadisi kalmıştı. Allah Azze ve Celle kendi katından bir sel gönderdi. Vallahi bundan önce hiç böyle yağmur görmemiştik. Hiç kimsenin geçemeyeceği şekilde sel geldi. Onlardan hiçbir kimsenin seli geçemeyip, sadece durup bize baktıklarını gördüm. Biz vadiyi geçip süratle ilerleyerek Müşellel tepesine sığınmıştık. Sonra tepeden inerek ellerimizdekilerle onları aciz bıraktık.

 

Bu seriyyenin, bundan önce anlatılan seriyye olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir.

 

 

7- Beşir b. Sa'd Seriyyesi:

 

Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber'e gönderdiği kılavuzu Huseyl b. Nüveyre Medine'ye gelmişti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Arkanda bıraktığın yerlerden ne haber?" diye sordu. Huseyl şöyle dedi: "Yemen, Gatafan ve Hayyan kabilelerini toplanmış vaziyette bıraktım. Uyeyne onlara; siz mi bizim yanımıza gelirsiniz yoksa biz mi sizin yanınıza varalım diye haber salmış; onlar da, sen bizim yanımıza gel diye haber göndermişler. Bunlar, seni veya etrafındakilerden bazılarını öldürmek istiyorlar."

 

Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'i çağırarak durumu onlara anlattı. Her ikisi de: "Beşir b. Sa'd'ı gönder." dediler.

 

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beşir b. Sa'd'ı, bir sancak bağlayıp üç yüz kişiyle birlikte yolladı. Geceleri yürüyüp gündüzleri gizlenmelerini onlara emretti. Onlarla beraber Huseyl de kılavuz olarak sefere katıldı. Geceleri yürüyüp gündüzleri saklanarak Hayber'in altlarına kadar geldiler. Düşmanlara İyice yaklaşıp yaylıma bırakılan hayvanlarına baskın yaptılar. Bu haber onlara ulaşınca sağa sola dağıldılar. Beşir b. Sa'd, arkadaşlarıyla çıkıp bunların konak yerlerine geldi, fakat orada hiçbir kimseyi bulamadı; elde ettikleri hayvanlarla geri döndüler. Selah demlen yere geldiklerinde, Uyeyne'nin casusuna rastlayıp onu öldürdüler. Sonra Uyeyne'nin topluluğuna rastladılar. Uyeyne onlardan haberdar değildi. Birbirleriyle uzaktan uzağa, çarpışmaya giriştiler. Uyeyne'nin topluluğu bozuldu. Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabı onların peşine düşerek iki kişiyi yakaladılar. Mücahidler bu kişileri Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirince ikisi de müslüman oldular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de onları serbest bıraktı.

 

Haris b. Avf, Uyeyne'ye, bozguna uğramış ve atı kendisini dört nala götürürken: "Dur!" diye seslendi. Uyeyne: "Duramam. Arkamdan takip ediliyorum" diye karşılık verdi. Haris, Uyeyne'ye: "Senin hala durum ve tutumunu göz önüne alıp düşünmek zamanın gelmedi mi? Muhammed, memleketler fethedip duruyor. Sen ise başka şeyler üzerinde duruyorsun." dedi. Haris şöyle demiştir: Güneşin zevalinden geceye kadar orada bekledim, fakat hiçbir kimseyi göremedim. Onu da aramadılar. Ancak onun kalbine bir korku düşmüştü.

 

 

8- İbn Ebi Hadred el-Eslemi Seriyyesi:

 

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), İbn Ebi Hadred el-Eslemi'yi bir seriyye ile gönderdik İbn İshak kıssayı şöyle anlatmıştır: Cüşem b. Muaviye kabilesinden Kays b. Rifaa veya Rifaa b. Kays adında bir adam büyük bir toplulukla gelerek Kayslıları, Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı savaş açmak üzere toplamak maksadıyla Gabe'de konakladı. Bu adam Cüşemliler içerisinde isim ve şeref sahibi bir kimseydi. İbn Ebi Hadred el-Eslemi devamla şöyle der: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), benimle birlikte müslümanlardan iki kişiyi daha çağırarak: "Gidip şu adam hakkında haber ve bilgi getirin" diye emir verdi. Bize, son derece zayıflamış, arık bir deve verilerek içimizden biri deveye bindirildi. Vallahi, deve zayıflığından dolayı arkadaşımızı kaldıramaymca bazı adamlar devenin arkasından düşmemesi için elleriyle dayandılar, nihayet deve kalktı. Neredeyse kalkamayacaktı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bununla idare edin!" buyurdu. Ok e kılıçtan ibaret silahlarımızla yola çıktık. Güneşin batmasına yakın, ko naklamış topluluğa yaklaştığımızda ben bir köşede gizlendim ve iki arkadaşıma da oymağın diğer tarafında gizlenmelerini söyleyerek; benim, askerin etrafında tekbir alıp sesimi yükselttiğimi duyunca, siz de benimle birlikte tekbir alıp sesinizi yükseltin, diye emrettim. Vallahi, bizler bu şekilde bir gaflet anı yakalamayı veya herhangi bir şey görmeyi beklerken gece bizi bürümüş ve gecenin karanlığı yok olup sabah yaklaşmıştı. Oymağın hayvanlarını otlatmak için bu taraflara gönderilmiş bir çobanları vardı. O gün yanlarına gelmekte gecikmiş ve onun hakkında korkuya kapılmaya başlamışlardı. Arkadaşları Rifaa b. Kays kalkıp kılıcım alarak boynuna astı ve: "Vallahi, bu çobanımızın peşinden gideceğim. Vallahi herhalde başına bir kötülük gelmiştir." dedi. Yanında bulunanlardan birkaç kişi de: "Vallahi gidemezsin. Senin yerine biz gideriz." dediler. Rifaa: "Vallahi benden başka kimse gitmeyecek?" deyince, "Bizler de seninle beraber geleceğiz." dediler. Kays: "VAllahi, içinizden kimse peşimden gelmesin!" diyerek çıktı ve benim bulunduğum yere doğru gelmeye başladı. Bir fırsatını bulunca ona bir ok attım ve kalbine sapladım. Vallahi hiç konuşamadı. Derhal üstüne atlayıp kafasını uçurdum. Sonra tekbir alarak askerin tarafına bağırmaya başladım. Benimle birlikte İki arkadaşım da tekbir alıp bağırmaya başladılar. Vallahi orada bulunan topluluk, güçleri yettiğince kadın ve çocuklarını kurtarmak için, yanındakine dikket et, yanındakine dikkat et diye bağırmaktan başka bir şey yapmadılar. Yanlarında mallarından hafif olanları götürebildiler. Çok sayıda deve ve koyun sürüp götürdük. Bu deve ve koyunları Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem), getirdik. Rifaa'nın kellesini de yanımda taşıyıp getirmiştim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mehir olarak kullanmam için bu develerden on üçünü bana verdi. Ailemi yanıma topladım. O zaman kabilemden bir kadınla evlenmiştim. Ona iki yüz dirhem mehir verecektim. Evlenmeme yardım etmesini isteyerek Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldiğimde bana: "Vallahi, yanımda sana yardım edebileceğim bir şey yok." demişti. Bunun üzerine günlerce bekledim... Sonra İbn Ebi Hadred bu seriyyeyi anlatmıştır.

 

 

9- İdam'a Gönderilen Seriyye:

 

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), içlerinde Ebu Katade ve Muhallim b. Cessame'nib de bulunduğu müslümanlardan teşekkül eden bir seriyyeyi İdam'a gönderdi. Amir b. Azbat el-Eşcai, yanında kendisine ait bazı eşyaları ve bir süt tulumuyla devesi üzerinde müslümanların yanına uğrayıp İslam'a uygun bir şekilde selam verdi. Fakat müslümanlar selamını almadılar. Muhallim b. Cessame, aralarındaki bir sürtüşmeden dolayı Amir'in üzerine hücum ederek onu öldürdü, devesini ve eşyalarını aldı. Medine'ye Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldiklerinde O'na durumu anlattılar. Haklarında şu ayet indi: "Ey iman edenler! Allah yoluna koyulduğunuz zaman iyice araştırın. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek, 'Sen mü'min değilsin' demeyin. Çünkü Allah katında birçok ganimetler vardır. Önceden siz de öyleydiniz. Allah size lütfetti. O halde iyice araştırıp anlayın. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberdardır." [Nisa, 94] Medine'ye gelip bu durum Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haber verilince Muhallim'e: "Onu, Allah'a iman ettim, dedikten sonra mı öldürdün?" diye çıkıştı.

 

Hayber'in fethedildiği sene Kays kabilesinin reisi olan Uyeyne b. Bedr, Amir b. Azbat el-Eşcai'nin diyetini talep için Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi. Hındif kabilesinin reisi olan Akra' b. Habis ise Muhallim'den diyet alınmasını engellemeye çalışıyordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Amir'in kabilesine: "Sizler bizden şimdi elli deve, Medine'ye döndüğümüz zaman da elli deve almaya razı olmaz mısınız?" diye teklifte bulundu. Uyeyne b. Bedr ise: "Vallahi, benim kadınlarıma tattırdığı acıyı Huraka kabilesinden olan onun kadınlarına da tattırmadıkça onu bırakmam." diye karşılık verdi. Bunu söyleyip durdu. Ama sonunda diyete razı oldular. Müslümanlar, Muhallim'i bağışlaması için Hz, Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına getirdiler. Muhallim, Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) huzurunda durunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah'ım, Muhallim'i bağışlama!" diye beddua etti ve bunu üç kere tekrarladı. Muhallim ayağa kalktığında gözyaşlarını elbisesinin ucuyla siliyordu.

 

İbn İshak şöyle demiştir: Muhallim'in kabilesi, bundan sonra Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bağışladığını iddia etmişlerdir. İbn İshak devamla şöyle der: Bana Ebu'n-Nadr Salim şöyle anlattı: Amir'in kavmi diyeti kabul etmediler. Akra' b. Habis kalkıp gitti ve onlarla başbaşa kalınca: "Ey Kayslılar! Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) size, kendisiyle insanları barıştırmak için sizin terkettiğiniz öldürülen bir adamı istedi. Siz de Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem), insanların arasini barıştırmasını engellediniz. Peki Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) size kızıp da O'nun kızmasından ötürü Allah'ın gazabına uğramayacağınızdan veya size lanet edip de O'nun laneti üzerine Allah'ın da size lanet etmeyeceğinden emin misiniz? Vallahi, ya onu Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) teslim edersiniz ya da Temimoğullarından, hepsi de öldürülenin kesinlikle namaz kılmadığına şahitlik eden elli kişi getirir ve öldürülenin kanını heder ederim." dedi. Böyle söyleyince Amir'in kabilesi diyeti almayı kabul etti.

 

 

10- Abdullah b. Huzafe es-Sehmi Seriyyesi:

 

Sahihayn'da Said b. Cübeyr'in rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Allah Teala'nın, 'Ey iman edenler; Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahibine itaat edin....'[Nisa, 59] ayeti Abdullah b. Huzafe es-Sehmi hakkında inmiştir. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kendisini bir seriyye ile göndermişti."

 

Yine Sahihayn'da A'meş - Said b. Ubeyde - Ebu Abdurrahman es-Sülemi kanalıyla gelen bir hadiste Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'dan bir adamı, gönderdiği bir seriyyeye komutan tayin etti. Seriyyede bulunanlara da komutam dinleyip itaat etmelerini emrederek onları gönderdi. Derken bir şeyden ötürü bu komutanı kızdırdılar. O da: "Bana odun toplayın" dedi. Hemen topladılar. Sonra: "Bir ateş yakın" dedi, yaktılar. Bundan sonra: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) size, beni dinleyip itaat etmenizi emretmedi mi?" dedi. Onlar da: "Evet emretti" dediler. Komutan: "Öyleyse bu ateşe girin!" dedi. Bunun üzerine birbirlerine bakışarak: "Biz Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ateşten kurtulmak için sığındık" dediler. Nihayet komutanın öfkesi geçti ve ateş söndürüldü. Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldiklerinde bu olayı anlattılar. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer ateşe girselerdi bir daha ondan çıkamazlardı. İtaat ancak meşru olan şeyler hususundadır." buyurdu. Bu komutan Abdullah b. Huzafe es-Sehmi dir.

 

Soru: Eğer ateşe girmiş olsalardı, yanlış te'vilde bulunarak kendi zanlarına göre Allah'a ve Rasulü'ne itaat için girmiş olacaklardı. Öyle olunca nasıl olur da" ebedi ateşte kalırlar?

 

Cevap: Çünkü kendilerini ateşe atmak günah olduğundan, eğer bunu işlemiş olsalardı intihar etmiş olurlardı. Seriyyede bulunanlar, kendilerini ateşe atmanın bir itaat, bir Allah'a yaklaşma ameli mi yoksa günah mı olduğunu düşünmeksizin hemen ateşe girmeye karar verselerdi, böyle yapmakla, kendilerine haram kılınmış olan bir şeyi yapmaya kalkışmış olurlardı ki, bu hususta ülü'l-emr'e itaat etmek caiz değildir. Halbuki, yaratana isyan olan bir hususta yaratılana itaat olunmaz. Böyle olunca, kendilerine ateşe girmeyi emredene itaat etmeleri Allah'a ve Rasulü'ne isyan olacağından, bu itaat azab görmelerine sebep teşkil edecekti. Çünkü bu itaat, masiyetin ta kendisidir. Eğer ateşe girselerdi, ülü'l-emr'e itaat etmiş olsalar bile Allah'a ve Rasulü'ne isyan eden kimseler olacaklardı. Ülü'l-emr'e itaatleri Allah'a ve Rasulü'ne karşı yapılan isyanı ortadan kaldırmayacaktı. Çünkü onlar, kendini öldürenin azaba müstehak olduğunu ve Allah'ın kendilerine bunu yasakladığını biliyorlardı. Dolayısıyla, meşru olan şeyler haricinde kendisine itaat edilmesi vacip olmayan kimseye itaat için bu yasağı çiğnemeye hakları yoktur.

 

Ülü'l-emr'e itaat için kendisine azap eden kimsenin hükmü bu olduğuna göre, yine ülü'l-emr'e itaat maksadıyla, eziyet edilmesi caiz olmayan başka bir müslümana azab eden kimsenin hali ne olur!

 

Hem adı geçen sahabiler eğer ateşe girselerdi, bu ateşe girmekle Allah'a ve Rasulü'ne itaat etmeyi kasdetmelerine rağmen ateşten çıkamayacaklarına göre, kendisini dünyevi arzu ve endişe caiz olmayan itaate sevkeden kimsenin hali ne olur!

 

Bu kişiler eğer ateşe girselerdi, komutana itaat etmeyi kasdetmiş olup bunun da Allah'a ve Rasulü'ne bir itaat olduğunu zannetmelerine rağmen ateşten çıkamayacaklarına göre, şeytanın kardeşleri olan ve bazı bilgisiz kimseleri, bunun Hz. Halil İbrahim'in bir mirası olduğu ve ateşin Hz. İbrahim'e karşı olduğu gibi kendilerine karşı da soğuk ve selamet olacağı şeklinde bir şüpheye düşürüp ve insanların akıllarını karıştırıp ateşe girenlerin halleri ne olur! Bunların en hayırlısı, ateşe rahmanı bir halle girdiği zannına kapılan aklı karıştırılmış kimsedir. Oysa oraya şeytani bir halle girmiştir. Bunu bilmeyince bu kişi melbusun aleyh (hakikat kendisine karşı karıştırılan) dir. Eğer bunu bilirse bu kişi de şeytanın dostlanndan olmasına rağmen, kendisinin Rahman'ın dostlarından olduğu yolunda insanları şüpheye düşüren, onların akıllarını karıştıran, bir mülebbistir. Bunların çoğu ateşe şaşırtıcı bir hareket ve insanın gözünü bağlayan tüllerle girerler. Bunlar dünyada ateşe girmeleri hususunda üç sınıftırlar: 1) Hakikat kendisine karıştırılan, 2) Hakikati karıştıran, 3) Hile yapan. Ahiret ateşi ise azab verme bakımından daha şiddetli ve daha devamlıdır.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

E) UMRETÜ'L-KAZA

 

 

 

 

 

 

 

⚠ Hata Bildir