MUĞNİ’L-MUHTAC

TEYEMMÜM YAPILACAK DURUMLAR

 

A. SUYUN GERÇEKTEN OLMAMASI

 

[Teyemmümü mübah kılan durumların] birincisi suyun olmamasıdır.

 

A- SUYUN OLMADIĞI DURUMLAR HANGİLERİDİR?

B- SUYU BULMAK İÇİN ARAŞTIRMA YAPMAK

C- SUYUN BULUNMASI İÇİN BEKLEMEK

D- TAHARETE [ABDEST VE GUSLE] YETERLİ OLMAYACAK KADAR SU BULMAK

E- SUYU OLMAYAN KİMSENİN PARAYLA SU SATIN ALMASI

F- ABDEST İÇİN SUYA / KOVAYA iHTiYAÇ DUYAN KİŞİYE SUYUN / KOVANIN PARASIZ OLARAK VERİLMESİ

G- EŞYALARI ARASINDA SU BULUNDUĞUNU UNUTAN KİŞİNİN DURUMU

H- KİŞİNİN İÇİNDE SUYUNUN DA BULUNDUĞU EŞYASINI, BAŞKALARININ EŞYASI ARASINDA KAYBETMESİ

 

A- SUYUN OLMADIĞI DURUMLAR HANGİLERİDİR?

 

Teyemmümle ilgili yukarıdaki ayet sebebiyle suyun gerçekten bulunmadığı veya dinen yok sayıldığı durumlarda teyemmüm yapılır.

 

Suyun dinen yok sayıldığı durumlardan bazıları şunlardır:

> suya giden yolda tehlike ile karşılaşmaktan korkmak, O suyun uzakta olması,

> su satın almada kullanılacak paraya [başka bir şey için] ihtiyaç duymak,

> yalnızca içilmesi için vakfedilmiş bir su bulmak: Alimlerimiz böyle bir suyun bir damlasının bile gözüne sürmek, hakkaya koymak vb. tasarruflar için mübah olmadığını söylemişlerdir. Çünkü bu su yalnızca özel bir şey için mübah kılınmıştır. Nitekim, kişinin başkasının toprağı ile teyemmüm yapması mübah değildir.

 

Demİrİ [alimlerin bu görüşüyle ilgili] şöyle demiştir:

 

Bu, problemli bir görüştür; çünkü bu görüş esas alındığında kişi vakfedilen veya mülk olan köyleri n topraklarına girdiğinde bu topraklarla teyemmüm etmesi caiz olmaz. Oysa bu, doğruya uzak bir görüştür. Örfen buna kesin olarak izin verilmiş kabul edilir. Bunun caiz olduğunda şüphe etmek doğru değildir.

 

Bu, helalolduğu hal karinesi ile bilinen bir durumdur. Nitekim alimlerimiz şöyle demiştir: "İnsanların gelip geçtiği kamuya ait bir yol bulunmadığında başkasının özel mülkünden geçmek caizdir."

 

Bu konunun detayları -inşaallah- "sulh" bahsinde ele alınacaktır.

 

 

B- SUYU BULMAK İÇİN ARAŞTIRMA YAPMAK

 

1. Su bulunmadığını kesin olarak bilme

 

Yolcu suyun bulunmadığını kesin olarak bilirse suyu araştırmaksızın teyemüm yapar.

 

Bu hüküm hem yolcu hem de mukım için geçerlidir. Çoğunlukla görülen durum dikkate alınarak metinde "yolcu" ifadesi konulmuştur.

 

Kişi, çöllerdeki kumsal arazi gibi, etrafında suyun olmadığını kesin olarak bildiği bir yerdeyse araştırma yapmaksızın teyemmüm yapar; çünkü olmadığı bilinen bir şeyi araştırmak anlamsız [abes] bir iştir. [Zayıf] bir görüşe göre bu durumda araştırma yapmak da şarttır. Çünkü [teyemmüm yapmak için suyu bulamamış olmak şarttır] Araştırma yapmayan kimse hakkında "bulamadı" denilemez.

 

2. Su bulunduğunu düşünme

 

Şayet suyu bulabileceğini düşünüyorsa; kendi eşyaları arasında ve yol arkadaşlarında su olup olmadığını araştırır.

 

a. Suyun bulunduğuna dair kanaatlerin şekli

 

Şarih Celaleddin el-Mahalli şöyle demiştir: Metindeki "vehmediyorsa" ifadesi "zihnine düşerse" yani "bunu mümkün görürse" anlamına gelir.

Kişide kanaatin oluşması üç şekilde olur. Şöyle ki; İki ihtimalden birine dair;

 

a) Baskın bir kanaat oluşursa buna zan adı verilir.

b) Düşük bir kanaat oluşursa buna vehim adı verilir.

c) Eşit bir kanaat oluşursa ki buna şek adı verilir.

 

Metinde geçen "vehim" ifadesiyle yalnızca ikincisi kastedilmemektedir.

 

Buna göre kişi suyun bulunup bulunmadığı konusunda şüphe duysa veya bulunduğu konusunda baskın bir kanaate sahip olursa haydi haydi araştırması gerekir.

 

Nitekim Kur'an'da da bir ayette Allah (celle celalühü) şöyle buyurmuştur: Ana-babana öf bile deme! [İsra, 23]

 

Kanun koyucu olan Allah ifade tarzını bu şekle dönüştürmüştür.

Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Bu ayetten dövme vb. fiillerin haydi haydi yasak olduğu anlaşılır.

 

b. Araştırmanın zamanı

 

Suyun bulunulduğu düşünülen durumda araştırmayı namaz vakti girdikten sonra yapmak farzdır. Çünkü teyemmüm, zorunluluk sebebiyle yapılan bir taharettir. Su bulunma imkanı söz konusu olduğu sürece bir zorunluluktan söz edilemez.

 

c. Suyu vekile aratma

 

Kişi, güvenilen bir vekile de suyu arattırabilir. Buna göre bir grup insan, güvenilir bir şahsı suyu araştırmak üzere gönderse onun yapacağı araştırma yeterli olur.

 

Kişi, vakit girdikten sonra araştırma yapması için vakit girmeden önce birine izin verse bu izin de yeterli olur.

 

d. Güvenilir olmayan bir şahsın [fasığın] verdiği haberin hükmü

 

Güvenilir olmayan bir şahıs [fasık biri] belirli bir yerde su bulunduğunu söylese kişi onun sözüne güvenmez. Aynı şahıs su bulunmadığını söylese onun sözünü kabul eder. Çünkü aslolan suyun bulunmamasıdır. Bunu, Maverdi ve Ruyani söylemişlerdir.

 

e. Başkası adına su aramanın geçersiz olduğu durumlar

 

Şu durumlarda yapılan su araştırması geçersizdir: Bir şahıs adına bir başkası onun izni olmaksızın su araştırsa,

 

> Kişi, suyu vakit girmeden önce araştırması konusunda başkasına ızın verse,

> Kişi, vakit girmeden önce su araştırması için başkasını vekil kılarken ["vakit girdikten sonra araştır" diye] herhangi bir kayıt koymasa,

> Kişi şüphe duyarak izin verse,

 

Bu durumlarda başkasının yapacağı araştırma yeterli olmaz.

Herhangi bir kayıt koymaksızın vekil kıldığında, vekil suyu vakit

içinde arasa bunun yeterli olması gerekir. Nitekim ihramlı kişi kendisine nikah kıyması için bir şahsı vekil kılsa bu nikah ihramdan sonra kıyılırsa geçerli olur. (Kıyas) Ben daha sonra hocam Remlfnin de buna dikkati çektiğini gördüm.

 

f. Kişinin suyu yükleri arasında araması

 

Kişi, bineğinde su bulunmadığını kesin olarak bilmiyorsa yüklerini araması gerekir. Metinde geçen "rahı" sözcüğü kişinin konakladığı taş, tahta vb. şeylere denildiği gibi, kişinin yolculukta yanında götürdüğü şeylere de denir. ("Rahl" sözcüğünün cem-i kesreti "rihal]", cem-i kılleti ise "erhul" dür. (Şirbini). )

 

g. Kişinin yol arkadaşları arasında su bulunup bulunmadığını araştırması

 

Yol arkadaşına "refik" denilmesinin nedeni onların birbirinden yararlanmasıdır. Kafile aynı anda konaklayıp aynı anda hareket eden topluluktur. Burada kastedilen, kişinin mensup olduğu kafile arkadaşlarıdır.

 

Kişinin, kafiledeki her bir yolcudan su istemesi gerekmez, kendisi veya izin verdiği bir kimse "kim bana su satar?", "kim bana karşılıksız su verir?" vb. şeklinde genel bir uyarıda bulunması yeterlidir. Kafiledekiterin sayısı çok olduğunda hepsine genel bir duyuru yapar. Ancak içinde bulunulan namazın vakti daralmışsa o zaman bunu yapması gerekmez. Bir görüşe göre vakit çıkmış olsa bile genel bir duyuru yapması gerekir. Bir görüşe göre vakit bir rekat kılınmayacak kadar daralmışsa o zaman genel duyuru yapması gerekmez.

 

h. Düz bir bölgede bulunan kişinin suyu araştırması

 

Düz bir bölgede bulunan kişi, yukarıda zikredilen yerlerde su bulamazsa dört bir yönden etrafına bakar. Etrafında yeşilliklerin bulunduğu ve kuşların toplandığı yerler bulunup bulunmadığına dikkat eder. Suyu araştırmak için yürümesi gerekmez. Bir başka görüşe göre ise bir ok atımı mesafeye kadar yürümesi gerekir.

 

ı. Kişinin yürüme ihtiyacı duyması

 

Kişi suyu bulmak için gezip dolaşmaya ihtiyaç duyarsa gözünün görebildiği mesafeye kadar gider.

 

Kişinin bulunduğu yer alçak veya tepelik bir yer olur da kişi [su aramak için] yürümeye ihtiyaç duyarsa;

> can, mal, beden ve dokunulmazlığı bulunan değerlerine yönelik bir tehlike söz konusu değilse,

> kafileden ayrı kalma durumu söz konusu değilse,

> içinde bulunulan namaz vakti daralmamışsa,

bağırdığında; yol arkadaşları kendi işleri ile meşgulolduğu ve kendi aralarında konuşmaya daldığı halde onlara sesini işitlirebilece ği kadar bir mekana giderek araştırma yapar. Nevevl'nin "düz arazide gözünün görebildiği mesafeye kadar" ifadesi ile ve eş-Şerhu'sSağır'de "bir ok atımı mesafeye kadar" ifadesi ile kastetlikleri budur. Bu kadarlık mesafeye "yardım isteme mesafesi"denir. ("İmdat" diye bağırdığında duyulacak mesafeye yardım isteme mesafesi denir.(Çev)

 

EI-Mecmu' da şöyle denilmiştir: Burada kastedilen, kişinin bu sınırların etrafında dolaşması değildir; çünkü bu, uzakta bulunan suya gitmekten daha çok zarar verir. Bununla kastedilen yakında bulunan tepe vb. bir yere Çıkarak etrafına bakınmaktır.

 

"Gözün görebildiği mesafeye kadar gitmek" ifadesini kullananların kastettiği budur. Çünkü bundan daha öteye gitme durumunda kişi, yukarıda belirtilen şeylerin tehlikeye düşmeyeceğinden emin olamaz.

 

Tehlikeye düşmesi söz konusu olan malın az veya çok olması arasında fark olmadığı gibi, namaz vaktinin, bir namaz kılınamayacak kadar daralması arasında fark yoktur.

 

a) Zarar söz konusu olması, b) kafileden ayrı olarak tek başına kalma veya c) namazın bir kısmının vakti dışında kılınması gibi bir durum söz konusu olursa suyun bulunduğu yere gitmek gerekmez. Bundan farklı olarak suyu bulunan kimse abdestle uğraştığı takdirde namaz vaktinin çıkacağından korksa bile teyemmüm yapamaz abdest alması farzdır; çünkü o susuz değildir.

 

Şayet kişi yukarıda geçtiği üzere araştırma yaptığı halde su bulamazsa teyemmüm yapar. Namaz vakti devam ettiği ve su bulunma ihtimalinin söz konusu olabileceği bir durum meydana gelmediği sürece teyemmümün suyun araştırılmasından sonra yapılmasında bir sakınca yoktur.

 

i. Bulunduğu yerde kalmaya devam eden kimsenin yeniden araştırma yapması

 

Kişi, bulunduğu yerde kalırsa, daha doğru olan görüşe göre tekrar teyemmüm yapabilmek için tekrar araştırma yapması gerekir.

 

[Kişinin bulunduğu yerde kalmaya devam etmesi halinde iki durum söz konusudur]

 

[Birinci durum]   Araştırma yaptıktan sonra teyemmüm yapan kişi, bulunduğu yerde kalmaya devam ederse, suyun bulunmadığını kesin olarak bilmiyorsa ve su bulunma ihtimalinin söz konusu olabileceği yeni bir durum da meydana gelmezse [araştırma yapmanın gerekli olup olmadığı konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha doğru olan görüşe göre yeniden teyemmüm yapabilmek için araştırma yapması gerekir. Yani abdesti bozulsa ve diğer bir namaz vakti girmiş olsa, yeniden teyemmüm yapmaya ihtiyacı olunca tekrar araştırma yapması gerekir. Çünkü daha önce gizli kalmış bir kuyu keşfedebilir veya suyun bulunduğu yeri gösterecek birini bulabilir. Yine kıble yönünü araştırma konusunda, diğer namaz vakti girdiğinde yeniden araştırma yapma zorunluluğuna kıyas da bunu gerektirir. (Kıyas) Ancak bu ikinci araştırma ilkine göre daha hafif yapılır.

 

[İkinci görüş]: Diğer görüşe göre tekrar araştırma yapmak gerekmez; çünkü su olsaydı ilk araştırma sonucunda bulurdu.

 

[İkinci durum]:   Kişi bulunduğu yerde suyun bulunmadığını kesin olarak bilse ve su bulunma ihtimalinin söz konusu olabileceği yeni bir durum da meydana gelmese [araştırma yapmasının gerekip gerekmediği konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Doğru olan görüşe göre araştırma yapmak farz değildir.

 

[İkinci görüş]: [Doğru olmayan zayıf görüşe göre araştırma yapması farzdır]. (Bu ifadeyi, konunun tamamlanması amacıyla biz ekledik. (Çev.))

 

Kişi başka bir mekana intikal etse veya su bulunması ihtimali söz konusu olan yeni bir durum meydana gelse, örneğin uzaktan bir kervan görünse veya hava bulutlansa, yeniden araştırma yapmak gerekir. Bu konuda görüş aynlığı yoktur.

 

Nevevi'nin "kişi bulunduğu yerde kalsa" ifadesi el-Muharrer'de bulunmayan bir fazlalık olup, Nevevİ bunun kendisine ait olduğunu belirtmemiştir.

 

j. Yolcunun ihtiyacı için gitme durumunda olduğu bir mesafede suyun bulunması

 

Kişi, yolcunun ihtiyacı için gidebileceği mesafede su bulunduğunu bilse, can ve mal konusunda bir tehlike korkusu yoksa suya gitmesi gerekir. Su, bu mesafeden uzakta bulunursa kişi teyemmüm yapar.

 

Bir yerde yolculuk yapan kişi odun toplamak, ot toplamak vb. işler için gideceği mesafede su bulunduğunu bilse gidip suyu elde etmesi gerekir. Burada arazinin engebeli veya caiz olması, yaz ve kış mevsimi olması gibi açılardan vas at durum dikkate alınır.

 

Bu mesafe, su bulunduğunu düşünen kişinin gittiği "yardım isteme mesafesi"nden daha uzak bir mesafedir.

 

Muhammed b. Yahya "bu mesafe yaklaşık olarak yarım fersah civarındadır" demiştir. (1 fersah yaklaşık 5544 metredir)

 

Bu miktardaki suya gidilmesi gerekir; çünkü kişi bu mesafeye dünyevı ihtiyaçları için gittiğine göre ibadet için haydi haydi gitmesi gerekir.

 

Bu; can, mal ve organ konusunda bir tehlikeden korkmaması halinde söz konusudur. Malın suyu elde etmek için su fiyatı veya ücret olarak ödenmesinin gerekli olmaması şarttır. Yine kişinin kafileden geri kalma tehlikesinin de söz konusu olmaması gerekir. Aynı şekilde -daha sahih olan görüşe göre- kişinin yalnız kalmaktan veya namaz vaktinin çıkmasından da korkmaması gerekir.

 

Kişi belirtilen tehlikelerden korkarsa veya su, belirtilen mesafenin daha ötesinde ise -ki buna uzaklık sınırı denilir- o zaman teyemmüm yapar; zorluk ve zarar söz konusu olduğu için suyu elde etmesi gerekmez.

 

Kişi bir gemide olsa ve denizden su almak istediğinde belirttiğimiz tehlikeler söz konusu olsa teyemmüm yapar. Ancak yanında su bulunan ve abdest almakla uğraştığı takdirde namaz vaktinin çıkmasından korkan kişi teyemmüm yapamaz, çünkü onun suyu vardır.

"Mal" sözcüğü ile malolmayan ama kişiye ait olan haklar dışarıda bırakılmış olmaktadır.

 

"Malın harcanmasının gerekli olmaması" ifadesi ile harcanması gerekli olan mal dışarıda bırakılmıştır; çünkü böyle bir mal, suyu araştırmaya engel değildir.

 

Bu mesele, daha önce geçen "su bulunduğunu zannetme" meselesinden farklıdır; çünkü şu an ele aldığımız konuda suyun bulunduğu kesin olarak bilinmektedir.

 

El-Mecmu'un bir yerinde, "zikredilen mesafe içinde korku söz konusu olsa bile araştırma gereklidir" ifadesi bulunmakta, bir başka yerinde "araştırma gerekli değildir" ifadesi bulunmaktadır. İşte bazı alimler bu iki ifadeden birinin suyun var olduğunu zannetme, diğerinin ise suyun varlığını kesin olarak bilme ile ilişkili olduğunu belirterek ikisini birleştirmi§lerdir.

 

Yolcu vaktin sonunda konaklama yerine ulaşsa, su da yakın mesafede bulunsa, suya gittiğinde namaz vakti çıkacak ise suya yönelmesi gerekmez. Rafii ise bunun gerekli olduğunu söylemiştir.

 

Mukim olan kişi teyemmüm yapamaz, vakit çıkacak olsa bile suya gitmesi gerekir. r-Ravda'da "çünkü namazı kaza etmesi şarttır" denilmiştir. Zira su kullanma imkanı bulunduğu halde teyemmüm ile namaz kılmıştır. "Su soğuk iken teyemmüm yaparak namaz kılma, daha sonra da bunu kaza etmenin farz olması" bir aykırılık teşkil etmez.

 

İfadenin zahirinden mesafenin uzun veya kısa olması arasında M bir fark olmadığı şeklinde bir anlam çıkmaktadır ki bu doğrudur. Yani, el-Kut adlı eserin ifadesinden anla§ıldığına göre, ki§i için bir zorluk söz konusu değilse böyledir. Suya gittiğinde namazın kaçmasından korkan kişinin yolcu veya mukım olması arasında bir fark yoktur. Kitapta "mukım" ifadesinin kullanılması yaygın durum itibarıyladır. Aslında hüküm "suyun bulunduğuna rJair kanaatin oluştuğu yer" ile ilgilidir.

 

 

C- SUYUN BULUNMASI İÇİN BEKLEMEK

 

Kişi vaktin sonuna doğru su elde edebileceğini kesin olarak biliyorsa [teyemmümle namaz kılmayıp] beklemesi daha iyidir.

 

Kişi vaktin sonuna doğru su bulabileceğini zannederse; daha güçlü görüşe göre teyemmüm yaparak namazı vaktin başında kılması daha iyidir.

 

1. Vaktin sonunda su bulacağını kesin olarak bilme

 

Kişi vaktin sonuna doğru su elde edebileceğini kesin olarak biliyorsa, vakit içinde teyemmümle namaz kılması caiz olmakla birlikte, vaktin sonuna kadar beklemesi, daha önce teyemmümle kılmasından daha iyidir. Çünkü abdest aslolan ve daha kamil olan taharettir. Abdestli olarak vaktin sonunda kılmak teyemmüm ile vaktin başında kılmaktan daha iyidir.

 

Suyun konaklama yerinde kesin olarak mevcut olacağını bilmek ile başka yerde olacağını bilmek arasında fark yoktur. Maverdı ise suyun konaklama yerinde kesin olarak mevcut olacağını bilme durumunda namazı vaktin sonuna ertelemenin farz olduğunu söylemiştir.

 

Bazı durumlarda namazı vaktin başında teyemmümle kılmak daha üstün bir davranış olabilir. Örneğin;

 

> Vaktin başında sütresi bulunan bir kişi vaktin sonuna bırakması halinde sütresiz kalacaksa vaktin başında sütreli kılması vaktin sonunda sütresiz kılmasından daha iyidir.

 

> Vaktin başında cemaatle kılmak, vaktin sonunda tek başına kılmaktan daha iyidir.

> Vaktin başında ayakta kılmaya gücü yeten fakat vaktin sonuna ertelemesi halinde ayakta kılamayacak olan kişinin vaktin başında kılması daha iyidir.

 

Bu sayılan durumlarda namazı teyemmümle vaktin başında kılmak, sonunda abdestle kılmaktan daha iyidir.

 

2. Suyun bulunacağını zannetme

 

[Bu konuda iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]:

 

[a] - Kişi vaktin sonuna doğru su bulup bulamayacağı konusunda şüphe içinde bulunursa mezhepçe kabul edilen görüşe göre teyemmüm yaparak vaktin başında namazı kılması daha iyidir.

 

[b] - veya kişide vaktin sonuna doğru su bulabileceği kanaati haszl olursa, daha güçlü olan görüşe göre teyemmüm yaparak vaktin başında namazı kılması daha iyidir.

 

[İkinci görüş]: Namazı vaktin sonuna ertelemek daha iyidir. Bu görüş aynlığı tek bir namaz vakti için söz konusudur.

 

Kişi vaktin başında teyemmüm ile namaz kılsa vakit sonunda aynı namazı abdestli olarak kılarsa fazileti elde etme bakımından en mükemmel davranışı yerine getirmiş olur.

 

[Soru]: Teyemmüm ile kılınan namazı daha sonra abdest alarak iade etmek müstehap değildir.

 

[Cevap]: Alimlerin ifadelerinden anlaşıldığına göre bu, su bulmayı ümit etmeyen kişi hakkında söz konusudur. Ancak su bulunmadığı kanaati kendisinde hakim olan kimse veya vaktin sonuna doğru suyu elde edebileceğini kesin olarak bilen kimsenin namazı önce kılması daha faziletlidir. Bu konuda tek bir görüş vardır.

 

3. Namazı vaktin başında kılma veya sonuna erteleme durumuna ilişkin diğer meseleler

Burada sayılan ayrıntılar şu konular hakkında da geçerlidir:

 

[1] - Bir namazı vaktin başında tek başına mı, yoksa vaktin sonunda cemaatle kılmak mı daha faziletlidir?

 

Nevevİ şöyle demiştir: Şu görüşün kabul edilmesi gerekir: Şayet namazı geciktirme çok aşırı oluyorsa namazı vaktin başında kılmak daha iyidir. Geciktirme kısa süreli oluyorsa geciktirmek daha iyidir.

 

Mezhepte itim ad edilen görüş vaktin başında tek başına kılmanın daha faziletli olduğu görüşüdür.

 

[2] - Yolcu vaktin sonunda mukım olacağını kesin olarak bilse bile namazı kısaltarak kılabilir. Çünkü namazı kıldığı sırada kısaltmasına sebep olan yolculuk durumu devam etmektedir.

 

[3] - [Şu durumlarda kişi namazını bulunduğu hal üzere derhal kılar, vaktin sonunu beklemez]:

 

> Bir kuyunun başında kalabalık bir topluluk bulunsa, kuyudan ancak birer birer su çekmek mümkün olsa,

> Birkaç çıplak kişinin bulunduğu yerde yalnızca bir tane elbise bulunsa ve namaz kılanlar bunu sıra ile giyse,

> Birkaç kişinin namaz kılmak istediği bir yerde yalnızca bir kişinin ayakta namaz kılabileceği kadar bir yer bulunsa,

 

Kişi sıranın kendisine ancak namaz vakti çıktıktan sonra geleceğini biliyorsa, vaktin çıkmasını beklemeksizin [birinci meselede] teyemmümle, [ikinci meselede] çıplak olarak, [üçüncü meselede] oturarak namazını kılar. Namazı sonradan iade etmesi gerekmez, çünkü namaz vakti içinde iken kişi namazı normal şekilde kılmaktan acizdir. Onun içinde bulunduğu özür durumu nadir karşılaşılan bir durum değildir.

 

Yukarıdaki durumlarda kişi sıranın namaz vakti çıkmadan kendisine geleceğini umuyorsa bekler.

 

[4] - Cemaate yetişmek, organlarını üçer kere yıkayarak ve diğer adabına uyarak abdest almaktan daha faziletlidir. Kişi abdestin adabını tamamlamakla uğraştığında imamın selam vermesinden ve cemaati kaçırmaktan korkarsa cemaate yetişmesi, abdestin adabını tamamlamakla uğraşmasından daha faziletlidir.

 

[5] - Namazın -diğer rekatlarına değil yalnızca- son rekatına yetişmek, ilk safa ilerlemekle uğraşmaktan daha faziletlidir. Çünkü bu durumda cemaat fazileti, ittifakla elde edilmiş olur. Ancak son rekilt dışındaki rekatlara yetişmektense ilk safa ilerlemek daha faziletlidir. Şayet son rekat kılınıyorsa kişi illa da ilk safa yetişeceğim diye oraya gitmekle uğraşmaz. Çünkü imam ın selam vermesi halinde o kişi ittifakla cemaate yetişmemiş sayılır.

 

[6] - Namaz vakti daralsa veya su, abdestin sünnetlerine yeterli olmayacak miktarda bulunsa -Nevevi'nin Şerhu't-Tenbih adlı eserinde belirttiği üzere- yalnızca abdestin farzlarıyla yetinmek gerekir.

 

[7] - Bedevi'nin teyemmüm yerine su ile abdest almak için bulunduğu yerden göç etmesi gerekmez.

 

 

D- TAHARETE [ABDEST VE GUSLE] YETERLİ OLMAYACAK KADAR SU BULMAK

 

Kişi [abdest / gusül için] yeterli olmayacak kadar su bulsa, daha güçlü olan görüşe göre bu suyu kullanması [ve teyemmüm yapması] gerekir. Suyu teyemmüm yapmadan önce kullanır.

 

1. Bir miktar su bulan kimsenin bu suyu kullanma zorunluluğu

 

Kişi, [abdest ve gusülde organlarını] kullanmaya elverişli bir su bulmakla birlikte bu su yeterli olmasa [ne yapılması gerektiği ile ilgili iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha güçlü olan görüşe göre; şayet abdestsiz ise bu suyu organlarında tertibe riayet ederek kullanması gerekir. Gusletmesi gereken durumda ise, bedeninin tümünü yıkayan kimsenin durumunda olduğu gibi, bu suyu bedeninin herhangi bir yerinde kullanması gerekir.

 

[*] - Bunun delili Buhar! ve Müslim'in şu hadisidir: Size bir şey emrettiğimde gücünüz ne kadarı na yetiyorsa o kadarını yapın. (Buhari, I'tisam, 7288; Müs!im, Hac, 412)

 

Bu kişi organlarının bir kısmını yıkama gücüne sahiptir. Bu organları yıkama farzı, diğer bir kısmını yıkayamaması sebebiyle ortadan kalkmaz. Nitekim diğer organlar hiç olmasa veya yaralı olsaydı sağlam olanları yıkayacaktı.

 

[İkinci görüş]: Yalnızca teyemmüm yapar. Bu, kefaret borçlusu olup köle azat etmesi gereken kimsenin kölenin bir kısmına sahip olması durumu gibidir. (Kıyas) Söz konusu durumda kişinin köleyi azat etmesi gerekmez. Oruç tutmak suretiyle kefareti yerine getirir.

 

İlk görüş sahipleri iki mesele arasında şu farkın bulunduğunu belirtmişlerdir: Köle üzerindeki mülkiyetin bir kısmı "köle" olarak isimlendirilemez. Buna karşılık bir miktar suya da "su" denilir. Çünkü Yüce Allah "su" sözcüğünü olumsuz cümle içinde zikrettiğinden kişinin doğrudan teyemmüm yapabilmesi için "su" adı verilen hiçbir şeyi bulamaması gerekir.

 

2. Su kullanmanın teyemmümden önce olması

 

Suyu, suyun yetmediği organlar için yapılacak olan teyemmümden önce kullanmak gerekir. Çünkü Allah (celle celalühü) "şayet su bulamazsanız teyemmüm edin" [Maide, 6] buyurmuştur. Oysa ele aldığımız meselede kişinin suyu vardır.

 

Teyemmüm yapmak için toprak olmadığında kişinin ne kadar suyu varsa onu taharette [abdest ve gusülde] kullanması gerektiği konusunda görüş birliği vardır.

 

3. Yıkamaya elverişli olmayan su bulmak

 

Kişi; kar, erimemiş dolu vb. gibi yıkamaya elverişli olmayan bir madde bulduğunda -daha sahih olan görüşe göre- bununla başı meshetmenin gerekli olmadığı konusunda ittifak bulunmaktadır. Çünkü burada başı meshetmeyi öne almak mümkün değildir.

 

4. Suyun kullanılacağı yeri belirleme

 

> Abdeste yeterli olmayacak kadar su bulan kişi teyemmüm için yeterli olmayacak kadar toprak bulsa, mezhebin görüşü hem su hem de toprağın kullanılması gerektiği şeklindedir.

 

> Üzerinde necaset bulunan bir kimse bunun bir kısmını yıkayacak kadar su bulsa, -yukarıda geçen hadis sebebiyle- bu suyu necaseti giderme de kullanması gerekir.

 

> Abdestsiz veya gusletmesi gereken bir halde olan ve üzerinde necaset bulunan kişi yalnızca birine yetecek kadar su bulsa [ne yapması gerektiği konusunda iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]: Bu su ile necaseti gidermesi gerekir. Çünkü necaseti gidermenin yerini alabilecek bir şey yoktur, buna karşılık abdest ve guslün yerini alan teyemmüm vardır.

 

Bu ifadeden ilk anda anlaşıldığına göre bu konuda yolcu ile mukım arasında bir fark yoktur. Nitekim er-Ravda' daki ifadeden de bu anlaşılmaktadır. Beğavı de bu yönde fetva vermiştir.

 

[İkinci görüş]:

 

Kadı Ebu't-Tayyib şöyle demiştir: Suyun necaseti gidermede kullanılmasının zorunlu olması yolcu hakkında söz konusudur. Mukım için ise böyle bir zorunluluk yoktur; çünkü onun herhalükarda namazını iade etmesi şarttır. Bununla birlikte suyun ne cas eti gidermede kullanılması daha iyidir.

 

Nevevİ et-Tahkik ve el-Mecmu' adlı eserlerinde bu görüşü kabul etmiştir.

İlk görüş daha yerindedir.

 

> Necaseti, teyemmüm yapmadan önce yıkamak gerekir. Kişi necaseti gidermeden önce teyemmüm yapsa [bunun sahih olup olmayacağı konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Bu sahih olmaz. Nevevİ er-Ravda ve et-Tahkik'in "istinca" konusunda bu görüşü sahih bulmuştur. Çünkü teyemmüm namaz kılmanın mübah hale gelmesi için alınır. Namazı engelleyen necaset bulunduğu sürece namaz kılmak mübah olmaz. Bu, namaz vakti girmeden önce teyemmüm yapmaya benzer.

 

[İkinci görüş]: Er-Ravda ve el-Mecmu'un bu konusunda ise bunun caiz olduğu görüşü sahih kabul edilmiştir.

 

İlk görüş tercihe şayan olan görüştür. Çünkü bu el-Ümm ile birlikte eş-Şamil, el-Beyan ve ez-Zehair adlı eserlerde açık olarak belirtilmiş, el-Bahr' de ise bunun kıyasa daha uygun olduğu söylenmiştir.

 

 

E- SUYU OLMAYAN KİMSENİN PARAYLA SU SATIN ALMASI

 

Abdest alacak suyu bulunmayan kimsenin piyasa fiyatına [semen-i misiı] su satın alması gerekir. Ancak;

 

1) Malvarlığını aşan bir borcu ödemek için,

2) Yol masraflarını karşılamak için,

3) Dokunulmazlığı bulunan bir canlıya harcama yapmak için,

 

Bu paraya ihtiyacı varsa satın alması gerekmez [o zaman teyemmüm yapar].

 

ŞERH

 

1. Suyu satın almanın gerekli olduğu durumlar

 

Abdest alacak suyu bulunmayan kimsenin piyasa fiyatına su satın alması gerekir.

 

[Abdest alacak suyu bulunmayan kimsenin] namaz vakti içinde, abdeste yeterli gelmeyecek miktarda bile olsa suyu emsal fiyatla satın alması gerekir. Hannati'nin belirttiğine göre teyemmüm yapmak için toprağı olmayan kimsenin de [piyasa fiyatına toprak] satın alması gerekir.

 

Emsal fiyat -daha doğru olan görüşe göre- [su bulamayan kişinin bulunduğu] bölgede söz konusu durumda taleplerin ulaştığı fiyattır.

 

İmam [Cüveyni] şöyle demiştir: Bu esasa göre doğruya en yakın görüş "su fiyatının, susuzluktan ölme durumundaki kişi dikkate alınarak belirlenmemesidir" . Çünkü böyle bir durumda bir içimlik su için bile dinarlar [çok paralar] ödenir.

 

Yani, ruhsatlarda bu durumdaki su fiyatını gerekli kılmak uzak bir görüştür. Subki de bunun "doğru olan görüş" olduğunu söylemiştir.

 

Şöyle bir görüş de ileri sürülmüştür: Suyun emsal fiyatı belirlenirken suyun o bölgede çoğunlukla satıldığı fiyat esas alınır.

 

Bir başka görüşe göre ise, kişinin bulunduğu yere suyun getirilmesi ücreti esas alınır.

 

Bu hüküm, para veya başka bir yolla emsal fiyatı ödemeye güç yetirebildiğinde geçerlidir.

Şayet su emsal fiyatın üzerinde satılırsa, az miktarda bir fazlalık bile olsa kişinin bunu satın alması gerekmez.

 

Su belirli bir vade ile emsal fiyatın üzerinde uygun bir fiyata satılıyorsa, kişi de maddi güce sahip ise, vade kişinin malvarlığına ulaşabileceği kadar bir zamanı kapsıyorsa suyu satın alması gerekir. Çünkü bu durum, fiyatı emsal fiyatın dışına çıkarmaz.

 

Su emsal fiyatın üzerinde satıldığında, kişi satın alma gücüne sahipse satın alması zorunlu olmamakla birlikte menduptur.

 

Kova, ip vb. su çekme aletleri satılıyor veya kiralanıyorsa, şayet satım. bedeli veya kira ücreti emsal fiyat ve ücretin üzerinde değilse bunların satın alınması veya kiralanması gerekir.

 

2. Suyu satın almanın gerekli olmadığı durumlar

 

a. Kişinin paraya borcunu ödemek için ihtiyaç duyması

 

Kişi paraya; İbnü'r-Rif'a'nın dedine göre vadeli de olsa "malvarlığını aşan bir borç" ödemek için ihtiyaç duyuyorsa suyu satın alması gerekmez.

 

"Malvarlığını aşan" kaydına gerek yoktur; çünkü kişi zaten borcundan artan malvarlığına borcunu ödemek için ihtiyaç duymaz. Ancak Nevevi bunu meseleyi daha iyi açıklamak için zikretmiştir.

 

b. Yolculuk masraflarını karşılamak için paraya ihtiyaç duymak

 

Kişi elindeki paraya, hem gidiş hem dönüş olarak mübah olan veya ibadet amaçlı olan bir yolculuğun masraflarını karşılamak için ihtiyaç duyuyorsa, abdest almak için su satın almasına gerek yoktur.

 

c. Dokunulmaz olan bir canlıya yapılacak harcamalar için paraya ihtiyaç duymak

 

Kişi, in.san olsun veya hayvan olsun, dokunulmazlığı bulunan bir canlıya yapılacak harcamalar için elindeki paraya ihtiyaç duyarsa suyu satın almasına gerek yoktur.

 

Kişinin paraya o anda veya daha sonra ihtiyaç duyması, kendisi için veya kölesi, karısı, sahip olduğu hayvan vb. gibi, yanında olmasalar bile zarar görmelerinden korktuğu canlılar için ihtiyaç duyması arasında fark yoktur.

 

İbn Kecc'in et-Tecrfd adlı eserinde belirttiğine göre ev ve hizmetçi için yapılan harcamalar da nafaka gibidir.

 

Bundan farklı olarak borcun başkasına değil bizzat kişinin kendisine ait olması gerekir; çünkü başkasının borcunu ödemek onun görevi değildir.

 

"Canlıya yapılacak harcamalar" kapsamına kişinin kendisi, kafir veya Müslüman kölesi, binek hayvanları girer.

 

"Dokunulmaz olan" ifadesi ile; a) darulharp vatandaşı [harbi], b) mürted ve c) muhsan iken zina eden şahıs, d) namaz kılmayan kişi, e) herhangi bir yararı bulunmayan köpek dışarıda kalmaktadır. "Saldırgan olmayan köpek" ile ilgili ifadelerde bir tenakuz bulunmaktadır. [İsnevi] el-Mühimmat adlı eserinde Şafii'nin görüşüne göre bu köpekleri öldürmenin caiz olduğunu nakletmiştir. Nitekim İmam Şafii el-Ümm'de bu görüşü açık olarak ifade etmiş, İbnü'l-Mukri de "yiyecekler" konusunda bunun tek görüş olduğunu söylemiştir. Bu meselenin detayları ileride gelecektir.

 

Bazı ayrıntılar:

 

Su alacak kadar parası bulunan kişi ayrıca namaz için sütre almaya ihtiyaç duysa bu parayla sütre alır. Çünkü bunun yararı süreklidir.

 

Kişinin yanında içmek için ihtiyaç duymadığı bir su bulunmakla birlikte, yukarıda geçen harcamaların herhangi biri için kişi bu suyu satıp parasına ihtiyaç duysa, el-Mecmu'da belirtildiği üzere [suyu satıp] teyemmüm yapabilir.

 

Kişi, kuyudaki kovaya -yırtarak da olsa- bağlamak için bir elbise bulsa veya elbiseyi kuyuya daldırıp sonra suyunu sıkarak su elde etmesi mümkün olsa, bu işlem sonucu kumaşın fiyatında meydana gelecek eksiklik; su parası ve ipin emsal ücretinden daha yüksek olanından fazla değilse kişinin bu elbiseyi kullanması gerekir.

 

EI-Mecmu'da şöyle denilmiştir: Maverdi şöyle demiştir: Suyu bulunmayan bir kişi bulunduğu bölgede bir kuyu kazsa su elde edeceğini kesin bilse, ufak çaplı bir kazı işlemi ile su elde edilebilecek gibiyse ve bir zorluk yoksa kuyuyu kazması gerekir. Böyle değilse kazması gerekmez.

 

Yine el-Mecmu'da şöyle denilmiştir: Suyun sahibi suya ikinci konak yerinde ihtiyaç duyacak olsa, ilk konak yerinde ise suya başka ihtiyaç duyanlar olsa; kullanım önceliği suyun sahibine mi o an ihtiyaç duyana mı aittir? Bu konuda mezhep içinde iki görüş vardır. "Yiyecekler" konusunda geleceği üzere o an ihtiyaç duyan kullanım önceliğine sahiptir.

 

Kişi, başkasına ait ve onun ihtiyaç duymadığı bir koyunu, kendisine ait dokunulmazlığı bulunan köpeği doyurmak amacıyla kesebilir mi? Bu konuda mezhep içinde iki görüş vardır.

 

[Birinci görüş]: EI-Mecmu'da Kadi'dan burada bu görüşlerin biri nakledilmiştir. Nevevi "yiyecekler" konusunda da Kadi' dan yaptığı nakille yetinmiştir. Bu görüşe göre tıpkı suda olduğu gibi burada da kişi koyunu kesebilir. Koyun sahibinin buna müsaade etmesi gerekir.

 

[İkinci görüş]: Diğer görüşe göre ise kişi başkasının koyununu kesemez. Çünkü koyun da canlı olduğu için onun da dokunulmazlığı vardır.

İlk görüş daha sağlamdır.

 

 

F- ABDEST İÇİN SUYA / KOVAYA iHTiYAÇ DUYAN KİŞİYE SUYUN / KOVANIN PARASIZ OLARAK VERİLMESİ

 

[Abdest almak için suya ihtiyaç duyan] kişiye su hibe edilse veya [su çekmek için] kova ödünç olarak verilse, daha doğru olan görüşe göre bunu kabul etmesi gerekir.

Suyun bedeli hibe edilirse bunu kabul etmesi gerekmez.

 

1. Suyu bulunmayan kimseye başkaları tarafından karşılıksız olarak verilen su, kova, ip vb. şeyleri kabul etmenin gerekli olup olmadığı meselesi

 

[Bu konuda iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]:

 

Daha doğru olan görüşe göre kişiye namaz vakti içinde su hibe edilse veya ödünç olarak verilse yahut kendisine kova vb. gibi su çekme aletleri ödünç verilse, kişinin satın alma vb. yollarla bunları temin etmesi mümkün değilse, bu hibe ve ödüncü kabul etmesi gerekir. Çünkü insanlar çoğunlukla bu tür eşyaları birbirine verirler. Bu konuda fazla bir minnet altında kalma da söz konusu olmaz.

 

Kişi bu hükme muhalefet ederek teyemmüm yaparak namaz kılarsa günaha girmiş olur, namazını [daha sonra abdest alarak] iade etmesi gerekir. Ancak teyemmüm ettiği sırada hibe edilen / ödünç verilen şeylerin telef olması vb. sebeplerle bunlara ulaşmak mümkün olmazsa kişinin namazı iade etmesi gerekmez.

 

[İkinci görüş]: Suyun bedelini kabul etmek nasıl gerekli değilse, minnet altında kalmamak için suyu da kabul etmek gerekli olmaz. Yine ödünç verilen eşyaların değeri suyun değerinden fazla ise ödüncü de kabul etmek gerekmez. Çünkü bu eşyalar -izin verilmeyen bir iş yaparken- telef olabilir. Bu durumda kişi.suyun bedelinden fazlasını tazmin etme durumuyla karşılaşmış olur. Izin verilen bir iş yaparken telef olması durumunda ise tazmin gerekmez.

 

2. Başkalarından su, kova, ip vb. istemenin gerekli olup olmadığı meselesi

 

İlk görüşü esas aldığımızda [meseleyi şu iki duruma göre değerlendirmek gerekir]:

 

[Birinci durum]: Şayet elinde su veya su çekme aletleri olan kimselerin bu eşyalara ihtiyacı yoksa ve vakit de su araştıracak kadar geniş değilse, daha doğru olan görüşe göre kişinin onlardan su hibe etmelerini veya kova, ip vb. aletleri ödünç olarak vermelerini istemesi gerekir. Çünkü bu durumda kişi "suyu bulunan şahıs" olarak kabul edilir. Üstelik bunu istemesinde, büyütülecek kadar bir "minnet altında kalma" söz konusu değildir. Mesele bu açıdan "kefaret borçlusunun kendisine hibe edilen köleyi kabul etmesi" meselesinden ayrılmaktadır.

 

[İkinci durum]: Hibe eden şahıs suya o anda veya gelecekte içmek vb. bir iş için ihtiyaç duyuyorsa veya vakit su araştıracak kadar genişse, -alimlerin sözlerinden anlaşılacağı üzere- başkalarından istemek gerekmez. Zerkeşı bu görüşü bazı alimlerden nakletmiş ve kendisi de desteklemiştir.

 

3. Suya ihtiyaç duyan kişiye su vermenin gerekip gerekmediği

 

Nevevİ el-Mecmu'da şöyle demiştir.

 

Elindeki suya ihtiyacı olmayan kişinin, abdest almak için suya ihtiyaç duyan kişiye bu suyu satması, hibe etmesi veya ödünç vermesi -daha doğru olan görüşe göre- zorunlu değildir.

 

[Soru]: Kişiye su ödünç olarak verildiğinde kabul etmesi gerekir.

Suyun bedeli borç olarak verildiğinde, kişi o an yanında olmayan malından bunu ödeyebilecek güçte olduğu halde bunu kabul etmesi gerekli değildir. Bunun nedeni nedir?

 

[Cevap]: Kişiye ödünç verilen su, kişi suyu bulduğunda geri istenir. O zaman borçtan kurtulmak kolayolur. Rafii de gerekçeyi bu şekilde ortaya koymuştur.

 

[Soru]: "Kişi bulduğunda geri istenir" sözü ile;

 

[a] - Suyu bulmak kastediliyorsa, İmam Şafil (r.a.) şunu söylemiştir: Kişi başkasına ait suyu kırsal bir arazide telef etse, sonra başka bir beldede su bulsa, kırsal bölgedeki su fiyatı üzerinden tazminde bulunması gerekir.

 

[b] - Şayet suyun değerini bulması kastediliyorsa, "suyun değeri" ile "ödünç olarak verdiği bedel" birbirine anlam açısından eşittir. Şu halde suyun ödünç verilmesini kabul etmekle suyun bedelini kabul etmek arasında fark yoktur.

 

[Cevap]: Suyu telef eden kimsenin bunu yapmasını, onun haksız fiili sebebiyle gerekli gördük. Suyu borç olarak alan kimse ise onu sahibinin izni ile almıştır. Bu yüzden borçlarla ilgili "borç misliyle geri ödenir" kuralına binaen o ister kırsal kesimde ister şehirde olsun aldığı suyun mislini geri verir. Nitekim karz akdi yaparken "bunu sana borç olarak verdim" veya "bunu, mislini ödeme karşılığında al" gibi ifadeler kullanılır. Zaten borç veren, verdiği şeyin mislinin kendisine geri verilmesini kabul etmiş ve kendisini de buna hazırlamıştır. Bunu açık olarak ifade ettiğinde, iyilik amacıyla yapılmış bir akitte kişiye ağırlaştmlmış hüküm uygulanmaz. "Borç alan kişi, suyun gerçek değeri satılan fiyatından fazla olduğunda suyun [satım bedelini değil gerçek değerini] ödemesi gerekir" görüşünü kabul ettiğimizde borç verme işlemi, Nebi (s.a.v.) tarafından yasaklanan "menfaat sağlayan borç verme" işlemi kapsamına girer.

 

4. Suya ihtiyacı olan kişiye su bedelinin hibe edilmesi

 

Suya ihtiyacı olana su alacak kadar para hibe edilse veya su çekme aletinin bedeli hibe edilse yahut bunun bedeli borç olarak verilse, kişi o an başka yerde bulunan malvarlığı sebebiyle ödeme gücüne sahip olsa bile -suyu veren ve alan baba-oğul olsa bile- bunu kabul etmesi gerekmediği konusunda icma vardır(İcma 20); çünkü bunda büyük bir minnet altında kalma söz konusudur.

 

 

G- EŞYALARI ARASINDA SU BULUNDUĞUNU UNUTAN KİŞİNİN DURUMU

 

Kişi suyu yükleri arasında unutsa veya yükleri arasında kaybetse ve aradığı halde bulamasa, teyemmüm yaparak namaz kılsa, -daha güçlü görüşe göre- [abdest alma imkanına kavuştuktan sonra] namazını kaza eder.

> Yolcu, yükleri arasında su bulunduğunu unutsa,

> Veya yükleri arasında bulunan suyu kaybettiği halde arayıp bulamasa, kaybettiği kanaati onda hakim olsa, -kaybetme ifadesinin. açıktaması budur, çünkü unutma konusunda bu söylenemez-

 

Kişi, iki durumda da teyemmüm yaparak namaz kılsa, daha sonra suyu unuttuğunu hatırlasa veya kaybettiği suyu bulsa [namazı kaza etmesinin gerekli olup olmadığı konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha güçlü görüşe göre namazı kaza eder. Çünkü ilk durumda bu şahsın suyu vardır, ancak o suyu bulma konusunda kusurlu davranmıştır. Bu, avret bölgesini kapatmayı unutarak namaz kılmaya benzer. (Kıyas) İkinci durumda ise bu, nadiren karşılaşılan ve devamlı olmayan bir özürdür.

 

[İkinci görüş]: Her iki durumda da namazı kaza etmesine gerek yoktur. Çünkü birinci durumda unutma kişi ile suyun arasına bir engel olarak girmiştir. Bu, kişi ile suyun arasına yırtıcı bir hayvan engelinin girmesi gibi kabul edilir. (Kıyas) Ayrıca o ikinci durumda suyu araştırma konusunda bir kusurda bulunmamıştır.

-Sonraki bazı alimlerin belirttiği üzere- kişi su alacağı parayı, suyun bulunduğu kuyuyu, su çekme aletini unutsa hüküm yine böyledir.

 

 

H- KİŞİNİN İÇİNDE SUYUNUN DA BULUNDUĞU EŞYASINI, BAŞKALARININ EŞYASI ARASINDA KAYBETMESİ

 

Kişi [içinde suyunun da bulunduğu] eşyasını, başka eşyalar içinde kaybetse [teyemmüm yaparak kıldığı namazı] kaza etmesi gerekmez.

 

Kişi; karanlık vb. bir sebeple eşyasını başka eşyalar içinde kaybetse ve teyemmüm yaparak namaz kılsa, sonra içinde suyu ile birlikte eşyasını bulsa; dikkatli araştırma yapmamışsa, kusurlu davranması sebebiyle namazı kaza eder. Dikkatli araştırma yapmışsa kaza etmez. Çünkü teyemmüm ettiği sırada yanında suyu yoktur.

 

Bu mesele, "suyu eşya içinde kaybetme" meselesinden farklıdır; çünkü kafilenin konaklama yeri genellikle kişinin şahsi konaklama yerinden daha büyük olur, [buradaki eşyalar da çok olur] bu sebeple kişi kusurlu sayılamaz.

 

Hocamız Zekeriya el-Ensari'nin de dediği üzere bu ifadelerden anlaşıldığına göre kişinin yolculuk eşyası kimi prenslerin eşyaları gibi geniş olursa o zaman burada suyu kaybetmek, kafilenin eşyası arasında kaybetmek gibi değerlendirilir.

 

Kişi farkında olmadan onun eşyalan arasına su konulsa veya konakladığı bölgede gizli bir kuyunun bulunduğunu bilmese, teyemmümle kıldığı namazı iade etmesi gerekmez.

 

Nevevi bu iki meseleyi konunun sonunda bulunan "kazası gereken namazlar" bölümüne yerleştirseydi daha iyi olurdu. Çünkü şu an ele alınan konu, teyemmüm yapmayı mübah kılan sebeplerdir.

 

Kişi kafileyi veya suyu kaybetmesi yahut suyunun gasbedilmesi sebebiyle teyemmüm yaparak namaz kılsa namazı iade etmesi gerekmez. Bu konuda görüş aynlığı yoktur. Bu, el-Mecmu'da zikredilmiştir.

 

Bazı ayrıntılar:

 

> Kişi elinde bulunan suyu namaz vakti içinde; serinlemek,

temizlenmek vb. bir amaçla tüketse veya temiz suyu bulmak için araştırma yapan kimse ihtiyaten bu suyu tüketse, bir özre binaen bu fiiller yapıldığı için günah söz konusu olmaz.

 

> Kişi vakit içinde veya vakit çıktıktan sonra suyu boş yere tüketse, abdest için kullanması gerekli hale gelmiş suyu telef ettiği için günaha girmiş olur.

 

Her iki durumda da kişi teyemmüm ile namaz kıldığında namazı iade etmesi gerekmez; çünkü suyu yokken teyemmüm yapmıştır.

 

> Kişi namaz vakti girmeden önce elindeki suyu boşa tüketse, malı zayi ettiği için günaha girmiş olsa bile, abdest suyunu tüketmesi açısından günaha girmiş olmaz. Bu durumda teyemmümle namaz kılarsa -yukarıdaki gerekçe sebebiyle- namazı iade etmesi gerekmez.

 

> Kişi namaz vakti içinde, abdest alacağı suyu bir başkasına satsa veya hibe etse, su sahibinin satmaya ve hibe etmeye, diğer şahsın da susuzluktan kurtulmak gibi bir sebeple satın almaya veya hibe kabul etmeye ihtiyacı bulunmasa satım ve hibe sahih olmaz. Çünkü bu suyun abdest için kullanılması zorunlu olduğundan kişi sattığı bu suyu teslim etmekten (dinen) acizdir.

 

Mesele işte bu yönü ile şu meseleden ayrılmaktadır: Keffaret borcu olan veya maddi borçları bulunan bir kimse sahip olduğu şeyi hibe etse hibe geçerli olur. Bizim meselemizde suyu satan / hibe eden kişi karşıya teslim etmişse onu geri istemesi gerekir.

Su tüketilmediği sürece onun mülkiyetinde kalmaya devam ettiğinden teyemmüm yapması sahih olmaz.

 

Şayet suyu geri alamazsa teyemmüm yaparak namaz kılar, vakit içinde suyu telef etmiş olduğu bu kusurlu davranışı sebebiyle kaza eder, diğer namazları kaza etmez; çünkü suyu namaz vakti girmeden önce telef etmiştir. Söz konusu

namazı vakit içinde teyemmüm ile kaza etmez, suyun bulunması anına kadar veya farzın teyemmüm ile düşeceği bir ana kadar kazayı erteler.

 

Kişinin sattı ğı su müşterinin elinde, hibe ettiği su hibeyi alan şahsın elinde telef olsa, kişi de teyemmüm yaparak namaz kılsa, namazı iade etmesi gerekmez.

 

> Kişi namaz vakti içinde su bulunan bir yere uğrasa, daha sonra araştırma yapması gerekli olmayacak kadar ondan uzaklaşıp gitse, daha sonra teyemmüm yaparak namaz kılsa bu namaz yeterli olur, iade etmesi gerekmez.

 

> Yolculukta bulunan kimseler susamış olsalar, yolculardan ölmüş olan [ve yıkanması gereken] bir şahsa ait su bulunsa, hayatta olanlar suyu içer, ölüye de teyemmüm yaptırırlar.

 

Su misli bir malolmakla birlikte bu kişiler çölde olup suyun orada bir değeri olsa, yurtlarına döndüklerinde bir değeri olmasa, ölenin mirasçısı suyu onlara tazmin ettirmek istese onlar suyun mislini değil değerini tazmin ederler. Çünkü kullandıkları su kadar su vermeleri bu tazminatı ortadan kaldırır.

 

Ölünün mirasçısı suyun, içildiği yerde veya değer taşıdığı bir başka yerdeki kıymeti -bu kıymet içildiği yer veya zamandakinden az olsa bile- üzerinden tazmin edilmesini istese -diğer misli mallarda olduğu gibi- suyun mislinin verilmesi gerekir.

 

> Kişi [ölmeden önce,] "[sahip olduğu] suyun en layık olan kimseye harcanması"nı vasiyet etse,

 

1) Can dokunulmazlığına sahip olan susuz kimselere öncelik tanınması gerekir. Böylece can korunmuş olur.

 

2) Daha sonra ölüye harcanır;. çünkü ölüye uygulanacak son işlem onu yıkamaktır. [Burada birkaç ihtimal söz konusudur]

 

(a) Kafilede bulunan iki kişi [ardarda ölse], onlar ölmeden önce su bulunmuş olsa, su ilk öleni yıkamada kullanılır, çünkü o öncelik hakkına sahiptir.

(b) Ikisi birlikte ölmüş olsalar veya kimin önce öldüğü bilinmese yahut su, onlar öldükten sonra bulunmuş olsa, Allah'ın rahmetine yakın olması sebebiyle daha faziletli olduğu düşünülen kim ise su onu yıkamada kullanılır. Su, hür olana veya nesep yönünden daha yakın olana harcanmaz. Şayet ikisi de bu konuda eşit ise kur'a çekilir. Mirasçının, hibe edilen kefeni kabul etmesi zorunlu olmadığı gibi bunu kabul etmesi zorunlu da değildir.

 

3) Yukarıdakilerden sonra su necis hale gelen kimseye kullanılır. Çünkü onun taharetinin yerine geçecek başka bir şey yoktur.

 

4) Daha sonra hayızlı veya lahusa olanın yıkanması için kullanılır. Çünkü bunlarda çoğunlukla nec2ı.set bulunur. Ayrıca onların abdestsizlik durumu [diğerlerine göre daha] ağırdır.

 

Şayet iki tane hayızlı veya lahusa varsa su, daha faziletli olanına verilir.

İkisi eşitse aralarında kur'a çekilir.

 

5) Daha sonra cünüp kimseye verilir. Çünkü onun içinde bulunduğu durum, abdestsiz kimseninkinden daha ağırdır. Ancak su abdestsiz kimseye yetecek kadar ise ona verilmesi daha yerinde olur. Çünkü bu su ile onun abdestsizliği tamamen ortadan kalktığı halde diğer şahsın cünüplüğü tamamen ortadan kalkmamaktadır.

 

[Soru]: Hayızlı kadının cünübe öncelik hakkının bulunduğu gibi necaset konusunda bir ayrım yapılıp da ağır ne cas eti olana diğerlerine göre öncelik tanınsa daha iyi olurdu.

 

[Cevap]: Namaza engelolması açısından ağır necaset ile hafif necaset aynıdır. Ancak namaza engelolma açısından hayız hali cünüplüğe göre daha ağır bir durumdur.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN

 

B. ELİNDEKİ SUYA İÇMEK İÇİN İHTİYAÇ DUYMAK