Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yeni Sayfa 1 - Abd - 29. Sayfa

Cüz : 20

  85 / 29 ANKEBÛT (1-6)

395

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الم -1, اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا اَمَنَّا وَهُمْ لاَ يُفْتَنُونَ -2, وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ -3, اَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ اَنْ يَسْبِقُونَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ -4, مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَآءَ اللهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللهِ لاَتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -5, وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ اِنَّ اللهَ لَغَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ -6,

 

.

 

29    ANKEBÛT SÛRESİ

Sûre imtihan ile başlar. İmanı açığa çıkaracak unsur olan imtihansız olunamayacağını beyan e-derek iki yüzlü kimselerin imanlarını ortaya kor. Peygamberlerin davet ve tebliğde çektikleri sıkıntıları ortaya konularak Nuh, İbrahim, Lut’un toplumlarının peygamberlerine tavırlarından da bahsedilerek, son peygam-ber ve mesajı da anlatılır.

İmtihan ve sıkıntılara göğüs gererek çabalayanlara pekçok yollar açılacağını müjdeleyerek sûre son bulur. Sûre, örümcek ve evi örnek verilerek hakikat fırtınası karşısında uzun süre dayanamayıp param-parça olmaya mahkum bulunan batıl inanç ve değerleri gözler önüne sermektedir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Elif, Lâm, Mîm. 2 İnsanlar sadece, inandık demeleriyle bırakılacakları-nı ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar? 3 Biz kendilerinden öncekileri de sına-dık. Allah, böylece kimlerin imanında gerçek, kimlerin sahte ve yalancı olduklarını de-ner ve onları ayırdeder. 4 Yoksa kötülük edenler, sanırlarmı ki bizden kurtulacaklar. Ne tuhaf, düşünüp ne kötü hükme varıyorlar. 5 Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, hiç şüphesiz Allah’ın tesbit ettiği süresi yaklaşarak gelmektedir. O herşeyi işiten ve herşe-yi bilendir. 6 O halde kim, Allah yolunda üstün gayret gösterirse, bunu yalnız kendi iyi-liği için yapmış olur. Çünkü Allah ne kullarına, ne de başka yarattıklarına muhtaç değil-dir. 8

 

 

396

85 / 29 ANKEBÛT (7-14)

Cüz : 20

 

 

وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذِى كَانُوا يَعْمَلُونَ -7, وَوَصَّيْنَا اْلاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَاِنْ جَاهَدَاكَ  لِتُشْرِكَ بِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلاَ تُطِعْهُمَا اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -8, وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِى الصَّالِحِينَ -9, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اَمَنَّا بِاللهِ فَاِذَآ اُوذِىَ فِى اللهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللهِ وَلَئِنْ جَآءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ اَوَلَيْسَ اللهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فِى صُدُورِ الْعَالَمِينَ -10, وَلَيَعْلَمَنَّ اللهُ الَّذِينَ اَمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ -11, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اَمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -12, وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْئَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ -13, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلاَّ خَمْسِينَ عَامًا فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ -14,

 

7 7 İman edip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, biz onların kö-tülüklerini mutlaka sileriz ve onları yaptıklarının en güzeline göre mükafatlandı-rırız.

8 Biz insana yapacağı hayırlı işlerden biri olarak, anne ve babasına i-yi davranmasını emrettik; ama buna rağmen, eğer onlar körü körüne herhangi bir şeyi bana ortak koşmanı isterlerse, onlara uyma. Çünkü, hepiniz sonunda dönüp bana geleceksiniz, o zaman hayatta iken yapmış olduğunuz herşeyi, iyi ve kötü yönleriyle gözünüzün önüne sereceğim.

9 İman edip doğru ve yararlı işler yapmış olanlara gelince, onları cen-nete ve salih kişiler arasına yerleştireceğiz.

10 İnsanlardan öyleleri var ki, “Allah’a iman ettik!” derler; ama Allah yolunda bir sıkıntıya uğrarlarsa, insanlardan çektikleri eziyeti, Allah’tan gelen ceza gibi görürler. Rabbinden inananlara bir yardım gelince de, “Aslında biz, her zaman sizinle beraberiz” derler. Allah bütün yaratılmışların kalplerindekini, en iyi bilen değil midir?

11 Evet, elbette Allah inananları da bilir, iki yüzlüleri de.

12 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, her zaman olduğu gibi i-nananlara, “Gelin bizim yaşantı biçimimize uyun, günahlarınız bizim boynumu-za!” derler. Halbuki onlar, bu şekilde yanılttıkları kimselerin, hiçbir günahını yüklenemezler. Dikkat edin, onlar yalancıdırlar.

13 Onlar mutlaka kendi günah yükleriyle birlikte, saptırdıkları kimse-lerin günah yüklerini de taşımak zorunda kalacaklardır ve tüm temelsiz uydu-rup durdukları şeylerden de hesaba çekileceklerdir.

 

/ 14 Biz çok zaman önce, Nuh’u kendi kavmine göndermiştik ve Nuh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti. Sonra onlar, yaratılış gayeleri dışında yaşamaya devam ederlerken, tufan onları yakalayıverdi. 8

 

 

Cüz : 20

85 / 29 ANKEBÛT (15-23)

397

 

 

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا اَيَةً لِلْعَالَمِينَ -15, وَاِبْرَهِيمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -16, اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ اِفْكًا اِنَّ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ لاَ يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -17, وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ -18, اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِىءُ اللهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ اِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ -19, قُلْ سِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللهُ يُنْشِىءُ النَّشْاَةَ اْلاَخِرَةَ اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -20, يُعَذِّبُ مَنْ يَشَآءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَآءُ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ -21, وَمَآ اَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَآءِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -22, وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاَيَاتِ اللهِ وَلِقَآئِهِ اُولَئِكَ يَئِسُوا مِنْ رَحْمَتِى وَاُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -23,

 

7 15 Biz Nuh’u ve O’nunla birlikte gemide bulunanların hepsini kur-tardık ve bunu hatırlayıp ders almaları için, bütün insanlığa bir ibret kıldık.

16 İbrahim de bizden aldığı vahiy gereği, kavmine dönerek: “Allah’a kulluk edin ve hayatınızı Allah’ın kitabına göre yaşayın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır!” diye seslendi. 17 Ve devamla “Siz Allah’ı bırakıp cansız putla-ra tapıyorsunuz ve böylece yalanlar uydurup durmaktasınız. Gerçek şu ki, si-zin Allah’tan başka tapmakta olduklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse rızkı Allah katında arayın, yalnızca O’na kulluk edin, O’na şükredin, çünkü sonunda yine O’na döndürüleceksiniz.

18 Ve eğer beni yalanlarsanız bilin ki, başka toplumlar da sizden ön-ce, Allah’ın peygamberlerini yalanladılar. Elçiye düşen, sadece kendisine ema-net edilen mesajı, apaçık bir şekilde iletmektir.” 19 Peki o hakkı inkâr edenler, Allah’ın hayatı ilkin nasıl yoktan var ettiğini, sonra O’nu nasıl tekrar yenilediğini anlamazlar mı? Şüphe yok ki, bu Allah için kolay bir iştir. 20 De ki: “Yeryüzünü dolaşın ve Allah’ın nasıl yaratmaya başladığını bakın görün. İşte Allah bundan sonra, aynı şekilde ahiret hayatını da yaratacaktır. Çünkü Allah herşeye güç yetirendir. 21 Dilediğine azap verir, dilediğine merhamet eder. Hepiniz sonun-da O’na çevrilip götürüleceksiniz. 22 Sizin ne yerde, ne gökte Allah’ın azabın-dan kurtulup kaçacağınız bir yer yoktur. Sizin için Allah’ın dışında, O’ndan ge-lecek felaketlere karşı, sizi koruyacak herhangi bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.

 

/ 23 Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr edenler, be-nim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlara öteki dünyada da can yakıcı bir azap vardır. 8

 

 

398

85 / 29 ANKEBÛT (24-30)

Cüz : 20

 

 

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلاَّ اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجَيهُ اللهُ مِنَ النَّارِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -24, وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ اَوْثَانًا مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا وَمَأْوَيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ -25, فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ اِنِّى مُهَاجِرٌ اِلَى رَبِّى اِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -26, وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاَتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِى الدُّنْيَا وَاِنَّهُ فِى اْلاَخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ -27, وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ -28, اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كاَنَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلاَّ اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -29, قَالَ رَبِّ انْصُرْنِى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ -30,

 

7 24 İbrahim’in kavminin cevabı şu oldu: “O’nu öldürün veya yakın!” ama Allah, O’nu ateşten korudu. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibret-ler vardır. 25 Ve İbrahim onlara dedi ki: “Siz Allah’ı bırakıp, dünya hayatında aranızda bir sevgi bağı olsun diye, putları ilahlar edindiniz. Daha sonra kıya-met gününde, birbirinizi tanımaz hale gelerek ve her biriniz diğerine lanet oku-yarak, varıp barınacağınız cehenneme düşeceksiniz ve sizin için orada yar-dımcılardan bir kimse de bulunmayacaktır.” 26 Bunun üzerine İbrahim’e, sa-dece kardeşinin oğlu Lût inandı. İbrahim dedi ki: “Allah’ın rızasını kazanma uğ-runa ben, Rabbimin emrettiği yere göç ediyorum. Şüphesiz Allah güçlüdür, O’-na dayanan zelil olmaz, O herşeyi yerli yerince yapandır.” 27 İbrahim’e İs-hak’ı, ve İshak’ın oğlu Ya’kub’u bahşettik. O’nun soyundan layık gördüklerimi-ze, peygamberlik ve kitap verdik. O’nu bu dünyada mükafatlandırdık, öteki dünyada da mutlaka dürüst ve erdemli kimselerden olacaktır.

28 Lût da bizden aldığı vahiyle kavmine dedi ki: “Siz kesinlikle dünya-da daha önce hiç kimsenin yapmadığı, iğrenç şeyler yapıyorsunuz. 29 Siz er-keklere azgınca bir şehvetle yaklaşarak, yolları keserek, toplantılarınızda her türlü hayasızlığı yapacaksınız öyle mi?” Kavminin cevabı sadece: “Eğer doğru-lardan isen, haydi Allah’ın azabını getir!” demek oldu. 30 Bunun üzerine Lût: “Ey Rabbim! Bozgunculuk ve yozlaşmaya yol açan bu topluma karşı, bana yardım et!” dedi.

 

 

Cüz : 20

85 / 29 ANKEBÛT (31-38)

399

 

 

وَلَمَّا جَآءَ تْ رُسُلُنَآ اِبْرَهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا اِنَّا مُهْلِكُو اَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ -31, قَالَ اِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُ اِلاَّ امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ -32, وَلَمَّآ اَنْ جَآءَ تْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لاَ تَخَفْ وَلاَ تَحْزَنْ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلاَّ امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ -33, اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلَى اَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَآءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ -34, وَلَقَد تَرَكْنَا مِنْهَا اَيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -35, وَاِلَى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ اْلاَخِرَ وَلاَ تَعْثَوْا فِى اْلاَرْضِ مُفْسِدِينَ -36, فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فِى دَارِهِمْ جَاثِمِينَ -37, وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ -38,

 

/ 31 Elçilerimiz melekler, İbrahim’e oğlu olacağına dair, müjdeyi getirdikleri zaman dediler ki: “Biz şu şehrin halkını helak edeceğiz, çünkü onlar yaratılış gayesi dışında hareket etmektedirler.” 32 Fakat İbrahim: “Ama Lût da onlar arasında yaşıyor!” diye haykırdığı zaman, melekler şu cevabı verdiler: “Kimin orada olduğunu biz daha iyi biliyoruz. O’nu ve karısı dışındaki, bütün aile afradını kesinlikle kurtaracağız. Karısı ise, geride bırakılanlar arasında yer alıp, helak edilenlerden olacaktır.” 33 Elçi meleklerimiz, yakışıklı delikanlılar şeklinde Lût’a gelince, Lût onları koruyamıyacağını düşünerek üzüntüye kapıl-dı ve onları düşünmesinden dolayı, sıkıntıya düştü. Melekler dediler ki: “Biz-den dolayı korkma, tasalanma, o günahkarlar bize ulaşamazlar, biz seni ve aileni kurtaracağız, ancak karın geride azap içinde kalacaktır.” 34 Muhakkak biz, bu yörenin halkına işledikleri bütün kötülükler ve yoldan çıkmaları yüzün-den, gökten azap indireceğiz. 35 Gerçekten de biz o toplumun şehirlerinden geriye, aklını kullananlar için, apaçık işaretler ve alametler bıraktık.

36 Medyen halkına da, kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. O da toplumu-na: “Ey halkım!” diye seslendi. “Yalnız Allah’a kulluk edin ve ahiret günündeki mutluluğa umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak kötülük işleme-yin.” 37 Fakat halkı O’nu yalanladı. Bu yüzden onları bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında, cansız bir şekilde serilip kaldılar. 38 Âd ve Semûd toplumlarını helak ettiğimiz bölgelerde kalıntı ve harabeleriyle size apaçık gözükmektedir. Şeytan onlara yapıp ettiklerini güzel gösterip, böylece onları doğru yoldan alı-koymuştu. Halbuki kendileri de az çok gözü açık uyanık kimselerdi. 8

 

 

400

85 / 29 ANKEBÛT (39-45)

Cüz : 20

 

 

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَآءَ هُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِى اْلاَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ -39, فَكُلاًّ اَخَذْنَا بِذَنْبِهِ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ اْلاَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -40, مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ اَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ -41, اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ مِنْ شَىْءٍ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -42, وَتِلْكَ اْلاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا اِلاَّ الْعَالِمُونَ -43, خَلَقَ اللهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ -44, اُتْلُ مَآ اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلَوةَ اِنَّ الصَّلَوةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللهِ اَكْبَرُ وَاللهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ -45,

 

7 39 Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helak etmiştik. Gerçekten Musa onlara, apaçık delillerle geldi. Fakat onlar, yeryüzünde büyüklük tasladı-lar ve O’nu reddettiler. Halbuki Allah’ı aciz bırakacak ve inecek azabın önüne geçebilecek değillerdi.

40 Çünkü onlardan herbirini, günahlarından dolayı yakalayıverdik. Ki-minin tepesine taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini korkunç bir ses yakala-dı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de sularda boğduk. Allah onlara haksızlık yapıyor değildi, fakat onlar kendi kendilerine haksızlık ediyor ve yaradılış ga-yesi dışında yaşıyorlardı.

41 Allah’tan başka dost ve yardımcı edinip onlara bağlananlar, kendi-sine bir ev edinen örümceğe benzerler. Evlerin en çürük ve zayıfı örümcek evidir, keşke bunu bilselerdi.

42 Kuşkusuz Allah, insanların kendisini bırakıp ta, yalvardıkları şeyle-rin, yani düzmece ilahların ne olduğunu çok iyi bilir. Gücüne erişilemeyen güç sahibi O’dur, yaptığı herşeyi yerli yerince yapan da O’dur.

43 İşte biz insanların önüne bu örnekleri koyuyoruz, ama onların ger-çek anlamını bilenlerden başkası düşünüp anlamaz.

44 Allah gökleri ve yeri boşu boşuna değil uyumlu, dengeli ve düzenli ve gerçek biçimde yaratmıştır. Şüphesiz bunda inananlar için alınacak dersler ve ibretler vardır.

 

/ 45 Kitaptan sana vahyedileni oku ve insanlara ulaştır. Namazın-da dikkatli ve devamlı ol, çünkü namaz insanı çirkin işlerden, vahiy ve ona tes-lim olan akla aykırı her türlü şeyden alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük iba-dettir. Allah ne işlerseniz hepsini bilir. 8

 

 

Cüz : 21

85 / 29 ANKEBÛT (46-52)

401

 

 

وَلاَ تُجَادِلُوآ اَهْلَ الْكِتَابِ اِلاَّ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ اِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا اَمَنَّا بِالَّذِى اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَاِلَهُنَا وَاِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ -46, وَكَذَلِكَ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمِنْ هَؤُلاَءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمَا يَجْحَدُ بِاَيَاتِنَا اِلاَّ الْكَافِرُونَ -47, وَمَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلاَ تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ اِذًا لاَرْتَابَ الْمُبْطِلُونَ -48, بَلْ هُوَ اَيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِى صُدُورِ الَّذِينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِاَيَاتِنَا اِلاَّ الظَّالِمُونَ -49, وَقَالُوا لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ اَيَاتٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّمَا اْلاَيَاتُ عِنْدَ اللهِ وَاِنَّمَا اَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ -50, اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّآ اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ اِنَّ فِى ذَلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -51, قُلْ كَفَى بِاللهِ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالَّذِينَ اَمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللهِ اُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ -52,

 

7 46 Bize de kitap verildi deyip kitaba göre hareket etmeyen kimse-lerle aşırı gidip haksızlık yapmadıkları sürece, en güzel şekilde tartışın ve de-yin ki: “Bize indirilene inandığımız gibi, size indirilmiş olana da inanıyoruz. Çünkü bizim ilahımız ile sizin ilahınız tek ve aynıdır ve biz hepimiz O’na teslim olmuşuz.”

47 Ey Muhammed! Bu kitabı sana, öncekileri tasdik eder şekilde in-dirdik. Daha evvel kendilerine kitap verdiklerimiz de O’na inanırlar. Şu Mekke-li’lerden de O’na inananlar vardır. Ayetlerimizi gerçekleri inkâr edenler dışında, hiç kimse bile bile reddetmez. 48 Ey peygamber! Sen, bu Kur’an sana gel-mezden önce hiç kitap okumazdın ve ellerinle de yazı yazar birisi değildin. Öy-le olsaydı, batıl şeylere kapılanlar, mutlaka şüpheye düşerlerdi. 49 Hayır, bu Kur’ân kendilerine gerçek vahiy bilgisi verilenlerin göğüslerinde ışıldayan, açık açık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak yaratılış gayesi dışına çıkanlar inkâr e-derler. 50 Onlar diyorlar ki: “O’na Rabbinden daha değişik mucizeler indirilmeli değil miydi?” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındandır, ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.” 51 Hayret doğrusu! Kendilerine okunup duran bu kitabı, sana indirmemiz onlara yetmez mi? Şüphesiz O’nda iman eden bir toplum için, hem rahmet, hem de öğüt vardır.

 

/ 52 İman etmeyecek olanlara de ki: “Benimle sizin aranızda, şahit olarak Allah yeter. O göklerde ve yerde olan herşeyi bilir. Geçersiz ve uydur-ma şeylere inananlara ve Allah’ı inkâr edenlere gelince, işte gerçek zarar eden onlardır.” 8

 

 

402

85 / 29 ANKEBÛT (53-63)

Cüz : 21

 

 

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلاَ اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَآءَ هُمُ الْعَذَابُ وَلَيَاْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -53, يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ -54, يَوْمَ يَغْشَيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -55, يَاعِبَادِىَ الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّ اَرْضِى وَاسِعَةٌ فَاِيَّاىَ فَاعْبُدُونِ -56, كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ -57, وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلِينَ -58, اَلَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ -59, وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لاَ تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -60, وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللهُ فَاَنَّا يُؤْفَكُونَ -61, اَللهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -62, وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ -63,

 

7 53 Senden azabın hemen inmesini isterler. Eğer belirlenmiş bir vakti olmasaydı, azap onlara hemen gelirdi. Fakat hiç farkına varmadıkları bir sırada, o azap kendilerine ansızın gelecektir.

54 Evet, senden azabı çarçabuk getirmeni istiyorlar, aceleye gerek yok. Halbuki cehennem, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri o gün kıs-kıvrak kuşatacaktır.

55 O günde, azap onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah onlara: “Yaptıklarınızın cezasını tadın!” diyecektir.

56 Ey iman eden kullarım! Benim yarattığım yeryüzü alabildiğine ge-niştir. Sadece bana kulluk edin, yani bulunduğunuz memlekette, bana kulluk etme imkanınız olmazsa, rahatça kulluk edebileceğiniz bir memlekete göçün gidin ve orada bana kulluğunuzu sürdürerek ömür tüketin.

57 Her can ölümü tadacaktır, sonra bize döndürüleceksiniz. 58 İman edip doğru ve yararlı işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetteki köşk-lere koyacağız, iyi ve yararlı işler yapanların mükafatı ne güzeldir. 59 O mü’-minler ki, her türlü acıya katlanıp zorluklara göğüs gererler ve Rablerine güve-nip dayanırlar. 60 Nice canlılar vardır ki, rızkını biriktirip yanında taşımıyor. Çünkü sizin de, onların da rızkını Allah veriyor. O’dur herşeyi bilen ve işiten.

61 Andolsun onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı sizin yararınıza kim boyun eğdirdi?” diye sorsan, “Allah’tır” derler. O halde ne diye O’na kulluktan dönüp, uydurma şeylere kapılıyorlar.

62 Allah, kullarından dilediğinin rızkını bollaştırır, dilediğine ise yete-rince verir. Şüphe yok ki, Allah herşeyi bilendir.

63 Onlara: “Kim gökten suyu indirip te, ölmüş olan yeri onunla dirilt-ti?” diye sorsan “Allah’tır” derler. De ki, “Eksiksiz tüm övgüler Allah’a mahsus-tur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.

 

 

Cüz : 21

85 / 29 ANKEBÛT (64-69) 

403

 

 

وَمَا هَذِهِ الْحَيَوةُ الدُّنْيَآ اِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ اْلاَخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ -64, فَاِذَا رَكِبُوا فِى الْفُلْكِ دَعَوُا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ -65, لِيَكْفُرُوا بِمَا اَتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ -66, اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اَمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللهِ يَكْفُرُونَ -67, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ  لَمَّا جَآءَ هُ اَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرِينَ -68, وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ

/ 64 Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi. 65 Bir gemi-ye bindikleri zaman ve kendilerini tehlikede gördükleri sırada, içten bir inançla, yalnız Allah’a yalvarıp yakarırlar, sağ salim karaya çıkar çıkmaz da, bazı düz-mece ilahları, O’na ortak koşmaya başlarlar. 66 Ki, şimdilik kendilerine verdiği-miz nimetlere nankörlük etsinler ve şu geçici dünya hayatından zevk alsınlar bakalım, fakat yakında bilecekler. 67 Görmediler mi, çevrelerindeki insanlar kapılıp, öldürülüp, malları yağma edilirken, biz yaşadıkları Mekke’yi, emniyet i-çinde yüzdürüyoruz? Hâlâ geçersiz ve anlamsız şeylere inanmaya devam e-dip, Allah’ın nimetini inkâr mı edecekler? 68 Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine gerçekleri içeren Kur’ân gelince, onu yalanlayandan daha zalim, ya-ni yaratılış gayesi dışında yaşayan kim olabilir? Cehennemde Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere yer mi yok? 69 Ama davamız uğrunda, üstün gay-ret gösterenleri, bize varan yollara mutlaka yöneltiriz. Şüphesiz Allah, iyilik ve güzelliği huy edinenlerle beraberdir.