Yeni Sayfa 1 - Abd - 36. Sayfa
|
|
Cüz : 22 |
41 / 36 YÂSÎN (1-12) |
439 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يس -1, وَالْقُرْاَنِ الْحَكِيمِ -2, اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ -3, عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -4, تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ -5, لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَآ اُنْذِرَ اَبَآؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ -6, لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -7, اِنَّا جَعَلْنَا فِى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلاَلاً فَهِىَ اِلَى اْلاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ -8, وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ -9, وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَ اَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -10, اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِىَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَرِيمٍ -11, اِنَّا نَحْنُ نُحْيىِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ ماَ قَدَّمُوا وَاَثَارَهُمْ وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فِى اِمَامٍ مُبِينٍ -12,
36 YÂSÎN SÛRESİ
Rasûlullah’ın ifadesiyle Kur’ân’ın kalbi olan bu sûre Kur’ân’ın özetidir. Ölmek üzere olan müslümanın yanında okunmalıdır. Çünkü bu sûre iman esasları, peygamberlik, Allah’a kulluğa davet, tarih, kevnî ayetler, ahiret ve kıyamet gibi konuları içerir. Ölmek üzere olan müslümana kimin kulu olacağımızı nasıl ve neden kul olacağımızı özetle tümüyle kulluğu hatırlatmış oluruz. Mezarlık ve cenaze ortamında Yâsîn okumak; dinleyenlere ölümden son-raki hayatı düşündürmek ve ölüm atmosferinde Kur’ân’ın tümünü özet olarak hatırlatmak ve yeniden düşündürmek anlamına gelir. Bu açıdan hepimiz bu sûreyi her yerde ve her zamanda Allah’ı, kıyameti ve peygamberleri hatırla-mak için daima okumalıyız. Sûreye Kur’ân’ın Kalbi adı da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Yâ, Sîn. 2 Herşeyi yerli yerince anlatan, ilim ve hikmet dolu Kur’ân’a yemin olsun ki. 3 Şüphesiz sen, elçilik görevi verilenlerdensin. 4 Hiç eğriliği olmayan, dosdoğru, insanı cennette Allah’la buluşturan bir cadde üzerindesin. 5 Bu Kur’ân çok acıyan, çok üstün ve güçlü olan Allah tarafından indirilmiştir. 6 Ataları uyarılmamış ve bu nedenle kendileri doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bulunan insanla-rı, uyarasın diye bu kitap indirilmiştir.
7 Bu, Allah peygamber tanımazların pek çoğuna karşı Allah’ın gazap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Çünkü onlar iman etmezler. 8 Onların boyunlarına esaret, ceza ve azap olsun diye, çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik de, burunla-rı yukarı, gözleri aşağı somurtup kalmışlardır. 9 Hem önlerine, hem arkalarına birer set çekmişiz ve böylece kendilerini sarıp kuşatmışız da, artık baksalar da göremezler. 10 Onları ha uyarmış, ha uyarmamışsın, hiç farketmez, asla inanmazlar. Yani cenneti kaybetmek, cehenneme gitmek konusunda umursamazlar. 11 Sen ancak, Kur’ân’ı, ciddi düşünerek okuyup, kulluk kitabı olarak kabul eden ve henüz huzuruna çıkmadan, Allah’a karşı gelmekten korkanları uyarabilirsin. Böylelerini Allah’tan bir bağışlanma ve güzel bir ödül ile müjdele. 12 Başkaları değil yalnız biz, ölüleri diriltiriz ve hayatlarında onların gelecek için yaptıkları her türlü eylemi ve geride bıraktıkları bütün iyi ve kötü iz-leri, kayda geçireceğiz. Zira biz, herşeyin apaçık kaydını bir ana kitapta yazıp, tespit etmekteyiz.
|
|
440 |
41 / 36 YÂSÎN (13-27) |
Cüz : 22 |
|
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِ اِذْ جَآءَ هَا الْمُرْسَلُونَ -13, اِذْ اَرْسَلْنَآ اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوآ اِنَّآ اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ -14, قَالُوا مَآ اَنْتُمْ اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَآ اَنْزَلَ الرَّحْمَنُ مِنْ شَىْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ تَكْذِبُونَ -15, قَالُوا رَبُّناَ يَعْلَمُ اِنَّآ اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ -16, وَمَا عَلَيْنَآ اِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ -17, قَالُوآ اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلِيمٌ -18, قَالُوا طَآئِرُكُمْ مَعَكُمْ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ -19, وَجَآءَ مِنْ اَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَاقَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ -20, اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ -21, وَمَا لِىَ لآ اَعْبُدُ الَّذِى فَطَرَنِى وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -22, ءَ اَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ اَلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لاَ تُغْنِ عَنِّى شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنْقِذُونِ -23, اِنِّى اِذًا لَفِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -24, اِنِّى اَمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ -25, قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَالَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ -26, بِمَا غَفَرَ لِىَ رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ الْمُكْرَمِينَ -27,
/ 13 Ey peygamber! Sen bu Kur’ân muhataplarına, şu şehir halkını örnek olarak anlat: Nitekim o kente görevli elçiler, peygamberler gelmişti. 14 Olay şu: Allah onlara iki peygamber görevlendirmişti de, toplum bunları yalanladı. Allah da bir üçüncü elçiyle destekledi ve hepsi: “Bakın, biz Allah tarafından size gönde-rildik” dediler. 15 O kenttekiler, bu peygamberlere karşı dediler ki: “Siz de, bizim gibi birer insansınız. Zaten Rahman olan Allah ne vahiy, ne peygamber, ne de ki-tap indirmez, siz sırf yalan söylüyorsunuz.” 16 Peygamberler dediler: “Rabbimiz bilir ki, biz size gönderilmiş elçileriz. 17 Bize düşen, emanet edilen mesajı, size a-çıkça tebliğ etmek ve nasıl yaşanacağını da, bizzat hayatımızla göstermektir.” 18 Toplumun cevabı: “Doğrusu sizin yüzünüzden başımıza uğursuzluk çöktü. Eğer bu işinize bir son vermez ve elçiliğinizden vazgeçmezseniz, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size, acıklı bir azap dokunacaktır.” 19 Buna karşı peygam-berler şöyle cevap verdiler: “Bir uğursuzluk, bir huzursuzluk, bir yanlışlık varsa, bu sizdendir. Size öğüt verildi diye mi uğursuzluğa uğradınız? Hayır, siz kendilerine yazık eden bir toplumsunuz.” 20 Şehrin taa öbür ucundan bir adam, başına gele-cek herşeyi göze alarak çıkageldi ve dedi ki: “Ey kavmim! Şu görevli Allah elçileri-ni, dinleyin ve dediklerini tutun. 21 Bu peygamberlere uyun, bakın onlar sizden bu işe karşılık bir dünyalık istemiyorlar ve kendileri de doğru yolu tutmuşlar.
22 Bana gelince, neden beni yaratmış olan ve hepinizin dönüp varacağı Allah’a kulluk etmeyeyim? 23 Neden O’ndan başka ilahlar edineyim? Rahman o-lan Allah, bana bir zarar vermek istese, Allah’ın dışında kendilerine kul, köle olu-nan varlıkların şefaatleri benden yana, hiçbir fayda sağlar mı, beni kurtarabilirler mi? 24 Bu ilahlara ibadet ettiğim takdirde, gerçekten ben, büyük bir yanılgı içine ve apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum. 25 Ey kavmim! Ben herkesin ve sizin Rabbiniz olan Allah’a iman ediyorum. Öyleyse bana kulak verin, dinleyin beni.” 26 Böyle bir tavır sonrası, üzerine üşüşüp orada şehid ettiler ve kendisine Allah tara-fından denildi ki: “Haydi buyur cennete.” O da girdiği cennetteki manzaralar ve ni-metleri görünce: “Ah ne olaydı keşke benim toplumum da bu gerçeği bir anlasay-dı” der.
27 “Rabbimin geçmişteki günahlarımı bağışladığını ve beni saygın kişiler arasına dahil ettiğini bir bilselerdi.” 8
|
|
Cüz : 23 |
41 / 36 YÂSÎN (28-40) |
441 |
|
وَمَآ اَنْزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ -28, اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ -29, يَاحَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -30, اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ -31, وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ -32, وَاَيَةٌ لَهُمُ اْلاَرْضُ الْمَيْتَةُ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ -33, وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ -34, لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْدِيهِمْ اَفَلاَ يَشْكُرُونَ -35, سُبْحَانَ الَّذِى خَلَقَ اْلاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ اْلاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لاَ يَعْلَمُونَ -36, وَاَيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ -37, وَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ -38, وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ -39, لاَ الشَّمْسُ يَنْبَغِى لَهَا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلاَ اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ -40,
7 28 O toplumun işlediği bu cinayetten sonra, biz onları helak etmek için, gökten bir ordu indirmedik, değmezdi, zaten ordu indirmeye de gerek yok-tu. 29 Onlara vereceğimiz azap ve helak sadece bir ses, bir çığlık oldu ve böy-lece hepsi sönüp gitmiş yok olmuşlardı. 30 Ah yazık o kullara ki, kendilerine gelen tüm elçileri ve mesajlarını alaya aldılar. 31 Bu insanlar işin farkında de-ğiller mi? Tarihe bir bakıp anlasalar ya, nice zamanlar toplumları helak etmişiz. Hani onlar, hiç dönüp geri gelebilmişler mi? 32 Ancak onların hepsi, toplanmış olarak huzurumuza getirilmişlerdir.
/ 33 Onlar, ölü toprağa can vermemizde ve beslenmeleri için top-raktan ürünler çıkarmamızda, yaratma ve bilme gücümüzün alamet ve işaret-lerini görmeleri gerekir. 34 Ve o yeryüzünde, nasıl hurmalıklar ve üzüm bağla-rı yetiştirmiş ve aralarından da pınarlar akıtmıştık 35 ki, o meyve ve ürünleri meydana getiren kendileri olmadığı halde, onlardan yesinler diye, yetiştirip meydana getiriyoruz. Buna rağmen, hâlâ şükretmeyecekler mi? 36 Toprağın verdiği her türlü ürünü, insanların bizzat kendilerini ve hakkında henüz bilgi sa-hibi olmadıkları şeyleri, çift çift yaratan Allah, hertürlü eksikliğin üstünde ve ö-tesindedir. 37 Gece de, onlar için bir ibret ve alamettir. Gündüzü ondan soyup çıkarırız, derken bir de bakarlar ki, onlar karanlıklarda kalıvermişler. 38 Ve gü-neşde de onlar için bir alamet ve işaret vardır. O da kendine ait bir yörüngede akıp gider. Bu kudret sahibi ve herşeyi bilen Allah’ın iradesinin bir sonucudur. 39 Ve ayda da bir işaret ve alamet vardır ki, biz onu kuru ve eğik bir hurma dalını andırır hale gelinceye kadar, çeşitli safhalardan geçirdik. 40 Öyle bir dü-zen ki, ne güneşle ay birbiriyle çarpışır, ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Hepsi uzayda, yasalarımız doğrultusunda hareket ederler. 8
|
|
442 |
41 / 36 YÂSÎN (41-54) |
Cüz : 23 |
|
وَاَيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ -41, وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ -42, وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلاَ صَرِيخَ لَهُمْ وَلاَ هُمْ يُنْقَذُونَ -43, اِلاَّ رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلَى حِينٍ -44, وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ -45, وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ اَيَةٍ مِنْ اَيَاتِ رَبِّهِمْ اِلاَّ كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ -46, وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اَمَنُوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَآءُ اللهُ اَطْعَمَهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -47, وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -48, مَا يَنْظُرُونَ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ -49, فَلاَ يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلاَ اِلَى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ -50, وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ اْلاَجْدَاثِ اِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ -51, قَالُوا يَاوَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ -52, اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ -53, فَالْيَوْمَ لاَ تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلاَ تُجْزَوْنَ اِلاَّ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -54,
7 41 Onlar için bir alamet, ibret de; soylarını herşeyden birer çift doldurul-muş olan Nuh’un gemisinde veya hemcinslerini denizlerdeki gemilerle taşımamızdır. 42 Ve yine yolculuklarında, binek olarak kullanabilecekleri, bunun gibi araçlar yarat-mamızda da ibretler ve dersler vardır. 43 Eğer dilersek, onları suda boğarız da, kimse de yardımlarına gelemez. İşte o zaman onlar için bir kurtuluş da yoktur. 44 Gemi için-dekileri, ancak bizim tarafımızdan bir rahmet kurtardı ve imtihan için belli bir zamana kadar, dünyadan faydalanmaları uygun görüldü. 45 Bu insanlara önünüzdeki ve arka-nızdaki, yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyici olaylardan sakınıp, yolunuzu Allah’a sorarak öğrenip, ne yapacağınızı belirleyin ki, ancak böylece merhamet oluna-sınız denildiği zaman, aldırış bile etmezler. 46 Bunca ayet ve ibretlerden sonra, İs-lâm’ı kabul edip, teslim olacakları yerde, Rablerinin ayetlerinden herhangi biri ile karşı-laştılar mı, hemen yüz çevirirler.
47 Ve yine bu tür insanlara, Allah’ın size verdiği şu rızıktan, O’nun uygun gördüğü yerlere ve kimselere harcayın denildiğinde, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, inananlara derler ki: “Dileseydi, Allah doyururdu onları, biz mi doyuralım ya-ni?” Gerçekten siz böyle düşünmekle, apaçık sapıtmış kimselersiniz. 48 Ve şöyle de-vam ederler: “Ölüm, ölümden sonra dirilme, hesap, kitap Allah’ın gerçekleşecek vaadi imiş. Eğer ciddi iseniz, söyleyin bakalım, ne zamanmış bu va’dedilenler?”
49 Onlar sadece tek bir çığlıktan başkasını beklemezler. Onlar birbirleriyle çekişip dururlarken, o sayha kendilerini yakalayıverir. 50 Bu iş o kadar ani olacaktır ki; ne hiçbir kişiye tavsiyede bulunmaya güçleri yeter, ne de ailelerine dönüp sığınabilir-ler.
/ 51 Artık sonuncu sûr’a üfürülmüştür. Bir de bakarsın hepsi, kabirlerin-den kalkmış, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar. 52 O esnada kimileri diyecekler ki: “Eyvah bize, vay başımıza gelenlere, şu yatıp uyuduğumuz kabirlerden, bizi kim kaldı-rıyor?” Bunun üzerine onlara şöyle denilecek: “İşte bu Rahmanın vaad ettiği gerçektir. Gördünüz mü, O’nun elçileri ne kadar doğru sözlülermiş.” 53 Tüm bu olacak olanlar, yalnızca bir ses, bir kalk borusuna bağlı, bir de bakarsın hepsi Allah’ın huzuruna top-lanmışlar. 54 Ve onlara şöyle denilir: “Bu gün hiç kimseye en ufak bir haksızlık yapıl-mayacak ve yeryüzünde yaptıklarınızın dışında, hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacak-sınız.” 8
|
|
Cüz : 23 |
41 / 36 YÂSÎN (55-70) |
443 |
|
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَاكِهُونَ -55, هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فِى ظِلاَلٍ عَلَى اْلاَرَآئِكِ مُتَّكِؤُنَ -56, لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ -57, سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ -58, وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ -59, اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَابَنِى اَدَمَ اَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ -60, وَاَنِ اعْبُدُونِى هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ -61, وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلاًّ كَثِيرًا اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ -62, هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ -63, اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ -64, اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -65, وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنَّى يُبْصِرُونَ -66, وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلاَ يَرْجِعُونَ -67, وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى الْخَلْقِ اَفَلاَ يَعْقِلُونَ -68, وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِى لَهُ اِنْ هُوَ اِلاَّ ذِكْرٌ وَقُرْاَنٌ مُبِينٌ -69, لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ -70,
7 55 Haberiniz olsun ki, o gün salih amelleriyle cenneti elde edenler, bir zevk ve eğlenceyle meşguldürler. 56 Onlar ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklarına mutlu bir şekilde yatıp uzanacaklar. 57 Cennette onlara, canlarının istediği, akıllarına gelen, düşündükleri herşey ve orada türlü türlü meyveler ve yiyecekler hazırlamışızdır. 58 Bütün bu sayılanlardan daha güzeli, mü’minlere Allah’ın rahim sıfatının tecellisi olarak söylenen söz de: “Esenlik size” sözüdür. 59 Ey suçlular ve günahkarlar! Sizler bu gün şu tarafa ayrılın bakalım, size cennete girme yok.
60 Ve ey Âdemoğulları! Hem ben sizinle bir antlaşma yapmamış mıydım? Sakın ha, şeytana kul köle olup itaat etmeyiniz; çünkü o size görünse de, görünmese de apaçık bir düşmandır. 61 Ve sadece bana kulluk edin, itaat edin ki, sizi cennete götürecek dosdoğru yola uymuş olasınız. 62 Ama işin doğrusu bu iken, pekçok insan şeytana uydu da, o nice toplumların yollarını şaşırttı. Akledecek durumda değiller miy-di? 63 İşte şu, sizin tehdid olunageldiğiniz cehennemdir. 64 Allah’tan gelen tüm ger-çekleri örtbas etmenizin sonucu olarak, bu gün o cehenneme girin bakalım. 65 O gün cehennemliklerin ağızları mühürlenir de, onların yapıp ettiklerini, elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder. 66 Eğer insanların, doğru ile yanlışı ayırt edememelerini dilemiş ol-saydık, onların gözlerini kör ederdik. Bu sefer doğruyu bulmak için, hepsi yollara dökü-lürlerdi, ama bu durumda doğruyu nereden ve nasıl görebilirlerdi? 67 İstersek onları, bulundukları yerde konum ve durumlarını değiştirir, daha aşağı bir varlığa dönüştürü-rüz de o zaman ne ileri, ne de geri gidebilirler.
/ 68 Bununla beraber, kime uzun ömür verdiysek, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde yaşlandıkça, bir azalma meydana getiririz. Bu gerçeklere rağ-men, hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?
69 Bu söylenenleri, kâfirlerin dedikleri gibi şiir sanmayın. Biz, elçimiz Mu-hammed’e şiir öğretmedik. O’nun buna ihtiyacı da yok. Peygamberlik, şairlik olmadığı gibi, Kur’ân da şiir değildir. O Kur’ân, başka değil, ancak bir zikir, öğüt, vaaz, irşat ve hatırlatıcı bir kitaptır.
70 Bu Kur’ân ancak aklı, fikri, duygusu, diri; kalbinde hayat ışığı olanları u-yarmak ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin üzerine de azapla ilgili sözün hak olduğunu bildirmek üzere indirilmiştir. 8
|
|
444 |
41 / 36 YÂSÎN (71-83) |
Cüz : 23 |
|
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدِينَآ اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ -71, وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ -72, وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ اَفَلاَ يَشْكُرُونَ -73, وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ اَلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ -74, لاَ يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ -75, فَلاَ يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ -76, اَوَلَمْ يَرَ اْلاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ -77, وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً وَنَسِىَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَمِيمٌ -78, قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِى اَنْشَاَهَآ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ -79, اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ اْلاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَآ اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ -80, اَوَلَيْسَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلَى وَهُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيمُ -81, اِنَّمَآ اَمْرُهُ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ -82, فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -83,
7 71 Görmediler mi ki, yarattıklarımızdan biri olarak, kendileri için, bu gün kullanıp yararlandıkları hayvanları yarattık.
72 Bu evcil hayvanları, insanlara boyun eğdiriyoruz ki, gerektiğinde onlara binerek, gerektiğinde kesip yiyerek, onlardan istifade ediyorsunuz.
73 Onlardan türlü türlü menfaatler de elde edersiniz, sütlerinden içer-siniz, hâlâ şükretmeyecek misiniz, O’na kul olmayacak mısınız?
74 Ama tam tersine, insanlardan bir kısmı, Allah’a şükür yerine ken-dilerine yardım edecekleri ümidiyle, Allah’tan başka ilahlar, tanrılar edindiler. Oysa bilmezler ki, 75 o ilahları ve tanrıları kendilerine, yardım eli uzatamazlar. Ama o insanları her hususta kendi tanrılarına karşı hazır bir ordu durumunda-dırlar. 76 Ey peygamber! O gerçekleri inkâr edenlerin, düzensiz ve asılsız ko-nuştuklarından dolayı, üzüntüye kapılma, şüphesiz biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77 İnsan kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakarsın ki, karşımıza çekişen ve düşman olarak çıkıvermiş. 78 Kendi yaratılı-şını unutarak, güya bir örnek vermeye kalkışıyor ve diyor ki: “Şu çürümüş, toz ufak olmuş kemikleri bu hale geldikten sonra, kim diriltebilecek, olur mu böyle şey?” 79 Ey peygamber! Onlara şöyle söyle: “Hani o kemikleri ilk defa yaratıp, hayat veren var ya, işte O yeniden diriltecek. Çünkü O, her tür yaratma eylemi-nin bilgisine sahiptir.” 80 O Allah ki, yemyeşil ağaçtan, sizin için ateş meydana getiriyor da, sizde yakacaklarınızı, ondan yakıp tutuşturuyorsunuz. 81 Gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, onlar toprakta yok olduktan sonra, yerine onlar gi-bi, yenilerini yaratmaya gücü yetmez mi? Elbette yeter, zaten O herşeyin bilgi-sine sahip olan yaratıcıdır. 82 Bir şeyin olmasını mı istedi, O’nun emri bu ko-nuda sadece “Ol” demektir. O da hemen oluverir.
83 Demek ki, herşeyin mülkü, tasarrufu ve kudreti, kendi elinde bulu-nan Allah’ın şanı, ne kadar yücedir ve her türlü eksikliğin de, üstünde ve öte-sindedir. Ey insanlar! Hepiniz eninde sonunda, isteseniz de istemeseniz de, O’nun huzuruna hesap görülmek üzere, döndürülüp götürüleceksiniz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi