Neml Suresi - 027Neml - 19. Sayfa
Allah'ın, Davut Ve Süleyman'a Bahşettiği Nimetler, Karınca Kıssası
Süleyman Peygamberle Karıncanın Hikayesi
Allah'ın Birliğine Ve Kudretine Tanıklık Eden Deliller
Kafirlerin, Ölüm Sonrası Dirilişe Dair İnançları
Kur'an-ı Kerim Ve Peygamber (S.A.V.)
Kıyamet Gününden Bazı Manzaralar
Kıyamet Gününün Bazı Belirtileri
NEML SÛRESİ
Bütün müfessirİere göre bu Mekkî bir sûre olup, 93 ayettir, bazıları 94 ayet oiduğunu söylemişlerdir. Bu anlaşmazlığın sebebi sûrenin kelimesi ile başlamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bazıları bunu bağımsız bir ayet olarak kabul etmekte, diğer bazıları ise birinci ayetin bir bölümü olarak değerlendirmektedirler. [1]
Kuran Ve Eseri
1- Tâ, Sın. Bunlar Kur'an'm,Kitab-ı mübînin ayetleridir.
2-3- Bunlar namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak manan mü'mİnlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
4- Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri, kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.
5- Kötü azab işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.
6- Ey Muhammedi Şüphesiz Kur'an'ı, Hakîm ve Alîm olan Allah katından almaktasın. [2]
Bazı Kelimeler:
Sin harfinin meddi ile Tâsîn şeklinde okunur .Şaşkınlık içersinde bocalarlar. [3]
Giriş:
İşte Nemi sûresi, bu kelimelerle başlamıştır. Bu başlangıç, Kasas sûresinin başlangıcını andırmaktadır. İkisi arasındaki fark ve gizli sırrı ancak Allah bilir,
"Onun te'vilini Allah'tan başka kimse bilmez. İlim de ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz. kalındandır" derler"[4]
Açıklama:
Bu sûrenin ayetleri Kur'an ayetleridir. Bütün amaç ve hedeflerinde, gaye ve hükümlerinde apaçık olan bir kitabın ayetleridir. Biz, Hicr sûresinin başında şeklinde bir cümle okuduk. Burada ise şeklinde bir cümle okumaktayız. Görüyoruz ki, kitap kelimesi birinci defada Kur'an'dan önce ve marife olarak zikredilmiştir.
Yine görüyoruz ki, Cenab-ı Allah, kendi kelamı İçin Kur'an ve kitap sıfatlarını kullanmıştır. Çünkü onun kelamı, kıraat ve kitabetle, yani okuma ve yazma ile ortaya çıkar. Bunlardan herbirinin, diğerinin yerine geçmesi uygundur. Bu makamda nekirenin kullanılması, marifenin verdiği anlamı ifade etmekledir. Kur'an Kerim bir hidayet ve müjdedir. O her ne kadar biilün insanlığı doğru yola iletmek için indirilmiş ise de, Ondan hakkıyla yararlananlar ancak mü'minlerdirler. "Ramazan ayı-ki, insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edip açıklayıcı olarak Kur'an, o ayda indirilmiştir,"[5] O, namazı doğsdoğru, rükün ve şartlarına uyarak en güzel bir şekilde olan mü'minler için bir hidayet ve müjdedir. İşte bu şekilde kılınan namaz inşam fuhşiyattan, çirkinliklerden ve kötülüklerden aiıkoyar. Bu namaz, inşam Rabbi ile bağlantılı bir hale getirir. Bu namaz, kul için manevi bir ilaçtır. Ruhu tedavi eder" "Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır, kendisine hayır dokundu mu (yoksullara vermez. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır."[6] İşte namazı bu şekilde kılanlar, zekatı veren mü'minlcrdir. Zekat ise fert için bir ilaç olmaktan öteye, toplumlar için de bir ilaçtır. İste bu vasıflardaki mü'minler ahirete ve ondaki şeylere ilim, araştırma ve kanaatten doğan yakını bir imanla inanırlar. Dînin bütün hükümleri için birer rumuz olan bu niteliklerle vasıflanan mü'minier, Kur'an'dan ve nurundan hakkıyla yararlanan mü'minlcrdir. Bu, bütün alemin Kur'an-ı Kerim'in numiıından yararlanmasını tabii ki engellemez. Hakkın nuru ile ve Kur'an'ın hidayeti ile aydınlanmayan kimselere gciİnce bunlar, ahirete iman etmezler. Ccnab-ı Allah bunlara davranışlarını hoş göstermiş, hayırlı amelleri de kendilerine güzel göstermiştir, ama onlar hayır amellerini işlememişler, bilakis Allah'ın gazabına uğrayanlarla sapıklığa düşenlerin eğri yolunda yürümüşlerdir. Evet Cenab-i Allah peygamberler göndererek, helal ve haramı açıklayıp, salih ameller işleyenleri müjdeleyen, kusurlu davranan isyankârları azapla uyaran kitapları İndirerek hayır amellerini onlara süslü göstermiştir.
Bazıları, ayet-i kerimenin şu manaya geldiğini söylemişlerdir: Cenab-ı Allah onların içlerine şehveti ve kötülüğe meyli yerleştirmekle, çirkin amellerini onlara süslemiştir. Şeytan da böylelikle onları azdırma imkânını bulmuş, nihayet onlar çirkini güzel, güzeü de çirkin görmüşler, dolayısıyla helak ve günaha düşerek bocalamışlar, sapıklık yolu içinde nereye gideceklerini bilemez olmuşlardır. İşte onlar için kötü bir azap vardır. Dünya ve ahirette şiddetli azaba .uğratılacaklardır. Ahirette de amel bakımından en çok kayba uğrayanlardır. Yani ahiretteki kayıpları, dünyadaki kayıplarından daha da çok olacaktır.
Ey Muhammedi Bu Kur'an sana, herşeyi bilen, herşeyden haberdar olan, Herşeyi gören, hikmetin ve sahih ilmin gereklerini yapan bir zat tarafından verilmektedir.
Bu ayet-i kerime; kendisinden sonra anlatılacak olan haber ve kıssalar için ön bir zemin hazırlamaktadır. Kur'an-ı Kerim'in Allah katından gönderilmiş bir kitap olduğunu ifade etmekledir.
Bunun doğruluğu da, kendisinden sonra anlatılacak olan ve önceki mîlletlerin halleri ile haberlerini aktaran kıssalarla isbatlanmaktadır. [7]
Musa, Kutsal Vadide
7- Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğini, yahut ismasmiz diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.
8- Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"
9- "Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve Hakim olan Allah'ım"
10-12- "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki, Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok. Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
13- Ayetlerimiz gözlerinin Önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
14- Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde haksızlık ve büyüklen-meler'mden ötürü onları, bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak! [8]
Bazı Kelimeler:
Ateşşûlesi, ateş yalımı. Bazıları cedüerki.cok beyaz olup, aydınlık saçan herşeye, şihâp denir. Ateşten alman bir kor.Onunla ısınırsınız. Dönmedi. Yaka. Alacasız olarak. Apaçık, vezîh bir şekilde. Kesin bir inançla onu reddettiler, inkâr ettiler. [9]
Giriş:
Musa (A.S.)'tn kıssasındaki bu unsur, yani kutsal vadide bulunması, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde anlatılmıştır. Söz gelimî bunu.Şuara sûresinde de bildirmiştik. Ancak her anlatıldığı yerde,kıssamn üslubuna göre değişik tarzlarda anlatılmıştır. [10]
Açıklama:
Ey Muhammedi Hatırla o zamanı ki, Musa Peygamber, Şuayb (A.S.) ile kendi aralarında anlaştıkları çalışma süresini doldurduktan sonra karısı ile birlikte Medyen'den çıkıp Mısır'a doğru yol almakta iken kutsal vadide, soğuk, fırtınalı ve karanlık bir gecede ateşe ihtiyaç hissetmiş ve yolunu da kaybetmişti. İşte bu esnada,ısınmak için hem kendisini hem de hanımını sabaha kadar soğuktan koruyabilmek amacıyla ateş bulmak istedi. Çakmağını çaktı, fakat çakmak ateş vermedi. Ateş bulmak amacıyla sağına soluna bakıp araştırmaya girişti. Uzaklarda bir ateş gördü. Hanımına şöyle dedi: Burada bekleyin. Hiç bir tarafa gitmeyin. Ben bir ateş gördüm. Umarım ki gidip size oradan bir kor getiririm. Onunla ısınırsınız. Musa ateşin yanına yaklaştığında, noksanlıklardan münezzeh yüce Allah tarafından kendisine seslenildi: Aîe-. şin yakınında bulunan da, ateşin çevresinde bulunan da mübarek kılındı. O ateş sandığı şey, ateş değil nur İdi. Fakat Musa onu ateş zannetmişti. Cenab-ı Allah, kendi nefsini tenzih ederek şöyle buyurdu: Alemlerin Rabbi olan Allah, yaratıklarından birine benzemekten uzlk ve münezzehtir. Ey Musa! Şüphesiz ben güçlüyüm, raağhıb edilmem. Hikmet sahibiyim, herşeyi yerli yerince yaparım.. Ey Musa! Elindeki Asanı yere at.Musa Asasını yere attı. O .aniden bir yılana donuverdi. Musa, O'ıuın çabuk ve seri hareketler yapmakta olan bir yılan, olduğunu görünce, korkarak gerisin geri dönerek sağa soia bakmadan .koşmaya başladı. O'nun böyle kaçıp gitmekte olduğunu gören Cenab-ı Allah kendisine şöyle dedi: Ey Musa! Yılandan ve onun sana zarar vermesinden korkma. Şüphesiz, katımdayken peygamberler korkmazlar. Sen de korkma. Ama nefsine yazık edip sonra tevbe eden, îman eden. kötülükten sonra amellerini iyiye çeviren kimseler için ben bağışlayıcıyım, esirgeyenim. Ey Musa! Elini yakandan içeriye, koynuna sok. Elin hiçbir alacalık ve leke olmadan bembeyaz, parıl parıl parlayarak çikacaktir. îşte bu âsanm yılana dönüşmesi ile, elinin parıl parıl bembeyaz olması, Rabbim katından sana verilen iki delildir. Bu iki delil aracılığıyla bizim koruma ve gözlerimizin önünde olduğunu, Allah'ın da seni gözetip, yardımı ile korumakta ve kuşatmakta olduğunu bilesin. Ey Musa! Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine git. Onlar doğru yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır. Sana verdiğimiz bu dokuz mucizeye gelince bunları; asa, el, tufan, çekirge, kum-mel, kurbağalar, kan, kıtlık seneleri, ürünlerin azaltılması şeklinde sıralayabiliriz.
Bazı kimseler bu mucizeleri başka şekilde saymışlardı. Bu d.okuz ayetlerle mucizeler onlara, Musa'nın doğruluğuna delalet eden apaçık ve ayan beyan görülen tanıklar olarak geldiklerinde dediler ki: Hiçbir delil ve burhana gerek kalmaksızın, bunların apaçık bir sihrin ürünü oldukları açıkça ortadadır.
Böyle dediler ve o mucizeleri yalanladılar. Halbuki onlar bunların, Musa'nın gerçek, peygamber olduğunu isbatlayan mucizeler olduğuna kesinlikle inanıyorlardı. Ama yine de büyüklük tasladıklarından, üstünlük peşine düştüklerinden, haddi aştıklarından, kendi nefislerine zulmettiklerinden dolayı inkâr yoluna gittiler.
Ey Muhammed! —veya ey bu ayete muhatab oları herkes— görün, bozguncuların akibeti nasıl oldu? Onların cezaları, boğulma ve helak oldu. Musa ve beraberindeki İsraiioğuIIarı da zulüm ye işkenceden kurtuldular. Cenab-ı Allah ne doğru buyurmuş: "(Ey Muhammed), sana bu Kur'an, hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir"[11]
Allah'ın, Davut Ve Süleyman'a Bahşettiği Nimetler, Karınca Kıssası
15- And ölsün ki, Davuda ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mü'-in kullarının çoğundan' üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
16- Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ye bize herşeyden boka verildi. Doğrusu bu, apaçık bir lütuftur"dedİ.
17- Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.
18- Sonunda karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir karınca:"Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.
19- Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana i'babama verdiğin nimete şükürde, hoşnud olacağın işi yapmakta beni muvaf-hfak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi. [12]
Bazı Kelimeler:
Kuş dili. Toplandı. Sevk ediliyorlardı. Sizi ezmesinler.. [13]
Açıklama:
Andoisun ki biz, Allah'ın Peygamberi Davut ile oğlu Süleyman Peygambere —Allah'ın salat ve selâmı ikisinin de üzerine olsun— ilim verdik. Rable-ri onlara kendi katından, kendizati ile ilgili şerefli bir ilim verdi. Kendi zalı-nın celal ve kcmal'sıfatlarla muttasıf.olduğuna bütün eksikliklerden ve hakkında muhal (imkansız) olan şeylere dair yüksek il im* ve marifetler verdi. Dünya ve ahiretin hayırlarını toplayan bir ilim verdi.
Biz onlara bir ilim verdik te onunla amel ettikleri için kalpleri; hayırlı fiilleri, taatleri işlemeye ve haramları terketmeye, noksanlıklardan münezzeh yüce Allah'a şükretmeye ilişkin yakîn ve sağlam bir azimle doldu. Nihayet şöyle dediler: Du kalbî, bedenî, lisanı amelle birleşen ilim ve marifetler sayesinde diğer mü'min kullarının bir çoğuna bizleri üstün kılan Allah'a lıamd olsun. Bu sözlerde, ilim ve alimlerin mertebesi yükseltilmektedir. Çünkü onlara kendilerinden başkalarına verilmeyen mülk ve saltanat ta verilmiş idi. Ama.onlar kendilerine bahşedilen ilme karşı, Allah'a şükrettikleri kadar, mülk ve saltanat için şükretmemişlerdi. Davut Peygamberin çok sayıda evladı var-'dı. Fakat Süleyman malda ve servette değilde, ilim, Peygamberlik, hükümdarlık ve saltanatta babasına mirasçı olmuştu. Zira Peygamberler miras bırakmazlar. "Biz Peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Kendimizden sonra terk ettiğimiz şeyler sadakadır" Hadİs-i şerif. İleriki satırlarda anlatılacak olan kuş dili, Hz. Süleyman ile Davud'a herşeyin verilmiş olması, Süleyman için insanlardan, cinlerden ve kuşlardan ordular bulunduğunun bildirilmesi, bu anlattıklarımızı te'yid etmektedir. Süleyman, Allah'ın nimetini dile getirmek, bu nimetleri açıklamak ve de bunların Allah katından kendisine verilen birer mucize olduğunu doğrulamaları için insanlara çağrıda bulunmak için şöyle dedi: Ey insanlar! Bize kuşların ve hayvanların dili öğretildi.
Burada kuşlardan özellikle bahsedildi. Çünkü onun hayatında apaçık bir yeri olan kuşlardan müteşekkil bir ordusu vardı. Nitekim bu ordu hüd-hiidün kıssasında da sizlere anlatılacaktır.
Kuşların da kendilerine Özgü bir dili vardır. Onlar da değişik seslerle bi-ribirlcrinc seslenirler. Bu sesler, onların duygu ve ihtiyaç sahipleri olduklari-na kuvvetle işaret etmektedirler. Örneğin, yem istediği zaman atın kişnemesi ile, kısrakla çiftleşmek istediği zamanki kişnemesi arasında fark vardır. Acı ve elem duyduğu zaman kişnemesi ile, yavrusunu emzirmek istediği zamanki kişnemesi arasında yine fark vardır, İşte bütün hayvanlar böyledirler. Yine kedinin dar bir yere hapsedilmesi esnasındaki miyavlaması ile yemek yemek veya eşi ile çiftleşmek istemesi esnasındaki miyavlaması arasında fark vardır. Bunlar herkesçe bilinen şeylerdir. Bu konuda Bcydavî, tefsirinde şu anlamda bazı ifadeler kullanmıştır. Herhalde seslenmesi esnasında, kendi sezgi ve hayal gücü ile, onun ne söylemek istediğini anlarmış.
Belirtildiğine göre birgün ötmekte ve dansetmekte olan bir bülbüle uğramış. Bülbülün ötüşü ile şunları ifade ettiğini söylemiş: "Bir meyvenin yarısını yersem dünya gitse de gam değil" Yine ötmekte olan bir üveyik kuşuna
kulak vermiş ve bu kuşun da şunları ifade ettiğini söylemiş: "Keşke bu mah-İukat yaratılmasaydı" Herhalde o bülbül, karnı tok olduğu ve kafası da müsterih olduğu için öyle konuşmuş. Üveyik kuşu da kalbi incindiği ve şiddetlere' maruz kaldığı için öyle konuşmuş. Her halükarda hayvanların, Özellikle kuşların seslerini ve bu sesleri ile,amaçladıkları man'f.ları anlamak ancak Allah'ın insana verdiği bir lütuftur. Bu lütfü Süleyman Peygambere bahsetmiştir. "Allah büyük lütuf safibidir". Süleyman Peygamber, tahdîs-i nimet kabilinden şöyle diyor: "Ve bize her şeyden (bolca bir pay) verildi". Bu da Allah'ın Süleyman Peygamberle, Davut Peygambere bir çok nimetler bahşetmiş olduğunu ifade ediyor. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. Bundan daha açık, bundan daha büyük lütuf düşünülemez. Bu sözlerle Cenab-ı Allah'a hamdü senada bulunulmaktadır. Yine Süleyman Peygamberin, nübüvvet ve saltanata ilişkin nimetlerden kendilerine bolca pay verildiğini itiraf ettiğini de unutmamak gerekir. "Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı. Hepsi bir arada düzenli olarak sevkedİliyordu" mealindeki ayet-i kerimeye gelince bu, Hz. Süleyman'ın kuvvetli, saltanatı güçiü, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan birçok ordular sahibi olduğuna delalet etmektedir. Süleyman'ın cinlerden müteşekkil bir ordu sahibi olduğunu -Kur'an-ı Kerim açıkça belirtmektedir: "Rabbinİn izniyle cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırlardi. Onlardan kim buyruğumuzdan saparsa, ona alevli azabı tatünrdık.Ona, dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar yaparlardı"[14]
Kuşlara gelince hüdhüdle ilgili kıssa İnşaallah anlatılacaktır. İnsanlara gelince; bilindiği gibi Süleyman (A.S.)'ın, Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği gibi, O'nun hükümdarlığı ve ordusu vardı. Bu orduların başında idareciler ve kumandanlar vardı. Bunlar bir düzen içinde yönetilirlerdi. Anarşiden ve düzensizlikten men olunurlardı. "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlarda) onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar"[15]
Süleyman Peygamberle Karıncanın Hikayesi
Süleyman ve O'nun büyük ordusu,yukarılardan karıncalar vadisine doğru indiklerinde —O vadinin nerede olduğunu Allah bilir. — Karıncaların kumandanı durumunda olan bir karınca diğerlerine şöyle seslendi: Meskenlerinize girin ki Süleyman ve askerleri, farkında olmadan sizleri ayakiarı altında ezmesinler. Zira sizin hacminiz küçüktür ve de kumlar arasında dolaşırsınız. Dolayısıyla sizi, görmeden ezebilirler.
Süleyman (A.S.) karıncanın konuşmasını duyunca gülümsedi. Çünkü bu karınca, Süleyman Peygamberin askerlerini, bilerek kötülük yapmayan kimseler olarak niteliyordu. Farkında olmadan karıncalan ezebileceklerini söylüyordu.
Şüphesiz bu nimetler ve özellikle Süleyman (A.S.)'ın karıncanın dilini anlaması, şükrü gerektiren lütuflardir. Ki bundan dolayı da İnsanın, Allah'a hamd etmesi gerekir. Bunun üzerine Süleyman Peygamber Rabbine şöyle niyaz etli: "Rabbim, bana ve anama, babama, lütfet iğin nimete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle". Keşşaf Tefsirinde bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle deniliyor. "Bana ilham et," Sözünden maksat şudur: Ey Rabbim!, Bana lütfettiğin nimetlerin şükrünü yapmamı bana ilham et ve o nimetlerin elimden kaçmaması için gereken tedbirleri aİma-mın yollarını göster. Ayrıca sana bir dem dahi şükürsüz kalmamamı nasip et.
Bazıları derler ki. Ayet-i kerimenin manası şudur: Ey Rabbim! Bana.in'âm ettiğin nimetlerin şükrünü yapmamı bana ilhamet. Kurtubî, ayet-i kerimenin şu manaya geldiğini söylemiştir: Ey Rabbim! Seni gazaplandıracak işleri yapmaktan benî alıkoy ve nimetlerine karşı nankörlük etmekten de beni sakındır. Süleyman Peygamber, babası Davud'a verilen nimetlerin kendisi için de birer lütuf olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiş: Ey Rabbim! Senin hoşnud olacağın iyi İşleri yapmayı bana ilham et ve iyi kolların arasına Rahmetinle beni de sok. Ey insanlar! Bu konuşan Süleyman Peygamberdir. Rabbinden, kendisini O'na şükretmeye ve O'na Övgüde bulunmaya adamasını diliyor. Yine iyi işler, Rabbinin hoşnud olacağı salih ameller yapma hususunda kendisini başarılı kılmasını istiyor. Rahmet ve fazlı ile kendisini cennete giren kullarının arasına katmasını niyaz ediyor. İşte Süleyman Peygamber kendi ameli ile mağrur olmamış, bilakis Allah'ın kendisine daha fazla lütuf ve yardımda bulunmasını, neticede iyi kulların arasına katmasını talep ediyor. Resulullah (s.a.v.) efendimiz ne buyurmuşlar: "Doğru yolu gösterin ve yaklaştırın. Hem . bilin ki hiç bir şahıs kendi ameli ile cennete giremez" dediler ki: Sen de mi ya Resulullah? Buyurdu ki: "Ben de giremem.meğer ki Allah rahmeti İle beni örtsün".[16]
Hüdhüd Ya Da Belkıs Kıssası
20-21- Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu, ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
22-26- Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi Öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine boka verilen ve büyük bir tahta sahip olnn bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıkla-, nnı güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur" dedi.
27- Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mtsm, bakacağız."
28- "Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil varacakları sonuca bak."
29-32- Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana merhamet eden, merhametli olan Allah'ın adiyle başlayan ve sakın bana karşı başkaldırmaym ve teslim olarak gelin diyen Süleymandan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı. Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.
33- "Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."
34-35- Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım'' dedi.
36-37- Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremiyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
38- Süleyman: Ey cemaat! Bana teslini olmalarından Önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir? dedi.
39- Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce, sana onu getiririm; buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.
40- Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanma yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mu edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbi-min Hitfundandır, Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, Kerem sahibidir" dedi.
41-Süleyman: "Tahtını onun tanımıyacağı hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?" dedi.
42- Melike geldiğinde: "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. Oda: "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi. .
43- Melikeyi o zamana , Adar ahkoynn, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkara bir millettendi.
44- Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Sü-leymania beraber, alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum1' dedi. [17]
Bazı Kelimeler:
Tefakkud: Teftiş etmek, hallerini araştırmak.Kuvvetli ve açık delil.İhata; Bir şeyi ilimle kuşatma ve her bakımdan onu bilmek.Yemen'de bir şehir.
Önemli haber. Gizlenen. Bana karşı büyüklük taslamayasmız.Bu işimde bana fikir verin. Ne yapacağımı söyleyin. kestirip atmam veya o hususta kesin karar vermem. Bu işte onların güçleri yoktur. Hükümdar tahtı.
Tarfetü ayn; Göz açıp kapamak. Tahtını başka şekle sokun, tanınmaz hale getirin.Güçlü ve sağlam köşk. Yığılan çok miktardaki su.Kaygan ve şeffaf. [18]
Bu Kıssanın Özeti:
Süleyman (A.S.), önce de anlatıldığı gibi kuş dilini bilirdi. Kuşların ötüşleri ile neler söylemek istediklerini anlardı. Kuşlar tümüyle onun emrine bağlanmışlardı. Onlara dilediği emri verirdi. Günün birindeSüicyman Peygamber, kuşları teftiş etti. Hiidhüdü bulamadı. Görüyorum ki hüdhüd yoktur, yoksa kayıplara mı karıştı? dedi. Kendisinden izinsiz olarak ayrılmış olmasından dolayı hüdhüdün halini tuhaf karşıladı, beğenmedi. Sonra İkinci defa söze başlayarak O, kayıplara mı karıştı?! diyerek onun izinsiz ayrılmasını suç saydı. Bu teftişten geri kalmasını haklı gösterecek bîr delil veya açık bir özür beyan etmediği takdirde onu, tüyünü yolarak azaplandırmak, ya da kesmekle tehdit etti. Çok geçmeden hüdhüd geldi. Onun kayıplara karışmasının sebebini sorunca hüdhüd ona şu haberi verdi: Senin bilmediğin bir şeyin farkına vardım. Sana Yemen ülkesine bağlı Sebe' beldelerinden haberler getirdim. Belkıs adındaki Melike'nin büyük itibarını ve görkemli saltanatım anlattı. 13u kadına, düzen ve saltanata ilişkin her türlü imkânın verildiğini, büyük bir tahtının bulunduğunu, bu tahtının mücevherler ve değerli madenlerle süslenmiş olduğunu anlattı. Bu melike ile milleti, Allah'ı bırakıp güneşe tapıyorlar günahlar işliyorlar, dedi. Şeytan, onlara kötü davranış!arını süslemiş, nihayet onlar da bu kötiî davranışlarını hayırlı ameller olarak değerlendirmişler. Şeytan onları Allah'ın yolundan geri çevirmiş, artık onlar doğru yolu bulamıyorlar, dedi. Göklerde ve yerdeki gizlilikleri açığa çıkaran, gökten yağmurlar indiren, yerden bitkiler bitiren, insanların gizlediklerini ve açığa çıkardıkları şeyleri bilen, göğüslerde saklı tutulan sırları farkeden, kedisinden başka hiçbir tanrı bulunmayan, büyük arşın Rabbİ mutlak tasarruf sahibi olan, yargısını reddedecek, hükmünü aksatacak bir varlık bulunmayan Allah'a secde etmesinler diye, şeytan onlara bu kötülükleri yapmış, dedi. Onlar Allah'a secde etmiyorlardı. Çünkü şeytan, O'na isyan etmelerini kendilerine süsiü göstermişti. Onları azdırmış, nihayet onlar da doğru yoldan saparak gazaba uğrayanlarla, dalâlete düşenlerin yollarına sapmışlardı. Bu sûrenin 25. ayeti olan ayet-i kerimesi bir kıraate göre şeklinde okunmuştur. Bu ayet-i kerimenin ifade ettiği mana şöyle olur: Dikkat edin ey kavim. Gizliliklerini açığa çıkaran Allah'a secde edin.
Süleyman (A.S.) hüdhüdün konuşmasını dinledikten sonra ona şöyle dedi:. Senin gördüğünü bizzat gözümüzle görmek için gerekeni yapacağız ki, bu söylediklerinin doğru veya yalan olduğunu bilelim. Ey Hüdhüd! Şu mektubumu o melikeye götür ve ona bırak. Onlardan biraz uzaklaş. Bundan sonra bak, kendi aralarında neler konuşuyorlar, iyi dinle. Ve de hangi görüşü benimsediklerini, yapacakları iş hususunda verecekleri kararı dinle.
Hüdhüd, kumandan ve reisi olan Hz. Süleyman'ın emrine uydu. Mektubu alıp götürdü, Belkıs'a ulaştırdı. Belkıs mektubu okudu ve içinde anlatılanların ne demeye geldiğini anladı. Kavminin ileri gelenlerini, memleketin eşrafını, danışmak için toplantıya çağırdı. Bu konu üzerine tartıştılar ve dedi ki: Ey eşraf ve ey kavmimin ileri gelenleri! Bana değerli bir mektup geldi. Çünkü onu gönderen de değerlidir. Ve o mektup mühürlüdür. İfadeleri çok güzeldir. Mektup Süleyman'dan geliyor ve içinde şöyle deniliyor; Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.. Bana karşı üstünlük taslamayasinız. Müslümanlar olarak bana gelesiniz. İtaat ederek zorbalık ve.taşkınhk'etmeyerek emrine giresiniz...
Melike Belkıs bu konuda kendi başına karar vermek istemedi. Kavminin ileri gelenlerini,danışmak üzere toplantıya çağırdı. Onlar kendilerini üstünlük sahipleri görerek günaha ve gurura kapıldılar. Duygularının esiri oldular. Akıllarına kulak vermeden şöyle dediler: Biz güçlü ve şiddetli, savaş kabiliyeti olan bir milletiz. Hem sayı bakımından mükemmeliz, hem de teçhizatımız yeterlidir. Güçlü azim sahibiyiz. Biz reisimizin emrine İtaat.ederiz. Karar senindir. Ne yapmamızı uygun görüyorsan onu emret.
Fakat Belkıs, akıllı ve her işi yerli yerince yapmasını bilen bir meîike olduğu için akıl ve siyasetini kullandı. Ordusunun ve devlet adamlarının güç ve kuvvetten söz etmelerine aldanmadı. Düzenli ordu sahibi olduklarını ve fazlasıyla itaatkâr olduklarını söylemelerine de pek aldırmadı. Onlara şöyle dedi: Ey millet! Bu mektup bir hükümdardan geliyor. Biz ona karşı inatçı bir tutum içine girip, onunla savaşırsak belki bizi mağlup eder. Ülkemize girer, ırzımızı ayaklar akında çiğner. Doğrusu hükümdarlar bir kasabaya veya memlekete fatih olarak girdiklerinde orayı bozguna çevirirler. Milletin önde gelenlerini horlayıp aşağılarlar. Evet böyle yaparlar. Hatta bundan fazlasını bile yaparlar! Ben size başka bir öneride bulunmak istiyorum', benim bu önerim,akla belki daha uygundur ve daha sağlıklı bir düşünce ürünüdür. Şöyle ki biz Süleyman'a hediye göndererek O'nun hoşnutluğunu kazanalım. Hediye götüren elçilerimizde onunla ilgili gerçek haberleri bize getirirler. -Böyİece bundan sonra onun hakkında sağlıklı bir görüş sahibi oluruz... Kavmin tamamı,bu öneriyi benimsediler. Süleyman (A.S.)'a elçiler gönderdiler. Elçiler hediyelerle Süleyman Peygambere geldiklerinde onlara şöyle dedi: Siz bana mali yardımda mı bulunuyorsunuz?!
Onların hediyelerini makbul saymadı ve şöyle dedi: Ben mal isteklisi değilim. Dünyanın geçici menfaatlerinin ve mallarının ardına düşmüş değilim. Ben sizin, Allah'ın dinine girmenizi, güneşe tapmayı bırakmanızı istiyorum. Yoksa ben sizin malınıza muhtaç değilim. Allah'ın bana verdiği mal ve servet sizin verdiklerinizden daha hayırlı ve daha çoktur. Oysa siz bu hediyelerinizle gururlanıp sevinmektesiniz. Ey elçiler! Kavminize geri dönün. Karşı koyamayacağınız, hatta karşılamaya güç bile yetiremeyeceğİniz bir ordu İle üzerinize geleceğiz. Sizleri aşağılanmış olarak ülkenizden diyarınızdan sürgün edeceğiz!
Bu haber Belkıs'a ulaştı. Süleyman'ın gerçek durumunu ve ordusunun gücünü, saltanatının üstünlüğünü anladı, milletine zarar gelmesinden korkarak işi ele aldı. Bizzat kendisi büyük hediyelerle Urşelim'e (Kudüsü şerife) gitmeye karar verdi.
Hz. Süleyman, Belkıs'ın kendisini başkentte ziyaret edeceğini öğrenince ona büyük bir köşk yaptı. Avlusuna billurlar döşetti. Bu, Yemen'de o zamana kadar görülmemiş bir şeydi. Süleyman Peygamber, Belkıs'ın Kudüs'e yaklaştığını haber alınca ona kendi ihtişamının delillerini ve Allah'ın kendisine lütfetmiş olduğu, akıllara durgunluk verecek, Belkıs'ın Allah'a iman etmesini ve kendisinin de Peygamberliğini doğrulamasını sağlayacak nimetleri ortaya koymak istedi. Belkıs'm?gelİrken kendi ülkesinde bıraktığı o muazzam saltanat tahtını da şu sırçalı köşkte üzerinde oturması için hazır bulundurmak istedi. Askerlerine o tahtı Sebe'den hemen getirebilecek güçte bir kimsenin bulunup bulunmadığını sordu. Cinlerden bir ifrit dedi ki: Ey Peygamber ben onu, sen kendi makamından kalkmadan önce sana getiririm. Onu taşıyıp buraya getirme konusunda ben güçlü ve güvenilir biriyim.
Yanında kitaptan bir bilgi olan birisi dedi ki: Ey Peygamber! Onu gözü-açıp kapamadan önce sana getirebilirim. Süleyman Peygamber, tahtı yanında yerleşmiş vaziyette görünce;onu, tanınmaz hale gelecek şekilde değiştirin dedi. Süleyman Peygamber,göz açıp kapamadan Önce tahtın gözleri önünde hazır olduğunu görünce; bu benim Rabbimİn bir lütfudur. Beni sınamak için bu nimetleri ihsan ediyor. Ben bu nimetlere şükür mü edeyim yoksa nankörlük mü edeyim?! Çünkü o biliyordu ki; şükreden kimse, ancak kendi nefsi için şükretmiş olur. Nankörlük eden kimsenin de günahı, yine kendi nefsinedir. Yine diyordu ki benim Rabbİm şükredenlerin şükrüne muhtaç değildir. O kerem, ve cömertlik sahibidir. Yapılan İyiliğe kat kat mükafat verir. Askerlerine hitaben şu emri verdi: Belkıs'ın tahtını.tanıyamayacağı bir hale gelecek şekilde değiştirin. Onda bazı değişiklikler yapın ki tanıyıp tanımadığını görelim. Yani hak yolunu bulup bulamayacağım anlayalım.
Belkıs sırçalı köşke gelince kendisine: Senin tahtın da böyle miydi? De-nüdi. O da: Tıpkı ona benziyor, dedi. Kendisine: İkametin için hazırlanan köşke gir, denildi. Köşke girmek ve tahtına ulaşmak istediğinde.köşkün avlusuna döşenmiş billurları su zannederek elbiseleri ıslanmasın diye bacaklarını sıvadı. Kendisine o yerlerde su akmadığı, su sandığı şeyin billurlardan başka bir-şey olmadığını söylediler.
Süleyman Peygamber dedi ki: Onun buraya gelmeden önce Allah'ın emrine boyun eğip müslüman olduğuna dair bize haber ve bilgi ulaştırıldı. Bütün bu nimetlerden dolayı, noksanlıklardan münezzeh yüce Allah'ın emrine boynumuz kıldan İncedir. Belkıs'm idaresindeki o memleket halkını hakkı izhar etmekten, Allah'a iman etmekten, sadece kafir bir kavim olmaları ve güneşe tapmlan alıkoymuştu. Belkıs bütün bunları görünce.zaten Cenab-ı Allah'ta onun içine hayır ve hidayet murad etmişti. Şöyle dedi: Ey Rabbim, ben önceleri senden başkalarına taptığım için kendi nefsime yazık etmişim. Ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbine teslim olup müslüman oldum.
îşte böyle... Ey insanlar! Allah bir kimseyi doğru yola iletmek isterse, göğsünü İslama açar. Bir kimseyi de saptırmak İst.erse, göğe yükseliyormuşçası-na göğsünü sıkıntılı hale getirerek daraltır. İşte böyle Cenab-ı Allah, inanmayanların üzerlerine pislik (sıkıntı ve musibet).çökertir. Bütün bunlarda,O'-nu.n kudretinin sonsuzluğuna işaretler vardır. Bundan ancak akıl ve basiret sahipleri ibret alırlar. [19]
Salih, Kavmi Semûd'la
45- And olsun ki, Semûd milletine kardeşleri Salih'i: "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.
46- Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasanız diye Allah'tan magrifet dikseniz olmaz mı?" dedi.
47- "Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah kalındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.
48- O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi vardı.
49- "Biz,gece ona ve ailesine baskın verelim. Sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim'' diye aralarında Allah'a yemin ettiler.
50- Onlar bir düzen kurdular, Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.
51- Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.
52- İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.
53 — İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık. [20]
Bazı Kelimeler:
Çekişiyorlar. Uğursuzluğa uğradık. Sınanıyorsunuz. Topluluk. Dost ve velayet yetkisine sahip olan kişi. Helak ve mahvolmak demektir. [21]
Giriş:
Bu da, Salih Peygamberin Semûd kavmi ile olan bir başka kıssası. Bu kıssa, Muhammed Peygamber (s.a.v.)'İn Allah tarafından gönderilmiş olduğuna tanıklık eden ve Kur'an'm da hikmet ve ilim sahibi bir zat tarafından O'na verildiğine, Kur'an-ı Kerim'de kafirlerle müşrikler için tiyan ve tehdit bulunduğuna şehadet eden bir delildir. [22]
Açıklama:
Andolsun ki biz, kardeşleri Salih'i Semud kavmine Peygamber olarak gönderdik. Onları ortaksiz, bir ve tek olan Allah'a ibadet etmeye davet etti. Bir de baktı ki onlar kimi mü'min, kimi kafir olmak üzere iki gruba ayrılıp çekişmektedirler. "Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, İçlerinden zayıf görülen inananlara: "Sîz, dediler, Salih 'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler. Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı İnkâr edenleriz" dediler.[23]
Salih dedi ki: Ey kavmim, ey ailem, ey aşiretim! Neden İyilikten önce kötülüğe yöneliyorsunuz? Yani size sevap getirecek olan imanı erteliyorsunuz da, İkabı ve kötü azabı mudp kılacak olan küfrü önce alıyorsunuz? Size merhamet etmesi İçin Allah'tan bağışlanma dileyip, tevbe etmiyor musunuz? Onları aşın derecede cahilliklerinden ve kötü düşünceliliklerinden dolayı şöyle dediler: Ey Salih! Senden ve sana uyan insanlardan dolayı uğursuzluğa uğradık. Karşımıza bazı propaganda vç çağrılarla çıktığın günden bu yana yağmurlar azaldı, kıtlığa maruz kaldık.
Salih onlara dedi ki: Hayır ey kavim! Uğursuzluğunuz ve musibetlere uğramanız, Rabbiniz katından geliyor. Rabbinizin üzerinize indirmekte olduğu nimetler ve size dokundurduğu musibetler İle sınanıp İmtihan ediliyorsunuz.
İnsanların peygamberlerinden uğursuzluk kapmaları bütün milletlerin başında dolaşan asılsız bir düşüncedir. "Onlara bir iyilik geldiği zaman: "Bu, bizimdir (bizim yüzümüzdendir, kendi davranışımızla bunu elde ettik)" derler; Kendilerine bir kötülük ulaşırsa, Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlar"[24]. "Onlara bir iyilik erişirse: bu, Allah tarafmdandir" derler. Onlara bir kötülük erişirse: "Bu, senin yüzündendir" derler. De ki: "Hepsi Allah tarafmdandır.[25]
Semûd kavminin yaşamakta olduğu şehirde, önde gelen dokuz kişi vardı. Onlar semûd kavmi üzerinde büyük bir nüfuza sahip idiler. Her birisi topluluğa bedeldi ama yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, hiçbir durumda iyilik ve barış istemiyorlardı. Yeminleşerek, birbirlerine destek vadederek günah ye tecavüz üzerinde anlaşarak şöyle dediler: Biz Salih ve ailesine geceleyin bir suikast düzenleyeceğiz. Sonra velisine de, "Biz onun ailesinin öldürülüşünü ve mahvoluşunu görmedik. Salih'i de biz öldürmedik..Doğrusu bu iddiamızda doğru söylüyoruz" deriz, dediler. Onlar tuzak hazırladılar. Alİah ta onların tuzaklarınfbaşlarına geçirdi. Kötü düzenler ancak sahiplerinin başlarına geçer. Cenab-i Alİah bu suikast planlan neticesinde onlan,hissetmedikleri bir taraftan yakalayıp mahvetti.
Düzenlerinin neticesinin nasıl olduğuna bakta gör! Rabbin onları bir yıldırımla mahvetti. Onları toptan bir çığlıkla bozguna uğrattı. Yaptıkları zulümler dolayısıyla evleri viraneye döndü, ıssız kaldı.-Doğrusu bütün bunlarda, bilen bir kavim için Allah'ın kudretine işaretler ve ibret vardır. Allah'a iman edip Peygamberlerini doğruluyan milletleri nasıl kurtardığımıza bakta ibret al. Onlar Allah'a karşı gelmekten sakınıyorlardı. İşte Allah'ın zorba ve taşkın milletlere karşı uyguladığı yasası budur. Yazıklar olsun onlara. Eğer doğru yolu bulup ta hakka dönmez, Rablerine iman etmez ve taşkınlıklarından vazgeçmezlerse vay onların haline!.. [26]
Hz. Lût'un, Kavmi İle Kıssası
54- Lût'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"
55- "Kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."
56- Milletinin cevabı sadece; "Lût'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmtş" demek oldu.
57- Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısını geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.
58- Geride kalanların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi! [27]
Bazı Kelimeler:
Çirkin ve kabih fiil, yani homoseksüellik, Onun, azapta kalanlardan olmasını takdir edip hükme bağladık. [28]
Açıklama:
Bu da Peygamber (S.Â.VO efendimizin, ilim ve hikmet sahibi Allah tarafından aldığı bir başka kıssadır. Biz Lût'u, kavmi olan Semûdlulara Peygamber olarak gönderdik. Onları azarlayarak ve doeruya davet ederek kendilerine şöyle dedi: Siz gözgöre göre şu çirkin fiili mi işlersiniz?
Hz. Lût onların aşırı derecede çirkin ve kabih olan fiili işlemelerini protesto etti. Ve gözgöre göre o fuhşu işlemelerini yadırgadı. Onlar o kötü fiili işlerken hiç gizlenme ihtiyacı duymuyorlar, göz göre göre yapıyorlardı. Azgınlık ve temerrütlerinden, yeryüzünde büyüklük taslayıp fesat çıkarmalarından dolayı bu kötü fiili işlerken biribirlerini seyrediyorlardı.
Hz. Lût,onlara yine şöyle sesleniyordu: Siz kadınları bırakıp (a erkeklere arkalarından mı yaklaşıyorsunuz?! Oysa kadınlar bu iş için yaratılmışlar. Ve bu işin mahallidirler. Siz başka hiçbir gaye ile değil, sırf şehvetinizi tatmin etmek için bu çirkin fiili işliyorsunuz. Siz gerçekten cahil bir milletsiniz. Kadının ne için yaratıldığını, bilmiyorsunuz. Kendi kendinizden, kişiliğinizi insanlar önünde düşürdüğünüz bu utanç verici durumdan habersizsiniz. Yapmakta olduğunuz çirkin fiilin ne demek olduğunu da bilmiyorsunuz. Size rahmet olarak gönderilen Peygamberlerinizin çağrısını da takdir edemiyorsunuz.
Kavminin Lût'a verdiği cevap sadece şu oldu: Lût ailesini kasabanızdan çıkarın. Onlar temiz kalmak isteyen insanlardır!
Ne tuhaf değil mi. Lût ve beraberindeki mü'minleri kasabalarından çıkarmayı emrediyorlar. Niçin? Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlardırlar! Ne kadar tuhaf değil mi? Rablerine iman ettiktleri ve başkalarını da hak yola davet ettikleri için, kendi kardeşlerini felakete maruz bırakmak ve sürgüne göndermek istiyorlar. Ama kutlu ve yüce olan Allah! Şu İki grubun durumundan habersiz mi sanıyorsunuz? Hayır, asla.... Hiçte öyle değil! İşte azgın, isyankar ve zorba kavmi ile olan Lût.. Cenab-ı Allah-onu ve kendisiyle birlikte iman eden ehlini kurtarıyor. Sadece karısının azapta kalmasına hükmediyor. Çünkü o kadın kafirlere meyletmiş idi. Lût'a olan yakınlığı, kendisinin azaptan kurtulmasına yaramadı. Allah o isyankar ve büyüklük taslayan kavmin üzerine taş yağdırdı. Onları helak edip yere batırdı. Uyarılıp ta hakka gelmeyen o kavmin üzerine yağan yağmur, ne kötü bir yağmurdu. İsyankar ve doğru yoldan çıkan fasiklann sonu işte böyle olur! [29]
Allah'ın Birliğine Ve Kudretine Tanıklık Eden Deliller
59- Ey Muhammedi De ki: Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. .Allah mı daha iyidir. Yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
60- Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacım bile bitirmeye gücünüzün. yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarım Allah 'a eşit tutan bir millettir.
61- Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.
62- Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Pek kıt düşünüyorsunuz.
63- Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bîr uınn mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.
64- Yoksa, önce yaralan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De, ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."
65- De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltilcceklerini de bilmezler.
66- Ahirete dair bilgilen yeterli midir? hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler. [30]
Bazı Kelimeler:
Seçti. "Hadîka" kelimesinin çoğulu olup, surlar ve duvarlarla kuşatılmış bahçe demektir. Güzel manzaralı. Meylederler.İnsanın yerleştiği yer. Değişik cihetleri arasına. Perde ve engel. Darda kalan. Müjdeci olarak. Peşpeşe gelip birbirine katıldı.A'ma kelimesinin çoğuludur. Körler. [31]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Cenab-ı Allah bu sûrede, kıssaları anlatmayı tamamladıktan sonra dönüp Peygamber efendimize hitapta bulunmaya başlıyor. Çünkü asıl maksat odur. Peygamber efendimize, Allah'a hamd etmesini ve bundan sonra Allah'ın birliğine, ilim ve eksiksiz kudret sahibi olduğuna tanıklık edecek burhanlarla karşılaştığında o burhanlara ve delillere teslim olmasını emrediyor. [32]
Açıklama:
Ey Muhammed de ki: Peygamberlerini hidayet ve hak dini ile gönderen Allah'a ham olsun. Peygamberleri, müşrikler hoşlanrnasalar bile islâmi bütün dinlerin üzerine çıkarsın diye gönderdik. Muhammed ümmetini Kur'an nuru l!e yücelten ve onu kökten yok edilme azabından koruyarak şereflendiren yüce Allah'a hamd ederiz. Geçmiş ümmetlere uyguladığı çeşitli azaplardan Muhammed ümmetini koruyan Allah'ı överiz. Zamanların ve çağların geçmesine rağmen varlığını koruyan ve kıyamete dek kalıcılığım muhafaza edecek oian en büyük mucizeyi, Kur'an mucizesini Muhammed ümmetine bahşeden Allah'a hamd ederiz. Alîah katîfidan hoş ve mübarek olan selamlarla tahiyyeler, O'nun mü'rnin kullarına ve seçkin Peygamberlerine olsun. Onlar ki, risaletin zahmetlerine ve nübüvvetin meşakkatlerine karşı sabrettiler. Ve birbirlerine sabrı Öğütlediler. Allah ta onları bol sevap ve mükafatlarla ödüllendirdi.
Ey insanlar! Allah mı daha hayırlı, yoksa o kafirlerin O'na koştukları ortaklar mı daha hayırlıdır? Allah mı, kendisine tapanlar için daha hayırlı, yoksa putlar mı, kendilerine tapanlar için daha hayırlıdırlar? Bu sorularla müşrikler kınanıyor, susturuluyor ve azarlanıyorlar. Çünkü onlar putlara tapmayı, bir ve kahredici güce sahip olan Allah'a tapmaya tercih ettiler. Aynı zamanda bu sözlerle, onların sonsuz bir sapıklık ve cehalet içersinde olduklarına dair bir ikazda bulunuyor. Rivayet olunduğuna göre Peygamber efendimiz bu ayet-i kerimeyi okuduğunda şöyle demiş: "Hayır, elbetteki Allah daha hayırlı, daha baki, daha yüce ve daha üstündür". Bundan sonra Cenab-i Allah, sadece kendisinin ibadete layık ve müstehak olduğunu ifade eden sözler sarfediyor. Çünkü O, gökleri ve yeri yaratandır. Kendisine seslendiği zaman darda kalanın çağrışma uyandır. Kara ve denizlerin karanlıklarında yollarını kaybedenlere yol gösterendir. Görünür görünmez âlemleri bilendir. Onun ilmine hiç kimse muttali olamaz. Zalimler ve kendi nefislerine yazık edenler. Bütün bunları bileceklerdir, ama mazeretlerinin hiç bir bakımdan kendilerine fayda vermeyeceği bir günde bileceklerdir. Bütün bunlarda Allah'ın kudretinin son-suziuğuna, birliğinin kemaline ve ilminin tanıamhğına apaçık bir surette delâlet eden işaretler vardır. "Gökleri ve yeri kim yarattı, size gökten (kim) su indirdi de onunla, sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz, gönül açan bahçeler bitirdi? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir" Gökleri ve içindeki varlıkları, yerleri ve Üzerindeki varlıkları yaratan, gökten de su indiren, o su vasıtası ile bahçeler, bostanlar, ekinler ve güzel manzaralı ağaçlar bitiren —Ey insanlar! Siz bunların ağaçlarını ve köklerini bitiremezdiniz— hiçbir şey yaratamayan cansız ve güçsüz varlıklar gibi midir? "Yaratan, yaratamayan gibi midir. Hiç öğüt almaz mısınız?" İbadet konusunda başka şeyler, Allah'a eş tutulabilir mi? Kutsallıkta başkaları O'na ortak edilebilir mi?!
Hayır, aksine bunlar, apaçık görünen haktan sapan bir kavimdirler. Allah'a eş ve ortak koşarlar. "Hamd olsun O Allah'a ki, gökleri ve yeri yarattı karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de inkarcılar Rablerine (başkalarını) denk tutuyorlar.[33]
Yeryüzünü, üzerinde İskâna elverişli hale getiren, yaşanılabilen duruma sokan, küre şeklinde olmasına ve hızla dönmesine rağmen insanların yerleşip yaşantılarını bu ince düzen içersinde yürütmelerine elverişli duruma getiren —yeryüzünün bazı yörelerinde görülen depremler, insanların yeryüzünde yerleşip yaşama nimetlerini kendilerine hatırlatmaktan başka hiçbir sebebe dayanmamaktadır,— nehirleri; sabah akşam, gece gündüz, insanların bu nimetlerden yararlanmalarını sağlamak için, yeryüzünün belli aralıklarında akıtan, yeryüzünü sabit kılmak, sağa sola kayıp ta insanları sarsmamak için kazık gibi dağlarla sabitleştiren —ayrıca bu dağların daha birçok yararları da vardır.—, yeryüzündeki herşeyi sizler için yaratan, acı ve tatlı sulu denizleri yanyana akıtan, sularının birbirine karışmaması için aralarına sizin görmediğiniz perdeler koyan, hem tatlı sularda hem tuzlu sularda sizler için bir takım iyilikler ve yararlar vareden... Evet bütün bunları yaratıp meydana getiren Allah; ne kendileri, ne de sizler İçin hiçbir şey yaratıp icad edemeyen o aciz tanrılar gibi midir?! Bunca nimetlerin sahibi olan ve bu kadar yüce olan Allah'ın yanisıra tapınılacak başka bir tanrı olması uygun mudur? Hayır, bilakis insanların çoğu hakkı bilmiyorlar ki O'na tabii olanlar.. Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah göğü, yeri, denizlerle nehirleri, ekinlerle ağaçlan yarattı. Yarattıktan sonra yine bizleri kendi halimize mi bıraktı? Hayır, biz her zaman O'na muhtacız. O, eksikliklerden uzaktır. Üzerimize gelen sıkıntıları açan ve bizleri esenliğe kavuşturan yine O'dur. Yoksulluğa, hastalığa, sıkıntı ve zahmetlere maruz kalan kimse, Allah'a seslendiğinde ve O'na yal-vardığında yardımına koşan ve isteklerini yerine getiren kimdir? O Allah'tır ki, ey insanlar! Sizleri yeryüzünde başkalarının yerlerine geçirdi. Sizleri yeryüzünde hükümrân kıldı.. Başkalarına mirasçı kıldı. Evet bizlerden herbir şahıs babasına mirasçı olur. Oğlu'da, kendisinden sonra malına mirasçı olur. Dünya bir konaklama yeri gibidir. Bİr grup insan geceleyin gelip orada barınır, sabahleyin bırakıp giderler. Yerlerine başkaları gelip, yerleşirler. Bütün bunları yapan, hiçbir şeyi yapamayan o aciz tanrılar gibi midir?!! Allah ile beraber kendisine ibadet edeceğiniz başka tanrılar olması uygun mudur? O güçsüz varlıklar sizleri denizde boğulmak üzere olduğunuzda kurtaramayan, sıkıntılarınızı gideremeyen, karşılaştığınız musibetleri başınızdan sava-mayan varlıklardır. Siz bütün bunları çok az düşünüyorsunuz. Oysa ki Allah, uyumayan gözlerle bizleri koruyup gözetmektedir. Sonsuz kudreti İle Kara'nın ve denizin karanlıklarında bizlere yol gösterip, zor durumda kaldığımızda bizleri selâmate kavuşturmaktadır. O, kâfirlerin kendisine ortak koştuğu varlıklardan arınmış ve yücedir.
Evet ey İnsanlar! sizleri karanın ve denizin karanlıklarında doğru yola ileten, yolunu şaşırmışlara hak yolunu gösteren kimdir? Allah'tır. Çünkü O size akıl ve fikir vermiş. Sizlere ilim ve marifet yolunu göstermiştir. Bu akıl ve ilim sayesinde, gideceğiniz yolun hangisi olması gerektiğini biliyorsunuz. Bu hususta sağlam kriterlere sahip olmuşsunuz. Evet O Allah, sizlere eskiden beri yıldızlarla yol bulma imkanı vermiş; dağlar, yollar, işaretler ve modern bazı aletlerle yönünüzü belirleyebiliyorsunuz. Rahmet müjdecileri olarak rüzgarları görderen, yağmurun ve bollukla bereketin geleceğini haber veren, müjdeci rüzgarları üzerinize salıveren kimdir? Gemileri deniz üzerinde yürüten, ekinler arasında aşılanmayı sağlayan kimdir? Rüzgarlar, umum halkın üzerine bolluk ve bereket müjdecilerini taşırlar. Evet bütün bunları yapan, hiçbir şeyi yapamayan gibi midir?! Allah ile beraber başka tanrılar mı var? Hayır, O kutludur, O yücedir. Kafirlerin, kendisi için koştukları ortaklardan uzak ve üstündür.
Halkı ilk olarak yaratan, öldürdükten sonra yeniden diriltecek olan kimdir. Gerçekten halkı ilk olarak yaratıp, öldürdükten sonra yeniden diriltmeye muktedir olan sadece Allah'tır. Gökten yağmurlar yağdırarak, yerden bitkiler bitirerek ve diğer şeyleri yaratarak sizleri nzıklandıran kimdir? Bütün bunları yapan, hiçbir şey yapmayan gibi midir? Evet bunları yapan Allah'ın beraberinde başka tanrının bulunmasını akıl kabul eder mi? Ey Muhammedi Onlara de ki: Allah'ın ortağı olduğunu iddia ederken doğru söylüyorsanız ve deliliniz varsa, getirin bakalım delilinizi!
Ey Muhammedi Onlara de ki: Göklerde ve yerde yerleşip yaşamakla olan melekler, insanlar, cinler, hatta peygamberler dahi ğaybı, yani.kendilerine görünmez şeyleri bilemezler. Bu cümleden olarak kıyametin ne zaman kopacağını da bilmezler. Ama Allah'tır ki, görüleni de görünmeyeni de, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilendir. "Allah, (işte kıyamet) saatin(in ne zaman geleceği) hakkındaki bilgi, O'nun yanındadır. Yağmuru o yağdırır, Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez (herşeyi) bilen (herşeyden) haberi olan yalnız Allah'tır.[34]
Hz. Aişe (R.A.) demiş ki: "Her kim yarın ne olacağını Muhammcd'in (s.a.v.) bildiğini iddia ederse, Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur." "Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır (mal ve menfaat) elde öderdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim,[35] Bunlar, Cenab-ı Allah'ın, kudret ve birlikte nitelenmesinden sonra, O'nun tam ve kapsamlı ilimle nitelenmiş olduğunu ifade ediyor. Bütün bunlar, Allah'ın tanrılıkta tek ve ortaksız olduğunu" ifade ediyorlar. Kafirler hangi vakittt hesap için diriltileceklerini hissedemezler. Kıyamet, ansızın gelecektir. Onlar bunları inkar ediyorlar, ama ahirette bunun gerçek olduğunu göreceklerdir. Çünkü orada, tehdit edilmiş oldukları şeylerin gerçek olduğunu gözleriyle, açık bir şekilde göreceklerdir. Halbuki dünyada onlar bu şeylerden şüpheliydiler. Ahiret ve ahiret ahvali hakkında kalpleri körelmişti. Ahirete iman etmiyorlar, hatta bu hususta düşünmüyorlardı. [36]
Kafirlerin, Ölüm Sonrası Dirilişe Dair İnançları
67-68- İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla, biz de daha önce tabalarımız da and olsun ki, fehdid edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" dediler.
69- De ki: "Yeryüzündegezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
70- Ey Muhammedi Onlara Üzülme, hilelerine karşı da sıkılma.
71- Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.
72- De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir.
73- Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
74- Şüphesiz Rabbin onların günüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
75- Gökte ve yerde, görülmeyen her şey şüphesiz Kitab-ı mübindedir. [37]
Bazı Kelimeler:
"Usture" kelimesinin çoğulu olup önceki milletlerin uydurdukları hurafe ve masallar demektir. Göğüs daralması ve sıkılması.Ardınıza takılmış ve size tabii olmuştur. Gizlediği. [38]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Cenab-ı Allah'ın tek başına tapınılmaya layık olduğu, kesin delillerle belirlendikten sonra şimdi de bu ayetlerde, Kafirlerin öiüm sonrası diriliş hakkındaki inançlarından söz edilmeye başlandı. Evet Cenab-ı Allah, tek başına ubudİyyete layık ve müstehaktır. Çünkü o, eksiksiz kudretin, tam ilmin sahibidir. O; zat, sıfat ve fiilleri bakımından birdir, tekdir. Bu niteliklere sahip olan Allah'ın, elbetteki ölümlerinden sonra insanları yeniden diriltmeye gücü yeter. Ama bütün bunlara rağmen o kafirler Allah'a ve O'nun, ölüm sonrası insanları dirilteceğine iman etmediler. [39]
Açıklama:
Allah'a ve Peygamberlerine iman etmeyen kafirler dediler ki: Biz mi ve bizden önceki atalarımız mı ölüp toprak olduktan sonra yeniden diriltilecek, kabirlerimizden çıkarılacak ve hesaba çekileceğiz? Bu imkansızdır. Bunu doğrulamayız ve buna iman etmeyiz. Biz ve bizden önce birçok atalarımız da bu gibi şeylerle tehdit edildiler ama Ölüp toprak olduktan sonra hiç kimsenin mezarından kalktığı duyulmamıştır! Ey Peygamber! Bizi çağırmakta olduğun ve inanmaya davet ettiğin bu şeyler, önceki milletlerin uydurdukları bazı masallardan başka birşey değildir.
Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, onların ölüm sonrası dirilişi inkar etmelerini görünce bunun sebebinin ne olduğunu da biliyordu. Sebep şu: Onlar dünyayı çok seviyorlardı. Dünyaya tutkun olmuş, dünyadaki saltanat ve riyasetlere aşırı derecede gönül bağlamış ve dünyanın geçici metaına kafalarını takmışlardı. İşte Cenab-ı Allah bu hastalığı kökten tedavi etmek istedi. Peygamberine; onlara Hicaz, Şam ve Yemen yörelerini dolaşmaları için uyanda bulunmasını emretti ki, gezsinler görsünler. Kafirlerle suçluların kötü sonları nice olmuştur?! Dünyalarına aldanan, dünyanın aldatıcı süs ve metaına tutkun olan kimseler, işte çok kısa bir an içerisinde, sahip oldukları şeyleri bırakmış, yurtlarını terk etmişlerdi. Kendilerinden sonra gelenler içinde, ölüm ve helak haberlerini bırakmışlardı.
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine iman edin. Ölüm sonrası dirilişin gerçek olduğunu tasdik edin. Dünyaya aldanmayın. O geçici bir mcta'dır. Yok olucu bir eşyadır, ahiret ise sizin için dünya ve içindeki şeylerden daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Ey Muhammedi Sen onların iman etmeyişlerinden dolayı üzülme, tasalanma. Onların kurdukları düzenlerden ve tuzaklardan ötürü sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah seninle beraberdir. Sana yardım edecektir. İnsanlara karşı seni koruyup destekleyecektir.
Ey okuyucu kardeşim, bak ne diyorlar: Bu ölüm sonrası diriiiş ve azap tehdidiniz ne zaman vuku bulacak? Bu gibi şeylerle bizi tehdit edenler! Eğer sözünüz doğru ise hadi sözünüzü gerçekleştirin de bu azabı bir an evvel getirin.
Onlar bu sorulan ile, ilahi azabın ve ölüm sonrası dirilişin, tahakkuku İmkansız bir şey olduğunu ifade etmek istiyorlar, ama Cenab-ı Allah bakınız onların sözlerini nasıl reddediyor: Ey Muhammedi Onlara de ki: Belki de bu azap sizin peşinize takılmış ve yakında sizi yakalayacaktır. Acele gelmesini istediğiniz azapla ansızın karşılaşabilirsiniz. Ayet-İ kerimenin aslında geçen vetürkçeye "olabilirlik" şeklinde terceme ettiğimiz Asâ kelimesi, Kur'-an'dâ kesinlik manasını ifade eder. Nitekim bu azap Bedir'de tahakkuk etmiş, kafirleri yüz üstü süründürmüştü. Ayrıca yine bu, yakın dcnecek'bir zamanda kabirlerde de tahakkuk edecektir.
Ey Muhammedi Senin Rabbin, mü'min olsunlar kafir olsunlar, bütün insanlara lütufta bulunmuştur. Hepsine dünyevi nimetleri bahsetmiştir. Ama mü'minlere Özel olarak hidayet nimetini ihsan etmiştir. Aslında doğru yola yönelir diye kafirin azabını ertelemekle de.ona lütuf.ta bulunmuştur. Şüphesiz senin Rabbin gizliyi ve gizlinin gizlisini de bilir. Görülen ve görülmeyen alemlerden haberdardır. Kalplerde gizli olan şeylerin farkındadır. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Gökte de olsalar, yerde de olsalar, herşey Allah'ın katında. yazılı bulunan bir kitapta, yani Levh-İ Mahfuz'dadır. "(Lokman öğütlerine devam ederek dedi ki): "Yavrum (yaptığın iyilik ve kötülük), hardal tanesi ağırlığınca bir şey de olsa, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa Allah mutlaka onu getirir. Çünkü Allah latiftir. (Onun bilgisi her gizli ve ince şeye ulaşır, O, herşeyi) haber alır"[40]
Kur'an-ı Kerim Ve Peygamber (S.A.V.)
76- Doğrusu bu Kur'an, İsraİloğullanna, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.
77- Doğrusu Kur'an, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.
78- Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.
79- Ey Muhammedi Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.
80- Sen, ölülere şüphesiz ki İşittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsm.
81- Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize İnananlara sen duyuralibelsin; işte onlar müslümanlardır. [41]
Açıklama:
Allah'ın kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu isbatlayan, ceza ve mükafat için ölüm sonrasrdirilİşi destekleyen delillerin, içinde yazılı bulunduğu —ki Allah'ın kemal sıfatlarıyla muttasıf oluşu ve ölüm sonrası diriliş, dinin iki önemli esasıdır.— Kur'an-ı Kerim'dir. O'nun Muhammed (s.a.v.)'in davetinin doğruluğuna delalet eden bir mucize olduğunu açıklayarak söze başlamak, elbetteki Kur'an-ı Kerim açısından da daha hayırlı olur. Doğrusu bu Kur'an, İsraüoğullarma,.üzerinde ihtilaf edip, anlaşmazlığa düştükleri birçok mes'eleleri anlatıyor. O kendisinden önce inen kitapları tasdik edip kollayan bir kitaptır. Yahudilerle lıristiyanların yanında,semavi kitaplarından tahrife uğramadan kalan kısımlar çok azdır. O kiî.aplann büyük bir kısmı değişikliğe uğrayıp, tahrif edilmiştir. Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri kısımlar da bunlardır. Buna şu ayet-i kerimeler delalet ediyor: "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma.
Çünkü Allah güzel davranala'n sever. "Biz hristiyamz." diyenlerin de sözünü almıştık, ama uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıya-men gününe kadar aratırımda düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah, onlara ne yaptıklarını haber verecektir. Ey kitap ehli! Elçimiz size geldi, kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir kitap geldi."[42] Unutularak Tevrat'ın bir kısmı zayii oldu. Bir kısmını da tahrif ederek kasıtlı olarak ortadan kaldırdılar. İncilin de başına aynı şeyler geldi. Bu söylediklerimiz iftira değildir. Bilakis bunlar, önce de geçtiği gibi Kur'an nassı İle sabittirler. İşte bu sebebler-den ötürü hristiyaniar, yahudiler kendi aralarında birçok mes'eleler de anlaşmazlığa düştüler. Hatta aynı dinin mensupları bile birçok konularda anlaşmazlığa düştüler. Kur'an-ı Kerim ise sağlam kıssalar ve adil hükümlerle inzal buyuruldu. Hepsine hitaben şöyle buyurdu: Ey kİtab ehli! Dininizde aşırılığa sapmayın ve Allah hakkında doğrudan başka söz söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, sadece Allah'ın bir elçisi ve Meryem'e bıraktığı bir kelimesi,. aynı zamanda kendisinden bir ruh'tur.
İsrailoğulları Meryem oğlu İsa (A.S.) hakkında birçok konuda anlaşmazlığa düştüler. Yahudiler onu yalanladılar. Anasını da zina ile itham ettiler. Onu öldürüp çarmıha germeye yeltendiler. Hristiyanlarsa onu tasdik edip ulu-ladilar. Hatta onu tanrılık mertebesine yücelttiler. Dediler ki: O ilahtır. Veya İlah'ın oğludur. Ya da üçün üçüncüsüdür. Bütün bu yakıştırmalardan Cenab-ı Allah münezzeh ve yücedir. Kur'an-ı Kerim Hristiyanlara hitaben şöyle diyor: İsa Allah'ın elçisidir. Onun Meryem'e bıraktığı bir kelimesidir. Kendisinden bir ruhtur. O'na iman edin ve O'rni doğrulayım O'nu fazla yüceltmeyin. O da diğer Peygamberlerle Resullerden biridir.
Hz. İsa hakkında ortaya çıkan anlaşmazlık konulan çoktur, ama en önemlisi işte budur. Kur'an-ı Kerim bütün insanlık için bir rahmet, kalplerdeki hastalıklar için şifa,yolunu şaşıran için doğru yolu gösteren bir hidayet ve aydınlık, hayır ve bereket kaynağı, ilim ve mağrifet menbaıdır. Bu kur'andan fay-dananlann çoğu eibetleki mü'minlerdir. Cenab-ı Allah insanlar arasında adilce hüküm verecek, ihtilaflarını çözümleyecektir. O, mağlup edilemeyen, güçlü ve üstündür. İnsanların nefislerinde ve kalplerinin perdeleri, arasında gizli bulunan şeyleri bilir ve haber alır. Sana gelince Ey Muhammedi Hakkı ile Allah'a dayan ve tevekkül et. Gerçekten dürüst bir şekilde işlerini 'O'na havale et. Sen apaçık bir hak üzerindesin. Risalctin ve getirmiş olduğun islam inancı apaçık ve parıl parıl parlayan bir delildir. Gecesi gündüzü gibi aydınlıktır. Sen şu kafirlerin inançsizlaklarından dolayı hayrete düşme. Onların inanmamaları, şahsından veya Peygamberliğindekİ bir eksiklikten kaynaklanmıyor! Hayır sen ölülere ve ölü durumundaki kimselere işittiremezsin sağırlara da çağrını ulaştıramazsın. Sağırlar, yapılan çağrıyı nasıl işitebilirler! Heİc hele arkaia-rina dönüp kaçmakta iseler ve çağrından yüz çevirmekte iseler yapmakta olduğun çağrıyı nasıl işitsinler!
Sen ey Muhammed ve Muhammed'in davetini başkalarına ulaştırmaya çalışan her davetçİ Muhammed'in yolunda yürüyen herkes! Körlere doğru yolu gösteremezsiniz! İçlerinde hakkı kabul etme istidadı bulunan kimselere ancak çağrınızı duyurabilirsiniz. Ruhunda sai'Uk ve berraklık bulunan kimselere ancak davetinizi ulaştırabilirsiniz. Bunlarda ancak ve ancak ayetlerimize iman eden, mülkümüze basiret gözüyle bakan kimselerdir. Ve bunlar müslümanların ta kendileridir. Diğerlerine gelince onlar davarlar gibidirler. Gözleri kulakları ve kalpleri vardır ama gözleriyle gerçeğrgöremez, kulaklarıyla hakikati duyamaz, kalpleriyle ibret alamazlar. Onlar hayvanlardan daha da sapık ve aşağıdırlar. [43]
Kıyamet Gününden Bazı Manzaralar
82- Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit' hayvan çıkarırız ki o, onlara insanların ayetlerimize kesin olarak İnanmadıklarını söyler.
83- O gün her ümmetin, ayetlerimizi yalanlayanları toplarız. Onlar birarada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.
84- Geldikleri zaman Allah: ' 'Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanla-. diniz mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.
85- Haksızlıklardan ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar. .
86- Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çahşasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? [44]
Bazı Kelimeler:
Söz, yani sözün İfade ettiği şey (azap) başlarına gelip yaklaştığı zaman. Yeryüzünde yürüyen herhangi bir canlı. Sevk olunurlar. Topluluk. [45]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Söz.Ölüm sonrası dirilişten ve bu dirilişin mümkün olmasından açılmışken devam ediyor. Özellikle Cenab-ı Allah'ın ilim, kudret, vahdaniyyet gibi sıfatlan ile Peygamberlik ve Kur'an, Kur'an'ın da Peygambere verilen bîr mucize olduğundan bahsedildikten sonra ölüm sonrası diriliş üzerindeki konuşma devam ediyor. [46]
Açıklama:
Söz, yani azap onlara yaklaştığında, kıyametin kopma zamanı geldiğinde; biz, onların ayetlerimize iman etmediklerini anlatan bir dabbeyi (canlıyı) yerden çıkarırız.
Bu dabbe ne anlama geliyor? Bu konuda yorumcu bilgin, ve müfessirle-rİn hayal atları, başlarını alıp gitmiş, alabildiğine, koşmuşlar. Bu hususta yazarlarla müfessirler, dabbe kelimesini açıklarken bazı âhad hadislere dayanmışlar. Dâbbeyi niteleyip cismini, yaratılışını ve türünü anlatırken garip şeylerden söz etmişler. Ben öyle sanıyorum ki —Kitabında kasdediien manayı elbetteki Cenab-ı Allah daha iyi bilir— dabbe, normal bir insandır. Allah'ın, kitabını, Resulünün sünnetini, şeriatİn hükümlerini bilir. Alimlerin azaldığı alimlerin ölümü dolayisiyla da ilmin yer yüzünden kalktığı. Kur'an hafızlarının tükendiği, ilmi ile amel eden din adamlarının kalmadığı, fesadın çoğaldığı, dinî hükümlere ilişkin cehaletin yayıldığı, insanların bilgisiz liderler edinip dini konularda onlardan fetva sorduğu, onların da kendi kafalarına göre onlara fetva vererek sapıttıkları ve başkalarını da saptırdıkları bir zaman da işte bu tipte bir insan ortaya çıkacaktır.
Ey kardeşim! Benim şom ağızlı ve uğursuz şeyleri söyleyen bir adam olduğumu zannetme. Aksine şu kara günlerin delilleri veişaretileri ortaya çıkmaktadır. Biz, dinin yegane barınağı, ilmin biricik sığınağı olan bir belde de yaşamıyor muyuz? Elbetteki böyle bir yerde yaşama nimetine sahip bulunmaktayız. Ama insanlara şu hususu da açıkça ilan etmemiz gerekiyor: Bugün Ezher, büyük bir sınama altında değil midir? Büyük bir bela ile karşı karşıya değil midir? Bugünlerde bizler cahilliği ve okuma-yazma bilmemeyi ortadan kaldırmayı amaçladığımızı ilan ediyoruz. Ama Kur'an hafızlığı için çalışan öğrencilere-bir öğretim yılında harcadığımız paralar gerçekten de çok azdır. Kur'an hafızı yetiştiren okullann, ilkokul veya ortaokul gibi bir düzen içinde çalışması gerektiğini söyleyerek sesimizi yükselttik, ancak sesimiz kısıldı. Bu söylediklerimiz akla ve mantığa uymaz, dediler. Güya Kur'an'a davet etmek, Kur'an'ı ezberlemeye çağırmak, Kur'an öğrencileri İle ilgilenmek batıcılık İlkeleri ile taban tabana zıt olan gericilikten başka birşey değilmiş? Bazı yazarlar Ezher Üniversitesine saldırmaktan yapı ve Özelliğine dil uzatmaktan, onun, örgütlenmesinde ve personelinde büyük eksiklikler bulunduğunu söylemekten özellikle haz duyuyorlar. Aslında bu saldırıları İslam dininin,Mısırlıları ve bütün müslümanları gerçek manada hürriyete kavuşturmaya elverişli olmadığını isbatlama amacına yöneliktir. Bizler; geleneklerinden, dininden,hatta kutsal olan her şeyinden kurtulup özgürlüğe kavuşması gereken bir miüetmişiz! Birkaç yüzyıl sonra alimlerin ve ilmin ortadan kalkacağı zamanın geleceği ve apaçık bir şekilde mukaddes değerlerin çiğnene-ceği muhakkaktır. İşte o zaman bu rezaletleri protesto edecek kimseler bulunmayacak, böyle olunca da Cenab-ı Allah, yerden insanlar için bu dabbeyi çıkaracaktır. Dabbe dediğimiz şey topraktan yaratılmış bir mahluktur. Dab-be, yerden çıkacak, insanlarla konuşacak, onlara öğüt ve nasihatta bulunacak, Allah'ın emirlerine uymalarını, yasaklarından sakınmalarını tavsiye edecektir, ama bu, selin iyice azgınlaşması ve yuların hayvan çenesinden çıkması anmda, yani iş işten geçtikten ve kullanılacak fırsatlar kalmadıktan sonra tahakkuk edecektir. O zaman da kıyametin kopma saati yaklaşmış olacaktır. Dabbe kelimesini bu şekilde tefsir edip nitelememin sebebi-negelince, insan da'dabbelerd en (canlılardan) biridir. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) efendimiz de, kendisine dabbe ve yeryüzüne çıkışı hakkında soru sorduklarında şöyle buyurmuş: "Bu dabbe, saygınlık bakımından Allah katında en yüce olan mescidde, yani Mescid-i Haram'dan çıkacaktır." Bazı müfessirler böyle söylemişlerdir. "İnsanlar ayetlerimize içtenlikle inanmıyorlar." ayet-i kerimesine gelince yeryüzüne çıkacak olan dabbe, işte bu sözle insanlara nasihatte bulunacaktır.
Müjdelerinden bahsettikten sonra kıyamet gününe ilişkin bir başka manzarayı size arzediyoruz. O gün her ümmetten, ayetlerimizi yalanlayan birçok toplulukları bir araya getirip cehenneme sevkeder, sürükler ve oraya tepe takla atarız.
Bu ifade ile, ayetleri yalanlayanların sayılarının çokluğuna, kendileriyle çevreleri arasındaki uzaklığa işaret edilmektedir.
Onlar ortaya gciip cezalarını aldıkları zaman kendilerine kınama ve azarlama kabilinden şöyle denilir: Siz Allah'ın ayetlerini mi yalanladınız? Halbuki siz, o ayetler hakkında kapsamh bir bilgiye .sahip değildiniz. Yani ayetleri.araştırıp hakkvincla kr.psamlı bilgiye .sahip olmadan onları yalanladınız. Siz yalanlamanın etkisine kapıldınız. Oysa bildiğiniz nedir ki? Yani ayetleri araştırmadan, düşünüp taşınmadan yalanladınız. Böyle olunca da nefislerinizi ne ile mesul edeceğinize dair bir görüş sahibi de olamadınız. Ne yapacağınızı bilemez oldunuz.
İşte bu esnada üzerlerine daha önceden vadedümİş o!an azap iner. Çünkü oniar Allah'ın ayetlerini yalanlamışlardı. Üzerlerine inen bu azap ta, onların konuşup mazeret beyan etmelerini engeller. "Bu, konuşamayacakları gündür. Kendilerine izinde verilmez ki özür dilesinler."[47] Şaşıyorum şu kafirlere! Görmezler mi ki biz, içinde sükûn bulup dinlenmeleri için geceyi yarattık? İçinde geçim işlerini yürütsünler, dünya işlerini düzene koysunlar diye apaçık bir şekilde görülen gündüzü yarattık? Şüphesiz bütün bunlarda, bilen bir topluluk için Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna işaret eden ayetler vardır. Gündüzden sonra geceyi, geceden sonra gündüzü icad etmeye muktedir olan. geceleyin uykuya daldırarak insanları bir nevi öldürüp, gündüzleyin yeniden dirilten Allah, yok olup öldükten ve sonra toprağa karıştıktan sonra insanları yeniden diriltmeye ve hesaba çekmeye şüphesiz ki muktedirdir. Bütün bunlarda, inanan bir kavim için nazar-ı dikkatleri cclbedecck malum ayetler ve işaretler vardır. [48]
Kıyamet Gününün Bazı Belirtileri
87- Sûr'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.
88- Dağlan yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu, her şeyi sağlam (utan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.
89- Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.
90- Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Ya siz, yaptıklannızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir. [49]
Bazı Kelimeler:
İçine üflenen borazanımsı şey.
Şiddetli korku, insanı ölüme götürücü ürküntü: Aşağılanmış ve küçülmüş olarak.Cehenneme yüzü koyun atıidıiar. [50]
Açıklama:
Yukardaki ayet-i kerimelerde, kıyametin kopmasından kısa bir süre önce görülecek olan belirtilerinden söz ediliyor. Cenab-ı Allah kıyametin kopmasını murad buyurunca, sûra üfürmekle görevli olan meleğe, üflemesini emreder, o da birinci defa sûra üflen O üfleyiş dolayısıyla dünyadaki bütün canlılar bir sarsıntı geçirirler. Şiddetli bir korku ve ürküntüye kapılırlar. Böylece hepsi ölüme sürüklenir. Ancak Rabbinİn dilediği melekler bu ölüm dışında kalırlar. "(Birinci defa) sûra üflendi, göklerde ve yerde olanlar (korkudan) düşüp bayıldı (lar, yahut öldüler). Ancak Allah'ın dilediği kaldı. Sonra O'na bir defa daha üflendi, birden onlar ayağa kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar)"[51] Şu halde birinci defa üfleyişte bütün canlılar ölür. İkinci üf-leyişte de hesaba çekilmek üzere dirütilirter. Birinci üfleyiştcn sonra Cenalvı Allah'ın dilediği herkes ölür. Sonra hepsi küçültülmüş olarak Allah'ın huzuruna gelirler. Kâfirler, zillet içersinde, küçültülmüş ve tahkir edilmiş olarak gelirler. Mü'minlerse Allah'ın heybet ve hasiyetinden korkarak küçülmüş olarak
O'nun huzuruna gelirler. "Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahmana kul olarak gelecektir."[52] O gün dağlan görürsün. Onların donuk ve hareketsiz olduklarını sanırsın, oysa ki onlar, rüzgarların etkisiyle sürüklenip giden bulutlar gibi hareket etmektedirler. Allah'ın sanatı, herşeyi sağlam ve muhkem kılmıştır. O, işlenen herşeyden haberdardır. Kıyamet gününde ö'nun huzuruna iyilik getiren kimseler için, O iyilikleri dolayısıyla bol mükafat ve sevap vardır. O gün onlar büyük korkudan yana emin ve güvenlik içersindedirier.
Birinci defa sûr'a üfîenişten sonraki korku ve ürküntü geneldir. Ayet-i kerimede mü'minlerin korku.ve ürküntüden emin olması ile kastedilen mana, onların sürekli olarak korkup ürküntüye kapılmayacaklarıdır. Mü'mİn ökiü-ğü ve hesap için dirildİği zaman bol mükafat ve kesintisiz bağış ile müjdelenir. Böyle olunca onun korkudan yana emin olup güvenlik içinde bulunması haktır. Allah'ın huzuruna, hesap gününde kötülük getiren kimse, yüz üstü cehenneme atılır. Çünkü o dünyada iken kibrinden dolayı dudağım büker. Burnunu kaldırır. Kendini beğendiğinden dolayı, yeryüzünde mütevazi bir şekilde yürüyen Rahmanın kullarına karşı üstünlük taslardı. Sonra şu kafirlere kıyamet gününde şöyle denilecektir. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyor sunuz?"
"Dağlan görürsün de onları (yerlerinde) donmuş sanırsın..." mealindeki ayet-i kerimenin tefsiri hususunda bazı alimler derler ki; dağların deveran edip hareket etmeleri dünyadadır. Bu da yer kürenin', güneş etrafında yüksek bjr hızla dönmekte olduğunun bir delilidir ki, bu ilmen sabit olan bir nazariyedir. Ama ayet-i kerimenin zahirinden öyle anlaşılıyor ki, bu ahirette olacaktır. Zİra buradaki belirti ve işaretlerin tümü kıyamet günündedir. Kıyamet gününde de mevcut olacaktır. Kitabında kastedilen manayı elbettek-i en iyi bilen Allah'tır. [53]
Sürenin Sonu
91-92- De ki: "Ben yalnız her şeyiir sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kur'an okumakla emrolundum." Kİm doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, ksm sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
93- De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. [54]
Açıklama:
İşte burada Nemi sûresi, sona eriyor. Bu son ayetler ve parlak ifadeler ancak ilim ve hikmet sahibi olan Allah tarafından söylenebilir. O Allah ki' üzerimize; ayetleri muhkemleştirilmiş ve sağlamlaştırılmış olan, müteşabih (mevzularma göre) gurup gurup, bölük bölük olan bu kitabı üzerimize indirmiştir. Bu kitabi okuyanlar huşu ve teslimiyetlerinden dolayı kalpleri ürperir. O'nun kuvveti önünde boyun büküp teslim olurlar. Edebiyatçıların ve filozofların alınları o kitabın hükümleri önünde yere sürünür. "Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve (Kur'an'ı dinlemek), onların derin saygısını arttırır."[55].
Kur'an-ı Kerim'in, ilim ve hikmet sahibi Allah tarafından, Peygamber efendimize indirildiği açıklandıktan, kendisinden önceki kardeşleri, Peygamberlerin kıssaları insanlara öğüt ve ibret olsun diye anlatıldıktan sonra bu hususların insan için birer delil ve burhan oldukları ifade edildikten sonra, tev-hid konusuna temas edildi. Bu konu işlenirken de kafirler ye müşriklerle tartışıldı. Allah'ın birliğine, kudretine, ilmine tanıklık eden nimet ve lütfunun eserleri açıklandı. Bundan sonrada ölüm sonrası diriliş konusu elc alındı. Kıyamet günü ve o gündeki korkulu haller ve manzaralar anlatılmaya başlandı. Bütün bunlar Peygamber (s.a.v.) efendimizin Allah'a hakkı ile ibadet etmesinin ve Kur'an okumasının vacipliğine delalet eden cümlelerle sona erdirildi. Bütün bunlardan sonra emir ve yetki Allah'ın elindedir.
Bütün bunların ardından şöyle bîr ifade kullanılıyor. Ey Muhammed! De ki: Ben ancak şu beldenin saygınlığım arttıran, hürmetini yücelten ve onu güvenli bir yer kılan, içinde kan akıtılmasına, bir kimseye zulmedilmesine, av avlanmasına, ağaçlarının ve otların koparılmasına, korkak kimselerin korkutulmasma müsaade edilmeyen emniyetli bir yer kılan Allah'a ibadet etmekle emrolundum. O Mekke'li, güvenli ve emniyetli bir yerdir. Oraya sığınan kimseler saldırılardan korunur. Oraya dünyanın her tarafından ürünler toplanıp gelir. Herşey; mülkiyet, yaratma, kulluk ve tasarruf bakımından Allah'a aittir. Bana düşen, bunları size tebliğ etmektir. Ve Allah'a katıksız bir şeklide iman etmektir. Hesap görmek yalnızca Allah'a aittir. Ezelden ebede kadar emir ve yetki O'nun elinde olmuştur ve olacaktır. Ben hayır ve bereketlerin kaynağı ve herşeyin aslı olan Kur'an-ı Kerim'i okumakla cmroİtındum. "Biz Kur'an'dan, Mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz."'[56] "Sana bu kitabı, herşeyiaçıklayan, müslümanlara yol gösterici, Rahmet ve müjde olarak indirdik! "[57]
Biz Kur'an'ı okuyup içindeki hükümlerle amel ettiğimiz zaman artık bize hiçbir şeyin zararı dokunamaz. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Her kim doğru yolu bulursa kendi lehine bulmuş olur. Her kim sapıtırsa günahı kendisinedir. Senin Rabbin, zalimlerin yapmakta oldukları işlerden habersiz değildir. Ey Muhammedi Sen sadece bir uyarıcı ve müjdecisin. De ki: Nimetlerine denk bîr övgü ile Allah'a hamd olsun, o Allah bize kendi yücelik ve hikmetine, kudret ve azametine delalet eden ayetleri, işaretleri gösterecek, sizler de onları bileceksiniz. "Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki, O (Kur'a)nm gerçek olduğu, onlara İyice belli olsun, Rabbinin lıerşeye şahit olması (herşeyi görmesi sana) yetmez mi?"[58]. Senin Rabbin,işlemekte olduğunuz fiilerden habersiz değildir. [59]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/395.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/395-396.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/396.
[4] Âl-i İmran: 7.
Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/396.
[5] Bakara: 185.
[6] Mearic: 19-22.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/396-397.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/398-399.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/399.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/399.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/399-400.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/400.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/401.
[14] Sebe: 12-13.
[15] En'am: 39. Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/401-403
[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/403-404.
[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/404-408.
[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/408.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/408-411.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/411-413.
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/413.
[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/413.
[23] Â'raf: 75-76.
[24] A’raf: 131.
[25] Nisa: 78.
[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/413-414.
[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/414-415.
[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/415.
[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/415-416.
[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/416-418.
[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/418.
[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/418.
[33] En'am: 1.
[34] Lokman: 34.
[35] A’raf: 188.
[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/418-421.
[37] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/421-422.
[38] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/422-423.
[39] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/423.
[40] Lokman: 16. Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/423-424.
[41] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/424-425.
[42] Maide: 13-15.
[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/425-427
[44] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/427-428.
[45] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/428.
[46] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/428.
[47] Mürselat: 35-36.
[48] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/428-430.
[49] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/430-431.
[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/431.
[51] Zümer: 68.
[52] Tâhâ: 93.
[53] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/431-432.
[54] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/432-433.
[55] İsrâ: 109.
[56] İsrâ: 82.
[57] Nahl: 89.
[58] Fussilet: 53.
[59] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/433-434.
İslami Okul Okulların En Önemlisi