Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Casiye Suresi - 045Casiye - 20. Sayfa

CASIYE SURESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla. 2

Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir; 3

Kafirlerin Şiddeti Karşısındaki Tavrın Merhaleleri 4

Bu Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir: 6

 


CASİYE SURESİ

 

Kur'an'daki Sırası       : 45

Nüzul Sırası                : 65

Ayet Sayısı                  : 37

indiği Donem              : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûre, kafirlerin hesap gününe, dirilişe ve nebevi davete karşı körîaassublann:, inatları­nı, sözlerini, tavırlarını anlatır. Onları şiddetli bir üslupla rezillik hali ve ebedi azapla korku­tur. Peygamber'e ve müslümanlara güven vererek, sebat etmelerini ve davalarında mü­samahakar davranmalarını sağlar. Israiloğullarının durumu hatırlatılır. Allah'ın insanlar üzerindeki lüîufları, Allah'ın azametine ve kuşatıcı rububiyetine delil olan bazı kainat sah­neleri sayılır.

Sürenin bölümleri bağlantılı ve uyumludur, bu da bir defada ya da ardarda indirildiği­ne delalet eder. 14. ayetin Medeni olduğu rivayet edilir. Fakat şekil ve konu yönünden sû­renin siyakı ile uyumluluk göstermesi, rivayette şüphe etmeye götürmektedir. [1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

 

1-  Hâ, Mim.

2-  Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hik­met sahibi Allah'tandır.

3-  Hiç şüphe yok, mü'minler için göklerde ve yerde ger­çekten ayetler vardır.

4-  Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlarda da kesin bilgiyle İnanan bir kavim için ayetler vardır.

5-  Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığına), Allah'ın gökten rızık'[2] indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen için­de) yönetmesinde[3]' aklını kullanabilen bir kavım için ayetler vardır.

6-  İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okumaktayız. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze İman edecekler.

 

Sûre uyarmak, dikkatleri çekmek için Ha ve Mim harfleriyle başlar. Ardından Pey-gamber'e inen Kitab'ın Aziz ve Hakim olan Allah tarafından indirildiği, benzeri sûreler­de geçen Kur'an ayetlerinde de belirtilir.

Ayetleri insanların gözleri ve hisleriyle algıladıkları kâinattaki Allah'ın kudreti ve azametine şahit olan dinleyicinin dikkatini çekmeye çalışır. [4]

 

1- Yerde ve gökte müşahade edilen, görülen kanunlar Rabbani ayetlerdir. Bunların işleyişine bakıp, Allah'a iman etmek isteyen kimse her zaman bir yol bulabilir.

2- İnsanların yaratılmasında, yerin içindeki ve dışındaki canlılar Rabbani ayetlerdir. Yakin isteyen kişide Allah'a bağlılığı diriltir bu.

3- Gecenin ve gündüzün değişiminde, yağmurun yağışında öldükten sonra toprağın diriltilmesindc, rüzgarların yönetilmesinde Rabbani ayetler vardır. Her düşünebilen, ak-ledebilen kimse onda ikna edici şeyler bulabilir.

Son ayet Pcygamber'e hitap ederek şöyle diyor: Allah ona Kitab'ı indiriyor ki, in­sanlar onun vasıtasıyla bu ayetlere dikkat çeksinler. Eğer etkilenmeseler, idrak etmese­ler, iman etmeseler, yakinc ermeseler Allah'ın ayetinden ve konuşmasından sonra yaki-nc, iman etmeye, akletmcye onları taşıyacak ve onlara etki edecek hangi söz vardır ki!?

Son ayetin üslubu, kafirleri bir yönden kınamayı içeren bir üslup taşır. Aynı zaman­da Peygambcr'in peygamberliğine ve davetine karşı onlann inkârda ısrar etmelerini ve inatlarını isbat örtmeyi içerir. Bununla beraber onlar Allah'ın, göklerin ve yerin yaratıcı­sı, kâinatm düzenleyicisi olduğunu inkâr etmiyorlardı. Geçen sûrelerdeki ayetlerle uyum sağlayan ve ileriki ayetlerde kafirlerin tavırlarını hikaye etmek için, sûrenin baş­langıcı bir giriş ve mukaddime niteliğini taşımaktadır. [5]

 

7-  Her yalancı'[6]', günah yüklü kimseye yazıklar olsun!

8- O, Allah'ın ayetlerinin kendisine okunduğunu işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları işitmemiş gibi (Küfründe) direnir. Onu, acı bir azab ile müjdele.

9-  Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, onu alay ko­nusu edinir. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.

10-  Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazan­makta oldukları şeyler, onlara hiçbir yarar sağlamaz. Al­lah'tan başka edinmekte oldukları veliler de. Onlar İçin şiddetli bir azab vardır.

11-  İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rabierinin ayetlerini in­kâr edenler ise, onlar İçin, (en) iğrenç olanından acıklı bir azab'[7] vardır.

 

Allah'ın Kitab'ındaki ayetlere karşı tavırları nedeniyle kafirlere şiddetli bir hamle yaparı bu ayetler, başlangıçtaki önsözden sonra gelerek şunları içerir:

1- Allah'ın ayetİeri kendisine okunan yalancıları, günahkârları ve iftira eden kimse­leri kınar. Dikkatler, kainattaki Allah'ın kudretine, azametine çekilir. Onlar sanki hiçbir şey dinlememiş gibi inkâr ve büyüklenmeye ısrarla devam ederler. Eğer onlara vahiyden hirşey ulaşırsa, onu alayla, aldırış etmeyerek karşılarlar. Bunlar ve benzerleri için aşağı-iatıci, acitici, şiddetli bir azapla müjdeler vardır. Dünyadaki mallarından, çocuklarından, liderliklerinden, kuvvetlerinden hiç birşey onlara fayda vermeyecektir. Onlar cehenne­me gerçekten varacaklardır ve ondan kaçamayacaklardır. Ne de Allah'tan başka dostla­rı, şefaatçileri, ortakları onları kurtaracaktır.

2- Allah Rusulü'nün insanlara Allah'ın Kitab'ından okuduğu ayetler, kalbi sağlam olan, hakkı isteyen, niyeti güzel olan her kimse için hidayet taşıdığına dair uyarır. İnat ve küfürlerinde ısrar edenlere gelince, Allah'ın azabı ve gazabı onlaradır.

Ayetler kafirlerin şiddetli inatlarını ya da daha doğrusu onların önderlerinin, yönlen­direnlerin, servei sahiblerinin Peygamber'e, davasına, Kur'an ayetlerine karşı tavırlarını hikaye ediyor. Hakka karşı çok büyüklenmelerini, Allah'ın ayetlerine alayla ve görme-mczlikten gelerek karşılık verdiklerini anlatıyor.

Bazı müfessirler (Hazin, Tabersi) bu ayetlerin Nadir Bin Haris yada Ebu Cehil hak­kında indiğini rivayet ederler. Belki de bu kimselerin tavırları bu ayetlerin İniş sebebi üe ilgili olabilir. Çünkü aycücr, çoğul zamirlerle gelir. Bütün kafirleri ya da tanımlanan ta­vırlarda dayanışma içerisinde ve benzerlikte olan bütün önderleri kasteder.

Ayetler konu ve zaman açısından taşıdığı özellikler yanında, hak ve gerçek Önünde inal etmeyi, büyükienmeyi Kıyamete kadar çirkin gören güzel bir telkini içerir. İnsanın işittiğini aklelmcmesini, ondan gaflet içinde bulunmasını, inat ve büyüklenmeden kay­naklanan körü körüne bir kaçışı kınar. [8]

 

12-  Allah'tır ki denizi size boyun eğdirdi, tâ ki gemiler buyruğuyla denizin İçinde akıp gitsin de, siz bu sayede O'nun lütfundan payınızı arayasınız ve şükredesiniz.

13-  Göklerde ve yerde bulunan şeyleri, kendinden (bir İu-tuf olarak) size boyun eğdirdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için İbretler vardır.

 

Her iki ayet de, kainatın bazı kanunlarını ve insanlar için faydalarını hatırlatma var­dır:

1- Onlara denizleri boyun eğdiren, onda gemileri yürüten Allah'tır. Allah'ın lutfunu istemek, nzkın sebeblcrini aramak onların O'na şükretmesini gerekli kılıyor.

2-  Ve yine O'nun lutfunu istemeleri, faydalanmaları için yerlerde ve göklerdeki ka­nun ve güçleri onlara boyun eğdirdi. Düşünen ve akledenler için bunda Allah'ın ihsan ve rahmeti vardır.

Ayetlerin öncekilerle bağlantılı ve onların devamı olduğu açıktır. O, Lokman sûresin­de uyardığımız anlamı içerir. Allah'ın gökleri ve yerleri Ademoğlu için boyun eğdirdiğini daha açık ve daha kuvvetli bir üslubla dile getirir. Aynı zamanda insanları bu kainat ka­nunları ve güçleri üzerinde düşünmeye devam etmelerini, değişik alan ve işlerde onlardan faydalanmak için Allah'ın onlara koyduğu gücü bilmeleri için bir daveti de içerir. [9]

 

14-  iman etmekte olanlara de ki: (Allah'ın) Onları kazan­makta oidukîarıyla cezalandırması için Allah'ın günieri-nı'1' ummakta olmayanları (şimdilik) bağışlasınlar.

15-  Kim salih bir amelde bulunursa, kendi nefsi lehinedir, kim de kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Son­ra siz Rabbinize döndürüleceksiniz.

Eyyamii'ilahi Bundan kasıt, Allah'ın imtihanı ve azabıdır, el-Eyyam kelimesi Araplar nezdinde "savaş günleri" anlamına kinayedir. Eyya-mû'1-Arap denildiğinde onların savaşları anlamına gelir.

 

Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir;

 

1-  Peygamber'le mü'minlere şöyle demesini isteyen Rabbani emir şudur: Allah'ın azabını ve intikamını tasavvur etmeyen, gaflette bulunan kafirlere karşı kinlerini tutma­ları mü'minler için daha güzeldir. Bu idraksizliklerinden kaynaklanan eylemlerine mü­samaha etmeleri, bunun sonucu olarak ortaya koydukları davranışlarını görmemezlikten gelmeleri müsİümanlardan istenmektedir.

2- Salih amel işleyenin iyiliği, sonuç itibariyle sadece kendisi için yaptığına, kötülük yapanın da karşılaşacağı kötü akibetin de sonuç itibariyle kendisini bağlayacağına dair bir hatırlatma vardır, Çünkü bütün insanların dönüşü Allah'adır. Herkes yaptığı ile ceza yada mükafaat görecektir.

İkinci ayet birinci ayeti takip eder: Mağfiret ve bağışlamayı içerdiği, ilk ayetin tahlil ve yorumunu yaptığı görülmektedir. İnsanın salih amel ve kötülük yapmaya ehil oldu­ğunu belirten muhkem, kesin ve açık ayetlerdendir, İnsana Allah'ın koyduğu irade ve kabiliyet, kazancı ve seçimine göre ceza ya da mükafatı hak ettirir. [10]

 

Kafirlerin Şiddeti Karşısındaki Tavrın Merhaleleri

 

Bizim ölçü aldığımız Mushaf'ta 14. ayetin Medeni olduğu rivayet edilmektedir. Mekke'de Ömer bin Hatlab'a müşriklerden birinin sövmesi ile onunla karşılaştığında, onu dövmeyi düşündüğü zaman bu ayetin indiğini bazı müfessüier rivayet ederler. Bazı­ları (Beğavi ve Hazin) da, Mekke'de eziyeti fazlalaştıran müşriklerin zulmünü gören müminler Allah Rasulü'ndcn onlarla karşılık vermek için izin istemeleri üzerine indiğini rivayet ederler. Her iki rivayet de ayetin Medeni oluşunu bozmaktadır. Her iki ayetin uyumluluk arzettiği görülmektedir. İkincisi birincisini tamamlamaktadır. Değişik Mekki ayetlerin sabrı, vazgeçmeyi, bağışlamayı içerdiği ile bu iki ayetin içeriği uyum sağla­maktadır. Bu nedenle ayetin Medeni olmasından şüpheleniyoruz. Hayır, bu rivayetin doğru olmadığına kesin inanıyoruz. İkinci rivayetin zikrettiklerine gelince, nüzul sebeb-lcri doğru olabilir. Ömer bin Hattab ya da başkası kafirlerin sövme ve eziyetlerine ta­hammül etmeyi reddetmiş ve Peygamber(s)'den onlara karşılık vermesi için izin de iste­miş olabilir. Allah'ın hikmeti ise onları sakinleştirmeyi istemiştir. Fakat her iki ayetin, geçen siyakla ilişkisinin kesilmediği, Allah'ın ayetlerine karşı kafirlerin inat ve alaylı tavırları çerçevesinde olduğu görülmektedir. Öyle görülüyor ki, bazı müslümanlann onla­ra karşı sabretmek ya da kafirlerle mücadele etmeyi düşünmek ya da biraz şiddetle kar­şılık vermek istemelerinde, Allah'ın hikmetinin ne olacağı hakkında düşünmüş olabile­ceklerine ihtimal veriyoruz. Kur'an'm hikmeti, onları sakinleştirmeyi, durumu Allah'a havale etmelerini gerekli görüyor. Geçen ayetlerin içeriği bu yönlendirmeyi de güçlen­diriyor. Çünkü kafirlerin tavırlarından şiddetli tabloları içeriyor.

Allah'ın emrindeki hikmet açıktır. Önce eziyet ve sövmeye karşılık vermemek ya da davet ve tartışmada şiddet kullanmamak. Birinci duruma gelince, müslümanlar çok azınlıktılar, hasımları ise sayı ve mal açısından çok güçlü idiler. Eğer onlara, onlarla karşılaşmaya izin verilseydi kafirler için öldürücü darbeyi indirme fırsatı doğacak ve olaylar gelişecekti. Bu da dava için kötü sonuçlar doğurabilirdi. İkinci duruma gelince, çok örnekleri geçen Kur'ani emirler ardarda gelerek, müjdeleme ve uyarma, korkutma ve teşvik etme, kınama ve hatırlatma ile yetinme, güzel söz ve hikmetle davet etmenin gerekli olduğunu, davette şiddet yada onu savunmanın buna ters olduğunu belirtir.

Müfessirler bu ayetlerin, Medeni savaş ayetleri ile neshedildiğini söylerler. Mek­ke'de inen Kur'an ayetlerinde sabır etmek, bağışlamak, görmezlikten gelmek Mekki ayetlerde her emir için geçerli olduğunu söylüyorlar. Kafinin sûresinin tefsiri akışında açıkladığımız gibi düşmana aynıyla mukabele etme, ahidlerini bozanlara ve müslüman-lara savaşarak saldıranlara karşı Medeni cihad ayetleri, şartlar ve hadler içermişti ki, bu­nu burada zikretmeyi uygun buluyoruz. Bununla beraber ilk ayet, müslümanlann müsa­mahası ile kendini kontrol etme, görmezlikten gelme ve bağışlamada bulunmaları İçin devamlı telkinde bulunur. Bunu, tahammül edecek şartlarda, gayri müslimlere karşı ka-zanıcı tutumlarda; düşmanlık ve eziyet etmemede, ya da engellemede, ya da zillet ge­rektirmeyen durumlarda yapmak gerekir. Medeni ayetlerde ileride açıklayacağımız gibi müslüman olmayanlarla ilişkileri düzenleyen hükümlerle Mekke'de inzal olan bu ayet­ler çelişki içerisinde değildir. [11]

 

16- Andolsun bizi, İsrailoğulları'na Kitab, hüküm[12]' ve Peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel şeylerden rızık-landırdık ve onları alemlere üstün kıldık.

17- Ve onlara bu (din) iş(in)de açık deliller verdik. Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra sadece aralarındaki çeke-memezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz, Rabbin Kıyamet günü ayrılığa düştükleri şeylerde onlar arasında hüküm verecektir.

18- Sonra seni de din konusunda'[13]' bir şeriat'[14]' üzere kıl­dık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva ve hevesle­rine uyma.

19- Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiç bir şeyi senden savamazlar. Zalimler birbirlerinin vetisidir. Allah ise mut-takilerin velisidir.

20-  Bu (Kur'an), insanlar için basirettir, kesin bilgiyle ina­nan bir kavim içinde bir hidayet ve bir rahmettir.

 

Ayetlcrdeki cümleler açıktır. Geçen ayetleri tamamlamak için geldiği görülmektedir:

1- Allah İsrailoğullanna Kitab'ı, Hükmü, Nübüvveti vermekle, rızıkların en iyisi ile nziklandırmakla, bu konuda insanlara üstün kılmakla beraber, haksız yere, ilim geldik­ten sonra onların aralarında çekişme ve ihtilafa düşmelerini yasaklamıştır.

2-  Sonra Allah Kıyamet gününde hak ve ehlini destekleyerek, batıl ve ehlini zail ederek onların arasında hüküm verecektir.

3-  Allah, Peygamberini hak ve hidayetten açık bir yol üzerine kılar. Ona ve müslü-manlara düşen, bu yolda yürümeleri, ondan sapmamaları, ihtilaf etmemeleri, onda çekişmemeleri, cahillerin heva ve heveslerine uymamaları, kafirlerin tutumlarına aldırmama-landır. Bütün bunları İsrailoğullan yapmıştı. İşte bu kimseler birbirlerinin dostlarıdır, fakat Allah'tan başka hiç bir şey onların birbirlerine olan velayetlerini savamaz.

4- Allah kendinden takva üzere korkanların, hududuna sahip çıkan ve bağlananların velisidir.

5- Şüphesiz bu tablolarda insanlar için bir basiret ve hidayet vardır. Bu onlan düşün­meye, gerçek yüzüyle olayları anlamaya ve batıldan vazgeçmeye sevketmektedir. Özel­likle hidayet ve rahmet tablosu, hakka rağbet eden, yakin nuru kalbinde yayılan, iyi ni­yetli insanlar için geçerlidir.

Görüldüğü üzere ayetler, bünyesinde, müslümanlar için müjde, güven, sebat ve sa­kinleştirmeyi taşımaktadır. Ayrıca İsrailoğullan'nın ilim geldikten sonra aşın giderek ihtilafa düştüklerine, Allah'ın şeriatından, tavsiyelerinden saptıklarına işaret eder. Onla­rın dine bağlılıkları sebebi ile Allah katındaki tercihli makama oturdukları halde, Al­lah'ın kitaplarını tahrif etmelerinden, azgınlaşmalarından, sapmalarından dolayı kendi­lerine bahşedilen üstünlüğü kaybettiler. Geçen sûrenin tefsirindeki siyak içerisinde söy­lediklerimiz bunu desteklemektedir. Bu hatırlatmalarda, onların içine düştükleri duruma müslümanların düşmemesi için bir sakındırma vardır. Bu usul, Mekki ve Medeni çoğu ayetlerde tekrarlanmaktadır. [15]

 

21-  Kötülükleri işleyen'[16]' kimselere gelince; kendilerini hayatlarında ve ölümlerinde, İman edip salih ameller işle­yen kimseler gibi aynı yere koyacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

22-  Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı, öyle ki, her nefis kazanmakta olduklanyla karşılık görsün. Onlara zul­medilmez.

 

İlk ayette, kötü işler yapanların hesapsız, sorgusuz kalmayacakları, ya da, Ölümden sonra, hayattaki üstünlüklerinin devam etmeyeceğinin ve salih amel işleyenlerle aynı yere konulmayacakları soru tarzında hatırlatılıyor ve onların içine düştükleri bu çıkmaz çirkin bulunup azarlanıyor.

İkinci ayette ise, Allah'ın yerleri ve gökleri hak üzere yarattığını, haklı olarak da her nefsin, kazandığına karşılık haksızlık edilmeden, zulme uğramadan mükafat veya ceza­sını alacağını belirtmektedir.

Her iki ayette başlangıca dönüş vardır. Geçen ayetler İsrailoğullan'nın bölümünü içerir. Buradaki ayetler, bölümün içeriğine atıftır. Ve bu iki ayet, sözkonusu konu ve si­yakın devamıdır. Her ikisi de, salih müminlere güven, kötülük yapan kafirlere korku ve­rir. Allah'ın kainatı boşuna yaratmadığını, kötüleri iyilerle birlikte aynı kefeye koyma­nın imkansızlığına akli muhakemeyi yönlendirerek uyarır.

Geçen sûrelerde bunun değişik örnekleri geçti, Kur'an'da bu anlamlar tekrarlandı. Haliyle onda, salih amel yapmaya, iman etmeye, salih müminleri sabit kılmaya, her ye­rde ve zaman da kötüleri korkutmaya Kıyamete kadar devamlı bir telkin bulunmaktadır. Uhrevi ceza ve dirilişin hikmeti açıklanmaktadır. [17]

 

23- Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın bir ilme göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstü­ne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Al­lah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek, düşünmüyor mu­sunuz?

 

Bu ayette bilgisizce, apaçık delili kabul etmeyen, inatçılığından heva ve hevesini i-lah edinen dinleyiciye ciddi bir kınama yöneltilir. Böylece ona, gözlerine bir perde çeki­lip görmeyen, kalbine ve kulağına mühür vurulan bir kişinin anlayıp işitmesinin imkan­sızlığına ve Allah'ın zilletine layık olduğuna dair soru ile bildirilir. Birincisinde Al­lah'ın ondan, onun Allah'tan ayırdığı kimseyi hiç kimse hidayete erdiremeyeceği belir­tilir. İkincisinde ise, hakikatin apaçık olmasına rağmen düşünmeyenler ya da düşünmeyi engelleyen dinleyiciler kınanır.

Bu ayetin, önceki ayetleri tamamlayıcı olarak geldiği görülmektedir. Sanki bununla kalplere ve akıllara yönlendirilen hitabın, dikkat çekmenin kafirlere etki etmeyeceği bil­dirilmektedir. Çünkü onların tutumları kasten inkâr edenin tutumudur. Çünkü onlar kördürler, sağırdırlar, Allah'ın ayetlerinden inat ve büyüklenmeleri yüzünden düşünmekten de vazgeçmektedirler.

"Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın bir ilme göre saptırdığı..." cümlesi insanın ya hevasına ilahı gibi boyun eğerek itaat etmesine, ya da hak ve hakikate uymayan, he­va ve hevesi üzerine kurulan batıl adetleri, ibadetleri, inançları olduğuna karar verir. Ayet her iki anlamı da taşıyabilir. Biz birinci görüşü tercih ediyoruz. Bu cümlede kaste­dilen inkarcı, batıl bir tavırdır. Bu hak ve hakikat hakkında cahil olmaktan kaynaklan-. mıyor. O ikisini bildiği halde inat ve büyüklenmeden kaynaklanıyor. Böylece cümle, Allah'ın onu saptırmasının, onun niyetinin kötü olması nedeniyle olduğu anlamında kavranmalıdır. Başka sûrelerde geçen "Allah zalimleri saptırır", "Ancak onunla /asık­ları saptırır" ifadeleriyle buradaki cümle arasında anlam açısından benzerlik vardır.

Ayetin, kafirlerin kasıtlı inat ve büyüklenme tavırları nedeni ile Pcygamber'in umut­suzluğuna da ima ettiği söylenir. Burada bu imanın yeri olmadığını görüyoruz. Kafirle­rin inat ve büyüklenmelerinde ısrar etmelerine rağmen Peygamber'in korkutmaya, hatır­latmaya, davete devam etmesi için ayetler ardarda emirler yağdırmaya devam ediyor. Bu konuda devam etmek, asıl ve prensib açısından Peygamber'in taşıdığı büyük risale-tin görevidir. Tabi bu, ayetin Peygamber'e teselli ve güven vermeyi, sebat etmeyi içer­mediği anlamına gelmez. Buna yakın ve benzeri ayetler çoktur.

Aslında ayet, hakkı, hakikati inkar eden, ya da o ikisinden sapan ya da o ikisinden saptıran herkesin Kıyamete kadar kınanacağını ifade eder. Tabii ki, bu tutumun hasta bir kalpten, heva ve hevesine uyan nefisten, kasıtlı, ısrarlı ve kötü niyetten kaynaklan­ması normaldir. Bu tabloya her zaman ve mekanda rastlanabilir.

İşte bütün bunların yanında bu ayetin yorumu, kafirlerin şiddetli inatlarını, kasıtlı olarak ve ısrarla ayetleri dinlemediklerini, Allah'ın da onlan saptırmasının buna binaen olduğunu ispat noktasında bir anlatımı sergilemektedir. Önceki benzerleri ve bu ayet kafirlerin onun indiği sıradaki gerçek durumlarını kayıt altına almaktadır. [18]

 

24- Dediler ki: "Ne varsa şu dünya hayatımızdır, bundan başkası yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi zamandan başkası

helak etmiyor." Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zannediyorlar.

25- Onlara açık açık belgelerimiz okunduğu zaman: "Doğru iseniz, babalarımızı (diriltip) getirin" demelerinden başka bir delilleri olmamıştır.

26- De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor sonra da kendisinde hiç bir şüphe olmayan Kıyamet günü O sizi bîr araya getirip topluyor. Ancak insanların çoğu bunu bil­mezler".

 

Bu Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:

 

1- Ölümden sonra hesap ve dirilişle vaadedilen kafirler her zaman inkâr ederek şunu söyleyeceklerdir: "Yaşamak ve ölmek tabiatın gereğidir, ya da zamana bağlı faktörler­dir. Mesela bizim yaşamamız veya ölmemiz zaman ve kainatın karakteri ile ilgilidir. Bi­zi helak eden gece ve günlerin gelip gitmesinden başka bir şey değildir".

2- Ahiretle tehdid edildikleri, Allah'ın ayetleri onlara okunduğu zaman, kasıtlı ola­rak getirdikleri en güçlü delilleri; Peygamber'e ölmüş babalarım geri getirmesi tehdidi olmuştur. Eğer söylediklerinde ve korkuttuklarında doğru ise bunu yapabilir diyorlardı.

3- Onlara azarlayan bir cevap verildi. Bu sözler ilme, yakine dayanmayan, inat ve büyüklenmeden kaynaklanan bir kabalıktır.

4- Peygambere, onlara şunu demesi emredilir. Sizleri dirilten sonra sizleri Öldürten, sonra Kıyamet günü sizi toplayacak olan O'dur. İşte şüphe olmayan, Allah'ın onda kud­reti olan Hak budur. Fakat insanların çoğu bunu anlamadılar ve yakine ermediler.

Görüldüğü gibi ayetler bir öncekilerle siyak ve konu açısından bağlantılıdır. İkinci ayette kafirler, babaların diriltmesi ile ilgili meydan okumalarını, uhrevi hesab ve diri­lişle korkutuldukları zaman tekrarlamaktadırlar. Duhan sûresinde buna benzer bir ayet geçmişti. Ayetin ruhu ve üslubu kafirlerin hüccetini, meydan okuyuşlarını yalanlamayı içerir. Çünkü korkutma, diriliş, hesap ve Kıyamet günü içindir. Sınırlı ecelin gelmesi ise Allah'ın ilmindedir. Üçüncü ayet ise bu hakikati desteklemek için gelir. Ondaki son pa­ragraf, dirilişin gerçekleşmesinin ancak Rabbani hikmet gereği Kıyamet günü olacağını açıklar.

Duhan sûresi 34-39. ayetlerin tefsiri akışında, kafirlerin meydan okuyuşlarına cevap vermenin hikmetini açıklamaya çalışmıştık. Burada yeniden zikretmeye ihtiyaç görmü­yoruz. Ancak sununla yetiniyoruz. Buradaki cevap ve orada ki cevabın metodik olması yönlendirme ve uyarmanın doğruluğuna delildir inşallah. [19]

 

27- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet saatinin kopacağı gün, (İşte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğraya­caklardır.

28-  O gün sen, her ümmeti dizüstü çökmüş[20]' olarak gö­rürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. "Bugün, yap­makta olduklarınızla karşılık göreceksiniz.

29- Bu bizim kİtabımtzdır; sizin aleyhinizde hak ile konu­şuyor. Gerçekten biz, sizin yapmakta olduklarınızı yazı­yorduk.

30- Artık İman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan "bü­yük mutluluk ve kurtuluş" budur.

31- Ama İnkâr edenlere gelince (onlara da şöyle denir): "Ayetlerim size okunurdu, fakat siz büyüklük tasladınız ve mücrim bir toplum oldunuz değil mi?"

32- "Allah'ın va'di gerçektir (Kıyamet) saat(in)de şüphe yoktur." dendiği zaman: "Saat nedir? bilmiyoruz" demişti­niz ha?!"

33-  Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve alay edip durdukları şey onları kuşattı.

34-  Ve (kendilerine şöyle) denildi: "Siz bu gününüzle kar­şılaşmayı nasıl unuttunuzsa biz de sizi unuttuk. Yeriniz ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur!"

35-  "Bunun nedeni de şudur: Çünkü siz Allah'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı. Artık bugün onlar ne ateşten çıkarılırlar ve ne de kendilerinden özür[21] takdim etmeleri istenir.(Özürleri kabul edilmez.)

 

Ayetler bir önceki ayetleri tamamlayıcıdır. Cümleler başka bir söze ihtiyaç duyma­yacak şekilde açıktır. Ayetler, diriliş hakikatini pekiştirmeyi, va'din doğruluğunun ger­çekleşmesini içerir. Allah'ın iman edip salih ameller işleyenlere geniş ve kapsamlı rah­metini, kafirlerin karşılaşacağı rezillik, azarlama ve ebedi ateşi belirtir. Ve yine onların saati inkar ve şüphe eden sözlerini, Allah'ın ayetlerini alayla karşıladıklarını, dünyaya güvenmeleri ve aldanmalarının onlara bugünü unutturduğunu, buna mukabil Allah'ın da onları unutacağını hatırlatmayı içerir. Amellerinin onlar aleyhine sayılıp Allah'ın Ki-tab'ında yazıldığını, özürlerinin kabul edilmeyeceğini, Allah'tan başka hiç bir dost ve yardımcı bulamayacaklarını da kapsamına alır.

Ayetlerin üslubunun etkili ve güçlü olması, kafirlerin kalplerinde korku ve ürperme-yi; mü'minlerin kalplerine güveni verir. Görüldüğü gibi ayetlerin hedeflediği de budur. Ayetlerdeki tablolar, insanların dünyada alıştıkları şeylerden kaynaklanmaktadır. Çünkü mahkeme ve oturumları, amelleri yazma, sicil ve vesikaları getirme gibi ifadelerin çoğu geçen örneklerdeki Kur'ani ayetlerle uyumludur. İnsanları, bildiği ve alıştığı şeylerle et­kileme, nefisleri harekete geçirir ve yakini imana ulaştırma amacını güder.

"Biz de sizi unuttuk" cümlesi lafız yönünden bir karşılaşmayı, kastetmiştir. Çünkü Allah unutmaktan münezzehtir, beridir. Görünen o ki, Allah, inkarcıları ihmal etmek ve unutmak istedi; ya da dünyada onlara isabet eden rahmetinin kapsamından onları çıkardı. [22]

 

36-  Hamd, göklerin Rabb'i, yerin Rabb'i ve bütün alemle­rin Rabb'i olan Allah'a mahsustur.

37-  Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Değişik sûrelerde özellikle "Havamim" silsilesi taşıyan Kur'an ayetlerinde kafirler korkutulmakta, onların sözleri ve tavırları hikaye edilmekte ve sonra da Rabbimizin yü­celiği vurgulanmaktadır. Bu sûrenin son iki ayeti de böyle bir vurguyla bitmektedir. Bu, gerçekten güçlü bir sondur. Allah ayetlerini indirerek rububiyetİnin kapsamlı oluşunu, varlığının azametini ve O'nun sadece hamda layık olduğunu, büyüklenme ve yücelme­nin sadece O'na olduğunu açıklar. Bütün alemlerin Rabb'i olan, Aziz, Hakim ve güçlü olan O'dur. [23]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/417.

[2] ev-Rizkû Buradaki nzık, "insanların nzıklan ve maişetleri içinde bulunan yağmurdan" kinayedir.

[3] Tesrîfur-riyah Rüzgarları yürütmesinde.

[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/418.

[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/419.

[6] Effâkin Çokyalancıca da iftiracı.

[7] Riczün Çok şiddetli azab.

[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/420.

[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/421.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/422.

[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/422-423.

[12] el-Hükmü Hikmet anlamındadır. Tamamen doğru olan her şeydır. işte, sözde ve fulde doğru görüştür.

[13] Mine'l-emri Cümledeki maksadı "din işinden" mine'1-emri'din.

[14] eş-Şerî'atü Yol, yöntem, metod anlamındadır.

[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/424-425.

[16] fcterahû Yaklaştılar. Kazandılar. Yaptılar. En'am sûresinde bu kelime; "Geceleyin sizi öldüren O'dur. Gündüz yaptıklarınızı bilir şeklinde geçmektedir.

[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/426.

[18] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/426-427.

[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/428.

[20] Casiyetün el-Cesvü kelimesindendir. Hakimin huzurunda muha-kemeleşen kimsenin oturuşu gibi diz çöküp oturmak. Ya da Allah'ın hükmü­nü bekleme oturuşu gibi oturmaktır. Bazı müfessirler, işinde Allah'ın hükmü­nü bekleme anlamını zikretmişlerdir.

[21] Layusta'tebûn Onlardan özürlerini sunmaları istenmeye­cektir. Ya da özürleri kabul edilmeyecektir. el-İsta'tâb'ın asıl anlamı: Kötü­lükten oluşan azan, özür dileme ile gidermektir.

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/430-431.

[23] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/431.