Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tegabun Suresi - 064Tegabun - 1. Sayfa

TAGABÜN SÜRESİ 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Meal 3

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 3

Mümine Hangi Aile Efradı Düşmandır?. 4

Allah'a Borç Vermenin Manası 4


TAGABÜN SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı teşbih etmek­tedir. Mülk Allah'ındır. Hamd Allah'ındır. O herşeye kadirdir.

2 - (Ey insanlar) sizi O  (Allah) yarattı. Kiminiz kâfirdir, kiminiz mümin. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

3- Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi güzel yaptı. Dönüş O'nadır.

4- Allah göklerde ve yerde olan herşeyi bilir. Sizin bütün gizlediklerinizi de, aşikâr yaptıklarınızı da bilir. Allah bütün kalp­lerde olanı bilendir.

5- Önceden inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? On­lar işlerinin vebalini tattılar ve onlar için acı bir azap vardır.

6- O  azabın  sebebi şudur:  Onlara  peygamberleri  apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat onlar «Bir insan mı bize doğru yolu gösterecekmiş?» diyerek, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığım gösterdi. Allah zengindir. Hamde layıktır.

7- İnkâr edenler kesinlikle   diriltilmeyeceklerini   sandılar.

(Ey Rasûlüm!) De ki: «Hayır! Rabbimin hakkı için mutlaka di­riltileceksiniz. Sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Al­lah'a göre kolaydır».

8- O halde Allah'a ve Rasûlü'ne ve indirmekte olduğumuz Nur'a iman edin! Allah yapmakta olduklarınızı haber alandır!

9- Sizi toplanma günü için bir araya toplayacağı günü ha­tırlayın. İşte bu aldanma günüdür! Kim Allah'a iman eder ve s al ih bir amelde bulunursa, Allah onun kötülüklerini örter ve onu altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onlar orada ebedi ka­lırlar. İşte büyük kurtuluş budur! [1]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-9)   «Göklerde ve yerde ne varsa hepsi...»Su Ayetlerin Tefsiri

Medine Dönemi'nde nazil olmuştur. 18 ayettir.

Bu sure ekser ulema'ya göre Medeni'dir. îbn Abbas ve Ata bin Yesar'dan gelen bir rivayete göre Mekkî'dir. Ancak sonundaki 14-18, ayetler Medine Dönemi'nde nazil olmuştur.

Ayetlerin adedi ihtilafsız olarak 19, kelimeleri* 421, harfleri ise 1070'dir. Bu sure 9. ayette gelen ve aldanma demek olan «Teğâbun» kelimesinden ismini almıştır.

«Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı teşbih ederler», ya­ni bütün mahlûkat Cenab-ı Hak'kı zatı kibriyasına uygun olmayan nakısalardan tenzih eder! Bunu kimi dilleriyle kimi de varlıklarıy­la yaparlar.

Mülk ve hamd ancak Allah'ındır. Çünkü her şeyi meydana ge­tiren O, devam ettiren O'dur. Nimetlerin asılları da dallan da on­dan gelmektedir. O'ndan başkasının mülkü ise Cenab-ı Hak'kın onları mülke musallat kılmasıyla olur. Başkasına hamdetmek ise Allah'ın nimetinin onun eliyle insanlara ulaştırılmasından ileri ge­lir. Hakikatte bu hamd ve bu mülk Allah'ın, sureten başkasının-dır.

«O sizi yarattı» cümlesi Allah'ın kudretinin bir kısmının açık­lamasıdır. Yani dilediği şekilde sizi varetti. Bazınız kafir, bazınız mümin olarak yaratıldınız.

Evet, küfür ve iman yaradılışın zımnında vardırlar. Sahih ha­berlerle teyid edilen mânâ budur.

Ayette önce «Bazınız kâfir», sonra da «basınız mümin» denil­mesi insanların çoğunun kafir olmasındandır. Yani küfür sıfatı daha galibtir.

Bazılarına göre ayetin yorumu şöyledir: Allah o zattır ki sizi çok mazbut bir şekilde yaratmıştır. Yaradılış ilmin ve amelin ta­mamını derlemektedir. Bununla beraber sîzin içinizden.bazıları küfrü seçer, onu kesbetmiş olur. Hilkatinin, yaradılışının tam ter­sini yapar. Bazıları da imanı seçer, onu kesbeder. Hilkatin tam istediği şekilde yürümüş olur. Hepinizin boynunda vacib olan şu­dur: İmanı seçmeniz ve var olmanın nimetine karşı da şükretme­niz. Siz bunu tamamen yapabilecek haldeyken yapmadınız. Aksine şubelere, fırka ve gruplara ayrıldınız.

Ayetin bu yorumu Zemahşeri'nin de tercih ettiği bir yorum­dur. Ancak Zemahşeri kâfir kelimesini «gelecekte küfrü getiren, küfürle amel eden, mümin kelimesini de gelecekte imana gelen ve imam işleyen kişi» şeklinde yorumlamıştır. Çünkü onun «mahlûk-lan kendi fiillerinin halikidir» şeklindeki mezhebi bunu iktiza et-inektedir.

Bu ayeti takip eden diğer ayetler küfürden ötürü tehdid mâ­nâsını taşımaktadırlar. Halik'a isyan etmeyi inkâr etmektedirler. Nankörlük yapmamayı tavsiye etmektedirler.

Beşinci ayetteki hitap Mekke kâfirlerinedir. Daha önce küfre kayanlardan maksat, Nuh, Hud, Salih kavimleri gibi geçmiş üm­metler ve küfürde İsrar eden ümmetlerdir.

{(Vebal» kelimesi zarar demektir. Onlar emirlerinin vebalini; yani dünyadaki küfürlerinin zararını mühletsiz olarak tattılar. Ve­balin esas manâsı ağırlıktır, şiddettir. Meselâ şiddetli gelen yağ­mura «vabil» denilir. Zarar için kullanılmıştır. Çünkü zarar insa­nın boynuna manevi bir ağırlıktır.

Cenab-i Hak küfür yerine emir kelimesini kullanmıştır ki korkunç bir emir ve büyük bir suça işaret etsin.

«Bir beşer mi bizi hidayet edecek, dediler»; yani sözü geçen Nuh, Lut ve Salih'in kavmi gibi tüm kavimler, hepsi peygamberle­ri hakkında böyle dediler. Onlar mucize getirdikleri halde, bir be­şer mi bizi hidayet edecektir, diye inkâr ettiler veya nasıl olur da bir beşer bizi hidayet eder, demişlerdir.

«Zeame» fiili ilim iddiası mânâsını ifade eden «Zaam» kelime-sinden gelmektedir. Bu tabir çoğu kez bâtıl bir iddia için kullanı­lır. İbn Ömer ve İbn Şureyh «Bu zaam yalanın künyesidir» demiş­lerdir. Zaam'm yalanın bineği olduğu hususu şöhret bulmuştur.

«Onlar ölümden sonra haşre gönderilmeyeceklerini iddia, et­tiler. De ki: Gönderileceksiniz. Rabbime yemin ederim, gönderile­ceksiniz».-

«Tunebbeunne» fiili hesaba çekileceksiniz ve amellerinize kar-şıhk ceza göreceksiniz demektir. Çünkü sizi yeniden yaratmak ve sizden hesap sormak Allah'a gayet kolaydır. Çüknü Allah'ın kud, reti tamdır, her şeye kadirdir.

«Allah'ın indirdiği nur»dan maksat Kur'an'dır. Çünkü Kur'an mucize olmak hasebiyle kendi nefsini apaçık bir şekilde arzetmekte ve başkasını da aydınlatmaktadır. Işık da böyledir. Cenab-ı Hak «O nur ki biz onu indirdik» tarzında bir ifade kullanması Kur'an' in emrine vermiş olduğu hidayetten ileri geliyor. Tazim nunu bu­rada Kur'an'ın muazzam bir olay olduğunu ifade etmek içindir.

9. ayetin başındaki «Yevme» kelimesi daha önce geçen «Tu* nebbeunne» fiilinin mefuludur. Aynı ayet içindeki «Li yevm'iU cem'i» ibaresinin başındaki lam talil içindir. Yani o günde hesa­bın olmasından dolayı sizi o günde derleyecektir! Bazıları «Fi mâ­nâsı ifade eder» demişlerdir. Bugünde geçmiş ve gelecek insanlar toplandığı için bugüne «Toplama Günü» denilmiştir. Bazıları «Me­lekler, insanlar ve cinler o günde biraraya geldikleri için cemi gü­nü denilmiştir» demişlerdir.

«Teğabun» kelimesi «Kavm ticarette zarar etti» terkibinden alınmıştır. Bazı insanlar diğerlerini zarara uğratırken de kâr eder­ler. Bu ayet şakiler ile adeta alay etme mânâsım ifade ediyor. Çünkü onların cehenneme inişleri herhangi bir zarar değildir. Ce-nab-ı Hak bugüne «Tegâbun Günü» demiştir. Oysa insanlar çok za­man zarar ederler. Bundan anlaşılıyor ki hakiki zarar ve kâr bu gündedir. Dünyadaki işlerde olan kâr ve zarar hakiki değildir.

Bazı müfessirler, «Teğâbün Günü» Kıyamet Günüdür. Çünkü o gün alışverişteki kâr ve zarar ortaya çıkar; demişlerdir.

Böylece anlaşılıyor ki onlar terketmiş oldukları ticaret ve el­de ettikleri hususunda zarara uğramışlardır.

9. ve 10. ayetler saidler ve şakilerin mertebelerini kapsamala­rından dolayı adeta Teğâbun'un bir açıklaması ve tefsiridirler. An­cak teğabun kelimesinin iki grubun karşılıklı olarak kâr ve zarar etmesi mânâsında müteala edilmesi halinde böyledir. [2]

 

Meal

 

10- İnkâr eden ve   ayetlerimizi   yalanlayanlar (a gelince), onlar da ateş halkıdır. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü gidile­cek yerdir orası!

11- Allah'ın  izni olmaksızın hiçbir musibet başa  gelmez. Kim Allah'a inanırsa Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah herşeyî bilendir.

12- Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin. Eğer (itaat-tan) yüz çevirirseniz peygamberimize düşen, sadece açık bir teb­liğdir.

13- Allah o zattır ki kendisinden başka bir mabud yoktur. Müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler.

14- Ey îman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer onları affeder, ku­surlarından vazgeçerseniz muhakkak ki Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.

15- Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir fitne  (deneme) dir. Allah'ın katında ise büyük bir ecir vardır.

16- Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah'tan sakının. Din­leyin, itaat edin. Nefisleriniz için hayn infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

17- Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah çokça karşılık verendir, Halim'dir.

18- Gizliyi de açığı da bilendir. O yegâne galib ve her hük­münde hikmet sahibi olandır. [3]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(10-18)   «İnkâr eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar fa gelin­ce J...»

Bu Ayetlerin Tefsiri

Musibet'ten maksat, nefsi, malı, çocuğu, sözü veya fiilinde ku­lun hoşuna gitmeyen bir durumun belirmesi demektir. Veya kim­seye Allah'ın izni dışında dünyanın felaketlerinden biri isabet et­mez! «İzin» burada irade ve imkân verme manasınadır. Sanki mu­sibet bizatihi kula yönelmiştir ve Allah'ın iradesine bağlanmış ve onun imkân vermesine eklenmiştir. Mümkündür kijnusibetten şer hadisesi kastedilmiş olsun. Fakat hayr hadisesi kastedilirse o va­kit kelime yağmur mânâsına gelen «sevb» kökünden gelir.

«Kim Allah'a iman ederse»; yani kim Allah'ı tasdik ederse ve Allah'ın izni olmadan herhangi bir musibetin kendisine isabet et­meyeceğini bilirse, Allah onun kalbini sabır ve rıza için hidayet eder. Veya onun kalbini iman üzerinde sabit kılar.

Ebu Osman el-Cizi «Bu ayetin mânâsı, kimin imam sıhhatli ve doğru ise Allah önün kalbini sünneti seniyyeye tabi olmaya mu­vaffak kılar» der. [4]

 

Mümine Hangi Aile Efradı Düşmandır?

 

«Ey iman edenler!   Hanımlarınız ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandırlar», yani hanımlarınızdan bazıları size düşmanlık yaparlar. Size hasım olur, sizin üzerinize daima şerri çekerler. Ev­latlarınızdan bazıları da size düşmanlık yaparlar, size karşı gelir­ler, size eziyet verirler. Onlardan sakının. Bu cümledeki zamir düş­manın veya kadınların ve evlatların tamamına racidir. Yani siz onların içinde düşmanınız olduğunu bildiğiniz için hepsinden sa­kınmalısınız. Çünkü onların tehlike ve şerlerinden emin değilsiniz. Onların düşmanlıklarını gördükten sonra onları affederseniz, o düşmanlığa düşmanlıkla karşı gelmezseniz, kesinlikle Allah günah­larınızı affeder ve bağışlar.

Deniliyor ki: Bazı sahabiler Mekke'den hicret etmeyi irade et. tiler. Hanım ve evlatları ise onları bu azimlerinden vazgeçirdi. Ve «Siz gidiyorsunuz, bizi zayi ediyorsunuz» dediler. Onlar da hanım­ları ve evlatları için şefkat gösterdiler, gitmediler. Bilahare hicret edip de, daha önce hicret edenlerin dinde alim olduklarını gördük­lerinde hanımlarına ve çocuklarına eziyet yapmak istediler. Böy­lece Cenab-ı Hak affetmeyi onlara güzel gösterdi.

Bazı müfessirler de şöyle derler: «Hanımları ve evlatları on­lara: «Nereye gidiyorsunuz? Memleketinizi, aşiretinizi, mallarınızı nasıl terkediyorsunuz?» dediler. Onlar da hanımlarının ve evlat­larının bu sözlerine öfkelendiler ve «Eğer Allah bizi hicret yur­dunda bir araya getirirse size herhangi bir hayrımız dokunmaya­caktım dediler. Hicret ettiklerinde böyle diyenlere hayr vermeme­ye kalkıştılar, Cenab-ı Hak onlan affetme hususunda teşvik bu­yurdu. Eski iyiliklerini yine yapmaya teşvik etti.

«Fitne» kelimesi bela ve mihnet demektir. Çünkü mal ve ev­lat kişiyi cezaya sokarlar. Onlardan daha büyük bir fitne, bir de­neme yoktur. «Büyük ecir ise Allah katındadır».

Hadisi şerifte şöyle varid olmuştur: «Kişi Kıyamet Günü'nde getirilir ve ona denilir ki: Onun aile efradı, kendisinin hasenatını yemişlerdir».

Selefin bazılarından şöyle rivayet edilmiştir: «Aile efradı İba­detlerin güve kurdudur».

«Gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı iitikada bulunun». Size vaaz olarak indirileni dinleyin. Size emredilene itaat edin, yasak-lardan kaçının. Size hangi yerlere nafaka vermek vacip ise malı­nızı oralara infak edin. Nefisleriniz için hayırlısını, yararlısını ya­pın. O zaman size bire karşı on, yediyüz ve Allah'ın dilediği kadar katmerli sevaplar yazılır. Kim nefsinin şuhhundan korunursa işte onlar felaha kavuşanlardır, bütün maksatlarını elde edenlerdir.

«Şuh» kelimesi harislikle beraber olan cimriliktir. [5]

 

Allah'a Borç Vermenin Manası

 

«Eğer Allah'a borç verirseniz» ifadesinden maksat, Allah'ın ta­yin ettiği noktalara malınızı sarfederseniz, demektir.

Kara hasen ihlasla ve isteyerek verilen borç demektir. «Allah sizin için onu katmerleştirecektir»; yani bire karşı on verecek, ye-diyüze ve daha fazlasına kadar artıracaktır. Yani infakın yüzü su­yu hürmetine sizden sadır olan birtakım günahları affedecektir.

«Allah şekürdür», yani az bir fiata karşı çok ücret verir. Gü­nahların çokluğu ile beraber cezayı hemen tatbik etmez. O halim­dir. Hem gaybın hem de şehadetin büicisidir. O'na hiçbir şey giz­li değildir. Hem aziz, hem de hakimdir. Yani kudretin ve hikmetin doruğundadır. Sonsuz kudret ve sonsuz hikmete sahiptir.

Bu ayeti celile Allah yolunda infakı teşvik eden ayetlerdendir.

Fakat bu infak hususunda ihtilaf vardır. Bazıları «Farz olan zekât gibi farz olan infak kastedilmektedir burada» diyor. Bazıları da mendub olan, sünnet olan infakın kastedildiği fikrindedir. Bazıları ise ayetin iki grubu da kapsamakta olduğunu söylemişlerdir. Allah hakikati daha iyi bilir. [6]

TEĞÂBUN SURESİNİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/137.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/138-141.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/143.

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/144.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/144-146.

[6] Zemahşeri, Keşşaf, cilt: 6, sh: 122 Alusi, Ruh'ul-Meani, cilt: 28, sh: 128

Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/146-147.