Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Talak Suresi - 065Talak - 19. Sayfa

TALAK SÛRESİ 2

İddet'e İlişkin Hükümler. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Va'd Ve Tehdit 5

Bazı Kelimeler: 5

Açıklama: 5


TALAK SÛRESİ

 

Ulemanın icmaı ile Medenî bir suredir. 12 ayettir. İddet ahkamına dair ayetleri kapsamakta, sonra da ilahî emirlere muhalefet eden kimseler tehdit edilmektedir.[1]

 

İddet'e İlişkin Hükümler

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1- Ey peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini göze­terek boşaym ve iddeti sayın; Rabbiniz olan Allah'tan sakının; onları, —apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana— evlerinden çıkarmayın, onlar da çık* masmlar. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını kim aşarsa, şüphe­siz, kendine yazık etmiş olur. Bilmezsin, olur ki, Allah bunun ardından (gön­lünüzde sevgi gibi) bir hal meydana getirir.

2-3- Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun şekilde alı­koyun, ya da uygun bir şekilde onlardan aynim; içinizden de iki adil şahid getirin; şahidliği Allah İçin yapın; işte bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden nzik verir. Allah'a güvenen kim­seye O, yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah herşey İçin bir ölçü var etmiştir.

4- Kadınlarınız içinde ay hali görmekten kesilenler İle henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç aydır; gebe olanların iddeti, doğurmaları İle tamamlanır, Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir.

5- Bu, Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah'ın buyru­ğuna karşı gelmekten sakınırsa, O, onun kötülüklerini örter, ecrini büyütür.

6- Boşadığmız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde, kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak İçin zarar verme­ye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğurmalarına kadar nafakalarını verin. Çocuğu sizin İçin- emzirirlersc, onlara ücretini ödeyin; aranızda uygun bir şe­kilde anlaşın; eğer güçlükle karşılaşırsanız çocuğu başka bir kadın emzirebi­lir.

7- Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre -versin; rızkı ancak ken­disine yetecek kadar verilmiş olan kimse, Allah'ın kendisine verdiğinden ver­sin; Allah kimseye, verdiği rızkı aşan bir yük yüklemez. Allah, güçlükten sonra kolaylık, verir. [2]

 

Bazı Kelimeler:

 

İddeti sayın. Örneğin zina gibi açık bir günah irtikâb etmeleri sebebiyle. Allah'ın hüküm ve sınırlan. Sürelerini tamamladıkları zaman. Adalet ve zimmet sahipleri. Şahitliği saptırmaksizın Allah rızası için edâ edin. Çıkış yolu. Ailevî buhranlardan kurtuluş yolu. Dilediğini yapar. Emrini gerine getirir.Ona yeter. Ummadığı bir taraftan.Sınırı aşılmayan takdir.

Hayızdan kesildikleri, yaşlan ilerlediği için menapoz devresine girdikleri zaman, İddetlerinde şüpheye düşer veya tereddüt ederseniz.Gebe kadınlar.İddetlerini doğum yaparak tamamladıklarında.

Gücünüz nisbetinde bulduğunuz şeylerden, Aranızda iyilikle anlaşın.Güçlüğe ve anlaşmazlığa düştüğünüz­de. Rızkı ölçülü ve kısıtlı verildi. [3]

 

Açıklama:

 

Ey Peygamber kadınları boşamak İstediğinizde, onları iddetleri içinde boşamanız gerekir.

Cenab-ı Allah bu ayet-i kerimede önce Peygamber (S.A.V.)'e nidada bu­lunmuş, sonra da bütün müslümanlara hitapta bulunarak şöyle demiştir: Bo-şadığmızda... Bu ifade ile, Hz. Peygamber'İn kendi ümmetinin imamı ve ön­deri olup, toplumun efendisi olduğuna İşarette bulunulmuştur. Tıpkı: ey fa­lan şunu yapın, denildiğinde olduğu gibi, topluma verilen emir, bir ferdin şah­sına yöneltilmektedir. Çünkü hitaptan kastedilen toplum, kendisinde hitapta - bulunulan liderin görüşü dışına çıkmaz. Böyle olunca da o lider, bütün top­lumun yerine geçmiş olmaktadır. Ayet-i kerimedeki Peygamber lafzının seçil­mesi de her halde bu manayı te'yid etmektedir. Denildi ki: ayet-i kerimede önce Peygambere nida edildi, sonra ümmetine hitap edildi. Çünkü Talak işi, Peygamber (S.A.V.)'e yöneltilmesi layık olmayan bir emirdir. Talak, yani bo­şama, kocanın elinde bîr silah kılınmıştır. Ama bu silahın en sıkışık zamanda kullanılması gerekir. Başka çare kalmadığı zamanlarda kullanılması meşru­dur. Nitekim peygamber (S.AY.) efendimiz, de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın en hoşlanmadığı helal, boşamadır." Ebu Musa, Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Şüphe se­bebiyle olmadıkça kadınları boşamaym. Şüphesiz ki izzet ve celal sahibi Al­lah başka kadınları tatmak isteyen erkeklerle başka erkekleri tatmak isteyen kadınları sevmez." Enes (R.A.), Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir: "Münafıktan başkası Talak ile yemin etmez ve Ta­lak ile yemin edilmesini istemez." Allah katında sevimsiz olan bu Talakı, er­keğin kadına daha çok zarar verecek bir durumda gerçekleştirmemesi gere­kir. Bu nedenle fıkihçılar Talâkın sünnî ve bid'î olmak üzere iki kısma ayrıl­dığını söylemişlerdir. Sünnî; kendisinden önce bir hayız geçmiş olup bu müddet içinde kadınla cinsel temasta bulunulmamış bir temizlik dönemi içerisinde gerçekleştirilen Talâktır. Bid'î İse bundan başka durumlarda gerçekleştirilen Talaktır. Ayet-i kerimede kast edilen mana, Talâkın iddet süresi içerisinde, yani içinde iddet beklemenin meşru olduğu süre içinde gerçekleştirilmesidir. Bu da, bu müddet içinde kadınla cinsel temasta bulunulmamış olan temizlik dö­nemidir ki bu dönemde gerçekleştirilen Talâk'a sünnî Talâk denilir.

Ey kocalar ve kanlar! İddeti sayın. Kendisiyle gerdeğe girilmiş olan ka­dın bir veya iki Talakla boşandığında kocasının, iddet süresi İçinde ona dön­meye hakkı vardır. İddet süresi sona erince dilediği takdirde ona yeniden ta­lipli olma şansı vardır. Ama üç talakla boşamiş ise o kadın başka bir erkekle evlenip ondan boşanmadıkça ilk kocasına helal olmaz. Rabbinizden korkun. O'na karşı gelmekten sakının. Evet bu hükümler arasında Rabbİmize karşu takvâh olmakla enirolunduk. Çünkü bu gibi konulara şeytan burnunu sokmakta ve bunda fitneyi hızlandırmaktadır ki bu da insanların zimme­tinin değişmesine sebebiyet vermekte ve insanları bu kötülüğe çağırmaktadır. Bu nedenle Talak ve yuvanın yıkılması konusunda Allah'a karşı gelmekten sakınmakla emrolunduk. Allah'ın buyruğu, iddeti saymaktır. Allah'ın buy­ruğu, kadının düşlerini yıkmamaktır. Çünkü ileride onun çocukları olacak­tır. Ona göre hayalleri ve umutlan vardır. Ey insanlar! Allah'a karşı gelmek­ten sakının ve O'ndan korkun. Boşamış olduğunuz kadınlarınızı, kocanın mül­kü olan evlerinden çıkarmayın. Bu ayet-i kerimede evlerin mülkiyeti kadınla­ra izafe edilmiştir ki onları evden çıkarma yasağı kesinlik kazansın. Çünkü Talaktan ve boşanmadan Önce o evlerde ikamet etmekte idiler. Zina veya hırr sizlik gibi evden çıkarmayı gerektiren açık bir terbiyesizlik yapmadıkları sü­rece bu kadınları evlerinden çıkarmayın. Veya evdeki aile efradından veya ebe­veynden birine sövme gibi küfür ve edepsizlik yapmadıkları takdirde onları evden çıkarmayın. Ama bazı imamlara göre, evden çıkma konusunda kan-koca anlaşırlarsa bu caiz olur.

Bu, Allah'ın hudut ve ahkâmıdır. Her kim içindeki şartlardan birini İh­lal ederek Allah'ın hududunu tecavüz ederse kendi nefsine zulmedip zarar verniiş olur. Çünkü Allah'ın koymuş olduğu hudutlar insan yararınadır. Sen ne bilirsin. Belki bundan sonra Allah başka bir durum meydana getirir. Evet >sen bitmezsin! İddet süresi zarfında kadının eski evinde ikamet etmesi belki de seni ona geri dönmeye davet eder ve yapmış olduğun Talaktan da vazgeç­mene neden olabilir. Bu da çoğu defa vuku bulan bir durumdur. Ama onu evden çıkarır ve fazlaca dedikoduya mahal verirsen, ayrıca insanlar araya gi­rip fesatçılık yaparlarsa aradaki bağlarınız kopar. Oysa şeriat koyucusu, ara­nızdaki bağların kopmaması İçin itina göstermektedir.

Boşanıdığımz kadınlar iddetin sonuna geldiklerinde onları ya iyilikle ni­kahınızda tutup kendilerine ricat edin ve zarar vermeyin, yahut da onlardan güzelce ayrılın ve onları meşru bir şekilde salıverin. Peygamber (S.A.V.) efen­dimiz bir hadİs-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: "Başkalarına zarar vermek ol­madığı gibi verilen zarara katlanmakta yoktur!" ihtilaf ve anlaşmazlık mey­dana gelmesin diye, boşarken veya boşadığmız kadınlarınıza ric'at ederken iki âdil erkeği şahit tutmanız mendub olur. Zira insanın hafızası bazan ken­disine hiyanet eder. Nefsinizde, sizi Allah'ın sevmediği bir İşe teşvik edebilir. Şu halde şahitlerinde, Allah nzasi için adilce şahitlikte bulunmaları ve onu nza-yı bârî için ihlasla eda etmeleri gerekir. Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla iman eden mü'minler ancak bu hükümlerden öğüt ve ibret alırlar. Diğerleri ise Allah'a ve ahirete iman etmezler ve bu hükümlerden de öğütlenmezler.

Her kim Allah'tan sakmırsa Allah, bütün sıkıntılara karşı ona bir çıkış yolu hazırlar. Bütün darlıklardan kurtulabilmesi için ona bir genişlik verir.

Bütün yoksulluklara karşı bir zenginlik, bütün perişanlıklara karşı da bir mut­luluk verir. Şu halde takva ve Allah'tan sakınma, en kuvvetli yoldur. Kim Al­lah'a karşı takvâlı olup O'na karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun için sı­kıntılardan çıkış yolu yaratır ve ummadığı yerlerden onu rızıkîandınr. Her kîm Allah'a dayanırsa Allah da ona kâfidir. Takva ve tevekkül, dil ile değil de ancak kalp ile olur. Bunların mahiyetini ancak yaratıcı bilir. O'ndan baş­kası bunları bilemez. Allah buyuruyor —ki söyleyenlerinde en doğru söyle­yeni O'dur— Bunu tadanlar bilir. Şevki, ancak göğüsleyenler tanır.

Rabi' bin Heysem der ki: Yüce Allah; kendisine tevekkül edenlere kâfi olacağını, kendisine iman edenleri doğru yola ileteceğini, kendisi için güzel bir borç verenleri de mükâfatlandıracağını, kendisine güvenenleri kurtaraca­ğını, kendisine duâ edenlere icabette bulunacağını, kendi nefsi üzerine bir vazife olarak yazmıştır. Allah'ın kitabında da bu hususlar doğrulanmaktadır: "Kim Allah'a inanırsa (Allah) onun kalbine hidayet eder'.[4]. "Kim Allah'a güve­nirse O, ona yeter?''[5]. "Eğer Allah (nzasm)a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar."[6]. "Kim Allah'a sanlırsa muhakkak ki o, doğru yola İletilmiştir:"[7]. "Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım."[8].

Ey kardeşim sen nasıl olurda Allah'a dayanmazsın! O, emrini yerine ge­tirendir. Allah herşey İçin bir kader koymuştur. O'nun koyduğu takdiri aş­mak hiçbir zaman mümkün değildir. Öyle ise Allah'a tevekkül edip O'na hakkı ile teslim olmaktan başka çare kalmıyor. Bu da Allah'ın hükümlerini kabul ve tasdik etmeyi te'kİd eden bir ifadedir.

Cenab-ı Allah insanlara, boşanmış kadınların hayız görmekte olanları­nın iddetlerini şu ayet-İ kerime ile bildirmektedir: "Boşanmış kadınlar, uç­kur (üç âdet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetirler. (Hamile olup olmadıklarına bakarlar):"[9] Bu ayet-i kerimelerde İse Talak'ın hükmü­nü ve ric'î talakla boşanmış kadınlara kocalarının geri dönüşünün ahkâmını açıklamaktadır. Yaşı büyük olduğundan ötürü hayızdan kesilmiş kadınlar­dan boşananların iddetlerine gelince bunların iddetleri; hayızlanndan şüphe edip onunla ilgili hükmü bilmediğiniz takdirde 3 aydır.

Bazıları dediler ki: Eğer bu kadınların hayızlannda tereddüt ederseniz ve bunların hayızları da kesilmişse yahut alışılmış adet şeklinde cereyan et­memekte ise bu kadınlara müstahaze kadınlar denilir. Yaşı küçük olduğun­dan ötürü hayız görmemekte olan kadınlara gelince bunların da iddetleri ay­nı şekilde 3 aydır. Boşandığı veya kocası öldüğü halde hamile kalmış kadın­ların iddetleri, doğum yaptıkları zamana kadar devam eder. Kocasının ölü­münden kısa bir zaman sonra dahi doğum yapmış olursa iddetini tamamla­mış olur. Kadındaki yük; ister kan pıhtısı olsun, ister bir çiğnem et olsun, ister tam bir "cenin olsun, ister düşük bir çocuk olsun hep aynı hükme tabi­dir.

Her kim hakkı ile Allah'tan sakınırsa Cenab-ı Allah onun işini kolay­laştırır. Anlatılan bu hükümler, Allah'ın size indirip açıklamış olduğu emri­dir. Her kim yasaklarından sakınarak Allah'a karşı takVah olur ve O'nun emir­lerine riayetkar olursa Allah onun kötülüklerini örter ve ahirette de sevabını bollaştınr. [10]

 

Barınma Hakkı:

 

Kocalarından bâin olarak boşanıpta ric'at haklan bu­lunmayan ve de hamile olmayan kadınları kocalarının evinde barındırın. Na­faka ve giysi haklan olmaksızın bu kadınların, kocalarının evinde barınma­ya hakları vardır. Bunlara nafaka ve giysi verilmez. Çünkü bunlar kocaları ile miras hakkına sahip olmayıp kocalarının da kendilerine dönmeye haklan yoktur. Yalnız bu durumda onlara sadece barınma hakkı vardır. Bu durum­daki kadınlardan gebe olanlara gelince onların hem barınma, hem nafaka, hem de giyim hakları, doğum yaptıkları zamana" kadar mahfuz kalır. Koca­sından bâin olarak boşanmış olmayan kadınlara gelince bunlar, kocalarının karışıdırlar. Evden ancak kocalarının İzni ile dışarı çıkabilirler. Çünkü bun­lar ric'î talakla boşanmıştırlar. Kocalarının nikâhı altında sayıldıklarından ötürü zevciyyet haklarına sahiptirler. Üç Talakla boşananlara, Maliki ve Şa­fiî mezheplerine gelince, onlara barınma hakkı verilir de nafaka verilmez. Tıpkı bain talakla boşanmış kadınlar gibidirler. Ebu Hanife ise ona hem nafaka, hem barınma hakkının verilmesi gerektiğini söylemiştir. Barındığınız yerle­rinoir kısmında onları da barındırın. İmkânlarınız nisbetinde onlara barın­ma yeri temin edin. Hiçbir hususta onlara zarar vermeyinki onları evden çık­maya zorlamış olmayasmız. [11]

 

Hamile Kadının Nafakası:

 

Boşanan hamile kadınlara nafaka ve barınma hakki, doğumu yapıncaya kadar kesintisiz olarak tanınır. Kocası vefat eden hamiîe kadına gelince; denildi ki ona, doğumunu yapıncaya kadar terekenin tümünden nafaka verilir. Bazıları dediler ki, sadece kendi payına düşen kı­sımdan nafakası verilir. [12]

 

Çocuğun Emzirilmesi:

 

Çocuğunu emzirmekte iken boşanan kadına ge­lince, babanın, çocuğunu emzirmesine mukabil o kadına ücret vermesi gerekir. Kadının, kocasının nikahında iken emzirdiği çocuğundan ötürü ücret al­ma hakkı var mıdır yok mudur. Yoksa bu hak, kadının bâin veya gayr-ı bâin talakla boşanması durumunda mıdır? Bu hususta fıkıhçıların muhtelif ka­villeri vardır. Kur'an-ı Kerim'in bu problemi halletmedeki tavsiyesi şudur: "Ara­nızda güzellikle konuşu muşid (da emzirme iddet ve diğer hususları çö­zümleyin.)" Aranızda giudce danışıp müşavere edin ve şiddet ile zarar ver­meye sapmaksızm işi tatlıya bağlayın. Koca, kadının bu alandaki isteklerini karşılar. Kadında onun çocuğunu, hiç güçlük çıkarmadan ve mahkemeye baş­vurmadan emzirir. Evet bu kadın her,ne kadar o erkeğin çocuklarının anası ise de o erkekte bu kadının çocuklarının babasıdır. Şu halde aradaki bağı ko­parmamak daha iyidir. "Bilmezsin, belki Allah, bundan sonra (yeni) bir iş ortaya çıkarır (bu bekleme süresi içinde eşler arasında bir sevgi yaratır)."

Emzirme ücreti hususunda güçlüğe düşerseniz veyiv para, ücret hususunda zorluk çıkarır, yahut koca bu ücreti Ödemekte cimrilik ederse o zaman çocu­ğu başka bir kadın emzirecektir. Şu da var ki boşanmış kadın, çocuğu emzir­mekle yükümlü değildir. Ancak çocuk başka kadının memesini tutmazsa o zaman o kadın çocuğu emzirmekle yükümlü olur. [13]

 

Nafaka:

 

Koca, boşanmış karısına ve küçük çocuğuna kendi imkânları nİsbetinde nafaka vermekle mükelleftir. Eğer zengin ise, zenginlere münasip bir nafaka verir. Şayet fakir ise, fakirlere mahsus bir nafaka verir. "Rızkı kı­sılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin." "Onların uygun bi­çimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak çocuğun babasına aittir,"[14] Peygam­ber (S.A.V.) efendimiz de, Hind'e şöyle demiştir: "Sana ve çocuğuna uygun miktarda yetecek kadarını al." Cenab-ı Allah, kişiye ancak verdiği kadarını teklif eder. imkânından fazlasını teklif etmez. Allah'a karşı gelmekten sakı­nın ve başkalarına da zulm etmeyin. Size ait olmayan haklara sahip çıkma­yın. Bu hususta İddiada bulunmayın. Zengİnseniz fakir, fakir iseniz zengin olduğunuzu iddia etmeyin ve bilin ki Cenab-ı Allah zorluktan sonra kolaylık yaratacaktır. Darlıktan sonra genişlik, yoksulluktan sonra zenginlik verecek­tir. O herşeye kaadirdir. [15]

 

Va'd Ve Tehdit

 

8- Rabkrinin ve O'nun peygamberlerinin buyruğundan çıkan nice ka­sabalar halkım Biz, çetin bir hesaba çekmiş, onları, görülmedik bir azaba uğratmışızdır.

9- Onlar, işlerinin karşılığını tattılar; işlerinin sonu hüsran oldu.

10- Allah onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Ey inanmış olan akıl sa­hipleri! Allah'tan sakının; Allah size Kur'an'ı indirmiştir.

11- İnanıp yararlı işler işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere, size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir peygamber göndermiştir. Kim Allah'a İnanır ve yararlı iş İşlerse, Allah onu, içinde temelli ve sonsuz kalına­cak, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona gerçekten güzel rızık vermiştir.

12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Allah'ın herşeye Kadir olduğunu ve Allah'ın ilmînin herşeyi kuşattağmı bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur. [16]

 

Bazı Kelimeler:

 

Nice kentler. Hiç görülmemiş ve tanınmamış, Yüz çevirdi. İşinin akıbeti. Kur'an-ı Kerim. Akıl sahipleri.Allah'ın emir ve yargısı onların arasındadır. Güzel mükâfat, nzık.

Allah'ın aile, boşanma, evlenme, iddet ve nafakalara ilişkin emir ve hükümleri önceki ayet-i kerimelerde de nakledildi. Modern çağın başlarında batılı bilginlerin bir kısmı İslama şiddetli eleştiriler yönelttiler. Sonra îslâmın bo­şanma ve evlenmeye ilişkin prensiplerini ele almaya başladılar. "Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki O (Kur'an) 'm gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun."[17]. Şanı yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'in ahkâmını terk ettiğimiz takdirde bize gazaplanacağmi ve dünya ile ahirette azabın en acısını tatdıracağını söyleyerek bizlere tehditte bulunmaktadır. Malesef bizler bugün bu duruma da gelmiş durumdayız.[18]

 

Açıklama:

 

Rablerinin emrinden yüz çevirip Resulünün emirlerini ihmal ederek ila­hî sınırların dışına çıkan nice kentler vardır ki, onların ahalisini şiddetli bir hesaba çektik. Ve onlar dünya ile ahirette hiç görülmemiş bir azaba çarptırıl­dılar, işlerinin vebalini ve akıbetini taddılar. İşlerinin akıbeti, korkunç bir hüs­ran oldu. Bu hüsrandan sonra Cenab-ı Allah kendilerine şiddetli bir azap ha­zırlamıştır. Allah'ın emirlerini terk edip dini ihmal eden kimsenin cezasının dünya ve ahirette azap olacağı hususunda ey okuyucu, sen de benim görüşü­me katılmıyor musun?!

Hal böyle olunca ey akıl sahibi kimseler! Yani Ey Allah ve Resulüne iman eden akıllılar, Allah'a karşı gelmekten sakının.

Adamın biri çıkıpta 'Bu niye?' diye sorabilir. Buna verilecek cevap şu­dur: Cenab-ı Allah size zikri, yani Kur'an-ı Kerim'i indirdi. Allah'ın apaçık ayetlerini size_ okuyan bir elçi gönderdi. O size herşeyi açıklıyor ve sizi her iyiliğe yöneltiyordu. îman edip salih amel işleyenleri zufümattan nura kavuş­turmak için Allah ayetlerini size açıklamıştır.

Evet Cenab-ı Allah İlmi ezelîsinde, Cennetlik olacaklarını bildiği kimse­ler için bunu murad buyurmuştur.

Her kim Allah'a iman edip salih amel İşlerse Rabbin onları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır. Orada ona güze! rızıklar ikram edecektir. Nimet Cennetlerinde ona genişlikler verecektir.

Bütün bunlarda bir gariplik yoktur. Çünkü bunlar, herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah'ın yasalarıdır. O'nun emrine karşı gelmekten sakı­nın çünkü O'na muhalefet eden kimselere O,, şiddetli bir azap tatdıraçaktır. Allah yedi kat göğü ve onlar gibi de yerleri yarattı. Her ne kadar göklere mu­gayir bir şekilde arada boşluk olmaksızın bu yerler bİribirinin üzerine taba­ka tabaka halinde gelmişler ise de bu böyledir.

Bazıları yerlerin göklere olan benzerliğinin Allah'ın emir ve iradesine itaat edip teslim olmaları açısından olduğunu söylemişlerdir. Allah yedi kat göğü ve yerden de onların mislini yaratmıştır. Allah'ın emir kaza ve hükmü bunla­rın arasında inmektedir. Hepsi, o sânı yüceye teslim olup boyun eğmişlerdir.

Evet bu vasıflara sahip olan Allah, isyankâr ve emrine muhalif olan kim­selere azap indirmeye muktedirdir. Hem bilesiniz ki Allah herşeye kaadirdİr, her şeyi ilmi ile kuşatmıştır. Ey akıl sahipleri! Allah'tan sakının ve O'nun şid­detli azabına karşı tedbirli olun. Sizden önceki ümmetlerin başlarına gelen felâketlerden de ibret alın. Hem bilİnkİ Kur'an'ın, sizin problemleriniz için getirmiş olduğu ilaç, herşeyi bilen, gören ve herşeyden haberdar olan zâtın 'sizlere verdiği bir ilaçtır. [19]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/253.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/253-255.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/255.

[4] Tegâbün süresi: 11.

[5] Talak sûresi: 3.

[6] Tugâbûn sûresi: 17.

[7] Âl-i İmran sûresi: 101.

[8] Bakara sûresi: 186.

[9] Bakara sûresi; 228.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/256-259.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/259.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/259.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/259-260.

[14] Bakara süresi: 223.

[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/260.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/261-262.

[17] Fussilet sûresi: 53.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/262.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/262-263.