Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tahrim Suresi - 066Tahrim - 20. Sayfa

TAHRİM SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Mutlak Sâri Allah'dır. 3

Nasuh Tevbe. 5

Nuh'un, Lut'un Ve Firavun'un Eşleri 7


TAHRİM SÛRESİ

 

Kur'andaki Sırası       :66

Nüzul Sırası                : 106

Ayet Sayısı                  : 12

indiği Dönem               : Medine

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede Nebi (s) ile eşlerinden bazıları arasında meydano gelen nasihat, uyarı ve hatır­latma babından bir dizi konuya değinilmiştir. Olayı anlatan bölüm başlı başına nazil ol­muş, buna bağlı diğer konular sûrenin bitimine kadar olayı takip ederek inmiştir. Tabii ki Allah daha iyi bilir.

Zemahşeri bu sûrenin "Nebi Sûresi" olarak isimlendiğini söylüyor ancak buna herhan­gi bir dayanak zikretmiyor.

Sûrede nüzul sırasına göre buraya konulmasının doğruluğu ya da yanlışlığını göstere­cek herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Kaynak aldığımız Kur'an-ı Kerim nüshasına gö­re, bu sûre Hucurat sûresinden sonra nazil olmuştur. Başka yerlerde bu sûrenin Hucu-rat'tan sonra indiği nakledilmiştir[1].[2]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1-  Ey Peygamber, niçin Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eş­lerinin hatırı için haram kılıyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

2-  Allah size yeminlerinizi çözmeyi helal kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3-  Peygamber eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fa­kat eşi o sözü (başkasına) haber verip, Allah da Peygambe-r'i, eşinin bu davranışına muttali kılınca o (söylediği)nin bir kısmını eşine bildirmiş bir kısmını (söylemekten) vaz­geçmişti. Bunu eşine haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. "Bilen ve haberdar olan (Allah) söyledi" dedi.

4-  Eğer ikiniz kalplerinizin sapmış olmasından dolayı Al­lah'a tevbe ederseniz (ne âla) ve eğer peygamberinize kar­şı birbirinize arka olursanız bilin ki, Allah onun dostu, bundan başka Cebrail, iyi mü'minler ve melekler de yarn-dımcısıdır.

5-  O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı kendisini Allah'a teslim eden, inanan gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden seyahat eden[3]' dul ve bakire eş­ler verir.

 

Birinci ayette, Nebi (s)'ye, tenkid üslubuyla Allah'ın helal kıldığı şeyi zevcelerinin hatırı için nefsine haram kılması sorulmakta ve Allah'ın mağfiret ve rahmeti hususunda kalbi tatmin edilmektedir. İkinci ayette, Allah'ın müslümanlar için yemin ettikleri şey­lerden dönmeleri halinde kefaret kuralı koyduğu hatırlatılmaktadır. O Allah ki, insanla­rın yaptıklarını bilir ve emredip ortaya koyduğu kurallarda hikmet vardır. İşte ayetteki bu hatırlatmada, Nebi (s)'ye kefaret konusunda bir uyan sunulmuştur. Üçüncü ayette, Nebi (s) ile eşlerinden bazıları arasında gelişen olaya değinilmiştir. Nitekim, eşlerinden birine bir söz söylemiş, eşi bunu gizli tutmamış ve başkasına aktarmıştı. Bu durum sor­gulanmış ve Allah onları açığa vurmuştur. Peygamber (s) bu öğrendiklerinin bir kısmını eşine bildirmiş, bir kısmını ise bildirmemiştir. Ve bu sırrı ifşa ettiği için eşine sitem et­miştir. Daha sonra eşi şaşkınlıkla sorar ve Nebi (s) de: "Alim ve habir olan Allah bunu bana bildirmiştir" şeklinde cevap verir.

Dördüncü ve beşinci ayetlerde, Nebi (s)'nin genelde tüm eşlerine, özelde ise, iki eşi­ne yönelik kınayıcı tarzda bir uyarı yer almaktadır. Ayrıca Nebi (s)'nin kalbine de bir sükunet ve destek sözkonusudur. Şöyle ki;

1-  Nebi (s)'nin iki eşinin tevbe etmeleri gerekir. Zira, tevbeyi gerektirecek şekilde bir sapma ve komploya düşmüşlerdir[4].

2- O iki eşi bu sırrı açıklamış ve Nebi (s)'ye komplo durumunda iş yapmış oldukla­rının yanısıra, Allah'ın Nebi (s)'ye yardımcı ve destek olduğunu da bilsinler. Yine, Cebrail, melekler, salihler ve mü'minlerden fedakar insanlar onun yardımcısı ve destek-çisidirler.

3- Şüphesiz Nebi'nin Rabbi, zevcelerini bu tür sebeplerle boşadığı takdirde ona da­ha hayırlı dul veya bekarlardan teslimiyet iman, korku, ibadet, oruç ve hicret konusunda en güzel vasıfları bulunan eşler nasib etmeye muktedirdir. [5]

 

Mutlak Sâri Allah'dır

 

"Ey peygamber niçin Allah'ın sana helal kıldığı..." ayetinin nüzul sebebi hakkında bir çok rivayet nakledilmiştir. Buhari, Müslim ve Tirmizi'nin Hz. Aişe'den rivayet ettik­leri bir hadiste: "Rasulullah (s) Zeynep binti Cahş'ın yanında bulunduğu sıralar bal şer­beti içerdi ve bu suretle onun yanında çok kalırdı. Bunun üzerine Hafsa ile ben ittifak ederek ikimizden hangimizin yanına Rasulullah gelirse ona: 'Ya Rasulullah meğafiremi yediniz? Sizde meğafir kokusu duyuyorum' desin, diye söz birliği yaptık. (Rasulü Ek­rem geldiğinde Hafsa tarafından böyle söylendi) Rasulullah geldiğinde 'hayır ben meğa­fir yemedim. Yalnız Zeynep binti Cahş'ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık onu bir daha içmem' diye and içti ve 'işte yemin içtim, sakın bunu ne Aişe'ye ne de başka bir kimseye duyurma' diye tenbih buyurdu"[6].

Sahihi Buhari, Müslim ve Tirmizi de sûrenin tefsirinde zikredilen bu hadisi sözko-nusu ayetleri nüzul sebepleri olarak nakletmişlerdir[7].

Adı geçen sahih hadislerin müellifleri bu sûre hakkında İbn Abbas'tan gelen bir tarik ile uzun bir hadis daha rivayet etmişlerdir. Bu bizi en fazla aydınlatacak sahih rivayet­lerdendir. İbn Abbas hadisi anlatarak dedi ki: "Ömer'e bir ayet hakkında sormak istiyor­dum. Bir sene bekledim heybetinden soramadım. Tâ ki hacc yapmak üzere çıktı. Ben de beraberinde çıktım. Dönüp biraz yürüdüğümüzde Ömer ihtiyacı için bir misvak ağacının yanına geçti. Ben onu bekledim. Nihayet işini bitirdi. Sonra beraberinde yürüdüm. Bir sırasını buldum, dedim ki: "Ya emirü'l- mü'minin! Peygamber (s)'in hanımlarından ona karşı bir davranış içinde bulunmuş olan o iki kadın kimdir?". Ömer de "onlar Hafsa ile Aişe'dir" dedi. Bunun üzerine dedim ki: "Vallahi ben bir seneden beri bunu sana sor­mak istiyordum fakat saygımdan soramıyordum." O da "öyle yapma bende bir bilgi ol­duğunu zannettiğin bir şeyi hemen bana sor ki, bir bilgim varsa onu sana haber vere­yim." dedi. Sonra Ömer şöyle devam etti: "Vallahi biz doğrusu cahiliyye döneminde (Allah Teala onlar için indirdiğini indirinceye kadar ve haklarında verdiği payı verince­ye kadar) kadınları bir şey saymazdık. Ben, kendi kendime bir iş hakkında düşünürken karım bana 'şöyle şöyle yapsan' dedi. Ben de 'Senin nene lazım, benim düşündüğüm bir işte senin sorumluluğun da ne oluyor?' dedim. Bana 'Ey Hattaboğlu! Sen kendine karşı gevezelik edilmesini istemiyorsun, halbuki senin kızın Rasulullah'a karşı mırıldanıyor, hatta o günü öfkeli bırakıyor' deyiverdi. Bunun üzerine Ömer hemen kalktı, ridasını aldı Hz. Hafsa'ya kadar gitti ve ona 'Kızım sen Rasulullah'a karşı mırıldanıyor, onu bütün gün kızgın bırakacak kadar söyleniyor musun?' dedi. O da, 'Vallahi biz hepimiz ona söylenir, mırıldanırız' dedi. Ben de ona dedim ki: 'Bilirsin ben seni Allah'ın cezasından ve Rasulullah'ın gazabından daima sakındırmışımdır kızım! Sakın seni arkadaşının gü­zelliği ve Rasulullah'ın ona karşı olan sevgisi aldatmasın'. -Bu sözüyle Hz. Aişe'yi kasdediyordu. Sonra dedi ki: "Oradan çıktım yakınlığım olduğu için Ümmü Seleme'nin ya­nına girdim, durumu ona söyledim. Ümmü Seleme de bana şöyle dedi: 'Şaşarım ey Hat-taboğlu! Herşeye girdin de Rasulullah ile hanımları arasına da mı girmek istiyorsun? İş­te bu söz bana öyle tesir etti ki; vicdanımdan duyduğum üzüntüyü kısmen ortadan kal­dırdı. Bunun üzerine onun yanından da çıktım. Benim Ensardan bir arkadaşım vardı. Ben gitmediğim zaman o bana haber getirir ve gitmediği zaman da ben ona haber geti­rirdim. Bu esnada Gassan krallarından biri hakkında endişe ediyorduk, üzerimize yürü­yeceği söyleniyor, yüreklerimiz onunla dolu bulunuyordu. Bir baktım ki, arkadaşım En-sari kapıyı çalıyor bana 'Aç aç' diyordu. Bende 'Gassani mi geldi' dedim. Hayır ondan daha kötüsü, Rasulullah (s) hanımlarından ayrılıp köşesine çekilmiş" dedi. İçimden 'Hafsa ile Aişe'nin burnu sürtülsün' dedim. Hemen elbisemi aldım, çıktım. Nihayet ya­nına vardığımda gördüm ki Rasulullah(s) bir kaç basamakla çıkılır meşrebede (şerbetlik denilen divanlı bir odada) siyah bir uşağı da merdivenin başında duruyordu. Ona, 'Ömer bin Hattab'ın geldiğini söyle' dedim. Nihayet Rasulullah bana izin verdi. Ben de bu söylediğim sözleri O'na anlattım. Ümmü Seleme'nin sözlerine geldiğim de Rasulul­lah tebessüm etti. Bir hasır üzerinde bulunuyordu ve hasırla arasında bir şey yoktu. Ba­şının altında içi lif dolu bir meşin yastık vardı. Ayaklarının yanında biraz dökülmüş Be­devi zamkı denilen selem pusesi (karaz), baş ucunda da asılı bir pösteki duruyordu. Böğründe hasırın izini gördüğümde ağlamaya başladım. 'Niye ağlıyorsun' dedi: 'Ya Rasulullah! dedim. Kisra ve Kayser bulundukları haldeler, sen ise Allah'ın Rasu-lü'sün...' Buyurdu ki; "Dünya onların ahiret bizim; sen buna razı olmuyor musun?"[8]

Bu sûrenin tefsirinin fazileti hakkında Buhari, Enes'ten üçüncü bir hadis rivayet et­miştir. Şöyle dedi: "Hz. Ömer dedi ki: Nebi (s)'nin hanımları kıskançlık üzerinde de­vam ediyorlardı. Ben onlara 'eğer o sizi boşarsa Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler ve­rebilir' dedim ve bunun üzerine bu ayet indi"[9].

Müfessirler [10]bu hadisleri zikretmekle beraber, sahih kitaplarda rivayet edilmeyen başka hadisler de zikrettiler. Beğavi zikretmiş olduğu birinci hadise ilaveten şöyle riva­yet etti. Ayetin işaret ettiği hâdise şudur: Hz. Peygamber, zevcelerinden Zeyneb binti C-ahş'ın evinde bal şerbeti içmiş ve bu karar Aişe, Sevda ve Safiyye arasında geçmişti. Sûrenin bu münasebetle indiği rivayet edilmiştir.

Beğavi, İbn Kesir, Taberi ve Hazin bu hadise hakkında başka bir neden olduğunu ri­vayet etmişler. Hâdise şöyle: Rasulullah bir gün Hz. Hafsa'ya ailesini ziyaret etmesi için izin vermiş ve Hafsanın bulunmadığı bir sırada cariyesi olan Mariye el-Kıbtıyyeyi onun odasına almış ve Hafsa bundan haberdar olunca üzüntüsünü belirtmiş ve ağlamış­tır. Peygamberimize "bunun için mi bana izin verip onu odama aldın" demiştir. Hz.Peygamber "bundan böyle ona yaklaşmayacağım ve onu kendime haram kılıyorum" di­yerek Hafsa'ya "bu hâdiseyi hiç kimseye anlatma" dedi. Hafsa: "Ben bu olayı Aişe'ye anlattım ve Allah bu ayetleri indirdi" dedi.

Başka bir rivayete göre Nebi (s), irtihalinden sonra hilafete sırasıyla Ebubekir ve Ömer'in geçeceklerini söylemiş. Hafsa, Hz.Peygamber'in bu sırrını Aişe'ye söylemiş. Başka rivayette bu hadisin devamı olarak şöyle denmektedir. Hz. Peygamber'in bu sırrı ifşa edildiği için kızmış ve bir ay hanımlarından ayrı kalarak Hafsa'nın meşrebesinde kalmıştı. Halk arasında Peygamber'in hanımlarını boşadığı yayılmış dahası Hafsa'yı bo-şamış diye bir yaygara kopmuş. Hz. Ömer bu olayı duyunca mescide gelmiş orada otu­ran bir takım insanları ağlarken görmüş. Başka bir rivayette: "Baktım ki, insanlar keder­lerinden çakıllı yeri dürtüp duruyorlar ve Rasulullah (s)'ın hanımlarını boşadığını söylü­yorlardı. Bunun üzerine Hz. Ömer Rasulullah'tan görüşmek için izin istedi. Hz.Peygam-ber Ömer'e izin verdiğinde Hz. Ömer 'Ey Allah'ın Rasulü kadınlar yüzünden niye me­şakkat çekiyorsun. Şayet sen onları boşarsan Allah seninledir. Meleklerden Cebrail, Mi-kail, ben, Ebubekir ve mü'minler seninleyiz' demişti. Daha sonra Hz. Ömer şöyle sordu: "Ya Rasulullah sen onları boşadın mı'. O da 'hayır' dedi. Hz. Ömer mescidin kapısının önüne gelerek en yüksek sesiyle 'Hz. Peygamber (s) hanımlarını boşamamış' diye ba­ğırdı".

Ve böylece bu konu hakkındaki tüm ayetler nazil oldu. Her ne suretle olursa olsun bu hadislerde geçen herhangi bir olay üzerine ayetler nazil oldu. Doğrusu bu olaya Hz. Peygamberin hanımları arasında doğan kıskançlık sebeb olmuştu. Zaten bu da gelişen olayların içeriğine uygunluk sağlıyordu.

İbn Abbas'tan ve Hz. Ömer'den gelen rivayetler bu hadiseyle alakalı değil diye bir şey yok değil. Ancak "Eğer Peygamber' e karşı birbirinize arka verirseniz" ayetinde kastedilenler, Hz. Aişe ve Hz. Hafsa'dır ki, bu da senedini güçlü olmasından birinci ha­disi doğrular niteliktedir. Belki de doğru olan da budur. "Allah daha iyisini bilendir."

Ayetlerdeki kınama olayın Hz. Peygamber'i çok rahatsız ettiğini ve endişelendirdi­ğini belirtmektedir. Kınama ve tehdit ayetleri Hz. Peygamber'e elem ve rahatsızlık veri­ci olaylara paralel olarak gelmiştir. Bilhassa Hz. Peygamber'i incitenlere uyan babında-dır. O ki, yüksek makamıyla saygı ve tazime layık olan bir insandır. Özellikle bu tehdit ve uyarı başkalarına nisbeten Hz. Peygamber'in hanımlarınadır.

Böylece bu ayetler Hz. Peygamber'in evlilik hayatında vuku bulan olaylar dışında başka olayları da içermektedir. Bu diğer olaylara Nur ve Ahzab sûrelerinde değinilmek­tedir.

Ayetlerin üslubu ve olaylara işaretteki icazı öğüt ve sosyal eğitimi içermektedir. Doğrusu bu gibi durumlar, evlilik hayatında vuku bulacak olaylarda genel olarak müslü-manları kapsamaktadır. Burada "Allah Teala'nın sana helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun" tabirine dikkat çekmekte yarar vardır. Bu tahrim, Allah'ın helal kıldığı­nı haram kılmak değildir. Şer'i anlamda anlaşıldığı gibi haramı helal kılmak değildir.

Ancak burada tahrim Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendine haram kılmak veya ken­di nefsini men etmektir. Yoksa Allah'ın helal kıldığı şeyi haram kılmak itikad anlamın­da değildir. Bu gibi durumlar insanların sosyal hayatlarında kendilerini bir şeyden sa­kındırmak ve yemin ederek bir şeyi kendilerine yasak etmeleri garipsenecek bir olay de­ğildir. Aslında bu gibi durumlar mubah olan şeylerdir. Tabii ki, gerçekte yapmış olduğu fiilin haram veya helal olduğunu kasdetmemesi gerekir. Hakikatte şeriatı yapan ancak Allah'tır.

Yeminlerin helal ve mubah oluşu Maide süresindeki ayetlerde zikrolunmuştur:

"Ey iman edenler Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez". "Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkan yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dola­yı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Bunları bu­lamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde işte yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun, Allah size ayetlerinizi açıklıyor, umulur ki şükredersiniz" (Ma­ide, 87-89).

Bizim değinmiş olduğumuz tahrim ayetleri bu ayetlerden sonra inmiştir. Çünkü Ma­ide sûresi tertip olarak da tahrim sûresinden önce gelmektedir. Gerçekte Maide sûresi bir çok bölüm içermektedir. O bölümlerden bazıları önceki sûrelerde bu konuyla ilgili nazil olan bölümlerden daha önce nazil olmuştur.

İşte onlardan bir bölüm: İlk birinci ve ikinci ayetler şüphesiz, Allah'ın helal kıldığı ve mubah kıldığı bir şeyi insanın kendi nefsine haram kılmasını sevmediğini ifade et­mektedir. Herhangi bir insandan böyle bir yemin meydana gelirse yeminini bozup, Al­lah'ın helal ve mubah kıldığı şeylerden faydalanması üzerine vaciptir. Bu mevzu Maide sûresinde açıkça bellidir Hz. Peygamber'den bu konu da bir çok hadisler rivayet edil­mektedir. Ebu Musa'dan gelen beş ravinin rivayet ettiği bir hadiste şöyledir: Rasulullah ile Eşari kabilesinde bir taifeye uğradık.

Bu konu hakkında Müslim'den gelen bir rivayete göre, Hz. Peygamber şöyle dedi: "Her kim yemin eder de, sonra ondan hayırlısını görürse, yemininden dolayı kefaret versin, sonra o hayrı yapsın"[11].

Ve bunların hepsi Kur'anî, nebevi, ahlaki ve içtimai çerçeve içerisinde büyük bir telkindir. Bundaki maksat ve gaye açıktır.

Yemin ve yeminin bozulmasının zikri münasebetiyle bu konuya değinmeye çalışacağız. Birçok hadis Allah'ın adı dışında yemin etmenin günah olduğunu açıkça ifade et­mektedir. Beş ravinin İbn Ömer'den rivayet ettiği hadiste: "Hz. Peygamber Hz. Ömer'e bir kafilede giderken yetişti. O (Hz. Ömer) bir mesele hakkında babasının adına yemin ediyordu. Hz. Peygamber onlara seslendi ve şöyle buyurdu: 'Allah sizleri atalarınız adı­na yemin etmekten nehyediyor. Kim yemin etmek isterse Allah'a yemin etsin ya da sus­sun' denilmektedir[12].

Ahmed, Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayetine göre "İbn Ömer bir adamın Kabe'ye andolsun ki diye yemin ederken işitti. Ve ona işittim ki Allah Rasulü kim Allah'tan baş­kası adına yemin ederse şüphesiz şirk koşmuştur" dedi.

Geçmişteki bir olaya üzerine yalan yere yapılan yemin, "gamus" diye bilinen büyük günahlardandır. Buhari Abdullah bin Ömer'den Hz. Peygamber'in şöyle dediğini riva­yet etmiştir. "Büyük günahlar Allah'a şirk koşmak, anne ve babaya asi olmak, haksız yere adam öldürmek ve gamus yeminidir."

Beş ravi, Abdullah'tan Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet etmiştir. "Kim bir müslümamn malını yalan yere yemin ederek alırsa" (başka bir rivayette "kardeşinin")

A))aVm gszabm ffğimiŞ Öir na/üzere Âtfar/a kavuşur. Daha sonra şu ayeti okudu: "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince işte bunların ahirete bir payı yoktur..." (Al-i İmran, 77).

Ebu Davud'un İmran bin Hüseyin'den rivayet ettiği bir hadiste Nebi (s)'nin şöyle dediği rivayet olunmuştur. "Kim yalan yere yemin ederse kendisini cehennemdeki yeri­ne hazırlasın!"[13] Şüphesiz yalan yere yemin etmekte ısrar etmek Allah katında büyük bir günahtır.

Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre'den rivayet etiği bir hadiste Nebi (s)'nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. "Bizler son ümmetleriz fakat kıyamet günü ilklerden ola­cağız" diyerek şöyle devam etti: Vallahi sizden biriniz ailesi aleyhinde yemin edip de yemininde inat ve ısrar ettiği zaman da yeminini bozup Allah'ın farz kıldığı kefareti verdiği zaman da günahkardır.

Lağv yeminleri maksatsız olarak sadece dilde söylenilen ve bununla yemin kastedil­meyen yeminlerdir. İşte Kur'an'da lağv yeminini açıklayan Bakara süresindeki ayet "Allah sizin kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz..." şeklinde ve bunun dışında Maide sûresinde bir ayet zikredilmiştir. Bakara süresindeki ikiyüz yir­mi beşinci ayet hakkında Buhari'nin Ebu Davud'un, İbn Hibban'ın, Beyhaki'nin mü'minlerin annesi Hz. Aişe'den rivayet ettiği iki hadiste[14] "Yemin eden eğer yeminin ardında inşaallah derse yemin etmiş sayılmaz, isterse yemin ettiği şeyi yapsın veya yapmasın". Muhaddislerin İbn Ömer'den rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber şöyle buyur­muştur:[15]"Kim inşaallah diyerek yemin ederse yemin etmiş sayılmaz." Nesai ve Ebu Davud'un rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur. "Kim bir yemin ederse yemininde istisnaya dair bir şey söylerse ister yeminini bozsun isterse yerine ge­tirsin yemin etmiş sayılmaz."[16]

Cibril bu konuyu ikinci defa burada zikrediyor. Bu konuyu Bakara süresindeki ayet­lerde bir defa zikretmiş ve bunun üzerine yeterli derecede yorum ve açıklama yapmış­tık. [17]

 

6-  Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, güçlü olan Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve em-redildiklerini yapan acımasız melekler vardır.

7-  Ey kafirler bugün özür dilemeyin. Siz ancak işledikleri­nizin cezasını çekeceksiniz.

8-  Ey iman edenler! Samimi'[18] bir tevbe ile Allah'a dönün Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onla­rın önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider 'ey Rabbimiz nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla, çünkü sen herşeye kadirsin' derler.

 

Nasuh Tevbe

 

"Ey iman edenler kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taslar olan ateşten koru­yun..." . Önemle ve ilgiyle incelemiş olduğumuz, müjdeleyici uyarıcı ve öğüt dolu bu ayetlerin nüzul sebebi hakkında müfessirler bir rivayette bulunmamışlardır. Fakat bu ayetlerin kendilerinden önceki ayetleri müteakiben nazil olduğu anlaşılmaktadır.

Fakat bu ayetler Hz. Peygamber'i inciten bazı hanımlarının olayını anlattığı gibi bu­rada da mü'minlere uyan boyutunu anlatmaktadır. O ayetler Hz. Peygamber'in hanımla-nnı kınayıp onlardan tevbe etmelerini istemiştir. Bu ayetler de müslümanlara seslenerek kendilerini ve ailelerini "ateşten" korumalan için uyarı mahiyetinde gelmiştir. Tabii ki, Hz. Peygamber'in hanımları da buna dahildir. Aynı zamanda Hz. Peygamber'i inciten­lerin, hataları ve günahlan birikmiş kimselerin muhlis ve doğru bir şekilde tevbe ederek Allah'ın korumasını, rızasını ve rahmetini kazanarak, kıyamet gününün ürpertici olayla-nndan kendilerini ve ailelerini korumalannın gerekli olduğunu bildirmektedir.

Bu ayetler aileye seslenerek, kişinin kendi nefsini korumasına ve tevbe etmeye çağı­rarak, teşdid ve istitrad kabilini nitelediği gibi, kıyamet gününün ürpertici olaylannı da nitelemektedir. Ateş ise şiddetli ve korkunçtur. O ateşin başında çok şiddetli ve güçlü Allah'ın emirlerine karşı gelmeyen, Allah'ın emirlerini uygulamada yarışan muhafız melekler vardır.

O gün kafirlere şöyle söylenecek: "Özür dilemeyin, mazeret aramayın, sizin mazere­tiniz size fayda vermeyecek ve yaptıklarınızdan dolayı haklı ve adaletli bir şekilde ceza­landırılacaksınız. Allah o gün, Nebi'nin ve muhlis mü'minlerin gözlerini bu korkunç günde sevinçten aydınlatacak, onlar o günü görmeyecek ve Allah onlan o gün rezil et­mekten koruyacaktır. O gün onlann nurları önlerini, yanlanm aydınlatacak, Allah nuru­nu ve nimetini onların üzerine tamamlaması ve onlann günahlannı mağfiret etmesi için yalvararak dua edecekler. Ve onlar Allah'ın herşeye kadir olduğunu kabul edecekler.

Ayetler işitenler de korku ve ilgi uyandırır durumlarıyla kuvvetli ve etkileyicidir ki amaçlan da budur. Ayetteki hitap genedir ve tüm müslümanları her durum ve konumda kapsayıcıdır. Müslümanların çağırılmış olduğu nasuh tevbenin, yani işlemiş oldukları günahları kesin bir azimle terketmelerinin, geçmişte işledikleri günahlardan pişmanlık duymalarının gerekliliğini ifade etmektedir. Kur'an'ın tevbe ayetinin başında geçmiş bir çok münasebetleri örnek vererek bizi ikazdaki asıl neden de budur. Müfessirler "Kendi­lerinizi ve ailelerinizi koruyun" ayetinin üzerinde yaptığı açıklamada şöyle dediler[19]. Ayet, müslüman ev idarecisine ailesini, çocuklarını ve üzerinde tasarruf yetkisi bulun­duğu kişileri, Allah'ın farz kıldığı veya nehyettiği şeylere uymaktan, ailesini bu konuda gözetim altında tutmaktan, itaat etmeyerek ma'siyet yaptıkları zaman onları cezalandır­makla yükümlü olduğunu belirtmektedir.

Bazıları bu açıklamayı tabiine nispet etmişlerdir ki, bu zaten açıktır. [20]

 

9- Ey Nebi kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara kin tut, onların gideceği yer cehennemdir; gidecekleri yer ne kötüdür.

 

Müfessirler bu ayetle ilgili bir nüzul sebebi rivayet etmemişlerdir. Bu ayet kendisin­den önce ve sonraki ayetlerden konu itibariyle bağımsız olduğunu göstermektedir. Aye­tin buraya konulması yegâne bir durum ifade etmez. Belki de kendisinden önceki ayet­lerde tevbe etmeye, Allah'ın azabından sakınmaya, dikkat çekiliyor. Ayetlerin kafirlerin ahiretteki gidecekleri yerin cehennem olarak belirtilmesinden, kıyamet günü kafirlerin mazeretlerinin fayda vermeyeceğinden, Hz. Peygamber'in kafirlerle ve münafıklarla olan müşaveresini durdurulmasından, onlara şiddetli davranması ve cihad etmesinden bahsettiği gibi başka bir mevzuya da işaret etmiş olabilir. Ahirette gidecekleri kesin yer ise cehennemdir. Geçmişte bir çok konulan incelediğimiz gibi bu tür konular Kur'an'da çok geçmektedir. Bu ayet kendinden önceki ve sonraki ayetler arasında bir delil ve gü­ven bağlantısı kuruyor olabilir, şöyle ki bizim de dediğimiz gibi kendisinden önceki ve sonraki ayetlere direkt veya dolaylı yollarla bağlı olmadığı gibi bu konuda tek bir ihti­malde yoktur.

Müfessirler[21] İbn Abbas'a, İbn Mesud'a ve bazı tabiin alimlerine nisbet ettikleri gö­rüşte kafirlerle ve münafıklarla yapılacak mücadelenin farklılığını vurgulamışdır. Şöyle ki: kafirlerle mücadele kılıçla olur, münafıklarla mücadele ise hac etmekle, onlara kin tutarak kınama ve azarlamak gibi hallerle yapılır. Gerçi ayette böyle bir ayrım yapılma­mış bilakis onların ahirette gidecekleri yerin bir olduğu ifade edilmiştir.

Bizim aklımıza gelen Hz. Peygamber'in münafıklarla olan durumu böyle bir yorumu ilham ediyor. Şöyle ki, onlarla savaş veyahut da öldürme gibi olaylar rivayet edilmemiş­tir. Bu konuda bir çok tecrübeler vardır. Bu münafıklar, zahiren müslümanlardı, Al­lah'ın bir olduğunu ikrar ediyorlardı. Allah Rasulü'nün risaletini kabul ediyorlardı, na­maz kılıyorlardı, zekat veriyorlardı, Bakara, Ahzab ve Nisa sûresinde de açıkladığımız gibi yapılan cihadlara, savaşlara iştirak ediyorlardı. [22]

 

10-  Allah inkar edenlere Nuh'un karısıyla, Lut'un karısını misal verdi. Onlar kullarımızdan  iki salih kulun nikahında iken hainlik ettiler de : Onları Allah'tan gelen hiç bir şeyle kurtaramadılar. O iki kadına "ateşe girenlerle beraber siz de girin" denildi.

11-  Allah inananlar hakkında da Firavun'un karısını misal verdi. O şöyle demişti: "Rabbim bana katında cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden kurtar ve şu zalimler topluluğundan kurtar.

12- Irzını korumuş olan İmran kızı Meryem'i de (hatırla) ona ruhumuzdan üflemiştik de, Rabbinin sözlerini ve ki-tablarını tasdik etmişti. Ve O, gönülden itaat edenlerdendi.

 

Nuh'un, Lut'un Ve Firavun'un Eşleri

 

Ayetler, kadınları üç gruba ayırarak onların hallerini ve gidecekleri yerin durumunu anlatmaktadır.

Birinci Grub: Salih iki mü'minin koruması altında olan kadınlar. Örnek ise Nuh'un ve Lut'un hanımlarıdır. O ikisi de kocalarına ihanet etti ve onları inkar etti. Kocaları ise peygamber oldukları halde onları Allah'ın gazabından kurtaramadılar. "Ve onlara ateş hak oldu" cümlesine onlar da dahil oldular.

İkinci Grub: Allah'a isyankar, kafir bir kimsenin koruması altında olan mü'min bir kadın: Firavunun karısı.

O Allah'a iman etmişti, bütün gücüyle Allah'a yönelmişti. Firavun'un küfründen ve zulmünden yüz çevirmişti. Allah'a kendisini Firavun'dan ve ona tabi olanlardan kurtar­ması için yalvarmıştı. Cennette kendisine bir ev ve Allah'ın yanında olmayı istemişti. Ve böylece Firavun ona zarar vermeden, Allah'ın rızasına, güzel bir mükafata nail ola­rak Firavun'la olan evlilik hayatını sürdürmüştü.

Üçüncü Grub: Mü'mine bir kadın idi ve hiçbir erkek koruması altına girmemiş ve de ırzını korumuştu. Bu misal ise İmran kızı Meryem'dir. O Allah'a ve kitablanna iman et­miş, O'na boyun eğmiş ve O'na sığınmıştı. O ırzını korumuştu, Allah da kendi ruhun­dan ona üfleyerek kerem etmişti. Ve bu da böylece Allah'ın rızasına nail olarak dünya hayatı sona ermişti.

Bu ayetlerde nüzul sebeplerine göndermede bulunan özel bir rivayete rastlamadık. Anlaşılan o ki, nüzul sebebi sûrenin ayetlerdeki konusuyla alakalıdır. Özellikle sûrenin ilk konusuyla alakalıdır. Burada Hz. Peygamber'in hanımlarına bir hatırlatma ve örnek verme bâbındadır. Çünkü onlardan sadır olanın başka bir benzeri Hz. Peygamber'in ha­nımlarından meydana gelmiştir. Anlaşıldığı gibi Nuh'un hanımıyla Lut'un hanımından meydana gelen olayın bir benzeri Hz. Peygamber'in bazı hanımlarında meydana gel­miştir. Hz. Nuh ve Hz. Lut nasıl ki peygamber oldukları halde hanımlarını Allah'ın aza­bından kurtarmaya bir fayda vermedi, Hz. Peygamber'in de risalet durumunun kendi hanımlarını Allah'ın azabından kurtarmaya veyahut Allah'ın rızasını kazanmaya yeterli olmadığını ifade etmektedir.

Şüphesiz Hz. Peygamberin hanımlarının yaptığı ile Hz. Nuh'un ve Hz. Lut'un ha­nımlarının yaptıkları aynı değildir. Ayetlerdeki hâdiseler öğütü ifade etmektedir. Ayet­lerdeki verilen misaller ve hatırlatmalar bu gibi neride tekrarlanabilecek konular müslü-manlara uyan yöneltmektedir. Özellikle kişinin başkasına bağlı olması bir fayda sağla­mayacak kişiyi ancak kendi amelleri kurtaracaktır.

Ayetlerdeki ifadeler, Kur'an'dan Medeni ve Mekki bir çok sûrelerde çeşitli üsluplar­la tekrar edegelmiştir. Bunlardan bir tanesi Hud süresindeki ayetlerde Hz. Nuh'un kıs­sasında anlatılmıştır.

Bu kıssa şöyle anlatılmıştır:

"Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hakimlerin hakimisin".

"Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan birşeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim" (Hud, 45-46)

Aynı şekilde Abese sûresinde de bir misal anlatılmaktadır.

"İşte o gün kişi kendi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocukların­dan kaçar" (Abese, 34-36).

"Ey insanlar Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın baba­sı namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin..." (Lokman, 33)

Bir de Bakara sûresinde İsrailoğulları'na yönelik bir kıssa anlatılmaktadır.

"Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz, hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunamaz. Fidye alın­maz. Onlara asla yardım yapılmaz" (Bakara, 48).

Ayetlerin özellikleri ve konuyla bağlantıları şunu çağrıştırmaktadır ki, sözkonusu ayetler kadının şahsiyeti, davranışlarındaki bağımsızlığı ve bu davranışlarından doğacak neticelerin sorumluluklarını taşıma noktasındaki yetkinliği açısından bize bir telkinde bulunmaktadır. Tüm bunlar Kur'an'ın birçok vesilelerle daha önce açıkladığı ve dikkat çektiği şeylerle uyum halindedir, bağlantılıdır.

Nuh'un karısının küfür ve hıyaneti, Firavun'un karısının imanı, bu ayetlerde tek ola­rak zikredilir. Nuh, Firavun ve Musa kıssaları bugün yaygın olan Tevrat'ın bölümlerin­de geçmez. Ancak benzer vesilelerle işaret ettiğimiz üzere bu, eski kitap ve sahifelerde geçtiği ve o zamanlarda yaygın olup, bize ulaşmadığı şeklindeki düşünüşe mani değil­dir. Müfessirler[23] bazı tabiilerden rivayet etmiştir ki, Nuh'un karısı, eşinin peygamberli­ğine inananları kavminin ileri gelen zorbalarına bildirmişti. Firavun'un karısı ise, iman etti. Allah'a imanında ısrar etti. Firavun erkek çocukları gözleri önünde öldürüyor, iş­kence ediyordu. Bu durum karşısında o çok üzülüyordu. Musa'nın, Firavun'un sihirbaz­larına galip geldiğini öğrenince sevindi. Musa ve Harun'un Rabbine inandığını ilan etti. Firavun ona işkence yaptı; büyük bir kayanın O'nun üzerine atılmasını emretti. Ayetler geçen olayın Rasulullah'ın ortamında bilindiğini gösterir ki o dönemde buna kaynaklık edecek şey, sadece yahudilerin elindeydi.

Ayetlerin, dinleyenlerin bu konuda cahil olmadıklarına işaret eden bir üslupla gelmiş olması da bunu gösterir. Aynı zamanda Kur'an'ın indirilmesindeki hikmetin, nasihat, hatırlatma olması ve içinde geçen tüm tarihi mesellerin tasvir edilmesi durumu bunu ge­rektirir.

Lut'un karısına gelince, Lut kıssasının geçtiği sûreler, Saffat, Ankebut, Nemi, Şuara, Hicr, Hud, Araf'tır. Ayetlerin işaret ettiğine göre, Allah O'nun hakkında, Lut kavmine yazdığı helaki yazmıştır.

Bugün yaygın olan Tekvin kitaplarında bu mânâda bazı şeyler de vardır. Bu konular Ishah'ta da geçer.

Enbiya, Mü'minun, Al-i İmran gibi birçok Mekki ve Medeni sûrede Hz. Meryem'in Allah'a itaati, namusunu koruması Allah'ın ona ikramı, O'na ruhundan üflemesi, oğlu­nu alemlere bir mucize kılması zikredilmiştir. [24]

 



[1] "Siretü'r-Rasul" adlı eserimizin 2. cildinin 9 sayafasındaki nüzul sırasıyla ilgili rivayetlere bakınız.

[2] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/

[3] Sâihatin Seyahat edenler. Burada "oruçlular" anlamında kul­lanıldığı söylenmiştir. Merfu bir hadiste: "Bu ümmetin seyahati oruçtur" bu-yurulmuştur. Ayrıca, "hicret edenler" mânâsında kullanıldığı da söylenmiştir.

[4] Bu, "Eğer ikiniz kalplerinizin sapmış olmasından dolayı tevbe edersiniz" cümlesinin yorumudur. Zemahşeri, Hazin, Tabresi, Beğavi ve Nesefi bu görüştedir. Kasımi tefsirinde ise, "Eğer tevbe ederseniz kalpleriniz düzelir

ve doğruya yönelir" şeklinde yorumlanmıştır. Biz birinci görüşü tercih ettik. Ayetin ruhuna uygun olan da budur. Elbette Allah daha iyi bilir.

[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/443.

[6] Tac. c. 4, s. 239

[7] Bu hadisi Tabresi, Beğavi rivayet etmiştir ve ayetlerin bu konu hakkında indiğini söylemişlerdir.

[8] A.g.e, s. 240-241

[9] A.g.e, s. 240-241

A.g.e, s. 240-241

[10] Taberi, Tabresi, Beğavi, Hazin ve ibn Kesir tefsirlerine bkz.

[11] Tac. c. 3,s. 88-89

[12] Tac. c. 3,s. 67-68

[13] Tac, c. 3, s. 69-71

[14] Tac, c. 3, s. 69-71

[15] Tac, c. 3, s. 69-71

[16] Tac, c. 3, s. 69-71

[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/444-449.

[18] Tevbeten nasuhan İnsanın nefsini temizleyen tevbedir. Gü­nahkarın aşın gittiği suçtan pişmanlık duyarak bir daha dönmemeye içten ge­len bir azimle karar vermesidir Taberi'nin rivayet ettiği bir hadiste Muaz bin Cebel Rasulullah'tan nasuh tevbesini sorduğunda Rasulullah ona şöyle dedi: Tevbekânn işlediği günaha bir daha dönmemek şartıyla tevbe etmesidir.

[19] Bkz. Taberi, Beğavi, Zemahşeri, Hazin.

[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/450-451.

[21] Tevbe sûresi 73. ayetin tefsiri için bkz. Taberi, Beğavi, Hazin, ibn Kesir, Tabresi ve Zemahşeri'nin ilgili bölümleri

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/451-452.

[23] ibn Kesir, Beğavi, Hazin ve Tabresi Tefsirlerine bkz.

[24] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/452-455.