Mürselat Suresi - 077Murselat - 2. Sayfa
MÜRSELÂT SÛRESİ
77
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
33
Âyet sayısı:
50
Nüzulü
Mushaftaki sıralamada yetmiş yedinci, iniş sırasına göre otuz üçüncü sûredir. Hümeze sûresinden sonra, Kaf sûresinden önce Mekke'de inmiştir. 48. âyetinin Medine'de indiğine dair rivayet de vardır.[1]
Adı
Sûre adını, birinci âyette geçen ve "gönderilenler" anlamına gelen "mürselât" kelimesinden almıştır. Mushaflar ve tefsirlerde yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. Bazı tefsirlerde ve Buhârî'de. [2] sûre başındaki vav harfi ile birlikte "Ve'1-Mürselât" şeklinde isimlendirilmiştir. Ayrıca "Ve'1-Mürselâti urfen" adıyla da anılmaktadır. [3]
Konusu
Sûrede ağırlıklı olarak Allah' in varlığı, birliği, kudreti, melekler, kıyamet, öldükten sonra dirilme, âhiret hayatı ve orada müminler İçin hazırlanmış olan nimetler, suçlulara verilecek cezalar ve gayb âlemi gibi itikadı konular ele alınmaktadır.[4]
Meali
Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun, birbiri ardından gönderilenlere; 2. Fırtına olup esenlere; 3. Yaydıkça yayanlara; 4. (Hak ile bâtılı) birbirinden ayırdıkça ayıranlara; 5-6. Mazereti ortadan kaldırmak veya uyarmak için öğüt verenlere; 7. İyi bilin ki size vaad olunan şey mutlaka gerçekleşecektir. 8. Yıldızların ışığı söndürüldüğünde; 9. Gök yarıldığın-da; 10. Dağlar sökülüp savrulduğunda; 11. Peygambere toplantı vakti bildirildiğinde; 12. Bunlar hangi güne ertelenmiştir? 13. Ayırım gününe. 14. Ayırım gününün ne olduğunu bilir misin? 15. O gün İnkarcıların vay haline! 16. Öncekileri helak etmedik mi? 17. Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız. 18. İşte biz suçlulara böyle yaparız. 19.0 gün inkarcıların vay haline! 20. Sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? 21-22.0 suyu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. 23. Ölçüleri biz koyduk; ne de güzel yapmışızdır. 24.0 gün inkarcıların vay haline! 25-26. Biz yeryüzünü dirilere ve ölülere mekân yapmadık mı? 27. Ayrıca yeryüzünde sabit yüce dağlar yarattık. Sizlere tatlı sular içirdik. 28.0 gün inkarcıların vay haline! [5]
Tefsiri
1-6. İlk üç âyette üzerlerine yemin edilerek muhatapların dikkatleri çekilen şeyler bazı tefsircilere göre rüzgâr, fırtına, bulut gibi tabiat olaylarıdır. [6] Diğer tefsircilere göre ise daha sonraki üç âyette olduğu gibi bunlarla da Cebrail, melekler, vahiy ve Kitap kastedilmiştir.
Melekler, vahyi getirirken rüzgârlar gibi esmişler, yeryüzünde Allah'ın dinini yaymışlar, getirdikleri vahiy sayesinde inkarcılık ve cehalet yüzünden ölü hale gelen ruhlar dirilmiş, hak ile bâtıl birbirinden ayrılmış, insanların tövbe edip arınmaları sağlanmıştır. [7]
7-15. Kıyametin kopması sırasında meydana gelecek kozmik çöküşü [8] özetleyen açıklamalann ardından 11-13. âyetler, Allah Teâlâ'nın peygamberlerle ümmetleri arasında dünyada yaşanmış olan olumlu veya olumsuz ilişki hakkındaki nihaî sorgu, yargı ve kararını vereceği zamanı İfade eder ki bu zaman da kıyamet ve âhiret günüdür. Nitekim başka bir âyette de Allah'ın o gün peygamberleri toplayıp onların tebliğ ve davetlerine insanların nasıl cevap verdiklerinin sorulacağı haber verilmiştir. [9] İşte "ayırım günü"nden maksat bu sorgu ve yargı günü yani peygamberlerle onları yalancılıkla itham edenlerin arasında hükmün verileceği ve hak ile bâtılın ayırt edileceği kıyametin kopmasıyla başlayacak olan âhiret günüdür. 14. âyetteki soru cümlesi, o günün, Allah bildirmedikçe hiç kimsenin mahiyetini bilemeyeceği, tasavvur edemeyeceği olağanüstülüklere sahne olacağını İmâ eder. 15. âyet ise kıyamet ve âhireti yalan sayanların başlarına gelecek olan felaketin büyüklüğüne dikkat çekiyor. Bu ifade kalıbı sûrede 10 kez geçmekte olup her defasında izlediği âyetlerle ilgili özel bir anlam içerir. İnkarcılar, yalan saydıkları her ilâhî bildirim sebebiyle ayrı ayrı cezalandırılacakları için bunlar hakkında aynı ifade kalıbı tekrar edilmiştir. [10]
16-19. Buradaki soru, âyetlerin ilk muhatabı olan Mekke müşriklerinin, Allah'a isyanları yüzünden helak edilen Âd, Semûd vb. kavimlerin kötü âkibetlerin-den az çok haberdar olduklarını gösterir. Buna rağmen kendileri de Peygamber'i yalancılıkla itham edip ona İsyanda ısrar ederlerse öncekiler gibi cezalandırılacakları hatırlatılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber'e isyanda direnen müşrikler Bedir savaşıyla başlayan kesin bir yok oluş sürecinden geçirilerek cezalandırılmışlardır. [11] âhiretteki cezaları da ayrıca verilecektir. 18. âyette "suçlular" diye çevirdiğimiz "mücrimin" kelimesi Kur'an'da genellikle müşrikleri ifade eden bir terim olarak kullanılmıştır. Âyetin bağlamından kelimenin burada da aynı anlamda kullanıldığı anlaşılmakta; bu âyette hangi dönemde olursa olsun bütün "mücrimler"in, müşriklerin, inkarcı ve isyankârların aynı şekilde cezalandırılmasının, yüce Allah'ın bir yasası olduğu hatırlatılmaktadır. [12]
20-24. "Dayanıksız bir su"dan maksat sperm [13] onun yerleştirildiği "sağlam yer" ana rahmi, "belli bir süre" ise hamilelik dönemidir. Âyetlerde insanın hangi maddeden ve nasıl yaratıldığı açıklanarak Allah'ın neleri yapmaya, yaratmaya kadir olduğuna dair en dikkate değer örneklerden biri ortaya konmuş; böylece yeniden dirilmeyi inkâr edenlere bu inkârlarının temelsiz olduğu gösterilmiştir. 23. âyette insanın yaratılıgındaki akıllara durgunluk veren inceliklere, mükemmel düzen ve uyuma, ölçüye ve sonuçta onu yaratan ilâhî ilim ve kudretin genişliğine dikkat çekilmiştir. Böylece insan iki yönden uyarılmaktadır:
a) Allah insanı basit bir sudan yani meniden yaratmış, ana rahminde onu çeşitli aşamalardan geçirerek, maddî ve manevî kabiliyetlerle donatarak yeryüzünün en mükemmel varlığı haline getirmiştir. Ama İnsanoğlu nankörlük ederek kendisine paha biçilmez nimetleri lütfeden Allah'a isyan etmektedir. İşte bundan dolayı "O gün inkarcıların vay haline!" buyunılarak insanlar uyarılmıştır,
b) Âyetlere göre öldükten sonra dirilme olayı mutlaka gerçekleşecektir. Zira basit bir sudan böyle mükemmel insanı yaratıp meydana getiren yaratıcı kudret onu öldükten sonra diriltmeye de kadirdir. [14]
25-28. Arzın, jeolojik yapısı ve bilhassa su kaynaklan sayesinde canlılar için uygun ortam ve şartlarda yaratılmış olduğuna dikkat çekilmekte, böylece dolaylı olarak bunun, aklını işletip ibret nazarıyla görenler için, yeniden dirilme olayından daha şaşırtıcı ve daha büyük bir olay olduğu ima edilmektedir. [15]
Meâli
29. Haydi yalan saydığınız azaba doğru ilerleyin! 30-31. Gölgelendirmeyen, ateşe karşı da bir faydası dokunmayan üç bölüklü bir gölgeye doğru yol alnı. 32.0, kütükler kadar kıvılcımlar fırlatır. 33. Kocaman san halatlar gibi. 34.0 gün inkarcıların vay haline! 35. Bu öyle bir gündür ki artık konuşamazlar. 36. Kendilerine izin de verilmez ki mazeret bildirsinler. 37,0 gün inkarcıların vay haline! 38. İşte bu, aynım günüdür; sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. 39. Bir planınız varsa haydi bana karşı uygulayın planınızı! 40.0 gün inkarcıların vay haline! 41-42. Şüphe yok ki takva sahipleri göl- geliklerde ve pınar başlarında canlarının istediği çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır. 43. "Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi ariyette yiyin için" 44. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz, 45. O gün inkarcıların vay haline! 46. Siz de (dünyada) yiyin için, biraz daha faydalanın! Şüphe yok ki suça batmış durumdasınız! 47.0 gün inkarcıların vay haline! 48. Onlara "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiğinde eğilmezler. 49.0 gün inkarcıların vay haline! 50. Şimdi bundan sonra hangi söze ulanacaklar? [16]
Tefsiri
29-34.0 gün hesaplar görülüp herkesin gideceği yer belli olduktan sonra görevliler inkarcılara, dünyada yalan saymış oldukları cehenneme doğru yürümeleri için âyetlerde geçtiği gibi hitap edeceklerdir. Müfessirler "üç bölüklü gölge"den maksadın cehennem yakıtlarının çıkardığı, üçe ayrılmış yoğun duman olduğunu söylemişlerdir. [17] Âyetlerde cehennemin fırlattığı kıvılcımların benzetüdiği "kasr" kelimesinin farklı anlamlan bulunmakla birlikte [18] bunlar İçinde cehennem tasvirine en uygun olanı "hurma kütüğü" olduğu için mealde bu anlam tercih edilmiştir.
Kıraat farkları dikkate alınarak 32 ve 33. âyetlere şöyle de mâna verilmiştir: "Cehennem, kütükler gibi kocaman kıvılcımlar fırlatır. Her bir kıvılcım birer sarı (kızgın) deve gibidir"[19]
35-37. Bu âyetlerde kıyamet ve mahşer gününde suçluların konuşmalarına ve mazeret göstermelerine İzin verilmeyeceği bildirilirken başka âyetlerde onların konuşacakları ve tartışacakları belirtilmiştir. [20] Ancak bunu, âyetler arasında çelişki bulunduğu şeklinde yorumlamamak gerekir. Zira bu farklı âyetlerde âhiretin farklı sahneleri tasvir edilmektedir. [21]
38-40. "Aynım günü"nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, inananın inkâr edenden ayni edileceği yargı günüdür. Allah o gün gerek Kur'an'ın hitap ettiği topluluğu ve sonraki nesilleri, gerekse Kur'an'ın inmesinden önce gelip geçmiş bütün insanları mahşerde toplayıp aralarında hükmünü verecektir. [22] Bir yoruma göre "siz ve sizden öncekiler" ifadesiyle bilhassa Hz. PeygamberMn muhatapları olan Arap müşrikleriyle önceki dönemlerin inkarcıları kastedilmiştir. Âyetin özellikle tehdit ve uyan amacı taşıdığı dikkate alındığında bu yorum daha isabetli görülebilir. Nitekim 39. âyet de bu yorumu desteklemektedir. Burada inkarcılara, "Bir planınız varsa haydi bana karşı uygulayın planınızı!" denilerek hak ettikleri cezadan kurtulma hususunda bir çareleri varsa onu kullanmaları istenir; ancak bu İstek, gerçekten onların bir çare bulmaları için değil, içine düşecekleri çaresizliği ortaya koymak içindir. [23]
41-45. Râzî, Şevkânî gibi müfessİrler, sûrenin bütüniindeki konulann uyumunu dikkate alarak bu âyetlerde âhiretteki durumları özetlenen "takva sahipleri" ile bilhassa Allah'a ortak koşmaktan sakınan müminlerin kastedildiğini belirtirler. Râzî âyetteki takva kelimesinin itaatkâr olan ve olmayan bütün müminleri kapsadığını önemle hatırlatır. [24] Ancak gerek takva kavramının Kur'an-t Kerîm'dekî genel anlamı gerekse burada "takva sahipleri"nîn niteliğini ve ödüllerini açıklayan 43-44. âyetler, kavramın burada da hem imanı hem de itaati kapsadığını göstermektedir. [25]
46-47. Takva sahiplerini öven ve onlara âhiret mutluluğu müjdeleyen ifadelerin ardından, putperestlere yöneltilen "... yiyin, biraz daha faydalanın!" şeklindeki tehdit ifadesiyle -takva sahiplerinin duyarlı ve sorumlu yaşayışlarının aksine-yiyip İçmenin ötesinde bir kaygı taşımadan sorumsuzca geçirilen bir hayatın gerçekte ne büyük bir ziyan olduğu anlatılmaktadır. Dünya nimetleri ne kadar bol olursa olsun insan ömrü kısa, dünya ise fânidir; sonuçta suçluların gideceği yer cehennemdir. Bu nedenle onlar hakkında da "(Gerçekleri) yalan sayanların vay haline o gün!" buyurulmuştur. [26]
48. Bu âyetle ilgili üç yorum yapılmıştır:
1. Sakifliler hakkında inmiştir. Hz. Peygamber kendilerine namazla İlgili âyetleri tebliğ ettiğinde onlar, "Namazı bizden kaldır; biz eğilenleyiz, bu bizim için bir ardır" demişler. Hz. Peygamber de "Rükûsu ve secdesi olmayan dinde hayır yoktur" buyurarak onların yersiz isteklerini reddetmiştir. [27]
2. İman etmeden ölenlere âhirette "Allah'ın huzurunda eğilin" denilecek, fakat kendilerinde eğilme gücü bulamayacaklar.
3. Âyetteki "eğilme" (rükû) kelimesiyle genel olarak Allah'a itaat ve saygı kastedilmiştir. [28]
50. "Bu" zamiriyle Kur'ân-ı Kerîm kastedilmiştir. İman edilecek en doğru söz Kur'ân-ı Kerim 'dir. Kuşkusuz bütün sözler içerisinde en doğrusu, en aydınlatıcısı, en İnanılır ve güvenilir olanı, aynca inanıp izleyenlere en yararlı ve kurtarıcı olanı Allah'ın sözüdür. Çünkü En'am Sûresinin 115. âyetinde "Rabbinİn sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır" buyurulmuştur. Sûrenin genelinde inkarcıların yanlış inanç ve tutumları ve bu yüzden uğrayacakları uhre-vî cezalar hakkında bilgi verildikten sonra kurtuluş yolunun Kur'ân-ı Kerîm'e inanıp onu izlemek olduğunu bildiren âyetle sûre son bulmaktadır. Her yönüyle mucize olan Kur'an'a iman etmeyen inkarcıların, artık iman edecekleri herhangi bir sözün veya bir kitabın bulunmadığına işaret edilmektedir. [29]
[1] Şevkânî, V, 411; İbn Âşûr, XXIX, 418
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/451.
[2] Tefsir", 77
[3] bilgi için bk. İbn Âşûr, XXIX, 417-418
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/451.
[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/451.
[5] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/452.
[6] bk. Zâriyât 51/1-4
[7] Zemahşerî, IV, 202; bilgi için bk Râzî, XXX, 264-268; İbn Âşûr, XXIX, 419-423; Ateş, X, 264-266
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/452.
[8] meşe- lâ bk. İbrahim 14/18; Tâhâ 20/105 Müzzemmil, 73/14
[9] Mâide 5/109
[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/452-453.
[11] bk. Râzî, XXX, 272
[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/453.
[13] bk. Kıyamet 75/37
[14] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/453-454.
[15] Şevkânî, V, 414
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/454.
[16] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/454-455.
[17] Taberî, XXIX, 146
[18] bk. Râzî, XXX, 277; Şevkânî, V, 415-416
[19] Şevkânî, V, 416
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/455.
[20] meselâ bk. En'âm 6/23; Zümer 39/31; Fussilet 41/21
[21] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/455.
[22] krg. Vâ-kı'a 56/49-50
[23] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/455.
[24] XXX, 281 -282; Şevkânî, V, 417
[25] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/455.
[26] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/455.
[27] Şevkânî, V, 417
[28] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/456.
[29] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/456.
İslami Okul Okulların En Önemlisi