Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Abese Suresi - 080Abese - 19. Sayfa

ABESE SÛRESİ 2

İbn-İ Ummî  Mektum'un Kıssası 2

Bazı Kelimeler: 2

Nüzul Sebebi: 2

Kıyamet Gününde İnananların Ve İnkarcıların Durumu. 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 4


ABESE SÛRESİ

 

Mfekkîdir. 42 ayettir, Kur'an-ı Kerim'in bîr öğüt olduğunu ve dileyen kim­senin onunla öğütleneceğini açıklamanın yanısıra İbn-i Ümmi Mektumün kıs­sasını anlatmaktadır. Daha sonra insanın aslını ve doğuşunu beyan buyur­makta, insanın nazarını, yiyeceğine ve içeceğine çevirmektedir ki, öğüt alsın. Sonra da ahiret hayatım ve ondaki şeyleri ihmal etmesin.

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla. [1]

 

İbn-İ Ummî  Mektum'un Kıssası

 

1-2- Yanma kör bir kimse geldi diye Peygamber yüzünü asıp çevirdi.

3- Ey Muhammedi Ne bilirsin, belki de o arınacak;

4- Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.

5-6- Ama sen, kendisini Öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.

7- Arınmak İstemesinden sana ne?

8-10- Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

11- Dikkat et; bu Kur'an bir öğüttür.

12- Dileyen onu öğüt kabul eder.

13-14- O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.

15-16- İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.

17- Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!

18- Allah onu hangi şeyden yaratmış?

19- Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;

20- Sonra, yolu kolaylaştırmıştır.

21- Sonra onu öldürür ve kabre koyar.

22- Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.

23- Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hâlâ yerine getirmemiştir.

24- İnsan, yiyeceğine bir baksın;

25- Doğrusu suyu bol bol İndirmekteyiz,

26-31- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzüm­ler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde kocakoca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

32- Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir. [2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yüz çevirdi. Surat astı. îbn-i ümmi Mektum.Günahlardan arınır. Allah'a imandan istiğna etti.

Öğüt. Hayır talebine koşuyor. Ona yöneliyorsun. Ondan vazgeçip başka şeyle meşgul oluyorsun.

Sahifeler.öğüt.

Sâfİr kelimesinin çoğulu, iki grubun arası­nı bulmaya çalışan kimse.Onu, kendisi için uygun olan bir şeye ha­zırladı.Baklagiller gibi insanın yediği taze sebzeler, bunun yorîca manasına geldiğini söyleyenler de vardır. Onu diriltti.Dal­ları birbirine sarmaş dolaş olmuş.

Çayır ve otlak. [3]

 

Nüzul Sebebi:

 

Rivayete göre Hz. Hatice'nin dayısı oğlu tbn-i Ümmi Mektum,a'mâ bir kimse olup Resulullah (S.A.V.) efendimizin yanına gelerek O'ndan Kur'an oku­masını ve Allah'ın öğrettiklerinden kendisine de öğretmesini istemişti. Pey­gamber (S.A,V.) efendimizin yanında o esnada Utbe bin Rebia ile kardeşi Şeybe,, Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef ve diğer Kureyşli ileri gelenlerden bir heyet bu­lunmakta İdi. Peygamber (S.A.V.) efendimiz onları İslama davet etmek, Al­lah'ı ve âhiret gününü onlara hatırlatmakla meşgul bulunuyordu. Peygamber (S.A.V.) efendimiz onların İslama girmeleri halinde peşlerinden kendilerine tâbi bulunan kimseleri de İslama çekeceklerine inanarak İman etmelerini şid­detle arzuluyordu.

Peygamber efendimiz şirkin liderleri ile konuşmakta iken Îbn-İ Ümmi Mektum gelip: Ey Allah'ın Resulü! Bana Kur'an oku ve Allah'ın sana öğret­tiklerinden bana da öğret, diye seslenince Resulullah (S.A.V) efendimizin yü­zü ekşidi ve ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimizi ince bir şekilde kınayan yukarıdaki ayet-i kerimeler nazil oldu. Çünkü Pey­gamber efendimiz, kendisinden Kur'an öğrenmek, ilim ve nurunu arttırmak isteyen âma bir fakiri bırakarak güçlü zenginlere yönelmişti. Bu nedenle de fakirlerin kalpleri kırılmıştı. îşte bu kırıklığı bertaraf etmek için Resulullah (S.A.V.) efendimiz, âma bir fakirin karşısında yüzünü ekşittiğinden ötürü kı­nanmıştı. Bu açık kınamada, Resulullah (S.A.V.) efendimizin Rabbinden ge­len buyrukları tebliğ etmek hususunda sadık ve dürüst bir ?si olduğuna ve bu Kur'an'ın, Resulullah tarafından uydurulmuş değil de Allah katından gön­derilmiş bir kitap olduğuna delil yok mudur?

Âma olan îbn-i Ümmi Mektum geldiğinde Resûluüah (S.A.V.) efendi­miz yüzünü ekşitmiş ve ondan yüz çevirmişti. Ümmü Mektum kendisine gel­diğinde Peygamberimiz, şirkin liderleriyle konuşmakla meşgul idi. Bu sebep­le Cenab-ı Allah O'nu kınayarak şöyle buyurdu: Sen ne bilirsin? Belki o âmâ, senden duyacağı şeyler ve senden alacağı vahiyler ile arınmak İstiyor! Evet senin bu konuda bildiğin nedir ki?! Belki o temizlenmek, arınmak veya sen­den öğüt alıp Öğütlerinden yararlanmak istiyor!

Cenab-ı Allah, şerefli elçisini yumuşakça kınayarak mealen kendisine şöyle buyuruyor: Yaptığın işe bak! Kendi malına ve itibarına güvenerek hakkı ka­bul edip nasihati dinlemekten yüz çeviren, Allah'a iman etmekten, O'na itaat etmekten, Rer ae tabi olmaktan yüz çeviren kimselerle uğraşıyor, onlara Öğüt vermeye ;.-aşıyorsun! Fakat Allah'tan korkarak hidayet isteği ile sana gelen kimselere bakmıyor, onlarla meşgul olmuyorsun!

Bu yaptığından ötürü Peygamber efendimiz bu İfadelerle kınanmakta­dır. Halbuki Resulullah tebliğden başka bir şeyle görevli değildir. Her kim kendi burnunun doğrultusunda gidip dünyası ile mağrur olur, âhiretini unu­tur ve kendisinin hidayete, sırat-ı müstakime muhtaç olmadığım zannederse onun kendi haline bırakılması dolayısıyla Resulullah ayıplanmaz ve de kınan­maz.

Cenab-ı Allah bu hadiseyi anlattıktan sonra Resulullah'ın vazifesini ve yapması gereken işleri açıkladı. Ve Resulullah'ın getirdiği şu risaleti kâfirle­rin gönüllerine yerleştirmek İçin Resulullah'ın fazla bir çaba ve gayret sarfet-meye ihtiyacı olmadığını bildirdi. Bu risalet sadece bir Öğüt ve hatırlatmadır. Dileyen iman eder, dileyen kafir olur. O halde ey Peygamber, şu harİflerin iman etmeleri için senin ısrarda bulunmana ihtiyaç yoktur! Hayır... Bu, Al­lah'ın ayetlerinden gafil olan kimseler için nasihattir. Dileyen bundan Öğüt alır, dileyen bu öğütlerden yararlanmaz. Yararlanmadığı takdirde de kendi nef­sine karşı bir suç işlemiş olur. Sonra Cenab-ı Allah bu öğütleri, şanının yüce­liğine delalet eden vasıflarla niteleyerek şöyle buyurmuştur: Bu Öğütler, bu hatırlatmalar, noksanlıklardan ve ayıplardan arınmış, yüce, şerefli ve kıymetli sahifelere tesbit edilip kaydedilmiştir. Bunlara hiçbir yönden eksiklik ve şai­be bulaşmaz. Bunlar, Allah ile halk arasında elçilik görevi ifâ eden melekler vasıtasıyla gelmiştir. Bu melekler Allah katında şereflidirler. Hatta ikram gör­müş kullardırlar. Temiz, arı ve iyi kimselerdirler. Kendilerine emretttiği hu­susta Allah'a karşı gelmez ve emrolunduklan işleri yaparlar.

Kur'an'm durumu işte budur. O öğüt ve hatırlatma olarak gelmiştir. Yük­sek ve temiz bir mertebededir. Güvenilir, kıymetli, şerefli ve tertemiz melek­ler vasıtasıyla gelmiştir. Artık bundan sonra Onu, akıllı bir kimsenin inkâr etmesini makul karşılayabilir misiniz?! Kahrolası insan, ne kadar da inkarcı­dır, kendi nefsine bakmıyor mu, o neden yaratılmıştır? Doğrusu o, pis ve mur­dar bir damlacık sudan yaratılmıştır. Sonra tastamam bir yaratık haline gel­miştir. Kendisine teklif edilen işleri yapması ve bu kâinatı imar etmekteki va­zifesini edâ etmesi için Cenab-ı Allah onu hazır hale getirmiştir. Sonra da onda icad etmiş olduğu akıl vasıtasıyla hayır ve şerrin yollarını kendisine gös­termiştir. Yine kendisine gönderdiği elçiler ve kitaplar vasıtasıyla hayır ile şerrin yollarını göstermiştir. Görmez misin ki Cenab-ı Allah, kuluna her iki yolu da göstermiş, bundan sonra onu öldürerek kendisini gizleyecek bir kabre koy­muştur. Bundan sonra da dilediği bir zamanda onu hesaba çekmek üzere di-riltecektir. Ey insan, başlangıcına ve nihayetine iyi bak!

Hayır ey insan! Artık içinde bulunduğun şu sapıklıktan vazgeç. Doğru yola dön. Rabbine yönel. Sen, Rabbinİn sana emrettiği vazifeleri yerine getirmiyorsun. O'nun senden İstediklerini de pek iyi bilmiyorsun!

Hal böyle olunca insan, yiyeceklerine bir baksın. Onlar nasıl oluşmuş­lar? Görmezler mi ki Allah gökten su indirir, onu yere döker, sonra yerden bitkiler çıkarır. Kurumuş toprağı, bitki ve sebzelerle canlandırır. Orada arpa, buğday, üzüm, yemiş, bakla, zeytin ve hurmalar bitirir. Dalları birbirine sar­maş dolaş olmuş sık ağaçlıklar meydana getirir. Ey insanlar bütün bunlar, sizlerle davarlarınız içindir. [4]

 

Kıyamet Gününde İnananların Ve İnkarcıların Durumu

 

33- O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;

34-36- Ogün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

37- O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.

38-39- O gün bir takım yüzler aydınlıktır. Gülmekte ve sevinmektedir.

40-41- O gün bir takım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürü­müştür.

42- İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır. [5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kulakları sağır eden şiddetli bir ses. Bu kelime ile, kıyameti koparan sûra üfleyiş kast edilmiştir.

Eşi.Onu meşgul eder. Kendisinden başka şeylerden yüz çevirtir.

Sevinçli ve ferahh.

Işıl ışıl, aydınlık. Bürür. Toz. Aklın sınırları dışına çıkan günahkârlar.

Duman gibi siyah. [6]

 

Açıklama:

 

İşte böyle... Nimetler sayıldıktan ve Allah'ın lütuflan anlatıldıktan sonra insanın küfürden, kibirden ve facirlikten uzak olarak sağlıklı bir düşünce ile tefekkür etmesi gerekiyor. Evet bu nimetleri sıraladıktan sonra Cenab-ı Allah bize kıyamet gününü ve onun korkulu manzaralarını hatırlatıyor. O korkulu manzaraları müsbade eden insan, dostlanndan yüz çevirir. Kendinden başkalarını düşünemez d tr. O müthiş olay ve çarpıcı felaket gerçekleştiği za­man insan kardeşinden uzaklaşır, kaçar, kimseye yardımcı olamaz. "O gün dost, dostundan bir şey savamaz ve onlara yardım da edilmez!'[7] Halbuki dünyada iken kişi dostundan yardım ister ve ona güvenir, ondan güç alırdı. Ama kıyamet gününde işte görüldüğü gibi ebeveyninden, anasından, babasın­dan, kardeşlerinden ve dostlanndan kaçar uzaklaşır. Başkalarına nisbetîe kalbi kendilerine sıkı bir şekilde bağlı olan zevcesinden, oğullarından kaçıp uzakla­şır. Nasıl kaçmasın ki? O günde herkesi akrabalarından ve aşiretinden yüz çevirtecek kadar önemli bîr iş vardır. Kıyamet gününde bazı yüzler görürsün ki ışıl ışıl ve parıl parıl parlamaktadırlar. Kafaları sakin, zihinleri rahattır. Sevinçlerinden ötürü tebessüm halindedirler. îşte bu yüzler, dünyada İken iman edip salih amel işlemiş olan kimselerin yüzleridir, öte yandan bazı yüzler de görürsün ki onları toz bürümüş, simsiyah hale gelmiştir. Keder, üzüntü ve cinnet halindedirler. İşte onlar dünyada iken Allah ve Resulünü İnkâr eden, ahirete iman etmeyen, fısk-u fücur'a sapıp şeriatın, akim ve sahih örfün dışına çıka­rak kötülükler irtikâb eden kimselerin yüzleridir. Onların cezası da İşte bu­dur. Cehennem ne kötü bir dönüş yeridir! [8]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/447.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/447-448.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/448-449.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/449-451.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/4451.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/451.

[7] Duhan sûresi: 41.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/451-452.