Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Zilzal Suresi - 099Zilzal - 1. Sayfa

ZÎLZÂL SÜRESİ 2

Meal 2

Gîriş. 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2


ZÎLZÂL SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Yer küresi bütün sarsıntısıyla sarsıldığı zaman,

2- Ve yer küresi  (içindeki bütün)  ağırlıklarını çıkardığı zaman,

3- İnsan «Ne oluyor buna?» diye söylediği zaman,

4 - O gün yeryüzü haberlerini anlatacaktır.

5- Çünkü Rabbin ona vahyetmîştir.

6- O gün insanlar amelleri kendilerine   gösterilsin   diye grup grup fırlayıp kabirlerinden çıkacaktır.

7- Kim zerre ağırlığında hayr işledi ise onu görecektir.

8- Kim de zerre ağırlığında kötülük işlediyse  onu göre­cektir. [1]

 

Gîriş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 8 ayettir.Bu sureye aynı zamanda «Zulzilet» Suresi de denilmektedir.

îbn Abbas, Mücahid ve Ata'nın görüşüne göre Mekkî, Katade ve Mukatil'in görüşüne göre ise Medeni'dir.

Ayetleri Küfe ve Medine'nin ilk sayımına göre sekiz, diğer sayımlara göre dokuzdur. Harfleri 149, kelimeleri 35'dir.

Tirmizi ve Beyhaki, İbn Abbas'tan merfu olarak şöyle rivayet ediyorlar: «Zilzal Suresi Kur'an'ın yansına denktir».

Başka bir hadiste «dörtte birine denktir» şeklinde gelmiştir. Yansına denk olması şu şekilde tefsir edilmiştir: «Kur'an'ın ah­kâmı dünya ve ahiret ahkâmına taksim edilmek suretiyle ikidir. Bu sure de ahiret ahkâmını kapsadığından onun yansına denktir» denilmiştir.

Tirmizi şöyle rivayet ediyor:

«Bir kut dört şeye iman etmedikçe iman etmiş sayılmaz. Al­lah'tan başka mabud olmadığına şahitlik edecek, benim Allah'ın Rasûl-ü olduğuma ve hakla gönderildiğime şahitlik edecektir. Ölü­me ve ölümden-sonra haşre iman edecek ve Allah'ın kaderine iman edecektir.» [2]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-8)   «Yer küresi bütün sarsmtıstyla...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Yer şiddetli bir şekilde sarsıldığı zaman» ibaresi hakkında bazıları «Bu sarsıntı birinci sura üfürülüş anında olur» der. (Mü-cahid). Çünkü Cenab-ı Hak, «O sarsıntının sarsacağı günü hatırlat. Arkasından oniı diğer bir sarsıntı izleyecektir» (Naziat: 6-7) bu­yurmuştur. Sonra ikinci bir sarsıntı olacaktır. İşte o, içindeki ölüleri ve hazineleri dışarı atacaktır. Onlar ağırlıklardır.

«Yer ağırlıklarını çıkardığı zaman». Ebu Ubeyde, «Ölü yerin içinde olduğunda yer için bir ağırlıktır. Onun üzerinde olduğunda onun üzerinde bir ağırlık olur» demiştir.

îbn Abbas ve Mücahid, «Yerin ağırlıklarından maksat içinde­ki ölülerdir)) diyor. İkinci sura üfürülüşte onları dışarıya atacak­tır. İşte bundan ötürüdür ki cin ve insanlara «Sekaleyn= iki ağır-hk» denilmiştir.

Bazılarına göre «Yerin ağırlıkları»ndan maksat, yerdeki hazi­nelerdir. Hz. Peygamber'in şu hadisi de bu kabildendir: «Yer ci­ğerinin parçalarını kusar. O parçalar altın ve gümüştendir ve dU rekler gibi çıkarlar». Yani çokça, büyükçe çıkarlar.

Üçüncü ayetteki «insan»ûaxı maksat Hz. Adem'in kâfir evla­dıdır. Dahhak, îbn Abbas'tan rivayet eder: «Bu insandan maksat Esved bin Abdul Esed'dir».

Bazı müfessirler, «Burada yerin sarsıntısını, hasrın kopması, m gören her insan kastedilmektedir. İster mümin ister kâfir olsun» demişlerdir. Bu, yer sarsıntısını dünyada Kıyamet alâmetlerinden sayan kişinin görüşüdür. Çünkü onlar Haşr'in başlangıcında Haşr' m şartlarının tamamını bilmezler. Onun için bazıları diğerine «Ne oluyor buna?» diye sorarlar.

«İnsan ile burada sadece kâfir kastedilmektedir» diyen bir kimsenin kavline binaen buradaki sarsıntı Kıyamet sarsıntısıdır. Çünkü mümin Kıyamet sarsıntısına inanır, onu sormaz. Kâfir onu inkâr eder ve bunun için onu sorar.

«Ona ne oluyor?» ifadesinin mânâsı, niçin bu yer böyle sarsı­lıyor, şiddetli hareket yapıyor? demektir. Veya niçin bu yer için-deki ağırlıkları çıkanyor? Veya kelime taaccub ifade eder. Cenab-i Hak birinci üfürülüşten sonra ölüleri diriltebilir. Sonra yer sar­sılabilir ve Ölüleri dışarı atabilir. Bunlar yerin sarsıntısını gör­müş olurlar.. Ve ölüler diri oldukları halde yer yarılıp onları içine atar. İşte onlar dehşetten ötürü burada ağlar.

«Sarsıldığı günde yer, üzerinde yapılan hayrı ve şerri haber verir».

Dördüncü ayetin başındaki «Yevmeizin» kelimesi ya surenin başında geçen «Zulzilet» fiiline bağlıdır, ona zarftır; veya kendisin­den sonra gelen «Tuhaddisu» fiiline bağlıdır, ona zarf olur.

«Ona ne oluyor?» cümlesi bir görüşe göre Allah'ın kelamıdır. İkinci bir görüşe göre de insanın sözüdür. Yani yere ne oldu ki üzerindeki haberleri konuşur?

Tirmizİ, Ebu Hüreyre'den şöyle rivayet ediyor: «Rasûl-ü Ek­rem, «o gün, yer haberlerini konuşur» ayetini okuduğunda, «siz ye-rin haberlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?» diye sordu. Saha-biler, «Allah ve-Rasûlü daha iyi bilir» dedi. Hz. Peygamber, «onun haberleri her köle ve cariyenin onun sırtında işlemiş olduğu şey­leri haber vermesi, söylemesidir» Der ki: Falan gün falan adam, falan işi falan yerde benim sırtımda yaptı. İşte bunlar yerin ha­berleridir» dedi! Tirmizi «Bu haber hasen ve sahihtir» demiştir. Yani yer sırtında kulların yaptıkları amellerini haykırır. (Ebu Hu-reyre)

Tabii bu görüş «Bu sarsıntı Kıyamet sarsıntısıdır» diyenlere ^ göredir. Veya içindeki ağırlıklarım çıkardığını bildiren haberler ;| kastedilmektedir. (Yahya bin Sellam). Bu da «Kıyametin şartla- U rından olan sarsıntıdır» diyenin görüşüne göredir. Bu hususta $ îbn Mesud'un Rasûlullah'tan rivayet ettiği bir hadis vardır: «Ku­lun eceli bir yerde olursa ihtiyaç onu oraya götürür. Oraya kar­dığında Allah onun canını alır, îşte yeryüzü Kıyamet Günü'nde, «Yarab! Bu, bana vedia olarak bıraktığındır» der. (îbn Mace). Ve-ya yer Kıyamet'in kopacağım haber verir. İnsanlar «yere ne oldu?» dediklerinde yer: «Kıyamet koptu!» diye haykırır (İbn Mesud). Yani yer küresi «dünyanın emri tamam oldu, ahiretin emri geldi» diye haykırır. îşte bu onların sualine cevaptır, kâfir için bir teh-did, mümin için ise bir uyarmadır.

«Haberlerini konuşur» cümlesi hakkında üç görüş vardır:

A) Allah yeryüzünü »konuşan bir canlı haline getirir, o da konuşur.

B) Allah onda kelamı halkeder.

O   Onda kelam yerine geçecek bir açıklama yaratır.Taberi, «Haberlerini, sarsılmak, ölülerini çıkarmak ve sallan-

ti ile açıklar demektir» demiştir.«Allah ona vahyetti», yani ona emretti, (Mücahid). Süddı, «Ona vahyetti; yani ona dedi» demiştir. Bazıları «Ona vahyetmeJc-ten maksat onu musahhar kıldı demektir» der. Bazıları da «Yer sarsıntısı olduğu, yeryüzü ağırlıklarını çıkardığı gün, yeryüzü haberlerini konuşacaktır. Üzerlerinde olan taat ve isyanları, üzerin­de yapılan hayır ve şerri haykıracaktır» demişlerdir (Sevri).

«Eştaten» kelimesi fırkalar, gruplar demektir. Yani o gün in­sanlar ayrı ayrı gruplar halinde çıkarlar. Bazıları «Hesap yerin, den grup halinde çıkarlar. Bir grub sağ tarafı tutup cennete, bir grub da sol tarafı tutup cehenneme giderler» demiştir. Nitekim Ce. nab-ı Hak Nur Suresi'nin 14 ve 43. ayetlerinde bunu söylemekte­dir.

Bazıları «Hesaptan kurtulduktan sonra gruplar halinde he­saptan dönerler» demiştir. Böylece amellerinin sevabı onlara gös­terilmiş olur. Bu tıpkı Rasûl-ü Ekrem'den gelen şu hadis gibidir: «Hiç kimse yoktur ki kıyamet gününde nefsini kınamasın. Eğer iyiyse «niçin daha fazla iyilik yapmadım?» diyecektir. Eğer kötü ise «niçin günahlardan sakınmadım?» diyecektir. Bu durum, sevab ve ikabı gördükleri zaman olacaktır».

«Kim zerre kadar hayr işlerse onu görecek, Hm zerre kadar şer işlerse onu görecektir».

tbn Abbas diyor ki: «Kâfirlerden zerre miktarı hayr işleyen dünyada karşılığını alacaktır. Ahirette ona sevap yoktur. Kim zer. re miktarı şer işlerse ahirette onun cezasını şirk cezasıyla bera-\ ber çekecektir. Müminlerden kim zerre miktarı şer işlerse dünya­da onun cezasını çekecektir. Ahirette, öldükten sonra onun cezası kalmaz, affedilir. Eğer zerre miktarı kadar hayr işlerse dünyada kabul edilir, ahirette ise katmerleşir».

Hadisin bir kısmı da şu mânâda gelmiştir: Zerre'nin ağırlığı yoktur. Bu bir temsildir. Yani Cenab-ı Hak Ademoğlu'nun, ister küçük ister büyük olsun, işlediklerinden gafil değildir. Tıpkı Nisa Suresi'nin 4. ayetinde «Kesinlikle Allah zerre miktarı dahi zulmet. mez» buyurulduğu gibi.

Kişi elini yere vurursa, eline yapışanlara zerre denilir, İbn Abbas der ki: Kişi elini yere koyup kaldırdığında eline topraktan yapışan her şeye zerre denilir.

Muhammed bin Kâb'ul-Kurezi, {{Kâfirlerden biri zerre kadar hayr işlerse onun sevabım dünyada, nefsinde, malında, ehlinde, çocuğunda görür. Böylece Allah katında hayrı olmadığı halde dün­yadan çıkar. Müminden zerre kadar şer işleyen ise o da onun ce­zasını dünyada nefsinde, malında, çocuğunda, aile efradında gö­rür. Dünyadan Allah katında bir şerri olmadığı halde çıkar. Bu­nun delili, müdekkik alimlerin Enes'ten naklettikleri şu hadistir: Bu ayet Allah Rasûlü'nün üzerine indi. Ebubekir yemek yiyordu. Yemekten vazgeçti: {{Ey Allah'ın Rasütü! Kesinlikle bize bizim iş­lediğimiz hayr ve şer gösterilecek midir?)) diye sordu. RasûUü Ek­rem: «Senin hoşuna gitmeyenlerden bir şey görmeyeceksin. Onlar şerrin zerrelerinin miskalleridir. Sizin için hayr zerrelerinin mis-kalteri de azık olacaktır, onlar Kıyamet Günü'nde size verilecek­tir» buyurdu.

Ebu tdris der ki: «Bu hadisin tasdiki Kur'an'daki şu ayettir: «Size isabet eden her musibet ancak ellerinizin kazanmakta oldu­ğu dola&ısıyladır. Allah çoğunu da affeder». (Şura: 30)

Ibn Mesud, «Bu, Kur'an'ın en muhkem ayetidir» demiştir. Kâb'ul-Ahbar, «Allah Muhammed'e iki ayet indirmiştir. O iki ayet Tevrat'ta, İncil'de, Zebur'da ve suhuflarda ne varsa hepsini kapsa­maktadır. Bu iki ayet «Kim zerre miktarı hayr işlerse onu görür, kim zerre miktarı şer işlerse onu görür» demiştir.

Ebu Medyen'e göre nHayr'dan zerre kadar işleyen onu görür» ayeti ahiretten önce dünyada görür, demektir.

El-Muttalib bin Hanteb der ki; bir bedevi Rasûlullah'ın bu ayeti okuduğunu işitince:  «Ey Allah'ın Rasûlü, zerre miktarı mı diyorsun sen?» diye sordu. Hz. Peygamber «evet» deyince bedevi: «Vay benim rezaletime» dedi ve bunu birçok defa tekrarladı. Ve bunu söyleye söyleye kalkıp çıktı. Rasûl-ü Ekrem: «îman bede-vinin kalbine girdi» buyurdu.

Hasan diyor ki: Perazdak'ın amcası Naciye oğlu Sa'saa Rasûlullah'a geldi. «Kim zerre miktarı şer işlerse» ayetini dinlediği zaman: «Artık ben Kur'an'da başka bir şey işitmesem dahi bu ba­na kâfidir. Mevize nihayete ermiştir» dedi.

Ma'mer, Zeyd bin Eslem'den şöyle rivayet ediyor: Bir kişi Ra­sûl-ü Ekrem'e gelerek, «Allah'ın sana öğrettiğinden bana da öğret» dedi. Rasûl-Ü Ekrem onu, kendisine dini öğretmesi için bir sa-habiye teslim etti. Sahabi de ona Zilzal Suresi'ni «Kim zerre mik-tan hayr işlerse onu görür, kim zerre miktarı şer işlerse onu gö­rür)) ayetine kadar öğretti. O bunu işitince «Bu bana kâfidir» de­di ve öğretmeninden ayrıldı. Muallim, Rasûlullah'a bu haberi ve­rince, Rasûlullah: «Onu bırak, o, meseleyi anlamıştır» buyurdu.

Bazıları «Zerre kırmızı ve küçük bir karınca demektir. Gayet incedir. Bir yaşına geldikten sonra ancak yürüyebilir. Ve bu keli­me azlıkta kullanılır, azlığın adıdır» derlerken, bazıları da «Zerre güneşin ışınları arasında görülen tozcuklardır» demişlerdir. [3]

ZÎLZAL SURESİ'NÎN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/130.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/131.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/132-137.