Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tekasür Suresi - 102Tekasur - 13. Sayfa

TEKASÜR SURESİ 2

Surenin İsmi: 2

Önceki Sureyle İlişkisi: 2

Surenin Muhtevası: 2

Nüzul Sebebi: 2

Dünyalıkla Böbürlenme Ve Amellerden Sorulma: 2

Belagat: 2

Kelime ve İbareler: 3

Nüzul Sebebi: 3

Açıklaması: 3

Kabir Ziyaretleri: 3

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 4


TEKASÜR SURESİ

 

Surenin İsmi:

 

Bu sure ilk ayetteki malla, evlat ve yandaşlarla övünme sizi meşgul etti anlamına gelen "Elhâkümü't-Tekâsür" sözünden dolayı Tekâsür suresi olarak anılmıştır.[1]

 

Önceki Sureyle İlişkisi:

 

Kari'a suresi bazı kıyamet korkuları ile iyilerin ve kötülerin karşılık gö­receklerini haber verdi. Bu surede de cehenneme müstahak olmanın sebebi zikredildi: Bu dünya ile meşgul olup dini ihmal etme ve günah işlemedir. Ay­rıca dünyada yapılan işlerden dolayı insana ahiretteki mesuliyeti hatırlatıldı. [2]

 

Surenin Muhtevası:

 

Mekke'de inen bu surenin konusu sadece dünya için çalışma ve ahiret için hazırlanmayı terk etme konusunda insanları uyarmaktır. Bu nedenle de üç konu ifade edilmektedir.

1- İnsanlann dünya lezzetleri ve aldatmaları ile meşgul olup ölüm ge­linceye kadar gaflette kalmalarının beyanı: "Sizi çoklukla böbürleniş oyala­dı, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz." (1-2. ayetler).

2- Kıyamette, bütün yapılan işlerden sorumlu tutulacağı uyarısı: "Sa­kının. İleride bileceksiniz. Yine sakının. İleride bileceksiniz." (3-4. ayetler).

3- Ateşi yakından görme ve kıyamet korkuları ile yüzleşme, dünya ni­metlerinden hesaba çekilme ile tehdit: "Sakının! Eğer şüphesiz bir bilgi ile bilseydiniz." (5-8. ayetler). [3]

 

Nüzul Sebebi:

 

İbni Ebi Hatim, İbni Büreyde'den "Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı." aye­ti (1. ayet) hakkında rivayet etti ve dedi ki, bu sure Ensar kabilelerinden ikisi hakkında inmiştir. Beni Harise ve Beni Haris. Çoklukla övünüp böbürlendi­ler. Birisi: Sizde falan oğlu falan gibisi var mı? dedi. Diğerleri de aynısını söy­lediler. Önce yaşayanlar hakkında konuştular. Sonra da: Haydi kabirlere gi­delim, dediler. İki gruptan birisi kabirlere işaret ederek sizde şu falan ve şu falan gibi var mı dedi? Diğeri de aynısını yaptı. Allah Tealâ: "Sizi çoklukla bö­bürleniş oyaladı, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz." ayetlerim indirdi. [4]

 

Dünyalıkla Böbürlenme Ve Amellerden Sorulma:

 

1- Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı.

2- Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.

3- Sakının. İleride bileceksiniz.

4- Yine sakının. İleride bileceksiniz, şüphesiz bir bilgi

5- Andolsun, siz o alevlenmiş ateşi mutlaka göreceksiniz.

6- Yine andolsun, onu bizzat gözle­rinizle mutlaka göreceksiniz.

8- Sonra andolsun, o gün nimet(ler)den sorulacaksınız.

 

Belagat:

 

"Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı." Hatırlatma ve kınamanın kastedil­diği bir haberdir.

"Sakının. İleride bileceksiniz. Yine sakının. İleride bileceksiniz." "Bile­ceksiniz" kelimesinin tekrarı tehdit ve uyarı içindir.

"Eğer şüphesiz bir bilgi ile bilseydiniz." "Eğer" edatının cevabı korkut­ma ve vurgulama için hazfedümiştir. Yani dehşete düşürüp ürkütecek olan şeyi görürdünüz.

"Göreceksiniz" ve "Yine göreceksiniz." de fiiller tekrar edilerek korku­nun şiddeti hissettirilmektedir.

"Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz." Kinayeli bir ifadedir. Kabirlerin zi­yareti ölümden kinayedir. Yani, sonunda öldünüz demektir.

"Nimet" ve "cehennem" arasında tezat vardır.

"Yakîn" ile "Cehîm" ve "Naîm" kelimelerinin sonlarında ses uyumu, yani seci vardır. [5]

 

Kelime ve İbareler:

 

"Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı." Hevanızın arzusuna yönelme (lehv) sizi meşgul etti. "Çoklukla" Mal, evlat ve adam çokluğu ile böbürleniştir. "Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz." Sonunda öldünüz ve kabirlere defnedil­diniz. "Sakının. İleride" böbürlenişinizin akibetini ruh çıkarken, kabirde ve ahirette "bileceksiniz." "Eğer şüphesiz bir bilgi ile bilseydiniz..." Böbürlenmenin akibetini yakinen bilseydiniz onunla meşgul olmazdınız. İlm-i ya-kin, yani şüpheden uzak kesin bilgi; görerek veya salim aklın ya da Pey­gamber (s.a.)'den sabit naklin gösterdiği kesin bir delille vakıaya uygun iti­kattan kaynaklanan bilgidir.

"Mutlaka göreceksiniz." Hazfedilmiş yeminin cevabıdır. Bununla, anla­ma vurgu yapmak için tehdit tekid edilmiştir. Ateşi görme günü "nimet(ler)den sorulacaksınız." Nimetler, dünyada yararlanılan sıhhat, boş va­kit, yiyecek, içecek ve benzerleridir. [6]

 

Nüzul Sebebi:

 

Surenin nüzul sebebi İbni Ebi Hatim'den nakledilmişti. İbni Cerir, Ali'den şöyle rivayet etti. "Tekasür suresi ininceye kadar, kabir azabı hak­kında şüphe ediyorduk."

Ahmet, Müslim, Tirmizi ve Nesai, Abdullah b. eş-Şihhir'den şöyle de­diğini rivayet etti: Rasulullah (s.a.)'m yanına vardım. Şöyle diyordu: "Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı." Ademoğlu malım malım, der. Senin yiyip tü­kettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka verip elinden çıkardığından başka malın var mı ki?"

Müslim, Sahih'inde Ebu Hureyre(r.a.)'den rivayet etti. Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: "Kul malım malım der. Halbuki onun malından üç şeyi vardır: Yiyip tükettiği, giyip eskitiği veya sadaka verip elinden çıkardığı. Bunun dışındaki gidicidir, insanlara terkedilecektir." [7]

 

Açıklaması:

 

"Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz." mal, evlât ve yakın çevre ile övünüp böbürlenme ve bunlarla alâkadar ol­ma sizi meşgul etti. Bunlar Allah'a taatten ve ahiret için amelden sizi alı­koydu. Siz bu halde iken de ölüm sizi yakaladı.

Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai, Enes b. Malik'ten Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: "Ölüyü üç şey takip eder. İkisi dönüp birisi onunla kalır. Ehli, malı ve ameli onu takip eder. Ehli ve malı döner, ameli onunla kalır."

Ahmed, Buhari ve Müslim Enes'ten Peygamber (s.a.)'in şöyle buyur­duğunu rivayet ettiler: "Ademoğlu yaşlanır, iki şey onunla kalır: Hırs ve emel." [8]

 

Kabir Ziyaretleri:

 

Dinin belirlediği adaba uyma şartıyla mubahtır. Ziyaretçi, kabirdeki-nin başucunda selam verir. Sonra kıbleye yönelerek ölüye, kendisine ve müslümanlara rahmet ve mağfiret etmesi için Allah azze ve celle'ye dua eder. İbni Mace, İbni Mesud'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: "Sizi (daha önce) kabir ziyaretinden nehyetmiştim. Kabirleri zi­yaret ediniz. O dünyada zühd sahibi yapar, ahireti hatırlatır." (Hadis sa­hihtir.) Hakim Sahih'inde Enes (r.a.)'den Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etti: "Sizi (daha önce) kabir ziyaretinden nehyetmiştim. Zi­yaret ediniz onları. O ziyaret, kalpleri inceltir, gözü yaşartır, ahireti hatırla­tır. Kötü de konuşmayın." Bu da, beraberinde, erkek kadın karışıklığı, fitne ve bağırıp çağırma gibi münkerat bulunduğu zaman ziyaretin nehyedilece-ğine delildir.

"Sakının. İleride bileceksiniz. Yine sakının. İleride bileceksiniz." Kop­maya, ayrılığa, kin ve nefrete, ahiret için, ümmetin hayrı, davranış ve ah­lâkın düzeltilmesi için çalışmayı ihmale sebep olan şu kötü böbürlenme­den dolayı size yazık! Bunun akibetini de kıyamet günü bileceksiniz. Ze-mahşeri "sakının" sözünün, kendisini düşünenin dünyayı bütün gayesi edinip dini ile ilgilenmemesine karşı bir uyarı olduğunu söylemiştir.

İkinci cümle ise, tekid, ağırlaştırma, tehdit ve kınama için tekrar edil­miştir.

"Sakının! Eğer şüphesiz bir bilgi ile bilseydiniz..." Bu dünya ile oyalan­mayı terkedin. Eğer siz, gittiğiniz işi iyice bilse idiniz, böbürlenme ve oya­lanmayı bırakır salih amellere koşardınız. Böbürlenme sizi o büyük ahiret işinden ve ona hazırlanmaktan alıkoymazdı. Buradaki "lev"in cevabı mah-zuftur. Yani durumu gerçekten bilseydiniz, bunlar sizi güzel amellerden alıkoymazdı.

Bu, dünyaya kendini verme ve hayatın boş, geçici görüntüsüne aldan­mayı kınama ve ayıplamadır. Söz, sadece bir vaaz değildir. Bilakis ağır teh­like, derin düşünmeyi ve ahiret geleceği hakkında tefekkürü gerektiriyor. Genelde de bu, kuvvetli bir iman ve düşünen selim bir kalp olmadan ol­maz. "Sakının" sözünün tekrarı, azabın dışında bir zararın geleceğine delâ­let için kınama ifade etmektedir. Hasan: "Sakının, gerçekten manasınadır. Sanki gerçekten ilm-i yakin ile bilse idiniz demektir." dedi.

Sonra Allah Tealâ tehditi tefsir ederek buyurdu ki:

"Andolsun, siz o alevlenmiş ateşi mutlaka göreceksiniz." Ahirette ateşi elbette göreceksiniz. Anlatılmak istenen, azabının tadılmasıdır. Bu ise haz­fedilmiş yeminin cevabı olup, ateşin halinin görülmesi ile tehdittir. O ateş ki bir iç çektiğinde bütün mukarreb melekler ve peygamberler dahi heybe­tinden ve korkusundan dizüstü yığılacaktır.

Sonra bu durumu tekid etti:

"Yine andolsun, onu ayn-ı yakin ile mutlaka göreceksiniz." Sonra ateşi bizzat göreceksini, yani gözlerinizle görüp müşahede edeceksiniz. Sakın ce­henneme götüren günah ve seyyiata düşmeyin, kötülükleri ve büyük günahları işlemeyin.

Daha sonra uyarı için amellerin sorulmasını tekid etti:

"Sonra andolsun, o gün nimet(ler)den sorulacaksınız." Yani siz, ahiret amelinden sizi alıkoyan dünya nimetlerinden sorulacaksınız. Dünya nimet­lerinin çeşitleri, güvenlik, sıhhat, boş vakit, yenilip içilenler, mesken ve di­ğer nimetlerden sorulacaksınız. Zemahşeri nimetler için: Sizi din ve onun emirlerinden alıkoyan eğlence ve sahiplendiğiniz nimetler, demiştir. Razi ise: Daha açık olan, nimetlerden sorulacak olanların kâfirler olduğudur, di­yor. Başka bir görüşe göre de mümin ve kâfir hakkında umumidir. Bazı hadisleri delil göstermişlerdir: Ömer'den şöyle dediği rivayet edildi: "Hangi nimetten sorulacağız Ya Rasulallah! Biz topraklarımızdan ve mallarımız­dan uzaklaştırıldık." Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Soğuktan ve sıcak­tan sizi koruyan ev ve ağaç, çadır gölgesi, sıcak günde soğuk su (bunlardan bile sorulacaksınız.)"

İbni Ebi Şeybe ve Ahmed, Mahmud b. Lebid'den rivayet ettiler: "Tekâ-sür suresi indiğinde Rasulullah (s.a.) onu okudu. Ya Rasulallah! Hangi ni­metten sorulacağız? Nihayet önümüzde iki şey var; su ve hurma. Üstelik kılıçlarımız boynumuzda, düşman kapıda. Hangi nimetten sorulacağız? Buyurdu ki: "Ama o, olacaktır."

Sahih-i Buhari, Sünen-i Tirmizi, Nesai ve İbni Mace, İbni Abbas'tan rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "İki nimet vardır ki, insan­ların çoğu onlarda aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit." Yani bu iki nime­tin şükründe yetersizdirler, üzerlerine düşeni yapmamaktadırlar. Gerekli olanı yapmayan da aldanmıştır. Tirmizi'nin Ebu Berze'den rivayetinde Peygamber (s.a.) buyurdular ki: "Kıyamet günü, dört şeyden sorulmadan kul ayağını kıpırdatamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede eskittiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmi ile ne yaptığından."

Buhari Edeb'te, Tirmizi ve İbni Mace, Abdullah b. Muhsin'den rivayet ettiler. Rasulullah (s.a.) buyurdular ki: "Sizden kim kovuğunda güvenli, be­deni ile beraber, (sıhhatli bir şekilde) günlük yiyeceği de yanında sabahladı ise, sanki dünya bütün nimetleri ile onunla gibidir."

İbni Cerir, Müslim ve Sünen sahipleri Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiler: "Ebu Bekir ve Ömer oturuyorlardı. Peygamber (s.a.) onlara geldi ve: Sizi böyle oturtan nedir, buyurdu? Seni hak ile gönderene yemin olsun ki bizi evlerimizden açlıktan başkası çıkarmadı, dediler. Peygamberimiz: Beni hak ile gönderene yemin olsun ki, beni de başka bir şey çıkarmadı, dedi. Ensardan bir kişinin evine[9] gelinceye kadar yürüdüler. Onları kadın kar­şıladı. Peygamber (s.a.) "Falan nerededir?" dedi. "Bize su getirmeye gitti." dedi. O zat da kırbasını taşıyarak geldi ve "Merhaba. Hiçbir insanı, peygamberden daha faziletli kimse ziyaret etmemiştir. O da beni bu gün ziya­ret etti." dedi. Kırbasını bir dala astı. Gidip bir salkım getirdi. Peygamber (s.a.): "Toplamış miydin?" dedi. "Siz kendi gözlerinizle seçin istemiştim." dedi. Sonra bıçağını aldı. Peygamber (s.a.): "Sakın yavrusuna süt emziren bir hayvan olmasın." buyurdu. Kesilen hayvanı yediler. Peygamber (s.a.) Ebu Bekir ve Ömer'e: "Kıyamet günü bundan sorulacaksınız. Sizi evinizden aç çıkardı. Bu size nasip olmadan dönmediniz. Bu nimetlerdendir." buyur­du.

Anlaşılan o ki, bütün nimetlerden hesaba çekilme vardır. Ancak kâfi­rin nimetlerden hesabı kınama içindir. Çünkü o, zaten isyan edip küfret-miştir. Müminin sorusu da teşrif içindir. O da itaat edip şükretmiştir. Ve yine zahir olan, bu sorunun hesap yerinde olacağıdır. Orası da cehennemin görüleceği bir yerdir. [10]

 

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

 

Ayetler şu hususlara delâlet etmektedir:

1- Allah Tealâ salih ameli ve ahiret için hazırlanmayı terke karşı in­sanları uyarmaktadır. Mal ve servet çokluğu ile övünmekten, ölüp mezara konuncaya kadar Allah'a taatten uzak kalanları kınamıştır.

Kınama umumidir. Mal, evlât, kabile, aşiret, otorite, makam, adamı ve destekçisi olma... herşeyle övünmeyi ihtiva etmektedir. İlim, üstün ah­lâk, sıhhat ve güzellikle övünmeyi de kapsar.

2- Kur'an-ı Kerim'de kabir sadece bu surede anılmıştır. Kabir ziyareti de katı kalpler için en büyük ilaçlardandır; ahireti ve ölümü hatırlatmak­tadır. Bu ise, sabit hadislerde geçtiği gibi dünyaya dört elle sarılmayı önler. Tirmizi'de Ebu Hureyre'nin bir hadisinde Rasulullah (s.a.) kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet etmiştir. Bazı ilim ehli, bunun Peygamber (s.a.)'in ka­bir ziyaretine izin vermesinden önce olduğu görüşündedir. Ruhsat verince, erkekler ve kadınlar hep birlikte o ruhsata dahil olmuştur. Bazıları da, ka­dınların kabir ziyaretini, sabırlarının azlığı ve ağıt yakmalarının fazlalığı nedeni ile kerih gördüğünü söylemişlerdir.

Özet olarak; kabir ziyaretinin caiz olduğunda erkekler için alimler nezdinde ittifak edilmiştir. Kadınlar konusunda ise daha titiz davranılmış; genç kızların tek başlarına veya yabancı erkeklerle olmamaları, fitne doğu­rucu ortamlar olmaması gibi hususlara dikkat edilmesi gerektiği söylenil­miştir.

3- Alimler dediler ki: Kalbin ilacı için üç şey gerekir: Allah'a taat, lez­zetleri bozan ölümü çokça anmak ve müslüman kabirlerini ziyaret etmek.

4- Allah Tealâ bu surede tehdit üstüne tehdit tekrarladı. Bu da, tekid ve ahiret azabının sabit olduğu, vaadetmiş olduğum dirilme ve   onun ardındakilerin hak ve doğru olduğu hakkında İsrar içindir. Sonra Allah Tealâ kınama ve tenbihi tekrarlayarak eğer insanlar salih amelleri yapmaz ve mal, evlât vb. şeylerle böbürlenmeyi terketmezlerse pişman olacaklarını ve cezayı hakedeceklerini bildirmiştir.

5- Allah Tealâ hazfedilmiş bir yemin ile başka bir tehdit daha getirdi: Vallahi ahirette ateşi göreceksiniz. Bu kendilerine ateş vacip olan kâfirler için bir hitaptır. Dendi ki: Şu ayette de olduğu gibi hitap mümn kâfir her­kes için umumidir: "Sizden hiçbiriniz müstasna olmamak üzare ille oraya uğrayacaktır." (Meryem, 19/71). Orası kâfirler için konak, müminler için geçiştir.

6- İnsanlar kıyamet günü dünyadaki nimetleriden hesaba çekilecektir. Evlerin ve ağaçların gölgelerinden, hayatın güzellik ve refahından, sağlık ve boş vakitten... Mümin, kâfir herkes kendisine verilen nimetlerden hesa­ba çekilecektir. Soru da hesap yerindedir.  Kınama olsun diye ateşe girdik­ten sonradır, dendi ise de birincisi zahirdir. [11]

 



[1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/612.

[2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/612.

[3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/612.

[4] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/612.

[5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/613.

[6] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/613-614.

[7] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/614.

[8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/614.

[9] O kişi, Malik b. Teyyehan el-Ensari'dir. Ebu'l-Heysem.

[10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/614-617.

[11] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/617-618.