Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Maun Suresi - 107Maun - 20. Sayfa

MAUN SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2


MAUN SÛRESİ

 

Kurandaki Sırası        : 107

Nüzul Sırası               : 17

Ayet Sayısı                : 7

İndiği Dönem            : Mekke       

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûre, ahireti inkar eden, yetimlere kötü davranan, yoksul (miskin)ları yiyecek bakımın­dan mahrumiyet İçerisinde bırakan, namazlarında ve amellerinde gösterişe giden, muh­taç olanlardan yardımı esirgeyen kişilerin ayıplarını teşhir edip kınamaktadır. Sûrenin sa­dece son üç âyetinin Medeni olduğu rivayet edildiği gibi, tamamının Medine'de nazil ol­duğu da rivayet edilmiştir. Ayetlerin içeriğinden hareketle son üç âyetin Medine'de nazil olduğu rivayetinin doğru olma ihtimali varsa da, biz sûrenin tamamının Mekke dönemin­de indiği ve risaleîin bazı ilkelerinin umumi bir biçimde takdim edildiği tarzında olduğunu tercih etmekteyiz. [1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla.

1- Dinî[2] yalanlayanı gördün mü?

2- İşte O, Öksüzü iter kakar[3]'.

3- Yoksulu doyurmağa Önayak olmaz.

4- Şu namaz kılanların vay haline.

5-  Ki, onlar namazlarından gaflet ederler[4].

6- Onlar gösteriş yaparlarf[5].

7- En ufak bir yardımı'[6] esirgerler.

 

İlk üç ayette;

1-  Uhrevi hesap ve cezayı inkar eden Kur'an dinleyicisine hitaben kinayıcı bir soru sorulmuş,

2- Cevap olarak; bu kişinin yetime şefkat göstermeyip azarladığı, şiddetle onu kov­duğu, yoksula acımadığı ve onu yedirip-İçirmediği, diğer insanları da bu işe teşvik et­mediği anlatılmıştır.

Sonraki dört ayette ise; kalpleri, yapmakta oldukları şeylerden gafil olanlar, Allah ve insanların önünde yaptıkları ibadet ve amellerinde riya ve ikiyüzlülük gösterenler, yar­dım ve iyiliğe mani olanlar veya ihtiyaç duyulan şeyleri muhtaçlardan esirgeyenler, uyarıhp kınanmıştır.

İlk âyetler daha önceki Kur'an mesajlarını pekiştirmekledir, Ahireti inkar etmek, yaptıklarının cezası ve karşılığından emin olduklarında insanları dünyada günah işleme­ye, zayıf ve yoksullara karşı katı (kaba) davranmaya teşvik etmektedir.

Özel olarak yetim ve yoksulun belirtilmesi, ilkinin kovulması ve ikincisinin mahrum edilmesi fiilleri; tabii ki uhrevi cezayı inkar etmenin yegâne göstergesi değildir. (Ahireti inkâr etmek, sadece bu iki eylemle sınırlı değildir).

Bu, bir tür Kur'an üslubudur. İnkarlarının bir sonucu olarak insanların işledikleri di­ğer bazı umumi ve hususi günahları belirten başka bir çok Kur'an âyeti vardır ki, bun­lardan birçoğu daha önce geçmişti. Burada sadece, yetim ve yoksulun durumunun Öne­mine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Bu durum Kur'an'da ve daha önce geçen sûreler­de bir çok kez tekrar edilmiştir.

Rivayete göre, sûre Ebu Cehil hakkında inmiştir. O, bir yetimin vasisi idi ve yelim malından bir şey istedi, Ebu Cehil de O'nu kovdu ve dikkale almadı. Bundan başka sû­renin her hafia iki koyun kesen, kendisine bir yetim gelip et istediğinde dcğneğiyle vu­rup onu kovan Ebu Süfyan hakkında indiği de söylenilmiştir[7].

Her halükarda âyetlerin üslubu, bunların nüzulünden evvel, yetim ve yoksulun, özel olarak belirtilmelerini gerektiren çok incitici bir olayın meydana geldiği izlenimini ver­mektedir.

Kalpleri namazlarından gafil olanların kınanmasında, namaz kılanın Allah'ın huzu­runda ibadeie durduğunu hatırında tutması ve kalbinin tamamını O'na yöneltmesinin gerekli olduğu uyarısı ve kişinin, sükunet ve huzur veren onu. yüce ruhani uika yüksel­ten bir etkilenme içerisine ancak bu şekilde girebileceğinin kapalı bir İzahı vardır. Nite­kim bu, gerçek anlamıyla namazı kılan, içini uyanık tutan, falışa/kÖtü, münkcr/çirkın işlerden uzak durup hayır ve salaha yönelen her insanda tccıiibe edilmiş bir durumdur. Gaflette olanlar namazlarından etkileyici, uyanık tutucu, yönlendirici bir biçimde etki­lenmezler, onların namazları, ruhsuz, cansız, riya ve ikiyüzlülük içinde yapılan otoma­tik bir davranış haline gelmiş olur.

Her ne kadar 6. âyet riyakarlığı kalbi gafil olanın namazının yansıma ve onun bir .so­nucu olduğu izlenimini vermekteyse de mullak şekilde gelen "yurâûne" ifadesi isler na­mazlarında isterse de diğer iş ve davranışlarında riya göstermiş olsunlar, genel olarak ri­yakarların bir Özelliğidir. Bu yüzden riyakarlığın tehlikesi ve çirkinliği ortaya konmuş­tur. Zira (riyakar), Allah huzurunda İkiyüzle ve aldatıcı olarak alaycı bir tavırla durmaktadır. Bu huyun toplumlardan herhangi birisinde yayılmasının umumi bir kötülük oldu­ğuna dikkat çekilmiştir.

Aynı şey yedinci ve son âyet için de söylenilebilir. Bu âyet de genel bir [arzda gel­miş, yardıma mani olma veya ihtiyaç sahiplerinden muhtaç oldukları şeyi esirgeme ey­lemlerinin, kıldığı namazın kalbinde şefkat ve merhamet uyandırmayan gafil kaiplinin namazı gibi bir hareket olarak çıktığına işaret edilmekle birlikte; yardımları engelleyen, iyiliği esirgeyenler genel olarak ortaya konulmuş; bu huyun toplumun varlığına zararlı ve fertlerin dayanışma ve yardımlaşmalarını zayıflatıcı özellik taşıttığına dikkat çekil­miş, her müslümanın bu huydan uzak durması ve muhtaç olana elinden geldiğince her türlü yardımda bulunması teşvik edilmiştir. Bu daha önceki sûrelerde ve bundan sonraki sûrelerde de çok kere tekrar edilen bir husustur. Görüldüğü gibi, önceki bölümlerde de, çok değerli ve süreklilik arzeden uyarılar vardır.

Sûrenin tamamının Medine döneminde nazil olduğu rivâyei edilmiştir[8]. Ayrıca sade­ce son üç âyetin Medeni olduğu da söylenilmiştir. İlk dört âyet Mekki karekteristiğe sa­hiptir. Zira bu âyetlcrdeki lafızlar ve anlamlar bir çok Mekki sûrede ve daha önce bahsi geçen sûrelerde tekrar edilmiştir. Son üç âyete gelince bu âyetlerin biçimi zaman yönün­den Medine'de nazil olma özelliği taşımaktadır. Çünkü kendini müslüman olarak göste­ren ve namazdan gafi! olan kişinin niteliği, Medine döneminde "münafık" sıfatıyla nite­lenen kişilerin Özelliklerinden birisidir. Nitekim Nisa Sûresi'nde şu âyet yer almakladır:

"iki yüzlüler, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onları aldatır. Namaza kalktık­ları zaman üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı pek az anarlar." (Nisa 4/142)

Ne var ki, bir başka açıdan son âyetlerin vezin yönünden uyum içerisinde ve daha önceki âyetlerle insicam halinde olduğu da açıktır. Dördüncü âyetin başındaki "fe" harfi son üç âyetin, önceki dört âyetin peşinden geldiği görüşünü doğrulamaktadır.

Buna göre, son üç âyetteki kınama ya genci olarak namazı, amel ve dininde gösteriş yapan, muhtaçlardan ihtiyaç duyduğu şeyleri esirgeyen insan içindir ki, bu tip insan her an her toplumda bulunur; o halde bu âyetlerin hedefi, ilk müslümanları bu huydan sa­kındırmak olur ve sûre Kur'an'in ilke ve hedeflerini, kınama ve açıklama üslubuyla umumi bir tarzda ortaya koymuştur. Ya da rivayet sahihtir ve üç âyet, vahycdildİği za­man, Önceki âyetlerle birleştirmeye sevkeden ve Peygamber (s)'in gördüğü bir hikmet­ten dolayı ilk dört âyete ilave edilmiştir. Âyetlerdeki uyum ve insicam, pek az Medeni âyetin yine pek az Mekki âyete ilave edilmesi ve kısa bir sûrenin ki ayn bölümünden oluşmasındaki hikmetin anlaşılmaması gibi sebeplerden ötürü, biz birinci İhümalin daha doğru olacağını kabul ediyoruz. [9]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/191.

[2] ed-Dîn Ahiret ve hesab günü anlamındadır.

[3] Yedu'ıt Şiddetle kovar, men eder demektir.

[4] SÛhûn Unutan, gaflet içerisinde olanlar demektir.

[5] Yuraû ne Gerçek yüzlerinin aksini gösterirler anlamındadır

[6] el-Mâûne Genel olarak yardım demektir. Zekat ve ev ihtiyaçla­rı anlamına geldiği de söylenilmiştir.

[7] Bkz. Ayetlerin tefsiri hakkında Nisaburi, Ğarâibul-Kur'an, Hâzin, Mecmau'l-Beyân ve diğer tefsirler.

[8] Bkz. Suyuti, İtkan, c.1, s.15. 18, daha önce belirtilen basım. 194

[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/192-194.