Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KİTABU’L-BUYU

 

KİTABU’L-BUYU.. 2

ALIŞVERİŞ BÖLÜMÜ.. 2

Yüce Allah'ın "Namaz Bittiğinde.." Buyruğu. 2

Çarşı Pazar Hakkında Söylenenler 2

Allah Resûlü'nün (Sav) Sâ' Ve 'Müdd'ün Bereketi İçin Duası 3

Gıda Maddesi Satışı Ve Stokçuluğu. 3

Din Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişte Bulunmak. 4

Müslüman Kardeşinin Alışverişi Üzerine İş Yapmaz, Pazarlığı Üzerine Pazarlık Etmez  4

Satıcının İnek Ve Devenin Sütünü Sağmayarak Memesini Şişkin Göstermekten Men Edilmesi 5

Satıcının İnek Ve Devenin Sütünü Sağmayarak Memesini Şişkin Göstermekten Men Edilmesi 6

Kişi Dilerse Sütü Memesinde Bırakılmış Hayvanı İade Eder 6

Şehirli Köylü İçin Komisyon Karşılığı Mal Satmaz. 6

Binekliden Satın Almak Yasaktır 7

Binekliden Satın Almak Yasaktır 7

Hurmanın Hurma Karşılığında Satılması 7

Kuru Üzümün Kuru Üzüm, Yemeğin Yemek Karşılığında Satılması 8

Yaş Hurmanın Müzâbene Usulü Satılması 8

Arpanın Arpa Karşılığında Satılması 9

Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak. 9

Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak. 9

Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak. 10

Arayanın Açıklaması 10

Meyvelerin Olgunlaşmadan Satışı 10

Her Kim Aşılanmış Hurmayı, Ekili Bir Araziyi... Satarsa. 11

Her Kim Aşılanmış Hurmayı, Ekili Bir Araziyi... Satarsa. 11

Ekinin Ölçekle Yemek Karşılığı Satılması 11

Hurmanın Köküyle Satılması 11

Ölü Hayvan Derisi Tabaklanmadan Önce. 12

Köle Ve Canlı Hayvanın Canlı Hayvan Karşılığında Satılması 12

Kölelerin Satışı 12

İstibrâ Etmeksizin Cariye İle Yola Çıkılır Mı?. 13

Köpeğin Bedeli 14

Fuhuş Yapan Câriye Ve Kadın Kölenin Kazancı 14


KİTABU’L-BUYU

 

ALIŞVERİŞ BÖLÜMÜ

 

Bâb: Yüce Allah'ın "Namaz Bittiğinde.." Buyruğu

 

212- Ahmed b. Yunus bize anlatarak dedi ki: Züheyr bize Humeyd'den, o Enes'ten (ra) şunu nakletti:

Abdurrahman b. Avf (ra) Medine'ye geldi. Allah Resulü (sav) onun­la Ensâr'dan Sa'd b. er-Rebî arasında kardeşlik tesis etti. Sa'd varlıklı bir kimseydi. Abdurrahman'a "Seninle servetimi yarı yarıya paylaşa­yım, seni evlendireyim" dedi. Abdurrahman "Allah senin aileni de, ser­vetini de mübarek kılsın, bana çarşıyı gösterin" dedi.

Ertesi sabah erkenden çarşıya gitti, çökelek ve tereyağiyla döndü. Onu ev halkına getirmişti. Bu şekilde kısa bir süre  ya da Allah'ın dile­diği kadar- kaldık. Bir gün üzerinde damatların süründüğü kokunun sarılığıyla geldi.

 

Allah Resulü (sav) "Evlendin mi?" diye sordu. "Ensâr'dan bir ha­nımla evlendim ya Resulallah!" dedi. Allah Resulü (sav) "Mehir olarak ne verdin?" diye sorunca "Bir nevât - ya da nevât ağırlığınca- altın" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu:

Bir koyunla bile olsa düğün yemeği ver.[1]

 

Şerh

 

Bana çarşıyı gösterin" ifadesi Abdurrahman b. Avf a ait olup emsalsiz bir yardım teklifine karşılık söylenmiştir. O, ticareti kuv­vetli, çarşı pazarda ekeneğini çıkarabileceğine inanan biriydi. Bu yüzden de karşılıksız verilecek büyük bir serveti nazikçe geri çevirmişti.

 

Hüküm

 

Burada bâb başlığı olarak zikredilen âyet, Cuma sûresinin sonunda Cu­ma namazı sona erdiğinde yeryüzüne dağılıp Allah'ın lütfettiği rızkı arama emrini içermektedir. Ticaret dinimize göre helal kazanç yollarından biridir. Ancak ticaretin de belli kuralları vardır ki bunlardan biri Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında alışverişi terk etmektir.

 

Ders

 

Sağlıklı ve üretken bir toplumun kurulabilmesi için, tarım kesimi, sanayi kesimi ve ticaret kesiminin aktif bir şeküde etkinlikte bulunmaları şarttır. Bu üç kesim, belli bir disiplin ve arz talebin doğurduğu eşgüdüm içinde faaliyet gösterdikleri takdirde toplumda ekonomik bakımdan fazla sıkıntı olmayacak, herkes işini gücünü bilerek, kimse kimseye yük olmayacaktır.

Üretim ve ticaretin her hangi bir noktasında bulunmadan hazır kaynak­larla beslenmek, birilerinden destek beklemek ise bir müslümana hiç yakış­mayan davranış türüdür. Müslüman, Abdurrahman b. Avf (ra) gibi olabilme­li, Medine'nin en zenginlerinden birinin servetinin yarısına konmayı dışlayıp ekmeğini kendi zeka ve alın teriyle kazanmanın yollarını araştırmalıdır.

 

Bâb: Çarşı Pazar Hakkında Söylenenler

 

213- Kuteybe bize anlatarak dedi ki: Cerîr bize el-A'meş'ten, o Ebû Sa­lih'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:

Altah Resulü (sav) buyurdu ki: Sizden birin cemaatle kıldığı namaz, dükkanında veya evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha üs­tündür. Şöyle ki o abdest aldığı ve abdesti güzel kıldığı, sonra namazdan başka maksadı olmaksızın ve namazdan başka bir saikı bulunmaksızın mescide vardığı takdirde hiçbir adım atmaz ki onunla bir derece yüksel­tilmesin veya günahlarından biri silinmesin. Melekler de namaz kıldığı mekanda durduğu sürece sizden birine salat eder "Allahım! Ona salat et! Allahım! Ona merhamet et!" diye niyazda bulunurlar. Orada abdestini bozmadıkça ve kimseye eziyet etmedikçe böyle olur.

Dedi ki: Namaz onu alıkoyduğu sürece sizden biri namazda (sayı).[2]

 

Şerh

 

Sizden birin cemaatle kıldığı namaz, dükkanında veya evinde küdığı namazdan yirmi küsur derece daha üstündür." ifadesinde cemaat ile namazın fazileti hakkında açık bir hüküm ihtiva etmektedir. Hadisin bu bölümde zikredilme sebebi ise, tıpkı ev gibi dükkânda ve çarşı pazarda da namaz kılınabileceği­nin bilinmesidir.

 

Hüküm

 

Çarşıda veya evde tek başına kılınan namazdan, camide cemaatle kılınan namaz daha faziletlidir.

Evde kılınan namaz da çarşıda kılınan namazdan faziletlidir. Zira çarşı, pazar, şeytanın daha etkili olduğu yerlerdir. Evde ve çarşıda cemaatle kılınan namaz da, tek başına kılınan namazdan daha faziletlidir.

Huşûyu gidermesi ve kalbi alıkoyması gibi nedenlerle sokakta, çarşıda namaz kılmak, hoş olmamakla beraber caizdir.

 

Ders

 

Namaz, necis olmamak şartıyla her yer kılınabilir. Bu anlamda bütün yeryüzü biz Müslümanlara secde kılınmıştır. Ancak çarşı pazarlar ve dük­kânlar, namazda olması gereken huzur ve sükûn hâlinin bulunmadığı, şeytanın deyim yerindeyse mesken tuttuğu yerlerdir. Dolayısıyla buralarda kıl­mak yerine namazları camilerde kılmaya özen göstermelidir.

 

Bâb: Allah Resûlü'nün (Sav) Sâ' Ve 'Müdd'ün Bereketi İçin Duası

 

214- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o İshâk b. Abdullah'tan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şöyle dediğini nakletti:

Allah Resulü (sav) -Medine halkını kastederek- buyurdu ki: Allahım! Onların tartılarını bereketlendir, sâ'lannı ve müddlerini be­reketlendir.[3]

 

Şerh

 

"Onların sâ'larını ve müddlerini bereketlen­dir" ifadesi, Allah Resûlü'nün (sav) Medine halkı için ettiği bir duadır.

Sâ: 2,918 Kg'a denk bir ağırlık ölçüsüdür.

Müd: 832 grama denk bir ağırlık ölçüsüdür.

 

Hüküm

 

Bir beldenin ölçeğinin, kilo ve tartısının bereketlenmesi için dua etmek müstehaptir. Allah Resulü (sav) de kendi şehri olarak bilinen Medine için dua etmiştir.

 

Bâb: Gıda Maddesi Satışı Ve Stokçuluğu

 

215- Ali bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Amr b. Dinar'dan, o ez-Zührî'den, o Mâlik b. Evs'in Ömer b. el-Hattâb (ra) vasıtasıyla Allah Resû­lü'nün (sav) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

Altının altın ile peşin dışındaki satışı faizdir, buğdayın buğday ile peşin dışındaki satışı faizdir, hurmanın hurma ile peşin dışındaki satışı faizdir, arpanın arpa ile peşin dışındaki satışı faizdir.[4]

 

Şerh

 

"Süfyân" b. Uyeyne'dir. ifadesinde altının altın karşılığı ve peşin esasta satışı olmadıkça faiz olacağı bildirilmiştir.

Altının altın ile peşin dışındaki satışı faiz-

 

Hüküm

 

Riba (faiz), satış ve selem muamelesi bakımından sadece şu altı cins malda olur: Hurma, buğday, arpa, tuz, altın ve gümüş.

Borç ise her şeyde olabilir. Daha fazlasına veya daha azma almak yahut başka bir türünü almak için borç vermek asla helâl olmaz. Ancak borç olarak verdiği şeyin nevi ve miktarı kadar alabilir.

Alış-veriş ve selem ile borç verme muameleleri arasındaki fark şudur: Alış-veriş ve selem, bir çeşit mal ile bir başka çeşit mal veya bir çeşit mal ile aynı çeşit malın el değiştirmesidir. Borç verme ise ancak aynı çeşit mal ile yapılabilir.

Sadece altı çeşit malda faiz işlemi olabileceğinde sahabe icmâ etmiştir.

 

Ders

 

Faiz, bir toplumda haksızlık ve zulmün ileri düzeyde olduğununun ve orada ekonomik hayatın kötü durumda bulunduğunun en canlı göstergesidir. Ekonomik hayatı canlı ve gelirin adil paylaşıldığı bir toplumda faize iltifat edilmez. Faiz, insanlar arasındaki yardımlaşma ve dayanışmayı öldürerek, her şeyin bir çıkar beklentisiyle yapılması sonucunu doğuran çirkin bir adet­tir.

Son din olarak insanlığa gönderilen İslamiyet, faiz üzerinde özellikle durmuş ve bir çok ayet-i kerimede faizin kötülüğüne dikkat çekilmiştir. Bu­nun muhtemel sebeplerinden biri de bu son ümmetin fitnelerinden birinin faiz olmasıdır.

 

Bâb: Din Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişte Bulunmak

 

216- İsmail bize anlatarak dedi ki: Mâlik, Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Biriniz kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın.[5]

 

Şerh

 

Biriniz kardeşinin satışı üzerine satış yapma­sın" ifadesinde Müslümanların alışverişte uymaları gereken kurallardan biri­ne dikkat çekilmektedir!

 

Hüküm

 

Kişinin, din kardeşi izin vermedikçe onun alışverişi üzerine alışverişte bulunması tahrimen mekruhtur. Din kardeşinin dünürlüğü üzerine dünürcü göndermek de ayhı hükümdedir.

 

Ders

 

Bir Müslüman, bir din kardeşinin ettiği pazarlığın ve yaptığı anlaşmanın üzerine giderek onu bozmak ve kendi lehine başka bir pazarlıkta bulunmak günahını asla işlememelîdir. Çünkü bu, ticari ahlakı bozacak ve zararı ileride kendisine dokunacak bir ahlaksızlıktır. Bu ve benzeri girişimlere ses çıkar­mamak da kötülüğün yayılmasına ve gün gelip ondan sakındıklarını düşü­nenleri kuşatmasına yol açacaktır.

 

Bâb: Müslüman Kardeşinin Alışverişi Üzerine İş Yapmaz, Pazarlığı Üzerine Pazarlık Etmez

 

217- Ali b. Abdillah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize ez-Zührî'den, o Saîd b. el-Müseyyeb'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resûiü (sav) şehirlinin köylü adına (malını) satmasını yasak­ladı ve şöyle buyurdu: Müşteri kızıştırmayın. Bir kimsenin kardeşinin alışverişi üzerine alışveriş yapması doğru değildir. Hiç kimse kardeşinin dünürlüğü üzerine kalkıp dünürcü göndermesin. Hiçbir kadın da ka-bındakini boşaltmak için (başka bir kadının) boşanmasını istemesin.[6]

 

Şerh

 

Allah Resulü (sav) şehirlinin köylü adına malını satmasını yasakladı" ifadesinde ticaret hukukyla ilgili bir kural konulmaktadır.

Müşteri kızıştırmayın", yani bir ürünü daha yüksek fiyattan satabilmek için insanları yanıltmayın, demektir ki bu da başka bir kuraldır.

Hiçbir kadın da kabındakini bo­şaltmak için (başka bir kadının) boşanmasını istemesin" ifadesiyle de sosyal ilişkiler bakımından belirleyici bir başka kural konmaktadır. Bu kurala göre bir kadın,   kendi nikahı için başka bir kadının boşanmasını şart koşmamalıdır.

 

Hüküm

 

Başka birinin alışverişi üzerine alışveriş yapmak haramdır. Alimlerin gö­rüşleri budur. Bu tür alışverişi şöyle açıklayabiliriz: Alıp almama hakkının sabit olduğu bir sırada başka biri her hangi bir ürünü satın alma durumunda olan kardeşine gider ve "Bu alışverişi yok say, sana daha düşük fiyatla vere­yim" veya satıcı konumundakine giderek "Bu alışverişi boz, ben senden da­ha yüksek fiyatla alayım" der. Yahut ürünün ilk sahibine giderek "Sattığını geri al, ben senden daha yüksek bir fiyatla satın alayım" der. Ya da satıcıya giderek "Satışı iptal et, senden daha yüksek fiyatla satın alayım" der. Bunla­rın tamamı, haram hükmündedir.

Pazarlıkta haram olan şekillere gelince, bunlardan biri satın almak iste­nen bir malı alıp sahibine şöyle demektir: "Bunu geri ver, ben sana aynısını daha düşük fiyata veya aynı fiyata vereyim.1' Pazarlığın bu ve benzeri şekil­leri de haramdır. Şafiî mezhebinden bazıları, müşterinin açık ve kesin bir aldanma hâlinde bulunması durumunda satışın iptalinin sağlanmasını haram kapsamı dışında görmüşlerdir. İbni Hazm da bu görüşte olup "Din dürüst­lüktür" hadisini buna delil göstermiştir.

 

Ders

 

Müslüman bir toplumun temeli dürüstlüğe ve şeffaflığa dayanmalıdır.

Bunun en açık göstergesi ise insanlar arası ticari ve sosyal ilişkilerde kendini gösterir. Yalan dolanın, başkalarının işlerini bozmanın, insanların ekmekle­riyle oynamanın, ne pahasına olursa olsun kâr etme hırsının, aç gözlülük ve ticarette her şeyi mubah saymanın, başka insanların haklarını yok saymanın yaygın olduğu bir toplumun Müslüman bir toplum olmasının imkansızlığı bir yanda, böylesi bir toplumda insanlığın dahi hayat bulması imkansızdır. Bu gibi toplumlarda sosyal adalet olmayacağı için acılar giderek artar ve yapılan haksızlık ve zulümlerin ucu, bir gün onları mubah görenlere kadar dayanır. Unutmamak gerekir ki hayır ve hasenat ancak helal kazançlardan yapıldığında anlamlı olur. Zulüm ve haram ile, başkalarının hukuku çiğnene­rek kazanılmış paraların dağıtılması, sahipleri açısından hebadan öte gitmez.

Bâb: Satıcının İnek Ve Devenin Sütünü Sağmayarak Memesini Şişkin Göstermekten Men Edilmesi

 

218- İbni Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Cafer b. Rebîa'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Develeri ve davarları sütlü görünsün diye sağmazlik etmeyin. Böyle bir hayvanı satın alan kimse onu sağdık­tan sonra iki şeyle muhayyer olur. Dilerse onu tutar, dilerse bir sâ hur-ma ile gen verir.[7]

 

Şerh

 

Develeri ve davarları sütlü görünsünler diye sağmazlık etmeyin" yani, sütlerini sağmayarak memelerinde biriktirmeyin. Bâb başlığında geçmesine rağmen hadiste inek türü geçmemektedir.

"Bu haliyle onları satın alan kimse", yani sütü sağılmadığı için memeleri şişkin vaziyetteki hayvanları satın alan kişi.

Hayvanları sağdıktan sonra iki şeyle mu­hayyer olur." Burada müşteri hayvanı sağıp memeleri tabii hâline döndükten sonra seçme hakkına aahip olur. Çünkü memelerin şişkinliğinin yapay oldu­ğu ortaya çıkmıştır.

Dilerse onu tutar, dilerse geri verir" müşteri hayvanı elinde tutarsa, alışverişi tasdik etmiş ve geçerli kılmış olur. Peki hayvanın bu hâlini kabul ederek aldıktan sonra başka bir kusuru ile karşıla­şırsa, bir sâ hurma ile geri verme hakkı olur mu? İşte bu noktada ihtilaf edilmiştir. Şâfıî mezhebine göre sahih görüş geri verilebileceği yönündedir. Mâlikîlerde ise iki farklı görüş mevcuttur. bir sâ hurma ile" ifadesinde, hayvanın sağım bedeli olarak bir sâ hurma verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre böyle bir hayvan satın alan kimse, onu üç günlük muhayyerlik süresi içinde sahibine iade edebilir. Sağdığı sütü de tazmin eder. Bu sürenin dolmasından sonra alışverişi onaylamış olacağından iade hakkı ortadan kalkar.

 

Ders

 

Ticarette en büyük sermaye sanılanın aksine para değil dürüstlüktür. "Din dürüstlüktür" hadisini sürekli duyan bir Müslümamn böyle eğri yollara tevessül etmesini anlamak zor olmakla beraber, beşerî zafoçtle izah etmekten başka çare yoktur. İnancın kalbe, oradan ahlaka sinmes: be: Lisan­da farklı süreçler izlediği için toplumda bu tür sahtekarların bulunması da bir vakıadır. Dinimiz, bu gibi kimseler karşısında diğer insanlara :;-\ûkunu savunabilmek için böyle kurallar koyma cihetine gitmiştir.

 

 

Bâb: Satıcının İnek Ve Devenin Sütünü Sağmayarak Memesini Şişkin Göstermekten Men Edilmesi

 

219- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik Vız cbu'z-Zinâd'dan, o el~A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den fra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kervanı (pazara varmadan satın almak için) yoida karşılamayın, hiç kimse kardeşinin alışverişi ûisrine alışveriş etmesin, müşteri kızıştırmayın, şehirli kimse, köylü adma mal satmasın, davarın sütünü sağmazhk etmeyin, (sağılmayip memesi dsen) bir hayvanı satın alan kimse onu sağdıktan sonra iki şey aracında mu­hayyerdir. Eğer rıza gösterirse tutar, kızarsa bir sâ hurma ile hayvanı gen verir.[8]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükümleri için bir önceki 218 no.lu hadis-i şe­rife bakınız.

 

Bâb: Kişi Dilerse Sütü Memesinde Bırakılmış Hayvanı İade Eder

 

220- Muhammed b. Amr bize anlatarak dedi ki: el-Mekkî bize İbni Cüreyc'den, o Ziyâd'dan, o Abdurrahman b. Zeyd'in azatlısı Sâbit'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Her kim, sütlü görünsün diye sağıl­mamış bir hayvan satın ahrsa, onu sağdığında eğer buna rıza gösterirse tutar, eğer kızarsa sağımına karşılık bir sâ hurma verir (ve iade eder).[9]

 

Şerh

 

Eğer kızarsa sağımına karşılık bir sâ hurma1' vererek iade eder. Bu hak, Peygamber Efendimizin bu hadisi ile sâbut olmuş bir haktır.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre memesi sağılmayarak şişirilmiş (=musarrât) bir hayvan satın alan kimse, üç günlük bir muhayyerliğe sahiptir. Bu süre zarfinda dilerse hayvanı tutar, dilerse sağdığı süter karşılık bir sâ hurma vererek sahibine iade eder.

 

Bâb: Şehirli Köylü İçin Komisyon Karşılığı Mal Satmaz

 

221- el-Mekkî b. İbrahim bize anlatarak dedi ki: İbni Cüreyc bize İbni Şihâb'dan, o Saîd b. el-Müseyyeb'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu naklet­ti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kişi, kardeşinin alışverişi üzerine alışveriş yapmaz, müşteri kızıştırmayın ve şehirlinin köylü namına mal satması olmaz.[10]

 

Şerh

 

Şehirlinin köylü namına mal satması olmaz" ifadesi, şehirli bir tüccarın köylünün malını onun adına komisyonla satması anla­mındadır.

 

Hüküm

 

Burada amaç arz-talep dengesinde akıcılığın gerçekleşmesi için aradaki engellerin kalkmasıdır. Bunun sonunda üretici erindeki malları en yüksek fiyattan pazarlayabilecek, tüketici de ihtiyaçlarını kolaylıkla ve aracı bedeli ödemeksizin temin edecektir.

Ebû Hanife'ye göre, malın, üretici yolda karşılanarak satın alınması, belde halkına zarar veriyorsa mekruhtur. Üretici piyasa fiyatlarını öğrenince aldandığını anlarsa satışı bozabilir.

 

Ders

 

Allah Resûlü'nün (sav) ekonomiyle ilgili kural ve tavsiyeleri dikkatle

incelendiğinde, gerçek serbest pazarın ne olduğu, firsat eşitliği, haklı reka­bet ve diğer modern prensiplerin temellerinin nasıl atıldığı daha iyi görüle­cektir.

 

Bab. Binekliden Satın Almak Yasaktır

 

222- Muhammed b. Beşşâr bize naklederek dedi ki: Abdülvehhâb bize Ubeydullah el-Amerî'den, o Saîd b. Ebî Saîd'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) (bineklinin malını pazara inmeden) almayı ve şe-hirlinin köylü namına mal satımını yasakladı.[11]

 

Şerh

 

"(bineklinin malını pazara inmeden) almayı" yasakladı, ifa­desi, şehir dışından gelen köylü veya yabancının malının şehre girmeden satın alınmasını ifade eder.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre bineklinin malını pazara götürmeden satın almak mekruhtur. Bu durumdaki biri, gerçek fiyatı öğrendiğinde alışverişin iptalini talep edebilir.

 

Ders

 

Rekabeti önleyen ve fiyat artışlarına yol açan etkenlerden biri de ürettiği malı hayvanına yükleyerek şehre, pazara getiren köylü veya yabancının yol­da karşılanarak malının satın alınmasıdır. Burada, köylü veya yabancının şehirdeki rayiç fiyatları öğrenmesi engellenmekte, şehirli tüccar ondan ucuza aldığı malı piyasaya pahalı olarak sürmesi veya karaborsaya düşürmesi söz konusu olmaktadır.

 

Bâb: Binekliden Satın Almak Yasaktır

 

223- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfı'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Bazılarınız bazılarınızın alışverişi üzerine alışveriş etmesin. Malları da pazara indirilinceye kadar (binek­ten) satın almayın.[12]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükmü için bir önceki 222 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Hurmanın Hurma Karşılığında Satılması

 

224- Ebu'l-Velîd bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize İbni Şîhâb'dan, o Mâlik b. Evs'ten, o Ömer b. el-Hattâb'dan (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Buğdayın buğday ile peşin dışındaki satışı faizdir. Arpanın arpa ile peşin dışındaki satışı faizdir. Hurmanın hurma ile peşin dışındaki satışı faizdir.[13]

 

Şerh

 

Hurmanın hurma ile peşin dışındaki satışı faizdir" ifadesinde, faiz sayılan muamelelerden biri zikredilmektedir.

 

Hüküm

 

Bu hadis-i şerifin hükmü için 215 no.lu hadis-i şerifin hüküm bölümüne bakınız.

 

Bâb: Kuru Üzümün Kuru Üzüm, Yemeğin Yemek Karşılığında Satılması

 

225- İsmail bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) müzâbene usûlü ile satışı yasakladı. Müzâbene, ağaçtaki yaş hurmayı kuru hurma karşılığı ölçerek satma ile ağaçtaki yaş üzümün kuru üzüm karşılığı ölçerek satılmasıdır.[14]

 

Şerh

 

Ağaçtaki yaş üzümün kuru üzüm karşılığında sa­tılmasıdır" ifadesinde, o dönem tarım toplumlarında müzâbene yani kabala­yı satış olarak bilinen muamele konu edilmektedir. Bu ve konuyla ilgili diğer hadis-i şeriflerden çıkarsamada bulunularak yaş meyvenin kuru meyve karşı­lığında satışı yasaklanmıştır. Bu türü satışın yasaklanma hikmeti olaraksa, meyvenin devşirilmesinden sonra gerek alıcı, gerek satıcı tarafindan gelebi­lecek itirazlar ve bunun sonucu yaşanan ihtilaflar zikredilmektedir.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre müzâbene usulü satış fasittir. Ağaçtaki, kuru-yunca azalacak olan meyvenin miktarını tam olarak tahmin etmek mümkün olmadığından, taraflar için aldatma söz konusudur. İslâm hukuku riskli satış­ları prensip olarak yasaklamıştır.

 

Ders

 

Bu hadisten çıkarmamız gereken en mühim ders, toplumda huzursuzluğa neden olabüecek türden işlemlerden olabildiğince uzak durmaya çalışmak gereğidir. Çünkü bunlar, kısa vadede bazı sorunları cözüyormuş gibi gözük­se de uzun vadede büyük sorunlara ve hukuk ihlallerine yol açabilecektir. Bunun en güzel misâli de henüz dalındaki veya tarladaki malın kabala satı­şıdır. Henüz hasat edilmemiş mahsulün veya devşirilmemiş meyvenin bu şekilde satışı, bir sorun çıkması durumunda iki taraf için de dert olacaktır. Bu yüzden Allah Resulü (sav) bu tür işlemleri yasaklamış, zaruret olmadıkça izin vermemiştir.

 

Bâb: Yaş Hurmanın Müzâbene Usulü Satılması

 

226- Ebu'n-Nu'mân bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Eyyûb'dan, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) müzâbene usûlü satışı yasakladı. (Açıklayarak dedi ki:) Müzâbene yaş hurmayı ölçerek satmak, 'Fazla gelirse bana, eksik çıkarsa yine bana' demektir.

Zeyd b. Sabit (ra) bana anlattı ki: Allah Resulü (sav) yaş hurmanın tahmin üzere satışına ruhsat verdi.[15]

 

Şerh

 

Allah Resulü (sav) yaş hurmanın tahmin üzere satışına izin verdi" ifadesi Zeyd b. Sâbit'e (ra) ait olup özellikle kuraklık dönemlerinde buna ruhsat verildiğini bildirmektedir.

 

Hüküm

 

Müzâbene işleminin yasaklanmasından sonra halkın ve özellikle yoksul ziraatçıların ihtiyaçları devam etmişti. Bir süre sonra şehirde yaşayan yoksul Müslümanlar Allah Resûlü'ne (sav) başvurarak; "Siz yaş hurma ile kuru hurmayı takas etmeyi yasakladınız. Elimizde nakit para olmadığı için, ihti­yacımız olan kuru erzağı satın alamıyoruz" dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere, belli bir ağacın hurmasını kuru hurma ile takas etmeye (ariyye) izin verdi.

 

Ders

 

Allah Resulü (sav), koyduğu kuralların, toplumda bazı sorunlara yol aç­ması hâlinde istisnalar tanıyarak mağdur olan kesimleri de rahatlatmayı be­nimseyen bir önderdi. Bunun günlük hayatımızdaki yansıması, bizim de ka­muyu ilgilendiren kararlar alırken, mağdur olanların özel durumlarını göz önünde bulundurmamız gereğidir. Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek en mü­him ders budur. Tabii ki bu mağduriyetlerin meşru daire içinde kalması esas­tır.

 

Bâb: Arpanın Arpa Karşılığında Satılması

 

227- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Mâlik b. Evs'ten (ra) şunu nakletti:

Kendisi yüz altın bozdurmak istemişti. (Anlatıyor:) Talha b. Ubeydullah beni çağırdı. Pazarlık ettik. Sonunda altını benden aldı ve elinde çevirmeye başladı. Sonra şöyle dedi: Kasadarım ormandan dö-nünceye ve Ömer (ra) bundan haberdar oluncaya kadar (bekle). Bunun üzerine şöyle dedi: Allah'a yemin olsun ki ondan ayrılmadan onu alma­lısın. Çünkü Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: Altının altın karşı­lığı satışı peşin olmadıkça faizdir. Buğdayın buğday karşılığı satışı peşin olmadıkça faizdir. Arpanın arpa karşılığı satışı peşin olmadıkça faizdir. Hurmanın hurma karşılığında satışı peşin olmadıkça faizdir.[16]

 

Şerh

 

Kendisi (altın) bozdurmak istedi" ifadesinde murat edilen, altın verip karşılığında gümüş alınmasıdır. Bunu yapan kişiye sarraf denir.

Arpanın arpa karşılığında satışı peşin olmadıkça faizdir" ifadesi, faizle ilgili bir başka ürün sınıfinı içermektedir.

 

Hüküm

 

Bu hadis-i şeriften çıkarılan riba (faiz) ile hükümler için 215 no.lu hadi­sin ilgili bölümüne bakılabilir.

 

Bâb: Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak

 

228- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Ukayl'dan, o İbni Şihâb'dan, o Sâlim'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Hurmayı olgunlaşıncaya kadar sat­mayın. Hurmayı hurma karşılığında satmayın.

Salim dedi ki: Abdullah bana Zeyd b. Sâbit'ten (ra) şunu nakletti: Allah Resulü (sav) bilâhare yaş hurmanın kuru veya yaş hurma karşılığında satılmasına ruhsat verdi. Başka ürünlere ruhsat vermedi.[17]

 

Şerh

 

Hurmayı olgunlaşıncaya kada satmayın. Hurmayı hurma karşılığında satmayın" nehiyleri, asıl itibarıyla müzâbene usulü satışları konu almaktadır.

 

Hüküm

 

Müzâbene usûlü satışla ilgili hükümler için 167 no.lu hadise bakınız. Özetle belirtmek gerekirse bu tür satış Hanefî mezhebine göre fasittir. Ancak zaruret bulunması durumunda sadece hurma için ve belli ağaçlarla sınırlı olmak şartıyla duhsat verilmiştir.

 

Bâb: Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak

 

229- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) müzâbene usûlü satışı yasakladı. Müzâbene, (yaş) hurmanın (kuru) hurma karşılığında Ölçerek alınması, yaş üzümün kuru üzüm karşılığında ölçerek satılmasıdır.[18]

 

Şerh

 

Hadis-i şerifin şerhi için 225 no.lu hadise bakılabilir. Hüküm için de 167, 225 ve 226 no.lu hadislere bakılabilir.

 

Bâb: Ölçüp Tartmadan (Müzâbene Usûlü) Satmak

 

230- Abdullah b. Mesleme bize anlatarak dedi ki: Mâlik Nâfi'den, o Ab­dullah b. Ömer'den (ra), o Zeyd b. Sâbit'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) yaş hurmanın kuru hurma karşılığında tahmin üzere satılmasına ruhsat verdi.[19]

 

Şerh

 

Hadis-i şerifin şerhi için 225 no.lu hadise bakılabilir. Hüküm için de 167, 225 ve 226 no.lu hadislere bakılabilir.

 

Bâb: Arayanın Açıklaması

 

231- Muhammed b. Mukâtil bize anlatarak dedi ki: Abdullah bize Musa b. Ukbe'den, o Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra), o Zeyd b. Sâbit'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) yaş hurmanın kuru hurma karşılığında ölçerek satılmasına ruhsat verdi.

Musa b. Ukbe dedi ki: Hadiste geçen Ariyyeler (arâyâ), gidip mahsulünü satın aldığınız belli hurma ağaçlarıdır.

 

Şerh

 

Abdullah" İbnu'l-Mübârek olduğu söylenmiştir.

Ariyyeler (arâyâ), gidip mahsulünü satın aldığınız belli hurma ağaçlarıdır" ifadesinde ariyyenin tarifi yapılmakta olup Musa b. Ukbe'ye aittir.

 

Hüküm

 

226 no.lu hadis-i şerifin hüküm bölümünde bu tür satış ve verilen ruhsat hakkında şöyle denilmiştir: Müzâbene işleminin yasaklanmasından sonra halkın ve özellikle yoksul ziraatçıların ihtiyaçları devam etmişti. Bir süre sonra şehirde yaşayan yoksul Müslümanlar Allah Resûlü'ne (sav) başvura­rak; "Siz yaş hurma ile kuru hurmayı takas etmeyi yasakladınız. Elimizde nakit para olmadığı için, ihtiyacımız olan kuru erzağı satın alamıyoruz" de­diler. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere, belli bir ağacın hurmasını kuru hurma ile takas etmeye (=ariyye) izin verdi.

 

Bâb: Meyvelerin Olgunlaşmadan Satışı

 

232- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) hurmanın olgunlaşıncaya kadar satılmasını yasakladı. Satanı da, alanı da bundan nehyetti.[20]

 

Şerh

 

Satanı da alanı da bundan nehyetti" ifadesinde ham meyvenin satışıyla ilgili yasağın iki taraf için de geçerü olduğu vurgulan­maktadır.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre bu tür satışlar mekruhtur.

 

Ders

 

Günümüzde hayli yaygın olan belli bir tarlanın ürününün önceden satın alınması veya belli bir bahçenin ürününün daha ağaçlar çiçekienmeden satışı gibi uygulamalar belki modern hayatın gerekli gibi görünüyor olsa da, fiyat­ların oluşmasında oynadığı olumsuz etkiler, muhtemel sorunlar vs. sebebiy­le sakıncalıdır.

 

Bâb: Her Kim Aşılanmış Hurmayı, Ekili Bir Araziyi... Satarsa

 

233- Ebû Abdullah bize anlatarak dedi ki: İbrahim bana Hişâm'dan, o bize İbni Cüreyc'den, o İbni Ebî Müleyke'den, o İbni Ömer'in (ra) azatlısı Nâfi'den şunu nakletti: Aşılı olarak satılan bir hurmalıkta hurma zikredil-memişse, hurma aşılayanındır. Köle ve tarım arazisi de böyledir.

Nâfi bu üçünün de adını belirtmiştir.[21]

 

Şerh

 

Aşılı olarak satılan bir hurmalıkta hurma zikredilmemişse, hurma aşılayanındır. Köle ve tarım arazisi de böyledir" ifadesinde satışa konu bu üç şeyin taşıdık­ları meyve, mal ve mahsul, aksi belirtilmedikçe satıcının olur.

 

Hüküm

 

Bu hadis-i şerife göre, taraflar aksi üzerinde anlaşmadıkça veya müşteri aksini şart koşmadıkça aşılı hurma ağacının üzerindeki meyve, kölenin sa­hip olduğu mal ve tartrri arazisinin üzerindeki mahsul satıcının hakkıdır.

 

Ders

 

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek en önemli ders, İslam dininde anlaş­manın ve anlaşma şartlarının yeridir. Meşru bir zemine dayandıkça her şartın gözetilmesi ve gereğinin yapılması gerekir. Nitekim burada da alışverişe konu olan üç şeyle ilgili aksi şart koşulmamış olması ölçü olarak konmuştur. Bu, İslam medenî hukukunun günümüz hukuk sistemlerinden çok daha önce anlaşma hukukunun temellerini attığını göstermektedir.

 

Bâb: Her Kim Aşılanmış Hurmayı, Ekili Bir Araziyi... Satarsa

 

234- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfı'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kim aşıladığı bir hurmalığı satarsa, hurması satıcının olur. Ancak müşteri aksini şart koşarsa başka.[22]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükümleri için bir önceki 233 no.lu hadis-i şe­rife bakınız.

 

Bâb: Ekinin Ölçekle Yemek Karşılığı Satılması

 

235- Kuteybe bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) müzâbene usûlü satışı yasakladı. Yani yaş hur­manın kuru hurma karşılığında ölçerek, yaş üzümün kuru üzüm karşı­lığında ölçerek ve mahsûlün yemek karşılığında ölçerek satılmasını, bunların tümünü yasakladı.[23]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükmü için 225 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Hurmanın Köküyle Satılması

 

236- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Her kim bir hurma ağacım aşılar, sonra da köküyle satarsa, hurma­sı satıcıya aittir. Ancak müşterinin aksini şart koşması başka.[24]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükmü için 233 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Ölü Hayvan Derisi Tabaklanmadan Önce

 

237- Züheyr b. Harb bize anlatarak dedi ki: Yakup b. İbrahim bize baba­sından, o Salih'ten, o İbni Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah'tan, o İbni Abbâs'tan (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) ölü bir koyun gördü. Oradakilere "Postundan faydalansanız ya!" buyurdu. "Fakat o ölü/leş" dediler. Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Haram kılınan yenmesidir.[25]

 

Şerh

 

Postundan faydalansanız ya" ifadesi, ölü de olsa hayvanın postunun tabaklanarak kullanılabileceği, giysi hatta seccade yapı­labileceği anlamında bir ruhsatı beyan etmektedir.

Haram kılınan yenmesidir" ifadesinde ise, harama konu olan şeyin eti olduğu teyit edilmektedir. Dolayısıyla postunun haramlığına dair her hangi bir hüküm bulunmamaktadır. Hakkında hüküm bulunmayan konularda ise mübahhk esastır.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre boğazlanmadan kendi kendine ölen hayvanın eti ve tabaklanmamış derisi pistir. Mâlikîlere göre murdar hayvanın eti gibi de­risi, kemiği ve sinirleri de temiz değildir. Kıl, yün ve tüyleri ise temizdir. Şâfiîlere göre, ölü hayvanın kıl, tüy, yün ve tırnakları dâhil bütün parçaları necistir.

 

Bâb: Köle Ve Canlı Hayvanın Canlı Hayvan Karşılığında Satılması

 

238- Süleyman b. Harb bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Sâbit'ten, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Köleler arasında Safiyye (r.anhâ), Dıhyetü'l-Kelbî'nin (ra) payına düş­müştü. Sonra Allah Resûlü'nün (sav) oldu.[26]

 

Şerh

 

Köleler arasında Safiyye (r.anhâ), Dıhyetü'l-Kelbî'nin payına düşmüştü. Sonra Allah Resû­lü'nün (sav) oldu" ifadesi, hadisin önceki rivayetlerine göre. gayet muhtasar­dır. Bu bâbda yeralr^a nedenine gelince, Allah Resulü (sav) Safiyye'yi (r.anhâ) başka bir câriye karşılığında kendine vermesini istemiş, o da Efen­dimizin bu isteğini

yerine getirmiştir.  .

 

Ders

 

Allah Resûlü'nün (sav) Hz. Safiyye'yi (r.anhâ) Dıhye'den (ra) isteme nedeni onunla evlenmek içindir. Hz. Safiyye'nin (r.anhâ) babası Huyey Ya­hudi toplumunun tanınmış liderlerinden biriydi. Efendimizin onun kızıyla evlenmesi, Medine İslam toplumunun geleceği açısından siyasal bir öneme sahipti. Nitekim Efendimiz de sahabenin ileri gelenlerinin öğütlerine uyarak bu evliliği yapmış, önemli bir siyasal adım atmıştır.

 

Bâb: Kölelerin Satışı

 

239- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize ez-Zührî'den, o İbni Muhayrîz'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den (ra) şunu nakletti.

Kendisi Allah Resûlü'nün (sav) huzurunda otururken sordu: Ey Al­lah Resulü! Bizler kadınları köle alıyor ve onları (satıp) bedellerini al­mak istiyoruz. Azil hakkında ne dersiniz?

Buyurdu ki: Yoksa siz bunu yapıyor musunuz? Gerçi yapmamakla mükellef kılınmış da değilsiniz. Fakat (biliniz ki) Yüce Allah'ın varolup çıkmasını yazdığı her nefis mutlaka çıkacaktır.[27]

 

Şerh

 

Bizler köle alıyor ve onları (satıp) bedellerini almak istiyoruz" ifadesinden köle satışının o toplumda yadırganmayan bir ticaret olduğu anlaşılmaktadır. Tabiî köle kadınları olanlar onlardan fayda­lanmak da istemekte, fakat çocuk doğurmalarını istememektedirler. Çünkü çocuk doğurmaları hâlinde onları satmaları zorlaşmaktadır.

Azil hakkında ne dersiniz?" ifadesinde bahsedilen azil, erkeğin spermlerini kadının üreme organı dışına boşaltmasıdır.

 

Hüküm

 

Belli şartlara riâyet etmek şartıyla kadın ve erkek kölelerin satışıyle ilgili her hangi bir sınırlama yoktur. Azile gelince bu konuda ulemâ arasında ihti­laf bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz bazı hadislerinde azle izin vermiş-se de "azli" teşvik etmemiş, sadece müsaade etmiştir.

Hatta bazı hadislerinde "azil" yapmanın kötülüğüne de işaret etmiştir. Hanefi âlimleri, kadının izni olması halinde caiz olduğu görüşündedirler. Cariyelere gelince, onlardan izin istenmesine gerek olmayıp azil yapılabilir.

 

Ders

 

Kölelik, İslamiyet'in getirmediği bilakis geldiğinde önünde bulduğu bir kurumdur. Şu var ki yüce dinimiz kölelikle bir çok şekilde mücâdele etmek suretiyle bu kurumun ıslahına ve zaman içinde ortadan kalkması için gerekli önlemleri almaya çalışmıştır. Bu bağlamda bir çok suçun keiâreti olarak köle azat etmenin zikredilmesi anlamlıdır.

Azle gelince, doğum kontrol yöntemleri arasında en masum olanlarından biridir. Çünkü bu yöntemde, çocuğunu oluşum sürecine müdâhale edilme­mekte, bilakis böyle bir fırsata zemin hazırlanmamaktadır. Ancak Allah Re­sûlü'nün (sav) de ifade buyurdukları gibi kıyamete kadar varolup hayat bul­ması takdir edilen her nefis meydana gelecek, bütün tedbirler işe yaramaya­caktır.

 

Bâb: İstibrâ Etmeksizin Cariye İle Yola Çıkılır Mı?

 

240- Abdülgaffar b. Dâvud bize anlatarak dedi ki: Yakup b. Abdirrahman bize Amr b. Ebî Amr'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nak­letti:

Allah Resulü (sav) Hayber'e vardı. Allah kalenin fethini O'na mü­yesser kılınca, kendisine Safiyye bn. Huyey bn. Ahtab'in güzelliğinden sozedildi. Kocası Öldürülmüştü. Bir gelin namzedi olmuştu. Allah Resu­lü (sav) onu kendine seçti. Onunla birlikte yola çıktı. Seddu'r-Ravhâ denen yere vardığımızda Allah Resûlü'ne (sav) helal oldu ve kendisiyle gerdeğe girdi. Sonra küçük bir deri kapta hays yemeği yaptı. Allah Re­sulü (sav) sonra şöyle buyurdu: Çevrendekilere (yemek) için seslen.

Bu Allah Resûlü'nün (sav) Safîyye (r.anhâ) için verdiği düğün ye­meği olmuştu. Sonra Medine'ye doğru yola çıktık. (Râvi dedi ki: ) Bilâ­hare onu Allah Resûlü'nün (sav) arkasında abasıyla örtmüş olarak gördük. Allah Resulü (sav) devesinin yanında diz çöküyor, Safîyye (r.anhâ) deveye binebilmek için dizine basıyordu.[28]

 

Şerh

 

"Onunla birlikte yola çıktı. Seddu'r-Ravhâ denen yere vardığımızda Allah Resûlü'ne (sav) helal oldu ve kendisiyle gerdeğe girdi." Burada, bâb başlığıyla ilgili husus, cariyenin iddetidir.

 

Hüküm

 

Hanefî ulemâsına göre hayız gören cariyenin iddet müddeti iki hayızdır. Hayız görmeyen cariyenin ise bir-buçuk aydır. Kocası ölen cariyenin Ölüm iddeti ise iki ay beş gündür.

 

Bâb: Köpeğin Bedeli

 

 

Abdullah  b.   Yusuf bize   anlatarak  dedi  ki:   Mâlik  bize   İbni Şihâb'dan, o Ebû Bekir b. Abdirrahman'dan, o Ebû Mesûd el-Ensârî'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) köpek (satıp) bedelini almayı, fuhuş kazancını ve falcılık ücretini yasakladı.[29]

 

Şerh

 

Köpek (satıp) bedelini almayı, fuhuş kazancını ve falcılık ücretini yasakladı" ifadesiyle haram kılman üç gelir türü bildirilmektedir.

 

Hüküm

 

İslam'a göre alışverişin sıhhatli olmasının şartlan vardır. Yukarıda anı­lan sınıflar bu şartlardan birini, yani dinen değer sahibi olma niteliğini taşı­mamaktadır. O şartlar şunlardır:

1- Satılan şeyin satış zamanında mevcut ve ele geçmesi mümkün olması,

2- Nehir ve deniz suyu gibi herkes için mubah olan şey olmaması.

3- Satıcının mülkü olması.

4- Dinen değer sahibi olması.

5- Teslim alınması mümkün olması, yani denizdeki balık, havadaki kuş gibi, satıcının elinde olmayan bir şey kabilinden olmaması.

 

Ders

 

Dinimize göre köpek necis kabul edildiği için köpek satışından elde edi­len gelir de hoş görülmemiştir. Ancak görme engellilere rehberlik etmek, narkotik görevlerinde kullanılmak, bekçilik gibi özel eğitimden geçmiş kö­peklerin bu kapsamda görülmesi tartışmalı olabilir. Çünkü bunlarda köpeğe, artı bir değer katılmaktadır. Öte yandan fuhuş ve falcılık dinimizin zaten haram kıldığı fiiller olduğu için bunlardan elde edilen gelirin mubah görül­mesi asla mümkün değildir.

 

Bâb: Fuhuş Yapan Câriye Ve Kadın Kölenin Kazancı

 

242- Kuteybe b. Saîd bize Mâlik'ten, o İbni Şihâb'dan, o Ebû Bekir b. Abdirrahman'dan, o Ebû Mesud el-Ensârî'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) köpek (satıp) bedelini almayı, fuhuş kazancım ve falcılık ücretini yasakladı.[30]

 

Şerh

 

fuhuş kazancını" ifadesinde fuhuş amacıyla sahip olunan sermaye kadının bir anlamda kiraya verilerek gelir temin edilmesi sebebiyle bu bâbda yer aldığı anlaşılmaktadır.

 

Hüküm

 

Dinen değeri olmayan şeylerin satış bedelleri ne kadar.gayri meşru ise, kira bedelleri de aynı şekilde gayri meşru bir gelirdir. Örneğin bar, umum­hane gibi mekanların kiralan bu bağlamda değerlendirilebilir.

 

Ders

 

Dinimiz, her türlü gayri meşru kira gelirini de haram kılmış, bununla gayri meşru faaliyetlerin azaltılması, mümkünse bitirilmesi amaçlanmıştır. Aslen meşru olan bir kira gelirinin, kiralanan şeyin gayri meşru amaçlarla kullanılması hâlinde haram hâle gelmesi de mümkündür.

 



[1] Buhârî, buyû/1908, havâîât/2129, menâkib/3497, 3644, nikâh/4684, 4751, 4756, 4758, 4769, edeb/5618, da'avât/5907; Müslim, nikâh/2556-2560; Tirmizî, nikâh/1014, birr/1856; Nesâî, nikâh/3299-3300, 3319-3321, 3335; Ebû Dâvud, nikâh/1804, 1897; İbni Mâce, nikâh/2075; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/12224, 12508, 12649, 12891, 13360, 13395, 13451; Mâli*, nikâh/999; Dârimî, nikâh/2107.

[2] Buhârî, vudû/170, salât/426-427, ezân/611-612, 619, buyû/1976, bed'ul-halk2990, tefsîru'1-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037, 1059-1063; Tirmizî, salât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, imâmet/829; Ebû Dâvud, salât/396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid/778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7268, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999,8756, 8786 9005, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10090, 10116, 10379, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345, 347; Darimî, salât/1245.

[3] Buhârî, salât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'i-enbiyâ/3116, menâkıb/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, kefârât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihad/3360-3362; Tirmizî, ni­kâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârât/2263, menâsik/3İ06; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11505, 11554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, İ2465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.

[4] Buhârî, buyû/1990, 2025, 2028; Müslim, musâkât/2968; Tirmizî, buyû/1164; Nesâî, buyû/4482; Ebû Dâvud, buyû/2906; İbn Mâce, ticârât/2244, 2250; İbn Hanbel, mus-nedu'i-aşereti'i-mubeşşere/157, 231^297; Mâlik, buyû/1152; Dârimî, buyû/2465

[5] Buhârî, buyû/1995, 2020, nikâh/4746; Müslim, nikâh/2530-2531, buyû/2786-2787; Tirmizî, buyû/1213; Nesâî, nikâh/3191, buyû/4428; Ebû Dâvud, nikâh/1783, buyû/2979; İbn Mâce, îicârât^Z 162; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4492; Mâlik/nikâh/965, buyu/i 188; Dârimî, nikâh/2454.

[6] Buharı, buyu/1996, 2004, 2006-2007, 2015, 2017, şurût//2522, 2575, nikâh/4755, kader/6111; Müslim,zekât/I789, nikâh/2532-2535, buyû/2788-2791; Tirmizî, nikâh/1053, talâk/1111, buyû/3142, 1172-1173, 1225; Nesâî, nikâh/3187-3190, buyû/4411-4413, 4435, 4420, 4426, 4430-4431; Ebû Dâvud, nikâh/1781, buyû/2980-2981, 2986-2988; İbn Mâce, nikâh/1857, ticârât/2163, 2165-2166, 2169, 2230; İbn Hanbel, bakî musnedi!l-müksirîn/6950, 7004, 7011, 7976, 7144, 7211, 7373, 7753, 7863, 8363, 8365, 8579, 8644-8645, 8757, 8854, 8898, 8942, 8959, 9028, 9153, 9192, 9520, 9547, 9572, 9581, 9623, 9678, 9828, 9845, 9876, 9887, 9925, 9953, 9971, 10111, 10181, 10197, 10237, 10271, 10294, 10377, 10434; Malik, nikâh/964; Dârimî, nikâh/2080, buyû/2440, 2453

[7] Bkz. 217 no.lu hadis-i şerif.

[8] Bkz217no.luhadis-i şerif.

[9] Bkz. 217 no.lu hadis-i şerif.

[10] Bkz. 217 no.lu hadis-i şerif

[11] Bkz. 217 no.lu hadis-i şerif.

[12] Buhârî, buyû/1995, 2020, nikâh/4746; Müslim, nikâh/2530-2531, buyÛ/2786-2787-Tirmizî, buyû/1213; Nesâî, nikâh/3191, buyû/4428; Ebû Dâvud, nikâh/1783^ buyû/2979; İbn Mâce, ticârât/2162; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4492' Mâlik/nikâh/965, buyû/1188; Dârimî, nikâh/2454.

[13] Buhârî, buyû/1990, 2025, 2028; Müslim, musâkât/2968; Tirmizî, buyû/1164; Nesâî, buyû/4482; Ebû Dâvud, buyû/2906; İbn Mâce, ticârât/2244, 2250; İbn Hanbel, mus-nedu'l-aşereti'I-mubeşşere/157, 231, 297; Mâlik, buyû/1152; Dârimî, buyû/2465

[14] Buhârî, zekât/1391, buyû/2026-2027,2035-2036, 2039, 2043-2044, 2053, musâkât/2206; Müslim, buyû/2827, 2829-2830, 2834-2841, 2846-2850; Tirmizî, buyûl 147-1148, 1221; Nesâî, eymân/3860, buyû/4443-4446, 4456-4458, 4460, 4462, 4464, 4473, 4475; Ebû Dâvud, buyû/2917, 2923-2924; İbn Mâce, ticârât/2205, 2256, 2259-2260; İbn Hanbel, musnedu'i-müksirîn/4260, 4264, 4296, 4418, 4637, 4705, 4756, 4768, 4816, 4859, 4883, 4937, 5023, 5040-5041, 5188, 5216, 5242, 5263, 5597, 5785, 6034, 6088; Mâlik, buyû/1127, 1140; Dârimî, buyû/2442.

[15] Bkz. 225 noJu hadis~i şerif.

[16] Bkz. 225 no.lu hadis-i şerif.

[17] Bkz. 225 no.lu hadis-i şerif.

[18] Bkz. 225 no.iu hadis-i şerif.

[19] Bkz. 225 no.iu hadis-i şerif.

[20] Bkz. 225 no.iu hadis-i şerif.

[21] Buhârî, buyû/2051-2052, 2054, musâkât/2205, şurût/2515; Müslim, buyû/2851-2854; Tirmizî, buyû/1165; Nesâî, buyû/4556-4557; Ebû Dâvud, buyû/'2977; İbn Mâce, tİcârât/2201-2203; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4273, 4324, 4620, 4915, 5054, 5230, 5281,5526,6091; Mâlik, buyû/1126; Dârimî, buyû/2448.

[22] Bkz. 233 no.lu hadis-i şerif.

[23] Bkz. 225 no.lu hadis-i şerif.

[24] Bkz. 225 no.lu hadis-i şerif.

[25] Buharı, zekât/1397, buyu/2069, zebâih/5105-5106; Müslim, hayz/542-544; Tirmizî, libâs/1649; Nesâî, ferV4161-4162; Ebû Dâvud, libâs/3592; İbn Mâce, libâs/3600; İbn Hanbel, musnedu Benî Hâşira/1797, 1799, 2012, 2251, 2309, 2374 2391 2407 2730 2861, 2890, 3029, 3273, 3282, 3341; Mâlik, sayd/942; Darimî, edâhî/1905'

[26] Buhârî, salât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, menâkıb/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, kefârât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, ni­kâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'İme/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârât/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11505, 31554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12Ç26, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dânmî,nikâh72144-2145, 2462.

[27] Buhârî, buyû/2077, itk/2356, megâzî/3823, nikâh/4809, kader/6113, tevhîd/6860' Müslim, nikâh/2599-2605; Tirmizî, nikâh/1057; Nesâî, nikâh/3275;' Ebû Dâvud, nikâh/1855, 1857; İbn Mâce, nikâh/1916; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/10656' 10744, 10772, 10858, 11014, 11032, 11051, 11076, 11120 11340 11218 i 1260* 11263, 11320, 11412, 11444, 11450, 11473; Mâlik, talâk/1090" Dârimî nikah/2126' 2127.

[28] Buhârî, salât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, menâkıb/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, kefârât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, ni­kâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'İme/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârât/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/U505, 11554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.

[29] Buhârî, buyû/2083, icâre/2121, talâk/4927, tıp/5319; Müslim, musâkât/2930; Tirmizî, nikâh/1052, buyû/1197; Nesâî, sayd/4218, buyû/4587; Ebû Dâvud, buyû/2974, 3020; îbn Mâce, ticârât/2150, edeb/3734; İbn Hanbel, musnedu'ş-Şâmiyyîn/16453, 16457, 16468; Mâlik, buyû/1173; Dârimî, buyû/2455.

[30] Bkz. 24Î no.lu hadis-i şerif.