Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KİTÂBU'L-CİHÂD VE'S-SİYER - Cihad - Camiul

 

CİHAD VE SİYER BÖLÜMÜ.. 2

Erkekler Ve Kadınlar İçin Cihad Ve Şehitlik Duası 2

Allah Yolunda Savaşarak Ölenin Fazileti 2

At Ve Eşeğin İsmi 3

Kadının Deniz Savaşına Katılması 3

Savaşta Hizmetin Fazileti 4

Hizmet İçin Gençle Sefere Çıkan Kimse. 5

Deniz Seferi 5

Mızraklar Hakkında Söylenenler 6

Sefer Ve Savaşta Cüppe Giymek. 6

Romalılarla Savaş Hakkında Söylenenler 6

Peygamber Efendimizin (Sav) İnsanlara Çağrısı 7

Peygamber Efendimizin (Sav) İnsanlara Çağrısı 7

Bineklinin Terkisinde Gelmek. 8

Savaşta Tekbir Getirmek. 8

Savaş Esirini Öldürmek. 8

Savaştan Dönüşte Ne Denir?. 9

Savaştan Dönüşte Ne Denir?. 9


KİTÂBU'L-CİHÂD VE'S-SİYER

 

CİHAD VE SİYER BÖLÜMÜ

 

Bâb: Erkekler Ve Kadınlar İçin Cihad Ve Şehitlik Duası

 

267- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İshâk b. Abdillah'tan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şöyle dediğini nakletti:

Allah Resulü (sav) Ümmü Haram bn. Milhân'ın yanına gider, o da kendisine yemek ikram ederdi. Ümmü Haram, Ubâde b. es-Sâmit'in nikahı altındaydı. Allah Resulü (sav) yine onun evine gitti ve o, Allah Resûlü'ne (sav) yemek hazırladı, sonra saçlarını ayıkladı. Allah Resulü (sav) uyudu ve bir süre sonra gülerek uyandı.

(Ümmü Haram der ki:) Ey Allah Resulü! Neye güldünüz? diye sorduğumuda şöyle buyurdu: Ümmetimden bazıları Allah yolunda ci­hat ediyor hâlde, deniz seferine çıkmış, tahtlara kurulmuş sultanlar gibi (yahut) tahtlar üzerindeki sultanlar misâli bana gösterildi.

(İshâk burada tereddüt etti.) -Ümmü Haram-: Bunun üzerine "Ey Allah Resulü! Allah'a dua edin, beni de onlar arasında kılsın" dedim. Allah Resulü (sav) $ua etti. Sonra başını tekrar koydu (uyudu) ve bir süre sonra yine gülerek uyandı, "Ey Allah Resulü! Neye güldünüz?" Buyurdu ki: Ümmetimden bazıları bana Allah yolunda cihat ediyor hâlde gösterildiler. İlkinde söylediklerini tekrar etti.

(Ümmü Haram:) "Ey Allah Resulü! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua edin" dedi. Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Sen ilklerden olacaksın.

Nitekim Ümmü Haram (r.anhâ) Muaviye b. Ebî Süfyâıı devrinde deniz seferine katıldı. Denizden çıktıktan sonra bineğinden düşerek şe­hit oldu.[1]

 

Şerh

 

Ey Allah Resulü i Beni de onlardan kılması için Allah'a dua edin" dedi. O da onun için dua etti" ifadesi, daha önce gördüğümüz Ümmü Haram kıssasında bab başlığıyla ilgili olarak erkek ve kadınlar için cihad ve  şehâdet duası isteği bağlamında

geçmektedir. Ummü Haram (r.anhâ) Enes b. Mâlik'in (ra) teyzesidir. Ümmü Haram (r.anhâ) Enes b. Mâlik'in (ra) teyzesidir.

 

Hüküm

 

Hadis-i şerife göre büyüklerden cihad ve şehâdet için dua etmelerinin is­tenmesi sünnet olmaktadır. Burada hanımlar için zikredilen bu dilek, erkek­ler için daha evlâ olarak geçerlidir. Bu dilekte Allah yolunda cihat etme ve onun en büyük semeresi olan şehâdetin niyaz edilmesi söz konusudur.

 

Ders

 

Allah yolunda cihad, bir Müslümanın dünya hayatında Rabbine sunabi­leceği en büyük kulluk ve şükran ifadesidir. Çünkü bunda, malın ve canın O'nun yoluna serilmesi söz konusudur. Cihadın bir çok şeklinden söz edilse de hadis-i şerifte geçen şekli, bildiğimiz anlamda gerçek cihaddır. Bunun dışında, ilim, tebliğ, davet, dinî hizmet gibi görevlerde bulunmak da özveri isteyen büyük işlerdir. Fakat bunları dinimizde tarif edildiği şekliyle cihad olarak kabul etmek bir yorum işidir.

 

Bâb: Allah Yolunda Savaşarak Ölenin Fazileti

 

268- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Yahya'dan, o Muhammed b. Yahya'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra), o teyzesi Ümmü Ha­ram bn. Milhân'dan (r.anhâ) şunu nakletti:

Bir gün Allah Resulü (sav) yakınımda uykuya daldı. Tebessüm ede­rek uyandı. "Ey Allah Resulü! Neye güldünüz?" diye sordum. Buyurdu İd: Ümmetimden bazı insanların, tahtlanna kurulmuş sultanlar misâli şu yeşil denizde sefere çıktıkları bana gösterildi.

(Ümmü Haram:) "Ey Allah Resulü! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua edin" dedi. Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Sen ilklerdensin.

Nitekim Ümmü Haram (r.anhâ) kocası Ubâde b. es-Sâmit (ra) ile Müslümanların ilk deniz seferine Muâviye(nin Şam emirliği) zamanın­da katıldı. Gazadan döndükten sonra Şam'da konakladılar. Bineceği hayvan kendisine yaklaştınldığı sırada hayvan ona tepti ve ruhunu tes­lim etti.[2]

 

Şerh

 

Buyurdu ki: Ümmetimden bazı insanların, tahtlarına kurulmuş sultanlar misâli şu yeşil denizde sefere çıktıkları bana gösterildi" ifadesi, cihada katılanların ne muhteşem bir manzara arzettiklerini göstermesi açısından çok etkileyici bir cümledir.

 

Hüküm

 

Şehitlerin yüksek makamları herkesçe bilinir. Onlar, Kur'ân'ın ifadesiy­le Ölümsüzlüğü tatmış, Rableri katında rızıklanan imrenilecek kimselerdir. Onlar, sıddıklarla birlikte yer alacak ve çok yüksek bir makamda ağırlanacaklardir.

 

Ders

 

Şehâdet şerbetini yudumlayacak şanslı kimselerden olmayı istemek, el­bette ahiret inancı çok sağlam olan müminlere nasip olacak bir dilektir. Bu evsafta olamasa da her Müslümamn ömründe en az bir kez bu dileği kalbin­den geçirmesi, Rabbine bunun için niyazda bulunması gerekir.

 

Bâb: At Ve Eşeğin İsmi

 

269- Muhammed b. Ebî Bekr bize anlatarak dedi ki: Fudayl b. Süleyman bize Ebû Hâzim'den, o Abdullah b. Ebî Katâde'den, o babası Ebû Katâde'den (ra) şunu nakletti:

Ebü Katâde Allah Resulü (sav) ile birlikte yola çıkmıştı. O, bazı ar­kadaşlarıyla birlikte biraz geriden geliyordu. Onlar ihramh, Ebû Katâde ihramsızdı. Diğerleri ondan önce yabani bir eşek gördüler. Hayvanı gördüklerinde Ebû Katâde'nin görmesi için onunla ilgilenme­diler. Sonunda Ebû Katâde onu gördü ve hemen Cerâde adlı atına atla­dı. Arkadaşlarından kamçısını vermelerini istedi. Ama onlar onu ver­mekten imtina ettiler. Bunun üzerine kendisi aldı ve yabani eşeğe saldırarak onu öldürdü. Sonra o ve arkadaşları (etten) yediler. Fakat sonra pişman oldular. Allah Resûlü'ne (sav) eriştiklerinde (ve olayı anlattıkla­rında) "Yanınızda ondan bir parça var mı?" diye sordu. Ebû Katâde "Bir budu var" deyince Allah Resulü (sav) onu aldı ve yedi.[3]

 

Şerh

 

Sonunda Ebû Katâde onu gördü ve hemen Cerâde adlı atına atladı" ifadesinde Ebû Katâde'nin (ra) atının adı zikredilmektedir.

 

Hüküm            

 

İnsan hayatında anlamlı işler ifa eden at, eşek ve develere isimler veril­mesi Allah Resûlü'nün (sav) sünnetinde gördüğümüz bir uygulamadır.

 

Ders

 

Hayvanların da biz insanlar gibi bir ümmet olduğunu unutmamalıyız. Onlar da Allah'ın hükmüne râm olmuş kullandır ve kendilerin ebiçilen gö­revleri yerine getirerek yeryüzünün halifesi olan insanoğluna hizmet ederler. Bu açıdan bakıldığında hac yolculuğu, cihad ve benzeri zikre değer olaylar­da bulunan hayvanların da isimleriyle bilinmeleri, hatıralarının yaşatılması bakımından güzel bir kadirşinaslık örneği olacaktır. Bu meyanda Allah Re-sûlü'nü (sav) Mekke'den Medine'ye taşıyan Kusvâ adlı devesi de unutul­maz kahramanlardandır.

 

Bâb: Kadının Deniz Savaşına Katılması

 

270- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Muâviye b. Amr bize Ebû İshâk el-Fezârî'den, oabdullah b. Abdirrahman el-Ensârî'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) Binti Milhân'm evine gitti. Orada biraz uzandı ve gülerek uyandı. Binti Milhân sordu: Niçin güldünüz ey Allah Resulü?

Buyurdu ki: Ümmetimden Allah yolunda savaşan bir takım kimse­lerin yeşil denizde sefere çıktıklarını gördüm. Hâlleri tahtları üzerinde kurulu sultanlara benziyordu.

Binti Milhân dedi ki: Ey Allah Resulü! Dua edin, Allah beni de on­lardan kılsın.

Allah Resulü (sav) "Allahım! Onu da onlardan kıl" diye dua etti. Sonra tekrar uzandı ve yine gülerek uyandı. Aralarında aynı konuşma geçti. Bu defa Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Sen ilklerdensin. So­nunculardan olmayacaksın.

Enes (ra) anlatır: Binti Milhân Ubâde b. es-Sâmit ile evlendi ve Binti Karaza ile birlikte deniz seferine çıktı. Karaya çıkıp yola düzüldükleri sırada bindiği hayvan onu savurdu. Yere düşerek vefat etti.[4]

 

Şerh

 

ve Binti Karaza ile birlikte deniz seferine çık­tı" ifadesinde Ürnmü Haram'in (r.anhâ) adı geçen Kıbrıs Seferine yalnız değil Binti Karaza ile birlikte çıktığını görmekteyiz.

 

Hüküm

 

Allah Resûlü'nün (sav) duasından da anlaşılacağı üzere, kadınlar da er­keklerle birlikte deniz seferlerine katılabilirler. Bunda şer'î bakımdan bir mahzur bulunmamakladır. Bu sefere kocası Ubâde (ra) ile birlikte katıldığı da bilinmektedir.

 

Ders

 

Sonraki dönemlerin aksine İslam'ın ilk devrinde kadını sosyal hayatın her alanında görmekteyiz. Sabah namazına katılan, mescitte hatibe soru so­rabilen, çarşı pazarda yerini alan hanımların yanı sıra, Hz. Aişe (r.anhâ) gibi güncel deyimiyle öğretici hanımlar, hatta Ürnmü Haram gibi savaşa katılan hanımlar görmekteyiz. Bu ve benzeri örnekler, kadının ilk İslam toplumunda aktif olarak görev aldığını kanıtlamaktadır. Ancak zamanla değişen şartlara bağlı olarak kadın da şark geleneklerine kurban edilerek sosyal hayattan dışlanmış, bir anlamda evlere hapsedilmiştir. Kadına toplumda yeni bir gö­rev verme eşiğinde olanlar, bunun usul ve prensipleriyle ilgili olarak asrı saadetten hayli faydalanacaklardır.

 

Bâb: Savaşta Hizmetin Fazileti

 

271- Abdülaziz b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Muhammed b. Cafer bize Muttalib b. Hantab'ın azatlısı Amr b. Ebî Amr'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) ile birlikte Hayber seferine çıktım. O'na hizmet ediyordum. Dönüş yolunda Allah Resulü (sav) Uhud dağını görerek şöy­le buyurdu: İşte bu Uhud dağıdır. O, bizi sever biz de onu severiz. Ar­dından şöyle dua etti: Allahım! Medine'nin İki yakası arasını İbra­him'in (as) Mekke'yi harem kılması gibi harem kılıyorum. Allahım! Bizim sâ'ımıza ve müddümüze bereket ver.[5]

 

Şerh

 

Allah Resulü (sav) ile birlikte Hayber seferine çıktım. O'na hizmet ediyordum" ifadesinden anlaşı­lan gençler ve kadınların savaşta geri hizmetlerde bulunabilecekleridir. He­nüz ergenlik çağının eşiğinde bulunan Enes'in (ra) durumu bunun açık bir örneğidir.

 

Hüküm

 

Gerek savaş amacıyla çıkılan seferlerde, gerekse başka amaçlarla çıkılan yolculuklarda yardımp bulundurulması Allah Resûlü'nün (sav) sünnetin-dendir. Savaş için götürülen yardımcılar, eğer savaşma çağında değillerse cepheye sürüimeyip geride bırakılırlar. Aynı durum zaruret olmadıkça ka­dınlar için de geçerlidir. Ancak Uhud savaşında yaşandığı gibi Hz. Nesîbe (r.anhâ) çok büyük yararlılıklar göstererek Allah Resûlü'ne (sav) siper olmuştur.

 

Bâb: Hizmet İçin Gençle Sefere Çıkan Kimse

 

272- Kuteybe bize anlatarak dedi ki: Yakup bize Amr'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) Ebû Talha'ya şöyle buyurdu: Hayber seferine çı­kıncaya kadar hizmetimi görebilecek bir gence bakıver.

O'nun bu arzusu üzerine Ebû Talha beni terkisine alarak sefere çık­tı, ergenlik çağının arifesinde bir gençtim. Allah Resulü (sav) mola ver­diği zaman hizmetinde bulunuyordum. O'nun sık sık şöyle dua ettiğini duyuyordum:

"Allâhümme eüzü bike mine'l-hemmi ve hazeni ve'1-aczi ve'I-keseli ve'1-buhli ve'1-cubni ve daFad-deyni ve ğalebete'r-ricâli {=Allahım! Ta­sa, hüzün, çaresizlik, tembellik, cimrilik, korkaklık, borca batma ve insan­ların tasallutundan Sana sığınırım)".

Sonra Hayber'e vardık. Yüce Allah kalenin fethini müyesser kılınca kendisine Safiyye bn. Huyey bn. Ahtab'ın güzelliğinden sözedildi. Koca­sı öldürülmüştü. Bir gelin namzedi olmuştu. Allah Resulü (sav) onu kendine seçti. Onunla birlikte yola çıktı. Seddu's-Sahbâ denen yere var­dığımızda Allah Resûlü'ne (sav) helal oldu ve onunla gerdeğe girdi. Sonra küçük bir deri kapta hays yemeği yaptı. Allah Resulü (sav) sonra Şöyle buyurdu: Çevrendekilere (yemek) için seslen.

Bu Allah Resûlü'nün (sav) Safıyye (r.anhâ) için verdiği düğün ye­meği olmuştu. Sonra Medine'ye doğru yola çıktık. (Râvi dedi ki: ) Bilâ­hare onu Allah Resûlü'nün (sav) arkasında abasıyla örtmüş olarak gör­dük. Allah Resulü (sav) devesinin yanında diz çöküyor, Safiyye (r.anhâ) deveye binebilmek için dizine basıyordu.

İlerlemeye devam ettik. Medine yakınlarına vardığımızda Uhud da­ğına baktı ve şöyle dedi: Bu dağ bizi sever, biz de onu severiz.

Ardından Medine'ye doğru bakarak şöyle dedi: Allahım! Medi­ne'nin iki yakası arasım İbrahim'in Mekke'yi haram kılması gibi ha­ram kılıyorum. Allahım! Onların müddlerini ve sâ'lerini bereketli kıl.[6]

 

Şerh

 

Bu dağ bizi sever, biz de onu severiz, buyurdu" ifadesinden çıkan mânâ, cansız varlıkların da sevgi besleyebilecekleri yö­nündedir. Buna benzer bir ifade Kur'ân'da "Köye sor.." şeklinde geçmekte­dir ki köy de cansız bir varlıktır.

 

Hüküm

 

Bir önceki hadis-i şerif ile aynı hükme tâbidir.

 

Bâb: Deniz Seferi

 

273- Ebu'n-Nu'mân bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Yah­ya'dan, o Muhammed b. Yahya'dan, o Mâlik b. Enes'ten (ra) şunu nakletti:

Ümmü Haram (r.anhâ) bana şunu anlattı: Allah Resulü (sav) bir gün onun evinde öğle uykusuna yatmış, bir müddet sonra gülerek uyanmıştı.

(Ümmü Haram) sordu: Ey Allah Resulü! Sizi güldüren nedir? O şöyle buyurdu: Ümmetimden bir topluluğun işine hayran kaldım. Taht­lar üzerine kurulmuş sultanlar misali deniz seferine çıkıyorlardı.

Ümmü Haram, "Ey Allah Resulü! Allah'a dua edin, beni de onlar­dan kılsın" dedi. Allah Resulü (sav) "Sen onlardansın" buyurduktan sonra tekrar uykuya daldı. Bir süre sonra yine gülerek uyandı. İlkinde söylediğini iki veya üç kez tekrar etti. "Ey Allah Resulü! Allah'a dua edin, beni de onlardan kılsın" dedi. "Sen ilklerden olacaksın" buyurdu.

Bilâhare übâde b. es-Sâmit (ra) ile evlendi. Ubâde onunla birlikte (deniz) seferine çıktı. Dönüşte Ümmü Haram binmek için bir bineğe yaklaştı. Hayvanın üstünden düştü ve boynu kırılarak vefat etti.[7]

 

Şerh

 

Yahya" b. Saîd el-Ensâri'dir.

 

Hüküm

 

İslam savaş hukukunda kara seferi olduğu gibi deniz seferi de Allah yo­lunda cihadın bir parçasıdır. Kara seferine göre daha sıkıntılı olduğu için Allah Resulü (sav) tarafından müteaddit yerlerde övülmüştür.

 

Ders

 

İlk Müslümanlar i'lâ-i kelimetullah uğrunda kâh davet ve tebliğ, kâh cihad için kara ve deniz seferlerine çıkmaktan hiçbir zaman geri durmamış, deyim yerindeyse hayatlarını buna adamışlardır. Bu eşsiz gayretleri sayesin­de İslamiyet çok kısa bir sürede eski dünyanın dört bir yanında hükümrân olmuş, küçük bir topluluk dünya çapında gayeleri olan büyük bir güce dö­nüşmüştür. O günün kıt imkânları göz önüne alındığında bu yapılanların ne büyük işler olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 

Bâb: Mızraklar Hakkında Söylenenler

 

274- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ömer b. Ubeydullah'ın azatlısı Ebu'n-Nadr'dan, o Ebû Katâde el-Ensârî'nin azatlısı Nâfı'den, o Ebû Katâde'den (ra) şunu nakletti: Kendisi Allah Resulü (sav) ile beraber yola çıkmıştı. Mekke yolunun belli bir yerine vardıklarında Ebû Katâde arkadaşlarıyla birlikte biraz geride kaldı. Onlar ihramlı, kendisi ihramsız idi. Yabani bir eşek gördü. Hemen atına kuruldu ve arkadaşlarından kamçısını vermelerini istedi. İmtina ettiler. Mızrağını istedi, yine imtina ettiler. Bunun üzerine inip kendisi aldı ve atını eşeğin üzerine doğru sürdü. Onu öldürdü. Allah Resûlü'nün (sav) ashabından bazıları hayvanın etinden yerken bazıları yemediler.

Allah Resûlü'nün (sav) yanına vardıklarında bunun hükmünü sor­dular. "O, Yüce Allah'ın size yedirdiği bir yemektir" buyurdu.[8]

 

Şerh

 

Mızrağını istedi, yine imtina ettiler" ifadesinden, di­ğer sahabîler ihramlı oldukları için, Ebû Katâde'ye (ra) hiçbir surette yardım etmedikleri anlaşılmaktadır.

 

Hüküm

 

Hadis-i şerifi daha önce 197 no ile geçtiği yerde şerhetmiştik. İmam Buhârî, savaş ve avlanma aracı olarak mızraktan bahsedildiği için hadise bu bapta da yer vermiştir.

 

Bâb: Sefer Ve Savaşta Cüppe Giymek

 

275- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Abdülvâhid bize el-A'meş'ten, o Ebu'd-Duhâ Müslim'den, o Mesrûk'tan, o Muğîre b. Şûbe'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) tuvaleti için uzaklaştı, sonra dönüp geldi. Onu suyla karşıladım. Abdest aldı. Üstünde Şam işi bir cüppe vardı. Ağzına su verdi, burnuna su çekti ve yüzünü yıkadı. Ellerini cüppenin yenle­rinden çıkarmaya çalıştı, ama çok dardılar. Bunun üzerine alttan çıkardı ve ellerini de yıkadı. Sonra başını ve mestlerini meshettı.[9]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerif daha önce 5 ve 39 no.lu hadislerin altında şerhedümiştir. Burada zikredilme sebebi ise yolculuk ve savaş için çıkılan seferlerde Şam işi cüppenin giyildiğinin bildirilmesidir.

 

Bâb: Romalılarla Savaş Hakkında Söylenenler

 

276- İshâk b. Yezîd ed-Dımeşkî bize anlatarak dedi ki: Yahya b. Hamza bize Sevr b. Yezîd'den, o Hâlid b. Ma'dân'dan, o Umeyr b. el~Esved el-Anesî'den (ra) şunu nakletti:

Ubâde b. es-Sâmit (ra) gelip Hıms meydanına konmuştu. Kendine ait bir çadırı vardı ve Ümmü Haram (r.anhâ) da yanındaydı. Umeyr der ki: Ümmü Haram (r.anhâ) bize şunu anlattı: Allah ResûhVnü (sav) şöy­le buyururken dinledim: Ümmetimden deniz gazasına çıkacak ilk ordu­ya (cennet) farz olmuştur. (Ümmü Haram:) "Ey Allah Resulü! Ben de onların arasında mıyım?" dedi. Buyurdu ki: "Sen de aralarındasm." Sonra şöyle buyurdu: Ümmetimden Kayser'in şehrini fethe çıkacak ordunun bütün neferlerinin de geçmiş günahları bağışlanmıştır. (Ümmü Haram:) "Ey Allah Resulü! Ben de onların arasında olacak mıyım?" dedi. "Hayır" buyurdu.[10]

 

Şerh

 

Hadisi rivayet eden Umeyr b. el-Esved el-Anesî (ra), Şam'ın yerlilerin­den zühd ve ibâdete düşkünlüğüyle tanınan bir pîr-i fânî idi. Adı Amr olup lakabı Umeyr idi. Hz. Ömer (ra) ondan övgüyle sözederdi. Muaviye'nin hi­lâfeti döneminde vefat ettiği bilinmekte olup Buhârî'de bu hadisi dışında başka rivayeti bulunmamaktadır.

"Sonra şöyle buyurdu: Ümmetimden Kayser'in şehrini fethe çıkacak ordunun   bütün   neferlerinin   de   geçmiş   günahları   bağışlanmıştır"

ifadesinde Müslümanların ergeç İstanbul'un fethine talip olacakları haber verilmekte ve bu sefere katılacak mücahitlerin günahlarının bağışlanacağı bildjfâfayısirteıdûıi Roma İmparatorunun payitahtı olan İstanbul şehrine ilk se­fer Yezid b. Muaviye döneminde düzenlenmiştir. Büyük sahabî Ebû Eyyub el-Ensârî (ra) bu sefere katılarak İstanbul'a gelen ve surların dışında şehit düşen mücâhitlerdendir.

 

Bâb: Peygamber Efendimizin (Sav) İnsanlara Çağrısı

 

277- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Muaviye b. Amr bize Ebû İshâk'tan, o Humeyd'den, o Enes b. Mâîik'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) bir kavimle savaşacağı zaman sabah olmadan savaşmazdi. Eğer ezan sesi işitirse durur, eğer işitmezse sabah ile onlara hücum ederdi. Hayber'e gece vakti varmıştık.[11]

 

Şerh

 

"Eğer ezan sesi işitirse durur, eğer işitmezse sabah ile onlara hücum ederdi" ifadesinde Allah Resu­lü'nün (sav) bir beldeye ansızın saldırmayıp sabahı beklediği ve ezan sesini duyması hâlinde saldırıdan geri durduğu beyan edilmektedir.

 

Hüküm

 

îslam hukukuna göre, bir beldeye saldırmanın meşru olabilmesi için on­lara davetin ulaşmış olması ve onların bunu reddederek anlaşmaya yanaş­mamaları, yahut daha önce yaptıkları anlaşmayı tek yanlı olarak bozmuş olmaları gerekir. Allah Resulü (sav) sabah ezanını bir beldenin dinî kimliği­nin ölçüsü olarak görür, ona göre hareket ederdi.

 

Ders

 

İslam, kendisine bağlananlar ve anlaşmalı bağlaşıkları için merhamet ve hoşgörüyü öne çıkarırken, düşmanca tavırlar sergileyenlere karşı daima öl­çülü sertliği benimsemiştir. Bunu bizzat Allah Resûlü'nün (sav) döneminde görmek mümkündür. Dolayısıyla günümüzde tek yanlı olarak söylendiği Islamiyetin barış ve hoşgörü dini olduğunu söyleyip kuvvet ve kılıç boyutu­nu örtmeye çalışanlar, bunun yanlışlığım er geç göreceklerdir. Evet İslami­yet barış ve hoşgörüyü benimser, fakat yeri geldiğinde çok sert tedbirlerin alınmasını da teşvik eder. Müslümanlara sürekli ihanet eden Medine Yahu­dilerinin başlarına gelenler bunun en açık delilidir.

Bâb: Peygamber Efendimizin (Sav) İnsanlara Çağrısı

 

278- Abdullah b. Mesleme bize anlatarak Mâlik'ten, o Humeyd'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) naklederek dedi ki:

Allah Resulü (sav) Hayber gazası için sefere çıktı ve oraya geceleyin ulaştı. O, bir kavme gece vakti vardığında sabah olmadan hücuma geç­mezdi. Sabah olunca Yahudiler kazmaları ve kürekleriyle çıktılar. O'nu görünce "(Eyvah) Muhammedi Ordu!" dediler. Allah Resulü (sav) nida etti: Allahü Ekber! Yıkılsın Hayber! Biz bir kavmine sahasına indiği­mizde ne kötü olur uyarılanların sabahı![12]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerifin şerh ve hükmü için bir önceki 277 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Bineklinin Terkisinde Gelmek

 

279- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bizeYunus'tan, o Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Fetih Günü Allah Resulü (sav) Mekke'nin yüksek bir yerinden ar­dında Üsâme b. Zeyd, Bilâl ve beraberinde Osman b. Talha ile indi. Beytullah'm avlusunda devesini çöktürdü ve Osman'a Kabe'nin anah­tarını getirmesini emretti. (Osman) kapıyı açtı ve Allah Resulü (sav) Üsâme, Bilâl ve Osman ile içeri girdi. Günün uzun bir vakti içeride kal­dıktan sonra çıktı. İnsanlar (Kabe'ye girmek) için yarıştılar. İlk giren Abdullah b. Ömer olmuştu. Bilâl'ı kapının arkasında ayakta gördü. Ona "Allah Resulü (sav) nered namaz kıldı?" diye sordu.O da kendisine Allah Resûlü'nün (sav) namaz kıldığı yeri işaret etti.

Abdullah (b. Ömer) der ki: Ona kaç rekat kıldığını sormayı unuttum.[13]

 

Şerh

 

Bu hadis-i şerif daha önce namaz ve hac bölümlerinde de geçmişti. Bu­rada yer verilme sebebi ise Mekke'nin Fethi sırasında Allah Resûlü'nün (sav) Usâme b. Zeyd'i terkisine almış olmasıdır. Bundan çıkan hüküm savaşta aynı bineğe iki kişinin kullanabileceğidir.

 

Bâb: Savaşta Tekbir Getirmek

 

280- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Eyyûb'dan, o Muhammed'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti.

Allah Resulü (sav) Hayber'de sabahladı. Yahudiler kürekleri bo­yunlarında çıktılar. O'nu gördüklerinde "(Eyvah) Muhammed! Ordu! Muhammed! Ordu!" diye bağrışarak kaleye sığındılar.

Allah Resulü (sav) ellerini kaldırarak şöyle nida etti: AHahü Ekber! Yıkılsın Hayber! Biz bir kavmin sahasına indiğimizde ne kötü olur uya­rılanların sabahı!

Orada birçok eşek yakalamış ve onları pişirmiştik. Allah Resû­lü'nün (sav) tellalı şöyle seslendi: Allah ve Resulü sizlere eşek etini ya­saklıyor. Bunu üzerine kazanlar içindekilerle birlikte devrildi.

"Allah Resulü (sav) ellerini kaldırdı" ibaresinde Ali, Süryân'dan gelen rivayete mutabaat etmiştir.[14]

 

Şerh

 

Allah Resulü (sav) Allahü Ekber! dedi" ifadesi, savaşta tekbir getirmenin Allah Resûlü'nün (sav) sünnetlerinden biri olduğudur.

 

Hüküm

 

Savaşta tekbir getirmek sünnettir. Getirilen tekbirlerin düşmanın kalbine korku saçtığı, Müslümanların ise morallerini yükselterek cesaretlerini kam­çıladığı bilinmektedir.

 

Bâb: Savaş Esirini Öldürmek

 

281- İsmail bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) Fetih Yılı (Mekke'ye) başında miğferle girmişti. Onu çıkardığı sırada bir adam gelip "İbni Hatal Kabe Örtülerine sarıl­mış" dedi. "Öldürün onu" buyurdu.[15]

 

Şerh

 

Onu öldürün, buyurdu" ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) savaş hâlinden çıkmasına rağmen, İbni Hatal'ın öldürülmesini emrettiği ha­ber verilmektedir.

Bu olay şöyle cereyan etmiştir: Mekke fethi günü Müslüman hizmetçisi­ni öldüren müşrik Abdüluzza b. Hatal ölüm cezasından kurtulmak için Ka­be'nin örtüsüne sığınmıştı. Allah Resulü (sav) Mekkelilere hitaben: "Kim Kabe'nin örtüsüne sığınırsa emniyettedir" diyerek genel bir güvence vermiş, ancak bir iki kişi bundan istisna edilmişti. Bunlardan biri de Abdüluzza b. Hatal idi. O bir Müslümanı katletmişti. Bu yüzden güvence dışında tutul­muştu. Allah Resulü (sav) onu öldürmesi için Ebû Berze'ye (ra) işaret etti. O da gidip bu Müslüman katilinin işini bitirdi.

 

Hüküm               

 

İslam hukukuna göre savaş esirleri konusunda şu seçeneklerden birinebaşvurulur:

1- Öldürme: Savaş esirlerini öldürmenin caiz olduğu konusunda İslâm hukukçuları görüş birliği içindedir. Çünkü Allah Resûlü'nün (sav) bazı savaş esirlerinin öldürülmesini emrettiği tevatür yoluyla sabittir. Mekke'nin fethi günü Hilal b. Hatel, Abdullah b, -Ebi's-Serh ve Mukays b. Hubâbe hakkında böyle bir emir vermiştir.

2-  Köle edinme: Savaş esirlerinin köle edinilmesi veya Müslümanlara zımmî olarak bırakılması mümkündür. Ebû Hanife ve İmam Mâlik'in görüşü budur.

3- Fidye ile salıverme: Esirleri, bir bedel karşılığında serbest bırakmak demektir. Bu bedel; mal, nakit para, savaş malzemesi veya başka menfaatler olabilir. Nitekim Bedir esirleri fidye karşılığı serbest bırakılırken, bazıları para temin edemeyince, Allah Resulü (sav) on Müslüman çocuğa okuma yazma öğretmelerini emretmiş ve onları bunun karşılığında salıvermiştir

Hanefîlere     göre     esirlerin     mal     karşılığı     salıverilmesi     prensibi neshedilmiştir. Çünkü bu, düşmanın gücünün artmasına yol açar. Şafiî, Mâliki ve Hanbeli mezheblerine göre, fidye ile salıverme caizdir. Bedir esirleri hakkındaki uygulama bunun delilidir. Hanefi'lerden İmam Mu-hammed de, Müslümanların mal ve paraya ihtiyaçları bulunması durumunda fidye karşılığı salıvermeyi kabul eder.

4- İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed'in de aralarında bulunduğu İslam hukukçularının büyük çoğunluğu esir değiş  tokuşunu caiz görür.  İmam Azam'ın bu konuda lehte ve aleyhte görüşü olduğu nakledilmiştir.

5- Bedelsiz salıverme: Esirlerin hiçbir şey alınmaksızın salınması Ebû Hanife. Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın gücünün artmasına sebep olur.

 

Ders

 

Eski çağlarda savaş esirleri işkencelerle öldürülür; bazı milletlerde de çok ağır işlerde kullanılır, bütün insanî haklarını kaybederlerdi. İslâmiyet esirlik kurumunu böyle bir hâlde buldu. Esirlere işkenceyi yasaklayarak şef­kat ve merhametle davranılmasını emretti. Onlardan köle ve câriye edinilen­lerin her firsatta azat edilmelerini büyük bir sevap vesilesi saydı. Bazı Hane­fî hukukçularına göre savaş esirlerinin köle olarak kullanılması hükmü neshedilmiştir.

 

Bâb: Savaştan Dönüşte Ne Denir?

 

282- Ebû Ma'mer bize anlatarak dedi ki: Abdülvâris bize Yahya b. Ebî İshâk'tan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

Usfân seferi dönüşünde Allah Resulü (sav) ile birlikteydik. O devesinebinmiş, terkisinde de hanımı Safîyye bn. Huyey bulunuyordu. Bu sırada devesinin ayağı sürçtü, her ikisi de yere düştü.

Ebû Talha hemen atılıp "Ey Allah Resulü! Allah beni kurbanın kıl­sın!" dedi. "Hanıma yardım et" buyurdu. O da yüzüne bir kumaş örtüp yanma gitti ve kumaşı üzerine attı. Her ikisinin bineğini düzeltti. Sonra bineğe bindiler. Allah Resûlü'nün (sav) çevresini sardık. Medine'yi uzaktan gördüğümüzden şehre girinceye kadar "Rabbimize hamd ede­rek, kul olarak, tevbekârlar olarak dönüyoruz" demeye devam etti.[16]

 

Şerh

 

Rabbimize hamd ederek, kul olarak, tevbekârlar olarak dönüyoruz" demeye devam etti" ifadesi Allah Resûlü'nün (sav) savaş dönüşünde söylediği bir zikir ve niyazdır.

 

Hüküm

 

Savaş dönüşünde bu zikir cümlesini terennüm etmek sünnettir.

 

Bâb: Savaştan Dönüşte Ne Denir?

 

283- Ali bize anlatarak dedi ki: Bişr b. el-Mufaddal bize Yahya b. Ebî İshâk'tan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:

O ve Ebû Talha Allah Resulü (sav) ile birlikte yola çıktılar. Safiyye (r.anhâ) Allah Resulü (sav) ile beraber, devenin üzerinde O'nun terki­sinde idi. Yolun bir yerinde devenin ayağı sürçtü ve Allah Resulü (sav) hanımla birlikte yere düştü. Ebû Talha -(Râvi:) "Sanırım Ebû Talha"-hemen devesinden atladı ve Allah Resûlü'nün (sav) yanına vardı. "Ey Allah Resulü! Allah beni kurbanın kılsın. Bir şeyin var mı?" Allah Re­sulü (sav) "Hayır! Fakat hanıma yardım et" buyurdu.

Ebû Talha hemen yüzüne bir kumaş örttü ve ondan tarafa gitti. Kumaşı onun üzerine attı. Hanım kalktı. Onları develerine tekrar oturt­tu. Bindiler ve yola devam ettiler.

Medine dışında ya da Medine yakınlarında, dedi Allah Resulü (sav) Medine'ye girinceye kadar "Rabbimize hamd ederek, kul olarak, tevbekârlar olarak dönüyoruz" dedi.[17]

 

Şerh

Hadisin şerhi için bir önceki hadis-i şerife bakınız.

 



[1] Buhârî, cihâd/2580, 2590, 2665, 2680, 2707, isti'zân/5810, ta'bîr/6486; Müslim, imâret/3535-3536; Tirmizî, fezâilu'l-cihâd/1569; Nesâî, cihâd/3120-3121; Ebû Dâvud, cihâd/2131; İbn Mâce, cihâd/2766.; İbn Hanbel, bâkîmusnedi'l-müksirîn/13032, 13290; Mâlik, cihâd/882; Dârimî, cihâd/2314.

[2] Bkz. 267 no.Iu hadis-i şerif

[3] Bkz. 197 no.luhadis-i şerif.

[4] Bkz. 267 no.lu hadis-İ şerifi.

[5] Buharı, salât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, menâkib/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696,4762,4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, keiarât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, ni­kâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ttcârât/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirin/11505, 11554, 13635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 33589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.

[6] Bkz. 240 no.lu hadis-i şerif.

[7] Bkz. 267 no.lu hadis-i şerif.

[8] Bkz. 197 no.lu hadis-i şerif.

[9] Buhârî, vudû/176, 196, 199, salât/350, 375, cihâd/2702, 4069, libâs/5352-5353; Müslim, tahâret/404-412, salât/640; Tirmizî, tahâret/90-91, 93; Nesâî, tahâret/78, 81; Ebû Dâvud, tahâret/128-130; İbn Mâce, tahâret/538, 543; İbn Hanbel, evvelu mus-nedi'l-Kûfıyyîn/17432, 17440, 1*461, 17469, 17476, 17496, 17496, 17510; Mâlik, ta-hâret/64; Dârirnî, tahâret/707.

[10] Buharı, cihâd/2580, 2590, 2665, 2680, 2707, isti'zân/5810, ta'bîr/6486; Müslim, imâret/3535-3536; Tirmizî, fezâilu'J-cihâd/1569; Nesâî, cihâd/3120-3121; Ebû Dâvud, cihâd/2131; İbn Mâce, cihâd/2766; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/13032, 13290; Mâlik, cihâd/882; Dârimî, cihâd/2314.

[11] Buhârî, salât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, menâkıb/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, kefarât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, ni­kâh/1015,  1034, siyer/1470, menâkib/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârât/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11505, 11554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208 12218 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086,' 13272* 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462

[12] Bkz. 277 no.lu hadis-i şerif.

[13] Bkz. 47 no.lu hadis-i şerif.

[14] Bkz. 277 no.lu hadis-i şerif.

[15] Bkz. 203 no.lu hadis-i şerif.

[16] Bkz. 41 no.lu hadis-i şerif.

[17] Bkz. 41 no.luhadis-i şerif.