cihad - Mace
ALLAH YOLUNDA CİHÂD ETMENİN FAZÎLETİ BABI
ALLAH SÜBHÂNEHU VE TEÂLÂ YOLUNDA SAVAŞMA (NIN FAZİLETİNİN BEYÂNI)
ALLAH TEÂLÂ YOLUNDA MAL HARCAMANIN FAZİLETİ (NIN BEYÂNI)
ALLAH YOLUNDA CİHÂDA GİDENLERİ UĞURLAMAK VE ONLARLA VEDALAŞMAK
ALLAH YOLUNDA NÖBET BEKLEMENİN VE TEKBİR GETİRMENİN FAZİLETİ
ALLAH YOLUNDA RIBAT (SINIR VE ÖNEMLİ MEVKİLERDE DÜŞMANA KARŞI BEKLEME) FAZİLETİ CNÎN BEYÂNI)
ALLAH YOLUNDA SAVAŞ İÇİN AT BAĞLAYIP HAZIRLAMAK
ALLAH YOLUNDA (SAVAŞIP) ŞEHÎD OLMANIN FAZİLETİ
BABA VE ANAST HAYATTA OLDUĞU HALDESAVAŞA GİDEN ADAM
BASKIN YAPMAK VE (BU ARADA) KADINLARI VE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK
BİATE VEFA (YÂNİ BÎATLA VERİLEN SÖZE SADAKAT GÖSTERMEK)
BİR GAZİYİ (SAVAŞA GİDECEK MÜSLÜMANI) TECHİZATLANDIRANIN (SEVABININ BEYÂNI)
CİHÂDI BIRAKMAK HAKKINDAKİ TEHDİD BABI
DENİZ SAVAŞI FAZİLETİ (NİN BEYÂNI)
DEVLET BAŞKANININ (SAVAŞA GİDEN MÜCÂHİDLERE) TAVSİYESİ
DEYLEM (BÖLGESİNİN FETHEDİLECEĞİN) İ BİLDİRMEK VE KAZVİN'İN FAZİLETİ (NİN BEYÂNI)
ESİRLERİ FİDYE KARŞILIĞINDA KURTARMAK
GANİMET MALLARINI (GAZİLER ARASINDA) TAKSİM ETMEK
GÜLUL (YÂNÎ GANİMET MALINI ÇALMAK)
İMÂM (DEVLET BAŞKANIN) A İTAAT
KÖLELER VE KADINLAR, MÜSLÜMANLARIN REFAKATİNDE SAVAŞTA HAZIR BULUNURLAR
MAZERET KENDİSİNİ CİHÂDDAN ALAKOYAN KİMSE (HAKKINDA GELEN HADİSLER)
MÜŞRİKLERİN TENCERELERİNDE (VE DÎĞER KABLAR1NDA) YEMEK YEME
NEFİR (KÂFİRLERLE SAVAŞMAYA GÎDEN TOPLULUK) İÇİNDE (CİHADA) ÇIKMAK
SAVAŞTA İPEK VE DÎBÂC (DENİLEN İPEKLİ KUMAŞ) GİYMEK
SAVAŞTA DÜŞMAN ÜLKESİNDE (BİNALARI, î AĞAÇLARI VE ZİRAATLARI) YAKTIRMAK
SERİYYE (SAVAŞA GİDEN ASKERÎ MÜFREZE) LEH
SEVAB BAKIMINDAN ŞEHÎDLİK (HÜKMÜNDE) OLMASI UMULAN (ÖLÜM ÇEŞİTLERİ)
ALLAH YOLUNDA CİHÂD ETMENİN FAZÎLETİ
BABI
2753) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhj'den rivayet edildiğine göre;
Resûiullah (SaliallaJıü Aleyhi ve Seli eni)- şöyle" buyurdu,
demiştir :
«Allah, kendi yolunda (cihâd'a) çıkan (müslüman) kimseye «Benim yolumda
cihâd, bana imân ve peygamberlerimi tasdikten başka bir neden onu
(evinden) çıkarmıyor» diye (büyük ikram ve çok se-vâb)
hazırlamıştır. (Allah) "O kimseyi cennete dâhil etmek
veya elde ettiği sevâb veya ganimete nail olarak,
çıktığı evine (selâmetle) geri getirmek benim kefaletim
altındadır» (diye taahhüdde bulundu.)» Sonra Resûl-i Ekrem
(Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) (sözüne devamla) :
«Nefsim (kudret) elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki müs-lümanlara güçlük
çıkarmam (endişesi) olmasaydı, Allah yolunda (cihâda) çıkan
hiç bir seriyye (yâni savaş müfrezesine katılmak)dan katiyen geri
kalmazdım. Ve lâkin ben bir bolluk bulamıyorum ki onları (binit
hayvanlarına) bindireyim. Onlar da bir bolluk bulamıyorlar ki (binici
olarak) beni tâkib edebilsinler. Ben (savaşa gittik)den sonra
(savaştan) geri kalmalarına da gönülleri razı olmaz.
Muham-med'in nefsi (kudret) elinde olan (Allah)a yemin ederim ki Allah yolunda
savaşıp öldürülmeyi, sonra (dirilerek) savaşıp
katlolunmayı, sonra (tekrar dirilerek) savaşıp
öldürülmeyi arzularım» buyurdu."
2754) "... Kbû Said-i Hudrî (Radtyallâhü
anfı)'âen rivayet edildiğine gQ-
re; Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Allah yolunda cihâd
ALLAH (AZZE VE
2755) •*'... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyûen rivayet edildiğine
göre: Resûlullab (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu,
demiştir :
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolunda (cihâd
için) bir kere yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden
hayırlıdır.»"
2756) "... Sehl bin Sa'd es-Sâidî (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) şöyle
buyurdu, demiştir :
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolunda Icihâd
için) bir kere yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden
hayırlıdır.»"
2757) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine
güre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ît Seltem) şöyle buyurmuştur:
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolımdfe
(cihâd için) bir kere yürüyüş, şüphesiz dünyadan ve dünyadaki
şeyhlerin hepsinden hayırlıdır.""
BİR GAZİYİ (SAVAŞA GİDECEK MÜSLÜMANI) TECHİZATLANDIRANIN (SEVABININ BEYÂNI)
2758) "... Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anhyden;
Şöyle demiştir:
Ben, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim:
«Kim Allah yolunda savaşan bir gaziyi mükemmel bir biçimde
teçhizattandınrsa, o gâzî ölünceye veya (savaştan) dönünceye kadar
(kazandığı) sevabın bir misli onu techizatlandıran
kimseye-olur.»"
2759) "... Zeyd bin Hâlid el-Cühenî (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Kim, Allah yolunda savaşan bir gaziyi teczihatlandınrsa, o gazinin
sevabından hiç bir şey eksiltmeksizin sevabının bir misli o
kimseye olur.»"
ALLAH TEÂLÂ YOLUNDA MAL HARCAMANIN
FAZİLETİ (NIN BEYÂNI)
2760) '',.. Sevbân (Radıyallâhü
anh)\\cn rivayet edildiğine göre;
Re-Jffilullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) şöyle buyurdu,
demiştir :
«Adamın harcadığı dinarın en faziletlisi (sevabça en
üstün olanı) , onun çoluk çocuğuna harcadığı dinar,
Allah yolunda bir at için harcadığı dinar ve adamın Allah
yolunda (savaşan) arkadaşlarına harcadığı
dinardır.»"
2761) "... Ali bin Ebi Tâlib, Ebü'd-Derdâ, Ebû Hüreyre, Ebû Ümâme
el-Bâhilî, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Amr, Câbir bin Abdillâh ve
İmrân bin el-Husayn (Radıyallâhü anhüm)'den rivayet edildiğine
göre bu zâtların hepsi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden :
-Kim evinde oturup (yâni savaşa katılmayıp) da Allah yolun (da
savaşanlarla bir nafaka (mâlî yardım) gönderirse ona beher dirhem
karşılığında yediyüz dirhem (sevabı) vardır.
Kim de Allah yolunda bizzat savaşır ve bu uğurda mal harcarsa
ona beher dirhem karşılığında yediyüz bin dirhem
(sevabı) vardır» buyurduğunu sonra;
^j ilj = ("... Ve
Allah dilediğine kat kat (sevâb) ve-
rir...) âyetini okuduğunu rivayet etmişlerdir."
CİHÂDI
BIRAKMAK HAKKINDAKİ TEHDİD BABI
2762) "... Ebû Ümâme (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine
göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şüyle buyurmuştur :
«Kim savaşmaz, veya bir gaziyi techizatlandırmaz, ya da savaşa
£İden bir askerin çoluk çocuğuna namusluca bakıp (işlerini
görmekle) yerini tutmaz ise Allah sübhâne kıyamet gününden önce onun
başına ansızın bir felâket getirir.»"
2763) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu,
demiştir:
«Kim Allah yolunda (cihâdla ilgili) bir eseri (ameli)
bulunmadığı halde Allah'a kavuşur (yâni ölür)se, o kimse
(kıyamet günü) bir eksiği olduğu halde Allah'ın huzuruna
çıkar.»"
MAZERET KENDİSİNİ CİHÂDDAN
ALAKOYAN KİMSE (HAKKINDA GELEN HADİSLER)
2764) ■•'... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tebûk savaşından dönüp
Medîne-i Münevvere'ye yaklaşınca (sahâbîlere) :
— «Şüphesiz, Medine'de öyle bir (erkek) cemaati var ki,
yürüdüğünüz yol boyunca ve geçtiğiniz her derede sizlerle
(sevâb bakımından) beraber idiler» buyurdu. Sahâbîler:
— Yâ Resûlallah! Onlar Medine'de oldukları halde
(mi?) diye sordular. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
-(Evet). Onlar Medine'de oldukları halde. (Hastalık ve güçsüzlük gibi
meşru) mazeret, onları (savaşa katılmaktan) alakoydu-
buyurdu."
2765) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü
anhümâ)'da.n rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) föyle buyurdu, demiştir:
«Medine'de bir takım erkekler var ki, geçtiğiniz her derede ve
yürüyüş yaptığınız her yolda şüphesiz onlar (bu
savaşa âit) sevâbta sizlere ortak oldular, (Çünkü hastalık ve
güçsüzlük gibi meşru) mazeret, onları (savaşa
katılmaktan) alıkoydu.»
(Müellifimiz) Ebû Abdillah bin Mâcete dedi ki: (Hadîs'in metni ya böyledir)
veya Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibidir. Ben
bu hadîsin metnini aynen yazdım."
,
ALLAH YOLUNDA RIBAT (SINIR VE ÖNEMLİ
MEVKİLERDE DÜŞMANA KARŞI BEKLEME) FAZİLETİ CNÎN
BEYÂNI)
2766) '... Abdullah bin ez-Zübeyr (Radıyattâhü ankümâ)'âan; Şöyle
demiştir :
Osman bin Affân (Radıyallâhü anh), cemaata bir hitabede bulundu ve (bu
arada) şöyle söyledi:
Ey insanlar! Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şüphesiz bir
hadîs işittim. Sizlere ve arkadaşlığınıza olan tutkunluğumdan
başka hiç bir şey bunu size rivayet etmeme mâni olmadı
(Yâni benden ayrılarak serhadde nöbet tutmaya gideceğiniz
endişesiyle şimdiye kadar size rivayet etmedim). Artık dileyen
kimse kendisine (rıbâtı) seçsin veya bıraksın. Ben
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:
«Kim Allah Sübhâneh yolunda bir gece rıbât (yâni serhadde ve önemli
yerlerde düşmana karşı bekleme) de bulunursa, o bekleyişi(
bir günün (nafile) orucu ve gecesinin ibâdeti gibi olur.»"
2767) '■... Ebû Hüreyre (RadıyaUâhü ank)'den rivayet edildiğine
£öre: Resûltıllah (Sallallahü Aleyhi ve Selimi) şöyle
buyurmuştur :
«Kim, Allah yolunda ribât (yâni serhadde veya önemli bir yerde düşmana
karşı beklemek)te iken ölürse, dünyada işlemiş olduğu
iyi amelinin sevabı (ölümünden sonra da) üzerine akıtılır
(yâni ameline devam ediyormuş gibi sevabı devam ettirilir),
rızkı da ona akıtılır (yâni ölümünden sonra da
rızıklanir), imtihan ediciler (kabir meleklerin)den emin olur ve
Allah onu kıyamet günü korkudan emin olarak diriltir.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. Râvi Mabed
bin AbdiIIah bin Hişâm'ı İbn-i Hibbân sıka (güvenilir)
râviler arasında anmıştır. Râ-vî Yûnus bin Abdi'l-A'lâ'nm
rivayetini Müslim almıştır. Senedin kalan râvileri Buhâri'nin
şartı üzerinedir.
2768) "... Übey bin Kâ'b (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine
göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurmuştur :
«Müslümanların avreti (yâni düşmanların sızmasından
korkulan tehlikeli mevzi veya serhaddilnin arkasında, Ramazan ayı
dışında sırf Allah rızâsı ve sevabı için
Allah yolunda bir günlük ribât, ecir yönünden şüphesiz yüz yılın
orucundan ve gecesini tâatla İhya etmekden daha muazzamdır.
Müslümanların avreti arkasmda, Ramazan ayında sevabı Allah'tan
bekleyerek, Allah yolunda bir günlük ribât, Allah katında ve sevâb
açısından IZannımca buyurdu ki) bin yılın ibâdetinden,
orucundan ve gecelerini taatla ihya etmekten şüphesiz daha üstün ve daha
muazzamdır. Eğer Allah o kimseyi selâmetle çoluk çocuğuna geri getirirse,
bin yılın günahı onun aleyhinde yazılmayacak, ona
hayratı yazılacaktır ve ribât sevabı kıyamete kadar
onun için akıtılacaktır (yâni kıyamete kadar bu yerde nöbet
beklemiş gibi sevaba nail olacaktır.)»"
Not: Zev&İd'de şöyle denilmiştir : Bu, zayıf bir
seneddir. Çünkü seneddfi Muhammed bin Ya'la bulunuyor. Bu râvi
zayıftır. Râvi Ömer t>in Subayh da böyledir. MekhÛI de Übey bin
KâTs'a ulaşmamıştır. Bununla beraber tedlîsçidir ve bu
hadîsi an'ane ile rivayet etmiştir.
ALLAH
YOLUNDA NÖBET BEKLEMENİN VE TEKBİR GETİRMENİN
FAZİLETİ
2769) "... Ukbe bin Âmir el-Cüheni (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Allah, askerlerin nöbetini tutan kimseye rahmet eylesin (veya eylemiştir).»"
2770) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den;
Şöyle demiştir: ,
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken
işittim ■.
«Allah yolunda bir gece nöbet tutmak, adamın kendi çoluk çocuğu
içinde (yâni ikâmet ettiği yerde) bin yıl (nafile) oruç
tutmasından ve gece ibâdetinden (sevabça) üstündür. (Anılan) yıl
üçyüz altmış gündür. Gün de bin yıl gibidir.»"
2771) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den rivayet
edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yolculuğa çıkmak
istediğini söyleyen) bir adama:
«
NEFİR (KÂFİRLERLE SAVAŞMAYA
GÎDEN TOPLULUK) İÇİNDE (CİHADA) ÇIKMAK
2772) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)yden rivayet edildiğine
göre; (bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlemyden söz
edildiğinde kendisi şöyle demiştir :
«O, insanların en güzeli idi, insanların en cömerdi idi ve
insanların en cesûrü idi. Bir gece Medîne-i Münevvere halkı bir
düşman baskını korkusuyla sesin geldiği tarafa doğru
gittiler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Talha'nın
çıplak, egersiz bir atı üstünde, boynunda kılıç
bulunduğu vaziyette vte herkesten önce sesin olduğu yere
varmış olarak (geri dönüp geldiğinde) onlara (yâni sesin
olduğu yere gitmekte olan Medînelilere) rastladı ve onları geri
çevirip:
«Ey insanlar korkutulmayacaksınız,» buyuruyordu. Sonra at için de:
«Biz onu bir derya (gibi akıcı) bulduk» veya «o, bir derya (gibi
akıcı) dır» buyurdu.
(Râvîlerden) Hammâd demiştir ki: Sabit veya başkası bana bu
hadîsi rivayet ederek dedi ki: O, Ebû Talha'nın bir atı idi.
Ağjr gi-
dişli olduğu söyleniyordu. Fakat o günden sonra önüne
hiç geçilmedi."
2773) "... İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâyâ&n
rivayet edildiğine göre ; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur:
«(Kâfirlerle) cihâda çıkmanız (devlet yetkililerince) istendiği
zaman cihâda çıkınız."
2774) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)Jden rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:
«Allah yolundaki bir toz ve cehennem dumanı müslüman bir kulun içinde
toplanmaz.»"
2775) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'6en rivayet
edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Kim öğle ile akşam arasındaki zaman içinde Allah yolunda
(ci-had için) bir yürüyüş yaparsa, (o yürüyüş dolayısıyla)
kendisine konan tozun misli kıyamet günü ona misk olur.»"
DENİZ SAVAŞI FAZİLETİ (NİN
BEYÂNI)
2776) "... Enes bin Mâlik'in teyzesi Ümmü Haram bint-i MÜhân (Ra-dtyallâhü
anhümâydan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün benim yakınımda
uyudu. Sonra gülümsiyerek uyandı. Ben:
Yâ Resûlallah! Seni ne güldürdü? diye sordum. Resûl-i Ekrem
(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Rü'yâmda bana ümmetimden bir grup şu deniz üstünde padişahların
tahtlarına kuruldukları gibi vapurlara binerek (Allah yolunda
savaşa) gittikleri durumda bana gösterildi (de ona güldüm)» buyurdu. Ümmü
Haram:
(Yâ Resûlallah!) Benim de o deniz gazilerinden ohnakhğım için Allah'a
duâ et, diye ricada bulundu. Enes demiştir ki:
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun için duâ etti. Sonra Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tekrar uyudu. Bir süre sonra yine
gülümsiyerek uyandı. Ümmü Haram da (ilk) sözünün mislini söyledi. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de birinci cevâbının mislini ona
söyledi. Ümmü Haram da:
(Yâ Resûlallah!) Beni o gazilerden eylemesi için Allah'a duâ et, dedi. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ona) : «Sen birincilerdensin»
buyurdu.
Enes demiştir ki: Hakikaten Ümmü Haram, kocası Ubâde bin
es-Sâmıt ile beraber Muâviye bin Ebî Süfyân'ın kumandasında (ve
Şâm valiliği zamanında) müslümanlarm düzenledikleri ilk deniz
savaşına katıldılar. Müslümanlar savaşlarından
(zaferle) dönüp (denizden) Şâm (toprakların) a çıkınca Ümmü
Haram binsin diye kendisine bir hayvan (katır) yaklaştırıldı.
(Ümmü Haram bineceği esnada) hayvan onu (yere) düşürdü ve
o böylece şehid oldu."
2777) "... Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh)'den
rivayet edildiğine göre,; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir«Bir deniz savaşı (sevab
bakımından) on kara savaşının mislidir. Ve deniz
(savaşın) da başı dönen (gazi), yüce Allah yolunda
(savaşta) kam içinde kıvranan kimse gibidir.»"
2778) "... Ebi Ümâme (RadtyaUâhü anh)'den; Şöyle
demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken
işittim:
-Deniz (savaşı) şehidi (sevab bakımından) iki kara
(savaşı) şehidinin mislidir. Ve deniz (savaşın)da
başı dönen (gazi), kara (savaşın) da kanı içinde
kıvranan kimse gibidir. Denizin iki dalgası arasındaki mesafe
(yi kateden gazi) de Allah'a ibâdet (yolun) da dünyayı (bir baştan
bir başa) kateden kimse gibidir. Şüphesiz Allah (Azze ve Celle),
ruhları almak görevini ölüm meleğine — Azrail'e — vermiştir.
Ancak deniz şehidini bu hükmün dışında tutmuştur.
Çünkü deniz şehidlerinin ruhlarım bizzat Allah alır. Ve Allah,
kara şehidinin bütün günahlarım bağışlar, yalnız
borç (unu ödememe) günahım bağışlamaz. Deniz şehidinin
de tüm günahlarını ve borç (unu ödememe) günahım
bağışlar.»"
DEYLEM (BÖLGESİNİN
FETHEDİLECEĞİN) İ BİLDİRMEK VE
KAZVİN'İN FAZİLETİ (NİN BEYÂNI)
2779) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)Jden rivayet edildiğine
göre; Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Selîetn) şöyle buyurdu,
demiştir :
«Eğer dünya (mn ömrün) den yalnız bir gün (bile) kalsa, benim ehli
beytim'den bir adam Deylem dağına ve Kostantiniyye'ye
(İstanbul1) a mâlik oluncaya (yâni fethedinceye) kadar Allah (Azze ve
Cel-\leî o günü uzatacaktır.»"
2780) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Dünyanın etrafını fethetmek siz (müslümanlara) nasib
kılınacak ve Kazvîn denilen belde siz (müslümanlar) a
fethedilecektir. Kim o beldede kırk gün veya kırk gece rıbât
eder (yâni düşmana karşı bekler) ise o kimse için cennet'te,
üstünde yeşil bir zeberced taşı bulunan altından mamul bîr
sütun üzerine kurulu ve kırmızı yakut taşlarından
yapılan bir kubbe (köşk) vardır. O kubbenin altından mamul
yetmiş bin kapı kanadı bulunur. Beher kapı
kanadının başında Hurü'1-İyn denilen bir zevce
vardır.»"
BABA VE ANAST HAYATTA OLDUĞU HALDESAVAŞA
GİDEN ADAM
2781) "... Muâviye bin Câhime
es-Selemî (Radtyallâhü Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gelerek:
— Yâ Resûlallah! Allah rızâsını ve âhiret mutluluğunu
dileyerek seninle beraber cihâda cidden niyetlenmişimdir.
(Yâni cihâda çıkmama müsaade et) dedim. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Bağışlanasın. Annen hayatta mıdır?»
buyurdu. Ben:
— Evet, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Geriye dön de annene itaat, iyilik et» buyurdu. Sonra ben Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e diğer taraftan giderek:
— Yâ Resûlallah! Ben Allah'ın rızâsını ve âhiret
mutluluğunu dileyerek seninle beraber cihâd etmeye cidden
niyetlenmişimdir, (yâni cihâd'a çıkmama müsade et) dedim.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Bağışlanasın. Annen hayatta
mı?» diye sordu. Ben:
— Evet, Yâ Resûlallah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
— «O halde sen annenin yanına geri dön ve ona itaat et» buyurdu.
Sonra ben Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in önüne çıkıp
i
— Yâ Resûlallah! Ben Allah'ın rızâsını ve
âhiret mutluluğunu dileyerek seninle beraber savaşa çıkmaya
gerçekten niyetlendi idim, demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) ;
— «Vah sana, vah sana. Annen hayatta mı? diye sordu. Ben:
— Evet. Yâ Resûlallah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
— «Allah seni yarlığasm. Sen annenin ayağına
sarıl. Çünkü cennet oradadır» buyurdu.
,.. Muâviye bin Câhime es-Selemî (Radıyallâhü anhümâ)'dar yapılan
(diğer bir) rivayete göre Câhime, Peygamber (SallaHanü Aleyhi ve Sellem)
'in yanma gitmiş ve bunun mislini anlatmıştır.
Ebû Abdillah İbn-i Mâcete dedi ki: Bu Câhime, Huneyn (savaşı)
günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ayıplayan Abbâs bin Mirdas
es-Selemî'nin oğlu olan Câhime'dir."
2782) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radtyallâhü ankümâj'dan rivayet
edildiğine göre bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selletn)'m ya-mna
gelerek:
Yâ Resûlallah! Ben Allah'ın rızâsını ve âhiret
mutluluğunu dileyerek seninle cihâda gitmek niyetiyle geldim. Ve (and
olsun ki) Babam ve annem (gelişim nedeniyle) ağlamakta oldukları
halde ben geldim, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «O halde sen onların yanma geri git de onları
ağlattığın gibi güldür» buyurdu."
2783) "... Ebû Musa (el-Eş'arî) (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e, kahramanlık için savaşan
adam, hamiyyet (yâni taassub ve yakınlarını desteklemek)
niyetiyle savaşan adam ve gösteriş amacıyla savaşan
adamın durumu (hakkında ne buyuruiur? diye) soruldu. Bunun üzerine
Resûlul-îah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Kim yalnız tevhîd kelimesinin izzeti, yücelmesi için cihâd ederse ancak o
kimsenin cihâdı Allah yolundadır» buyurdu."
2784) "... Acemlerden bir âzadlı olan Ebû Ukbe (Radtyallâkü cnAJ'den;
Şöyle demiştir:
Ben Uhud (savaşı) günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in
beraberinde savaşa katıldım. (Savaşta) müşriklerden
bir adamı vurdum ve :Bu darbeyi benden al, ben fârisî gencim, dedim. Sonra
bu olay Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ulaştı. Bunun
üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana:
«Niçin sen: Bu darbeyi benden al, ben ensârî gencim, demedin-buyurdu."
2785) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radıyatlâhü ankümâydzn;
Şöyle demiştir:
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken
işittim:
Allah yolunda savaşıp da ganimetle (ve sağlıkla) dönen her
gâzî grubu (âhiret) ecrinin üçte ikisini dünyada almış olurlar.
Eğer hiç ganimet elde edemezlerse (âhiret)
ecirleri tam olur."
ALLAH YOLUNDA SAVAŞ İÇİN AT
BAĞLAYIP HAZIRLAMAK
2786) "... Urve el-Bârıkî (2) * (Radıyallâhü
anhyâtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sattallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir :
(2) Bu sahâbt'nin hâl tercemesi 2305. hadîs bölümünde geçti.
«Hayır, atın alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe
kadar düğümlüdür, (Hayır, kıyamette sevab ve dünyada
ganimettir.)»"
2787) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet
edildiğine göre; Resûlulîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:
«Atın alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe kadar
hayır dü-. ğümlüdür.»"
2788) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)Jden rivayet edildiğine
göre; Resûlulîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu,
demiştir:
«Atm alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe kadar hayır
vardır veya düğümlüdür (Râvî Süheyl: Bunda ben tereddüd ediyorum,
demiştir.) At, (sahiplerinin durumlarına göre) üç nevidir: Şöyle
ki, at bâzı kimseler için sırf sevabtır, bâzı kimseler için
de (fakirliğe karşı) bir perdedir. Bâzılarının da
boynunda bir vebaldir. At, kendisi için sırf sevab olan kişi, o
kimsedir ki, atı Allah yolunda Ecihad için) edinir ve (savaşa)
hazırlar. Artık at karnına dâhil ettiği her (yiyecek ve
içecek) şeye karşılık sahibi için bir sevab
yazılır. Sahibi onu bol otlu geniş bir sahada otlatırsa,
atın yediği her şeye karşılık onun için bir ecir
yazılır. Ve sahibi onu akar bir nehirden suvarırsa, atın
karnına dâhil ettiği beher su damlasına karşılık
onun için bir ecir olur. (Hattâ, atın idrarlarında ve
gübrelerinde olan sevabı da
anlattı.) Ve eğer at şahlanarak (ön ayaklarını
kaldırıp) neş'e ile bir veya iki tur koşsa,
attığı beher adım karşılığında
sahibi için bir ecir yazılır. At kendisi için (fakirliğe
karşı) bir perde olan kişi, o adamdır ki, (geçimini
sağlamakla) şerefini, iffetini korumak ve güzel rızik yemek
maksadıyla at edinir ve atların sırtlarına ve
karınlarına âit hakkını onların darlık ve
genişlik (zamanların) da unutmaz. At kendisinin boynunda bir vebal
olan kimseye gelince, bu da o kimsedir ki, böbürlenmek,
taşkınlık etmek, kibirlenmek ve halka karşı
riyakârlık için at edinir. İşte, boynunda atın vebal
olduğu adam böyle olan kimsedir.»"
2789) .. Ebû Katâde el-Ensârî (Radtyalîâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} şöyle.buyurmuştur :
«Atın en hayırlısı, yağız, alnında
ufacık beyaz nişan bulunan, ayaklarında beyazlık olan,
burnu ve üst dudağı beyaz ve sağ ön ayağı mutlak
(nişansız) attır. Eğer yağız olmazsa, bu alâmetti
doru at
(da hayırlıdır.)»"
2790) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü <mh)'dcn;
Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem). atın şikâl (yâni
ayağındaki çapraz seki) den hoşlanmazdı."
2791) "... Temîm ed-Dârî (i) (Radıyallâkü ö«A)'den rivayet
edildiğine göre kendisi; Resûluİlah (Sallattahü Aleyhi ve SeUem)}den
şöyle buyururken işittim, demiştir :
«Kim Allah yolunda (savaşmak için) bir at (edinip) bağlar, sonra onu
kendi eliyle yemlerse, beher yem tanesine karşılık o kimse için
bir hasene (sevab) olur.»"
ALLAH SÜBHÂNEHU VE TEÂLÂ YOLUNDA SAVAŞMA (NIN
FAZİLETİNİN BEYÂNI)
2792) "... Muâz bin Cebel (RadtyaUâkü onk)yâen rivayet
edildiğine göre; kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleftt)'den
şu hadîsi işitmiştîr :
«Müslüman bir adam Allah Azze ve Celle yolunda bir dişi demezsin iki
sağımı arasındaki süre kadar savaşırsa o kimse
için cen- Allah'ın ikramıyla girmesi) vâcib olur.»"
2793) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâkü anh)\\cv\;
Şöyle demiştir:
Ben bir savaşta hazır bulundum. Abdullah bin Revana
(Radıyal-lâhü anh) (kâfirlerle savaşırken)
şöyle dedi:
Yâ nefsim! Seni uyarıyorum. Ben, seni cennet Ce girmeye sebep olan
savaş) tan hoşlanmaz olarak görüyorum. Allah'a yemin ederim ki, sen
ya itaatkâr (uysal) olarak (savaşmak suretiyle) muhakkak cennete
gireceksin ya da şüphesiz buna zorlanacaksın."
2794) "... Amr bin Abese (3) (RadtyaUâhü anhyden;
Şöyle demiştir:
Ben (bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak;
— Yâ Resûlallah! Cihâdın hangisi efdal (üstün) dür? diye
sordum. Buyurdular ki:
— «Kanı dökülen ve iyi cins atı yaralanan mücâhid (in
cihâdı en üstün cihaddır).»"
2795) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir
:
«Allah yolunda yaralanan her yaralı — Allah kendi (rızâsı)
uğrunda yaralanan kişiyi herkesten ziyâde bilendir ya — kıyamet
gününde, yarası yaralandığı günkü vaziyette (kan
fışkırıyor gibi görünüyor halde) gelir: Rengi kan rengi,
fakat kokusu misk kokusu.»"
2796) "... Abdullah bin Ebî Evfâ (RadtyaUâhü anhümâ)'âan; Şöyle
demiştir :
Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) (Hendek savaşı günü)
Ahzâb (yâni düşmanlar) aleyhine dua ederek şöyle buyurdu:
«Ey Kur'an'ı gönderen, düşmanlarla hesabı hızlı olan
Allah! (Medine önünde toplanan) Ahzâbı {yâni şu Arap kabilelerini)
sen dağıt. Allahım! Onların topluluklarını sen
hezimete uğrat ve irâdelerini sen sars (ki yerlerinde
tutunamasmlar).»"
2797) "... Sehl bin Huneyf (bin vâhib) (4) (Radıyallâhü
anhyden rivâ-' ' yet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuş-
tur :
(4) Bu şarabînin hâl tercemesi 506. hadîsin izahı
'bölümünde geçti.
«Kim şehîd olarak ölmeyi Allah'tan içtenlikle dilerse, yatağı
üzerinde (yâni şehîd olmaksızın) bile ölse Allah onu
şehîdlerin makamlarına ulaştırır.»"
ALLAH YOLUNDA (SAVAŞIP) ŞEHÎD
OLMANIN FAZİLETİ
2798) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)3den rivayet
edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in
huzurunda şehîd-
Ierden söz edildi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yeryüzü şehidin kanından kurumadan önce (hurilerden) iki
karısı bitkisiz, geniş bir arazide (emzikli) yavrularını
gaybeden (sonra aniden bulan) iki süt anne gibi ve her birinin elinde dünyadan
ve
dünyadaki bütün şeylerden hayırlı birer kat cennet elbisesi
bulunduğu halde hızla ona koşuşurlar.»"
2799) "... El-Mıkdâm bin Madîkerib (S) (Radıyallâhü anh)'den
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)
şöyle buyurmuştur :
«Allah katında, şehîd için altı haslet vardır: Dökülen ilk
kanı ile beraber günahları bağışlanır, cennetteki
mevkii kendisine gösterilir, kabir azabından korunur, en büyük korkudan
emin olur, îman hüllesi (elbisesi) kendisine giydirilir, Hurü'1-îyn ile
evlendirilir ve akrabalarından yetmiş (müslüman) insan hakkında
şefaat etmesi kabul olunur.»"
* 2800) Câbir bîn Abdillah (Radıyallâhü
anhümâyâan; Şöyle demiştir:
(Babam) Abdullah bin Amr bin Haram {Radıyallâhü anh), Uhud
(savaşı) günü şehîd edilince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sel-lem) (bana) :
— «Yâ Câbir! Allah Azze ve Celle'nin babana söylediği sözü sana
haber vermiyeyhn mi?» diye sordu. Ben:
— Evet, (bildir) dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)
buyurdu ki:
— «Allah, hicâb (perde) ardından olmaksızın
(şehidlerden) hiç kimse ile katiyen konuşnıamıştir.
Ve (lâkin) babanla perdesiz ve doğrudan
doğruya Celçisiz olarak) konuştu ve ona:
— Ey (sevgili) kulum! Benden ikram iste, sana vereyim, buyurdu. Baban
(da) :
— Yâ Rabbim! (Arzum şudur :î Beni
diriltirsin (dünyaya geri gönderirsin), ben de ikinci defa senin
uğrunda şehîd edilirim, dedi. Allah (da) :
— İnsanların dünya'ya hiç dönmeyecekleri hükmü şüphesiz
benim tarafımdan Önceden verilmiştir, buyurdu. Baban:
Yâ Rabbî! O halde (bizim durumumuzu) arkamda kalanlara ulaştır
(bildir), dedi. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) :âyetini(n tamamım)
indirdi.»"
2801) "... Mesrûk (Radıyallâhü ank)'den rivayet
edildiğine göre Allah'ın;
âyetinin mânâsı hakkında (sorulan bir soru üzerine)
Abdullah (bin Mes'ûrî) (Radtyallâhü anh) şöyle demiştir:
Bilmiş olunuz ki şüphesiz biz bunu ftesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'e sorduk. Bunun üzerine (Resûl-i Ekrem) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
buyurdu ki:
«Şehîdlerin ruhları yeşil kuşlar gibidir, hangi cennette
dilerlerse orada rıziklanırlar. Sonra Arş'a asılı
kandillere dönerler. Onlar bu durumda iken senin Rabb'in ansızın
onlara bir bakışla bakar ve onlara:
— (Başkaca) dilediğinizi benden isteyiniz, buyurur.
Onlar:
— Ey Rabb'ımız! Hangi cennette istersek orada
rızıklandığımız halde senden ne isteyeceğiz?
diye (hiç bir ihtiyaçlarının olmadığını
beyânla) cevab verirler. (Allah dileklerini üç kez sorar) Onlar (bir
şey) istemedikçe bırakılmayacaklarım (yâni mutlaka bir'
dilekte bulunmalarının istendiğini) görünce:
— (Ey Rabb'ımız!) Senin yolunda (bir kez daha) şehîd
edilmemiz için senden ruhlarımızı cesedlerimize iade edip
dünyaya gönderilmemizi istiyoruz derler. Allah onların bundan başka
hiç bir şey istemediklerini görünce, onlara artık bir şey
sorulmaz.»"
2802) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)*den
rivayet edildiğine göre; Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir:
«Şehîd, öldürülme (acısın) dan, ancak
sizden birisinin çimdik-lenmeden bulduğu acı gibi bir şey
bulur.»"
SEVAB BAKIMINDAN ŞEHÎDLİK (HÜKMÜNDE)
OLMASI UMULAN (ÖLÜM ÇEŞİTLERİ)
2803) "... Câbir bin Atik- (bin Kays) (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre :
Kendisi (bir ara) hastalandı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de
kendisini hastalığı dolayısıyla ziyaret etti. Bu
esnada kendisinin aile ferdlerinden biri:
— Biz onun vefatının Allah yolunda şehid edilmek suretiyle
olmasını cidden umuyorduk, dedi. Bu söz üzerine Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «O zaman (yâni sandığınız gibi şehidlik ancak
cihadda öldürülmekten ibaret olunca) ümmetimin şehidîeri şüphesiz
azdır. Allah yolunda öldürülmek şehîdliktir. Veba
hastalığıyla ölen şehîddir, cü-mu ile (yâni hâmile iken)
ölen kadın şehîddir ve suda boğulan, ateşte yanarak ölen ve
mecnûb (yâni zâtü'1-cenb hastalığıyla) ölen kimseler de
şehîddirler.» buyurdu."
2804) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine
göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sahâbîlerine) :
— «Şehîd hakkında siz kendi aranızda ne dersiniz?» diye
sordu. Onlar:
— (Şehidlik) Allah yolunda Öldürülmektir, dediler.
Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «O zaman benim ümmetimin şehîdleri cidden azdır. Kim Allah
yolunda (cihadda) katledilirse, o kimse şehîddir. Kim Allah yolunda
Ölürse o kimse şehîddir. Karın hastalığıyla ölen kimse
şehîddir ve veba hastalığıyla ölen kimse şehîddir,»
buyurdu.
Süheyl dedi ki: Ubeydullah bin Mıksem, Ebû Salih'ten bana rivayet etti ve
rivayetinde; "Suda boğulan da şehîddir" ilâvesinde
bulundu."
2805) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'<\en rivayet
edildiğine «öre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fetih günü,
başında miğfer olduğu halde Mekke'ye girdi."
2806) "... Sâib bin Yezîd (Radtyallâhü
İnşâallah Tealâ, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Uhud
(savaşı) günü iki zırh (elbise) almış, bana öyle
geiiyor ki bunları üst üste giymiştir."
2807) "... Süleyman bin Habîb (Radtyallâhü ank)'den;
Şöyle demiştir:
Biz (bir gün Humus'ta) Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) 'm yanına girdik.
Kendisi, kılıçlarımızda gümüşten bir parça süs görünce
kızdı ve:
(And olsun ki) kılıçlarının süsü altından ve
gümüşten olmayıp kalay, demir ve sırım olan bir cemâat (ki
Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in sahâbîleridir) bir çok fetihleri
başardılar, dedi.
Ebü'l-Hasan el-Kattân dedi ki: El-Alâbî, (bir nevî) sinirdir."
2808) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü
unhihıuı)\\ıın rivayet edildiği-
ne
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zü'1-Fakar (isimli)
kılıcını Bedir (savaşı) günü ganimet hissesinden
fazla olarak almıştır."
2809) "... Ali bin Ebî Tâlib (Radtyallâkü anh)}den;
Şöyle demiştir:
EI-Müğîre bin Şu'be ((Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) ile beraber savaşa gittiği zaman beraberinde bir
mızrak taşıyordu ve savaştan döndüğü zaman
başkası onun için taşısın diye
mızrakını yere atıyordu. Sonra Ali (bin Ebi Tâlib bir gün)
kendisine dedi ki:
Ben bu durumu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e muhakkak
anlatacağım. (Sonra Ali anlatınca) Resûl-i Ekrem:
«(Ey Müğîre öyle) yapma. Çünkü sen (öyle) yaparsan yere
attığın mızrak, yitik mal olarak kaldırılmaz»
buyurdu."
2810) "... Ali (bin Ebî Tâlib). (Radtyallâhü an*;'den;
Şöyle demiştir:
(Bir gün) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in elinde bir arabî yay
vardı. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bu arada) bir
adamın elinde fârisî bir yay gördü ve adama:
«Şu (elindeki yay) nedir? Onu atıver-, buyurdu ve (mübarek elindeki
yaya işaretle) -Sizler bunu, bunun benzerlerini ve mızraklar
edininiz. Çünkü Allah şüphesiz bunlarla sizler için dini geliştirir
ve sizleri beldelerde yerleştirir.»"
19 — ALLAH YOLUNDA OK ATMAK BABI
2811) ... l'kbe bin Amir el-Cüheni (Radıyailâhü anh)\\en rivayet
edildiğine göre; Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve ScUcnı) şöyle
buyurmuştur:
«Allah, bir ok (un kâfirlere atılması) sebebiyle üç (müslüman)
kişiyi şüphesiz cennete dâhil edecektir:
Onu sevab niyetiyle yapan san'atkânm, atıcısını ve
atıcısına yardımcı olanı.» Resülullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) şöyie de buyurmuştur :
«Ok atınız ve bininiz. Ok atıcılığınız
biniciliğinizden bana daha sevimlidir. Müslüman adamın
eğlendiği her eğlence bâtıldır
(sevab-sızdır), ancak yayı ile ok atması, atını
eğitmesi ve zevcesiyle oynaşması bu hükmün
dışındadır. Çünkü bunlar hak (sevabh eğlenceler)
dendir.»"
2812) "... Amr biri Abese (9) (Radiyattâhü
anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken işittim:
«Kim (Allah yolunda savaşırken) düşmana bir ok atar da oku
düşmana ulaşırsa (hedefe) isabet etsin veya etmesin o oktun
sevabı) bir köle (yi âzadlama) sevâbma eşittir.»"
2813) "... Ukbe bin Âmir el-Cühenî
(Radıyallâhü anh)'âen Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
«Siz de düşmanlarınıza karşı gücünü-zün yettiği
kuvveti hazırlayınız» âyetini minber üzerinde okurken üç kez:
•İyi biliniz ki (bu devirde) kuvvet de ok atmaktır» buyurdu. Bunu
kulağımla işittim."
2814) "... Ukbe bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâhü
anh)'den; Şöyle demiştir :
• Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den
işittim, şöyle buyurdu:
«Kim ok atıcılığı öğrenip de sonra terkederse
bana isyan etmiş olur.»"
2815) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anfıümâ)'âan;
Şöyle demiştir :
Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve SellemJ (bir kere Eşlem kabilesinden) ok
atan bir cemâatin yanma uğradı da:
«Ey İsmail oğulları ok atmaya devam ediniz. Çünkü babanız
(İsmail Peygamber) de (mehâretli) bir ok atıcı idi» buyurdu."
2816) "... El-Hâris bin Hassan (Radıyallâkü
anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben Medîne-i Münevvere'ye geldim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i
minber üzerinde ayakta iken gördüm. Bilâl da O'nun önünde ayakta idi, bir
kılıç kuşanmıştı. Bir de siyah bir bayrak gördüm
ve bu (bayraklı adam) kimdir? diye sordum. Dediler ki: Bu, Amr bin
el-Âs'dır, bir savaştan geldi."
2817) "... Câbir bin Abdillah (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet
edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fetih günü beyaz sancaklı olarak
Mekke'ye girdi."
2818) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyaîlâhü anhümâydsn
rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bayrağı siyah ve
sancağı beyaz idi."
SAVAŞTA İPEK VE DÎBÂC (DENİLEN
İPEKLİ KUMAŞ) GİYMEK
2819) "... Ebû Bekr-i Sıddîk'ın kızı Esma
(Radıyallâhü anhümâ)yd&n rivayet edildiğine göre:
Kendisi yenlerinde ve yakasında bulunan düğmeleri dîbâc
(denilen ipek kumaş) tan mamul bir cübbeyi çıkardı ve:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) düşmanla
savaştığı zaman bunu giyerdi, dedi."
2820) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh)'dtn rivayet
edildiğine göre:
Kendisi, dört parmak mikdan hâriç, ipek ve dibâc (denilen ipek kumaş) tan
menederdi ve:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bundan menederdi,
dedi." .«
2821) "... Amr bin Hureys (Radıyallâhü anh)'deî\\
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (mübarek) başında bir siyah
sarık olduğu, sarığın iki tarafım (ucunu) omuzlan
arasında sarkıttığı vaziyette sanki (hâlâ) gözlerimin
önündedir."
2822) "... Câbir (bin AbdiIIah) (Radıyallâhü anhümâ)'d&n rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}, (mübarek) başında siyah
sarık olduğu halde (fetih günü) Mekke'ye girdi."
2823) "... Hârice bin Zeyd (bin Sabit) (Radıyallâhü anhümâydzn;
Şöyle demiştir:
Ben bir adamı, "Kişi savaşa gider de savaş (seferi
esnas)ında alım satım eder ve ticâret yapar (Bunun hükmü
nedir)?" sorusunu babama sorarken gördüm. Bu soru üzerine babam adama dedi
ki ı
Biz Tebûk (savaşın) da Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in
beraberinde idik, (mal) satın alır ve (mal) satardık ve Re-sul-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi görüyordu da bizi (bu işten) men
etmiyordu."
ALLAH YOLUNDA CİHÂDA GİDENLERİ
UĞURLAMAK VE ONLARLA VEDALAŞMAK
2824) "... Muâz bin Enes (el-Cühenî) (Radtyattâhü anhyâen rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seüenı) şöyle
buyurmuştur :
«(And olsun ki) Allah yolunda cihâda giden birisini uğurlayıp da
sabahtan öğleye veya öğleden akşama kadar olan zamandan bir
sürece onun eşyasına nezâret etmem bana dünyadan ve dünyadaki bütün
şeylerden daha sevimlidir.»"
2825) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyâen;
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir kere) beni
uğurladı da bana şöyle buyurdu:
-Seni, kendisine emânet edilen şeyler zayi olmayan Allah'a emânet
ediyorum.»"
2826) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâydan; Şöyle
demiştir :
Resûlullah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) seriyye (küçük askerî müfreze) leri
(savaşa) uğurladığı zaman giden (asker) e şöyle
buyururdu :
«Senin dinini, emânetini (yâni geride bıraktığın
şeyleri) ve amelinin sonuncularını Allah'a emânet
ediyorum.»"
SERİYYE (SAVAŞA GİDEN ASKERÎ MÜFREZE)
LEH
2827) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet
edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Eksem bin el-Cevn el-Huzâî
CRadıyaîlâhü anh)'a şöyle buyurmuştur:
«Yâ Eksem! Kavminden başka kavimlerle beraber (kâfirlerle) savaş ki
huyun güzelleşsin ve arkadaşların yanında kıymetli
olasın. Yâ Eksem! (Yolculukta) arkadaşların en
hayırlısı dört (kişi)dir, se-riyye (askerî müfreze) ierin
en hayırlısı dört yüz (kişilik) tir ve ceyş (büyük
askeri birlik) Ierin en hayırlısı dört bin (kişilik) tir.
On iki bin (kişilik askerî kuvvet) azlık nedeniyle mağlûp
edilemeyecektir.»"
2828) "... Berâ bin Âzib (Radtyallâhü anhyden; Şöyle
demiştir:
Biz (sahâbîîer) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîemî'in Bedir günü (savaşa
katılan) arkadaşlarının Tâlût ile beraber nehri geçen
arkadaşlarının sayısı gibi üç yüz on küsur
olduğunu anlatırdık. Tâlût ile beraber (nehri) yalnız
mü'min olan geçti."
2829) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbîsi Ebü'I-Verd
(Harb el-Mâzinî) (Radtyallâkü ank)'dea; Şöyle demiştir :
(Düşmana) rastlarsa kaçar ve (savaşsız olarak) ganimet elde
ederse elde ettiği ganimette hiyânet eder durumdaki seriyye (askeri
müfreze) den uzak durunuz (Yâni böyle bir seriyyeye
katılmayınız)."
MÜŞRİKLERİN TENCERELERİNDE (VE DÎĞER KABLAR1NDA) YEMEK YEME
t 2830) "... Hülb (et-Tâî) (Radtyallâkü anh)'âen;
Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe hıristiyanlann yemeğini
(yemenin hükmünü) sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu
ki:
«Her hangi bir yemekten dolayı sakın kalbine şüphe girmesin
(Aksi takdirde) yemek hususunda Hristiyanlara benzersin.»"
2831) "... Ebû Sa'Iebe el-Hüşenî (Radtyallâhü anA/den;
§öyle demiştir:
Ben, Eesûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek: Yâ
Resûlallah! Müşriklerin tencerelerinde yemek pişiriyoruz, diyerek
bunun hükmünü sordum. Resûl-i Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Onların tencerelerinde pîsirmeyiniz,» buyurdu. Ben; Eğer
onların tencerelerine muhtaç olup da başka kab bulamaz-sak? diye
sordum. Resûl-i Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
■O takdirde onların
tencerelerini güzelce yıkayınız. Sonra yemeğinizi
pişirip yiyiniz,» buyurdu."
MÜŞRİKLERDEN YARDIM İSTEMEK
2832) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet
edildiğine göre Resûlullah (Saltattahü Aleyhi ve Sellem) :
«Biz hiç bir müşrikten şüphesiz yardım istemeyiz* buyurdu.
(Râvî) Ali kendi rivayetinde dedi ki ^ (Râvi) Abdullah'ın babası
Yezîd veya Zeyd'dir."
2833) "... Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Harb hiledir,- buyurmuştur."
2334) '... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâh.ü anhütnâydan
rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Harb
hiledir.» buyurmuştur.
29 — HASMI İLE DÖVÜŞMEK ÜZERE SAVAŞÇININ
MUHAREBE MEYDANINA ÇIKMASI VE SAVAŞÇININ
BERABERİNDE BULUNAN EŞYAtNIN HÜKMÜNE
DÂİR HADÎSLER) BABI
,
2835) '•... Ebû Zerr(-i Gifârî)
(Radıyallâhiİ anhyfen rivayet edildiğine göre :
Kendisi yemin ederek şöyle demiştir:
âyeti Bedir (savaşı) günü şu altı kişilik topluluk
hakkında indi: Bunlar Hamza bin Abdilmuttalib, Ali bin Ebî Tâlib, Ubeyde
bin el-Hâris (Radıyallâhü anhüm) ile (hasımları olan) Utbe bin
Rebîa, Şeybe bin
Rebîa ve el-Velîd bin Utbe'dir. Bunlar Bedir (savaşı) günü din
uğrunda cedelleştiler."
2836) "... Seleme bin el-Ekva (Radtyallâhü anA/den;
Şöyle demiştir:
Ben (bir kere kâfir) bir adamla savaşıp onu öldürdüm. Bunun üzerine
Besûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) onun selebini (beraberindeki
eşyasını) bana verdi."
2837) '•... Ebû Katâde (Radtyallâhü ank)\\eu rivayet
edildiğine göre:
Kendisinin Huneyn (savaşı) günü öldürdüğü (kâfir) bir maktulün
selebini (yâni beraberindeki eşyayı) Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve
Sellem) kendisine vermiştir."
2838) "... Semüre bin Cündüb (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre; Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu,
demiştir:
«Kim (bir kâfiri) öldürürse seleb (yâni o kâfirin beraberindeki
eşya) o kimseyedir.»"
BASKIN
YAPMAK VE (BU ARADA) KADINLARI VE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK
2839) "... Es-Sa'b bin Cessâme (Radıyallâhü anh)'der\; Şöyle
demiştir: (Bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e müşrik
-1 (muhârib)Ierden aile sahibi olanlara (İslâm mücâhidleri
tarafından) .. geceleyin baskın düzenleniyor ve (bu arada ayırd
edilemeyerek) on-| ların kadınları ve erginlik çağına
varmamış çocukları da isabet alı-„ yor (yaralanıyor,
öldürülüyor), diye soru soruldu. Peygamber (Sal-i lallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onlar da müşrikler (toplumun) dandır» buyurdu."
2840) "... Seleme bin el-Ekva' (Radtyallâkü anh)'den;
Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hayatta iken biz Ebû Bekir
(Radıyallâhü anh)'ın kumandasında Hevâzin savaşına
gittik ve Benî Fezâre kabilesine ait bir suya varıp gecenin sonunda
konakladık. Nihayet fecir zamanı olunca onlara yaygın bir
baskın yaptık. Sonra biz başka bir su sahibi olan ailelerin olduğu
yere vardık. Bunlara da geceleyin baskın yapıp dokuz veya yedi
aşiret olan bunları da öldürdük."
2842) "... Hanzala el-Kâtib (Radıyallâhü a»*)'den;
Şöyle demiştir:
;. Biz (bir kere) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bera-,P berinde
bir savaşa gittik. Sonra başında halkın
toplandığı öldürülmüş J bir kadın cesedine
uğradık. Halk Resûl-i Ekrem (Sallalîahü Aleyhi
ve Sellem) için dağıldı. Sonra Resûî-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve
Sellem) :
«Bu kadın savaşanlar içinde savaşmış değildi»,
buyurdu. Sonra bir adama:
«Hâlid bin el-Velîd'e git ve ona de ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) sana emrederek diyor ki:
Sakın hiç bir kadını ve (savaştan başka iş
için) kiralanan hiç bir adamı öldürme.»
... Rebâh bin er-Rebî (Radıyallâhü anh) de Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'den bunun mislini rivayet etmiştir.
Ebû Bekir bin Şeybe dedi ki: Sevrî kendi rivayetinde
yanılıyor."
SAVAŞTA
DÜŞMAN ÜLKESİNDE (BİNALARI, î
AĞAÇLARI VE
ZİRAATLARI) YAKTIRMAK
2843) "... t'sâme bin Zeyd (Radıyallâhü (inhiimâ)'dan:
Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni (bir
askerî kuvvet başında) Übnâ denilen bir köye göndererek;
«Sabahtın erken saatlerinde aniden) Übnâ köyüne var (baskın
yap)- Sonra (evlerini, ekinlerini ve ağaçlarım)
yaktır,- buyurdu."
2844) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan rivayet
edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve- Sellem) (muhasara esnasında) Benî
Nadîr'in yaş hurma ağaçlarını (savaş gereği
olarak) yaktırdı ve kestirdi. Bu mıntıka, (Benî Nadîr'in
hurmalığı olan) Büveyre (denilen mevkî)dir. Bunun üzerine Allah
(Azze ve Celle);
(İnkarcı kitâb ehlinin yurtlarında) herhangi hurma
ağacını kestinizse veya kökleri üzerinde dikili
bıraktınızsa (bu hareketiniz) Allah'ın izniyledir ve
fâsıkları perişan etmek içindir," âyetini indirdi."
2845) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü an hu mâ)'dan; Şöyle rlo
mi^tir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (muhasara esnasında) Beni Nâdir'in
yaş hurma ağaçlarını (savaş gereği olarak)
yaktırdı ve kestirdi. Onların (durumunu dile getiren Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şâiri Hassan bin Sabit
(Radıyallâhü anh);Beni Nadir yahüdî-lerinin hurmalığı olan)
el-Buveyrc (mevkiin)deki yaygın olan yangın (mü'min olan) Kureyş
eşrafına kolayca gerçekleşti" şiirini bu olay
hakkında söyledi."
ESİRLERİ FİDYE KARŞILIĞINDA
KURTARMAK
2846) I(... Seleme bin el-Ekva (Radıyallâhü anh)\\zn;
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken biz Ebû Bekir
(Radıyallâhü anhl'in beraberinde (yâni emrinde) Hevâzin (kabilesi)
savaşına gittik. (Kumandanımız) Ebû Bekir Benî Fezâre
(kabilesin) den olup Arabların en güzellerinden bir genç kızı
bana ganimet payımdan ayrı olarak verdi. Kızın üstünde eski
bir kürk vardı. Ben Medîne-i Münevvere'ye gelinceye kadar kızın
elbisesini açmadım (yâni ona hiç yaklaşmadım). Sonra Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çarşıda bana rastladı ve yemin
ederek:
O kızı bana hibe et, buyurdu. Ben de kızı O'na hibe ettim.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) o kızı göndererek? Mekke'de
esîr tutulan müslümanlan serbest bıraktırmak için onu fidye olarak
verdi."
.
33 — (SAVAŞÇI) DÜŞMAN, (BİR MÜSLÜMANA
ÂİT)
MALI ELDE EDER SONRA MÜSLÜMANLAR DÜŞMANI
MAĞLÛB EDER (VE BÖYLECE GANİMET MEYÂNINDA
MÜSLÜMANLARIN ELİNE GEÇEN O MALIN
HÜKMÜNE DÂİR HADÎS) BABI
2847) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet
edildiğine göre ;
Kendisinin bir atı (düşman tarafına) gitmiş ve
(savaşçı) düşman atı yakalamıştı. Sonra
müslümanlar düşmanı mağlûb etmiş (ve at da ganimet
meyânında geri getirilmiş) ti. Bunun üzerine Resûlul-lah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in zamanında atı kendisine iade edilmiştir.
Ibn-i Ömer: Ve kendisinin bir kölesi kaçarak Rumlara iltihak etmiş ve
sonra müslümanlar Rumları mağlûb edince Hâlid bin el-Ve-
Iıd (Radıyallâhü anh) köleyi kendisine iade etmiş. Bu (olay)
Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in vefatından sonra olmuş,
demiştir."
GÜLUL (YÂNÎ GANİMET MALINI ÇALMAK)
2848) "... Zeyd bin Hâlid el-Cühenî (Radıyallâhü
ank)fden rivayet edildiğine göre :
Hayfaer (savaşın) da Eşca' (kabilesin) den bir adam öldü.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (mücâhidlere) :
Arkadaşınızın cenaze namazını siz
kılınız (yâni ben kılmayacağım) buyurdu.
(Adamın hâlini bilmedikleri için) sahâbîler bu duruma
şaştılar ve (üzüntüden) yüzleri değişti. Sonra
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sahâbîlerinin vaziyetlerini görünce:
«Sizin arkadaşınız, Allah yolunda ganimet malından
çalmıştır» buyurdu.
(Hadîsin râvisi) Zeyd demiştir ki: Bunun üzerine sahâbîler adamın
eşyasında arama yaptılar. Yahudilerin boncuklarından iki
dirhem (bile) etmeyen boncuklar buldular."
2849) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radıyaîlâhü anhümâyâan;
Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (yol)
ağırlığı (eşyası) üzerinde bekçilik eden,
Kerkere isimli bir adam vardı. Bu adam (bir gün) öldü. Ölümünden sonra
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Seiîem) :
Bu adam cehennemdedir, buyurdu. Sahâbîler (bunun sebebini öğrenmek için)
gidip baktılar ve adamın üstünde ganimet malından
çaldığı bir elbise veya bir abâ buldular."
2850) "... Ubâde bin es-Sâmit (Radıyaîlâhü anftj'den;
Şöyle demiştir:
I Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn (savaşı) günü
ganimet maundan bir devenin yanında bize namaz kıldırdı.
Namazdan sonra deveden bir tüy alıp mübarek iki parmağı
arasına koydu. Sonra (cemaate hitaben) :
«Ey insanlar! Şüphesiz bu (tüy taneciği bile) sizin ganîmetleri-nizdendir.
(Artık) ipliği, iğneyi, bundan değerli olanı ve bundan
değerce düşük olanı ödeyiniz (yâni bana teslim ediniz). Çünkü
ganimet malından bir şey çalmak kıyamet günü sahibine
şüphesiz bîr utançtır, bîr ayıptır ve bir ateştir»,
buyurdu."
2851) "... Habî-b bin Mesleme (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) (ganimetten) beşte bir hisse (yi
çıkardık) dan sonra (kalanın) üçte birini nefel olarak
mücâhidlere verdi."
2852) "... Ubâde bin es-Sâmit (Radtyallâkü anh)'den rivayet
edildiğine göre :
Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) savaş seferinin
başlangıcında (bir müfrezenin kazandığı
ganimetin) dörtte birini ve savaş dönüşünde (bir müfrezenin
kazandığı ganimetin) üçte birini nefel olarak (o
müfrezeye) verdi."
2853) "... Amr bin Şımyb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs)
(Ra~ dıyallâhü anküm)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'fin vefatın) dan sonra nefel
(yâni mücâhid'e hissesinden fazla bir şey vermek) yoktur. (Mü-câhid) müslümanlann
kuvvetlileri (kazandıkları ganimetleri) zayıflarına
(da hisseleri nisbetinde) verirler.
GANİMET MALLARINI (GAZİLER ARASINDA)
TAKSİM ETMEK
2854) '•'... (Abdullah) bin Ömer (RadtyaHâkü ankümâ)'d&n rivayet
edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Haybcr (savaşı) günü (ganimet
malından) suvârî'ye üç sehim verdi: At için iki sehim ve adam için bir
sehim (tâyin etti.)"
KÖLELER VE KADINLAR, MÜSLÜMANLARIN REFAKATİNDE
SAVAŞTA HAZIR BULUNURLAR
2855) "... Abi'l-Lahm'ın âzadlı kölesi Umeyr
(RadıyaUâhü ankümây dan: Şöyle demiştir :
Ben köle iken efendimle beraber Hayber savaşına katıldım.
Fakat ganimetten benim İçin sehim verilmedi de bana eşyanın en
adîlerinden bir kılıç verildi. Ben o kılıcı
kuşandığım zaman (boyumun kısalığından
veya yaşımın küçüklüğünden) kılıcı yerde
sürüklüyor dum. (Râvî Vekî demiş ki; Umeyr'in efendisi et yemez
—olduğu için ona Âbi'1-Lahm künyesi verilmiş— idi.)"
2856) "... Ümmü Atiyye el-Ensâriyye (12) (Radtyallâhü anhâ)'dan;
Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde yedi savaşa
gittim. Ben onların eşyaları başında bekler,
yemeklerini yapar, yaralıları tedavi eder ve hastalara
bakardım."
DEVLET BAŞKANININ (SAVAŞA GİDEN
MÜCÂHİDLERE) TAVSİYESİ
2857) "... Safvân bin Assâl (13) (Radtyallâhü anhyâen;
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bir seriyye (askerî müfreze)de
savaşa gönderdi ve (gönderirken) şöyle buyurdu:
Allah'ın isminden yardım dileyerek ve Allah yolunda (cihâd etmek
üzere) yürüyünüz. Allah'ı inkâr edenlerle savaşmız. Fakat
düşmanın vücûdundan parça kesmeyiniz, (varsa) ahdinizi
bozmayınız, ganimet malında hiyânet etmeyiniz ve çocukları
öldürmeyiniz."
2858) "... Büreyde (bin el-Husayb) (Radıyallâhü anh)'âen) Şöyle
demiştir :
Eesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir seriyye (askerî müfreze) basma bir
adamı kumandan olarak tâyin ettiği zaman adama kendi nefsi
hakkında Allah'tan sakınmayı ve beraberindeki müslü-manlar
hakkında hayrı (yâni iyi davranmayı) tavsiye buyurduktan sonra şöyle
buyururdu:
(Ey mücâhidler) Allah'ın isminden yardım dileyerek, Allah yolunda
cihâd ediniz. Allah'ı inkâr edenlerle muharebe ediniz.
Savaşınız. Fakat (varsa) ahdinizi bozmayınız, ganimet
malında hiyânet etmeyiniz, düşmanın vücûdundan parça, organ kesmeyiniz
ve çocukları öldürmeyiniz.
(Ey kumandan!) Müşriklerden olan düşmanlarına
vardığın zaman onları şu üç hasletten (seçenekten)
birisini seçmeye davet et. Bunlardan hangisine icabet ederlerse sen onlardan
kabul et ve onlardan vazgeç. (O üç haslet şunlardır: (Birincisi) Sen
onları İslâmiyet'e çağır. Eğer müslüman olmaya icabet
ederlerse (bunu) onlardan kabul et ve onlara dokunma. Sonra onları kendi
yurtlarından Muhacirlerin yurduna (yâni Medine-i Münevvere'ye) göç etmeye
çağır ve onlara şu durumu bildir : Eğer bunu yaparlarsa
(yâni Medîne-i Münevvere'ye yerleşirlerse) muhacirler için olan (sevab ve
ganimet malı gibi) şeyler onlar için de vardır ve (buna
karşılık) muhacirler üzerindeki (savaşa gitmek gibi) yükümlülük
onların üstünde de vardır. Şayet (Medine-i Münevvere'ye
yerleşmekten) imtina ederlerse onlara şu durumu bildir: (Bu takdirde)
onlar müslümanların bedevileri gibi olurlar, mü'minlere uygulanan (namaz,
zekât, kısas ve diyet gibi) Allah'ın hükmü onlara da tatbik edilir ve
müslümanlarla beraber cihâd etmeleri hâli dışında onlara
fey' (kâfirlerden savaş-
sız alman mal) ve ganimet (kâfirlerden savaşla alman mal) da hiç bir
şey (hak) olmaz. Eğer onlar müslümanlık dînine girmekten imtina
ederlerse (ikinci haslet olarak) cizye vermeyi onlardan iste. Şayet (cizye
denilen vergi ödeme işini) yaparlarsa, onlardan kabul et ve onlardan
vazgeç (yâni savaşma). Eğer onlar (bundan da) imtina ederlerse
(üçüncü haslet olarak muharebe için) onlar aleyhine Allah'tan yardım dile
ve onlarla savaş. Sen bir kaleyi muhasara eder ve kale'dekiler senden
kendileri için Allah ahdini ve Peygamberinin ahdini isterler ise sakın
onlara Allah'ın ahdini ve Peygamberinin ahdini verme. Ve lâkin onlara
kendi ahdini, babanın ahdini ve arkadaşlarının ahdini ver.
Çünkü şüphesiz sizlerin kendi ahdinizi ve babalarınızın
ahdini bozmanız Allah'ın ahdini ve Resulünün ahdini bozmanızdan
sizin için ehvendir. Eğer sen bir kale'yi muhasara eder de kale'dekiler
Allah'ın hükmüne uymayı (yâni ilâhî hükmün kendileri hakkında
tatbik edilmesini) senden isterlerse, sakın onlara Allah'ın hükmünü
uygulamayı kabullenme ve lâkin onlara kendi hükmünü uygula. (Yâni kendi
içtihadına göre onlar hakkında hüküm ver). Çünkü sen onlar
hakkında (vereceğin hükümde) Allah'm hükmüne isabet edip
etmiyeceğini şüphesiz bilemezsin.
İMÂM (DEVLET BAŞKANIN) A İTAAT
2859) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ankyden rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
Kim bana itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur ve kim bana
isyan ederse şüphesiz Allah'a isyan etmiş olur. Her kim imâma ^devlet
reisine) itaat ederse şüphesiz bana itaat etmiş olur. Her kim
isyan ederse şüphesiz bana İsyan etmiştir."
2860) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine
göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurdu, demiştir
:
(Ey mü'minler! Valilerinizin ve kumandanlarınızın emirlerini)
dinleyiniz ve (onlara) itaat ediniz; üzerinize tâyin edilen vali (veya âmir)
başı kuru üzüm gibi saçlı, siyah bir köle olsa bile."
2861) "... Ümmü'l-Husayn (el-Ahmesiyye) (Radtyallâhü an&î/dan;
Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken
işittim;
Eğer üzerinize habeşî ve burunu, kulağı kesik bir köle emir
tâyin edilse, o sizi Allah'ın Kitabı ile sevk ve idare ettiği
sürece siz onun emirlerini dinleyiniz ve (ona) itaat ediniz."
2862) "... Ebû Zerr(-i Gifârî) (Radtyallâhü ank)'den rivayet
edildiğine göre:
Kendisi er-Rebeze'ye vardı. O sırada namaz için ikâmet ediliyor ve
bir köle (cemaata) namaz kıldırmaya hazırlanıyordu. Bu
(gelen zât) Ebû Zer'dir denilince köle (Ebû Zer namaz kıldırsın
diye) geri çekilmeye başladı. Bunun üzerine Ebû Zer (Radıyallâhü
anh) şöyle dedi:
İmâm (burnu ve kulağı gibi) etrafı kesik habeşi bir
köle bile Olsa onun emirlerini dinlememi ve ona itaat etmemi, dostum
(Peygamber) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana tavsiye
buyurmuştur."
İZAHI
2863) i;... Ebû Saîd-İ Hudrî (Radtyallâhü anh)'den Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Alkarna bin Mücezziz (Radiyallâhü
anhî'ı bir müfrezenin başında (savaşa) gönderdi. Ben de o
müfrezede idim. Kumandan savaşın başına
vardığı veya yolculuk ettiği sıralarda askerlerden bir
grub (ayrı gitmek için) kumandandan izin istedi. Kumandan da onlara izin
vererek başlarına Abdullah bin Huzâfe bin Kays es-Sehmî
(Radıyallâhü anh)'ı kumandan tâyin etti. Ben de bu kumandanla beraber
savaşa gidenler arasında idim. Abdullah bin Huzafe (beraberindeki
grub ile) yolun bir yerinde (konaklamış) olduğu sırada mücâhidler
ısınmak veya üzerinde bir yemek yapmak için muazzam bir ateş
yaktılar. (Kumandanımız) Abdullah — Kendisinde şaka etme
huyu vardı —:
(Ey asker)! Sizin üzerinizde benim emirlerimi dinlemek ve bana itaat etmek
hakkı yok mu? diye sordu. Mücâhidler:
— Evet (var), dediler. Kumandan:
— Şu halde ben size neyi emredersem behemehal yapacaksınız
(değil mi?) dedi. Mücâhidler:
—• Evet, dediler. Kumandan %
— Şu halde ben size şu (alev alev yanan) ateşe
atılmanızı emrediyorum, dedi. Bunun üzerine
mücâhidlerin bâzısı ayağa kalkarak ateşe atılmaya
hazırlandılar. Kumandan bunların kendilerini cidden ateşe
atacakları kanâatına varınca (onlara) :
Kendinizi tutunuz (yâni ateşe atılmayınız). Çünkü ben
sizlerle şaka ettim, dedi.
Ebû Saîd-i Hudrî demiştir ki: Sonra biz (savaştan dönüp Medine'ye*
gelince mücâhidi er bu durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
anlattılar. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu:
— Onlar (yâni başınızdakiler) den kim size Allah'a isyan etmeyi
emrederse sakın (o hususta) o kimseye itaat etmeyiniz."
2864) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet
edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur :
Müslüman kişinin bir günah işlemekle emrolunması durumu
dışında hoşlandığı veya
hoşlanmadığı hususlarda (müslüman âmirle-rinin emirlerine)
itaat etmesi vâcibtir. Bir günah işlemekle emrolun-duğu zaman (hiçbir
âmiri) dinlemek ve itaat etmek yoktur."
2865) "... Abdullah bin Mes'ûd (Radıyallâhü anfı)X\en rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bize) :
Benden sonra sünneti (yâni yolumu) söndüren, bid'at ile amel eden ve
namazları vakitlerinden geciktiren bir takım adamlar sizlerin
işlerinizi tedvir edecekler (yâni başınıza geçecekler) dir,
buyurdu. Bunun üzerine ben:
Ya Hesûlallah eğer ben onların zamanına ulaşırsam
nasıl yapayım? diye sordum. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) (bana) :
Yâ İbn-i Abdi Üm! Sen bana nasıl yapacağını
soruyorsun? Allah'a isyan eden kimseye itaat etmek yoktur, buyurdu."
BİAT BÂBI
2866) "... I"bade bin es-Sâtnıt
(Radıyal/âhü anfı)'ı\er\; ŞÖyîe demiştir:
Biz (Ensârîler Akabe gecesi) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e
şöyle biat ettik:
Zor ve kolay hallerimizde, neş'eli ve kederli zamanlarımızda ve
başkalarının biz (Ensâriler)e tercih edilmesi durumunda (bile
Re-sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından verilecek)
emirleri dinlemek vo itaat etmek, ehil emir'c karşı emirlik konusunda
nizâ-laşmamak ve nenle olursak hakkı söyleyip Allah uğrunda
hiçbir kıııa-yanın kınamasından korkmamak (yâni
bu korkuyla hakkı bırakmamak) üzere. (Fakat emirin açık küfrünü
görüp, küfrü hakkında Allah'ın kitab'ından elinizde kuvvetli
deliliniz olursa o takdirde emirliği konusunda niza edersiniz.)"
2867) "... Avf bin Mâlik el-E§caî (Radtyallâhü a»*)'den;
Şöyle demiştir:
Biz yedi veya sekiz ya da dokuz kişi olarak Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi
ve Sellem) 'in yanında idik. Peygamber (Sallallahü Aley-hive Sellem)
(bize) :
Allah'ın Resulüne bîat ediniz, buyurdu. Bunun üzerine biz ellerimizi (Ona)
uzattık. Bu arada bir konuşmacı:
Yâ Resûlallah! Biz şüphesiz size bîat etmiştik. Şimdi sana ne
üzerine biat ediyoruz, diye sordu? Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
Allah'a kulluk etmeniz, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanız,
beş vakit namazı (usûl ve âdabına uygun olarak) dosdoğru
edâ etmeniz, (başınızdaki müslüman âmirlerinizin meşru)
emirlerini dinlemeniz, (onlara) itaat etmeniz —Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) bu arada bir kelimeyi gizli söyledi — ve insanlardan hiçbir şey
istememeniz üzerine, diye cevab verdi. Avf (Radıyallâhü anh) demiş
kî:
And olsun sonra ben o cemaatın bâzısını kamçısı
(elinden yere) düşüyor da yerden kaldırıp kendisine verilmesini
hiç kimseden istemiyor gördüm."
2868) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle
demiştir:
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e emirlerini dinlemek ve itaat
etmek üzere biat ettik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) (bize acıyarak) :
«Gücünüz yettiği kadar,» buyurdu."
2869) "... Câbir (Radtyallâhü a«A)'den; Şöyle
demiştir:
Bir köle gelip hicret etmek üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
biat etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun köle olduğunu
bilmiyordu. Sonra kölenin efendisi gelip onu istedi. Bunun üzerine Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), efendisine 1
Bu köleyi bana sat, buyurdu ve onu iki siyah köle
karşılığında satın aldı. Bu olaydan sonra
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (biat için gelen) herhangi bir kimseye
köle olup olmadığını sormadıkça onun biatim kabul etmedi."
.
BİATE VEFA (YÂNİ BÎATLA VERİLEN SÖZE
SADAKAT GÖSTERMEK)
2870) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre;
Resûlullab (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Üç kişi vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak,
onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için
elim bir azab da vardır:
(Onlardan birincisi) çölde ihtiyacından fazla suyu bulunup da
(susamış) yolcudan esirgeyen adamdır. (îkincisi) ikindiden sonra
bir kimseye bir mal satıp bu malı şu ve bu fiyatla
aldığına dair Allah'a yemin eden, müşteri de (bu yemin
üzerine) kendisine inanan, halbuki yemininde yalancı olan
(satıcı) adamdır. (Üçüncüsü) de o adamdır ki, imâm (yâni
devlet başkanınla sırf dünyalık için biat eder. İmâm
ona dünyalıktan verirse o adam biatinin gereğini îfâ eder (yâni itaat
eder). Ona dünyalık vermezse o adam biatinin gereğini îfâ etmez (yâni
isyan eder)."
2871) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»A)'den rivayet edildiğine göre;
Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
(Devlet yetkilileri toplumu idare ettiği gibi) İsrail
oğullarını peygamberleri idare ederdi. Her ne zaman bir
peygamber gider (ölür)se, onun yerine başka bir peygamber geçerdi. Benden
sonra şüphesiz içinizde hiç bir peygamber olmayacaktır. Sahâbîler:
Şu halde (senden sonra) ne olabilir? diye sordular. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Benden sonra) halîfeler olur ve sayıları çoğalabilir, buyurdu.
Sahâbîler t
(Yâ Resûlallah)! Halîfelerin sayısı taaddüd edince nasıl
yapacağız? diye sordular. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Birinciye ettiğiniz biate bağlı kalınız (Çünkü ilk
biat sahihtir) ve üzerinizdeki (emri dinleme ve itaat etme) hakkı
ödeyiniz. Onlara da Allah (Azze ve CelleJ riâyet etmeleri gerekli
haklarınızı soracaktır."
2872) "... Abdullah (bin Mes'ûd) (Radtyallâhü
ankydtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir:
Ahdîni bozan her kişi için kıyamet günü (halk arasında
teşhir edilmek üzere) bir alâmet dikilir ve: Bu alâmet falan kişinin
ahdini bozması (nın cezası) dır, denilir."
2873) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallahü anhyûett rivayet edildiğine göre;
ResûluIIah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demi§tir:
Bilmiş olunuz ki ahdini bozan her kişi için ahdini bozduğu
oranda kıyamet günü (halk arasında teşhir edilmek üzere) bir
alâmet dikilir."
KADINLARIN BİAT ETMESİ
2874) "... Ümeyme bint-i Rukayka (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle
demiştir :
Ben birkaç kadın içinde Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'in
yanına varıp O'na biat ettik. Peygamber bize (acıması
nedeniyle) ;
Gücünüz yettiği ve takat getirebildiğiniz kadar. Şüphesiz ben
kadınlarla tokalaşmam, buyurdu.**
2875) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in zevcesi
Âiçe (Ra~ d\yallâhü anhâ)'d&n; Şöyle demiştir:
îmân eden kadınlar (Fetih'ten önce Mekke'den Medine-i Münev-vere'ye)
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma hicret
ettikleri zaman Allah'ın;= "Ey
Nebî! İmân eden kadınlar sana biat etmek üzere yanma geldikleri
zaman..., âyeti ile imtihan (yâni biat) edilirlerdi. Âişe
(Radıyallâhü anhâ) demiş ki: İmân eden kadınlardan bu
âyet'i ikrar (yâni âyetteki ahidleri kabul) edenler imtihanı ikrar (yâni
şer'i bîat) etmiş olurlardı. Kadınlar bu (âyetteki) ahidleri
sözleriyle ikrar ve kabul edince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}
onlara : Gidiniz. Ben sizlerle bîatleştim (yâni biatiniz tamamlandı),
huyttnttâu. Hayır. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'in, (mübarek) eli hiç bir (yabancı) kadının eline
kat'iyyen temas etmedi. O, kadınlarla sadece konuşmak suretiyle (yâni
ellerini tutmadan) bîatleşirdi.
Âişe demiş ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın
kendisine emrettiği ahidlerden başka hiç bir şey hakkında
kadınlar dan söz almadı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}'in
(mübarek) eli hiç bir (yabancı) kadının eline kat'iyyen temas
etmedi. Re-sûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bîat için)
kadınlardan söz aldığı zaman onlara sözlü olarak: Ben
sizlerle bîatleştim, buyururdu."
2876) ';... Ebû Hüreyre (Radtyattâhü ank)'den rivayet edildiğine göre;
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Kim önüne geçilmekten emin olmadığı (yâni
yarışmayı kazanacağını kesinlikle bilmediği)
halde bir atı (yarışacak) iki atın araşma koyar (ve
böylece üç at arasında koşu yarışması
yapılır) sa bu ödüllü yarışma kumar değildir. Kim de
önüne geçilmekten emin olduğu (yâni yarışmayı
kazanacağını kesinlikle bildiği) halde bir atı
(yarışacak) iki at arasına koyar (ve böylece üç at arasında
koşu yarışması yapılır) sa bu Ödüllü
yarışma kumardır."
2877) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyaltâhü anhümâyd&n; Şöyle
demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S e İle m) bâzı atlan tadmîr etti
(yâni idmana çekip zayıflattırdı). Sonra O, tadmîr (idman)
edilen atları Hafya'dan Seniyyetti'l-Vedâ'a kadar koşturur
(yarıştırır) di. Ve tadmîr (idman) edilmemiş olan
atları (da) Seniyyetü'l-Vedâ'dan Benî Züreyka mescidine kadar
koşturur (yarıştırır) di."
2878) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (SaUallakü Aleyhi ve Selletn) şöyle
buyurdu, demiştir:
Müeabaka Ödülü yalnız deve ve at (koşusun) da vardır. (Bir de ok
yarışmasında bulunur.)"
DÜŞMAN TOPRAĞINA MUSHAF
İLE SEFBR EDİLMESİNİN YASAKLIĞI
2879) "... (Abdullah) bin Ömer (RadtyaUâhü ankümâ)'daM rivâytt
edil-e göre; (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) düşmanın eline geçme
si endişesiyle Mushaf İle düşman toprağına sefer
edilmesini yasak Udi,"
2880. (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle de-mistir:
ttesûluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), düşmanın eline geçme-8Î
endişesiyle Mushaf ile düşman toprağına sefer edilmesini
yasak-
2881 Cüb^eyT b|n AluVim, {Radtyallâhü
Osmâtı bin Affân (Radıyallâhü anh) ile beraber ftMÛ- Aleyhi ve
Sellem)'in yanına giderek CTmrt Htty-ber (savaşı ganimetinin)
humus (beşte bir) hissesinden Hafim i lan ye Mutt^ibrpftuUan arasında
taksim ejttifti JıUw
(Yâ Resûlallah!) Sen Hâsim oğullan ve Muttalib oğullan
kardef-Ierimize (ganimet malından) hl»«e verdlrt (yAnL'bımdan bta»
bir tty vermedin). Halbuki (onlann ve bizim sana öfan*yaUıd4univ%ifdlr(
. Bunun «N^JMInlMkf^^^
'
üsûblûıoO .in "t s ne U i-bdA nid
İslami Okul Okulların En Önemlisi