Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

cihad - Mace

ALLAH YOLUNDA CİHÂD ETMENİN FAZÎLETİ BABI. 2

ALLAH (AZZE VE CELLE) YOLUNDA SABAHLEYİNVEYA AKŞAMLEYİN (CİHÂD İÇİN) YÜRÜYÜŞ YAPMA(FAZİLETİNİN BEYÂNI) 3

ALLAH SÜBHÂNEHU VE TEÂLÂ YOLUNDA SAVAŞMA (NIN FAZİLETİNİN BEYÂNI) 15

ALLAH TEÂLÂ YOLUNDA MAL HARCAMANIN FAZİLETİ (NIN  BEYÂNI) 4

ALLAH YOLUNDA CİHÂDA GİDENLERİ UĞURLAMAK VE ONLARLA VEDALAŞMAK   23

ALLAH YOLUNDA NÖBET BEKLEMENİN VE TEKBİR GETİRMENİN FAZİLETİ  8

ALLAH YOLUNDA RIBAT (SINIR VE ÖNEMLİ MEVKİLERDE DÜŞMANA KARŞI BEKLEME) FAZİLETİ CNÎN BEYÂNI) 6

ALLAH YOLUNDA SAVAŞ İÇİN AT BAĞLAYIP HAZIRLAMAK.. 14

ALLAH YOLUNDA  (SAVAŞIP)  ŞEHÎD OLMANIN FAZİLETİ. 17

BABA VE ANAST HAYATTA OLDUĞU HALDESAVAŞA GİDEN ADAM... 11

BASKIN YAPMAK VE (BU ARADA) KADINLARI VE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK   27

BİAT BÂBI. 36

BİATE VEFA (YÂNİ BÎATLA VERİLEN SÖZE SADAKAT GÖSTERMEK) 38

BİR GAZİYİ  (SAVAŞA GİDECEK MÜSLÜMANI) TECHİZATLANDIRANIN (SEVABININ BEYÂNI) 4

CİHÂDDA NİYET BABI. 13

CİHÂDI BIRAKMAK HAKKINDAKİ TEHDİD BABI. 5

DENİZ SAVAŞI FAZİLETİ (NİN BEYÂNI) 9

DEVLET BAŞKANININ (SAVAŞA GİDEN MÜCÂHİDLERE)  TAVSİYESİ. 32

DEYLEM  (BÖLGESİNİN FETHEDİLECEĞİN) İ BİLDİRMEK VE KAZVİN'İN FAZİLETİ (NİN BEYÂNI) 11

ESİRLERİ FİDYE KARŞILIĞINDA KURTARMAK.. 29

GANİMET MALLARINI (GAZİLER ARASINDA) TAKSİM ETMEK.. 31

GÜLUL (YÂNÎ GANİMET MALINI ÇALMAK) 30

İMÂM (DEVLET BAŞKANIN) A İTAAT.. 34

KADINLARIN BİAT ETMESİ. 39

KÖLELER VE KADINLAR, MÜSLÜMANLARIN REFAKATİNDE SAVAŞTA HAZIR BULUNURLAR   32

MAZERET KENDİSİNİ CİHÂDDAN ALAKOYAN KİMSE  (HAKKINDA GELEN HADİSLER) 5

MÜŞRİKLERDEN YARDIM İSTEMEK.. 26

MÜŞRİKLERİN TENCERELERİNDE  (VE DÎĞER KABLAR1NDA) YEMEK YEME   25

NEFİR  (KÂFİRLERLE SAVAŞMAYA GÎDEN TOPLULUK) İÇİNDE  (CİHADA) ÇIKMAK   8

SAVAŞTA HİLE ETMEK.. 26

SAVAŞTA İPEK VE DÎBÂC (DENİLEN İPEKLİ KUMAŞ)  GİYMEK.. 22

SAVAŞTA   DÜŞMAN ÜLKESİNDE   (BİNALARI, î               AĞAÇLARI VE ZİRAATLARI)  YAKTIRMAK.. 28

SERİYYE (SAVAŞA GİDEN ASKERÎ MÜFREZE) LEH.. 24

SEVAB BAKIMINDAN ŞEHÎDLİK (HÜKMÜNDE) OLMASI UMULAN (ÖLÜM ÇEŞİTLERİ) 19

 

ALLAH YOLUNDA CİHÂD ETMENİN FAZÎLETİ BABI

2753) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhj'den rivayet edildiğine göre; Resûiullah (SaliallaJıü Aleyhi ve Seli eni)- şöyle" buyurdu, demiştir :
«Allah, kendi yolunda (cihâd'a) çıkan (müslüman) kimseye «Benim yolumda cihâd, bana imân ve peygamberlerimi tasdikten başka bir neden onu (evinden) çıkarmıyor» diye (büyük ikram ve çok se-vâb) hazırlamıştır. (Allah) "O kimseyi cennete dâhil etmek veya elde ettiği sevâb veya ganimete nail olarak, çıktığı evine (selâmetle) geri getirmek benim kefaletim altındadır» (diye taahhüdde bulundu.)» Sonra Resûl-i Ekrem (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) (sözüne devamla) :
«Nefsim (kudret) elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki müs-lümanlara güçlük çıkarmam (endişesi) olmasaydı, Allah yolunda (cihâda) çıkan hiç bir seriyye (yâni savaş müfrezesine katılmak)dan katiyen geri kalmazdım. Ve lâkin ben bir bolluk bulamıyorum ki onları (binit hayvanlarına) bindireyim. Onlar da bir bolluk bulamıyorlar ki (binici olarak) beni tâkib edebilsinler. Ben (savaşa gittik)den sonra (savaştan) geri kalmalarına da gönülleri razı olmaz. Muham-med'in nefsi (kudret) elinde olan (Allah)a yemin ederim ki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra (dirilerek) savaşıp katlolunmayı, sonra  (tekrar dirilerek)  savaşıp öldürülmeyi arzularım» buyurdu."

2754)     "...   Kbû Said-i Hudrî (Radtyallâhü anfı)'âen rivayet edildiğine gQ-
re;   Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Allah yolunda cihâd eden (müslüman) kimse, Allah'ın (şu) garantisi altındadır: Allah ya onu mağfiretine ve rahmetine katar veya onu sevâb ve ganimetle (evine selâmetle) geri döndürür. Allah yolunda cihâd eden (müslüman) kimse, (evine) dönünceye kadar durumu, (bu sürece) -gevşeklik etmeksizin (gündüzleri) oruçlu ve (geceleyin)  ibâdete devamlı kimsenin durumu gibidir.»"



 

ALLAH (AZZE VE CELLE) YOLUNDA SABAHLEYİNVEYA AKŞAMLEYİN (CİHÂD İÇİN) YÜRÜYÜŞ YAPMA(FAZİLETİNİN BEYÂNI)

2755) •*'... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyûen rivayet edildiğine göre: Resûlullab (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em)  şöyle buyurdu, demiştir :
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolunda (cihâd için) bir kere yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden hayırlıdır.»"

2756) "... Sehl bin Sa'd es-Sâidî (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) şöyle buyurdu, demiştir :
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolunda Icihâd için) bir kere yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden hayırlıdır.»"

2757) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine güre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ît Seltem) şöyle buyurmuştur:
-Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir vakitte Allah yolımdfe (cihâd için) bir kere yürüyüş, şüphesiz dünyadan ve dünyadaki şeyhlerin hepsinden hayırlıdır.""



 

BİR GAZİYİ  (SAVAŞA GİDECEK MÜSLÜMANI) TECHİZATLANDIRANIN (SEVABININ BEYÂNI)

 
2758)    "... Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:
Ben, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:
«Kim Allah yolunda savaşan bir gaziyi mükemmel bir biçimde teçhizattandınrsa, o gâzî ölünceye veya (savaştan) dönünceye kadar (kazandığı) sevabın bir misli onu techizatlandıran kimseye-olur.»"

2759) "... Zeyd bin Hâlid el-Cühenî (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim, Allah yolunda savaşan bir gaziyi teczihatlandınrsa, o gazinin sevabından hiç bir şey eksiltmeksizin sevabının bir misli o kimseye olur.»"


 

ALLAH TEÂLÂ YOLUNDA MAL HARCAMANIN FAZİLETİ (NIN  BEYÂNI)

2760)    '',.. Sevbân   (Radıyallâhü  anh)\\cn   rivayet   edildiğine  göre;   Re-Jffilullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) şöyle buyurdu, demiştir :
«Adamın harcadığı dinarın en faziletlisi (sevabça en üstün olanı) , onun çoluk çocuğuna harcadığı dinar, Allah yolunda bir at için harcadığı dinar ve adamın Allah yolunda (savaşan) arkadaşlarına harcadığı dinardır.»"

2761) "... Ali bin Ebi Tâlib, Ebü'd-Derdâ, Ebû Hüreyre, Ebû Ümâme el-Bâhilî, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Amr, Câbir bin Abdillâh ve İmrân bin el-Husayn (Radıyallâhü anhüm)'den rivayet edildiğine göre bu zâtların hepsi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden :
-Kim evinde oturup (yâni savaşa katılmayıp) da Allah yolun (da savaşanlarla bir nafaka (mâlî yardım) gönderirse ona beher dirhem karşılığında yediyüz dirhem (sevabı) vardır. Kim de Allah yolunda bizzat savaşır ve bu uğurda mal harcarsa ona beher dirhem karşılığında yediyüz bin dirhem  (sevabı)  vardır» buyurduğunu sonra;
^j             ilj  = ("... Ve Allah dilediğine kat kat (sevâb) ve-
rir...) âyetini okuduğunu rivayet etmişlerdir."


 


CİHÂDI BIRAKMAK HAKKINDAKİ TEHDİD BABI

2762) "... Ebû Ümâme (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şüyle buyurmuştur :
«Kim savaşmaz, veya bir gaziyi techizatlandırmaz, ya da savaşa £İden bir askerin çoluk çocuğuna namusluca bakıp (işlerini görmekle) yerini tutmaz ise Allah sübhâne kıyamet gününden önce onun başına ansızın bir felâket getirir.»"

2763) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim Allah yolunda (cihâdla ilgili) bir eseri (ameli) bulunmadığı halde Allah'a kavuşur (yâni ölür)se, o kimse (kıyamet günü) bir eksiği olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkar.»"



 

MAZERET KENDİSİNİ CİHÂDDAN ALAKOYAN KİMSE  (HAKKINDA GELEN HADİSLER)

2764)   
■•'... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tebûk savaşından dönüp Medîne-i Münevvere'ye yaklaşınca  (sahâbîlere) :
—  «Şüphesiz, Medine'de öyle bir (erkek)   cemaati var ki, yürüdüğünüz yol boyunca ve geçtiğiniz her derede sizlerle  (sevâb bakımından) beraber idiler» buyurdu. Sahâbîler:
—  Yâ Resûlallah!  Onlar Medine'de oldukları halde  (mi?)   diye sordular. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
-(Evet). Onlar Medine'de oldukları halde. (Hastalık ve güçsüzlük gibi meşru) mazeret, onları (savaşa katılmaktan) alakoydu- buyurdu."

2765)    "... Câbir (bin Abdillah)   (Radtyallâhü anhümâ)'da.n rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) föyle buyurdu, demiştir:
«Medine'de bir takım erkekler var ki, geçtiğiniz her derede ve yürüyüş yaptığınız her yolda şüphesiz onlar (bu savaşa âit) sevâbta sizlere ortak oldular, (Çünkü hastalık ve güçsüzlük gibi meşru) mazeret, onları  (savaşa katılmaktan)   alıkoydu.»
(Müellifimiz) Ebû Abdillah bin Mâcete dedi ki: (Hadîs'in metni ya böyledir) veya Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibidir. Ben bu hadîsin metnini aynen yazdım."

                   ,


 

ALLAH YOLUNDA RIBAT (SINIR VE ÖNEMLİ MEVKİLERDE DÜŞMANA KARŞI BEKLEME) FAZİLETİ CNÎN BEYÂNI)

2766) '... Abdullah bin ez-Zübeyr (Radıyattâhü ankümâ)'âan; Şöyle demiştir :
Osman bin Affân (Radıyallâhü anh), cemaata bir hitabede bulundu ve (bu arada) şöyle söyledi:
Ey insanlar! Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şüphesiz bir hadîs işittim. Sizlere ve arkadaşlığınıza olan tutkunluğumdan başka hiç bir şey bunu size rivayet etmeme mâni olmadı
(Yâni benden ayrılarak serhadde nöbet tutmaya gideceğiniz endişesiyle şimdiye kadar size rivayet etmedim). Artık dileyen kimse kendisine (rıbâtı) seçsin veya bıraksın. Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:
«Kim Allah Sübhâneh yolunda bir gece rıbât (yâni serhadde ve önemli yerlerde düşmana karşı bekleme) de bulunursa, o bekleyişi( bir günün  (nafile)  orucu ve gecesinin ibâdeti gibi olur.»"

2767)    '
■... Ebû Hüreyre (RadıyaUâhü ank)'den rivayet edildiğine £öre: Resûltıllah (Sallallahü Aleyhi ve Selimi) şöyle buyurmuştur :
«Kim, Allah yolunda ribât (yâni serhadde veya önemli bir yerde düşmana karşı beklemek)te iken ölürse, dünyada işlemiş olduğu iyi amelinin sevabı (ölümünden sonra da) üzerine akıtılır (yâni ameline devam ediyormuş gibi sevabı devam ettirilir), rızkı da ona akıtılır (yâni ölümünden sonra da rızıklanir), imtihan ediciler (kabir meleklerin)den emin olur ve Allah onu kıyamet günü korkudan emin olarak diriltir.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. Râvi Mabed bin AbdiIIah bin Hişâm'ı İbn-i Hibbân sıka (güvenilir) râviler arasında anmıştır. Râ-vî Yûnus bin Abdi'l-A'lâ'nm rivayetini Müslim almıştır. Senedin kalan râvileri Buhâri'nin şartı üzerinedir.

2768) "... Übey bin Kâ'b (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurmuştur :
«Müslümanların avreti (yâni düşmanların sızmasından korkulan tehlikeli mevzi veya serhaddilnin arkasında, Ramazan ayı dışında sırf Allah rızâsı ve sevabı için Allah yolunda bir günlük ribât, ecir yönünden şüphesiz yüz yılın orucundan ve gecesini tâatla İhya etmekden daha muazzamdır. Müslümanların avreti arkasmda, Ramazan ayında sevabı Allah'tan bekleyerek, Allah yolunda bir günlük ribât, Allah katında ve sevâb açısından IZannımca buyurdu ki) bin yılın ibâdetinden, orucundan ve gecelerini taatla ihya etmekten şüphesiz daha üstün ve daha muazzamdır. Eğer Allah o kimseyi selâmetle çoluk çocuğuna geri getirirse, bin yılın günahı onun aleyhinde yazılmayacak, ona hayratı yazılacaktır ve ribât sevabı kıyamete kadar onun için akıtılacaktır (yâni kıyamete kadar bu yerde nöbet beklemiş gibi sevaba nail olacaktır.)»"
Not: Zev&İd'de şöyle denilmiştir : Bu, zayıf bir seneddir. Çünkü seneddfi Muhammed bin Ya'la bulunuyor. Bu râvi zayıftır. Râvi Ömer t>in Subayh da böyledir. MekhÛI de Übey bin KâTs'a ulaşmamıştır. Bununla beraber tedlîsçidir ve bu hadîsi an'ane ile rivayet etmiştir.



 


ALLAH YOLUNDA NÖBET BEKLEMENİN VE TEKBİR GETİRMENİN FAZİLETİ

2769) "... Ukbe bin Âmir el-Cüheni (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Allah, askerlerin nöbetini tutan kimseye rahmet eylesin (veya eylemiştir).»"

2770)    "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:         ,
Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim
■.
«Allah yolunda bir gece nöbet tutmak, adamın kendi çoluk çocuğu içinde (yâni ikâmet ettiği yerde) bin yıl (nafile) oruç tutmasından ve gece ibâdetinden (sevabça) üstündür. (Anılan) yıl üçyüz altmış gündür. Gün de bin yıl gibidir.»"

2771)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (yolculuğa çıkmak istediğini söyleyen) bir adama:
«Sana, Allah'tan korkmayı ve her yüksek yerde tekbîr getirmeyi tavsiye ederim» buyurdu."



 

NEFİR  (KÂFİRLERLE SAVAŞMAYA GÎDEN TOPLULUK) İÇİNDE  (CİHADA) ÇIKMAK

2772) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre; (bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlemyden söz edildiğinde kendisi şöyle demiştir :
«O, insanların en güzeli idi, insanların en cömerdi idi ve insanların en cesûrü idi. Bir gece Medîne-i Münevvere halkı bir düşman baskını korkusuyla sesin geldiği tarafa doğru gittiler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Talha'nın çıplak, egersiz bir atı üstünde, boynunda kılıç bulunduğu vaziyette vte herkesten önce sesin olduğu yere varmış olarak (geri dönüp geldiğinde) onlara (yâni sesin olduğu yere gitmekte olan Medînelilere) rastladı ve onları geri çevirip:
«Ey insanlar korkutulmayacaksınız,» buyuruyordu. Sonra at için de:
«Biz onu bir derya (gibi akıcı) bulduk» veya «o, bir derya (gibi akıcı) dır» buyurdu.
(Râvîlerden) Hammâd demiştir ki: Sabit veya başkası bana bu hadîsi rivayet ederek dedi ki: O, Ebû Talha'nın bir atı idi. Ağjr gi-
dişli olduğu söyleniyordu.    Fakat o günden sonra önüne hiç geçilmedi."

2773)    "... İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâyâ&n rivayet edildiğine göre ; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«(Kâfirlerle) cihâda çıkmanız (devlet yetkililerince) istendiği zaman cihâda çıkınız."

2774)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)Jden rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Allah yolundaki bir toz ve cehennem dumanı müslüman bir kulun içinde toplanmaz.»"                                                                     

2775) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'6en rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim öğle ile akşam arasındaki zaman içinde Allah yolunda (ci-had için) bir yürüyüş yaparsa, (o yürüyüş dolayısıyla) kendisine konan tozun misli kıyamet günü ona misk olur.»"


 

DENİZ SAVAŞI FAZİLETİ (NİN BEYÂNI)

2776) "... Enes bin Mâlik'in teyzesi Ümmü Haram bint-i MÜhân (Ra-dtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün benim yakınımda uyudu. Sonra gülümsiyerek uyandı. Ben:
Yâ Resûlallah! Seni ne güldürdü? diye sordum.    Resûl-i Ekrem
(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Rü'yâmda bana ümmetimden bir grup şu deniz üstünde padişahların tahtlarına kuruldukları gibi vapurlara binerek (Allah yolunda savaşa) gittikleri durumda bana gösterildi (de ona güldüm)» buyurdu. Ümmü Haram:
(Yâ Resûlallah!) Benim de o deniz gazilerinden ohnakhğım için Allah'a duâ et, diye ricada bulundu. Enes demiştir ki:
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun için duâ etti. Sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tekrar uyudu. Bir süre sonra yine gülümsiyerek uyandı. Ümmü Haram da (ilk) sözünün mislini söyledi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de birinci cevâbının mislini ona söyledi. Ümmü Haram da:
(Yâ Resûlallah!) Beni o gazilerden eylemesi için Allah'a duâ et, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (ona) : «Sen birincilerdensin» buyurdu.
Enes demiştir ki: Hakikaten Ümmü Haram, kocası Ubâde bin es-Sâmıt ile beraber Muâviye bin Ebî Süfyân'ın kumandasında (ve Şâm valiliği zamanında) müslümanlarm düzenledikleri ilk deniz savaşına katıldılar. Müslümanlar savaşlarından (zaferle) dönüp (denizden) Şâm (toprakların) a çıkınca Ümmü Haram binsin diye kendisine bir hayvan (katır) yaklaştırıldı. (Ümmü Haram bineceği esnada) hayvan onu  (yere)  düşürdü ve o böylece şehid oldu."

2777)    "... Ebü'd-Derdâ  (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre,; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir«Bir deniz savaşı (sevab bakımından) on kara savaşının mislidir. Ve deniz (savaşın) da başı dönen (gazi), yüce Allah yolunda (savaşta) kam içinde kıvranan kimse gibidir.»"

2778)    "... Ebi Ümâme (RadtyaUâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
-Deniz (savaşı) şehidi (sevab bakımından) iki kara (savaşı) şehidinin mislidir. Ve deniz (savaşın)da başı dönen (gazi), kara (savaşın) da kanı içinde kıvranan kimse gibidir. Denizin iki dalgası arasındaki mesafe (yi kateden gazi) de Allah'a ibâdet (yolun) da dünyayı (bir baştan bir başa) kateden kimse gibidir. Şüphesiz Allah (Azze ve Celle), ruhları almak görevini ölüm meleğine — Azrail'e — vermiştir. Ancak deniz şehidini bu hükmün dışında tutmuştur. Çünkü deniz şehidlerinin ruhlarım bizzat Allah alır. Ve Allah, kara şehidinin bütün günahlarım bağışlar, yalnız borç (unu ödememe) günahım bağışlamaz. Deniz şehidinin de tüm günahlarını ve borç (unu ödememe) günahım bağışlar.»"



 

DEYLEM  (BÖLGESİNİN FETHEDİLECEĞİN) İ BİLDİRMEK VE KAZVİN'İN FAZİLETİ (NİN BEYÂNI)

2779) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)Jden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Selîetn) şöyle buyurdu, demiştir :
«Eğer dünya (mn ömrün) den yalnız bir gün (bile) kalsa, benim ehli beytim'den bir adam Deylem dağına ve Kostantiniyye'ye (İstanbul1) a mâlik oluncaya (yâni fethedinceye) kadar Allah (Azze ve Cel-\leî o günü uzatacaktır.»"

2780) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Dünyanın etrafını fethetmek siz (müslümanlara) nasib kılınacak ve Kazvîn denilen belde siz (müslümanlar) a fethedilecektir. Kim o beldede kırk gün veya kırk gece rıbât eder (yâni düşmana karşı bekler) ise o kimse için cennet'te, üstünde yeşil bir zeberced taşı bulunan altından mamul bîr sütun üzerine kurulu ve kırmızı yakut taşlarından yapılan bir kubbe (köşk) vardır. O kubbenin altından mamul yetmiş bin kapı kanadı bulunur. Beher kapı kanadının başında Hurü'1-İyn denilen bir zevce vardır.»"



 

BABA VE ANAST HAYATTA OLDUĞU HALDESAVAŞA GİDEN ADAM

2781)    "... Muâviye  bin   Câhime   es-Selemî   (Radtyallâhü Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gelerek:
—  Yâ Resûlallah! Allah rızâsını ve âhiret mutluluğunu dileyerek seninle beraber cihâda cidden niyetlenmişimdir.     (Yâni cihâda çıkmama müsaade et) dedim.   Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «Bağışlanasın. Annen hayatta mıdır?» buyurdu. Ben:
—  Evet, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «Geriye dön de annene itaat, iyilik et» buyurdu. Sonra ben Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e diğer taraftan giderek:
—  Yâ Resûlallah! Ben Allah'ın rızâsını ve âhiret mutluluğunu dileyerek seninle beraber cihâd etmeye cidden    niyetlenmişimdir, (yâni cihâd'a çıkmama müsade et)  dedim. Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «Bağışlanasın.  Annen  hayatta mı?»   diye  sordu.  Ben:
—  Evet, Yâ Resûlallah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «O halde sen annenin yanına geri dön ve ona itaat et» buyurdu. Sonra ben Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in önüne çıkıp i
—  Yâ Resûlallah!  Ben Allah'ın rızâsını ve  âhiret mutluluğunu dileyerek seninle beraber savaşa çıkmaya gerçekten niyetlendi idim, demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;
—  «Vah sana, vah sana. Annen hayatta mı? diye sordu. Ben:
—  Evet. Yâ Resûlallah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «Allah seni yarlığasm. Sen annenin ayağına sarıl. Çünkü cennet oradadır» buyurdu.
,.. Muâviye bin Câhime es-Selemî (Radıyallâhü anhümâ)'dar yapılan (diğer bir) rivayete göre Câhime, Peygamber (SallaHanü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma gitmiş ve bunun mislini anlatmıştır.
Ebû Abdillah İbn-i Mâcete dedi ki: Bu Câhime, Huneyn (savaşı) günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ayıplayan Abbâs bin Mirdas es-Selemî'nin oğlu olan Câhime'dir."

2782) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radtyallâhü ankümâj'dan rivayet edildiğine göre bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selletn)'m ya-mna gelerek:
Yâ Resûlallah! Ben Allah'ın rızâsını ve âhiret mutluluğunu dileyerek seninle cihâda gitmek niyetiyle geldim. Ve (and olsun ki) Babam ve annem (gelişim nedeniyle) ağlamakta oldukları halde ben geldim, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «O halde sen onların yanma geri git de onları ağlattığın gibi güldür» buyurdu."


 


CİHÂDDA NİYET BABI


2783) "... Ebû Musa (el-Eş'arî) (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e, kahramanlık için savaşan adam, hamiyyet (yâni taassub ve yakınlarını desteklemek) niyetiyle savaşan adam ve gösteriş amacıyla savaşan adamın durumu (hakkında ne buyuruiur? diye) soruldu. Bunun üzerine Resûlul-îah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Kim yalnız tevhîd kelimesinin izzeti, yücelmesi için cihâd ederse ancak o kimsenin cihâdı Allah yolundadır» buyurdu."

2784) "... Acemlerden bir âzadlı olan Ebû Ukbe (Radtyallâkü cnAJ'den; Şöyle demiştir:
Ben Uhud (savaşı) günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde savaşa katıldım. (Savaşta) müşriklerden bir adamı vurdum ve :Bu darbeyi benden al, ben fârisî gencim, dedim. Sonra bu olay Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ulaştı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bana:
«Niçin sen: Bu darbeyi benden al, ben ensârî gencim, demedin-buyurdu."

2785) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radıyatlâhü ankümâydzn; Şöyle demiştir:
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
Allah yolunda savaşıp da ganimetle (ve sağlıkla) dönen her gâzî grubu (âhiret) ecrinin üçte ikisini dünyada almış olurlar. Eğer hiç ganimet elde edemezlerse   (âhiret)   ecirleri tam olur."



 

ALLAH YOLUNDA SAVAŞ İÇİN AT BAĞLAYIP HAZIRLAMAK

2786)    "... Urve el-Bârıkî (2) * (Radıyallâhü anhyâtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
(2)   Bu sahâbt'nin hâl tercemesi 2305. hadîs bölümünde geçti.
«Hayır, atın alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe kadar düğümlüdür, (Hayır, kıyamette sevab ve dünyada ganimettir.)»"

2787) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlulîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Atın alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe kadar hayır dü-. ğümlüdür.»"

2788) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)Jden rivayet edildiğine göre; Resûlulîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Atm alnına dökülen saçlarında kıyamet gününe kadar hayır vardır veya düğümlüdür (Râvî Süheyl: Bunda ben tereddüd ediyorum, demiştir.) At, (sahiplerinin durumlarına göre) üç nevidir: Şöyle ki, at bâzı kimseler için sırf sevabtır, bâzı kimseler için de (fakirliğe karşı) bir perdedir. Bâzılarının da boynunda bir vebaldir. At, kendisi için sırf sevab olan kişi, o kimsedir ki, atı Allah yolunda Ecihad için) edinir ve (savaşa) hazırlar. Artık at karnına dâhil ettiği her (yiyecek ve içecek) şeye karşılık sahibi için bir sevab yazılır. Sahibi onu bol otlu geniş bir sahada otlatırsa, atın yediği her şeye karşılık onun için bir ecir yazılır. Ve sahibi onu akar bir nehirden suvarırsa, atın karnına dâhil ettiği beher su damlasına karşılık onun için bir ecir olur.  (Hattâ, atın idrarlarında ve gübrelerinde olan sevabı da
anlattı.) Ve eğer at şahlanarak (ön ayaklarını kaldırıp) neş'e ile bir veya iki tur koşsa, attığı beher adım karşılığında sahibi için bir ecir yazılır. At kendisi için (fakirliğe karşı) bir perde olan kişi, o adamdır ki, (geçimini sağlamakla) şerefini, iffetini korumak ve güzel rızik yemek maksadıyla at edinir ve atların sırtlarına ve karınlarına âit hakkını onların darlık ve genişlik (zamanların) da unutmaz. At kendisinin boynunda bir vebal olan kimseye gelince, bu da o kimsedir ki, böbürlenmek, taşkınlık etmek, kibirlenmek ve halka karşı riyakârlık için at edinir. İşte, boynunda atın vebal olduğu adam böyle olan kimsedir.»"

2789) .. Ebû Katâde el-Ensârî (Radtyalîâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} şöyle.buyurmuştur :
«Atın en hayırlısı, yağız, alnında ufacık beyaz nişan bulunan, ayaklarında beyazlık olan, burnu ve üst dudağı beyaz ve sağ ön ayağı mutlak  (nişansız) attır. Eğer yağız olmazsa, bu alâmetti doru at
(da hayırlıdır.)»"

2790)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü <mh)'dcn;  Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem). atın şikâl  (yâni ayağındaki çapraz seki) den hoşlanmazdı."

2791) "... Temîm ed-Dârî (i) (Radıyallâkü ö«A)'den rivayet edildiğine göre kendisi; Resûluİlah (Sallattahü Aleyhi ve SeUem)}den şöyle buyururken işittim, demiştir :
«Kim Allah yolunda (savaşmak için) bir at (edinip) bağlar, sonra onu kendi eliyle yemlerse, beher yem tanesine karşılık o kimse için bir hasene (sevab) olur.»"



 

ALLAH SÜBHÂNEHU VE TEÂLÂ YOLUNDA SAVAŞMA (NIN FAZİLETİNİN BEYÂNI)

2792)    "... Muâz bin Cebel (RadtyaUâkü onk)yâen rivayet edildiğine göre; kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleftt)'den şu hadîsi işitmiştîr :
«Müslüman bir adam Allah Azze ve Celle yolunda bir dişi demezsin iki sağımı arasındaki süre kadar savaşırsa o kimse için cen- Allah'ın ikramıyla girmesi) vâcib olur.»"

2793)    "... Enes bin Mâlik  (Radıyallâkü anh)\\cv\; Şöyle demiştir:
Ben bir savaşta hazır bulundum. Abdullah bin Revana (Radıyal-lâhü anh)   (kâfirlerle savaşırken)  şöyle dedi:
Yâ nefsim! Seni uyarıyorum. Ben, seni cennet Ce girmeye sebep olan savaş) tan hoşlanmaz olarak görüyorum. Allah'a yemin ederim ki, sen ya itaatkâr (uysal) olarak (savaşmak suretiyle) muhakkak cennete gireceksin ya da şüphesiz buna zorlanacaksın."

2794)    "... Amr bin Abese (3)   (RadtyaUâhü anhyden; Şöyle demiştir:
Ben (bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak;
—  Yâ Resûlallah! Cihâdın hangisi efdal   (üstün) dür? diye sordum. Buyurdular ki:
—  «Kanı dökülen ve iyi cins atı yaralanan mücâhid (in cihâdı en üstün cihaddır).»"

2795) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Allah yolunda yaralanan her yaralı — Allah kendi (rızâsı) uğrunda yaralanan kişiyi herkesten ziyâde bilendir ya — kıyamet gününde, yarası yaralandığı günkü vaziyette (kan fışkırıyor gibi görünüyor halde) gelir: Rengi kan rengi, fakat kokusu misk kokusu.»"

2796) "... Abdullah bin Ebî Evfâ (RadtyaUâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) (Hendek savaşı günü) Ahzâb  (yâni düşmanlar) aleyhine dua ederek şöyle buyurdu:
«Ey Kur'an'ı gönderen, düşmanlarla hesabı hızlı olan Allah! (Medine önünde toplanan) Ahzâbı {yâni şu Arap kabilelerini) sen dağıt. Allahım! Onların topluluklarını sen hezimete uğrat ve irâdelerini sen sars (ki yerlerinde tutunamasmlar).»"


2797)    "... Sehl bin Huneyf (bin vâhib) (4) (Radıyallâhü anhyden rivâ-' ' yet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş-
tur :
(4)   Bu şarabînin hâl tercemesi 506. hadîsin izahı 'bölümünde geçti.
«Kim şehîd olarak ölmeyi Allah'tan içtenlikle dilerse, yatağı üzerinde (yâni şehîd olmaksızın) bile ölse Allah onu şehîdlerin makamlarına ulaştırır.»"



 

ALLAH YOLUNDA  (SAVAŞIP)  ŞEHÎD OLMANIN FAZİLETİ

2798)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)3den rivayet edildiğine göre: Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in huzurunda şehîd-
Ierden söz edildi. Bunun üzerine Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yeryüzü şehidin kanından kurumadan önce (hurilerden) iki karısı bitkisiz, geniş bir arazide (emzikli) yavrularını gaybeden (sonra aniden bulan) iki süt anne gibi ve her birinin elinde dünyadan ve
dünyadaki bütün şeylerden hayırlı birer kat cennet elbisesi bulunduğu halde hızla ona koşuşurlar.»"

2799) "... El-Mıkdâm bin Madîkerib (S) (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurmuştur :
«Allah katında, şehîd için altı haslet vardır: Dökülen ilk kanı ile beraber günahları bağışlanır, cennetteki mevkii kendisine gösterilir, kabir azabından korunur, en büyük korkudan emin olur, îman hüllesi (elbisesi) kendisine giydirilir, Hurü'1-îyn ile evlendirilir ve akrabalarından yetmiş (müslüman) insan hakkında şefaat etmesi kabul olunur.»"

*     2800)    Câbir bîn Abdillah (Radıyallâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir:
(Babam) Abdullah bin Amr bin Haram {Radıyallâhü anh), Uhud (savaşı) günü şehîd edilince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)  (bana) :
—  «Yâ Câbir! Allah Azze ve Celle'nin babana söylediği sözü sana haber vermiyeyhn mi?» diye sordu. Ben:
—  Evet, (bildir) dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) buyurdu ki:
—  «Allah, hicâb (perde)  ardından olmaksızın  (şehidlerden) hiç kimse ile katiyen konuşnıamıştir. Ve   (lâkin)   babanla perdesiz ve doğrudan doğruya Celçisiz olarak) konuştu ve ona:
—  Ey (sevgili) kulum! Benden ikram iste, sana vereyim, buyurdu. Baban (da) :
—  Yâ Rabbim!    (Arzum şudur :î  Beni diriltirsin  (dünyaya geri gönderirsin), ben de ikinci defa senin uğrunda şehîd edilirim, dedi. Allah (da) :
—  İnsanların dünya'ya hiç dönmeyecekleri hükmü şüphesiz benim tarafımdan Önceden verilmiştir, buyurdu. Baban:
Yâ Rabbî! O halde (bizim durumumuzu) arkamda kalanlara ulaştır (bildir), dedi. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) :âyetini(n tamamım) indirdi.»"       

2801)   "... Mesrûk (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre Allah'ın;
âyetinin mânâsı hakkında  (sorulan bir soru üzerine)  Abdullah   (bin Mes'ûrî) (Radtyallâhü anh) şöyle demiştir:
Bilmiş olunuz ki şüphesiz biz bunu ftesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sorduk. Bunun üzerine (Resûl-i Ekrem) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«Şehîdlerin ruhları yeşil kuşlar gibidir, hangi cennette dilerlerse orada rıziklanırlar. Sonra Arş'a asılı kandillere dönerler. Onlar bu durumda iken senin Rabb'in ansızın onlara bir bakışla bakar ve onlara:
—  (Başkaca)  dilediğinizi benden isteyiniz, buyurur. Onlar:
—  Ey Rabb'ımız! Hangi cennette istersek orada rızıklandığımız halde senden ne isteyeceğiz? diye  (hiç bir ihtiyaçlarının olmadığını beyânla) cevab verirler.  (Allah dileklerini üç kez sorar) Onlar (bir şey) istemedikçe bırakılmayacaklarım (yâni mutlaka bir' dilekte bulunmalarının istendiğini)  görünce:
—  (Ey Rabb'ımız!) Senin yolunda (bir kez daha) şehîd edilmemiz için senden ruhlarımızı cesedlerimize iade edip dünyaya gönderilmemizi istiyoruz derler. Allah onların bundan başka hiç bir şey istemediklerini görünce, onlara artık bir şey sorulmaz.»"

  2802)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)*den rivayet edildiğine göre; Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Şehîd,  öldürülme   (acısın) dan, ancak  sizden birisinin  çimdik-lenmeden bulduğu acı gibi bir şey bulur.»"



 

SEVAB BAKIMINDAN ŞEHÎDLİK (HÜKMÜNDE) OLMASI UMULAN (ÖLÜM ÇEŞİTLERİ)


2803) "... Câbir bin Atik- (bin Kays) (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre :
Kendisi (bir ara) hastalandı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de kendisini hastalığı dolayısıyla ziyaret etti. Bu esnada kendisinin aile ferdlerinden biri:
—  Biz onun vefatının Allah yolunda şehid edilmek suretiyle olmasını cidden umuyorduk, dedi. Bu söz üzerine Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «O zaman (yâni sandığınız gibi şehidlik ancak cihadda öldürülmekten ibaret olunca) ümmetimin şehidîeri şüphesiz azdır. Allah yolunda öldürülmek şehîdliktir. Veba hastalığıyla ölen şehîddir, cü-mu ile (yâni hâmile iken) ölen kadın şehîddir ve suda boğulan, ateşte yanarak ölen ve mecnûb (yâni zâtü'1-cenb hastalığıyla) ölen kimseler de şehîddirler.» buyurdu."

2804) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (sahâbîlerine) :
—  «Şehîd hakkında siz kendi aranızda ne dersiniz?» diye sordu. Onlar:
—   (Şehidlik)  Allah yolunda Öldürülmektir, dediler. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «O zaman benim ümmetimin şehîdleri cidden azdır. Kim Allah yolunda (cihadda)  katledilirse, o kimse şehîddir. Kim Allah yolunda Ölürse o kimse şehîddir. Karın hastalığıyla ölen kimse şehîddir ve veba hastalığıyla ölen kimse şehîddir,» buyurdu.
Süheyl dedi ki: Ubeydullah bin Mıksem, Ebû Salih'ten bana rivayet etti ve rivayetinde; "Suda boğulan da şehîddir" ilâvesinde bulundu."

2805)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'<\en rivayet edildiğine «öre:
Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  fetih günü,    başında miğfer olduğu halde Mekke'ye girdi."

2806)    "... Sâib bin  Yezîd  (Radtyallâhü
İnşâallah Tealâ, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Uhud (savaşı) günü iki zırh (elbise) almış, bana öyle geiiyor ki bunları üst üste giymiştir."

2807)    "... Süleyman bin Habîb (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:
Biz (bir gün Humus'ta) Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) 'm yanına girdik. Kendisi, kılıçlarımızda gümüşten bir parça süs görünce kızdı ve:
(And olsun ki) kılıçlarının süsü altından ve gümüşten olmayıp kalay, demir ve sırım olan bir cemâat (ki Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in sahâbîleridir) bir çok fetihleri başardılar, dedi.
Ebü'l-Hasan el-Kattân dedi ki: El-Alâbî,  (bir nevî) sinirdir."

2808)     (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü unhihıuı)\\ıın rivayet edildiği-
ne
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zü'1-Fakar (isimli) kılıcını Bedir (savaşı) günü ganimet hissesinden fazla olarak almıştır."

2809)    "... Ali bin Ebî Tâlib (Radtyallâkü anh)}den; Şöyle demiştir:
EI-Müğîre bin Şu'be ((Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber savaşa gittiği zaman beraberinde bir mızrak taşıyordu ve savaştan döndüğü zaman başkası onun için taşısın diye mızrakını yere atıyordu. Sonra Ali (bin Ebi Tâlib bir gün) kendisine dedi ki:
Ben bu durumu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e muhakkak anlatacağım.  (Sonra Ali anlatınca) Resûl-i Ekrem:
«(Ey Müğîre öyle) yapma. Çünkü sen (öyle) yaparsan yere attığın mızrak, yitik mal olarak kaldırılmaz» buyurdu."

2810)    "... Ali (bin Ebî Tâlib). (Radtyallâhü an*;'den; Şöyle demiştir:
(Bir gün) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in elinde bir arabî yay vardı. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bu arada) bir adamın elinde fârisî bir yay gördü ve adama:
«Şu (elindeki yay) nedir? Onu atıver-, buyurdu ve (mübarek elindeki yaya işaretle) -Sizler bunu, bunun benzerlerini ve mızraklar edininiz. Çünkü Allah şüphesiz bunlarla sizler için dini geliştirir ve sizleri beldelerde yerleştirir.»"

19 — ALLAH YOLUNDA OK ATMAK BABI
2811) ... l'kbe bin Amir el-Cüheni (Radıyailâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve ScUcnı) şöyle buyurmuştur:
«Allah, bir ok (un kâfirlere atılması) sebebiyle üç (müslüman) kişiyi şüphesiz cennete dâhil edecektir:
Onu sevab niyetiyle yapan san'atkânm, atıcısını ve atıcısına yardımcı olanı.» Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyie de buyurmuştur :
«Ok atınız ve bininiz. Ok atıcılığınız biniciliğinizden bana daha sevimlidir. Müslüman adamın eğlendiği her eğlence bâtıldır (sevab-sızdır), ancak yayı ile ok atması, atını eğitmesi ve zevcesiyle oynaşması bu hükmün dışındadır. Çünkü bunlar hak (sevabh eğlenceler) dendir.»"

2812)    "... Amr biri Abese (9)   (Radiyattâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken işittim:
«Kim (Allah yolunda savaşırken) düşmana bir ok atar da oku düşmana ulaşırsa (hedefe) isabet etsin veya etmesin o oktun sevabı) bir köle (yi âzadlama) sevâbma eşittir.»"

2813)    "... Ukbe bin Âmir el-Cühenî   (Radıyallâhü anh)'âen  Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
«Siz de düşmanlarınıza karşı gücünü-zün yettiği kuvveti hazırlayınız» âyetini minber üzerinde okurken üç kez:
•İyi biliniz ki (bu devirde) kuvvet de ok atmaktır» buyurdu. Bunu kulağımla işittim."

2814)    "... Ukbe bin Âmir el-Cühenî  (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir :
•     Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim, şöyle buyurdu:
«Kim ok atıcılığı öğrenip de sonra terkederse bana isyan etmiş olur.»"

2815) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anfıümâ)'âan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve SellemJ (bir kere Eşlem kabilesinden) ok atan bir cemâatin yanma uğradı da:
«Ey İsmail oğulları ok atmaya devam ediniz. Çünkü babanız (İsmail Peygamber) de (mehâretli)  bir ok atıcı idi» buyurdu."

2816)    "... El-Hâris bin Hassan (Radıyallâkü anh)'den;  Şöyle demiştir:
Ben Medîne-i Münevvere'ye geldim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i minber üzerinde ayakta iken gördüm. Bilâl da O'nun önünde ayakta idi, bir kılıç kuşanmıştı. Bir de siyah bir bayrak gördüm ve bu (bayraklı adam) kimdir? diye sordum. Dediler ki: Bu, Amr bin el-Âs'dır, bir savaştan geldi."

2817)    "... Câbir bin Abdillah (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fetih günü beyaz sancaklı olarak Mekke'ye girdi."

2818)    "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyaîlâhü anhümâydsn rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bayrağı siyah ve sancağı beyaz idi."



 

SAVAŞTA İPEK VE DÎBÂC (DENİLEN İPEKLİ KUMAŞ)  GİYMEK

2819)    "... Ebû Bekr-i Sıddîk'ın kızı Esma (Radıyallâhü anhümâ)yd&n rivayet edildiğine göre:
Kendisi yenlerinde ve yakasında bulunan düğmeleri dîbâc  (denilen ipek kumaş) tan mamul bir cübbeyi çıkardı ve:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) düşmanla savaştığı zaman bunu giyerdi, dedi."

2820) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh)'dtn rivayet edildiğine göre:
Kendisi, dört parmak mikdan hâriç, ipek ve dibâc (denilen ipek kumaş) tan menederdi ve:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bundan menederdi, dedi."    .«                                                             
2821)    "... Amr bin Hureys (Radıyallâhü anh)'deî\\ Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (mübarek) başında bir siyah sarık olduğu, sarığın iki tarafım (ucunu) omuzlan arasında sarkıttığı vaziyette sanki (hâlâ) gözlerimin önündedir."

2822) "... Câbir (bin AbdiIIah) (Radıyallâhü anhümâ)'d&n rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}, (mübarek) başında siyah sarık olduğu halde (fetih günü) Mekke'ye girdi."

2823) "... Hârice bin Zeyd (bin Sabit) (Radıyallâhü anhümâydzn; Şöyle demiştir:
Ben bir adamı, "Kişi savaşa gider de savaş (seferi esnas)ında alım satım eder ve ticâret yapar (Bunun hükmü nedir)?" sorusunu babama sorarken gördüm. Bu soru üzerine babam adama dedi ki ı
Biz Tebûk (savaşın) da Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde idik, (mal) satın alır ve (mal) satardık ve Re-sul-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi görüyordu da bizi (bu işten) men etmiyordu."



 

ALLAH YOLUNDA CİHÂDA GİDENLERİ UĞURLAMAK VE ONLARLA VEDALAŞMAK

2824) "... Muâz bin Enes (el-Cühenî) (Radtyattâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seüenı) şöyle buyurmuştur :
«(And olsun ki) Allah yolunda cihâda giden birisini uğurlayıp da sabahtan öğleye veya öğleden akşama kadar olan zamandan bir sürece onun eşyasına nezâret etmem bana dünyadan ve dünyadaki bütün şeylerden daha sevimlidir.»"

2825)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyâen;  Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bir kere) beni uğurladı da bana şöyle buyurdu:
-Seni, kendisine emânet edilen şeyler zayi olmayan Allah'a emânet ediyorum.»"

2826) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) seriyye (küçük askerî müfreze) leri (savaşa) uğurladığı zaman giden (asker) e şöyle buyururdu :
«Senin dinini, emânetini (yâni geride bıraktığın şeyleri) ve amelinin sonuncularını Allah'a emânet ediyorum.»"



 

SERİYYE (SAVAŞA GİDEN ASKERÎ MÜFREZE) LEH

2827)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Eksem bin el-Cevn el-Huzâî CRadıyaîlâhü anh)'a şöyle buyurmuştur:
«Yâ Eksem! Kavminden başka kavimlerle beraber (kâfirlerle) savaş ki huyun güzelleşsin ve arkadaşların yanında kıymetli olasın. Yâ Eksem! (Yolculukta) arkadaşların en hayırlısı dört (kişi)dir, se-riyye (askerî müfreze) ierin en hayırlısı dört yüz (kişilik) tir ve ceyş (büyük askeri birlik) Ierin en hayırlısı dört bin (kişilik) tir. On iki bin (kişilik askerî kuvvet)  azlık nedeniyle mağlûp edilemeyecektir.»"


2828)    "... Berâ bin Âzib (Radtyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:
Biz (sahâbîîer) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîemî'in Bedir günü (savaşa katılan) arkadaşlarının Tâlût ile beraber nehri geçen arkadaşlarının sayısı gibi üç yüz on küsur olduğunu anlatırdık. Tâlût ile beraber (nehri) yalnız mü'min olan geçti."

2829) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbîsi Ebü'I-Verd (Harb el-Mâzinî) (Radtyallâkü ank)'dea; Şöyle demiştir :
(Düşmana) rastlarsa kaçar ve (savaşsız olarak) ganimet elde ederse elde ettiği ganimette hiyânet eder durumdaki seriyye (askeri müfreze) den uzak durunuz (Yâni böyle bir seriyyeye katılmayınız)."



 

MÜŞRİKLERİN TENCERELERİNDE  (VE DÎĞER KABLAR1NDA) YEMEK YEME


t 2830)    "... Hülb (et-Tâî)   (Radtyallâkü anh)'âen; Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe hıristiyanlann yemeğini (yemenin hükmünü) sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«Her hangi bir yemekten dolayı sakın kalbine şüphe girmesin (Aksi takdirde) yemek hususunda Hristiyanlara benzersin.»"

2831)    "... Ebû Sa'Iebe el-Hüşenî (Radtyallâhü anA/den; §öyle demiştir:
Ben, Eesûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek: Yâ Resûlallah! Müşriklerin tencerelerinde yemek pişiriyoruz, diyerek bunun hükmünü sordum. Resûl-i Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Onların tencerelerinde pîsirmeyiniz,» buyurdu. Ben; Eğer onların tencerelerine muhtaç olup da başka kab bulamaz-sak? diye sordum. Resûl-i Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
■O takdirde onların tencerelerini güzelce yıkayınız. Sonra yemeğinizi pişirip yiyiniz,» buyurdu."



 

MÜŞRİKLERDEN YARDIM İSTEMEK

2832)    "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Saltattahü Aleyhi ve Sellem) :
«Biz hiç bir müşrikten şüphesiz yardım istemeyiz*  buyurdu. (Râvî) Ali kendi rivayetinde dedi ki ^ (Râvi) Abdullah'ın babası Yezîd veya Zeyd'dir."




 

SAVAŞTA HİLE ETMEK


2833)    "... Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Harb hiledir,- buyurmuştur."

2334)    '...  (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâh.ü anhütnâydan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Harb hiledir.» buyurmuştur.

29 — HASMI İLE DÖVÜŞMEK ÜZERE SAVAŞÇININ
MUHAREBE MEYDANINA ÇIKMASI VE SAVAŞÇININ
BERABERİNDE BULUNAN EŞYAtNIN HÜKMÜNE
DÂİR HADÎSLER) BABI
                  ,
2835)    '•... Ebû Zerr(-i Gifârî)   (Radıyallâhiİ anhyfen rivayet edildiğine göre :
Kendisi yemin ederek şöyle demiştir:
âyeti Bedir (savaşı) günü şu altı kişilik topluluk hakkında indi: Bunlar Hamza bin Abdilmuttalib, Ali bin Ebî Tâlib, Ubeyde bin el-Hâris (Radıyallâhü anhüm) ile (hasımları olan) Utbe bin Rebîa, Şeybe bin
Rebîa ve el-Velîd bin Utbe'dir. Bunlar Bedir (savaşı)  günü din uğrunda cedelleştiler."

2836)    "... Seleme bin el-Ekva (Radtyallâhü anA/den; Şöyle demiştir:
Ben (bir kere kâfir) bir adamla savaşıp onu öldürdüm. Bunun üzerine Besûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) onun selebini (beraberindeki eşyasını)  bana verdi."


2837)    '•... Ebû Katâde (Radtyallâhü ank)\\eu rivayet edildiğine göre:
Kendisinin Huneyn (savaşı) günü öldürdüğü (kâfir) bir maktulün selebini (yâni beraberindeki eşyayı) Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine vermiştir."

2838) "... Semüre bin Cündüb (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim (bir kâfiri)  öldürürse seleb (yâni o kâfirin beraberindeki
eşya) o kimseyedir.»"


 


BASKIN YAPMAK VE (BU ARADA) KADINLARI VE ÇOCUKLARI ÖLDÜRMEK

2839) "... Es-Sa'b bin Cessâme (Radıyallâhü anh)'der\; Şöyle demiştir: (Bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e müşrik -1 (muhârib)Ierden aile sahibi olanlara (İslâm mücâhidleri tarafından) .. geceleyin baskın düzenleniyor ve (bu arada ayırd edilemeyerek) on-| ların kadınları ve erginlik çağına varmamış çocukları da isabet alı-„ yor (yaralanıyor, öldürülüyor), diye soru soruldu. Peygamber (Sal-i lallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onlar da müşrikler (toplumun) dandır» buyurdu."

2840)    "... Seleme bin el-Ekva' (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hayatta iken biz Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'ın kumandasında Hevâzin savaşına gittik ve Benî Fezâre kabilesine ait bir suya varıp gecenin sonunda konakladık. Nihayet fecir zamanı olunca onlara yaygın bir baskın yaptık. Sonra biz başka bir su sahibi olan ailelerin olduğu yere vardık. Bunlara da geceleyin baskın yapıp dokuz veya yedi aşiret olan bunları da öldürdük."                                                                                 

2842)    "... Hanzala el-Kâtib (Radıyallâhü a»*)'den;  Şöyle demiştir:
;. Biz (bir kere) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bera-,P berinde bir savaşa gittik. Sonra başında halkın toplandığı öldürülmüş J bir kadın cesedine uğradık. Halk Resûl-i Ekrem  (Sallalîahü Aleyhi
ve Sellem) için dağıldı.   Sonra Resûî-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Bu kadın savaşanlar içinde savaşmış değildi», buyurdu. Sonra bir adama:
«Hâlid bin el-Velîd'e git ve ona de ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sana emrederek diyor ki:
Sakın hiç bir kadını ve  (savaştan başka iş için)  kiralanan hiç bir adamı öldürme.»
... Rebâh bin er-Rebî (Radıyallâhü anh)  de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bunun mislini rivayet etmiştir.
Ebû Bekir bin Şeybe dedi ki: Sevrî kendi rivayetinde yanılıyor."



 


SAVAŞTA   DÜŞMAN ÜLKESİNDE   (BİNALARI, î               AĞAÇLARI VE ZİRAATLARI)  YAKTIRMAK

2843)    "... t'sâme bin Zeyd (Radıyallâhü (inhiimâ)'dan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni (bir askerî kuvvet başında) Übnâ denilen bir köye göndererek;
«Sabahtın erken saatlerinde aniden)  Übnâ köyüne var (baskın yap)- Sonra  (evlerini, ekinlerini ve ağaçlarım)  yaktır,- buyurdu."

2844) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve- Sellem) (muhasara esnasında) Benî Nadîr'in yaş hurma ağaçlarını (savaş gereği olarak) yaktırdı ve kestirdi. Bu mıntıka, (Benî Nadîr'in hurmalığı olan) Büveyre (denilen mevkî)dir. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle);
(İnkarcı kitâb ehlinin yurtlarında) herhangi hurma ağacını kestinizse veya kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa (bu hareketiniz) Allah'ın izniyledir ve fâsıkları perişan etmek içindir," âyetini indirdi."

2845) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü an hu mâ)'dan; Şöyle rlo mi^tir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (muhasara esnasında) Beni Nâdir'in yaş hurma ağaçlarını (savaş gereği olarak) yaktırdı ve kestirdi. Onların (durumunu dile getiren Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şâiri Hassan bin Sabit  (Radıyallâhü anh);Beni Nadir yahüdî-lerinin hurmalığı olan) el-Buveyrc (mevkiin)deki yaygın olan yangın (mü'min olan) Kureyş eşrafına kolayca gerçekleşti" şiirini bu olay hakkında söyledi."



 

ESİRLERİ FİDYE KARŞILIĞINDA KURTARMAK

2846)    I(... Seleme bin el-Ekva (Radıyallâhü anh)\\zn; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken biz Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'in beraberinde (yâni emrinde) Hevâzin (kabilesi) savaşına gittik. (Kumandanımız) Ebû Bekir Benî Fezâre (kabilesin) den olup Arabların en güzellerinden bir genç kızı bana ganimet payımdan ayrı olarak verdi. Kızın üstünde eski bir kürk vardı. Ben Medîne-i Münevvere'ye gelinceye kadar kızın elbisesini açmadım (yâni ona hiç yaklaşmadım). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çarşıda bana rastladı ve yemin ederek:
O kızı bana hibe et, buyurdu. Ben de kızı O'na hibe ettim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) o kızı göndererek? Mekke'de esîr tutulan müslümanlan serbest bıraktırmak için onu fidye olarak verdi."
.
33 —  (SAVAŞÇI)  DÜŞMAN,   (BİR MÜSLÜMANA ÂİT)
MALI ELDE EDER SONRA MÜSLÜMANLAR DÜŞMANI
MAĞLÛB EDER (VE BÖYLECE GANİMET MEYÂNINDA
MÜSLÜMANLARIN ELİNE GEÇEN O MALIN
HÜKMÜNE DÂİR HADÎS) BABI

2847) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre ;
Kendisinin bir atı (düşman tarafına) gitmiş ve (savaşçı) düşman atı yakalamıştı. Sonra müslümanlar düşmanı mağlûb etmiş (ve at da ganimet meyânında geri getirilmiş) ti. Bunun üzerine Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zamanında atı kendisine iade edilmiştir.
Ibn-i Ömer: Ve kendisinin bir kölesi kaçarak Rumlara iltihak etmiş ve sonra müslümanlar Rumları mağlûb edince Hâlid bin el-Ve-
Iıd (Radıyallâhü anh) köleyi kendisine iade etmiş. Bu (olay) Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in vefatından sonra olmuş, demiştir."


 

GÜLUL (YÂNÎ GANİMET MALINI ÇALMAK)

2848)    "... Zeyd bin Hâlid el-Cühenî (Radıyallâhü ank)fden rivayet edildiğine göre :
Hayfaer (savaşın) da Eşca' (kabilesin) den bir adam öldü. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (mücâhidlere) :
Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılınız (yâni ben kılmayacağım) buyurdu. (Adamın hâlini bilmedikleri için) sahâbîler bu duruma şaştılar ve (üzüntüden) yüzleri değişti. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sahâbîlerinin vaziyetlerini görünce:
«Sizin arkadaşınız, Allah yolunda ganimet malından çalmıştır» buyurdu.
(Hadîsin râvisi) Zeyd demiştir ki: Bunun üzerine sahâbîler adamın eşyasında arama yaptılar. Yahudilerin boncuklarından iki dirhem (bile)  etmeyen boncuklar buldular."



2849) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radıyaîlâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (yol) ağırlığı (eşyası) üzerinde bekçilik eden, Kerkere isimli bir adam vardı. Bu adam (bir gün) öldü. Ölümünden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Seiîem) :
Bu adam cehennemdedir, buyurdu. Sahâbîler (bunun sebebini öğrenmek için) gidip baktılar ve adamın üstünde ganimet malından çaldığı bir elbise veya bir abâ buldular."

2850)    "... Ubâde bin es-Sâmit (Radıyaîlâhü anftj'den; Şöyle demiştir:
I Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn (savaşı) günü ganimet maundan bir devenin yanında bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra deveden bir tüy alıp mübarek iki parmağı arasına koydu. Sonra (cemaate hitaben) :
«Ey insanlar! Şüphesiz bu (tüy taneciği bile) sizin ganîmetleri-nizdendir. (Artık) ipliği, iğneyi, bundan değerli olanı ve bundan değerce düşük olanı ödeyiniz (yâni bana teslim ediniz). Çünkü ganimet malından bir şey çalmak kıyamet günü sahibine şüphesiz bîr utançtır, bîr ayıptır ve bir ateştir», buyurdu."

2851) "... Habî-b bin Mesleme (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) (ganimetten) beşte bir hisse (yi çıkardık) dan sonra (kalanın) üçte birini nefel olarak mücâhidlere verdi."

2852) "... Ubâde bin es-Sâmit (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) savaş seferinin başlangıcında (bir müfrezenin kazandığı ganimetin) dörtte birini ve savaş dönüşünde (bir müfrezenin kazandığı ganimetin) üçte birini nefel olarak (o müfrezeye)  verdi."

2853) "... Amr bin Şımyb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra~ dıyallâhü anküm)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'fin vefatın) dan sonra nefel (yâni mücâhid'e hissesinden fazla bir şey vermek) yoktur. (Mü-câhid) müslümanlann kuvvetlileri (kazandıkları ganimetleri) zayıflarına  (da hisseleri nisbetinde)  verirler.



 

GANİMET MALLARINI (GAZİLER ARASINDA) TAKSİM ETMEK

2854) '•'... (Abdullah) bin Ömer (RadtyaHâkü ankümâ)'d&n rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Haybcr (savaşı) günü (ganimet malından) suvârî'ye üç sehim verdi: At için iki sehim ve adam için bir sehim (tâyin etti.)"



 

KÖLELER VE KADINLAR, MÜSLÜMANLARIN REFAKATİNDE SAVAŞTA HAZIR BULUNURLAR

2855)    "... Abi'l-Lahm'ın âzadlı kölesi Umeyr (RadıyaUâhü ankümây dan: Şöyle demiştir :
Ben köle iken efendimle beraber Hayber savaşına katıldım. Fakat ganimetten benim İçin sehim verilmedi de bana eşyanın en adîlerinden bir kılıç verildi. Ben o kılıcı kuşandığım zaman (boyumun kısalığından veya yaşımın küçüklüğünden) kılıcı yerde sürüklüyor dum. (Râvî Vekî demiş ki; Umeyr'in efendisi et yemez —olduğu için ona Âbi'1-Lahm künyesi verilmiş— idi.)"

2856) "... Ümmü Atiyye el-Ensâriyye (12) (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde yedi savaşa gittim. Ben onların eşyaları başında bekler, yemeklerini yapar, yaralıları tedavi eder ve hastalara bakardım."



 

DEVLET BAŞKANININ (SAVAŞA GİDEN MÜCÂHİDLERE)  TAVSİYESİ

2857)    "... Safvân bin Assâl (13) (Radtyallâhü anhyâen; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bir seriyye (askerî müfreze)de savaşa gönderdi ve  (gönderirken)  şöyle buyurdu:
Allah'ın isminden yardım dileyerek ve Allah yolunda (cihâd etmek üzere) yürüyünüz. Allah'ı inkâr edenlerle savaşmız. Fakat düşmanın vücûdundan parça kesmeyiniz, (varsa) ahdinizi bozmayınız, ganimet malında hiyânet etmeyiniz ve çocukları öldürmeyiniz."



2858) "... Büreyde (bin el-Husayb) (Radıyallâhü anh)'âen) Şöyle demiştir :
Eesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir seriyye (askerî müfreze) basma bir adamı kumandan olarak tâyin ettiği zaman adama kendi nefsi hakkında Allah'tan sakınmayı ve beraberindeki müslü-manlar hakkında hayrı (yâni iyi davranmayı) tavsiye buyurduktan sonra şöyle buyururdu:
(Ey mücâhidler) Allah'ın isminden yardım dileyerek, Allah yolunda cihâd ediniz. Allah'ı inkâr edenlerle muharebe ediniz. Savaşınız. Fakat (varsa) ahdinizi bozmayınız, ganimet malında hiyânet etmeyiniz, düşmanın vücûdundan parça, organ kesmeyiniz ve çocukları öldürmeyiniz.
(Ey kumandan!) Müşriklerden olan düşmanlarına vardığın zaman onları şu üç hasletten (seçenekten) birisini seçmeye davet et. Bunlardan hangisine icabet ederlerse sen onlardan kabul et ve onlardan vazgeç. (O üç haslet şunlardır: (Birincisi) Sen onları İslâmiyet'e çağır. Eğer müslüman olmaya icabet ederlerse (bunu) onlardan kabul et ve onlara dokunma. Sonra onları kendi yurtlarından Muhacirlerin yurduna (yâni Medine-i Münevvere'ye) göç etmeye çağır ve onlara şu durumu bildir : Eğer bunu yaparlarsa (yâni Medîne-i Münevvere'ye yerleşirlerse) muhacirler için olan (sevab ve ganimet malı gibi) şeyler onlar için de vardır ve (buna karşılık) muhacirler üzerindeki (savaşa gitmek gibi) yükümlülük onların üstünde de vardır. Şayet (Medine-i Münevvere'ye yerleşmekten) imtina ederlerse onlara şu durumu bildir: (Bu takdirde) onlar müslümanların bedevileri gibi olurlar, mü'minlere uygulanan (namaz, zekât, kısas ve diyet gibi) Allah'ın hükmü onlara da tatbik edilir ve müslümanlarla beraber cihâd etmeleri hâli dışında onlara fey'  (kâfirlerden savaş-
sız alman mal) ve ganimet (kâfirlerden savaşla alman mal) da hiç bir şey (hak) olmaz. Eğer onlar müslümanlık dînine girmekten imtina ederlerse (ikinci haslet olarak) cizye vermeyi onlardan iste. Şayet (cizye denilen vergi ödeme işini) yaparlarsa, onlardan kabul et ve onlardan vazgeç (yâni savaşma). Eğer onlar (bundan da) imtina ederlerse (üçüncü haslet olarak muharebe için) onlar aleyhine Allah'tan yardım dile ve onlarla savaş. Sen bir kaleyi muhasara eder ve kale'dekiler senden kendileri için Allah ahdini ve Peygamberinin ahdini isterler ise sakın onlara Allah'ın ahdini ve Peygamberinin ahdini verme. Ve lâkin onlara kendi ahdini, babanın ahdini ve arkadaşlarının ahdini ver. Çünkü şüphesiz sizlerin kendi ahdinizi ve babalarınızın ahdini bozmanız Allah'ın ahdini ve Resulünün ahdini bozmanızdan sizin için ehvendir. Eğer sen bir kale'yi muhasara eder de kale'dekiler Allah'ın hükmüne uymayı (yâni ilâhî hükmün kendileri hakkında tatbik edilmesini) senden isterlerse, sakın onlara Allah'ın hükmünü uygulamayı kabullenme ve lâkin onlara kendi hükmünü uygula. (Yâni kendi içtihadına göre onlar hakkında hüküm ver). Çünkü sen onlar hakkında (vereceğin hükümde) Allah'm hükmüne isabet edip etmiyeceğini şüphesiz bilemezsin.

 

İMÂM (DEVLET BAŞKANIN) A İTAAT

 
2859)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
Kim bana itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur ve kim bana isyan ederse şüphesiz Allah'a isyan etmiş olur. Her kim imâma ^devlet reisine) itaat ederse şüphesiz bana itaat etmiş olur. Her kim  isyan ederse şüphesiz bana İsyan etmiştir."

2860) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurdu, demiştir :
(Ey mü'minler! Valilerinizin ve kumandanlarınızın emirlerini) dinleyiniz ve (onlara) itaat ediniz; üzerinize tâyin edilen vali (veya âmir) başı kuru üzüm gibi saçlı, siyah bir köle olsa bile."

2861) "... Ümmü'l-Husayn (el-Ahmesiyye) (Radtyallâhü an&î/dan; Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken işittim;
Eğer üzerinize habeşî ve burunu, kulağı kesik bir köle emir tâyin edilse, o sizi Allah'ın Kitabı ile sevk ve idare ettiği sürece siz onun emirlerini dinleyiniz ve (ona) itaat ediniz."


2862) "... Ebû Zerr(-i Gifârî) (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre:
Kendisi er-Rebeze'ye vardı. O sırada namaz için ikâmet ediliyor ve bir köle (cemaata) namaz kıldırmaya hazırlanıyordu. Bu (gelen zât) Ebû Zer'dir denilince köle (Ebû Zer namaz kıldırsın diye) geri çekilmeye başladı. Bunun üzerine Ebû Zer (Radıyallâhü anh) şöyle dedi:
İmâm (burnu ve kulağı gibi) etrafı kesik habeşi bir köle bile Olsa onun emirlerini dinlememi ve ona itaat etmemi, dostum (Peygamber)  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana tavsiye buyurmuştur."
İZAHI

2863)    i;... Ebû Saîd-İ Hudrî (Radtyallâhü anh)'den Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Alkarna bin Mücezziz (Radiyallâhü anhî'ı bir müfrezenin başında (savaşa) gönderdi. Ben de o müfrezede idim. Kumandan savaşın başına vardığı veya yolculuk ettiği sıralarda askerlerden bir grub (ayrı gitmek için) kumandandan izin istedi. Kumandan da onlara izin vererek başlarına Abdullah bin Huzâfe bin Kays es-Sehmî (Radıyallâhü anh)'ı kumandan tâyin etti. Ben de bu kumandanla beraber savaşa gidenler arasında idim. Abdullah bin Huzafe (beraberindeki grub ile) yolun bir yerinde (konaklamış) olduğu sırada mücâhidler ısınmak veya üzerinde bir yemek yapmak için muazzam bir ateş yaktılar. (Kumandanımız) Abdullah — Kendisinde şaka etme huyu vardı —:
(Ey asker)! Sizin üzerinizde benim emirlerimi dinlemek ve bana itaat etmek hakkı yok mu? diye sordu. Mücâhidler:
—  Evet (var), dediler. Kumandan:
—  Şu halde ben size neyi emredersem behemehal yapacaksınız (değil mi?) dedi. Mücâhidler:
—• Evet, dediler. Kumandan %
—  Şu halde ben size şu (alev alev yanan) ateşe atılmanızı emrediyorum, dedi.   Bunun üzerine mücâhidlerin bâzısı ayağa kalkarak ateşe atılmaya hazırlandılar. Kumandan bunların kendilerini cidden ateşe atacakları kanâatına varınca (onlara) :
Kendinizi tutunuz (yâni ateşe atılmayınız). Çünkü ben sizlerle şaka ettim, dedi.
Ebû Saîd-i Hudrî demiştir ki: Sonra biz (savaştan dönüp Medine'ye* gelince mücâhidi er bu durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattılar. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
— Onlar (yâni başınızdakiler) den kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse sakın (o hususta) o kimseye itaat etmeyiniz."

2864) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
Müslüman kişinin bir günah işlemekle emrolunması durumu dışında hoşlandığı veya hoşlanmadığı hususlarda (müslüman âmirle-rinin emirlerine) itaat etmesi vâcibtir. Bir günah işlemekle emrolun-duğu zaman (hiçbir âmiri) dinlemek ve itaat etmek yoktur."

2865) "... Abdullah bin Mes'ûd (Radıyallâhü anfı)X\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bize) :
Benden sonra sünneti (yâni yolumu) söndüren, bid'at ile amel eden ve namazları vakitlerinden geciktiren bir takım adamlar sizlerin işlerinizi tedvir edecekler (yâni başınıza geçecekler) dir, buyurdu. Bunun üzerine ben:
Ya Hesûlallah eğer ben onların zamanına ulaşırsam nasıl yapayım? diye sordum. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (bana) :
Yâ İbn-i Abdi Üm! Sen bana nasıl yapacağını soruyorsun? Allah'a isyan eden kimseye itaat etmek yoktur, buyurdu."



 

BİAT BÂBI

2866)    "... I"bade bin es-Sâtnıt  (Radıyal/âhü anfı)'ı\er\;  ŞÖyîe demiştir:
Biz (Ensârîler Akabe gecesi) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e şöyle biat ettik:
Zor ve kolay hallerimizde, neş'eli ve kederli zamanlarımızda ve başkalarının biz (Ensâriler)e tercih edilmesi durumunda (bile Re-sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından verilecek) emirleri dinlemek vo itaat etmek, ehil emir'c karşı emirlik konusunda nizâ-laşmamak ve nenle olursak hakkı söyleyip Allah uğrunda hiçbir kıııa-yanın kınamasından korkmamak (yâni bu korkuyla hakkı bırakmamak) üzere. (Fakat emirin açık küfrünü görüp, küfrü hakkında Allah'ın kitab'ından elinizde kuvvetli deliliniz olursa o takdirde emirliği konusunda niza edersiniz.)"

2867)    "... Avf bin Mâlik el-E§caî (Radtyallâhü a»*)'den; Şöyle demiştir:
Biz yedi veya sekiz ya da dokuz kişi olarak Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında idik. Peygamber (Sallallahü Aley-hive Sellem)  (bize) :
Allah'ın Resulüne bîat ediniz, buyurdu. Bunun üzerine biz ellerimizi (Ona) uzattık. Bu arada bir konuşmacı:
Yâ Resûlallah! Biz şüphesiz size bîat etmiştik. Şimdi sana ne üzerine biat ediyoruz, diye sordu? Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Allah'a kulluk etmeniz, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanız, beş vakit namazı (usûl ve âdabına uygun olarak) dosdoğru edâ etmeniz, (başınızdaki müslüman âmirlerinizin meşru) emirlerini dinlemeniz, (onlara) itaat etmeniz —Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu arada bir kelimeyi gizli söyledi — ve insanlardan hiçbir şey istememeniz üzerine, diye cevab verdi. Avf (Radıyallâhü anh) demiş kî:
And olsun sonra ben o cemaatın bâzısını kamçısı (elinden yere) düşüyor da yerden kaldırıp kendisine verilmesini hiç kimseden istemiyor gördüm."

2868)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e emirlerini dinlemek ve itaat etmek üzere biat ettik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bize acıyarak) :
«Gücünüz yettiği kadar,» buyurdu."

2869)    "... Câbir (Radtyallâhü a«A)'den; Şöyle demiştir:
Bir köle gelip hicret etmek üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e biat etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun köle olduğunu bilmiyordu. Sonra kölenin efendisi gelip onu istedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), efendisine 1
Bu köleyi bana sat, buyurdu ve onu iki siyah köle karşılığında satın aldı. Bu olaydan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (biat için gelen) herhangi bir kimseye köle olup olmadığını sormadıkça onun biatim kabul etmedi."
.


 

BİATE VEFA (YÂNİ BÎATLA VERİLEN SÖZE SADAKAT GÖSTERMEK)

2870) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullab (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Üç kişi vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elim bir azab da vardır:
(Onlardan birincisi) çölde ihtiyacından fazla suyu bulunup da (susamış) yolcudan esirgeyen adamdır. (îkincisi) ikindiden sonra bir kimseye bir mal satıp bu malı şu ve bu fiyatla aldığına dair Allah'a yemin eden, müşteri de (bu yemin üzerine) kendisine inanan, halbuki yemininde yalancı olan (satıcı) adamdır. (Üçüncüsü) de o adamdır ki, imâm (yâni devlet başkanınla sırf dünyalık için biat eder. İmâm ona dünyalıktan verirse o adam biatinin gereğini îfâ eder (yâni itaat eder). Ona dünyalık vermezse o adam biatinin gereğini îfâ etmez (yâni isyan eder)."

2871) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»A)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
(Devlet yetkilileri toplumu idare ettiği gibi) İsrail oğullarını peygamberleri idare ederdi. Her ne zaman bir peygamber gider (ölür)se, onun yerine başka bir peygamber geçerdi. Benden sonra şüphesiz içinizde hiç bir peygamber olmayacaktır. Sahâbîler:
Şu halde  (senden sonra) ne olabilir? diye sordular. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Benden sonra) halîfeler olur ve sayıları çoğalabilir, buyurdu. Sahâbîler t
(Yâ Resûlallah)! Halîfelerin sayısı taaddüd edince nasıl yapacağız? diye sordular. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Birinciye ettiğiniz biate bağlı kalınız (Çünkü ilk biat sahihtir) ve üzerinizdeki (emri dinleme ve itaat etme) hakkı ödeyiniz. Onlara da Allah (Azze ve CelleJ riâyet etmeleri gerekli haklarınızı soracaktır."

2872)    "... Abdullah (bin Mes'ûd)   (Radtyallâhü ankydtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
Ahdîni bozan her kişi için kıyamet günü (halk arasında teşhir edilmek üzere) bir alâmet dikilir ve: Bu alâmet falan kişinin ahdini bozması (nın cezası) dır, denilir."

2873) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallahü anhyûett rivayet edildiğine göre; ResûluIIah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demi§tir:
Bilmiş olunuz ki ahdini bozan her kişi için ahdini bozduğu oranda kıyamet günü (halk arasında teşhir edilmek üzere) bir alâmet dikilir."



 

KADINLARIN BİAT ETMESİ

2874) "... Ümeyme bint-i Rukayka (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir :
Ben birkaç kadın içinde Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına varıp O'na biat ettik. Peygamber bize (acıması nedeniyle) ;
Gücünüz yettiği ve takat getirebildiğiniz kadar. Şüphesiz ben kadınlarla tokalaşmam, buyurdu.**

2875)    "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in zevcesi Âiçe (Ra~ d\yallâhü anhâ)'d&n; Şöyle demiştir:
îmân eden kadınlar (Fetih'ten önce Mekke'den Medine-i Münev-vere'ye)  Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma hicret
ettikleri zaman Allah'ın;= "Ey
Nebî! İmân eden kadınlar sana biat etmek üzere yanma geldikleri zaman..., âyeti ile imtihan (yâni biat) edilirlerdi. Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiş ki: İmân eden kadınlardan bu âyet'i ikrar (yâni âyetteki ahidleri kabul) edenler imtihanı ikrar (yâni şer'i bîat) etmiş olurlardı. Kadınlar bu (âyetteki) ahidleri sözleriyle ikrar ve kabul edince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} onlara : Gidiniz. Ben sizlerle bîatleştim (yâni biatiniz tamamlandı), huyttnttâu. Hayır. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, (mübarek) eli hiç bir (yabancı) kadının eline kat'iyyen temas etmedi. O, kadınlarla sadece konuşmak suretiyle (yâni ellerini tutmadan) bîatleşirdi.
Âişe demiş ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın kendisine emrettiği ahidlerden başka hiç bir şey hakkında kadınlar dan söz almadı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}'in (mübarek) eli hiç bir (yabancı) kadının eline kat'iyyen temas etmedi. Re-sûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bîat için) kadınlardan söz aldığı zaman onlara sözlü olarak: Ben sizlerle bîatleştim, buyururdu."

2876) ';... Ebû Hüreyre (Radtyattâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Kim önüne geçilmekten emin olmadığı (yâni yarışmayı kazanacağını kesinlikle bilmediği) halde bir atı (yarışacak) iki atın araşma koyar (ve böylece üç at arasında koşu yarışması yapılır) sa bu ödüllü yarışma kumar değildir. Kim de önüne geçilmekten emin olduğu (yâni yarışmayı kazanacağını kesinlikle bildiği) halde bir atı (yarışacak) iki at arasına koyar (ve böylece üç at arasında koşu yarışması yapılır) sa bu Ödüllü yarışma kumardır."

2877) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyaltâhü anhümâyd&n; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S e İle m) bâzı atlan tadmîr etti (yâni idmana çekip zayıflattırdı). Sonra O, tadmîr (idman) edilen atları Hafya'dan Seniyyetti'l-Vedâ'a kadar koşturur (yarıştırır) di. Ve tadmîr (idman) edilmemiş olan atları (da) Seniyyetü'l-Vedâ'dan Benî Züreyka mescidine kadar koşturur (yarıştırır) di."

2878)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallakü Aleyhi ve Selletn) şöyle buyurdu, demiştir:
Müeabaka Ödülü yalnız deve ve at (koşusun) da vardır. (Bir de ok yarışmasında bulunur.)"



DÜŞMAN TOPRAĞINA MUSHAF İLE SEFBR EDİLMESİNİN YASAKLIĞI

 
2879)   "... (Abdullah) bin Ömer (RadtyaUâhü ankümâ)'daM rivâytt edil-e göre; (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) düşmanın eline geçme
si endişesiyle Mushaf İle düşman toprağına sefer edilmesini yasak Udi,"

2880. (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle de-mistir:
ttesûluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), düşmanın eline geçme-8Î endişesiyle Mushaf ile düşman toprağına sefer edilmesini yasak-

2881 Cüb^eyT b|n AluVim, {Radtyallâhü                             
Osmâtı bin Affân (Radıyallâhü anh) ile beraber ftMÛ- Aleyhi ve Sellem)'in yanına giderek CTmrt Htty-ber (savaşı ganimetinin) humus (beşte bir) hissesinden Hafim i lan ye Mutt^ibrpftuUan arasında taksim ejttifti JıUw
(Yâ Resûlallah!) Sen Hâsim oğullan ve Muttalib oğullan kardef-Ierimize (ganimet malından) hl»«e verdlrt (yAnL'bımdan bta» bir tty vermedin). Halbuki (onlann ve bizim sana öfan*yaUıd4univ%ifdlr(
. Bunun «N^JMInlMkf^^^                        '
üsûblûıoO   .in "t s ne U   i-bdA   nid