Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Diyetler (Kanlıklar) - Muvatta


 

43 DİYETLER (KANLIKLAR) KİTABI. 1

1. Diyetler. 1

2. Diyette Yapılacak Şey. 2

3. Ölenin Velisi Kabul Ettiğinde Kasden Adam Öldürme Diyeti Ve Delinin Cinayeti  2

4. Kasıt Olmaksızın Hataen Adam Öldürmede Diyet. 2

5. Hataen Yaralama Diyeti. 3

6. Kadının Diyeti. 4

7. Ceninin Diyeti. 5

8. Tam Diyet Gereken Organlar. 6

9. Görme Kuvveti Giden Gözün Diyeti. 6

10. Yüz Ve Baştaki Yaranın Diyeti. 6

11. Parmakların Diyeti. 7

12. Dişlerin Diyeti. 8

13. Dişlerde Diyetin Hükmü. 8

14. Köleyi Yaralamanın Diyeti. 9

15. Zimmî'nin Diyeti. 10

16. Diyeti Suçlunun Kendi Malından Ödemesi Gereken Durumlar. 10

17. Diyete Varis Olma Ve Diyetin Ağırlaştırılması. 11

18. Diyetle İlgili Diğer Konular. 13

19. Pusu Kurarak Ve Sihirle Adam Öldürme. 14

20. Kasden Adam Öldürmenin Cezası. 15

21. Adam Öldürmede Kısas. 15

22. Kasden Öldürmede Affetme. 16

23. Yaralarda Kısas. 16

24. Serbest Bırakılan Kölenin Diyet Ve Cinayeti. 17

 

 

 

 

 

 

 

43 DİYETLER (KANLIKLAR) KİTABI

 

1. Diyetler[1]

 

1. Hazm oğlu Amr oğlu Muhammed oğlu Ebû Bekir'den: Resû-lullah (s.av.)'in Hazm oğlu Amr'ı (Necran'a gönderirken) diyetler­le ilgili yazdığı mektupta şu bilgiler vardı: «Adam Öldürmede yüz deve, burnun tamamen kesilmesinde yüz deve, beyne kadar varan baş yarmada ve karın boşluğuna kadar ulaşan yaralamada diyetin üçte biri; bir göz, bir el ve bir ayak için ellişer deve,[2] el ve ayaklardaki her parmak için on deve, diş için beş deve ve kemiğe kadar varan yaralamada beş deve diyet vardır.»[3]

 

2. Diyette Yapılacak Şey

 

2. Malike şöyle rivayet edildi: Ömer b. Hattab (r.a.) diyeti köy­lülerin durumuna göre takdir etti; altın sahibine bin dinar, gümüş sahibine ise oniki bin dirhem diyet vermeye hükmetti.

imam Malik der ki: Altın sahibi Şam ve Mısır halkı, gümüş sahibi ise Irak halkıdır. Diyet üç veya dört sene içerisinde taksit taksit ödenir. Üç sene içerisinde ödenmesi bana göre daha iyidir. Köy ve kasabalarda yaşayanlardan diyet olarak deve, göçebeler­den de altın ve gümüş alınmaz. Yine böylece altın sahibinden gü­müş, gümüş sahibinden de altın alınmaz.[4]

 

3. Ölenin Velisi Kabul Ettiğinde Kasden Adam Öldürme Diyeti Ve Delinin Cinayeti

 

Ibn Şihab şöyle diyor: Kasden adam öldürme diyetinde ölenin velisi razı olursa, iki yaşına girmiş yirmibeş dişi deve, üç yaşına girmiş yirmibeş dişi deve, dört yaşma girmiş yirmibeş dişi ve beş yaşma girmiş yirmibeş dişi deve verilir.[5]

 

3. Yahya b. Said'den: Mervan b. Hakem, Muaviye b. Ebi Süf-yan'a, Kendisine bir adanı öldürmüş deli birinin getirildiğini yaz­dı, Muaviye de ona: «Onu hapset, kısas cezası vererek öldürme. Çünkü deliye kısas gerekmez» diye cevap yazdı.

îmam Malik der ki: Büyük biri ile küçük çocuk birleşerek kasden bir adamı öldürseler büyük adam ölüme mahkûm edilir. Çocuğa ise diyetin yansı kadar ceza verilir. Hür kimse ile köle be­raberce bir köleyi öldürseler, köleye ölüm, hür kişiye de kölenin kıymetinin yarısı kadar bir meblağ ceza olarak verilir.[6]

 

4. Kasıt Olmaksızın Hataen Adam Öldürmede Diyet

.

4. Malik oğlu Irak ve Yesar oğlu Süleyman'dan: Sa'd b. Leys oğullarından bir adam atını koşturdu. Cüheyne kabilesinden bir adamın parmağına bastı, yaraladı. Kan kaybından adam Öldü. Mesele Hz. Ömer (r.a.)'e arzedilince, Ömer (r.a.) at sahibinin ya­kınlarına:

«— Adamın parmağının kanamasından ölmediğine dair elli yemin eder misiniz?» deyince, onlar yemin edip günaha girmek­ten kaçındılar. Sonra ölenin yakınlarına:

«— Siz kan kaybından öldüğüne yemin eder misiniz?» dedi. Onlar da yeminden çekindiler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) Sa'dilerin yarım diyet vermesine hükmetti.

îmam Malik der ki: Tatbikat böyle değildir.[7]

imam Malik'ten: Ibn Şihab, Yesar oğlu Süleyman ve Ebû Ab-durrahman oğlu Rebia: «Hataen adam öldürmenin diyeti iki yaşı­na girmiş yirmi dişi deve, üç yaşına girmiş yirmi dişi deve ve yirmi de erkek deve ile dört yaşına basmış yirmi dişi deve ve beş yaşına basmış yirmi dişi devedir,» diyorlardı.[8]

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, çocuklar arasında kısas gerekmez. Zira onların kasden adam öldürmeleri buluğ ça­ğına erip üzerlerine had gerekmedikçe hataen öldürme kabul edi­lir. Bir küçük çocuk ile bir büyük adam hür bir adamı hataen bera­berce öldürseler, herbinnin asabesi (= baba tarafından olan akra­baları) ölenin yarı diyetini Öder.

îmanı Malik der İd: Kim hataen bir adamı öldürürse, kısas ya­pılmaz, malından diyet ödenir. Çünkü o mal hususunda diğerleri gibidir. (Onun malına, ölünün malına yapılan muamele yapılır). Borcu ödenir, vasiyyeti yerine getirilir ve malı varsa diyeti malı­nın üçte biri kadar olur. Diyetin kalan kısmı düşer. Bu onun için caizdir. Diyetinden başka malı yoksa onun üçte birinin verilmesi caizdir. Bu, ona bağışlandığı veya vasiyet ettiği zaman böyledir.[9]

 

5. Hataen Yaralama Diyeti

 

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifak edilen görüş hataen yarala­mada yaralı kimse iyileşip sağlığına kavuşuncaya kadar diyet ödenmez. İnsanın elinden, ayağından ve bedeninin başka bir ye­rinden hataen kınlan kemik iyileşip eski haline dönerse diyet ge­rekmez. Fakat geride bir kusur ve iz kalırsa o zaman bu kusur miktannea diyet gerekir,

imam Malik der ki: Kırılan bu kemik hakkında Resûlullah (s.a.v.)'in miktarını belirttiği bir diyet miktarı varsa o ödenir. Fa­kat kemik hakkında Resûlullah (s.a.v.)'in miktarını belirttiği bir diyet yok ve bu hususta bir uygulama da geçmemişse, o zaman di­yetin miktarı ictihadla tayin edilir.

imam Malik der ki: Hataen bedeni yaralamada, yara iyileşir ve eski haline dönerse diyet yoktur. Fakat yarada iz ve kusur kalır­sa, o zaman diyet takdir edilir. Ancak karın boşluğuna kadar ula­şacak yaralamada adam öldürme diyetinin üçte biri ödenir.[10]

îmam Malik der ki: Vücuttaki kemiğin yaralanmasından do­layı diyet yoktur. Bu, etin sıyrılarak kemiğin meydana çıkması gi­bidir.

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre tabib sünnet yapar­ken tenasül uzvunu sünnet yerinden kesse diyet gerekir. Bu, diyeti­ni akılenin (akrabanın) ödemesi gereken hatadandır. Doktorun kasıtsız olarak yapmış olduğu her hatada diyet gerekir.

 

6. Kadının Diyeti

 

Said b. Museyyeb'den şöyle rivayet edildi: Diyetin üçte biri miktarına ulaşıncaya kadar kadının azalarının diyeti erkeğinki gibidir. Kadının parmağının diyeti, erkeğin parmağı, dişi, erkeğin dişi, baş ve yüzdeki kemiğe kadar işleyen yaralarda ve kemiklerde arıza yapan yaralamalarda da kadın erkek gibidir.[11]

îmam Malik, îbn Şihab'la Urve b. Zübeyr'in de kadının diyeti hakkında, Said b. Müseyyeb gibi düşündüklerini rivayet etmiştir. Bunlar: «Adam öldürme diyeti miktarının üçte birine kadar kadı­nın diyeti erkeğin diyetine eşittir. Erkeğin diyetinin üçte birine ulaşınca o zaman kadının diyeti erkeğin diyetinin yarısı kadar olur.» dediler.

imam Malik der ki: Bunun izahı şöyledir: Baş ve yüzdeki ke­mik meydana çıkacak kadar yaralama, kemiğin kırılıp yer değiş­tirmesi, dimağ ve iç boşluğa kadar ulaşan yaralamalardan daha hafif yaralar ve bunlar gibi diyeti üçte bire kadar olan yaralama­larda kadının diyeti erkeğin diyetine eşittir. Fakat üçte bire ula­şırsa, o zaman kadının diyeti erkeğin diyetinin yarısı kadar olur.[12]

İmam Malik, îbn Şihab'ın: «Karısını yaralayan adama diyet gerekip kısas yapılmayacağı hakkında tatbikat devam edegeldi» dediğini rivayet etmiştir.

îmam Malik der ki: Bu kasden değil de kişinin hataen karısı­na vurup yaralamasında olur. Karısına kırbaçla vurup gözünü çı­karması ve benzeri gibi[13]

îmam Malik der ki: Bir kadının asabesi (baba tarafından akrabası) ve kabilesinden olmayan kocası ve aynı kocadan çocuğu kadının işlediği cinayetin diyetini ödemesi gerekmez. Ana bir er­kek kardeşleri de diyetini ödemekle sorumlu değildir. Fakat bun­lar kadının mirasına daha fazla müstahakdırlar. Diyet ödeme Resûlullah (s.a.v.) zamanından günümüze kadar asabeye aittir. Kadının azad ettiği kölelerin durumu da böyledir. Her ne kadar bunlar kadının kabilesinden değillerse de, mirasları kadının ço­cuğuna aittir. Bunların cinayetinin diyeti ise, kadının kabilesine düşer.

 

7. Ceninin Diyeti[14]

 

5. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Hüzeyl kabilesinden iki kadın (dö­vüştüler). Bunlardan biri diğerine bir taş atıp vurdu. O da karnın: daki cenini[15] (ölü olarak) düşürdü. Resûlullah (s.a.v.), bu ceninin diyeti hakkında, bir köle veya cariye verilmesine hükmetti.[16]

 

6. Said b. Müseyyeb'den: Resûlullah (s.a.v.) anasının karnın­da öldürülen ceninin diyeti olarak bir köle veya cariye verilmesine hükmedince, aleyhinde hüküm verilen kimse:

«— Yiyip içmeyen, konuşup doğduğu zaman ses çıkarmayan ceninin diyetini nasıl öderim. Böyle hükümler batıldır» dedi. Bu­nun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

«— Bu adam kahinlere benziyor» buyurdu.

Ebû Abdurrahman oğlu Rabia şöyle derdi: Ceninin diyeti elli dinar veya altıyüz dirhem takdir edilir.[17] Hür müslüman kadının diyeti de, beşyüz dinar veya altıbin dirhemdir.

îmam Malik der ki: Hür kadına ait ceninin diyeti, kendi diye­tinin onda biri kadardır. Bu onda birde, elli dinar veya altı yüz dirhemdir. Anasının karnından sağ olarak ayrılıp da ölü olarak doğan cenine diyet gerektiğinde hiç bir kimsenin muhalefet ettiği­ni işitmedim.

imam Malik der İd: Sağ olarak doğup da ölen cenine tam diyet gerektiğini işittim.

imam Malik der ki: Ceninin sağ olması, doğunca ses çıkarma­sıyla sabit olur. Şu halde doğunca ses çıkarıp sonra Ölen ceninin diyeti tam diyettir. Cariyenin düşürdüğü ceninin diyeti anasının

fiatının onda biridir.

îmam Malik der ki: Hamile bir kadın, bir erkek veya kadını kasden öldürse, buna doğum yapıncaya kadar kısas cezası uygu­lanmaz. Kasden veya hataen öldürülen kadın hamile olsa, öldü­ren kadının ceninine bir şey gerekmez. Şayet kadın kasden öldü­rülmüş ise, onu öldüren kadın kısasen öldürülür. Cenine diyet ge­rekmez. Şayet hataen öldürülmüşse, diyetini onu öldüren kadının akılesi öder. Cenine diyet gerekmez.

Yahya der ki: Malik'e Yahudi ve Hıristiyan kadının karın ve benzeri yerine vurulması suretiyle düşürdüğü ceninin hükmü so­rulunca: «Anasının diyetinin onda biri gerektiği kanaatindeyim» dedi.

 

8. Tam Diyet Gereken Organlar

 

Said b. Museyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: îki dudak için tam diyet gerekir. Alt dudak kesilirse, diyeti, tanı diyetin üçte iki­sidir.[18]

imam Malik, İbn Şihab'a sağlam kimsenin gözünü (hataen) çıkaran şaşı kimsenin durumunu sorunca, îbn Şihab: «Gözü çıka­rılan kısas isterse kısas yapılır, diyet isterse bin dinar veya ikibin dirhem diyet verilir.

îmam Malik'e şöyle rivayet edildi: însanin çift azalarının, di­lin, dibinden kesilsin veya kesilmesin, işitme duygusunu gideren iki kulağın, erkeğin tenasül (cinsî) organının ve iki husyesinin (yumurtasının) diyeti tam diyettir.

imam Malik'e şöyle rivayet edildi: Kadının iki memesinin ke­silmesinin diyeti de tam diyettir.[19]

îmam Malik der ki: Bana göre, bunların en hafifi kaşların ve erkeğin iki memesinin diyetidir.[20]

îmam Malik der ki: Bir gözü sağlam olan kimsenin bu sağlam gözü hataen çıkarılsa tam diyet gerekir.[21]

 

9. Görme Kuvveti Giden Gözün Diyeti

 

Yesar oğlu Süleyman'dan: Zeyd b. Sabit: «Kendisi durup gör­me duygusu giderilen gözün diyeti yüz dinardır» derdi.

Yahya der ki: Malik'e, alt göz kapağının ve gözün çevresindeki yuvarlak kemiğin kesilmesinin hükmü sorulunca: «Bunun tayin edilmiş bir diyeti yoktur. Hakimin takdirine bırakılmıştır. Ancak gözün görmesi azalmışsa, o zaman azalan görme miktarı kadar diyet gerekir» dedi.[22]

îmam Malik der ki: Görme duygusu giderilen şaşı göz ve kesi­len çolak kol için, miktarı belirlenmiş bir diyet yoktur. Hakimin takdirine bırakılmıştır.

 

10. Yüz Ve Baştaki Yaranın Diyeti

 

Yesar oğlu Süleyman'dan: Kemiğe kadar işleyen yüzdeki ya­ralamanın diyeti, baş kemiğine kadar ulaşan yaralama diyeti gi­bidir. Ancak yara yüzde kusur bırakırsa, o zaman yüzün diyetine başdaki yaranın diyetinin yarısı kadar daha ilave edilir. Böylece diyetin miktarı, yetmişbeş dinar olur.[23]

İmam Malik der ki: Beyne kadar ulaşmıyan yaralama halle­rinde diyet onbeş devedir. Eti kemikten alan ve beyne kadar ulaş­mayan yara, başta ve yüzde olur.

îmam Malik der ki: Beyne ve karın boşluğuna ulaşan yarala­mada kısas gerekmez. Nitekim tbn Şihab da, «beyne kadar ulaşan yaralamada kısas yoktur» demiştir.

îmam Malik der ki: Kemiği kırıp beyne ulaşan yaralama an­cak kafada olur.

îmam Malik der ki: Baş ve yüzdeki kemiği meydana çıkarma­yan ufak yaralamalarda diyet yoktur. Diyet kemiğe kadar işleyen ve daha büyük yaralamalarda vardır. Çünkü peygamber efendi­miz (s.a.v.) Amr b. Hazm'a diyetlerle ilgili yazdığı fermanda en son olarak kemiğe kadar işleyen yaralamayı zikretmiş ve diyetini beş deve takdir etmiştir. Ne eski ve ne de yeni hiçbir halife kemiğe kadar işlemeyen küçük yaralar için diyete hükmetmemişlerdir.

Said b. Müseyyeb: «İnsanın herhangi bir uzvunda açılan yara için o uzvun diyetinin üçte biri gerekir» dedi.

îmam Malik der ki; İbn Şihab böyle ufak yaralamalarda diyet gerekmeyeceği görüşünde idi. Bana göre de, bu gibi hallerde üze­rinde ittifak edilmiş belirli bir diyet yoktur. Fakat hakimin diyet

takdir edebileceği görüşündeyim.

imam Malik der ki: Bize göre, beyne kadar ulaşan yaralama, yüz ve baş kemiklerinin yaralanması, yaranın eti sıyırarak kemi­ğin meydana çıkması başta ve yüzde olunca belirtilen diyet vardır. Vücudun diğer yerlerindeki yaralamalarda hüküm, hakimin tak­dirine bırakılır.[24]

imam Malik der ki: Alt çene kemiği ile burun kemiği başdan değildir. Müstakil iki ayrı kemikdirler.[25] Bunların yaralanma­sında diyet olmadığı görüşündeyim. Baş kemiği bunların dışında müstakildir.

Ebu Abdurrahman oğlu Rabia'dan «Abdulah b. Zübeyr baş ke­miğinin yaralanmasında kısas yaptı.

 

11. Parmakların Diyeti

 

Abdurrahman oğlu Rabia'dan: Said b. Müseyyeb'e: «— Kadının bir parmağının diyeti ne kadardır?» diye sordu­ğumda:

«— On devedir» diye cevap verdi. Ben:

«— iki parmağın diyete ne kadardır?» deyince O:

«— Yirmi deve» dedi.

«— Üç parmağın diyeti ne kadar?» dedim.

«— Otuz deve» dedi. Bu defa ben:

«— Dört parmağın diyeti ne kadar?» diye sorunca:

«— Yirmi deve» dedi[26] Bunun üzerine ben:

«—Kadının yarası büyüyüp acısı şiddetlenince diyeti azalıyor mu?» deyince» Said:

«— Sen Iraklı mısın?» dedi. Ben de:

«— Ben tedbirli davranan bir alimim, ya da öğrenmek isteyen bir cahilim» deyince, Said:

«—Yeğenim ben hadislere dayanarak konuşuyorum» dedi.

imam Malik der ki: Elin parmaklan kesilirse, o zaman elin tamamının diyeti gerekir. Zira beş parmak kesilirse, bunun diyeti, elin diyeti olan elli devedir, O zaman her parmağın diyeti on deve olur.

İmam Malik derki: Uç eklemli parmakların kesilen ekleminin diyeti (parmak diyetinin üçte biridir. Bu da) otuz üç buçuk dinar­dır. Deveden ise, üç deve bir de üçde bir deve tutarı eder.

 

12. Dişlerin Diyeti

 

7. Ömer b. Hattab'm azadlı kölesi Eslem'den: Ömer b. Hattab öğütücü dişe, köprücük kemiğine ve kaburga kemiklerine diyet olarak birer deve takdir etti.

Said b. Müseyyeb'den; Ömer b. Hattab öğütücü dişler (azı diş­leri) için birer deve ve Muaviye b. Ebi Süfyan beşer deve diyete hükmederdi.[27] Diyet, Ömer b. Hattab'ın hükmüne göre az, Muavi-ye'nin hükmüne göre ise çok oluyor. Ben hüküm verecek olsaydım, öğütücü dişlerin her biri için ikişer deve takdir ederdim. Her icti-had eden sevap kazanır.Said b. Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: «Dişe vurulup simsiyah kesilir (iş görmeyecek hale gelirse), tam diyeti gerekir. Siyahlaştıktan sonra çıkarsa, o zaman yine bir tam diyeti daha ge­rekir.»[28]

 

13. Dişlerde Diyetin Hükmü

 

8. Tarîf oğlu Ebu Gatafan el-Mürrî'den: Mervan b. Hakem be­ni (hataen çıkarılan) öğütücü dişlerin diyetini sormam için Abdul­lah b. Abbas'a gönderdi. (Ben de gidip sorunca) Abdullah b. Abbas (r.a.)

«— Öğütücü dişin diyeti beş devedir» dedi. (Hükmü Mervan b. Hakem'e ilettiğimde) beni tekrar Abdullah b. Abbas'a gönderip ona Mervan'ın:

«— Sen öndeki kesici dişleri öğütücü dişler gibi mi sayıyor­sun?» sözünü iletince, îbn Abbas:

«— Bunu parmaklara kıyas etmen gerekir. (Yaptıkları iş fark­lı olsa da) diyetleri eşittir» dedi.

Urve'nin diyet hususunda dişleri eşit tuttuğu, bir kısmım di­ğerlerine üstün tutmadığı rivayet edildi.

imam Malik der ki: Bize göre kesici, öğütücü ve sivri dişlerin diyeti eşittir. Çünkü Resûlıtllah (s.a.v.): «Dişin diyeti beş devedir» buyurdu, öğütücü diş de bu dişlerden biridir. Bunlardan bir kısmı diğerine üstün olmaz.[29]

 

14. Köleyi Yaralamanın Diyeti

 

îmam Malik'e rivayet edildiğine göre, Said b. Müseyyeb ve Sü­leyman b. Yesar: «Kölenin yüz ve başındaki kemiğe kadar işleyen yaranın diyeti, kendi değerinin yirmide biri kadardır» derlerdi.

îmam Malik'e rivayet edildiğine göre, Mervan b. Hakem yara­lanan köle hakkında, köleyi yaralayana, kölenin değerinden yara­nın noksanlaştırdığı miktar kadar diyete hükmederdi.

imam Malik der ki: Bize göre kölenin yüz ve başındaki kemiğe kadar işleyen yaranın diyeti, kölenin kıymetinin yirmide biridir. Kölenin baş ve yüzündeki kemiği zedeleyen yaranın diyeti de, köle­nin kıymetinin onda biri ve yirmide biridir. Kölenin beynine kadar işleyen yara ile (karın, göğüs ve sırt bölgesindeki) içeriye kadar nüfuz eden yaranın diyeti ise, kölenin değerinin üçte biri kadardır. Bu dört çeşit yaranın dışında kölenin değerini düşüren yaraların diyeti, şöyle hesap edilir: Kölenin bir yarası iyileşince, bir de yara almadan önceki fiatı biçilir. Aradaki fark, diyet olarak ödenir.

imam Malik der ki; Kölenin eli ve ayak kemiği kırılıp sonra ke­mikler kaynayarak iyileşse, bunu kırana bir şey gerekmez. Fakat bir kusur ve çirkinlik meydana gelirse, o zaman bunun kölenin de­ğerinde noksanlaştırdığı kıymet kadar diyet ödenir.

imam Malik der ki: Bize göre, köleler arasındaki kısas hür kimselerin kendi aralarındaki kısaslar gibidir. Erkek köleyi öldü­ren cariye, kısasen öldürülür. Cariyeyi yaralayan köleye de, aynı şekilde kısas yapılır. Köle, kasden bir köleyi öldürdüğü zaman, ölen kölenin efendisi iki şeyden birini seçmede serbest bırakılır; Dilerse katil kölenin kısasen Ölümünü ister, dilerse, kısastan vaz geçer, öldürülen kölesinin diyetini alır. Diyeti almak isterse, köle­sinin kıymeti kadar alır. Katil kölenin efendisi de, isterse ölen kö-' lenin diyetini verir, isterse kendi kölesini verir. Kendi kölesini ölen kölenin efendisine teslim ederse, başka birşey yapması gerekmez. O da buna razı olup alınca, aldığı köleyi kısas yaparak öldüremez. Köleler arasındaki bütün kısasların hükmü böyledir. El, ayak kesme ve benzerlerinde hüküm öldürmede olduğu gibidir.

îmam Malik der ki: Müslüman bir köle yahudi veya hıristiyan birini yaralarsa, kölenin efendisi isterse yaranın diyetini verir, isterse kölesini (mahkemeye) teslim eder. Mahkeme köleyi satar, yahudi veya hrıstiyana, yarasının diyetini kölenin parasından verir. Diyet kölenin değeri kadar ise, kölenin parasının hepsini ve­rir. Fakat yahudi ve hristiyan'a müslüman köleyi vermez.

 

15. Zimmî'nin Diyeti

 

îmam Malik'e rivayet edildiğine göre, Ömer b. Abdulaziz, Ya­hudi ve Hrıstiyanlar'dan biri öldürülünce, diyetinin hür müslü-manın diyetinin yarısı kadar olduğuna hükmetti.[30]

îmam Malik der ki: Bize göre kâfiri öldüren müslüman kısa-sen Öldürülmez.[31] Fakat müslüman kâfiri kandırıp tuzağa düşü­rerek öldürmüşse o zaman kısas uygulanır.

Said oğlu Yahya'dan: Yesar oğlu Süleyman «Mecûsî'nin (ateşe tapanın) diyeti sekiz yüz dirhemdir» derdi.

imam Malik der ki: «Bize göre de durum böyledir»[32]

îmam Malik der ki: Yahudi, Hrıstiyan ve Mecusiyi yaralama­nın diyeti, müslümanları yaralamanın diyetlerine göre hesap edi­lir. Baş ve yüzdeki kemiğe kadar işleyen yara ile beyne kadar işle­yen yaranın diyeti, kendi diyetinin yirmide biri, karın, sırt ve gö­ğüs bölgesindeki içeriye kadar nüfuz eden yaranın diyeti de yine kendi diyetinin üçte biri kadardır. Diğer yaraların diyetinin hesa­bı da böyledir.

 

16. Diyeti Suçlunun Kendi Malından Ödemesi Gereken Durumlar

 

Hişam, babası Urve'nin şöyle dediğini rivayet etti: «Kasden adam öldürmede diyeti, akilenin ödemesi gerekmez. Akile, ancak hata yoluyla öldürmenin diyetini öder».[33]

tbn Şihab'm şöyle dediği rivayet edildi: «Tatbik edilen esasa göre âkile, kasden adam öldürme diyetini yüklenmez. Ancak ken­dileri isterlerse verebilirler.»

îmam Malik der ki: îbn Şihab kasden adam öldürmede öldü­rülenin velileri katilin kısas yoluyla öldürülmesini affederlerse, o zaman diyeti, katilin kendi özel malından ödemesi gerekir. Ancak âkılesi gönül hoşluğuyla katile yardım etmek isterlerse edebilir­ler.

îmam Malik der ki: Bize göre, tam diyetin üçte birinden az miktarlarını cinayeti işleyen kendi malından öder. Fakat diyet miktarı tam diyetin en az üçte birine ulaşınca o zaman âkılesi öder.[34]

îmam Malik der ki: Bize göre ihtilafsız kabul edilen görüş şu­dur: Kasden adam öldürmede veya kısası gerektiren yaralama­larda diyet kabul edilirse, bunu suçlunun bizzat kendi malından ödemesi gerekir. Malı varsa öder. Yoksa borçlanır. Ödeme imkânı

(33) Kasden adam Öldürmede diyet değil kısas gerekir. Ancak ölenin velileri af­federse o zaman diyet verilebileceğini daha önce belirtmiştik.

Akile: Katilin yakınlarıdır ki hata yoluyla öldürmelerde diyeti bunlar öder. Akilenin diyeti ödeme derecesi, sırasıyla şöyledir.

a) Katilin üyesi bulunduğu hazineden maaş alan meslek grupları, askeri birlikler ve devlet memurları grupları gibi.

b) Asabesi (baba tarafından erkek akrabaları),

c) Bu iki grup yoksa devlet hazinesi.

bulunca öder, âkılesinin bir şey ödemesi gerekmez. Ancak kendi is­tekleriyle ödemek isterse Ödeyebilirler.

îmam Malik der ki: Kendi canına kasden veya hataen herhan­gi bir şekilde zarar veren kimseye âkılesi diyet vermez*6 Bizde fu-kahanın görüşü böyledir. Kendi canına kasden zarar veren kimse için âkıleye diyeti gerekli kılan hiçbir kimseyi işitmedim. Yüce Allah'ın, Kur'an-ı Kerim'deki: «Katilin kısası veya diyetin bir kısmı, din kardeşi (öldürülenin velilerinden biri) tarafın­dan affedilirse, diğer velilerin de buna uyarak katili sıkış­tırmadan iyilikle diyet talep etmeleriykatilin de geciktir­meden eksiksiz diyeti ödemesi gerekir»[35] buyruğundan anla­şılan da budur. Ayeti Kerimenin açıklaması —Allahu alem—gö­rüşümüze göre şöyledir: «Kime diyetten bir şey bağışlanırsa güzel­likle buna tabi olsun, geciktirmeden ve eksiksiz diyeti maktulun velisine ödesin».

îmam Malik der ki: Malları olmayan kadın ve çocukdan biri tam diyetin (yüz deve) üçte birinden azını gereketirecek bir cinayet işlerse, diyetin Ödenmesi kendilerine aittir. Mallan varsa diyet alınır. Yoksa borçlanmış olurlar. Âkılenin bir şey ödemesi gerek­mez.[36] Babadan oğlunun cinayetinin diyeti alınmaz.

imam Malik der ki: Bizim ihtilafsız görüşümüz şudur: Bir kö­le öldürülse, diyeti öldürüldüğü gündeki kıymetidir. Kıymeti ne kadar olursa olsun, hatta diyet miktarından az veya fazla da olsa, bunu katil kendi malından öder, Çünkü köle eşya hükmündedir. Katilin âkılesine diyet ödemek gerekmez.[37]

 

17. Diyete Varis Olma Ve Diyetin Ağırlaştırılması

 

9. Ibn Şihab anlatıyor: Ömer b. Hattab (r.a,), Mina'da, insan­lardan kim diyetle ilgili bir şey biliyorsa, kendisine haber vermesi­ni isteyince, Süfyan oğlu Dahhâk el-Kilâbî kalkıp: «Resûlullah (s.a.v.) bana Eşyenı ed-Dıbâbî'nin karısını kocasının diyetinden mirasçı kılmamı yazdı» dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) «Çadıra gir, gelip seninle görüşeceğim» dedi. Dahhâk çadıra girdi. Hz. Ömer (r.a.) yanına gelince Dahhâk bildiğini ona haber verdi. Hz. Ömer (r.a.)'da buna göre hükmetti (kocalarının diyetine ka­dınları mirasçı kıldı).[38]

îbn Şihab: «Eşyem, hata yoluyla öldürülmüştü» dedi.[39]

 

10. Şuayb oğlu Amr'dan: Müdliç oğullarından Katâde isminde bir adam oğluna (kızınca) kılıcı attı, bacağına isabet etti ve fazla kan kaybından öldü. Cu'şum oğlu Suraka, Hz. Ömer (r.a.)'e gelip durumu arzetti. Hz. Ömer (r.a.) da ona:

«— Git ben yanına gelinceye kadar «Mai Kudeyd»[40] mevkiine-ki develerden yüzyirmi tane say» dedi.[41]

Suraka da gidip saydı. Hz. Ömer (r.a.) oraya gelince bu deve­lerden otuz adet dört yaşma ve otuz tane beş yaşına basmış dişi de­ve ile kırk adet gebe deveyi ayırıp:

«— Ölünün kardeşi nerede?» dedi. Orada bulunan ölünün kardeşi:

«— işte buradayım» deyince, Hz. Ömer (r.a.):

«— Bu develeri aî. Oğlunu öldüren babanın diyet vermesi ge-ekmez» dedi.[42]

Maîik'e rivayet edildiğine göre Said b. Müseyyeb ile Süleymar b. Yesar'a «Haram aylarda adam öldürmenin diyeti ağırlaştırılır mı?» deyince sorulunca:

«— Hayır ağırlaştırılmaz. Fakat bu ayların hürmetinden do­layı diyet çoğaltılır.» dediler. Bunun üzerine Said'e:

«— Can karşılığında ziyadeleştirildiği gibi, yaralar karşısın­da da ziyadeleştirilir mi?» diye sorulunca:

«— Evet» dedi.

îmam Malik der ki: Zannediyorum ki bunlar Müdlic kabile­sinden oğlunu öldüren babaya Hz. Ömer (r.a.)'in yaptığının ben­zerini hükmetmek istediler.

 

11. Urve b. Zübeyr'den: Ensar'dan Cülah oğlu Uheyhe ismin­de birinin kendisinden daha küçük bir amcası vardı. Terbiye ve gözetimine dayıları bakıyordu. Küçük amcası kendisini, bakmak üzere dayılarının yanından aldı [43]ve öldürdü. Bunun üzerine dayıları: «Büyüyüp kuvvetleninceye kadar ona biz baktık. Fakat amcasından birinin hakkı bize galebe çaldı. (Onu ve malını elimiz­den aldılar).[44] dediler.

Urve: «işte bunun için katil, öldürdüğü kimsenin mirasından alamaz» dedi.

îmam Malik der ki: Bize göre ihtilafsız kabul edilen hüküm şudur: Kasden adam öldüren, öldürdüğü kimsenin ne diyetine ve ne de malına varis olmaz. Varis olan hiçbir kimseyi de mirasdan mahrum edemez. Hataen adam öldüren de, öldürdüğü kimsenin diyetine varis olamaz. Fakat malına varis olmasında ihtilâf edil­miştir. Çünkü bu durumda «malına varis olup almak için» katilin onu öldürdüğü ithamı yapılamaz: Bana göre malına varis olup di­yetine varis olmaması daha uygundur.[45]

 

18. Diyetle İlgili Diğer Konular

 

12. Ebu Hüreyre (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.): «Hayvan ya­ralamasında diyet yoktur.[46]Kuyu kazmada meydana gelen cinayette diyet yoktur. Maden ocağında meydana gelen za­rarda diyet yoktur. Define mallarında beşde bir oranında vergi vardır.» buyurdu.[47]

İmam Malik der ki: Hadisteki Cubâr, onda diyet yok demektir,

îmam Malik der ki: Hayvanın meydana getirdiği zarardan bi­nici, sürücü ve hayvanın yularından çeken sorumludur.[48]Fakat hayvana bir şey yapılmaksızın tekme vurup zarar vermişse ondan sorumlu olmazlar. Hz. Ömer (r.a.) atını koşturup zarar meydana getirene diyet hükmetti.

imam Malik der ki: Hayvana binen, arkasından süren ve önünden çeken zararı ödemeye atını koşturandan daha müste-haktır.

İmam Malik der ki: Bize göre halkın gelip geçtiği yola kuyu ka­zan, hayvan bağlayan veya bunların benzerini yapan kimse, eğer bu işleri ihtiyacından dolayı yapmamışsa, bunların meydana ge­tirdiği zarardan sorumludur. Eğer diyet miktarı, tam diyetin üçte birinden azsa, kendi malından öder. Diyet miktarı, tam diyetin üçte biri ve daha fazla ise, âkılesi (baba tarafından erkek akraba­ları) öder.Şayet bunları ihtiyacından dolayı yapmışsa mesela kuyuyu yağmur suyu toplanması için kazmış ve hayvanından bir işi için inip yolda bırakmışsa, o zaman bunların hiç birinden dolayı so­rumlu olmaz.

îmam Malik der ki: Bir adam kuyuya inmeye başlayıp başka biri de onu takip ederken alttaki adam üsttekini çekip her ikisi de kuyunun dibine düşüp ölseler, çeken kimsenin âkılesi öbürünün varislerine diyet öder.

imam Malik der ki: Biri bir çocuğa kuyuya inmesini veya ağa­ca çıkmasını emredip de çocuk bunu yaparken ölse veya zarar gör­se, emir veren kimse bunun diyetini Öder.

imam Malik der ki: Bize göre ihtilafsız kabul edilen görüş şudur: Diyet ödemesi gereken âkile ile beraber bulunan kadın ve çocukların diyet Ödemesi gerekmez. Diyeti erginlik çağına girmiş erkekler öder.

imam Malik der ki: Köle azad ederek ya da aralarında anlaş­ma yoluyla birbirine bağlı kimseler dilerlerse birbirlerinin diyeti­ni öderler. Bunlar diyeti ödemekten kaçınırsa, divan ehli denilen devletten maaş alan gruplar birbirlerinin diyetini öder. Resmî di­van ehli teşekkül etmeden Resûlu Ekrem (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekir (r.a.) zamanında diyet ödemede müslümanlar birbirleriyle yar-dımlaşıyorlardı. Divan usulü (hazineden maaş alan grupların) teşekkülü Hz. Ömer (r.a.) zamanında oldu. Bir kimsenin diyetini akrabasından ve velayet yoluyle bağlı olduğu kimselerden başka­sının ödemesi gerekmez. Çünkü velayet (birbirine bağlılık) yaban­cılara intikal etmez. Resul-i Ekrem de: «Vela hakkı azad ede­nindir» buyurdu.

îmam Malik der ki: «Velâ sabit bir nesebdir. »

imam Malik der ki: Bize göre, hayvanlara zarar veren kimse­nin hayvanın bu zarar sebebiyle noksanlaşan kıymeti kadarını ödemesi gerekir.

imam Malik der ki: Kısasen öldürülmesi gereken biri zina, hırsızlık., gibi haddi gerektiren başka bir suç da işlemiş olsa, ken­disine had tatbik edilmez. Ölüm cezası hepsine kafidir. Fakat if­fetli kimseye zina iftirası cezası böyle değildir. Çünkü iftira edilen kimseye: »Sana ne oluyor da aleyhine iftirada bulunan kimseyi kırbaçlıyorsun?» denilir. Bu sebeple, kısasen Ölüme mahkûm edi­len kimseye önce hadd-i kazfden (iffete iftira) dolayı kırbaçlanıp sonra öldürülmesi görüşündeyim. Katlin dışında diğer yarala-malardaki kısasda durum böyle değildir. Çünkü kısasen öldür­me, öbür cezaların hepsine kafidir.

imam Malik der ki: Bir kimse köyde veya başka yerde bir toplum arasında öldürülmüş olarak bulunsa, ölüye evi ve yeri en yakın olan sorumlu tutulmaz. Çünkü başka yerde öldürülüp de

onları suçlu göstermek için kapılarına atılmış olabilir. Bu gibi şeylerden dolayı hiçbir kimse sorumlu tutulmaz.

imam Malik der ki: Bir grup insan dövüşse, sonra ayrıldıkla­rında aralarında kimin yaptığı bilinmeyen yaralı veya ölü biri bulunsa, bu hususta işittiklerimin en iyisi, bu ölünün diyetini, kendileriyle döğüşenlerin hepsinin ödemesidir. Ölü veya yaralı döğüşen iki gruptan da değilse, diyeti her iki grubun da ödemesi gerekir.[49]

 

19. Pusu Kurarak Ve Sihirle Adam Öldürme

 

13. Said b. Museyyeb'den: Ömer b. Hattab (r.a.) bir adamı pu­su kurup tuzağa düşürerek öldüren beş veya yedi kişiyi öldürdü ve: «Bütün San'a halkı bu suça iştirak etmiş olsaydı hepsini öldü­rürdüm» dedi.

 

14. Zürare oğlu Sa'd oğlu Abdurrahman oğlu Muhammed'e ri­vayet edildiğine göre, Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in hanımı Haf-sa (r.a.) kendisine sihir yapan cariyesinin öldürülmesini emretti ve öldürüldü. Hafsa (r.a.) cariyenin hürriyetine kavuşmasını ken­di ölümüne bağlamıştı.

îmam Malik der ki: Kendisine sihir yapmayana sihir yapan kimse, Allah'ın kitabında şöyle buyurduğu şu kimse gibidir: «An-dolsun ki onlar (yahudiler) onu (sihri) satın alan (sihir ve büyü yaparak kazanç sağlayan) kimsenin ahirette hiçbir nasibi olmadığını muhakkak biliyorlardı»[50]

Bunu bizzat yapanın öldürülmesi görüşündeyim.

 

20. Kasden Adam Öldürmenin Cezası

 

15. Kudame kızı Aişe'nin azadlı kölesi Hüseyin oğlu Ömer'den: Abdulmelik b. Mervan değnek ile öldürülen birinin velisine katili aynen Öldürmesini emretti. O da katili değnekle öldürdü.

imam Malik der ki: Bize göre ittifakla kabul edilen görüş şu­dur: Bir adam birine değnekle vursa yahut ona taş atsa veya kas-den vursa, o da Ölse, bu kasden öldürmedir ve kısas gerekir.[51]

imam Malik der ki: Bize göre kasden öldürme bir adamın di­ğerine canı çıkıncaya kadar kasden vurarak öldürmesidir. Ayrıca yine aralarında düşmanlık olan birinin diğerine vurarak o sağ iken ayrılıp sonra adamın bu darbeden dolayı kan kaybederek

ölmesi de kasden Öldürmedir. Bunda kasame (elli yemin) gere­kir.[52]

îmam Malik der ki: Hür bir adamı kasden hep beraber öldü* ren erkekler, bir kadını öldüren kadınlar ve bir köleyi öldüren kö­leler kısas olarak öldürülürle

 

21. Adam Öldürmede Kısas

 

imam Malik'e şöyle rivayet edildi: Mervan b. Hakem, Muavi-ye b. Ebi Süfyan'a, kendisine adam öldürmüş sarhoş birinin geti­rildiğini, (buna kısas uygulanıp uygulanmıyacağmm) bildirilme­sini yazınca, Muaviye: «Maktul karşılığında onu öldür» diye cevap verdi.

îmam Malik der ki: Allah'ın «Hür hür ile, köle, köle ile -(bunlar erkekdirler) kadın, kadın ile (kısas olunur)»[53]

buyruğunun açıklanması hakkında işittiklerimin en güzeli erkek­ler arasında kısas olduğu gibi, kadınlar arasında da olur. Hür er­keği öldüren hür erkek öldürüldüğü gibi, hür kadını Öldüren hür kadın da öldürülür. Yine erkek köleyi öldüren erkek köle öldürül­düğü gibi, cariyeyi öldüren cariye de öldürülür.[54] Şu halde kısas, erkekler arasında olduğu gibi, kadınlar arasında da olur.

Yine bunun gibi kısas, erkeklerle kadınlar arasında da olur. Nitekim Allahu Teala, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: «Biz Tevrat'ta onların üzerine farz kıldık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalar mu­hakkak kısastır. (Bunlarda kısas tatbik edilir.)» [55]Allahü Teala cana karşı canın kısas olunacağını bildirdi. O halde hür adam öldüren kadın, kısasen öldürülür, onu yaralayan kadın da kısasen yaralanır.

îmam Malik der ki: Biri bir adamı diğerinin dövmesi için tu­tar da o da orada ölünceye kadar döverse, bakılır. Şayet tutan öl­dürmesi için tutmuşsa o zaman her ikisi de öldürülür. Fakat sade­ce örfen insanların dövdüğü gibi dövmesi için tutup da öldürmek niyetiyle döveceğini bilmiyorsa o zaman katil öldürülür. Tutana da onu tuttuğu için bir sene hapis cezası verilir, öldürülmez.[56]

îmam Malik der ki: Kasden bir adamı öldüren veya gözünü çıkaran kimse kısas yapılmadan Önce Öldürülse veya gözü çıkarıl­sa, o zaman ne diyet vermesi ve ne de kısas yapılması gerekir. Çün­kü öldürülen veya gözü çıkarılan kimsenin hakkı, o adamın canında veya gözünde idi. Bunlar da kısasdan önce yok olmuştur.

Bu, birinin bir adam öldürerek katil olduktan sonra Ölmesi gibi­dir. Katil öldükten sonra ölü sahibinin ne diyet ve ne de başka bir şey isteme hakkı yoktur. Çünkü Allahu Teala:

«— Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür, hür ile, köle köle ile,... kısas olunur» [57]buyurdu.

îmam Malik der ki: Kısas, maktulü Öldüren katile uygulanır. Katil Ölünce maktulün kısası da, diyeti de kalmaz.

imam Malik der ki: Yaralamalarda hür ile köle arasında kı­sas olmaz.[58] Hür kimseyi kasden öldüren köle öldürülür. Fakat köleyi kasden öldüren hür kimse öldürülmez.[59] işittiklerimin en güzeli budur.

 

22. Kasden Öldürmede Affetme

 

imam Malik der ki: İlmine güvendiğim alimler şöyle derler: Maktul ölmeden önce kendisini kasden öldürenin affedilmesini is­tese, bu caizdir. Çünkü maktul kendi kanı hakkında hükme velile­rinden daha layıktır.

imam Malik der ki: Maktulün velisi onu kasden öldüreni af­fetse, katilin diyet vermesi gerekmez. Ancak diyet vermesi şartıyla affederse o zaman alır.

imam Malik der ki: IÇasden adam öldüren affedilirse, ceza olarak yüz kırbaç vurulur ve bir sene hapsedilir..

imam Malik der ki: Bir adam diğerini kasden öldürür de bu delille sabit olur ve maktulün de oğulları ve kızları olup oğullan katili affeder, kızları affetmekten kaçınırlarsa, oğullarının affı yeterlidir. Oğullarla beraber bulunan kızları babalarının kanını talep ve affetmede haklan yoktur.

 

23. Yaralarda Kısas

 

imam Malik der ki: Bize göre ittifakla kabul edilen hüküm şu­dur: Kasden birinin el ve ayağını kıran kimsenin cezası diyet değil kısastır.[60]

imam Malik der ki: Yaraladığı kimsenin yarası iyileşinceye kadar hiç bir kimseye kısas yapılmaz. Yara iyileşince kısas yapı­lır. Kısas yapılan kimsenin yarası iyileşince, yaraladığı kimsenin yarası gibi olursa bu kısasdır. Fakat kısas yapılanın yarası daha

fazla olur veya ölürse, önce yaralanıp kısas talep edene bir şey ge­rekmez. Kısas yapılan kimsenin yarası iyileşir de yaraladığı kim­se çolak kalır veya yarasının yerinde iz ve kusur kalırsa, ikinci de­fa kısas yapılmaz.

îmam Malik der ki: Fakat ona, elinin ilk halinden yaranın meydana getirdiği noksanlık kadar diyet verilir (tazminat öde­nir). Vücuttaki yaraların durumu da böyledir.

imam Malik der ki; Bir kimse kasden vurup karısının gözünü çakarsa, yahut kolunu kusa, ya da parmağını kesse veya buna benzer şeyler yapsa kısas yapılır.

Fakat koca karısına kasden iple veya çubukla vursa da arzu etmediği bir yaralama meydana gelse diyetini verir, kısas yapıl-

maz.

İmam Malik'e rivayet edildiğine göre Hazm oğlu Amr oğlu Muhammed oğlu Ebu Bekir uyluğun kırılmasında kısas yaptı.

 

24. Serbest Bırakılan Kölenin Diyet Ve Cinayeti

 

16. Yesar oğlu Süleyman'dan: Hacılardan birinin azad ettiği köle Âiz oğullarından bir adamın oğlunu Öldürdü. Maktulün baba­sı, oğlunun diyetini istemek için Ömer b. Hattab'a şikâyete gidin­ce, Ömer b. Hattab:

«— Ona diyet gerekmez» dedi. Adam:

«— Oğlum onu öldürseydi neye hükmederdin?» deyince, Hz. Ömer:

«— O zaman diyetini verirdiniz» dedi. Bunun üzerine adam:

«— O halde bu yılan gibidir, onu bırakırsan sokar, öldürürsen intikam alır» dedi.[61]

 



[1] Diyet (kanlık): Kısas yapılmayan adam öldürme olaylarında, can karşılığı ve bir kısım uzuvları kesme, kırma ve yaralamalarda bunlara karşılık olarak verilen tazminata denir. Hangi öldürme ve yaralamalarda bu cezanın veri­leceği bu bahisde görülecektir.

[2] İki göz, iki el ve iki ayak için, tam diyet, yani yüz deve verilir. Bu suçlar hata-en işlenmişse diyet verilir. Kasden işlenmişse kısas gerekir. Ancak maktu­lun velileri, kısasdan vazgeçerlerse, kısas diyete çevrilir.

[3] Şeybanî, 663.

[4] Şu halde diyet, üç şeyden verilebiliyor: Altın gümüş ve deve. Hanefiler'e göre de durum aynıdır. Yalnız onlara göre, gümüşün miktarı, on iki bin dirhem değil de on bm dirhemdir. îmam Muhammed'le EbÛ Yusuf a göre bunların dışında ikiyüz sığır veya ikibin koyun ya da iki yüz takım elbise de verilebi­lir. Bir de Hanefiler'e göre, diyeti ödeyecek kişinin malî durumuna uygun olarak, bunların herhangi birinden diyet vermek yeterlidir. Malikiler'e göre ise, deve sahibi deveden, altın sahibi altından ve gümüş sahibi de gümüşden verir.

[5] İmam Malik'e göre diyet:

a) Hataen adam öldürme diyeti,

b) Maktulün velileri kabul ederlerse kasden öldürme diyeti,

c) Kasde benzeyen öldürme diyeti diye üçe ayrılır. Hanefiler'e göre, Öldürme, beş kısma ayrılır:

a) Kasden öldürme,

b) Kasde benzeyen öldürme,

c) Hata yolu ile öldürme,

d) Hata yerine geçen öldürme,

e) Sebep olup öldürme

Kasden adam öldürmede diyet gerekmez, kısas gerekir. Şayet maktulün ve­lileri, katilin hayatını mal karşılığı anlaşarak bağışlarlarsa, anlaşılan bu mal ne ise o verilir. Bunu katilin kendi malından gecikmesiz olarak vermesi gerekir.Kasde benzeyen öldürmede, kısas gerekmeyip ağır diyet cezası gerekir. Ağır diyet develerden, şöyle olur: Yukarıdaki metinde Ibn Şihab1 m da belirttiği gi bi iki, üç, dört ve beş yaşlarına girmiş yirmibeşer dişi deve olmak üzere, toplam yüz deve verilir. Bunun dışındaki Öldürme nevilerinde hafif diyet ge­rekir. Ilafİf diyet deveden verilirse şöyle olur: iki, üç dört ve beş yaşına gir­miş yirmişer adet dişi deve ile yirmi adet iki yaşma basmış erkek devedir.

[6] Hanefi mezhebine göre, köleyi öldüren hür kimse kısasen öldürülür.

[7] Malik'e göre, yemin önce davacıya, sonra davalıya ettirilir. Halbuki Hz. Ömer, önce davalıya, sonra da davacıya yemin ettirmiştir. Kili yemin veya elli kişiye yemin ettirme meselesi İleride müstakil olarak incelenecek.

[8] Hafif diyeti meydana getiren deve gruplarının durumu, Maliki ve Şafii mez­hebine göre böyledir. Bu husustaki Hanefi mezhebinin görüşünü biraz önce izah etmiştik ki onlara göre iki yaşına basanlardan yirmi erkek deve alınır

[9] Şeybani, 667.

[10] Bu şekilde yaralama genellikle karın, göğüs ve sırt bölgesinden olur.

[11] Malikiler alt çene ve burnu yüzden saymıyorlar. Diğer üç mezhep ise yüz­den sayıyor.

[12] Hanefiler'le Şafiiler'e göre, az olsun çok olsun kadının diyeti erkeğin diyeti­nin yarısıdır. Bilindiği gibi, aslında islamiyet kadının hayatı ile erkeğin ha­yatı arasında bir ayırım gözetmemiş, kadım öldüren erkeğin öldürülmesi­ni emretmiştir. Ancak bir takım sebeplerden dolayı diyetler hususunda bu eşitlik gözetilmemiştir. Çünkü erkekler genellikle daha ziyade üretici, ai­lelerinin geçimlerini temin edici ve vatanın savunucusudurlar. Bu sebeple, erkeklerin ölüm veya sakatlığı cemiyetin sinesinde daha büyük yaralar meydana getirir. İşte bu sebeple klasik dönemde diyetler hususunda fark­lılık gözetilmiştir.

[13] Çünkü erkeğin karısını tedip etme hakkı vardır. Kocasına karşı kanlık va­zifesini yapmayan, onun meşru istek ve emirlerine uymayıp serkeşlik ya­pan karıyı kocasının haddi aşmaksızın dövebileceği, Nisa sûresinin 34. âyeti kerimesİyle bir kısım hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Yaralama ve zarar verme maksadı olmaksızın vururken yaralanırsa kısas gerekmez. Aksi takdirde gerekir.

[14] Malik'in ravilerine göre mürseldir.

Buharı (Tıb, 76/46) ve Müslim (Kasame, 28/11, no:31), Ebu Hureyre'den mevsul olarak rivayet eder.

Zurkanî der ki: Buharı bu hadisi Kuteybe-Malik senediyle mürsel olarak rivayet etmiştir. Ona göre Malik'in mürselleri sahihtir. Ayrıca Bkz. Şeybanî, 674. .

Çünkü kahinler seciyeli ve kafiyeli sözleriyle hakkı batıl ve batılı hak gös­terirler. Bu da Resûlullah'ın vermiş olduğu doğru hükme itiraz etmiştir.

[15] Ana karnındaki çocuğa cenin denir.

[16] Buharı, Tıb, 76/46; Müslim, Kasame, 28/11, no:34; Şeybanî, 675.

[17] Hanefiİer'e Malikiler, dinar (altın) takdirinde birleşiyorlar. Dirhem (Gümüş) takdirinde ise ayrılıyorlar. Hanefıler'e göre beşyüz dirhemdir.

[18] îmam Malik'e göre yarım diyettir. Hanefiler'e göre de yarım diyettir. Çün­kü kaide olarak çift. uzvun diyeti tam, bunlardan birinin diyeti ise yarım­dır.

[19] Hatta iki memesinin uçları da kesilse yine diyet tamdır. Çünkü bunun be-lirtı bir fonksiyonu vardır. Çocuğun gıda kaynağıdır.

[20] Bunlarda muayyen bir diyet yoktur. Hakimin kanaatine bırakılmıştır Uınku bu uzuvlardan sağlanan mühim bir fayda yoktur

[21] Şeybanî, 664.

Hanefiler'e göre, yarım diyet gerekir.

[22] Hanefîler'e göre, toplam adetleri dört olan alt veya üst göz kapaklarından biri kesilince, tam diyetin dörtte bîri gerekir.

[23] Bütün mezhep ve lügatçıîann ittifakıyla yüz ve baştaki yaralamalar on kıs­ma ayrılmıştır:

a) Kan çıkmaksızın derinin sıyrılması,

b) Deri üzerinde kanın damla halinde toplanıp akmadığı yara.

c) Kan akacak kadar —azıcık— yara,

d) Deri ile beraber birazcık da etin kesilmiş olduğu yara,

e) Deri ile beraber epeyce etin kesilmiş olduğu yara.

f) El ile kemik arasındaki zara kadar ulaşan yara,

g) Kemiği meydana çıkaran yara,

h) Kemiği kıran yara.

ı) Kemiği kırdıktan sonra yerini değiştiren yara.

i) Beyne ulaşan yara.

[24] Diğer mezheplerde de hüküm aynıdır.

[25] Diğer üç mezhebe göre, bunlar baştan sayılır ve diyet gerekir.

[26] Maliki mezhebine göre, kadının uzuvlarının diyeti, tam diyetin üçte birine kadar erkeğin uzevlarının diyetine eşit olduğunu, üçte birine ulaşınca er-keğinkinin yarısı kadar olacağını belirtmiştik. Erkeğin dört parmağının diyeti kırk devedir ki bu tam diyet olan yüz devenin üçte birinden fazladır. Bu sebeple, kadının dört parmağının diyeti, erkeğin dört parmağının diye­tinin yarısına düşmüştür.

[27] Hanefi, Şafiî ve Maliki mezheblerine göre, hangi diş olursa olsun diyetleri ayrım yapılmaksızın beşer devedir. Çünkü Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Amr b. Hazm'a yazdığı fermanda diş mutlak olarak zikredilmiş ve diyeti­nin beş deve olduğu belirtilmiştir. Malikiler'İn görüşü biraz ileride izah edi­lecektir.

[28] Çünkü birinci durumda diş, iş görmez hale geldiği için, ikinci durumda da diş çıkıp ağızda çirkinlik meydana geldiği ve güzelliği gittiği için diyet gere­kir.

[29] Şeybanî, 668.

[30] Müslümanların hakimiyeti altında yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlara zim-mi denir. Hanefıler'e göre, zimmîyi hataen öldürmenin diyetiyle hür müs-lümanın diyeti aynıdır, arada fark yoktur.

[31] Hanefîler'e göre, Zimmîyi öldüren müslüman, kısasen öldürülür. Çünkü İslâm devleti onun hayatını korumayı taahhüd etmiştir.

[32] Hanefîler'e göre, mecusinin diyeti, aynen müslümanın diyeti gibidir.

[33] Ebû Hanife'ye göre, diyet miktarı tam diyetin yirmide birine ulaşınca âkile öder, bundan az miktarını cinayeti işleyen öder.

[34] Sağ ise kendisine, ölmüşse mirasçılarına âkılesi diyet vermez.

[35] Bakara: 178

[36] Diyet miktarı,tam diyetin üçte birinden az ise ,akılesinin diyet ödemesi gerekmez.Üçte biri ve daha fazla olursa aklilesi öder.Zarar veren süt çocuğu ise zarar boşa gider.

[37] Şeybani 665 Hanefilere göre,hata yoluylu öldürülen köle ve cariyenin diyeti kendi kıymetleri kadardır.Ancak kölenin kıymeti hür erkeğin ve cariyenin kıymeti de hür kadının diyetine eşit ve daha fazla olursa hürriyetin şerefine binaen bunların diyetinden onar dirhem eksik verilir.

[38] Şafii ve Hanefıler'e göre de, diyet olarak alınan mal, ölünün diğer malları gibidir. Varisler hisseleri oranında diyetten paylarını alırlar.

[39] Kasden ölüm olayında da katilin canının bağışlanması karşılığına diyete razı o)unmuşsa Ebû Hanİfe, İmam Şafii ve Malike göre, bu da varisleri ara­sında taksim olunur.(Bâcî, Münteka şerhu Muvatta', c.7, s.104).

[40] Mekke ile Medine arasında bir yerdir.

[41] Suraka, kavminin reisi idi. Hz. Ömer'in yanına gelip kavmi adına konuştu­ğu için Hz. Ömer (r.a.)'de develeri ayırmayı ona emretmiştir. Adam öldür­mede diyet, develerden verilirse, bunun yüz deve olduğunu daha Önce hadi­si şeriflerden öğrendik. Hz, Ömer'in burada 120 deve demesi ya bu 120 d :ve içerisinden yüz deve ayır, anlamındadır, ya da diyeti ağırlaştırmak isi e-miş, daha sonra ağır diyetin develerin sayılarıyla ilgili olmat^ğım, bilak:s yaş gruplarıyla ilgili olduğunu anlamış olabilir.

[42] Bu hadisede, babanın oğlunu öldürdüğünü ve Hz. Ömer (r.a.)'ın bunun di­yetini devlet hazinesinden verdiğini görüyoruz. Aslında mesele oğlunu öl­düren baba kısas yoluyla öldürülür mü, öldürülmez mi? Konu mezhepler arasında ihtilaflıdır: Hanefi, Şafiî ve Hanbeliler'e göre, oğlunu öldüren ba­baya kısas yapılmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz fs.a.v.): «Oğlunu öl­düren babaya kısas yapılmaz», buyurmuştur. Âyetteki «cana karşılık can...» umumi hükmünü, bu hadis-ı şerif tahsis eder. Hem baba çocuğunun

hayatının sebebidir. Bir de babalarda evlatlarına karşı yaratılıştan gelen bir sevgi vardır. Bu sebeplerle, babaların çocuklarını Öldürmeleri çok nadir olan şeylerdendir.

Malikiler'e göre ise, hataen çocuğunu öldüren babaya kısas yapılmaz. Ama oğlunu yatırıp kesmiş veya ölünceye kadar hapsedip aç bırakmışsa o za­man kısas yapılır.

Bir de Hz. Ömer (r.a.) diyeti maktulün kardeşine teslim etmiştir. Çünkü evladını Öldüren baba, bunun mirasından, dolayısıyla diyetteki hissesinden mahrum kalır,alamaz.

[43] Çünkü amcası, asabeden yani baba tarafından erkek akrabalardandır. Bu sebeple, baba ve annesiz çocuğa bakmaya bunlar dayılarından önceliklidir, îşte amcası çocuğu, bu hakkını kullanarak dayılarının yanından almıştır.

[44] Amcası ölümüne sebep oldu. Çocuğun mallarına da asabesi (baba tarafın­dan erkek akrabası) varis oldu. Dayı tarafı varis olamadı. Bu sebeple çocu­ğun mallarını asabesi alınca dayıları yukarıdaki metinde geçen duyguları­nı ifade etmişlerdir.

[45] Ebû Hanife ve îmam Şafii'ye göre, hataen yakınını öldüren, ne maktulun diyetine ve ne de malına varis olamaz. (Bk. Bâcî, Münteka, c. 7, s. 108).

[46] İç bir kimse etkide bulunmamış ve sebep olmamışsa,

[47] Buharı Zekât, 24/66; Müslim, Hudud, 29/11, no: 45.

Define mallarının vergisiyle ilgili malumat zekât bölümünde geçti.

[48] Ya bu üç kişi ayrı ayrı bulunmuş olur, ya da beraberce. Bunlardan sadece biri bulunursa hayvanın meydana getirdiği zarar ve ziyandan o sorumlu olur. Üçü beraber ve kusurları varsa müştereken sorumlu olurlar.

[49] Şeybani ,677.

[50] Bakara: 102.

[51] Daha önce, Hanefîler'e göre, öldürme olayının beş kısma ayrıldığını belirt­miştik. Onlara göre kasden adam öldürme, silahla veya kılıç, bıçak ve balta gibi yaralayıcı aletlerle olur. Bunların dışında taş,sopa ve elle vurarak öl­dürme, Ebû Hanife'ye göre, kasde benzeyen öldürmedir. Kısas gerekmez, diyet gerekir. Ebû Yusuf ile Muhammed'e ve diğer mezhep imamlarına gö­re ise, kasden Öldürmedir. Kısası gerektirir.

[52] îmam Şafı'ye göre de, küçük sopayla ölünceye kadar vurulup öldürülmesi kasden öldürmedir. Kısas gerekir. Hanefîler'e göre ise, kasde benzeyen Öl­dürmedir, diyet gerekir.tmam Malik'in belirttiği gibi bunda kasame gerekmesi şöyle olur: O ada­mın dövmesinden dolayı öldüğü kesin delille sabit olmayıp velileri, bunu kasden falan kimse öldürdü diye dava açarlar, davalı da bunu inkâr ederse, mahkemece maktulun velilerine elli yemin tevcih edilir. Yemin ederlerse katil kısasen öldürülür. Bu Malikilerin hükmüdür. Konu ileride müstakil olarak ele alınacak, Hanefiler'in görüşü orada izah edilecek.

[53] Bakara, 178

[54] Hanefiler'e göre, köleyi öldüren hür kimsenin kısas yoluyla öldürüleceğini daha önce belirtmiştik.

[55] Maide,45.

[56] Ebû Hanife ve imam Şafî'ye göre, tutana kısas yapılmaz.

[57] Bakara, 178

[58] İmam Şafii ile Ebû Hanife'ye göre de hüküm aynıdı

[59] imam Şafii'ye göre de hüküm aynıdır. Ebû Hanife'ye göre ise, köleyi öldü­ren hür kimse de kısasen Öldürülür.

[60] Ancak kol ve ayağı kırılan kimse kısastan vaz geçerse ceza diyete dönüşür.

[61] Şeybanî, 679.Yılanların çia olduğu söylenir. Bunlardan birini öldürünce eşi Öç alırmış.