HAC VE UMRE İBÂDETİ) KİTABI - Mace
AY BAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN VEDA TAVAFI ETMEDEN MEKKE'DEN ÇIKABİLİR
DİŞİ VE ERKEK HAYVANLARDAN MEKKE'YE KURBAN GÖNDERME
DOĞUM YAPAN KADIN VE AYBAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN (KANDAN TEMİZLENMEDEN) HAC İHRAMINA GİRER
HAC VE UMRE'Yİ BERABER EDÂ EDEN (YÂNİ HACC-I KIRAN NİYETİYLE İHRAMA GİREN)
HACC'I FESHETMEK (YÂNİ UMRE'YE ÇEVİRMEK)
HACC-I KIRAN EDEN KİMSENİN (FARZ OLAN) TAVAF (SAYISININ BEYÂNI)
HACCIN UMRE'YE ÇEVÎRİLMESİ VEDA HACCINA KATILAN SAHÂBÎLERE MAHSUSTU, DİYENLERE AİT (HADÎSLER)
HACININ (HAC İBÂDETİ ESNASINDA VE YOLCULUĞUNDAKİ) DUASININ FADU (ÜSTÜNLÜĞÜ)
HASTA KİMSE BİNEREK TAVAF EDEBİLİR
HİCR İ (İSMAİL'İ) ZİYARET ETMEK
İHRAMA GİRME (ZAMANININ BEYÂNI
İHRAMDA İKEN (PEK BEĞENİLMEYEN) HAREKETLERDEN SAKINMA
İHRAMDA OLAN KADIN, YÜZÜNE ÖRTÜ SALAR (YÂNİ YÜZÜNÜ ÖRTMESİNİN CAİZ OLUP OLMADIĞININ BEYÂNI)
İHRAMDA OLAN KİMSENİN GİYEBİLECEĞİ ELBİSE(NİN BEYÂNI)
İHRÂMLI KİMSE BAŞINI YIKAYABİLİR..
İHRÂMLI KİMSENİN AV HAYVANI ETİNDEN YEMESİNİN YASAKLIĞI
İHRÂMLI KİŞİNİN ÖLDÜRÜLEBİLDİĞİ (HAYVANLARİN BEYÂNI)
KA'BE-İ MUAZZAMA'YI TAVAF ETME FAZİLETİ (NÎN BEYÂNI)
KADIN BİR VEtİSİ (YÂNİ EŞİ VEYA MAHREMİ OLAN BİR ERKEK) OLMAKSIZIN HACC'A GİDEBİLİR Mİ?
KURBAN BAYRAMININ ÎLK GÜNÜ (MİNA'DA) HUTBE OKUMAK
KURBANLIK OLARAK HAREMİ ŞERİFE YOLLANAN DEVE VE SIĞIRLARA BİNME (NÎN MEŞRULUĞU)
LEBBEYKE ZİKRİNİ YÜKSEK SESLE OKUMA (NIN MEŞRULUĞU)
MEDİNE-İ MÜNEVVERE'NİN FAZÎLETİ
MEKKE'YE GİRME (ÂDABININ BEYÂNI)
MİNÂ'NIN SON GÜNÜ MEKKE'YE DÖNÜŞTE EL-MUHASSAB DERESİNDE KONAKLAMAK
RAHL (DEVE PALANI) ÜSTÜNDE HAC YOLCULUĞU
RAMAZAN AYI ORUCUNU MEKKE'DE TUTMANIN FAZİLETİ
RESÛLULLAH (SALLALLAHU ALEYHİ YE SELLEM) İN HACCININ BEYÂNI
TAVAFTAN SONRA İKİ REKÂAT NAMAZ
TELBİYE (LEBBEYKE ZİKRİNİN NASIL OLDUĞUNUN BEYÂNI)
YAĞMUR YAĞARKEN KA'BE'Yİ TAVAF ETMEK
HAC VE UMRE
İBÂDETİ KİTABI
2882) *'... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre;
Resûkıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Yolculuk azabtan bir parçadır. O, sizin uykunuzun ve içeceğinizin
düzenini bozar (tadım kaçırır). Bu nedenle
biriniz (seferde iken) yolculuğuna ait işini bitirince ailesinin
yanına dönmeye acele etsin.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edilen Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in bu hadîsinin misli ikinci bir senedi e de müellifimize
rivayet edilmiştir."
2883) '*... El-Fadl bin Abbâs veya Abdullah bin Abbâs (Radtyallâhü an-AümJ'den
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallalhhü Aleyhi ve Scllem)
şöyle buyurmuştur
Hacc'a gitmek isteyen kimse acele etsin. Çünkü bazen kişi
hastalanır, binit hayvanı kaybolur ve (hacca gitmeyi engelleyici)
iş peyda olur (meydana gelir)."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun
senedinde İsmail Ebû Halife Ebû tsrâîl el-Melai bulunur. İbn-i Adi
onun hakkında: Onun rivayet ettiği hadislerin hepsi sıka, yâni
güvenilir zâtlardan rivayetlerine aykırıdır, demiş. Nesâi
de onun zayıf olduğunu söylemiş ve Cürcâni onun müfteri ve
doğru yoldan sapmış
kişi olduğunu söylemiştir. Evet;
J***Î*İJ çJ-I dj\ ^* = «Kim hacc'a gitmek
isterse acele etsin» hadisini başka bir senedle Hâkim rivayet etmiş
ve hadisin sahih oldujunu söylemiştir. Ebû Dâvûd da onun
gibi o hadisi rivayet etmiştir.
2884) ■■... Ali fbin
Ebî Tûlİb) (Radıyallâkü anhyden; Şöyle
demiştir:
- "Oraya yol bulabi-
len insanlara Allah İçin Ka'be'yi hac etmeleri farzdır." (Âl-i
îmrân; 97) âyeti inince sahâbîler;
Yâ Resûlallah! Hac her yılda (mı farzdır)?
dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) sustu. Sonra sahâbîler! Her yılda mı (hac
etmek farz kılındı) ? diye sordular. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Hayır.
Ey imân edenler! Size açıklanırsa hoşunuza
gitmeyecek şeyleri sormayınız" (Mâide 101.) âyeti
indi."
2885) ';... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'dtn
rivayet edildiğine göre sabâbîler:
Yâ ResûlaHah! Hacc'a gitmek her yılda (mı
farzdır)? dediler. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (onlara cevaben) :
«
2886) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'Am\ Şöyle demiştir :
El-Akra bin Habis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e: Yâ Resûlallah! Hac her yıl (mı) veya (hayatta) bir defa (mı
farzdır), diye sordu? Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
(buna cevaben) :
•Hac, her yıl değil, (hayatta) bir defa farzdır. Bundan sonra kim (birden fazla hac) yapabilirse o (fazla hac) nafiledir»
buyurdu."
HAC VE UMRE'NİN FAZİLETİ
2887) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü ankyâtn rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
-buyurmuştur:
Hac ve Umre'yi ard arda yapınız. Çünkü bunları ard arda yapmak
demirci körüğü demirin kirini, pasını giderdiği gibi
fakirliği re günahları giderir.
Ebû Bekir bin Ebî Şeybe ... senediyle de Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu hadisinin mislini Cyine) Ömer bin
el-Hattab (Radıyallâhü anh) 'den bize rivayet etti."
2888) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhydtn rivayet edildiğine göre;
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Umre, kendisiyle diğer Umre arasındaki (zaman içinde işlenen
küçük) günahlara keffarettir. Mebrûr (yâni makbul)
hacc'ın mükafatı ancak cennet (e dahil olmak) tır."
2889) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâkü <z«A)'den rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
Kim bu beyt'i (Yâni Ka'be-i Muazzama'yı) hac (ziyaret) eder de (bu
ibâdetle meşgul olduğu sürece) cinsel ilişki, şehvanî
lâflar ve günah işlemezse o kimse (günahlardan temizlenip) annesinin
kendisini doğurduğu (günkü) duruma dönüşür."
RAHL (DEVE PALANI) ÜSTÜNDE HAC YOLCULUĞU
2890) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'dtn; Şöyle
demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eski bir palan ve dört dirhem eder veya
etmez bir örtü üstünde hac yolculuğu etti ve t
Allahım! (Bu), riyasız ve gösterişsiz bir hac'dır (veya
bunu riyasız ve gösterişsiz bir hac kıl), dedi."
2891) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhimâ)'d*n; Şöyle demiştir :
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Mekke ve Medine
arasında (hac yolculuğu ediyor) idik. (Yolculuk
esnasında) bir dereden geçtik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) :
— Bu, hangi deredir, diye sordular. Sahâbîler (Radıyallâhü an-hüm) :
— El-Ezrak deresidir, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Musa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki parmağım
(n uçlarını) iki kulağına koyup yüksek sesle Lebbeyke
duasını okumak suretiyle Allah'a niyaz ederek bu dereden geçerken
gözümün önündedir, buyurdu (ve Musa'nın saçlarının
uzunluğunu anlattı. Fakat râvî Dâ-vûd
anlatılanı iyice hatırlamıyor). İbn-i Abbâs
demiş ki:
Sonra ba yolculuğumuza devam ettik. Nihayet bir dağ
yolunun (veya bir dağ geçitinin) üstüne vardık. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (orada da) :
Bu, hangi dağ yolu (veya geçiti)dir? buyurdu.
Sahâbiler (Radı-yallâhü anhüm) :
(Bu), Herşâ veya Lift yolu (veya geçitlidir, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
Yûnus (Aleyhisselâm) kırmızı bir deve üstünde, yünden mamul bir
cübbe giymiş, devesinin yuları hurma lifinden örülü ince bir sicim
olduğu halde lebbeyke duasını okuyarak bu dereden geçerken
gözümün önündedir, buyurdu."
HACININ (HAC İBÂDETİ ESNASINDA VE
YOLCULUĞUNDAKİ) DUASININ FADU (ÜSTÜNLÜĞÜ)
2892) "... Ebu Hüreyre (Radtyallâhü ank)'Atn rivayet edildiğine göre;
Resûlullah (Saîlallahü Aleyhi ve Setten) :
Hacca gidenler ve Umre'ye gidenler Allah'ın elçileridir. Onlar Allah'a duâ
ederlerse, Allah dualarını kabul eder ve
onlar Allah'tan günahlarının bağışlanmasını
isterlerse Allah onların günahlarını bağışlar,
buyurmuştur."
2893) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhwmâyâzx\ rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) çöyle
buyurmuştur:
Allah yolunda (kâfirlerle) savaşa giden, hacca giden ve Umre'ye giden
kimseler Allah'ın elçileridir. Allah bunları (ibadete) davet etti,
bunlar da Onun dâvetine icabet ettiler ve bualar Allah'tan dilekte bulundular,
Allah da onlara dilediklerini verdi.**
2894) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü a«*)'den rivayet
edildiğine göre:
(Bir kere) kendisi Umre'ye gitmek için Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)
'den izin istedi. Peygamber de kendisine izin verdi ve ona şöyle buyurdu:
Ey kardeşciğim! Sen duanın bir parçasına biıi ortak et ve bizi (duadan) unutma.*'
2895) "... Ebü'd-Derdâ'nın damadı Safvân bin Abdillah bin Safvân
(Ra-dtyallâhü anhümyden rivayet edildiğine göre:Kendisi
(Şam'a giderek) Ebü'd-Derdâ'mn evine varmış ve (evde)
Ümmü'd-Derdâ (Radıyallâhü anhâ)'yı bulmuş, Ebü'd-Derdâ
(Radı-yallâhü anh) ı bulamamış. Ümmü'd-Derdâ kendisine:
Sen bu yıl hacc'a (mı) gideceksin? demiş.
Kendisi de: Evet, demiş. Bunun üzerine Ümmü'd-Derdâ (kendisine) demiş
ki: O halde Allah'a bizim için hayır duâ et.
Çünkü Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Müslüman) kişinin (din) kardeşi için gıyabında (yâni
ardından) ettiği duâ makbuldür. O kişinin baş ucunda,
duasına âmin, diyen bir (görevli) melek bulunur. O kişi
(din) kardeşine hayır duâ ettikçe (görevli) melek: Amîn, (din
kardeşin için istediğin) hayrın misli senin için de olsun, der,
buyurdu.
Safvân demiş ki: Sonra ben çarşıya çıktım ve
Ebü'd-Derdâ'ya rastladım. O da bu hadîsin mislini Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'den bana rivayet etti."
2896) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyaüâhü ankiimâ)'âan
rivayet edildiğine göre :
Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in huzurunda ayağa
kalkarak:
Yâ Resûlallah! Hacc'ı vâcib kılan (şart)
nedir? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) :
(Hacc'ın vâcib olmasının şartı) azık ve binittir,
buyurdu. Adam: Yâ Resûlallah! Hacı(nın
vaziyeti) nedir? dedi. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Hacı, çeşitli sıkıntılar nedeniyle) vücûdu kirli ve
güzel kokuları kullanmayı bırakandır, buyurdu. Başka
bir adam ayağa kalkarak:
Yâ Resûlallah! Hacetin belirtisi) nedir? dedi. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Acc ve sece'tir» buyurdu.
(Râvi Vekî demiş ki: Acc'tan maksad, Lebbeyke duasını yüksek
sesle okumak ve S ece'ten maksad (kurbanlık) develeri
boğazlamaktır."
2897) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyaüâhü ankümâydan
rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Âl-i İmrân sûresinin 97.
âyetinde geçen); iL-1- *Jİ flkîL.1 <j* — «Onun (yâni Ka'be'nin) yoluna
gücü yetenler» buyruğun (daki güç) ten maksad azık ve binittir,
buyurmuştur."
KADIN BİR
VEtİSİ (YÂNİ EŞİ VEYA MAHREMİ OLAN BİR ERKEK)
OLMAKSIZIN HACC'A GİDEBİLİR Mİ?
2898) "... Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radıyallâkü
onA/den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir :
Kadın, üç günlük ve daha fazla mesafeye yolculuk edemez. Meğer ki
babası, erkek kardeşi, oğlu, kocası veya mahremi olan
(başka) bir erkeğin beraberinde ola."
2899) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Allah'a ve âhiret gününe inanan hiç bir kadına, beraberinde mahremi olan
bir erkek bulunmadığı halde tek bir günlük mesafeye yolculuk
etmesi helâl değildir."
2900) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâydan rivayet
edildiğine göre (bir gün) bir bedevi, Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve
Sellemyin yanma gelerek:
(Yâ Resûlallah!) Ben şöyle şöyle bir savaşa
(katılmak için) yazıldım. Halbuki, karım hacc'a
gitmek üzeredir, (Ne buyurulur?) dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) (Adama) :
O halde sen karınla beraber hacc'a gitmek üzere geri dön, buyurdu."
HAC, KADINLARIN CİHÂDIDIR
2901) "... Âi§e (Radtyallâhü anhâydan rivayet edildiğine göre; Şöyle demiştir :
Ben (bir defa) :
Yâ Resûlallah! Kadınlara (farz olan) bir cihâd var (mı?) dedim.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Onlar üzerine çarpışmasız bir cihâd vardır: Hac ve
Umre,
buyurdu."
2902) "... Ümmü Seleme (Radtyallâhü ankâyâan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:
Hac, zayıf olan her (müslüman) kişinin cihâdıdır."
ÖLÜ YERİNE HAC ETMEK
2903) "... (Abdullah) bin Abbâs (Raâtyallâhü <mhümâ)'âan;
Şöyle demiştir:
Resttlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) bir adamı
s **jr~ &• «s?* = "AHahım ben Şübrüme yerine senin emrine
ama-
deyim, çağrına icabet ettim" duasını okurken
işitti ve bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
(adama) :
— Şübrüme kimdir? buyurdu. Adam:
— Benim bir yakınımdır, diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (adama) :
— Sen (kendi nefsin için) hiç hac ettin mi? diye
sordu. Adam:
— Hayır, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Selİem) :
— Şu halde sen bu hacc'ı kendi nefsin için yap, sonra
Şübrüme yerine (gelecek yıllarda) hac İbâdetini yap, buyurdu.1*
2904) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâydnn; Şöyle demiştir :
Bir adam (bir gün) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına
gelerek:
(Yâ Eesûlallah!) Ben babam yerine hac etmek isterim (Ne bu-yurulur?), dedi.
Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Baban yerine hac et. Çünkü sen onun yerine hac
etmekle onun hayrını artırmazsan şerrini
arttırmış olmazsın, buyurdu."
2905) "... Ebü'1-Ğavs bin Husayn (bu zât, el-Fur'
kabilesinden bir adamdır) (Radtyallâhü öMA/den rivayet edildiğine
göre :
Kendisi, hac etmeden Ölen babasının zimmetinde olan bir hac
(ibâdeti borcu) hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e fetva
sordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (de kendisine)
:
Baban yerine hacc'a git, buyurdu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle de buyurdu:
HAYATTA OLAN BİR KİMSE HACC'A GİTMEYE VÜCUTÇA GÜCÜ
YETMEDİĞİ ZAMAN ONUN YERİNE HAC ETME (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)
2906) "... Ebû Rezîn (Lakît bin Âmir) el-Ukaylî (Radtyallâhü
anA rivayet edildiğine göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin yanma gelerek:
Yâ Resûlallah! Babam çok yaşlıdır, ne hacc'a ne Um re'ye ne de
yolculuk etmeye (bedenen) gücü yetmez (Ne Duyurulur?), demiş. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (de Ebû Rezîn'e) :
Sen baban yerine hac ve umre et, buyurmuştur."
2907) "... Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü
anhümâyd&n; Şöyle demiş-tir:
(Veda hacc'ı esnasında) Has'a m (kabilesin) den bir
kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yanına gelerek:
Yâ Resûlallah! Benim babam cidden çok yaşlı,
ihtiyardır, buna-mıştır. Allah'ın
kullarına farz kıldığı hac babama da erişmiş
(yâni farz olmuş) tur. Halbuki
bu farizayı edâ etmeye (bedenen) gücü yetmez (binek hayvanı üstünde
duramaz). Onun yerine hac farizasını benim
ifâ etmem ona kâfi gelir mi? diye sordu.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet, buyurdu."
2908) "... Husayn bin Avf (Kadtyallâkü o* A J'den: Şöyle
demiştir: Ben (bir kere) :
Yâ Resûlallah! Babama hac (farizası) erişti.
Halbuki babamın hacc'a bedenen gücü yetmez, meğer ki binit üstünde
bağlana, dedim. Bunun üzerine
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir saat sustu. Sonra:
Babana bedel olarak sen hacc'a git, buyurdu."
2909) "... tbn-i Abbâs'ın kardeşi el-Fadl (bin Abbâs)
(Radıyaîlâhü an-A«m)'den rivayet edildiğine göre :
Kendisi (Veda hacc'ında) Kurban bayramının ilk günü sabahı
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in redif'i idi (Yâni Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bindiği devenin arka kısmına onu
bindirmişti). Bir ara Has'am (kabilesin) den bir kadın Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak:
Yâ Resülallah! Allah'ın kullan üzerinde hac hususundaki
farizası babama çok yaşlı ve ihtiyar hâlinde erişti (Yâni
babama bu halde iken hac farz oldu). Babam (hayvana)
binemez (deve üstünde duramaz) haldedir. Ben ona bedel
olarak hac edebilir miyim? diye sordu. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet, (edebilirsin!) Çünkü
2910) "... Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâyûm;
Şöyle demi§tir:
Bir hac (yolculuğun) da bir kadın bir çocuğunu Peygamber
(Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'e arz ederek:
Yâ Resul ali ah! Bu çocuk için hac (fazileti) var mı?
diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Senin İçin de bir sevâb vardır, buyurdu."
DOĞUM YAPAN KADIN VE AYBAŞI ÂDETİ GÖREN
KADIN (KANDAN TEMİZLENMEDEN) HAC İHRAMINA GİRER
2911) "... Aişe (Radıyallâhü anhâ)\fon; Şöyle
demiştir:
(Üvey annem) Esma bint-i Umeys (el-Has'amiyye) (Radıyallâhü anhâ)
(Zü'1-Huleyfe mescidi yanındaki) eş-Şecere'de (ihrama
gireceği sırada) doğum yaptı. Bunun
üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emri üzerine (Esmanın
kocası) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Esmâ'ya bütün vücûdunu
yıkayıp ihrama girmesini emretti."
2912) "... Ebû Bekir (es-Sıddîk) (Raıltyallâhü anhydtn rivâyel edildiğine göre :
Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SelIemJ'in beraberinde hac etmek üzere
(Medine-i Münevvere'den yola) çıktı. Ebû
Bekr'İn yanında (zevcesi) Esma bint-i Umeys de bulunuyordu.
Esma (Zül'-Huleyfe mescidi yanındaki) eş-Şecere'de Muhammed bin
Ebî Bekr'i doğurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir
(Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına
giderek durumu O'na arz etti. Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) de Esmâ'ya şu talimatı vermeyi Ebû Bekir
(Radıyallâhü anh)'e emretti-. Esma bütün vücûdunu yıkayacak,
sonra hac niyetiyle ihrama girecek ve herkesin yaptığı hac
menâsikini (ibâdetlerini) yapacak. Ancak (kandan temizleninceye kadar) Ka'be'yi tavaf etmeyecektir."
2913) ■',.. Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü
anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Esma bint-i Umeys (Radıyallâhü anhâ) (hac ihramına gireceği
sırada) Muhammed bin Ebi Bekr'i doğurdu. Bunun üzerine Esma (ne
yapacağını öğrenmek için) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) "e haber gönderdi. Peygamber
{Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona vücûdunun tamamını
yıkamasını, (
2914) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankütttâyâan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Seltem)
:
Medine (-i Münevvere) halkı ZüT-Huleyfe'den, Şam halkı
Cuhfe'-den ve Necid halkı Karn'den (hac veya umre niyetiyle) ihrama
girerler (yâni girsinler), buyurdu. Abdullah (bin Ömer) demiş ki: Bu üç
(mîkat) ı ben (bizzat) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'-den
işittim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in;
2915) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhütttâ)'dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bize bir hutbe okudu. (Hutbede) .- Medine (i Münevvere) halkının ihrama
girecekleri yer Zü'1-Huleyfe'den başlar. Şâm halkının
ihrama girecekleri yer, Cuh-fe'den başlar.
(yâni Irak) halkının ihrama girecekleri yer
Zât ı Irk'dan başlar, buyurdu. Sonra (mübarek) yüzünü (doğu
tarafındaki) ufuka çevirdi ve:
Allahım! Onların (yâni doğu
halkının) gönüllerini (İslâmiyet'e) yönelt, diye duâ etti."
İHRAMA GİRME (ZAMANININ
BEYÂNI)
2916) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağını özengiye sokup
devesi ayağa kalkarak doğrulunca Zü'1-Huleyfe mescidinin
yanından itibaren yüksek sesle lebbeyke duasını okudu (yâni o
zaman ihrama girdi)."
2917) "... Enes bin Mâlik (Radtyaliâhü ank)'âen; Şöyle
demiştir:
(Zü'I-Huleyfe'deki) ağacın yanında ben Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in (bindiği) devesinin sefineleri (yâni çökük iken yere
gelen uzuvları) nin yanıbaşında idim. Deve ayağa
kalkıp doğrulunca Resûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
AJIahım! Hac ve umre'yi beraber etmekle dâ-
vetine icabet ediyorum, emrine amadeyim" buyurdu (yâni o zaman ihrama
girdi). Bu (ihrama giriş işi) Veda
hacc'ında oldu."
TELBİYE (LEBBEYKE
ZİKRİNİN NASIL OLDUĞUNUN BEYÂNI)
2918) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhiimâydan; Şöyle demiştir :
Ben telbiye'yi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'lin mübarek
ağzın)dan aldım (belledim), O şöyle buyuruyordu:
Lebbeyk Allah ü m m e Lebbeyk, Lebbeyk la şerik'e leke Lebbeyk,
InneU-Hamde ve'n-ni'mete leke ve'1-mülk. La şerike lek.
(îbn-i Ömer'in râvîsi) Nâfi demiş ki: İbn-i
Ömer (Radıyallâhü anhümâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in
telbiyesine şunu ekliyordu:
Lebbeyke, Lebbeyke, Lebbeyke ve sa'deyke ve'I-hayru fi yedeyke Lebbeyke
VeY-rağbâu ileyke ve'I-amel."
2919) *'■■.
Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir :
Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in telbiyesi şöyle idi:
Lebbeyk Allahümme Lebbeyk Lebbeyk Lâ şerike leke Lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'1-mülk. Lâ Şerike Iek."
2920) '■.-. Ebû Hüreyre
(Radtyallâkü anhyden rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), telbiyesinde şöyle (de)
demiştir:
Lebbeyk İlâhe'l-hakki Lebbeyk = Senin dâvetine icabet
ediyorum, (Ey) hakkın ilâh'ı! Senin emrini yerine
getirmeye hazırım."
2921) ••'.,. Sehl bin Sa'd es-Sâidî
(Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) §Öyle buyurmuştur :
Herhangi bir mülebbi (lebbeyk zikrini okuyucu) lebbeyke zikrini okuduğu
zaman onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç ve
kerpiç de lebbeyke zikrini eder. (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî
doğuya ve batıya işaret ederek) Yer küresi şuradan ve
şuradan bitinceye kadar (bulunan bu maddeler lebbeyke
zikrini ederler)."
LEBBEYKE ZİKRİNİ
YÜKSEK SESLE OKUMA (NIN MEŞRULUĞU)
2922) "... Hallâd bin es-Sâib'in babası
(es-Sâib bin Hallâd el-Ensârî)
(RadıyaMhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre;
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur
:
Cebrail (Aleyhisselâm) bana gelerek, ashabımın lebbeyke
duasını yüksek sesle okumalarını onlara emretmemi bana
emretti."
2923) "... Zeyd bin Hâîid el-Cühenî (Radtyaüâhü anhyden rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
Cebrail (Aleyhisselâm) bana gelerek:
Yâ Muhammedi Ashabına emret lebbeyke duasını yüksek sesle
okusunlar. Çünkü telbiye (yâni lebbeyke duasını yüksek sesle okumak)
hacc'm alâmetlerindendir, dedi."
2924) "... Ebû Bekr-i Sıddîk. (Radtyallâhü
ö«*)'den rivayet edildiğine göre:
(Hacc'a âit) amellerin hangisinin efdal olduğu, Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'e soruldu. O, şöyle cevab verdi:
Lebbeyke duasını yüksek sesle okumak ve kurbanlıkların
kanını akıtmak."
2925) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'d&n rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
Allah rızâsı için gününü akşama kadar güneş altında
geçiren hiç bir muhrim (hac veya umre ihramında bulunan kimse) yoktur ki
günahları güneşle beraber batmasın
(bağışlanmasın) ve annesinin kendisini doğurduğu
(günkü günahsız) hâle dönüşmesin."
2926) "... Âişe (RadıyaUâhu anhâ)'(\an rivayet edildiğine
Rîîrc şüyle demiştir :
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i ihrama girmeden önce
ihramı için ve ifâda (ziyaret) tavafı etmeden önce ihramdan
çıkması için güzel koku ile kokuladim.
(Râvi) Süfyân (kendi rivayetinde, Âişe'nin şu sözünü de ilâve ederek) : "Bu iki elimle1' demiştir. (Yâni
Âişe: Bu ellerimle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i
kokuladım, demiştir.)."
2927) "... Âişe (Radıyallâhü anhâydan; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) lebbeyk duasını okurken
(mübarek) başında bulunan ıtrin (yâni sürülen güzel kokunun)
panldaması hâlâ gözümün önündedir."
2928) "... Âişe (Radtyallâhü anhâyâan; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrama girdikten üç gün sonra ve
ihramda iken (mübarek) başında ıtrin panldamasını
sanki hâlâ görüyorum."
İHRAMDA
OLAN KİMSENİN GİYEBİLECEĞİ ELBİSE(NİN BEYÂNI)
2929) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet
edildiğine göre bir adam, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Scllem)Je :
İhramda olan kimse elbiselerden ne giyebilir? diye
sordu. Bunun üzerine Re sulu İlah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :
Ne gömlekler, ne sarıklar, ne donlar, ne burnuslar ne mestler giyer. Ancak
na'leyn bulamadığı zaman mestler giysin ve (mest giyeceği
zaman) bunları topuklarının aşağısına kadar kessin. Ve (siz ihramda iken)
za'feran veya vers (bitkisi) ile boyanmış (veya kokulanmış)
hiç bir elbise giymeyiniz."
2930) "... Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü ankümây&?u\\ Şöyle demiştir:
Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) ihramda olan kimsenin vers veya
za'feran (bitkisi) ile boyanmış bir elbiseyi giymesini
yasaklamıştır."
İHRAMLI ERKEĞİN İZAR (BELDEN AŞAĞI
SARILAN
PEŞTEMAL) VEYA NA'LEYN
BULAMADIĞI ZAMAN DON
VE MESTLER GİYMESİ (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)
2931) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhumâ)'âan; Şöyle demiştir :
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKi (Arafat'ta) hutbe okurken (râvi
Hişâm dedi ki: "Minber üzerinde" hutbe okurken) dinledim. O,
(hutbesinde) :
(Ihrâruhlardan) kim izâr (yâni belden aşağı sarılan
peştemalim-si elbise) bulamazsa bir don giysin ve kim na'leyn bulamazsa
mestler giysin, buyurdu.
Râvi Hişâm hadîsin baş kısmının
kendi rivayetinde; •*?*i *^' *^1 JijLr-" ±r~^ = "izâr
bulamayan kimse bir don giysin. Don bulamaması
hâil müstesna" şeklinde olduğunu söylemiştir."
2932) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:
(Ihrâmlılardan) kim na'leyn bulamazsa mestler giysin ve mestleri topuk
kemiklerinin aşağısına kadar kessin."
İHRAMDA İKEN (PEK
BEĞENİLMEYEN) HAREKETLERDEN SAKINMA
2933) •'... Esma bint-i EM Bekir (RadtyaUâhü ankümâyâsn; Şöyle
demiştir :
Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber (Veda haccı
yolculuğuna) çıktık. Nihayet biz el-Arc
(kasabasınla varınca konakladık. Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturdu ve Âişe O'nun yanında oturdu.
Ben de (babam) Ebû Bekr-i S id dik1 m yanında oturdum.
Bizim azığımızı ve yol
eşyamızı taşıyan deve ile Ebû Bekir (Radıyallâhü
anh) 'in yol eşyasını ve azığını
taşıyan deve bir tane idi ve Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in
hizmetçisinin beraberinde idi. (Biz onun gelmesini bekliyorduk) Esmâ'nın râvîsi demiştir ki, sonra hizmetçi
çıkıp geldi. Beraberinde devesi yoktu. Bunun
üzerine Ebû Bekir hizmetçiye :
Deven nerededir? diye sordu. Hizmetçi t
Onu dun gece kaybettim, dedi. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)
: Senin beraberinde bir tek deve bulunur sen onu kaybedersin? dedi. Esmâ'nın râvisi demiş ki: Sonra Ebû Bekir
hizmetçiyi dövmeye başladı.'Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
de:
Şu ihrâmhya bakın ne yapıyor buyuruyordu (ve
gülümsüyordu.)"
İHRÂMLI KİMSE BAŞINI YIKAYABİLİR
2934) "... Abdullah bin Huneyn'den rivayet edildiğine
göre :
Abdullah bin Ab bas ile Misver bin Mahreme (Radıyallâhü an-hüm), Ebvâ mevkiinde
(ihrâmlı kimsenin başım yıkaması hususunda) ihtilafa
düştüler. Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anh} :
İhrâmlı kimse başını yıkayabilir, dedi- Misver
(Radıyallâhü anh) : İhrâmlı kimse başını
yıkayamaz, dedi. Bu ihtilâf üzerine İbn-i Abbâs beni
meseleyi Ebü Eyyûb el-Ensâri'ye sormak üzere gönderdi. Ben
Ebû Eyyûb'u bir kuyunun iki direği arasında başını
yıkamak üzere iken buldum. Ebü Eyyûb bir elbise
ile örtünüyordu. Kendisine selâm verdim. Kim o? diye sordu. Ben: Abdullah
bin Huneyn'im.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in böyle yaptığını
(yâni başım böylece yıkadığını)
gördüm."
İHRAMDA
OLAN KADIN, YÜZÜNE ÖRTÜ SALAR (YÂNİ YÜZÜNÜ ÖRTMESİNİN CAİZ
OLUP OLMADIĞININ BEYÂNI)
2935) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle
demiştir: Biz ihramda olduğumuz halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in beraberinde idik. Erkek kervanı bize
rastladığı zaman baş örtümüzü başımızın
üstünden (yüzümüze) salardık. Kervan bizi geçince
biz baş Örtümüzü yukarıya kaldırır (yüzümüzü
açar) dik."
HAC (İÇİN İHRAMA
GİRİLDİĞİN)DE (HAC
İBÂDETİNİ
TAMAMLAMAYA BÎR ENGEL ÇIKTIĞI TAKDİRDE İHRAMDAN
ÇIKMAYI) ŞART KOŞMA (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)
2936) "... Ebû Bekir bin Abdillah bin Zübeyr'in nenesi (râvî demiştir
ki: Nenesi sözcüğü ile Esma bint-i Ebî Bekir'in mi, Su'dâ bint-i Avfra
mı kas-dedildiğini bilemiyorum) (Radtyallâhü anhüm)'den rivayet
edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Dubâa bint-i
(Zübeyr bin) Abdulmuttalib (Radıyallâhü anhâ) 'nın yanına girdi ve:
Yâ halam! Seni hacc'a gitmekten alakoyan mâni nedir? diye sordu. Dubâa s
Ben hasta bir kadınım ve hastalığımın hac
menâsikini (ibâdetini) tamamlamama engel olmasından korkarım, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona •.
Sen ihrama gir ve hac ibadetini ikmâl etmekten
(hastalık gibibir sebeble) alakonulduğun yerde İhramdan
çıkmanı şart koş, buyurdu."
2937) "... Dubâa (bînt-i Zübeyr
bin Abdilmuttalib) (Radtyallâhü an- rivayet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Ben hasta iken Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve
(bana) :
Sen bu yıl hacc'a gitmek istemiyor musun? buyurdu. Ben: Yâ Resûlaüah! Ben
cidden hastayım, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Sen hacc'a git ve (ihrama girerken) de ki: (Allahım!)
2938) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir :
Dubâa bint-i Zübeyr bin Abdilmuttalib (Radıyallâhü anhâ) (bir kere)
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gelerek ı Ben vücûdunda
ağırlık bulunan bir kadınım ve ben cidden hacc'a
gitmek istiyorum. Bu durumda, hac niyetiyle nasıl ihrama
gireyim? dedi. Resûl-i Ekrem CSallallahü Aleyhi
ve Sellem) ona:
Sen hac niyetiyle ihrama gir ve (ihrama girerken Allahım!)
2939) "... Abdullah bin Abbâs (Radıyalİâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Peygamberler Harem (-i Şerife) yaya ve yalın ayak olarak girerlerdi.
Yalın ayak ve yaya olarak Beyt-i Şerifi tavaf edip menâsik'i
(yâni hac ve umre ibâdetini bu şekilde) ifâ ederlerdi."
MEKKE'YE GİRME (ÂDABININ BEYÂNI)
2940) •■'... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye "Seniyye-i Ulyâ"
yolundan girerdi ve Mekke'den çıkmak istediği zaman "Seniyye-i
Süflâ" yolundan çıkardı."
2941) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'âan
rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye gündüz girmiştir.*'
2942) "... Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâydan;
Şöyle demiştir:
Ben, (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) : Yâ Resûlallah! Yarın (Mekke'de) nereye ineceksin, (evinize mi)? diye sordum. Bu soruyu sormak O'nun
(Veda) haccı sırasında idi. Resul i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Akîl (Mekke'de) bize mesken bıraktı mı? buyurdu.
Sonra: (înşâallah) biz yann Kinâne oğullarının yurduna
(yâni el-Mu-hassab'a) ineceğiz. Kureyş
(müşrikleri) küfür üzerine bu yerde ahd etmişlerdi. Bu ahid ve
an d I aş ma Kinâne oğullan ile Kureyş
(müşrikleri) arasında Hâşim oğulları (ve Muttalib
oğulları) aleyhine: "Bunlarla kız alıp vermemek,
alış veriş etmemek üzere" akdedilmişti.
(Hâşimîlerle Muttalibiler, Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i
Kureyş ile Kinâne'ye itaat etmeye ikna edinceye kadar
bu akid devam edecekti.)
(Râvi) el-Ma*mer demiş ki: Zührî, el-Hayf'ın dere olduğunu
söyledi."
2943) "... Abdullah bin Sercis (Radtyallâhü anhyûtn : Şöyle demiştir :
Ben Usaylı' (yâni başının saçı dökülmüş olan)
Ömer bin el-Hat-tâb (Radıyallâhü anhî'i Hacer-i Esved'i öperken ve
şöyle söylerken gördüm:
(Ey Hacer-i Esved)! Ben senin bir taş
olduğunu, (aslında kimseye) ne zarar, ne de yarar
sağlayamayacağını çok iyi bildiğim halde şüphesiz
seni öpüyorum.
2944) "... (Abdullah) bin Abbâs
(Radıyatlâhü anhümâ)\Un\ Şöyle fle-tnîştir
:
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular: And olsun ki
şu Hacer(-i Esved) kıyamet günü gören gözleri ve konuşan dili
olduğu halde (mahşere) şüphesiz gelecek ve onu hakkıyla
istilâm
2945) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre ;
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hacer(-i Esved)'e karşı
durdu. Sonra mübarek dudaklarını onun üzerine
bırakıp uzun süre ağladıktan sonra ondan ayrıldı.
Baktı ki Ömer (bin el-Hattâb) O'nun yanında
ağlıyor. Bunun üzerine buyurdular ki:
Yâ Ömer! Göz yaşlan burada dökülür (dökülmelidir)."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun
senedinde Muhammed bin Avn el-Horasâni vardır. Onu
İbn-i Muin, Ebû Hatam ve başkaları zayıf
saymışlardır.
2946) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyallâkü
anhütnâ)'-dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'nin köşelerinden
yalnız siyah köşeyi (yâni Hacer-i Esved'in bulunduğu
köşeyi) ve Cumhîlerin evlerinin tarafından o köşeyi tâkib
2947) "... Safiyye bint-i Şeybe (Radıyoilâhü anhâydan;
Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) Mekke'nin
fetih yıh (fetih işini tamamlamakla) sükûnete kavuşunca devesi
üzerinde Ka'-be'yi tavaf etti. Hacer-i Esved'i de mıhcen
(denilen değnek) ile istilâm etti (yâni değneği ona sürdü).
Sonra Ka'be-i Muazzama nın içine girdi. Orada
aydan (denilen hurma ağacından mamul) güvercin suretinde bir put
buldu. Onu kırdıktan sonra Ka'be'nin
kapısında durup kırdığı putu
(dışarı) attı. Ben de O'na
bakıyordum."
2948) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet
edildiğine göre:
Resûlulalh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Veda hacc'ında bir deve üzerinde
tavaf etti. Hacer-i Esved'i de bir mıhcen ile istilâm
ediyordu."
2949) "... Ebü't-Tufeyl Amir bin Vasile (Radtyallâhü ankyden;
Şöyle demiştir:
Ben Resulü İlah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i devesi üzerinde Kabe'yi
tavaf ederken, mıhcen (denilen değneğH île Hacer-i Esved'i
istilâm ederken ve mihcen'i (istilâmdan sonra) öperken gördüm."
2950) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan :
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî (Mekke'ye geldiğinde) Ka*be'yi ilk
tavaf ettiği zaman Hacer-i Esved'den (tekrar) Hacer-i Esved'e
(varıncaya) kadar (ilk) üç turda hızlıca ve (diğer) dört
turda normal yürürdü.
(Râvi Nâfi demiştir ,:i) İbn-i Ömer
(Radıyallâhü anhümâ) da Öyle yapardı.*'
2951) i:... Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü
anhümâ)\\a,n rivayet edildiğine güre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kudüm tavafında) Hacer-i
Esved'den (tekrar) Hacer-i Esved'e (varıncaya) kadar (ilk) üç turda
hızlıca ve (diğer) dört turda normal yürüdü."
2952) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü anh)'dea;
Şöyle demiştir:
Allah Teâlâ İslâmiyet'i kökleştirip küfrü ve mensublarını
yok ettiği halde tavafta hızlı yürümek şu anda nedendir?
(Ama) Allah'a yemin olsun ki, Resûlulah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) hayatta iken yapmış olduğumuz bir şeyi
terketmeyiz."
2953) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü
anhümâ)'âm; Şöyle demiştir,:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî, Hudeybiye (andlaş-masın)dan
sonra umre (yolculuğu esna)sında ashabına Mekke'ye girmek
istedikleri zaman: Sizin kavminiz (yâni Mekke müşrikleri) şüphesiz
yarın (Mekke'de) sizi göreceklerdir. Onlar sizleri güçlü, şiddetli
görsünler, buyurdu.
Sonra Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile
ashabı Mes-cid-i Haram'a girdikleri zaman Hacer-i Esved'i istilâm ettiler
(yâni ellerini sürmek suretiyle ziyaret ettiler) ve (tavafta) hızlı
yürüdüler. Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) de
onlarla beraber idi. Nihayet Rükn-i Yemânî'ye ulaştıkları
zaman (hızlı yürümeyi bırakıp oradan Hacer-i Esved'in
bulunduğu) siyah köşeye kadar normal
yürüdüler. Sonra (Hacer-i Esved köşesinden) Rürkn-i Yemânî'ye
ulaşıncaya kadar hızlı yürüdüler.
Oradan Hacer-i Esved köşesine kadar normal
yürüdüler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç
defa (yâni tavafın üç turunda) böyle yaptı. Sonra
(kalan) dört turda normal yürüdü."
2954) "... Ya'Iâ (bin Ümeyye et-Temîmî) (Radıyaliâhü
anhyâen; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıztıbâ'lı olarak tavaf
etti.
HİCR İ (İSMAİL'İ)
ZİYARET ETMEK
2955) "... Âîşe (Radıyallâkü ankâyâao; Şöyle
demiştir:
Ben Resul ul lan fSallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Hicr-i (ismail'in Ka'be'den
olup olmadığım) sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) :
O, Ka'be'den (bir parça)dır, buyurdu. Ben:
Kureyş'in Hicrt-i İsmail)'i Ka'be'ye idhâl etmelerine engel olan
şey ne idi? diye sordum. Resûl-î Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
Kureyş'in (helâl) bütçesi Hicr(-i İsmail)'i Ka'be'ye dâhil etmeye
yetmedi, (bu yüzden Ka'be'yi daralttılar) diye cevab verdi. Ben:
Peki, Ka'be'nin kapısı niçin bu kadar yüksektir, ancak bir merdivenle
kapıya çıkılabilir? diye sordum.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
O, senin kavminin işidir. Dilediklerini Ka'be'ye dâhil
etmek, dilediklerini de oraya sokmamak içindir.
(dönemin)e yakınlıkları (müslümanhğa girişlerinin
yeniliği), gönüllerinin kırılması endişesi
olmasaydı Ka'be'nin bir parçası olup (di-şarda
bırakılan) noksan kısmını Ka'be'ye idhâl etmek üzere
onda bir değişiklik yapmaya (maddi) gücümün yetip yetmeyeceğine
bakacaktım ve kapısını zemin seviyesine indirecektim,
buyurdu."
KA'BE-İ
MUAZZAMA'YI TAVAF ETME FAZİLETİ (NÎN BEYÂNI)
2956) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâkü ankümâ)}dan; Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve SellemJ'den şöyle buyururken
işittim:
Kim Ka'be'yi (yedi defa dolaşmak suretiyle) tavaf eder ve (tavaftan sonra)
iki rekât namaz kılarsa bir rakabe (köle veya câriye) yi
azadlamış gibi sevabı olur."
2957) "... Humeyd bin Ebî Sevîyye'den; Şöyle
demiştir:
Atâ bin Ebî Rabâh Ka'be'yi tavaf ederken İbn-i Hişâm
(Radıyal-lâhü anhüm)'ün kendisine şöyle soru sorduğuna ve
kendisinin şöyle cevab verdiğine şâhid oldum: İbn-i
Hişâm (Radıyallâhü anhüm) ;
Rükn-i Yemânîlnin fazileti) hakkında (bilgi verir misin? diye) sordu. Atâ
bin Ebî Rabâh (Radıyallâhü anh) :
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'in
(Rükn-i Irâki'nin fazileti hakkında) şöyle buyurduğunu bana
rivayet etti, dedi:
Rükn-i Yemânî yanında 70 melek görevlendirilmiştir. Kim orada;
"Allahım şüphesiz ben senden afıv, dünyada ve âhirette
afiyet (selâmet) dilerim. Ey Rabbımız bize dünyâda iyiyi,
âhirette de iyiyi ver ve bizi ateşin azabından koru" diye dua
ederse o melekler âmin, derler.»
Atâ bin Ebı Rabâh Hacer-i Esved'in bulunduğu köşe'ye
ulaşınca İbn-i Hişâm (ona) :
Yâ Ebâ Muhammed! Şu Hacer-i Esvedtin fazileti) hakkında
Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh), Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Selleml'den
(Hacer-i Esved'in fazileti hakkında) şöyle buyurduğunu
işittiğini bana rivayet etti, dedi:
*Kim Hacer-i Esved'e yönelirse şüphesiz o kimse Rahman (olan AîlahVa
yönelmiş (yâni O'na bey'at ve ahıd) etmiş olur.»
İbn-i Hişâm, Atâ bin Ebi Rabâh'a:
Yâ Ebâ Muhammed! Tavaftın fazileti hakkında
işittiğin) nedir? dedi.
Atâ:
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'den
(tavaf hakkında) şöyle buyurduğunu işittiğini bana
rivayet etti, dedi:
Kim Ka'be'yi yedi defa tavaf eder ve (tavaf esnasında)
:"Ailah'ın her nevî noksanlıklardan pâk ve nezih olduğuna
inanırım. Ha m d Allah'a mahsustur. Allah'tan
başka ilâh yoktur ve Allah (her şeyden) büyüktür. Günahlardan dönüş ve ibâdete güç ancak Allah'ın
yardımıyladır" sözünden başka bir şey (yâni dünya
ile ilgili bir lâf) konuşmazsa, onun on günahı silinir, onun için on
ha-sene (sevabl yazılır ve bu ibâdet sayesinde onun mertebesi on
derece yükselir. Kim de tavaf eder ve tavaf
esnasında (dünya ile ilgili) konuşursa, (yalnız) ayakları
suya batan kimse gibi onun (yalnız) ayakları rahmete batar, (yâni
vücûdunun kalan kısmı rahmete batmaz)."
Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir: Sened, bu hadisin Zevâid nevinden
olduğuna delâlet eder. Fakat
Zevâid yazan bu sened hakkında bir şey söylememiştir.
Sindi bu bilgiyi verdikten sonra: Ed-Dümeyri bu hadîsin mahfuz
olmadığına delâlet
TAVAFTAN SONRA İKİ REKÂAT NAMAZ
2958) "... El-Muttalİb (bin Ebî Vedâa es-Sehmî)
(Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle, demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve 5ellem)'i şöyle yaparken gördüm:
Ka'be'yi yedi defa tavaf edince gelip Hacer-i Esved'in hizasında durdu. Sonra tavaf sahasının kenarında iki rek'at namaz
kıldı ve (namaz kılarken) kendisi ile tavaf edenler
arasında (sütre olarak) hiç kimse yoktu.
İbn-i Mâceh dedi ki: Bu durum (yâni sütresiz namaza durmak ve namazın
önünden geçmek) Mekke'ye mahsustur."
2950) "... (Abdullah) hin Ömer (RadtyaUâhü anhümâ)\\an; Şöyle
demiştir :
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mekke'ye) geldi. Ka'-beyiyedi defa
tavaf ettikten sonra iki rek'at namaz kıldı. (Râvi Veki demiş ki : Yâni İbrahim'in makamı yanında,) Sonra (sa'y için) Safâ'ya çıktı."
EMIııttalİh (R.A.Hn Hâl Trrcemrsi :
EIMuttalib (R.A.ı bin Ebi Vedân es-Sehmi Ebü Abdillah Mekke'nin fetih
gü-nü müslüman o: ;:nla rehindir. Birkaç hadisi vardır.
Müslim,ve sünen sfihibleri onun hadislerini
rivfıyiT eimişlerdir. Rıivileri okulları Kesir, Cu'ier ve
Abdurrahman'djr. • Hülâsa : 379)
2960) "... Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâ
)'d,ın; Şöyle demiştir :
Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'yi tavaf işini bitirince
(tavaf namazı için) İbrahim'in makamına geldi. Bunun üzerine
Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh) :
Yâ. ResülaUah! Burası Allah Sübhâne'nin;
"ibrahim'in makamı yanında namaz için bir yer edinin"
buyurduğu babamız İbrahim'in makamıdır, dedi.
(Râvi) el-Velîd demiş ki: Ben Mâlik (bin Enes)'e Râvi bu âyeti; »
,
-
»i
şeklinde (mi) okudu? diye
sordum. Mâlik {Radıyallâhü anh) :
Evet, diye cevab verdi. (Yâni âyetteki fiil mazi şeklinde değil emr-i
jnuhatab fiilidir)" ■
HASTA KİMSE BİNEREK TAVAF EDEBİLİR
2961) "... (Mü'minlerin annesi) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'dan
rivayet edildiğine göre:
Kendisi hastalanmış, bunun üzerine Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
SellemKin emriyle (devesine) binerek halkın arkasından tavaf
etmiştir. Ümmü Seleme -demiştir ki:
(Ben deve üstünde Ka'be'yi tavaf ederken) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in Ka'be'nin (ta) yanında namaza durduğu-
nu ve (namazda); sûresini okuduğunu gördüm.
İbn-i Mâceh dedi ki: Bu, Ebû Bekr'in bana rivayet ettiği hadîs
metnidir."
2962) "... Amr bin Şuayb'ın babası
aracılığıyla dedesinden rivayet edildiğine güre
babası Şuayb (Radtyallâfıü anhüm) söyle
demiştir :
Ben (dedem) Abdullah bin Amr (bin el-Âs) ile beraber Ka'be'yi (veda için) tavaf
ettim. Yedi defa dolaşmak suretiyle tavafımızı bitirince Ka'be'nin arkasında (yâni güney tarafında) tavaf
namazını kıldık. Sonra ben ona: Cehennem ateşinden
Allah'a sığınma duasında bulunmayacak mısın? diye sordum. Kendisi:
Cehennem ateşinden Allah'a sığınırım, dedi.
Şuayb dedi ki: Sonra Abdullah geçip Hacer-i Esved'i istilâm etti
(elini sürdü). Sonra Hacer-i Esved ile Ka'be'nin
kapısı arasında ayakta durdu ve göğsünü, kollarını
ve yanağını mültezeme (Kabe duvarına)
yapıştırdı. Daha sonra şöyle dedi:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi, ve Sellem)'i böyle yaparken gördüm."
HAYIZ (AY BAŞI
ÂDETİ) HÂLİNDEKİ KADIN HAC MENÂSİKİNİ
İFÂ
2963) "... Âişe (Radtyallâhü onAâJ'dan; Şöyle
demiştir: Biz (hac mevsiminde) ancak hac yapılabileceği (yâni
umre yapılamayacağı) inancıyla Hesûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde (Medine'den
Mekke yolculuğuna) çıktık. SeriTe
veya buraya yakın bir yere vardığımız zaman âdet
gördüm. Ben (hac görevimi ifâ edemiyeceğim diye) ağlamakta
iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve: Neyin var? Âdet mi gördün? diye sordu. Ben de:
Evet, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Bu, Allah'ın Âdem (Aleyhisselâm)'ın kızlarına
yazdığı (takdir ettiği) bir şeydir. Bu itibarla sen
menâsik (hac görevler) inin hepsini ifâ et. Sâdece
Kabe i Muazzama'yı (hayız âdetinden çıkıncaya kadar) tavaf etme, buyurdu.
Âişe dedi ki: Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zevceleri adına bir sığır kurban etti."
2964) •'■".., Aişe (Radıyattâhü anftâydan
rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
hacc-ı ifrâd etmiştir.
2965) ■... Mü'minlerin annesi Aişe
(RadtyaUâhü anhû)\h\n rivfıyet
edildiğine göre :
Resûlullah (Sallalluhü Aleyhi ve Sullom) hacc-ı ifrûd
etmiştir."
2966) •'-... Câhir (Ratİtyatlâhü om A)'den rivayet
edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) hacc-i ifrâd etmiştir."
2967) ■-... Câbir
(Rarİıyaltâkü an/ı)'t\en rivayet edildiğine
göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekir, Ömer ve Osman
(Radıyallâhü anhüm) hacc-i ifrâd etmişlerdir."
HAC VE UMRE'Yİ BERABER EDÂ
2968) ... Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü atth)'den; Şöyle
demiştir:
Biz (Veda haccı yılı) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
SellemJ'in beraberinde Mekke'ye (gitmek üzere Medine'den yola) çıktık.
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'deni
Lebbeyke, bir umre'ye ve bir hacc'a niyetlendim, buyruğunu
işittim."
2969) "... Enes (bin Mâlik) (RadtyaUâhü a»A)'den rivayet edildiğine
göre;. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Veda haccında) :
Allahım! Bir umre ve bir hac ile emrine amadeyim (dâvetine icabet
etmekteyim) buyurmuştur.1 '
2970) "... Es-Subey bin Ma'bed (Radtyallâhü anh)'den;
Şöyle demiştir:
Ben Hristiyan bir adamdım. Sonra müslüman oldum ve hac
ile umre (yâni Hacc-i Kıran) niyetiyle ihrama girdim. Sonra Selmân
bin Rebia ve Zeyd bin Sohân (Radıyallâhü anhümâ) Kadisiyye'de benim hac ve
umre'nin her ikisi için de Lebbeyk duasını okumakta olduğumu
işittiler. Bunun üzerine bu iki zât (bana işaretle) :
Şu adam devesinden daha idraksizdir (yâni Hacc-ı îfrâdın daha
faziletli olduğu bilincinden mahrumdur), dediler. Onlar
bu sözleriyle sanki bana bir dağ yüklediler. (Yâni
sözleri bana çok ağır geldi). Sonra ben Ömer bin el-Hattâb
(Radıyallâhü anh)'in yanma vardım ve olup biteni ona arz ettim. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) onlara yönelip kmamada
bulundu. Sonra bana dönüp: Sen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in sünnetine hidâyet olundun, sen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in sünnetine hidâyet olundun (yâni yaptığın iş
O'nun sünnetine uygundur), dedi.
(Râvî) Hişâm kendi rivayetinde dedi ki: Şakîk: Ben ve Mesrûk çok kere
gidip es-Subay bin Ma'bed'e bu olayı soruyorduk, demiştir.
......senediyle de es-Subay bin Ma'bed
(Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi:
Hrıstiyanhk dininden müslümanlığa yeni dönmüştüm.
Müslümanlığı
2971) "... Ebû Talha (Radtyallâhü ankyden rivayet
edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac ve umre'yi beraber ifâ etti (yâni
hacc-ı kırân'ı edâ etti.)"
Gerek bu bâbta rivayet edilen hadisler, gerekse benzeri hadîsler Resûl-i Ekrem
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in Hacc-ı Kıran ettiğine
açıkça delâlet ederler. Bu durum sahâbilerden bir
cemaattan rivayet edilmiştir. îbn-i Ömer,
 işe, Câbir, Ömer bin el-Hattâb, Ali, İmrân bin Husayn ve Süraka bin
Mâlik (Radıyallâhü anhüm) anılan cemaattandır. Bundan önceki bâbta rivayet edilen hadîslerin zahirine göre ise
Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Hacc-ı İfrâd
etmiştir. Hicretten sonra Resûl-i Ekrem
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yalnız bir defa hacca gittiği
sabittir. Bu da hicretin 10. yılı
edilen meşhur Veda hacadır.
HACC-I KIRAN
2972) li... Câbir bin Abdillah, İbn-i Ömer ve İbn-i Abbâs
(Radtyallâhü anhümyden rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbileriyle beraber (Veda
haccında Mekke'ye) geldikleri zaman Resûllulah ve (Hacc-ı
Kırân'a niyetlenen) sahâbîler, umre ve hac için (Ka'be'nin etrafında
yedi defa dolaşmak suretiyle) ancak bir defa tavaf ettiler."
2973) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâyâan
rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Veda haccında) hac ve
umre için (farz olarak) bir defa tavaf etti."
2974) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Kendisi Hacc-ı Kırân'a niyet etmiş olarak (Mekke'ye) geldi. Sonra yedi defa Ka'be etrafında dolaşmak suretiyle tavaf
etti ve Safa ile Merve arasmda sa'y etti. Sonra: Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) böyle yaptı, dedi."
2975) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
Kim hac ve umre niyetiyle ihrama girerse (yâni Hacc-ı Kırân'a
başlarsa) hac ve umresi için bir tavaf kifayet eder ve o kimse
hac-cını tamamlayıp da hac ve umrenin her ikisinin
ihramından beraber çıkıncaya kadar ihramdan çıkamaz."
2976) "... Ömer bin el-Hattâb (Radtyaîîâhü ankyden;
Şöyle demiştir:
ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in El-Akîk (deresin) de iken
şöyle buyurduğunu (kulağımla) işittim;
Bana Rabbim tarafından bir gelen (yâni Cebrail) geldi ve: Bu mübarek
derede namaz kıl ve de ki: Bu, hac içinde bir umre'dir, diye talimat
verdi.
2977) "... Surâka bin (Mâlik) bin Cu'şum (Radıyallâhü an^'den;
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu derede hitabet etmek üzere
ayağa kalktı ve:
Bilmiş olun ki umre kıyamete dek hacc'a şüphesiz dâhil oldu,
buyurdu."
2978) "... Mutarrif bin Abdillah bîn eş-Şıhhîr
(Radıyallâhü anhümâ)'-dan rivayet edildiğine göre şöyle
demiştir İmrân bin el-Husayn (Radıyallâhü anh), bana şöyle
dedi: Bu günden sonra Allah'ın seni yararlandıracağı umulan
bir hadîsi
2979) "... Ebû Mûsâ el-Eş'arî (Radtyaİlâhü anhyden rivayet
edildiğine göre:
Kendisi Hacc-ı Temettü'a fetva veriyordu. Sonra bir adam
kendisine :
Sen fetvanın bâzısını geciktir, fetva işini
bırak. Çünkü mü'm inlerin Emirinin (yâni halîfe Ömer'in) senden sonra hac
ve umre me-nâsiki hakkında ihdas ettiği şeyi (ki Hacc-ı
Temettü menetmektir) bilmiyorsun, dedi.
(Ebû Mûsâ demiş ki) sonra nihayet ben müzminlerin e
mirine rastladım ve ona sordum. Bunun üzerine (Halife) Ömer
(Radıyallâhü anh) dedi ki:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ve ashabının
hacc-ı temettü'ü yaptıklarını şüphesiz biliyorum. Ve
lâkin ben hacı adaylarının (Arafat'a çıkacakları
zamana kadar) el-Erâk (ağacı) altında
(bile) karılarına yaklaşmaya devam edip sonra
başlarından boy abdesti suyu damladığı bir vaziyette
hacc'a başlamalarını (Arafat'a çıkmalarını) kerih
gördüm."
HACC'I FESHETMEK (YÂNİ UMRE'YE ÇEVİRMEK)
2980) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'dm; Şöyle
de-mİştİr:
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde sırf hac
niyetiyle ihrama girdik, um re yi hacca katmadık. Sonra
Zilhicce ayının dördüncü günü (sabahı) Mekke'ye vardık.
Biz Ka'be'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y
edince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haccımızı
umre'ye çevirmemizi ve ihramdan çıkıp kadınlarımıza
yaklaşabilmemizi emretti. Bunun üzerine biz kendi aramızda : Bizim ile Arefe (günü veya Arafat)
arasında ancak beş gün var. Biz kadınlarımızdan bile
yararlanmış olarak Arafat'a çıkacağız (Bu ne hâldir?)
diye konuştuk (bu duruma hayret ettik). Sonra Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
Ben şüphesiz hepinizden ziyâde hayra düşkün, Allah'a itaatkâr ve
doğruyum. Ve (beraberimdeki) kurbanlık
olmasaydı (umre1 yi yaptıktan sonra) ben muhakkak ihramdan
çıkacaktım, buyurdu. Sonra Surakâ bin Mâlik (Radıyallâhü
anh) (Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e) :
Bu mut'a'mız (yâni umre için ettiğimiz tavaf ve sa'y'den sonra
ihramdan çıkmak suretiyle yararlanmamız) bu yılımıza
mı mahsustur, yoksa ebediyen meşru mudur? diye
sordu. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Hayır, (bu yıla mahsus değildir). Bilâkis ilelebed
meşrudur, buyurdu."
2981) "... Âişe (RadtyaUâhü artkâydan; Şöyle
demiştir:
Biz Zilkade ayının bitimine beş gün kala Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde (Medine'den hac yolculuğuna)
çık-tık. (Hac mevsiminde umre değil) ancak hac edilir
sanıyorduk. Nihayet varıp (Mekke'ye)
yaklaştığımız zaman Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem), beraberinde kurbanlık olmayanların (tavaf ve sa'y'den sonra)
ihramdan çıkmalarını emretti. Beraberinde
kurbanlık olanlar dışında kalan herkes (tavaf ve sa'y'den
sonra) ihramdan çıktı. Kurban bayramı
günü olunca bize sığır eti getirildi ve Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in, zevceleri yerine kurban kestiği söylendi."
2982) "... El-Berâ bin Âzib (Radıyailâhü ank)'den;
Şöyle demiştir :
R e sû I u II ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ashabı
başımızda (hac yolculuğuna) çıktılar. Biz (sahâbilerin çoğu) hac niyetiyle ihrama girdik.
Sonra Mekke'ye vardığımız zaman Resül-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) (bize) :
Bu haccınızı um re'ye çeviriniz, buyurdu. S ah âbı ler: Yâ
Resûlallah! Biz hac niyetiyle ihrama girdik.
Haccımızi umre'ye nasıl çevirelim, dediler. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Size emrettiğim şeye bakınız, (onu) yapınız,
buyurdu. Sahâbiler: İhramdan çıkmaya yanaşmadılar. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bu duruma) hiddetlenip
gitti. Sonra Âişe (Radıyailâhü anhâ)'nm yanma öfkeli olarak
girdi. Âişe (Radıyailâhü anhâ) :
(Yâ Resûlallah)! Kim seni hiddetlendirdi? Allah o
kimsenin cezasını versin, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve
Sellem) :
Ben bir şeyi emredip de bana uyulmadığı halde nasıl
hiddetlenmeyeyim? diye cevab verdi.*'
2983) "... Esma bint-i Ebî Bekir (Radtyallâhii anhümâydan; Şöyle demiştir :
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde ih-râmlı
olarak (Hac yolculuğuna) çıktık. Sonra Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
Beraberinde kurbanlık olanlar ihrâmlı kalsınlar ve beraberinde
kurbanlık olmayanlar (tavaf ve sa'y'den sonra) ihramdan
çıksınlar, buyurdu. Esma demiştir ki:
Benim beraberimde kurbanlık yoktu. Bu nedenle ben
ihramdan çıktım. (Kocam) Zübeyr'in
beraberinde kurbanlık vardı, o ihramdan çıkmadı. Sonra ben (ziyaret) elbisemi giyip Zübeyr'in yanma varıp
oturdum. Zübeyr:
Yanımdan kalk, benden uzak dur, dedi. Ben de i Senin üstüne
atılacağımdan mı korkuyorsun, dedim."
HACCIN UMRE'YE ÇEVÎRİLMESİ VEDA HACCINA
KATILAN SAHÂBÎLERE MAHSUSTU, DİYENLERE AİT
(HADÎSLER)
2984) "... Bilâl bin el-Haris (Radtyallâkü anh)'den;
Şöyle demiştir:
Ben (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'e) : Yâ Resûlallah! Haccın umre'ye çevirilmesi hükmü (Veda haccı
yolculuğuna katılan) bizlere mi mahsustur? yoksa
bütün insanlara umumî midir? Bunu bize bildir, dedim. Bunun
üzerine Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
- Bu hüküm umûmî değil, bize (yâni Veda haccı yolculuğuna
katılanlara) mahsustur, buyurdu."
2985) "... EbûZerr(-i Gıfârî)
(RadtyaUâhü a«A)'den; Şöyle demiştir:
Haccın umre'ye çevirilmesi hükmü Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in
(beraberinde Veda haccı yolculuğunda bulunan) sa-habilerine
mahsustu."
KURBAN BAYRAMININ ÎLK GÜNÜ (MİNA'DA) HUTBE OKUMAK
3055) "... Amr bin el-Ahvas (el-Cegmî)
(Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben Veda haccında (Minâ'da) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den
şunu işittim %
Ey insanlar! Dikkat ediniz! Hangi gün en mukaddes gündür?
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu buyruğu
üç kez tekrarladı. Sahâbîlç ıRadıyallâhü
anhüm) :
En mukaddes gün Hacc-ı Ekber (yâni Kurban bayramının ilk)
günüdür, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
İşte bu beldeniz (Mekke) de, bu (Zilhicce) ayınızda bu (bayram)
gününüz nasıl mukaddes bir gün ise şüphesiz kanlarınız
(yâni canlarınız) , mallarınız ve ırzlarınız
kendi aranızda (her yerde ve her zaman) öyle mukaddestir. Dikkat ediniz! Hiç bir suçlu kendi nefsinden başka kimse aleyhine suç
işlemez (Yâni onun suçundan dolayı başkası
cezalandırılmaz). Evlâd babasının
suçundan dolayı cezalandırılmaz. Baba
da evlâdının suçundan dolayı mu ah aza edilmez.
Bilmiş olunuz ki, şeytan bu beldeniz (Mekke) de (Allah'tan
başkasına ibâdet edilmekle) kendisine itaat edilmekten kesinlikle
ebedî surette ümidini yitirmiştir. Lâkin küçümsediğiniz bâzı
işlerinizde ona uymak işi vuku bulacak, bu da onu memnun edecektir.
(Ey insanlar)! Bilmiş olunuz ki, Câhiliyet devrinden kalma
(Ey insanlar)! Bilmiş olun ki Câhiliyet devrinden kalma
faizin her nevi iptal edilmiştir. Mallarınızın
sermayesi sizin hakkınızdır. Zulüm etmeyiniz ve
zulmolunmayınız, buyurdu.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan
sonra üç kez:
Dikkat ediniz! Ey Ümmetim, Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi?, diye sordu. Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) :
Evet, diye cevab verdiler. Resûl-i Ekrem (SallaHahü
Aleyhi ve Sellem) :
Allahım şâhid ol, Allahun şâhid ol, Allahım şâhid ol,
dedi."
3056) "... Cübeyr bin Mut'un (Kadıyallâhü ank)'âen;
Şöyle demiştir:
Besûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minâ*nın el-Hayf (denilen dere
kenarın) da ayağa kalkarak şöyle buyurdu:
Allah, benim sözümü işitip de (başkasına) tebliğ
3057) "... Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâkü anAJ'den rivayet
edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem> Arafat'ta muhadrama (yâni
kulakları kesik gibi küçücük olan) devesi üstünde olduğu halde
şöyle buyurdu, demiştir:
(Ey sahâbilerim!) Bu gün hangi gündür, bu ay hangi aydır
ve bu belde hangi şehirdir biliyor musunuz? diye
sordu. Sahâbîler (Ea-dıyallâhü anhüm) :
Bu belde mukaddes bir şehirdir, bu ay mukaddes bir aydır ve bu gün
mukaddes bir gündür, diye cevab verdiler. (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Bilmiş olunuz ki bu şehriniz (Mekke) de, bu (Arefe) gününüzde, bu
(Zilhicce) ayınız nasıl mukaddes ise, mallarınız ve
canlarınız da şüphesiz size haram ve mukaddestir.
(Ümmetim!) İyi biliniz ki: Ben Kevser havuzu
başında öncünüzü m (yâni orada muhtaç olduğunuz şeylerin
önceden hazırlayıcısı-yım) ve diğer ümmetlere
karşı çokluğunuzla Övünürüm. Artık (çok günahlar
işlemekle) siz benim yüzümü karartmayınız (yâni beni Allah'a karşı mahcub etmeyiniz).
Bilmiş olunuz ki: Ve ben (kıyamet günü) bâzı insanları
kurtaracağım. Bâzı insanlar da benden
kurtarılacak (yâni zebaniler onla-
n götürecekleridir. Bent Yâ Rabbi! Arkadaşcıklanm
(ne olacaklar?) diyeceğim. Allah şöyle buyuracak:
Senden sonra onların neler ihdas ettiklerini bilmiyorsun."
3058) "... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhiimâ)'dan
rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Veda haccuıda bayramın ilk
günü cemreler arasında durdu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) (beraberinde bulunanlara hitaben) :
— Bu gün hangi gündür? diye sordu. Sahâbüer
(Radıyallâhü an-hüm) :
— Nahr (Kurban bayramı) günüdür, dediler. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Peki bu şehir hangi şehirdir? diye
sordu. Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) :
— Bu şehir, Mukaddes beldetullah (Mekke) dir, dediler. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Peki bu ay hangi aydır? buyurdu.
Sahâbiler (Radıyallâhü anhüm) :
— Bu ay, Allah'ın mukaddes ayıdır, diye cevab verdiler.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Bu gün, hacc-ı Ekber günüdür. Bu ayda, bu günde
bu beldeniz nasıl mukaddes ise, canlarınız, mallarınız
ve ırzlarınız da size mukaddestir, buyurdu. Sonra•.
Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi? buyurdu, Sahâbîler:
— Evet, diye cevab verdiler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) :
Allahım şâhid ol, demeye başladı. Daha sonra halka veda etti. Bu nedenle sahâbîler; Bu hac.
Veda hacadır, dediler."
KA'BE'Yİ ZİYARET (TAVAFI)
3059) "... Âişe ve İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhüm)'den rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ziyaret tavafını (bayramın
birinci gününü ikinci gününe bağlayan) geceye tehir etmiştir."
3060) "... Abdullah bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ifaza (yâni ziyaret)
tavafının yedi şavtında (turunda) remel etmemiş (yâni
hızlı ve çalımlı yürümemiş) tir.
(Râvî) Atâ demiş ki ifâza tavafında remel (yâni
hızlı ve çalımlı yürümek) yoktur."
İZAHI
Bu babın ilk hadîsini Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ah-med ve Beyhaki de rivayet
etmişler, B u h â r i de bunu ta'Iiken rivayette bulunmuştur.
ZEMZEM (SUYUN) DAN İÇMEK
3061) "... Muhammed bin Abdirrahman bin Ebî Bekir (Radtyaüâhü
an-hüm)'âen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben (bir defa) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümal'nin yanında
oturuyordum. Bir adam onun yanına geldi.
İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüma), adama:
— Nereden geldin? diye sordu. Adam:
— Zemzem'den (geliyorum), dedi. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü
anhüma) ona:
— Zemzemden lâyıkıyla içtin (mi?), dedi. Adam:
— Bu nasıl olur?, diye sordu. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü
anhümâ):
— Zemzem'den su içmek istediğin zaman
kıbleye doğru dur, Allah'ın ismini an, Zemzem suyunu içerken üç
defa nefes al ve ondan kana kana iç. Zemzem suyunu böylece
içtikten sonra Allah (Azze ve
Bizimle münafıklar arasındaki alâmeti farika
onların Zemzem'den kana kana içememeleridir."
3062) "... Câblr bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)'dan
rivayet edildiğine göre:
Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu hadîsi
işitmiştir ■.
Zemzem suyu ne maksadla içilirse onun için (yararlı)
dır."
KA'BE'YE GİRMEK
3063) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan;
Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Mekke'nin) fetih günü, beraberinde
Bilal (bin Rab âh) ve Osman bin Şeybe olduğu halde Ka'be'ye girdi ve
kapıyı içerden kilitlediler. Sonra Ka'be'den
çıktıkları zaman, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in
Ka'be'nin neresinde namaz kıldığım Bilâl'a sordum. Bilal,
O'nun Ka'be'ye girdi-
ğinde sağında kalan iki direk arasında ve yüzüne
karşı gelen duvara doğru namaz
kıldığını bana haber verdi.
Sonra ben, Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kaç
rekât namaz kıldığını Bilâl'a sormamış
olmaklığımdan dolayı kendi nefsimi kınadım."
3064) "... Âişe (Radtyallâhü ö»#â)'dan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim yanımdan sevinçli olarak
çıkıp gitti. Bir süre sonra üzgün olarak
yanıma döndü.
Yâ Re sû I allan! Sen sevinçli
olarak yanımdan çıktın ve üzgün olarak döndün? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu t
«Ben Ka'be'ye girdim. Ama keski girmeseydim.
Çünkü (girmek-ligimle) ümmetime güçlük çıkarmış olduğumdan
korkarım.»"
3065) "... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan
rivayet edildiğine göre :
Abbâs bin Abdilmuttalib (Radıyallâhü anh), sikâye (hacıları
Zemzem suyundan suvarmak) hizmeti için Minâ günlerinde geceleri Mekke'de
geçirmek üzere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den izin istedi.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona izin verdi.'*
3066) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan;
Şöyle demiştir:
Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç kimseye (Minâ gecelerinde) geceyi
Mekke'de geçirmek ruhsatını (yâni müsaadesini) vermedi. Yalnız (Abdulmuttalib oğlu) Abbâs'a sikaye hizmetinden
dolayı müsaade etti."
MİNÂ'NIN
SON GÜNÜ MEKKE'YE DÖNÜŞTE EL-MUHASSAB DERESİNDE KONAKLAMAK
3067) "... Âişe (Radtyaîlâhü û»Aâ)'dan: Şöyle
demiştir:
(Minâ'dan dönüşte) el Ebtah (deresin) de konaklamak sünnet değildir. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Medine yoluna)
çıkması sırf kolay olsun diye orada konakladı.'*
3068) '"... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'(\an; Şöyle
demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minâ'dan döndüğü günü ertesi güne
bağlayan gecenin sonunda Bathâ'dan (Medine'ye) hareket etti."
3069) '',.. İbn-i Ömer
(Radıyallâhü anhüı>ıâ)'(Uır\: Şöyle
demiştir :
Eesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve (O'ndan sonra halîfe olan) Ebû
Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallâhü anhüm) (Minâ'dan dönüşlerinde)
ekEbtah (deresin) de konaklıyorlardı."
VEDA TAVAFI
3070) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhütnâ)'dan;
Şöyle demiştir: (Hac için Mekke'ye gelen) halk (farz tavaftan ve Minâ
günlerinden sonra) etrafa
dağıtıyorlardı. Bunun üzerine Resûlullah
(Sallal-
lahü Aleyhi ve Sellem) :
«Sakın hiç kimse Ka'be'yi son kez tavaf etmedikçe (Mekke'den)
çıkmasın» buyurdu."
3071) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anftümâ)'âan;
Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), adamın
son görevi Ka'-be'yi tavaf (ı Veda) olmadıkça
(Mekke'den) çıkmasını yasaklamıştır."
AY BAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN VEDA TAVAFI ETMEDEN MEKKE'DEN ÇIKABİLİR
3072) "... Âişe (Radıyallâkü anhâydan; Şöyle
demiştir:
(Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Sa-fiyye bint-i
Huyey ifâda (yâni haccm farz olan) tavafı ettikten sonra hayız (yâni
aybaşı âdeti) gördü. Âişe demiştir ki: Ben bu durumu
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattım. Bunun üzerine Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«■Safiyye (ifâda tavafını âdet görünceye kadar geciktirmekle)
bizim (Medine'ye) hareket etmemizi engelleyici mi?» buyurdu. Ben:
Safiyye ifâda tavafı etti ve ondan sonra âdet gördü, dedim. Re-sül-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«O halde Safiyye çıksın (yâni veda tavafını beklemeden
Medine'ye hareket edebilir.)» buyurdu."
3073) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'â&n; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Safiyye (bint-i Huyey)'-den söz etti
(yâni durumunu sordu). Biz de onun ay başı âdeti
hâline girdiğini söyledik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
«(Yahûdî olan kavmine) uğursuzluk getiren kadın! Ben onu ancak yola
çıkmamızı engelleyici sanırım (Yâni galiba onun
yüzünden Medine'ye hareketimiz gecikecek)», buyurdu.
Bunun üzerine benj
Yâ Resülallah! Safiyye Kurban bayramının ilk günü ifâda tavafı
etti, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«O zaman (Medine'ye hareket etmemize) engel yok. Ona söyleyin yollansın.» buyurdu."
RESÛLULLAH (SALLALLAHU ALEYHİ YE SELLEM) İN HACCININ
BEYÂNI
3074) "... Ca'fer bin Muhammed'in babası (Muhammed bin Ali bin
Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü anhümyâen; Şöyle demiştir:
Biz Câbir bin Abdillah ((Radıyallâhü anhümâJ'nın yanına girdik. Yanına vardığımız zaman girenlerin kimler
olduğunu (bir bir) sordu. Nihayet sıra bana
gelince :
Ben Muhammed bin Ali bin Hüseyin'im, dedim. Bunun üzerine
elini başıma uzatarak (gömleğimin yakasındaki) üst
düğmemi çözdü. Sonra alt düğmemi de çözdü.
Daha sonra avucunu iki mememin arasına (göğsümün
üstüne) koydu. Ben o zaman genç bir çocuktum. (Bana) :
Hoş geldin. Dilediğini sor, dedi. Ben de ona
(Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in haccının keyfiyetini)
sordum. Kendisi âmâ idi. O sırada namaz vakti
geldi. Bunun üzerine bir dokumaya bürünerek (namaza)
kalktı. Sarındığı dokuma
küçük olduğu için omuzlarına koydukça iki tarafı kendisine
doğru geriye dönüyordu. Cübbesi de
yambaşuıda askı üstünde (duruyor) idi. Bize
namaz kıldırdı. Namazdan sonra ben (kendisine) :
Bize Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hac edişini anlat,
dedim. Bunun üzerine eliyle dokuz sayışma işaret ederek dedi ki:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac etmeden (Medine'de) dokuz yıl
durdu. Sonra onuncu yıl Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in hacedeceğini halka ilân edilmesini emretti. Bunun üzerine Medine'ye çok insan geldi. Hepsi
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e uymak (yâni O'nunla beraber hac
etmek) ve O'nun yap-
tığının mislini yapmak istiyordu. Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Medine'den yola) çıktı. Biz de O'nunla beraber çıktık. Zü'I-Huleyfe'ye
vardık. Esma bin t-i Um ey s (orada) Muhammed bin Ebİ Bekr'i
doğurdu ve: Ben ne yapacağım? diye
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber gönderdi. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ona) :
«Yıkan, kanın akmasını engelleyici bir bez sarın ve
ihrama gir» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) Zü'I-Huley-fe mescidinde namaz kıldı. Sonra Kasvâ (denilen deve) ye bindi. Nihayet devesi O'nu
Beydâ (denilen mevki) ye çıkarınca (Câbir demiştir ki) O'nun
önünde gözümün görebildiği kadar binekli ve
yayaya baktım, O'nun sağında da o Kadar insan vardı.
Solunda da o miktarda insan bulunurdu ve bir o kadar
da arkasında vardı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) de aramızda bulunuyordu. Kur'ân
(âyetleri) O'na iniyor, mânâlarını da o biliyordu. Artık
O, ne yapıyorsa biz de ayni şeyi yapıyorduk. Resûl-i Ekrem,
tevhîd'i, (yâni Allah'ın birliğini ihtiva
"Allahım dâvetine çokça icabet ettim. Senin
dâvetine mükerrer icabet ettim. Senin
ortağın yoktur. Senin dâvetine tekrar icabet
ettim. Şüphesiz, hamd ve nimet senindir mülk de
senindir. Hiç bir ortağın yoktur."
Halk ise hâlen yüksek sesle okudukları lebbeyk
duasını yüksek sesle okudular. (Yâni
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in lebbeyk duasına ilâve
yaptılar.) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) de onların okuduklarından bir şeyi reddetmedi (yâni
niçin bu ilâveyi yapıyorsunuz demedi). Resûlullah
{Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendi telbiyesine devam etti. Câbir
demiştir ki: Biz haçtan başka bir şeye niyet etmiyorduk. Biz umreyi bilmiyorduk (Yâni hac ile umrenin birlikte
yapılabileceğini veya hac mevsiminde umre yapılabileceğini
bilmiyorduk). Nihayet biz O'nunla beraber Ka'be'ye
vardığımız zaman rüknü (yâni Hacer-i Esved'i) istilâm etti
ve Üç tur hızlı, dört tur da normal yürüyüşle tavaf etti.
Sonra İbrahim (Aleyhİs-
sliâm)'in makamına gidipVe İbra-him'in makamından namaz yeri
edininiz.» (4) âyetini okudu.
Sonra M akam i, kendisiyle Kabe araşma aldı (ve makamın
arkasında durup iki rekât namaz kıldı). (Râvî Ca'fer
demiştir ki:) Babam diyordu ki: O, bu iki rek'at
(tavaf namazın) da (Fâtiha'dan sonra) Kâfirûn ve ve İhlas sûrelerini
okurdu. (Ben babamın bunu ancak Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'den merfû olarak rivayet ettiğini bilirim.) —Yâni
anılan sûreleri okuyan Câbir değil, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) olduğu rivayet olunmuştur— (Câbir rivayetine devamla
şöyle demiştir:) Sonra
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'ye dönerek rüknü (yâni Hacer-i
Esved'i) istilâm etti. Sonra (Safa)
kapı (sın) dan Safâ'ya çıktı. Nihayet Safâ'ya
yaklaşınca;
i»! — "Şüphesiz Saf â ile Merve Allah'ın (me-nâsik)
alâmetlerindendir" âyetini okudu ve:
Allah'ın başladığı (Safa tepesi) nden (sa'y'e)
başlarız, buyurarak Safâ'dan (sa'y'e) başladı, Ka'be'yi
görünceye kadar Safa tepesinin üstüne çıktı. Sonra
tekbîr alarak, tehlil ve hamd eyledi ve;
"Allah'tan başka (ibâdete lâyık) hiç bir ilâh yoktur. O,
birdir. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd
da O'nundur. Diriltir ve Öldürür. O, her şeye de
kadirdir. Allah'tan başka (tapınmaya lâyık)
hiç bir ilâh yoktur. O, birdir. Hiç bir
ortağı yoktur. (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ine verdiği)
vaadini yerine getirdi, kuluna zafer verdi ve
yalnız basma düşman hiziblerini hezimete uğrattı"
dedi. Bu arada duâ etti ve bu zikir ile duayı üç defa
tekrarladı. Sonra Safa tepesinden inip Merve ye
doğru yürüdü. İnişi bitip derenin ortasına
varınca hızlı yürüdü. Ayakları dereden çıkınca
Merve tepesine varıncaya kadar (yine) normal
yürümeye devam etti. Safa üstünde
yaptığını Merve Üstünde de yaptı. Tavaf (yâni yedi tur sa'y'ı) Merve üstünde bitince t
Hac aylarında umre etmenin câizliğini şimdi bildiğim gibi
başlangıçta bilseydim kurbanlığımı (Mekke'ye)
şevke t m ezdi m ve ihramına başladığım
haccı umre'ye çevirirdim. Artık sizlerden
(hac niyetiyle ihrama girip de) beraberinde kurbanlığı
olmayanlar hemen ihramdan çıksın ve haccını umre'ye
çevirsin, buyurdu. Bunun üzerine herkes ihramdan
çıkıp saçlarını kısalttılar. Yalnız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile
yanında kurbanlığı bulunanlar ihramdan
çık-madılar. Sonra Sürâka bin Mâlik bin Cü'şüm ayağa
kalkarak:
Yâ Resûlallah! Bu iş (yâni hac aylarında umre etmek veya haccı
umre'ye çevirmek), bu yılımıza mı mahsus, yoksa ebedî
olarak devam edecek mi? diye sordu. Câbir
demiştir ki: Bu soru üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir
elinin parmaklarını diğer elinin parmaklarına kenetleyerek:
Umre şöylece (kenetlenen parmaklarım gibi) hacca dâhil olmuştur.
Umre şöylece hacca dâhil olmuştur.
Hayır (bu yıla mahsus değildir) .
Bilâkis ebedî olarak devam edecektir, buyurdu.
Câbir demiştir ki: Ali (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'in develerini (Yemen'den)
getirdi. Fâtune (Radıyallâhü anhâ) 'yi da
ihramdan çıkanlar mey ânın da, boyalı elbise giymiş ve
gözlerine sürme çekilmiş olarak buldu. AH (Radıyallâhü anh) Fâtime'nin ihramdan çıkmasına karşı
çıktı. Fâtime:
İhramdan çıkmamı babam bana emretti, dedi. Alî (Radıyallâhü
anh) Irak'ta (halîfe) iken şöyle derdi i
Bunun üzerine ben Fâtıme'yi bu yaptığı işten
dolayı azarlatmak ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen
anlattığı husus ile onun yaptığı işe
karşı çıkmam meselesi hakkında Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Selîem)'e fetva sormak üzere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in yanma gittim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Fâtime doğru söylemiş, doğru söylemiş. Sen hacca niyetlenirken ne dedin? buyurdu.
Ben:
A11 ahım! Resûl'ün (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) neye
niyetlen-diyse, ben de ona niyetlendim, cevâbını verdim.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana)
:
Benim beraberimde kurbanlığım var. (Yâni bu nedenle
ben ihramdan çıkamam) Sen (de) ihramdan çıkma,
buyurdu.
Câbir demiştir ki: Alî (Radıyallâhü anh) in Yemen'den getirdiği
kurbanlıklar ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Medine'den
getirdiği kurbanlıkların toplamı yüz adetti. Sonra herkes ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar.
Yalnız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) ile beraberinde kurbanlığı olanlar ihramdan
çık m adı lar. Sonra terviye (yâni Zilhicce'nin sekizinci) günü
olunca ve Minâ'ya doğru hareket edecekleri zaman (ihramdan
çıkmış olanlar) hac niyetiyle ihrama
girdiler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
hayvanına binerek (Minâ'ya) gitti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) (o günün) öğle, ikindi,
akşam ve yatsı namazları ile (ertesi günü) sabah
namazını Minâ'da kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kendisi için (Arafat'a yakın
olan) Nemire (denilen yer) de kıldan bir çadırın
kurulmasını emretti. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Minâ'dan Nemire'ye) hareket etti. Kureyş
kendilerinin câhiliyet devrinde yaptıkları gibi O'nun da
Meş'ar-i Haram yanında veya Müzdelife(nin
başka bir yerin) de vakfe edeceğinde (yâni vakfe Arafat'a
gitmiyeceğinde) şüphe etmiyorlardı. Halbuki
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Kureyş'in kanaati
hilâfına) Müzdelife'yi geçerek Arafat (in yakının) a vardı.
Nemire'de kendisi için çadırı kurulmuş olarak
buldu ve oraya indi. Nihayet güneş göğün
ortasında batıya kayınca (yâni öğle vakti girince), Kasvâ
(denilen devesi) nüı hazırlanmasını emretti. Bunun üzerine kasva'ya semer vuruldu. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) binip (Ürene denilen) derenin ortasına
vardı. Orada halka bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu:
Şu (Zilhicce) ayınızda, şu (Mekke) şehrinizde bu
(Arefe) gününüz nasıl mukaddes ise (yâni bu yer ve zamanda günah
işlemek nasıl ağır biçimde haram ise) şüphesiz
kanlarınız ve mallarınız da size haramdır (yâni
birbirinizin kanını akıtmanız ve haksız yere
birbirinizin mâlını almanız her yerde ve her zaman şiddetle
haramdır.) Bilmiş olunuz ki câhiliyet devri
işlerinden olan her şey bu iki ayağımın altına
konulmuştur (yâni bâtıldır, işlerliği yoktur). Câhiliyet devrine ait kanlar bâtıldır (yâni ne
kısası, ne diyeti ne de kefareti vardır). İptal
ettiğim
(Emrolunduğun şeyleri) tebliğ ettiğine, görevini
hakkıyla îfa ettiğine ve (ümmete) nasîhatta bulunduğuna
şehâdet ederiz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) şehâdet parmağını semâya kaldırıp sonra
halka doğru eğerek üç defa:
Allahım şâhid ol, Allahım şâhid ol, Allahım şâhid
ol, dedi (Bu hutbeden) sonra Bilâl (Radıyallâhü anh), ezan okudu. Sonra ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) öğle namazını (iki
rekât olarak) kıldırdı. Sonra Bilâl (tekrar)
ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
ikindi namazım (da iki rekât olarak) kıldırdı. (Yâni öğle ve ikindi farzlarını ard arda Cem-i
Takdim şeklinde kıldırdı). Resûl-i
Ekrem bu iki namaz arasında başka namaz kılmadı. Bundan sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
(devesine) binerek vakfe yerine (yâni Rahmet dağının
eteğine) geldi. Devesinin göğsünü kayalara
çevirdi. Yayaların yolunu da
karşısına aldı ve kıbleye döndü. Akşama kadar orada vakfeye durdu. Nihayet güneşin
sarılığı biraz gitti ve güneş tamamen kayboluncaya kadar vakfeye devam etti. Sonra Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Üsâ-me bin Zeyd'i terkisine alarak oradan
(Müzd elife 'ye) hareket etti. Resûl-i Ekrem kasvâ (denilen
devesi) nin yularını o derece kas m işti ki neredeyse devenin
başı semerin ön kısmındaki deriye değiyordu ve Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sağ eliyle işaret ederek j
Ey insanlar, sükunetten ayrılmayın, sükûnetten ayrılmayın
(yâni acele etmeyin) buyuruyordu. Kum tepeciklerinden birine geldikçe
düzlüğe çıkıncaya kadar devesinin
dizginimi gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye vardı.
Orada akşam ve yatsı namazlarını bir ezan
ve iki ikâmetle kıldırdı. (Yâni bu iki namazı Çem-i
Tehir şeklinde kıldırdı) Ve bunlar
arasında başka namaz kılmadı. Sonra Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), fecir doğuncaya kadar
uzandı. Fecir doğunca bir ezan ve bir ikâmetle sabah
namazını kıldırdı. Sonra Kas-vâ'ya
binerek Meş'ari Harâm'a geldi. Bu dağın
üstüne çıktı. Orada (kıbleye dönerek) Allah'a hamd etti,
tekbîr aldı ve tevhîd'de bulundu (Yâni el-Hamdu lillâh Vellahu Ekber ve Lâ
ilahe illallah dedi). Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar orada vakfe'ye devam etti. Sonra henüz güneş
doğmamış iken oradan yola çıktı ve terkisine Fadl bin
Abbâs'ı aldı. Fadl, güzel saçlı beyaz tenli ve
yakışıklı bir zât idi. Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yola çıkınca, yanından bir
takım kadınlar koşarak geçtiler. Fadl
onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), elini diğer taraftan
(Fadl'ın yüzüne) koydu. Fadl da yüzünü o taraftan
çevirip baktı. Nihayet Resül-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) (Müzde-life ile Minâ arasında bulunan) Muhassir deresine
vardı ve (devesini) biraz hızlandırdı. Sonra seni büyük cemre'ye çıkaran orta yola girdi ve nihayet
ağacın yanındaki (büyük) cemre'ye vardı (buna Akabe cemresi
de denilir). (O cemre'ye) fiske taşı
gibi yedi aded çakıl attı. Her çakılı atarken tekbîr
alıyordu (yâni Allahü Ekber ( diyordu).
Taşları derenin ortasından attı. Sonra
mezbahaya döndü. 63 deveyi kendi eliyle
boğazladı. Sonra (bıçağı) Alî'ye verdi. Ali de (O'nun emriyle) kalan (37)
deveyi boğazladı. Resül-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem), kurbanlıklarına Alî'yi ortak etti. Sonra, her deveden birer parça etin alınmasını
emretti. Bunlar bir çömleğe konularak
pişirildi. İkisi de develerin etinden yediler ve et suyundan içtiler. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) (ifâda tavafı için Minâ'-dan) Ka'be'ye indi. (Tavaftan
sonra) öğle namazını Mekke'de kıldı. Daha sonra
Zemzem (kuyusu) üzerinde halka suvarmakta olan Abdulmuttalib'in
oğullarının yanma vardı ve (onlara) :
(Kuyudan su) çıkarınız Ey Muttalib oğulları. Su çıkarmanız hususunda halkın size izdiham vermesi
korkusu olmasaydı ben de sizinle beraber su çıkarırdım
(Yâni su çıkarırsam halk bunu menâsikten
sanarak izdiham vermekle işinizi engelleyebilir), buyurdu. Sonra onlar kendisine bir kova su sundular. O da bundan
içti,"
3075) "... Biz üç nevi hac niyetiyle Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in refakatinde yolculuğa çıktık.
Bâzı farımız hac ve umreye beraber
niyetlenerek ihrama girdi. Bir kısmımız
yalnız hac ihramına girdi. Bâzılarımız
da yalnız umre ihramına girdi. Hac ve umreyi beraber ifa etmek
üzere ihrama girmiş olanlar hac menâsikini tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmadı. Yalnız hac niyetiyle
ihrama girenler de hac menâsikini bitirinceye kadar
ihramdan çıkmadı ve yalnız umre ihramına girenler, Ka'be'yi
tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y ettikten sonra ilerde hac
niyetiyle ihrama girmek üzere, umre'nin ihramından
çıktılar."
İZAHI
Bu hadîsin benzerini Buhârî, Müslim, Ebû D â -vûd, Nesâi, Mâlik ve Beyhaki de
rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin zahirine göre
Veda haccına katılan sahâbîlerin bir kısmı mîkatta umre
niyetiyle ihrama girmişlerdir. Fakat bu mânâ
kasdedilmemiştir. Tekmile yazarının belirttiği gibi
kasdedilen mânâ şudur: Beraberinde kurbanı bulunmayanlar, mîkatta hac
niyetiyle ihrama girdikten sonra, Şerif te ve
Mekke' de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in emriyle
haclarını umre'ye çe-
virip umre menâsikini tamamladıktan sonra ihramdan çıktılar ve
terviye günü hac niyetiyle ihrama girdiler.
Bu hadîs haccın üç çeşidinin de meşru olduğuna delâlet eder: Bu çeşitler: Hacc-ı Kıran, Hacc-i
İfrâd ve Hacc-ı Temettü'dür. Bunlarla ilgili
ayrıntılı bilgi bunlara âit bâblarda verilmiştir.
3076) "... Süfyân(-ı Sevrî)
(RadtyaUâhü ank)'den; Şöyle demiştir:
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı) üç defa hac etmiştir t
İki hacc'ı hicret etmeden önce ve bir haccı hicret ettikten
sonra Medine'den gitmek suretiyle ifa etmiştir. Hicretten
sonra ettiği hac ile umre'yi birleştirmiştir (Yâni Hacc-ı
Kıran etmiştir). (Bu hac'ta) Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in getirdiği kurbanlar ile Alî'nin
(Yemen'den) getirdiği kurbanların toplamı yüz deveyi
bulmuştur. Bu develerden birisi de burnunda
gümüşten bir halka bulunan Ebû Cehl'in erkek devesi idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) (bunlardan) 63 tanesini
kendi eliyle boğazlamış. Ali de
kalanları boğazlamıştir.
Süfyân'at Bu hadîsi kim (
Ca'fer, babasından, babası da Câbir (Radıyallâhü anh) 'den
rivayet etmiştir. İbn-i Ebî Leylâ da el-Hakem'den, bu da
Mıksem'den, Mık-sem de İbn-i Abbfts (Radıyallâhü
anhümâ)'dan rivayet etmiştir/*
MUHSAR (YÂNİ İHRAMA GİRDİKTEN SONRA ARAFAT'TA VAKFE ETMEKTEN VEYA FARZ TAVAFI ETMEKTEN MENEDİLEN) KİMSE
3077) "... Haccâc hin Amr el-Ensârî (Radıyallâhü an/ı)\\en: Şöyle demidir :
Ben Peygamber (SallallaJıü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyururken
işittim :
«(İhrama girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya
topallayan bir kimse ihramdan çıkabilir ve gelecek yıl haccetmekle
mükelleftir.»
3078) "... Abdullah bin
Râfi Mevlâ Ümmü Seleme
(Raâtvaltâhü an-/'«m)VIen; Şöyle demiştir:
Ben ihrâmh kimsenin (farz menâsikini tamamlamaktan) men edilmesi meselesini
Haccâc bin Amr (el-Ensâriy)e sordum. Bunun üzerine Haccâc şöyle dedi:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«(İhrama girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya
hastalanan ya da topallayan kimse ihramdan çıkabilir ve gelecek yıl
haccetmekle mükellef olur.-
(Râvî) İkrime demiştir ki: Ben bunu İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre
(Radıyallâhü anhüml'e rivayet ettim. Bunlar; Haccâc doğru
söylemiştir, dediler.
(Râvi) Abdürrezzak demiştir ki: Ben bu hadîsi Destevâi sahibi
Hişâm'ın cüz'ünde (yâni küçük kitabında) buldum ve Ma'mer'e
götürdüm. Ma'mer bana okudu veya ben ona okudum."
MUHSAR (YÂNİ HAC VEYA UMRE'NİN FARZ OLAN
MENÂSÎKÎNİ YAPMAKTAN ALAKONULAN KİMSEN) İN FİDYESİ
(YÂNİ İHRÂMLIYA YASAK BÎR ŞEY İŞLEMESİNİN
CEZASI)
3079) "... Abdullah bin Ma'kıl (Radtyallâkü anhümâyAzn; Şöyle demiştir :
Ben (Kûfe'de) Mescid'de Ka'b bin Ucre (Radıyallâhü anhVın
ya-nına oturdum ve ona; £1 jl ÛZ* jl jf^> *j* İaii = ... Oruçtan
veya sadakadan veya kurbandan bir fidye — gerekir— âyetini sordum. Ka'b dedi ki:
Bu âyet benim hakkımda indirildi. (Ben Hudeybiye'de
umre'nin ihramında iken) başımdan bir elemim vardı. Bitler (başımdan) yüzü-me dökülür vaziyette ben
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına götürüldüm.
ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana):
-Meşakkatin şu gördüğüm vaziyete
ulaştığını sanmıyordum. Bir koyun bulabilir misin?» diye sordu. Ben t
Hayır, diye cevab verdim. Bunun üzerine şu âyet indi:
Ka'b dedi ki: Oruç üç gündür. Sadaka beher fakire yarım sa"
yiyecek vermek üzere altı fakiredir. Kurban da bir
koyundur."
3080) "... Ka'b bin ücre (RadtyallâkÜ anh)'âen; Şöyle
demiştir:
(Hudeybiye'de) bitler bana eziyet ettiği zaman Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem). başımı
tıraş etmemi ve (fidye olarak) üç gün oruç tutmamı veya
altı fakiri yedirmemi emretti ve O, kurban edeceğim hayvanın
yanımda bulunmadığım biliyordu."
3081) "... îbn-i Abbâs (Radıyallâkü ankümâ)'dan rivayet
edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçlu ve ihrâmlı iken hacamat
olmuştur."
3082) "... Câbir (Radtyallâhü onA/den rivayet edildiğine
göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken
yakalandığı bir ayak rahatsızlığı nedeniyle
hacamat olmuştur."
3083) "... îbn-i Ömer (Radtyallâkü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken başına
kokusu güzelleştirilmemiş zeytin yağını sürerdi."
İHRAMDA İKEN ÖLEN ERKEK
3084) ı;... İbn-î Abbâs
(Radtyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir:
(Veda haccmda Arafat'ta) bir adam ihrâmlı iken devesi (onu yere
düşürüp) boynunu kırdı (ve adam derhal öldü). Bunun üzerine
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onu su ve sidr ile yıkayınız ve iki ihramı içinde
kefenleyiniz ne yüzüne ne de başına bez sarmayınız. Çünkü o. Kıyamet günü Leb-beyk duasını okuyarak
diriltilecektir- buyurdu.
Bu hadisin misli ... senediyle de İbn-i Abbâs'tan bize rivayet edil-
mistir. Ancak bu senedde râvî; .4İU»^ *~a*^\ demiş
ve Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'iBı .ClU
«Ona güzel koku yaklaştırmayınız. Çünkü
o. Kıyamet günü Lebbeyk, diyerek diriltilecektir» buyurduğunu
söylemiştir."
3085) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhütnâydan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmhnm sırtlan avlanması
(suçu) sebebiyle bir koç (cezasın) a hükmetti ve sırtlanı av
hayvanlarından kıldı."
3086) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»A/den rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
•İhrâmh kişinin deve kuşu yumurtasını
avlanması (suçu) sebebiyle o yumurta bedeli
(fidyesi) vardır» buyurmuştur."
İHRÂMLI
KİŞİNİN ÖLDÜRÜLEBİLDİĞİ
(HAYVANLARİN BEYÂNI)
3087) "... Âişe (Radtyallâhü ankâydan rivayet edildiğine göre;
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
•Fâsik olan beş nevi hayvan vardır ki hill (yâni Harem-i Şerif
dışın) da ve Harem'de öldürülür: Yılan, ebka* (yâni
karnında veya sırtında beyazlık veya siyahlık bulunan)
karga, fare. akûr (ısırıcı) köpek ve çaylak.»**
3088) "... Îbn-İ Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet
edildiğine göre; Resulü Hah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Yer yüzünde yürüyen hayvanlardan beş nevî vardır ki, ihrâmh iken
onları öldürene (veya buyurdu ki onlan öldürmekte) hiçbir günah yoktur:
Akreb, karga, çaylakcık, fare ve kelb-i akûr (yani ısırıcı
köpek veya yırtıcı hayvan).»"
3089) «... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü a«A)'den rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Settem)
;
«İhrâmh kimse, yılanı, akrebi, saldırgan
yırtıcı hayvanı, kelb-i akûr'u ve fâsıkcık fareyi
öldürür- buyurmuştur.
Ebû Saîd-i Hudri'ye i Fareye niçin füveysika
(fâsıkcık) denilmiş, diye soruldu. Ebû Saîd:
Çünkü (bir gece) fare evi yakmak üzere yağlı, yanık bir
paçavrayı tutup sürüklerken Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî bunun
için uykudan uyandı, diye cevab verdi."
İHRÂMLI KİMSENİN AV HAYVANI ETİNDEN
YEMESİNİN YASAKLIĞI
3090) "... Sa'b bin Cessâme (Radıyaliâhü a«A)'den;
Şöyle demiştir:
Ben Ebvâ veya Veddân'da iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
yanıma uğradı. Ben de O'na yabanî bir eşek hediye ettim:
Fakat O, (
«Bizde (hediyeni)
3091) "... Alî bin Ebî Tâlib (Radıyaliâhü a«A>'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'e ihramda iken bir aveti getirildi. Fakat
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu yemedi."
3092) "... Talha bin Ubeydillah (Radıyallâhü anh)'den rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona bir yabanî eşek vererek
arkadaşlar arasında ihramda bulundukları halde taksim etmesini
emretmiştir."
3093) "... Abdullah bin Ebî Katâde'ain babası (Ebû
Katâde d-Ensarf) (Rad%yaÜâkü anktimâ)'dan; Şöyle demiştir:Hudeybiye (yolculuğu) zamanında ben (de)
Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellemî'in beraberinde (yolculuğa)
çıktım. Resûl-i Ekrem'in arkadaşları
ihram 1 andılar. Fakat ben ihrâmlanmadım.
Sonra (yolda) bir yabanî eşek gördüm. Ben hemen ona hücum edip avladım. Sonra Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve SellemVe hayvanın durumunu anlattım ve (onu
avlanırken) ihrâmlannuş olmadığımı belirtmek
için); bunu, senin için avladım (Yâ Resûlallah), dedim. Bunun
üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu yemeleri için
arkadaşlarına emretti. Fakat Zât-i
Nebevileri için avladığımı söyleyince O, bundan
yemedi."
3094) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin zevcesi Âişe
(Ra-dtyaîlâhü a»Aâ/dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mekke'ye) Medine'den kurban
gönderirdi. Ben de O'nun kurbanının boynuna
takılacak iple-ri büküyor (ve hazırlıyor) dum. Kurbanları Mekke'ye yolladıktan sonra Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İhrâmlı kimsenin
sakındığı şeylerin hiç birisinden
sakınmazdı."
3095) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in zevcesi
Âişe (Ra-dıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle
demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Mekke'ye göndermek
istediği) kurbanlığının boynuna takılacak ipleri
ben büküyordum. O da bu İpleri kurbanının boynuna
takıyordu. Sonra onu (Mekke'ye) gönderiyordu. Sonra ihrâmh kimsenin sakındığı şeylerin
hiç birisinden sakınmaksızuı kendisi (Medine'de) ikâmet
ediyordu."
3096) "... Âişe (Radtyallâhü ankâ)'âan; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'ye bir defa kurbanlık ganem
(koyunlar veya keçiler) gönderdi ve onların boyunlarına
kurbanlık alâmetlerini taktı."
3097) '■... İbn-i Abbâs (Radıyallâftu nnhümâ)\\i\n rivayet
edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Veda haccmda) kurbanlık devesinin
hörgücünün sağ tarafını (bıçakla) nişanladı ve
(akan) kanı temizledi.
(Râvî) Alî kendi rivayetinde: Bu iş Zü'1-Huleyfe'de olmuş ve Re-sûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devesinin boynuna kurbanlık alâmeti
olarak iki papuç takmış, dedi."
3098) "... Âişe (Radtyallâhü ankâ)'dan rivayet
edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
kurbanlığının boynuna kurbanlık alâmetini taktı,
nişanladı ve (Mekke'ye) gönderdi, İh-râmlı kişinin
sakındığı şeylerden de sakınmadı."
3099) "... Alî bin Ebî Tâlib (Radtyallâhü anhyden; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana, (Veda haccında Mekke'ye
sevkettiği kurbanlık) develerine nezâret etmemi, semerleri ile
derilerini (fakirlere) taksim etmemi ve kassab'a (ücret olarak) develerden bir
şey vermememi emretti ve:
«Kassab'a, (ücretini) biz (yanımızdan) veririz» buyurdu."
DİŞİ VE ERKEK HAYVANLARDAN MEKKE'YE KURBAN
GÖNDERME
3100) "... İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan
rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlık develeri me-yânında
burun halkası gümüşten olan Ebû Cehl'in bir erkek devesini de kurban
olarak Mekke'ye yolladı."
3101) "... İyâs bin Seleme'nin babası (Seleme) (Radtyaüâhü
anhümâ)'-den rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in (Harem-i Şerife
yolladığı) kurbanlık develeri içinde erkek bir deve de
bulunuyordu."
3102) '... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anJıümâ)'âan
rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlığını
Kudeyd'-den satın aldı."
3103) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü onA/den rivayet
edildiğine .göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamın kurbanlık devesini
sevk ettiğini, (kendisinin yaya olarak gittiğini) gördü. Bunun
üzerine (adama) :
«Deveye bin», buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, (nasıl bineyim?) dedi. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Yazıklar olsun
3104) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'ûen rivayet
edildiğine göre :mesi daha faziletlidir. Yoldan satın alması da Mekke' den satın
almasından efdaldir. A r a f â t' tan
satın alması da M i n â ' -san satın almasından üstündür. Şayet anılan hiç bir yerden satın almayıp da
Minâ'da alıp boğazlarsa yine sahihtir ve kurban sevabını
kazanmış olur, demiştir.
KURBANLIK OLARAK HAREMİ ŞERİFE YOLLANAN DEVE VE
SIĞIRLARA BİNME (NÎN MEŞRULUĞU)
3103) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)râen rivayet edildiğine göre :
Peygamber CSalIallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamın kurbanlık devesini
sevk ettiğini, (kendisinin yaya olarak gittiğini) gördü. Bunun
üzerine (adama) :
«Deveye bin», buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, (nasıl bineyim?) dedi. Resûl-i Ekrem
(Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Yazıklar olsun
3104) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyâen rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanından kurbanlık bir
deve geçirildi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Deveyi götürene) :
«Deveye bin» buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
«Deveye bin», buyurdu.
Enes demiştir ki: Sonra ben adamı devesine binmiş olduğu
halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'üt beraberinde gördüm. Devenin
boynunda bir papuç takılı idi."
3105) "... Züeyb el-Huzâî (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlık develerini kendisiyle
beraber (Mekke'ye) gönderiyor ve şöyle buyuruyordu:
«Kurbanlıklarımdan ölüm tehlikesiyle karşılanan ve
öleceğinden korktuğun hayvan olduğu zaman, sen hemen onu
boğazla ve (boynuna takılı) papuçu onun kanma
batırdıktan sonra hörgücünün üstüne vur (ki Kurbanlık
olduğu bilinsin). Ne sen ne de senin beraberindeki kafileden hiç bir kimse
onun etinden bir şey yemeyin.»"
3106) "... Naciye el-Huzâî (Amr kendi rivayetinde diyordu ki:
Naciye,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'ın kurbanlık develerine
refâket
Ben, Yâ Resûlallah! Kurbanlık develerinden ölüm
tehlikesiyle karşı karşıya kalana ne yapayım? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onu boğazla ve (boynuna takılı) papuçu kanma
batırdıktan sonra hörgücünün üstüne vur (ki kurbanlık
olduğu bilinsin). Ve onu halka bırak. Halk onu yesin» buyurdu."
MEKKE EVLERİNİ KİRAYA VERMEK
3107) "... Alkarna bin Nadla (Radtyallâhü ank)'den; §öyle
demiştir:
Mekke evlerine ancak sevâib (yâni oturanların mülkü olmayıp ihtiyaç
sahihlerine terkedilmiş olarak) denile geldiği halde Resûlul-lah
(Sallallahü Aleyhi ve Selem), Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhü anhümâ) vefat
ettiler. Kim (meskene) muhtaç ise (Mekke evlerin-de)
oturur ve kim muhtaç değil ise ihtiyâcı olanı
(kirâsız olarak)
nrıırtur"
3108)- «... Abdullah bin Adî bin e!-Hamrâ (Radtyallâhü an*)'den- Söyle
demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'i, dişi devesi üstünde olup (Mekke'nin) el-Hazvara
(semtin) de durarak şöyle buyururken gördüm:
«(Ey Mekke)! Vallahi sen Allah'ın arzının
şüphesiz en hayırhsı-sin ve Allah'ın arzının bana
en sevimlisisin. Vallahi (Allah'ın emriyle) senin
dışına ihraç edilmem (durumu) olmasaydı senden
çıkmaz-dun.»"
3109) "... Safiyye bint-i Şeybe (Radtyallâhü
ü«/fü>"dan; Şöyle demiştir: Mekke'nin fetih yılı
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selem) "in hutbesini (Ondan) dinledim. O,
hutbesinde:
«Ey insanlar! Allah gökleri ve yeri yarattığı gün şüphesiz,
Mekke'yi haram kılmış (yâni orada katıl ve her türlü
saygısızlığı şiddetle yasaklamış)tur. Artık Mekke, kıyamete dek haramdır.
(Şöyle ki:) Ağacı kesilmez, avı
rahatsız edilmez ve lukatasım (yerde bulunan
Abbâs (Radıyallâhü anh) : İzhır (otu)
müstesna, çünkü o evler ve kabirler içindir, dedi. (yâni
müstesna edilmesini diledi.) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
«İzhır bu hükmün dışındadır» buyurdu."
3110) u... Ayyaş bin Ebî Rebîa el-Mahzûmî (Radtyallâhü anh)'Ğen
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir :
«Bu ümmet, (hac ve umre şiarlarına) şu hürmeti hakkıyla
yücelttikleri sürece hayırlı biçimde devam edecektir. Bu tazimi zayi
ettikleri zaman helak olurlar.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun
senedinde Yezid bin Ebî Ziyâd bulunur. Bu râvi, ömrünün
sonlarına doğru bunamıştır.
MEDİNE-İ MÜNEVVERE'NİN FAZÎLETİ
3111) "... EbÛ Hüreyre (Radtyallâkü a«A)'den rivayet
edildiğine göre ; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yılan yuvasına toplandığı gibi imân da Medine'ye
toplanır.»"
3112) "... Ibn-i Ömer (Radıyallâhü ankümâyd&n rivayet
edildiğine göre; ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Kim Medine'de (yerleşip ölünceye kadar orada oturmak suretiyle)
ölebilirse yapsın (yâni ölünceye kadar orada ikâmet etsin). Çünkü ben
orada ölen kimse için şüphesiz şehâdet ederim (yâni şefaat
ederim).»'*
TERCEM E S 1
3113) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyâen rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:«Allahım İbrahim
(Aleyhisselâm) senin dostun ve peygamberindir ve sen Mekke'yi İbrahim'in
dileği üzerine şüphesiz haram (muhterem veya ağacım
kesmeyi, avını rahatsız etmeyi ve lukatasını
almayı, kıtali haram) kıldın. Allahım! Ben de senin kulun ve peygamberinim. Ben
de Medine'nin şu iki lâbetin arasındaki sahayı şüphesiz
(ayni şekilde) haram kılıyorum.
3114) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ankyden rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Kim Medine halkına bir kötülük etmek isterse, tuzun suda eridiği
gibi Allah o kimseyi eritir (mahveder).»"
3115) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyûen rivayet edildiğine
göre; Resûluüah (Sallalîakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Uhud, şüphesiz bizi seven ve bizim sevdiğimiz bir dağdır
ve cennet bahçelerinden bir bahçenin üstündedir.
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun
senedinde tbn-İ İshâk bulunur. Bu râ,vl
tedliscidir ve hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Onun
şeyh'i Abdullah'tır. Bur hârî :
Abdulalh'ın hadîsi üzerinde düşünmek gerekir, demiştir.
İbn-i Hibbân da: Abdullah'ın Enes (R.A,)'den hadis işittiğini
bilmem, demiştir. Fakat îbn-i Mâcehln rivayetinde Abdullah: Ben Enes'ten
İşittim, dediği için tbn-İ Hibbân'ın dediği husus
giderilmiştir.
3116 deiiî Şöyle de-
Bir adam Ka'be'ye hediye olarak bir miktar gümüş
para benimle (Mekke'ye) gönderdi. Şakîk; Sonra ben
Ka'be'ye girdim. (Ka'be hizmetkârı) Şeybe
(Radıyallâhü anh) (Ka'be'de) bir kürsü üstünde oturuyordu. Ben
parayı ona teslim ettim, dedi. Şeybe, Şakîk'a ■.
Bu para senin mi? diye sordu.
Şakîk:
Hayır. Ve eğer para benim olsaydı sana
getirmezdim, diye cevab verdim, (diyor). Şeybe:
Bak sen cidden bu sözü söylersen, (
Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be malının yerini
şüphesiz gördü (yâni bu malın varlığını
biliyordu). Ebû Bekir de gördü. Ve
onların mala ihtiyaçları seninkinden fazlaydı. Buna rağmen onlar bu ma'ı yerinden oynatmadılar.
Bunun üzerine Ömer, olduğu gibi ayağa kalktı ve (
RAMAZAN AYI ORUCUNU MEKKE'DE TUTMANIN FAZİLETİ
3117) ''... İbn-i Abbâs (Radtyaİiâhü ankümâ)'da.n rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Kim Ramazan ayına Mekke'de kavuşup orucunu tutar ve kolayına
geldiği kadar gecesini ibâdetle ihya ederse, Allah, ona Mekke
dışında yüzbin Ramazan ayı orucunu tutmak
sevabını yazar ve Allah ona beher gün ve beher gece
karşılığında bir köleyi âzadlama sevâbuu yazar. Beher gün karşılığında Allah yolunda bir
atın (düşmana) saldırısının sevabını
yazar. Keza her gün bir hasene, her gece bir hasene yazar.»"buyurmuştur.
YAĞMUR YAĞARKEN KA'BE'Yİ TAVAF ETMEK
3118) "... Dâvûd bin Aclân (Radtyallâhü «»A/den; Şöyle
demiştir:
Biz yağmurlu bir zamanda Ebû Ikattn beraberinde Ka'be-i Mu-azzama'yı
tavaf ettik. Tavafımızı bitirince İbrahim
(Aleyhisselâm)'in makamının arkasına geldik. Sonra Ebû
Ikal dedi ki:
Ben yağmurlu bir zamanda Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) ile beraber
Ka'be'yi tavaf ettim. Sonra tavafımızı
bitirince Makamı îb-
rahim'e geldik ve iki rek'at namaz kıldık. Sonra Enes bize:
İşi (yâni tavafı) yenileyiniz, mağfiret olundunuz. Biz bir
defa Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde yağmurlu bir
zamanda tavaf etmiş durumda iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
bize böyle buyurdu, dedi."
YAYA OLARAK HAC ETMEK
3119) "... Ebû Saîd (Radtyallâhü anh)"âen; Şöyle
demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac etti. Ashabı da Medine'den
Mekke'ye kadar yaya idiler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) (onlara) :
bizarlarınızı (yâni peştemallannızı) bellerinize
bağlayınız», buyurdu ve bazen yavaş, bazen hızlı
yürüdü (veya onların böyle yürümelerini emretti)."
Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu,
zayıf bir seneddir. Çünkü îbn-i Muin, râvî Humrân bin A'yan el-Kûfî
hakkında: Bu râv! bir şey değildir,
demiştir- Ebû Dâvud da onun râfızî olduğunu, Nesâi de onun
sıka yâni güvenilir olmadığını söylemişler. Râvî
Yahya bin Yemân'ın hadislerinin bâzısını Müslim rivayet
etmiş ise de bu râvî son zamanlarında bunamıştı.
Kendisinden rivayette bulunan zâtın, onun bunalım döneminden önce mi,
sonra mı rivayette bulunduğu da
anlaşılmamıştır. Bu itibarla
rivayetinin terkedilmesl uygundur.
Dümeyrî de : Bu hadîsi yalnız îbn-i Mâceh rivayet
etmiştir. Bu hadîs mün-ker ve zayıftır.
Peygamber (S.A.V.) ile sahabilerinin Medfne'den Mekke'ye kadar
yaya olmadıklarını beyan eden ve daha önce geçen sahih
hadîslerle reddedilmiştir, der.
İslami Okul Okulların En Önemlisi