Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

HAC VE UMRE İBÂDETİ) KİTABI - Mace

AY BAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN VEDA TAVAFI ETMEDEN MEKKE'DEN ÇIKABİLİR   40

DİŞİ VE ERKEK HAYVANLARDAN MEKKE'YE KURBAN GÖNDERME.. 53

DOĞUM YAPAN KADIN VE AYBAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN   (KANDAN TEMİZLENMEDEN) HAC İHRAMINA GİRER.. 11

HAC (İÇİN İHRAMA GİRİLDİĞİN)DE (HAC İBÂDETİNİ TAMAMLAMAYA BÎR ENGEL ÇIKTIĞI TAKDİRDE İHRAMDAN ÇIKMAYI)  ŞART KOŞMA  (HÜKMÜNÜN BEYÂNI) 18

HAC VE UMRE İBÂDETİ KİTABI. 2

HAC VE UMRE'NİN FAZİLETİ. 4

HAC VE UMRE'Yİ BERABER EDÂ EDEN (YÂNİ HACC-I KIRAN NİYETİYLE İHRAMA GİREN) 28

HAC, KADINLARIN CİHÂDIDIR.. 8

HACC'I FESHETMEK (YÂNİ UMRE'YE ÇEVİRMEK) 31

HACC-I KIRAN EDEN KİMSENİN (FARZ OLAN) TAVAF (SAYISININ BEYÂNI) 29

HACCIN UMRE'YE ÇEVÎRİLMESİ VEDA HACCINA KATILAN SAHÂBÎLERE MAHSUSTU, DİYENLERE AİT (HADÎSLER) 33

HACININ (HAC İBÂDETİ ESNASINDA VE YOLCULUĞUNDAKİ) DUASININ FADU (ÜSTÜNLÜĞÜ) 6

HASTA KİMSE BİNEREK TAVAF EDEBİLİR.. 26

HAYATTA OLAN BİR KİMSE HACC'A GİTMEYE VÜCUTÇA GÜCÜ YETMEDİĞİ ZAMAN ONUN YERİNE HAC ETME (HÜKMÜNÜN BEYÂNI) 10

HAYIZ  (AY BAŞI ÂDETİ)  HÂLİNDEKİ KADIN HAC MENÂSİKİNİ İFÂ EDER YALNIZ (TEMİZLENİNCEYE KADAR) TAVAF EDEMEZ. 27

HİCR İ  (İSMAİL'İ) ZİYARET ETMEK.. 23

İHRAMA GİRME  (ZAMANININ BEYÂNI. 13

İHRAMDA İKEN ÖLEN ERKEK.. 50

İHRAMDA İKEN  (PEK BEĞENİLMEYEN) HAREKETLERDEN SAKINMA   17

İHRAMDA OLAN KADIN, YÜZÜNE ÖRTÜ SALAR (YÂNİ YÜZÜNÜ ÖRTMESİNİN CAİZ OLUP OLMADIĞININ BEYÂNI) 18

İHRAMDA OLAN KİMSENİN GİYEBİLECEĞİ ELBİSE(NİN BEYÂNI) 15

İHRAMLI ERKEĞİN İZAR (BELDEN AŞAĞI SARILAN PEŞTEMAL)  VEYA NA'LEYN BULAMADIĞI ZAMAN DON VE MESTLER GİYMESİ  (HÜKMÜNÜN BEYÂNI) 16

İHRÂMLI KİMSE BAŞINI YIKAYABİLİR.. 17

İHRÂMLI KİMSENİN AV HAYVANI ETİNDEN YEMESİNİN YASAKLIĞI  51

İHRÂMLI KİŞİNİN ÖLDÜRÜLEBİLDİĞİ (HAYVANLARİN BEYÂNI) 50

KA'BE-İ MUAZZAMA (YA HEDİYE EDİLEN) MAL (İN KA'BE İHTİYAÇLARI DIŞINDAKİ HAYIR İŞLERİNDE KULLANILIP KULLANILMAYACAĞI) 58

KA'BE-İ MUAZZAMA'YI  TAVAF ETME FAZİLETİ (NÎN BEYÂNI) 24

KA'BE'YE GİRMEK.. 38

KA'BE'Yİ ZİYARET (TAVAFI) 36

KADIN BİR VEtİSİ (YÂNİ EŞİ VEYA MAHREMİ OLAN BİR ERKEK) OLMAKSIZIN HACC'A GİDEBİLİR Mİ?. 7

KURBAN BAYRAMININ ÎLK GÜNÜ (MİNA'DA) HUTBE OKUMAK.. 34

KURBANLIK OLARAK HAREMİ ŞERİFE YOLLANAN DEVE VE SIĞIRLARA BİNME (NÎN MEŞRULUĞU) 54

LEBBEYKE ZİKRİNİ YÜKSEK SESLE OKUMA (NIN MEŞRULUĞU) 14

MEDİNE-İ MÜNEVVERE'NİN FAZÎLETİ. 57

MEKKE EVLERİNİ KİRAYA VERMEK.. 55

MEKKE'YE GİRME (ÂDABININ BEYÂNI) 20

MİNÂ'NIN SON GÜNÜ MEKKE'YE DÖNÜŞTE EL-MUHASSAB DERESİNDE KONAKLAMAK   39

MUHSAR (YÂNİ İHRAMA GİRDİKTEN SONRA ARAFAT'TA VAKFE ETMEKTEN VEYA FARZ TAVAFI ETMEKTEN MENEDİLEN) KİMSE.. 48

ÖLÜ YERİNE HAC ETMEK.. 9

RAHL (DEVE PALANI) ÜSTÜNDE HAC YOLCULUĞU.. 5

RAMAZAN AYI ORUCUNU MEKKE'DE TUTMANIN FAZİLETİ. 58

RESÛLULLAH (SALLALLAHU ALEYHİ YE SELLEM) İN HACCININ BEYÂNI  40

TAVAFTAN SONRA İKİ REKÂAT NAMAZ. 25

TELBİYE  (LEBBEYKE ZİKRİNİN NASIL OLDUĞUNUN BEYÂNI) 13

VEDA TAVAFI. 39

YAĞMUR YAĞARKEN KA'BE'Yİ TAVAF ETMEK.. 59

YAYA OLARAK HAC ETMEK.. 59

ZEMZEM (SUYUN) DAN İÇMEK.. 37

 

HAC VE UMRE İBÂDETİ KİTABI

2882) *'... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûkıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Yolculuk azabtan bir parçadır. O, sizin uykunuzun ve içeceğinizin düzenini bozar (tadım kaçırır). Bu nedenle biriniz (seferde iken) yolculuğuna ait işini bitirince ailesinin yanına dönmeye acele etsin.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edilen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hadîsinin misli ikinci bir senedi e de müellifimize rivayet edilmiştir."

2883) '*... El-Fadl bin Abbâs veya Abdullah bin Abbâs (Radtyallâhü an-AümJ'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallalhhü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurmuştur
Hacc'a gitmek isteyen kimse acele etsin. Çünkü bazen kişi hastalanır, binit hayvanı kaybolur ve (hacca gitmeyi engelleyici) iş peyda olur (meydana gelir)."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İsmail Ebû Halife Ebû tsrâîl el-Melai bulunur. İbn-i Adi onun hakkında: Onun rivayet ettiği hadislerin hepsi sıka, yâni güvenilir zâtlardan rivayetlerine aykırıdır, demiş. Nesâi de onun zayıf olduğunu söylemiş ve Cürcâni onun müfteri ve doğru yoldan sapmış
kişi olduğunu söylemiştir. Evet;    J***Î*İJ çJ-I dj\ ^*   = «Kim hacc'a gitmek
isterse acele etsin» hadisini başka bir senedle Hâkim rivayet etmiş ve hadisin sahih oldujunu söylemiştir. Ebû Dâvûd da onun gibi o hadisi rivayet etmiştir.

2884)    ■■... Ali  fbin Ebî Tûlİb)   (Radıyallâkü anhyden; Şöyle demiştir:
- "Oraya yol bulabi-
len insanlara Allah İçin Ka'be'yi hac etmeleri farzdır." (Âl-i îmrân; 97) âyeti inince sahâbîler;
Yâ Resûlallah! Hac her yılda (mı farzdır)? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sustu. Sonra sahâbîler! Her yılda mı (hac etmek farz kılındı) ? diye sordular. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Hayır. Eğer ben evet deseydim (her yıl hac etmek) vâcib olurdu, buyurdu. Bunun akebinde;
Ey imân edenler! Size açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız" (Mâide 101.) âyeti indi."

2885) ';... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'dtn rivayet edildiğine göre sabâbîler:
Yâ ResûlaHah! Hacc'a gitmek her yılda (mı farzdır)? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (onlara cevaben) :
«Eğer ben evet deseydim (her yıl hac etmek) vâcib olurdu, vâcib olsaydı bunu ifâ edemezdiniz ve ifâ etmeseydiniz tazîb edilirdiniz.» buyurdu."

2886) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'Am\ Şöyle demiştir :
El-Akra bin Habis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e: Yâ Resûlallah! Hac her yıl (mı) veya (hayatta) bir defa (mı farzdır), diye sordu? Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (buna cevaben) :
•Hac, her yıl değil, (hayatta) bir defa farzdır. Bundan sonra kim (birden fazla hac) yapabilirse o (fazla hac) nafiledir» buyurdu."

 


HAC VE UMRE'NİN FAZİLETİ


2887) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü ankyâtn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle -buyurmuştur:
Hac ve Umre'yi ard arda yapınız. Çünkü bunları ard arda yapmak demirci körüğü demirin kirini, pasını giderdiği gibi fakirliği re günahları giderir.
Ebû Bekir bin Ebî Şeybe ... senediyle de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu hadisinin mislini Cyine) Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh) 'den bize rivayet etti."

2888) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhydtn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Umre, kendisiyle diğer Umre arasındaki (zaman içinde işlenen küçük) günahlara keffarettir. Mebrûr (yâni makbul) hacc'ın mükafatı ancak cennet (e dahil olmak) tır."

2889) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâkü <z«A)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Kim bu beyt'i (Yâni Ka'be-i Muazzama'yı) hac (ziyaret) eder de (bu ibâdetle meşgul olduğu sürece) cinsel ilişki, şehvanî lâflar ve günah işlemezse o kimse (günahlardan temizlenip) annesinin kendisini doğurduğu (günkü) duruma dönüşür."


 

RAHL (DEVE PALANI) ÜSTÜNDE HAC YOLCULUĞU

2890)   "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'dtn; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eski bir palan ve dört dirhem eder veya etmez bir örtü üstünde hac yolculuğu etti ve t
Allahım! (Bu), riyasız ve gösterişsiz bir hac'dır (veya bunu riyasız ve gösterişsiz bir hac kıl), dedi."

2891) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhimâ)'d*n; Şöyle demiştir :
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Mekke ve Medine arasında (hac yolculuğu ediyor) idik. (Yolculuk esnasında) bir dereden geçtik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  Bu, hangi deredir, diye sordular. Sahâbîler (Radıyallâhü an-hüm) :
—  El-Ezrak deresidir, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  Musa  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  iki parmağım (n uçlarını) iki kulağına koyup yüksek sesle Lebbeyke duasını okumak suretiyle Allah'a niyaz ederek bu dereden geçerken gözümün önündedir, buyurdu (ve Musa'nın saçlarının uzunluğunu anlattı. Fakat râvî Dâ-vûd anlatılanı iyice hatırlamıyor). İbn-i Abbâs demiş ki:
Sonra ba yolculuğumuza devam ettik. Nihayet bir dağ yolunun (veya bir dağ geçitinin) üstüne vardık. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (orada da) :
Bu, hangi dağ yolu (veya geçiti)dir? buyurdu. Sahâbiler (Radı-yallâhü anhüm) :
(Bu), Herşâ veya Lift yolu (veya geçitlidir, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Yûnus (Aleyhisselâm) kırmızı bir deve üstünde, yünden mamul bir cübbe giymiş, devesinin yuları hurma lifinden örülü ince bir sicim olduğu halde lebbeyke duasını okuyarak bu dereden geçerken gözümün önündedir, buyurdu."

 

HACININ (HAC İBÂDETİ ESNASINDA VE YOLCULUĞUNDAKİ) DUASININ FADU (ÜSTÜNLÜĞÜ)

2892) "... Ebu Hüreyre (Radtyallâhü ank)'Atn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Saîlallahü Aleyhi ve Setten) :
Hacca gidenler ve Umre'ye gidenler Allah'ın elçileridir. Onlar Allah'a duâ ederlerse, Allah dualarını kabul eder ve onlar Allah'tan günahlarının bağışlanmasını isterlerse Allah onların günahlarını bağışlar, buyurmuştur."

2893) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhwmâyâzx\ rivayet edildiğine göre; Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) çöyle buyurmuştur:
Allah yolunda (kâfirlerle) savaşa giden, hacca giden ve Umre'ye giden kimseler Allah'ın elçileridir. Allah bunları (ibadete) davet etti, bunlar da Onun dâvetine icabet ettiler ve bualar Allah'tan dilekte bulundular, Allah da onlara dilediklerini verdi.**

2894) "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü a«*)'den rivayet edildiğine göre:
(Bir kere) kendisi Umre'ye gitmek için Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den izin istedi. Peygamber de kendisine izin verdi ve ona şöyle buyurdu:
Ey kardeşciğim! Sen duanın bir parçasına biıi ortak et ve bizi (duadan) unutma.*'



2895) "... Ebü'd-Derdâ'nın damadı Safvân bin Abdillah bin Safvân (Ra-dtyallâhü anhümyden rivayet edildiğine göre:Kendisi (Şam'a giderek) Ebü'd-Derdâ'mn evine varmış ve (evde) Ümmü'd-Derdâ (Radıyallâhü anhâ)'yı bulmuş, Ebü'd-Derdâ (Radı-yallâhü anh) ı bulamamış. Ümmü'd-Derdâ kendisine:
Sen bu yıl hacc'a (mı)  gideceksin? demiş. Kendisi de: Evet, demiş. Bunun üzerine Ümmü'd-Derdâ (kendisine) demiş ki: O halde Allah'a bizim için hayır duâ et. Çünkü Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Müslüman) kişinin (din) kardeşi için gıyabında (yâni ardından) ettiği duâ makbuldür. O kişinin baş ucunda, duasına âmin, diyen bir (görevli) melek bulunur. O kişi (din) kardeşine hayır duâ ettikçe (görevli) melek: Amîn, (din kardeşin için istediğin) hayrın misli senin için de olsun, der, buyurdu.
Safvân demiş ki: Sonra ben çarşıya çıktım ve Ebü'd-Derdâ'ya rastladım. O da bu hadîsin mislini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bana rivayet etti."

2896)    "...  (Abdullah) bin Ömer (Radtyaüâhü ankiimâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in huzurunda ayağa kalkarak:
Yâ Resûlallah! Hacc'ı vâcib kılan (şart) nedir? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Hacc'ın vâcib olmasının şartı) azık ve binittir, buyurdu. Adam: Yâ Resûlallah!  Hacı(nın vaziyeti)   nedir?  dedi. Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
(Hacı, çeşitli sıkıntılar nedeniyle) vücûdu kirli ve güzel kokuları kullanmayı bırakandır, buyurdu. Başka bir adam ayağa kalkarak:
Yâ Resûlallah! Hacetin belirtisi) nedir? dedi. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Acc ve sece'tir» buyurdu.
(Râvi Vekî demiş ki: Acc'tan maksad, Lebbeyke duasını yüksek sesle okumak ve S ece'ten maksad (kurbanlık) develeri boğazlamaktır."

2897)    "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyaüâhü ankümâydan rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Âl-i İmrân sûresinin 97. âyetinde geçen); iL-1- *Jİ flkîL.1 <j* — «Onun (yâni Ka'be'nin) yoluna gücü yetenler» buyruğun (daki güç) ten maksad azık ve binittir, buyurmuştur."

 

KADIN BİR VEtİSİ (YÂNİ EŞİ VEYA MAHREMİ OLAN BİR ERKEK) OLMAKSIZIN HACC'A GİDEBİLİR Mİ?

2898) "... Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radıyallâkü onA/den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Kadın, üç günlük ve daha fazla mesafeye yolculuk edemez. Meğer ki babası, erkek kardeşi, oğlu, kocası veya mahremi olan (başka) bir erkeğin beraberinde ola."

2899) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Allah'a ve âhiret gününe inanan hiç bir kadına, beraberinde mahremi olan bir erkek bulunmadığı halde tek bir günlük mesafeye yolculuk etmesi helâl değildir."

2900) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâydan rivayet edildiğine göre (bir gün) bir bedevi, Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Sellemyin yanma gelerek:
(Yâ Resûlallah!) Ben şöyle şöyle bir savaşa (katılmak için) yazıldım. Halbuki, karım hacc'a gitmek üzeredir, (Ne buyurulur?) dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (Adama) :
O halde sen karınla beraber hacc'a gitmek üzere geri dön, buyurdu."


 

HAC, KADINLARIN CİHÂDIDIR

2901) "... Âi§e (Radtyallâhü anhâydan rivayet edildiğine göre; Şöyle demiştir :
Ben (bir defa) :
Yâ Resûlallah! Kadınlara (farz olan) bir cihâd var (mı?) dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Onlar üzerine çarpışmasız bir cihâd vardır: Hac ve Umre,
buyurdu."

2902)    "... Ümmü Seleme (Radtyallâhü ankâyâan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Hac, zayıf olan her (müslüman) kişinin cihâdıdır."




ÖLÜ YERİNE HAC ETMEK

2903)    "... (Abdullah) bin Abbâs (Raâtyallâhü <mhümâ)'âan; Şöyle demiştir:
Resttlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bir defa) bir adamı s **jr~ &• «s?* = "AHahım ben Şübrüme yerine senin emrine ama-
deyim, çağrına icabet ettim" duasını okurken işitti ve bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (adama) :
—  Şübrüme kimdir? buyurdu. Adam:
—  Benim bir yakınımdır, diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (adama) :
—  Sen (kendi nefsin için) hiç hac ettin mi? diye sordu. Adam:
—  Hayır, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Selİem) :
—  Şu halde sen bu hacc'ı kendi nefsin için yap, sonra Şübrüme yerine (gelecek yıllarda) hac İbâdetini yap, buyurdu.1*

2904) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâydnn; Şöyle demiştir :
Bir adam (bir gün) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek:
(Yâ Eesûlallah!) Ben babam yerine hac etmek isterim (Ne bu-yurulur?), dedi. Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Baban yerine hac et. Çünkü sen onun yerine hac etmekle onun hayrını artırmazsan şerrini arttırmış olmazsın, buyurdu."

2905)    "... Ebü'1-Ğavs bin Husayn (bu zât, el-Fur' kabilesinden bir adamdır) (Radtyallâhü öMA/den rivayet edildiğine göre :
Kendisi, hac etmeden Ölen babasının zimmetinde olan bir hac
(ibâdeti borcu) hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e fetva sordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (de kendisine) :
Baban yerine hacc'a git, buyurdu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle de buyurdu:
Adak orucu da böyledir, (zimmetinde adak orucu bulunan) ölü yerine bu oruç kaza edilir."


 

HAYATTA OLAN BİR KİMSE HACC'A GİTMEYE VÜCUTÇA GÜCÜ YETMEDİĞİ ZAMAN ONUN YERİNE HAC ETME (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)

2906)    "... Ebû Rezîn (Lakît bin Âmir) el-Ukaylî (Radtyallâhü anA rivayet edildiğine göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin yanma gelerek:
Yâ Resûlallah! Babam çok yaşlıdır, ne hacc'a ne Um re'ye ne de yolculuk etmeye (bedenen) gücü yetmez (Ne Duyurulur?), demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (de Ebû Rezîn'e) :
Sen baban yerine hac ve umre et, buyurmuştur."

2907)    "... Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâyd&n; Şöyle demiş-tir:
(Veda hacc'ı esnasında)  Has'a m  (kabilesin) den bir kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yanına gelerek:
Yâ Resûlallah! Benim babam cidden çok yaşlı, ihtiyardır, buna-mıştır. Allah'ın kullarına farz kıldığı hac babama da erişmiş (yâni farz olmuş) tur. Halbuki bu farizayı edâ etmeye (bedenen) gücü yetmez (binek hayvanı üstünde duramaz). Onun yerine hac farizasını benim ifâ etmem ona kâfi gelir mi? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet, buyurdu."

2908)    "... Husayn bin Avf (Kadtyallâkü o* A J'den: Şöyle demiştir: Ben (bir kere) :
Yâ Resûlallah! Babama hac (farizası) erişti. Halbuki babamın hacc'a bedenen gücü yetmez, meğer ki binit üstünde bağlana, dedim. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir saat sustu. Sonra:
Babana bedel olarak sen hacc'a git, buyurdu."

2909) "... tbn-i Abbâs'ın kardeşi el-Fadl (bin Abbâs) (Radıyaîlâhü an-A«m)'den rivayet edildiğine göre :
Kendisi (Veda hacc'ında) Kurban bayramının ilk günü sabahı Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in redif'i idi (Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bindiği devenin arka kısmına onu bindirmişti). Bir ara Has'am (kabilesin) den bir kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak:
Yâ Resülallah! Allah'ın kullan üzerinde hac hususundaki farizası babama çok yaşlı ve ihtiyar hâlinde erişti (Yâni babama bu halde iken hac farz oldu). Babam (hayvana) binemez (deve üstünde duramaz) haldedir. Ben ona bedel olarak hac edebilir miyim? diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet, (edebilirsin!) Çünkü eğer babanın zimmetinde bir (kul) borcu olsaydı sen onu öderdin, buyurdu."

2910)   "... Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâyûm; Şöyle demi§tir:
Bir hac (yolculuğun) da bir kadın bir çocuğunu Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'e arz ederek:
Yâ Resul ali ah! Bu çocuk için hac (fazileti) var mı? diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Evet. Senin İçin de bir sevâb vardır, buyurdu."


 

DOĞUM YAPAN KADIN VE AYBAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN   (KANDAN TEMİZLENMEDEN) HAC İHRAMINA GİRER

2911)    "... Aişe (Radıyallâhü anhâ)\fon; Şöyle demiştir:
(Üvey annem) Esma bint-i Umeys (el-Has'amiyye) (Radıyallâhü anhâ) (Zü'1-Huleyfe mescidi yanındaki) eş-Şecere'de (ihrama gireceği sırada) doğum yaptı. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emri üzerine (Esmanın kocası) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Esmâ'ya bütün vücûdunu yıkayıp ihrama girmesini emretti."

2912) "... Ebû Bekir (es-Sıddîk) (Raıltyallâhü anhydtn rivâyel edildiğine göre :
Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SelIemJ'in beraberinde hac etmek üzere (Medine-i Münevvere'den yola) çıktı. Ebû Bekr'İn yanında (zevcesi) Esma bint-i Umeys de bulunuyordu. Esma (Zül'-Huleyfe mescidi yanındaki) eş-Şecere'de Muhammed bin Ebî Bekr'i doğurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına giderek durumu O'na arz etti. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de Esmâ'ya şu talimatı vermeyi Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'e emretti-. Esma bütün vücûdunu yıkayacak, sonra hac niyetiyle ihrama girecek ve herkesin yaptığı hac menâsikini (ibâdetlerini) yapacak. Ancak (kandan temizleninceye kadar)  Ka'be'yi tavaf etmeyecektir."

2913) ■',.. Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Esma bint-i Umeys (Radıyallâhü anhâ) (hac ihramına gireceği sırada) Muhammed bin Ebi Bekr'i doğurdu. Bunun üzerine Esma (ne yapacağını öğrenmek için) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e haber gönderdi. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona vücûdunun tamamını yıkamasını, (kan akmasını engellemek üzere) bir bez parçasını avret mahalline sıkıca bağlamasını ve ihrama girmesini emretti."

2914) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankütttâyâan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Seltem) :
Medine (-i Münevvere) halkı ZüT-Huleyfe'den, Şam halkı Cuhfe'-den ve Necid halkı Karn'den (hac veya umre niyetiyle) ihrama girerler (yâni girsinler), buyurdu. Abdullah (bin Ömer) demiş ki: Bu üç (mîkat) ı ben (bizzat) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'-den işittim. Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in;
Yemen halkı da Yelemlem'den ihrama girerler (girsinler), buyurduğu haberi bana ulaştı."

2915) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhütttâ)'dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bize bir hutbe okudu. (Hutbede) .- Medine (i Münevvere) halkının ihrama girecekleri yer Zü'1-Huleyfe'den başlar. Şâm halkının ihrama girecekleri yer, Cuh-fe'den başlar. Yemen halkının ihrama girecekleri yer Yelemlem'den başlar. Necid halkının İhrama girecekleri yer Karn'den başlar.
(yâni Irak) halkının ihrama girecekleri yer Zât ı Irk'dan başlar, buyurdu. Sonra (mübarek) yüzünü (doğu tarafındaki) ufuka çevirdi ve:
Allahım! Onların (yâni doğu halkının) gönüllerini (İslâmiyet'e) yönelt, diye duâ etti."


 

İHRAMA GİRME  (ZAMANININ BEYÂNI)

2916) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağını özengiye sokup devesi ayağa kalkarak doğrulunca Zü'1-Huleyfe mescidinin yanından itibaren yüksek sesle lebbeyke duasını okudu (yâni o zaman ihrama girdi)."

2917)    "... Enes bin Mâlik (Radtyaliâhü ank)'âen; Şöyle demiştir:
(Zü'I-Huleyfe'deki) ağacın yanında ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (bindiği) devesinin sefineleri (yâni çökük iken yere gelen uzuvları) nin yanıbaşında idim. Deve ayağa kalkıp doğrulunca Resûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
AJIahım! Hac ve umre'yi beraber etmekle dâ-
vetine icabet ediyorum, emrine amadeyim" buyurdu (yâni o zaman ihrama girdi).
Bu (ihrama giriş işi) Veda hacc'ında oldu."


 

TELBİYE  (LEBBEYKE ZİKRİNİN NASIL OLDUĞUNUN BEYÂNI)

2918) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhiimâydan; Şöyle demiştir :
Ben telbiye'yi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'lin mübarek ağzın)dan aldım (belledim), O şöyle buyuruyordu:
Lebbeyk Allah ü m m e Lebbeyk, Lebbeyk la şerik'e leke Lebbeyk, InneU-Hamde ve'n-ni'mete leke ve'1-mülk. La şerike lek.
(îbn-i Ömer'in râvîsi) Nâfi demiş ki: İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in telbiyesine şunu ekliyordu:
Lebbeyke, Lebbeyke, Lebbeyke ve sa'deyke ve'I-hayru fi yedeyke Lebbeyke VeY-rağbâu ileyke ve'I-amel."

 

2919)    *'■■. Câbir (bin Abdillah)   (Radıyallâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir :
Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in telbiyesi şöyle idi:
Lebbeyk Allahümme Lebbeyk Lebbeyk Lâ şerike leke Lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'1-mülk. Lâ Şerike Iek."

2920)    '■.-. Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anhyden rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), telbiyesinde şöyle (de) demiştir:
Lebbeyk İlâhe'l-hakki Lebbeyk = Senin dâvetine icabet    ediyorum, (Ey) hakkın ilâh'ı! Senin emrini yerine getirmeye hazırım."

2921)    ••'.,. Sehl bin Sa'd es-Sâidî (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) §Öyle buyurmuştur :
Herhangi bir mülebbi (lebbeyk zikrini okuyucu) lebbeyke zikrini okuduğu zaman onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç ve
kerpiç de lebbeyke zikrini eder. (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî doğuya ve batıya işaret ederek) Yer küresi şuradan ve şuradan bitinceye kadar (bulunan bu maddeler lebbeyke zikrini ederler)."

 


LEBBEYKE ZİKRİNİ YÜKSEK SESLE OKUMA (NIN MEŞRULUĞU) 

2922)   "... Hallâd bin es-Sâib'in babası  (es-Sâib bin Hallâd el-Ensârî)
(RadıyaMhü anhümâyâan  rivayet edildiğine göre;     Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
Cebrail (Aleyhisselâm)  bana gelerek, ashabımın lebbeyke duasını yüksek sesle okumalarını onlara emretmemi bana emretti."

2923) "... Zeyd bin Hâîid el-Cühenî (Radtyaüâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
Cebrail (Aleyhisselâm) bana gelerek:
Yâ Muhammedi Ashabına emret lebbeyke duasını yüksek sesle okusunlar. Çünkü telbiye (yâni lebbeyke duasını yüksek sesle okumak) hacc'm alâmetlerindendir, dedi."

2924) "... Ebû Bekr-i Sıddîk. (Radtyallâhü ö«*)'den rivayet edildiğine göre:
(Hacc'a âit) amellerin hangisinin efdal olduğu, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e soruldu. O, şöyle cevab verdi:
Lebbeyke duasını yüksek sesle okumak ve kurbanlıkların kanını akıtmak."

2925) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'d&n rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
Allah rızâsı için gününü akşama kadar güneş altında geçiren hiç bir muhrim (hac veya umre ihramında bulunan kimse) yoktur ki günahları güneşle beraber batmasın (bağışlanmasın) ve annesinin kendisini doğurduğu (günkü günahsız) hâle dönüşmesin."

2926) "... Âişe (RadıyaUâhu anhâ)'(\an rivayet edildiğine Rîîrc şüyle demiştir :
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i ihrama girmeden önce ihramı için ve ifâda (ziyaret) tavafı etmeden önce ihramdan çıkması için güzel koku ile kokuladim.
(Râvi) Süfyân (kendi rivayetinde, Âişe'nin şu sözünü de ilâve ederek) : "Bu iki elimle1' demiştir. (Yâni Âişe: Bu ellerimle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i kokuladım, demiştir.)."

2927)    "... Âişe (Radıyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) lebbeyk duasını okurken (mübarek) başında bulunan ıtrin (yâni sürülen güzel kokunun) panldaması hâlâ gözümün önündedir."

2928)    "... Âişe (Radtyallâhü anhâyâan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrama girdikten üç gün sonra ve ihramda iken (mübarek) başında ıtrin panldamasını sanki hâlâ görüyorum."

 


İHRAMDA OLAN KİMSENİN GİYEBİLECEĞİ ELBİSE(NİN BEYÂNI)

2929)    "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre bir adam, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Scllem)Je :
İhramda olan kimse elbiselerden ne giyebilir? diye sordu. Bunun üzerine Re sulu İlah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :
Ne gömlekler, ne sarıklar, ne donlar, ne burnuslar ne mestler giyer. Ancak na'leyn bulamadığı zaman mestler giysin ve (mest giyeceği zaman) bunları topuklarının aşağısına kadar kessin. Ve (siz ihramda iken) za'feran veya vers (bitkisi) ile boyanmış (veya kokulanmış) hiç bir elbise giymeyiniz."

2930)    "... Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü ankümây&?u\\ Şöyle demiştir:
Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) ihramda olan kimsenin vers veya za'feran (bitkisi) ile boyanmış bir elbiseyi giymesini yasaklamıştır."


 

İHRAMLI ERKEĞİN İZAR (BELDEN AŞAĞI SARILAN
PEŞTEMAL)
  VEYA NA'LEYN BULAMADIĞI ZAMAN DON
VE MESTLER GİYMESİ  (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)


2931) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhumâ)'âan; Şöyle demiştir :
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKi (Arafat'ta) hutbe okurken (râvi Hişâm dedi ki: "Minber üzerinde" hutbe okurken) dinledim. O, (hutbesinde) :
(Ihrâruhlardan) kim izâr (yâni belden aşağı sarılan peştemalim-si elbise) bulamazsa bir don giysin ve kim na'leyn bulamazsa mestler giysin, buyurdu.
Râvi Hişâm hadîsin baş kısmının  kendi rivayetinde; •*?*i *^' *^1 JijLr-" ±r~^ = "izâr bulamayan kimse bir don giysin. Don bulamaması hâil müstesna" şeklinde olduğunu söylemiştir."

2932)   "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
(Ihrâmlılardan) kim na'leyn bulamazsa mestler giysin ve mestleri topuk kemiklerinin aşağısına kadar kessin."


 

İHRAMDA İKEN  (PEK BEĞENİLMEYEN) HAREKETLERDEN SAKINMA

2933) •'... Esma bint-i EM Bekir (RadtyaUâhü ankümâyâsn; Şöyle demiştir :
Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber (Veda haccı yolculuğuna) çıktık. Nihayet biz el-Arc (kasabasınla varınca konakladık. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturdu ve Âişe O'nun yanında oturdu. Ben de (babam) Ebû Bekr-i S id dik1 m yanında oturdum. Bizim azığımızı ve yol eşyamızı taşıyan deve ile Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in yol eşyasını ve azığını taşıyan deve bir tane idi ve Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in hizmetçisinin beraberinde idi. (Biz onun gelmesini bekliyorduk) Esmâ'nın râvîsi demiştir ki, sonra hizmetçi çıkıp geldi. Beraberinde devesi yoktu. Bunun üzerine Ebû Bekir hizmetçiye :
Deven nerededir? diye sordu. Hizmetçi t
Onu dun gece kaybettim, dedi. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) : Senin beraberinde bir tek deve bulunur sen onu kaybedersin? dedi. Esmâ'nın râvisi demiş ki: Sonra Ebû Bekir hizmetçiyi dövmeye başladı.'Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
Şu ihrâmhya bakın ne yapıyor buyuruyordu (ve gülümsüyordu.)"


 

İHRÂMLI KİMSE BAŞINI YIKAYABİLİR

2934)    "... Abdullah bin Huneyn'den rivayet edildiğine göre :
Abdullah bin Ab bas ile Misver bin Mahreme (Radıyallâhü an-hüm), Ebvâ mevkiinde (ihrâmlı kimsenin başım yıkaması hususunda) ihtilafa düştüler. Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anh} :
İhrâmlı kimse başını yıkayabilir, dedi- Misver (Radıyallâhü anh) : İhrâmlı kimse başını yıkayamaz, dedi. Bu ihtilâf üzerine İbn-i Abbâs beni meseleyi Ebü Eyyûb el-Ensâri'ye sormak üzere gönderdi. Ben Ebû Eyyûb'u bir kuyunun iki direği arasında başını yıkamak üzere iken buldum. Ebü Eyyûb bir elbise ile örtünüyordu. Kendisine selâm verdim. Kim o? diye sordu. Ben: Abdullah bin Huneyn'im. Beni Abdullah bin Abbâs size gönderdi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihramda iken başını nasıl yıkardı? sorusunu size arz ediyorum, dedim. Abdullah bin Huneyn demiştir ki: Bunun üzerine Ebü Eyyûb-i Ensârî elini kendisini örten elbise üzerine koydu ve başı (tamamıyla) bana görününceye kadar elbiseyi (başından göğsüne kadar) indirdi. Sonra üzerine su dökmek için bekleyen adama: (su) dök diye emretti. Adam onun başına su döktü. Sonra Ebû Eyyûb elleriyle başım oğuşturup ellerini kâh ileri kâh geri götürdü ve daha sonra şöyle dedi:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in böyle yaptığını (yâni başım böylece yıkadığını) gördüm."



İHRAMDA OLAN KADIN, YÜZÜNE ÖRTÜ SALAR (YÂNİ YÜZÜNÜ ÖRTMESİNİN CAİZ OLUP OLMADIĞININ BEYÂNI)

2935)   "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir: Biz ihramda olduğumuz halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde idik. Erkek kervanı bize rastladığı zaman baş örtümüzü başımızın üstünden (yüzümüze) salardık. Kervan bizi geçince biz   baş Örtümüzü yukarıya kaldırır (yüzümüzü açar) dik."


 

HAC (İÇİN İHRAMA GİRİLDİĞİN)DE (HAC İBÂDETİNİ
TAMAMLAMAYA BÎR ENGEL ÇIKTIĞI TAKDİRDE İHRAMDAN
ÇIKMAYI)  ŞART KOŞMA  (HÜKMÜNÜN BEYÂNI)


2936) "... Ebû Bekir bin Abdillah bin Zübeyr'in nenesi (râvî demiştir ki: Nenesi sözcüğü ile Esma bint-i Ebî Bekir'in mi, Su'dâ bint-i Avfra mı kas-dedildiğini bilemiyorum) (Radtyallâhü anhüm)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Dubâa bint-i (Zübeyr bin) Abdulmuttalib (Radıyallâhü anhâ) 'nın yanına girdi ve:
Yâ halam! Seni hacc'a gitmekten alakoyan mâni nedir? diye sordu. Dubâa s
Ben hasta bir kadınım ve hastalığımın hac menâsikini (ibâdetini) tamamlamama engel olmasından korkarım, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona •.
Sen ihrama gir ve hac ibadetini ikmâl etmekten (hastalık gibibir sebeble) alakonulduğun yerde İhramdan çıkmanı şart koş, buyurdu."

2937)   "... Dubâa  (bînt-i Zübeyr bin Abdilmuttalib)   (Radtyallâhü an- rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben hasta iken Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve (bana) :
Sen bu yıl hacc'a gitmek istemiyor musun? buyurdu. Ben: Yâ Resûlaüah! Ben cidden hastayım, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Sen hacc'a git ve (ihrama girerken) de ki: (Allahım!) Beni hac menâsikinî ikmâl etmekten (hastalık gibi bir sebeble) alakoyduğun yerde ihramdan çıkacağım, buyurdu."

2938) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir :
Dubâa bint-i Zübeyr bin Abdilmuttalib (Radıyallâhü anhâ)  (bir kere) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gelerek ı Ben vücûdunda ağırlık bulunan bir kadınım ve ben cidden hacc'a gitmek istiyorum. Bu durumda, hac niyetiyle nasıl ihrama gireyim? dedi. Resûl-i Ekrem CSallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:
Sen hac niyetiyle ihrama gir ve (ihrama girerken Allahım!) Beni hac menâsikini ikmâl etmekten (hastalık gibi bir sebeble) alakoyduğun yerde ihramdan çıkacağım, diye şart koş, buyurdu."

2939) "... Abdullah bin Abbâs (Radıyalİâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Peygamberler Harem (-i Şerife) yaya ve yalın ayak olarak girerlerdi. Yalın ayak ve yaya olarak Beyt-i Şerifi tavaf edip menâsik'i
(yâni hac ve umre ibâdetini bu şekilde) ifâ ederlerdi."


 

MEKKE'YE GİRME (ÂDABININ BEYÂNI)

2940) •■'... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye "Seniyye-i Ulyâ" yolundan girerdi ve Mekke'den çıkmak istediği zaman "Seniyye-i Süflâ" yolundan çıkardı."

2941)    "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye gündüz girmiştir.*'

2942)    "... Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:
Ben, (Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) : Yâ Resûlallah! Yarın (Mekke'de) nereye ineceksin, (evinize mi)? diye sordum. Bu soruyu sormak O'nun   (Veda)   haccı sırasında idi. Resul i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Akîl (Mekke'de) bize mesken bıraktı mı? buyurdu. Sonra: (înşâallah) biz yann Kinâne oğullarının yurduna (yâni el-Mu-hassab'a) ineceğiz. Kureyş (müşrikleri) küfür üzerine bu yerde ahd etmişlerdi. Bu ahid ve an d I aş ma Kinâne oğullan ile Kureyş (müşrikleri) arasında Hâşim oğulları (ve Muttalib oğulları) aleyhine: "Bunlarla kız alıp vermemek, alış veriş etmemek üzere" akdedilmişti. (Hâşimîlerle Muttalibiler, Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i Kureyş ile Kinâne'ye itaat etmeye ikna edinceye kadar bu akid devam edecekti.)
(Râvi) el-Ma*mer demiş ki: Zührî, el-Hayf'ın dere olduğunu söyledi."
2943)    "... Abdullah bin Sercis (Radtyallâhü anhyûtn : Şöyle demiştir :
Ben Usaylı' (yâni başının saçı dökülmüş olan) Ömer bin el-Hat-tâb (Radıyallâhü anhî'i Hacer-i Esved'i öperken ve şöyle söylerken gördüm:
(Ey Hacer-i Esved)! Ben senin bir taş olduğunu, (aslında kimseye) ne zarar, ne de yarar sağlayamayacağını çok iyi bildiğim halde şüphesiz seni öpüyorum. Eğer ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in seni öptüğünü görmeseydim seni Öpmezdim."

2944)    "...  (Abdullah)   bin Abbâs   (Radıyatlâhü anhümâ)\Un\ Şöyle fle-tnîştir :
Resülullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  buyurdular: And olsun ki şu Hacer(-i Esved) kıyamet günü gören gözleri ve konuşan dili olduğu halde (mahşere) şüphesiz gelecek ve onu hakkıyla istilâm eden  (yâni Allah'a itaat ve Resulüne uymak üzere ziyaret eden mümin)  kimseler lehinde şâhidlik edecektir."

2945) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre ;
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hacer(-i Esved)'e karşı durdu. Sonra mübarek dudaklarını onun üzerine bırakıp uzun süre ağladıktan sonra ondan ayrıldı. Baktı ki Ömer (bin el-Hattâb) O'nun yanında ağlıyor. Bunun üzerine buyurdular ki:
Yâ Ömer! Göz yaşlan burada dökülür (dökülmelidir)."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Muhammed bin Avn el-Horasâni vardır. Onu İbn-i Muin, Ebû Hatam ve başkaları zayıf saymışlardır.

2946) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyallâkü anhütnâ)'-dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'nin köşelerinden yalnız siyah köşeyi (yâni Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeyi) ve Cumhîlerin evlerinin tarafından o köşeyi tâkib eden köşeyi (yâni Rükn-i Yemânîyi) istilâm ederdi (mübarek elini sürerdi.)"

2947) "... Safiyye bint-i Şeybe (Radıyoilâhü anhâydan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) Mekke'nin fetih yıh (fetih işini tamamlamakla) sükûnete kavuşunca devesi üzerinde Ka'-be'yi tavaf etti. Hacer-i Esved'i de mıhcen (denilen değnek) ile istilâm etti (yâni değneği ona sürdü). Sonra Ka'be-i Muazzama nın içine girdi. Orada aydan (denilen hurma ağacından mamul) güvercin suretinde bir put buldu. Onu kırdıktan sonra Ka'be'nin kapısında durup kırdığı putu (dışarı) attı. Ben de O'na bakıyordum."

2948) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre:
Resûlulalh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Veda hacc'ında bir deve üzerinde tavaf etti. Hacer-i Esved'i de bir mıhcen ile istilâm ediyordu."

2949)   "... Ebü't-Tufeyl Amir bin Vasile (Radtyallâhü ankyden; Şöyle demiştir:
Ben Resulü İlah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i devesi üzerinde Kabe'yi tavaf ederken, mıhcen (denilen değneğH île Hacer-i Esved'i istilâm ederken ve mihcen'i (istilâmdan sonra) öperken gördüm."

2950)    "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan :
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî (Mekke'ye geldiğinde) Ka*be'yi ilk tavaf ettiği zaman Hacer-i Esved'den (tekrar) Hacer-i Esved'e (varıncaya) kadar (ilk) üç turda hızlıca ve (diğer) dört turda normal yürürdü.
(Râvi Nâfi demiştir ,:i) İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) da Öyle yapardı.*'

2951) i:... Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâ)\\a,n rivayet edildiğine güre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kudüm tavafında) Hacer-i Esved'den (tekrar) Hacer-i Esved'e (varıncaya) kadar (ilk) üç turda hızlıca ve  (diğer) dört turda normal yürüdü."

2952)    "... Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü anh)'dea; Şöyle demiştir:
Allah Teâlâ İslâmiyet'i kökleştirip küfrü ve mensublarını yok ettiği halde tavafta hızlı yürümek şu anda nedendir? (Ama) Allah'a yemin olsun ki, Resûlulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken yapmış olduğumuz bir şeyi terketmeyiz."

2953)    "... (Abdullah)  bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'âm; Şöyle demiştir,:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî, Hudeybiye (andlaş-masın)dan sonra umre (yolculuğu esna)sında ashabına Mekke'ye girmek istedikleri zaman: Sizin kavminiz (yâni Mekke müşrikleri) şüphesiz yarın (Mekke'de) sizi göreceklerdir. Onlar sizleri güçlü, şiddetli görsünler, buyurdu.
Sonra Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ashabı Mes-cid-i Haram'a girdikleri zaman Hacer-i Esved'i istilâm ettiler (yâni ellerini sürmek suretiyle ziyaret ettiler) ve (tavafta) hızlı yürüdüler. Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) de onlarla beraber idi. Nihayet Rükn-i Yemânî'ye ulaştıkları zaman (hızlı yürümeyi bırakıp oradan Hacer-i Esved'in bulunduğu) siyah köşeye kadar normal yürüdüler. Sonra (Hacer-i Esved köşesinden) Rürkn-i Yemânî'ye ulaşıncaya kadar hızlı yürüdüler. Oradan Hacer-i Esved köşesine kadar normal yürüdüler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç defa (yâni tavafın üç turunda) böyle yaptı. Sonra (kalan) dört turda normal yürüdü."

2954)    "... Ya'Iâ (bin Ümeyye et-Temîmî) (Radıyaliâhü anhyâen; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıztıbâ'lı olarak tavaf etti.

 

HİCR İ  (İSMAİL'İ) ZİYARET ETMEK

2955)    "... Âîşe (Radıyallâkü ankâyâao; Şöyle demiştir:
Ben Resul ul lan fSallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Hicr-i (ismail'in Ka'be'den olup olmadığım) sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
O, Ka'be'den (bir parça)dır, buyurdu. Ben:
Kureyş'in Hicrt-i İsmail)'i Ka'be'ye idhâl etmelerine engel olan şey ne idi? diye sordum. Resûl-î Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
Kureyş'in (helâl) bütçesi Hicr(-i İsmail)'i Ka'be'ye dâhil etmeye yetmedi, (bu yüzden Ka'be'yi daralttılar) diye cevab verdi. Ben:
Peki, Ka'be'nin kapısı niçin bu kadar yüksektir, ancak bir merdivenle kapıya çıkılabilir? diye sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
O, senin kavminin işidir. Dilediklerini Ka'be'ye dâhil etmek, dilediklerini de oraya sokmamak içindir. Eğer senin kavminin küfür
(dönemin)e yakınlıkları (müslümanhğa girişlerinin yeniliği), gönüllerinin kırılması endişesi olmasaydı Ka'be'nin bir parçası olup (di-şarda bırakılan) noksan kısmını Ka'be'ye idhâl etmek üzere onda bir değişiklik yapmaya (maddi) gücümün yetip yetmeyeceğine bakacaktım ve kapısını zemin seviyesine indirecektim, buyurdu."

 


KA'BE-İ MUAZZAMA'YI  TAVAF ETME FAZİLETİ (NÎN BEYÂNI)


2956)   "... Abdullah bin Ömer   (Radtyallâkü ankümâ)}dan;    Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve SellemJ'den şöyle buyururken işittim:
Kim Ka'be'yi (yedi defa dolaşmak suretiyle) tavaf eder ve (tavaftan sonra) iki rekât namaz kılarsa bir rakabe (köle veya câriye) yi azadlamış gibi sevabı olur."

2957)    "... Humeyd bin Ebî Sevîyye'den; Şöyle demiştir:
Atâ bin Ebî Rabâh Ka'be'yi tavaf ederken İbn-i Hişâm (Radıyal-lâhü anhüm)'ün kendisine şöyle soru sorduğuna ve kendisinin şöyle cevab verdiğine şâhid oldum: İbn-i Hişâm (Radıyallâhü anhüm) ;
Rükn-i Yemânîlnin fazileti) hakkında (bilgi verir misin? diye) sordu. Atâ bin Ebî Rabâh (Radıyallâhü anh) :
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Rükn-i Irâki'nin fazileti hakkında) şöyle buyurduğunu bana rivayet etti, dedi:
Rükn-i Yemânî yanında 70 melek görevlendirilmiştir. Kim orada;
"Allahım şüphesiz ben senden afıv, dünyada ve âhirette afiyet (selâmet) dilerim.
Ey Rabbımız bize dünyâda iyiyi, âhirette de iyiyi ver ve bizi ateşin azabından koru" diye dua ederse o melekler âmin, derler.»
Atâ bin Ebı Rabâh Hacer-i Esved'in bulunduğu köşe'ye ulaşınca İbn-i Hişâm (ona) :
Yâ Ebâ Muhammed! Şu Hacer-i Esvedtin fazileti) hakkında sana ne  (bilgi)  ulaşmış? diye sordu. Bunun üzerine Atâ:
Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh), Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Selleml'den (Hacer-i Esved'in fazileti hakkında) şöyle buyurduğunu işittiğini bana rivayet etti, dedi:
*Kim Hacer-i Esved'e yönelirse şüphesiz o kimse Rahman (olan AîlahVa yönelmiş (yâni O'na bey'at ve ahıd) etmiş olur.»
İbn-i Hişâm, Atâ bin Ebi Rabâh'a:
Yâ Ebâ Muhammed! Tavaftın fazileti hakkında işittiğin) nedir? dedi.
Atâ:
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'den (tavaf hakkında) şöyle buyurduğunu işittiğini bana rivayet etti, dedi:
Kim Ka'be'yi yedi defa tavaf eder ve (tavaf esnasında) :"Ailah'ın her nevî noksanlıklardan pâk ve nezih olduğuna inanırım. Ha m d Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah (her şeyden) büyüktür. Günahlardan dönüş ve ibâdete güç ancak Allah'ın yardımıyladır" sözünden başka bir şey (yâni dünya ile ilgili bir lâf) konuşmazsa, onun on günahı silinir, onun için on ha-sene (sevabl yazılır ve bu ibâdet sayesinde onun mertebesi on derece yükselir. Kim de tavaf eder ve tavaf esnasında (dünya ile ilgili) konuşursa, (yalnız) ayakları suya batan kimse gibi onun (yalnız) ayakları rahmete batar, (yâni vücûdunun kalan kısmı rahmete batmaz)."
Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir: Sened, bu hadisin Zevâid nevinden olduğuna delâlet eder. Fakat Zevâid yazan bu sened hakkında bir şey söylememiştir. Sindi bu bilgiyi verdikten sonra: Ed-Dümeyri bu hadîsin mahfuz olmadığına delâlet eden bazı bilgiler nakletmiş tir.


 

TAVAFTAN SONRA İKİ REKÂAT NAMAZ

2958)    "... El-Muttalİb (bin Ebî Vedâa es-Sehmî) (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle, demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve 5ellem)'i şöyle yaparken gördüm: Ka'be'yi yedi defa tavaf edince gelip Hacer-i Esved'in hizasında durdu. Sonra tavaf sahasının kenarında iki rek'at namaz kıldı ve (namaz kılarken) kendisi ile tavaf edenler arasında (sütre olarak) hiç kimse yoktu.
İbn-i Mâceh dedi ki: Bu durum (yâni sütresiz namaza durmak ve namazın önünden geçmek) Mekke'ye mahsustur."

2950) "... (Abdullah) hin Ömer (RadtyaUâhü anhümâ)\\an; Şöyle demiştir :
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mekke'ye) geldi. Ka'-beyiyedi defa tavaf ettikten sonra iki rek'at namaz kıldı. (Râvi Veki demiş ki : Yâni İbrahim'in makamı yanında,) Sonra (sa'y için) Safâ'ya çıktı."
EMIııttalİh (R.A.Hn Hâl Trrcemrsi :
EIMuttalib (R.A.ı bin Ebi Vedân es-Sehmi Ebü Abdillah Mekke'nin fetih gü-nü müslüman o: ;:nla rehindir. Birkaç hadisi vardır. Müslim,ve sünen sfihibleri onun hadislerini rivfıyiT eimişlerdir. Rıivileri okulları Kesir, Cu'ier ve Abdurrahman'djr. • Hülâsa :  379)

2960) "... Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâ )'d,ın; Şöyle demiştir :
Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'yi tavaf işini bitirince (tavaf namazı için) İbrahim'in makamına geldi. Bunun üzerine Ömer (bin el-Hattâb)   (Radıyallâhü anh) :
Yâ. ResülaUah!   Burası Allah Sübhâne'nin;
"ibrahim'in makamı yanında namaz için bir yer edinin" buyurduğu babamız İbrahim'in makamıdır, dedi.
(Râvi) el-Velîd demiş ki: Ben Mâlik (bin Enes)'e Râvi bu âyeti; »     ,                          -                  »i
şeklinde (mi)  okudu? diye sordum. Mâlik {Radıyallâhü anh) :
Evet, diye cevab verdi. (Yâni âyetteki fiil mazi şeklinde değil emr-i jnuhatab fiilidir)"    ■


 

HASTA KİMSE BİNEREK TAVAF EDEBİLİR

2961) "... (Mü'minlerin annesi) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Kendisi hastalanmış, bunun üzerine Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin emriyle (devesine) binerek halkın arkasından tavaf etmiştir. Ümmü Seleme -demiştir ki:
(Ben deve üstünde Ka'be'yi tavaf ederken) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ka'be'nin (ta) yanında namaza durduğu-
nu ve (namazda);    sûresini okuduğunu gördüm.
İbn-i Mâceh dedi ki: Bu, Ebû Bekr'in bana rivayet ettiği hadîs metnidir."

2962) "... Amr bin Şuayb'ın babası aracılığıyla dedesinden rivayet edildiğine güre babası Şuayb (Radtyallâfıü anhüm) söyle demiştir :
Ben (dedem) Abdullah bin Amr (bin el-Âs) ile beraber Ka'be'yi (veda için) tavaf ettim. Yedi defa dolaşmak suretiyle tavafımızı bitirince Ka'be'nin arkasında (yâni güney tarafında) tavaf namazını kıldık. Sonra ben ona: Cehennem ateşinden Allah'a sığınma duasında bulunmayacak mısın? diye sordum. Kendisi:
Cehennem ateşinden Allah'a sığınırım, dedi. Şuayb dedi ki: Sonra Abdullah geçip Hacer-i Esved'i istilâm etti   (elini sürdü). Sonra Hacer-i Esved ile Ka'be'nin kapısı arasında ayakta durdu ve göğsünü, kollarını ve yanağını mültezeme (Kabe duvarına) yapıştırdı. Daha sonra şöyle dedi:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi, ve Sellem)'i böyle yaparken gördüm."


 

HAYIZ  (AY BAŞI ÂDETİ)  HÂLİNDEKİ KADIN HAC MENÂSİKİNİ İFÂ EDER YALNIZ (TEMİZLENİNCEYE KADAR) TAVAF EDEMEZ

2963)    "... Âişe (Radtyallâhü onAâJ'dan; Şöyle demiştir: Biz (hac mevsiminde) ancak hac yapılabileceği (yâni umre yapılamayacağı) inancıyla Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde  (Medine'den Mekke yolculuğuna)  çıktık.    SeriTe veya buraya yakın bir yere vardığımız zaman âdet gördüm. Ben (hac görevimi ifâ edemiyeceğim diye) ağlamakta iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve: Neyin var? Âdet mi gördün? diye sordu. Ben de: Evet, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Bu, Allah'ın Âdem (Aleyhisselâm)'ın kızlarına yazdığı (takdir ettiği) bir şeydir. Bu itibarla sen menâsik (hac görevler) inin hepsini ifâ et. Sâdece Kabe i Muazzama'yı (hayız âdetinden çıkıncaya kadar) tavaf etme, buyurdu.
Âişe dedi ki: Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zevceleri adına bir sığır kurban etti."

2964)    •'■".., Aişe (Radıyattâhü anftâydan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hacc-ı ifrâd etmiştir.

2965)      ■...  Mü'minlerin annesi Aişe (RadtyaUâhü anhû)\h\n  rivfıyet edildiğine göre :
Resûlullah  (Sallalluhü Aleyhi ve Sullom)  hacc-ı ifrûd etmiştir."

2966)    •'-... Câhir (Ratİtyatlâhü om A)'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  hacc-i ifrâd etmiştir."


2967)    ■-... Câbir (Rarİıyaltâkü an/ı)'t\en rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallâhü anhüm) hacc-i ifrâd etmişlerdir."


 

HAC VE UMRE'Yİ BERABER EDÂ EDEN (YÂNİ HACC-I KIRAN NİYETİYLE İHRAMA GİREN)

2968)      ... Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü atth)'den; Şöyle demiştir:
Biz (Veda haccı yılı) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in beraberinde Mekke'ye (gitmek üzere Medine'den yola) çıktık. Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'deni
Lebbeyke, bir umre'ye ve bir hacc'a niyetlendim, buyruğunu işittim."

2969) "... Enes (bin Mâlik) (RadtyaUâhü a»A)'den rivayet edildiğine göre;. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (Veda haccında) :
Allahım! Bir umre ve bir hac ile emrine amadeyim (dâvetine icabet etmekteyim) buyurmuştur.1 '

2970)    "... Es-Subey bin Ma'bed (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben Hristiyan bir adamdım. Sonra müslüman oldum ve hac ile umre (yâni Hacc-i Kıran) niyetiyle ihrama girdim. Sonra Selmân bin Rebia ve Zeyd bin Sohân (Radıyallâhü anhümâ) Kadisiyye'de benim hac ve umre'nin her ikisi için de Lebbeyk duasını okumakta olduğumu işittiler.   Bunun üzerine bu iki zât (bana işaretle) :
Şu adam devesinden daha idraksizdir (yâni Hacc-ı îfrâdın daha faziletli olduğu bilincinden mahrumdur), dediler. Onlar bu sözleriyle sanki bana bir dağ yüklediler. (Yâni sözleri bana çok ağır geldi). Sonra ben Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)'in yanma vardım ve olup biteni ona arz ettim. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) onlara yönelip kmamada bulundu. Sonra bana dönüp: Sen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine hidâyet olundun, sen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine hidâyet olundun (yâni yaptığın iş O'nun sünnetine uygundur), dedi.
(Râvî) Hişâm kendi rivayetinde dedi ki: Şakîk: Ben ve Mesrûk çok kere gidip es-Subay bin Ma'bed'e bu olayı soruyorduk, demiştir.
......senediyle de es-Subay bin Ma'bed (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi: Hrıstiyanhk dininden müslümanlığa yeni dönmüştüm. Müslümanlığı kabul edip (sünnet'e uymak için) gayret ve çalışmamda kusur etmedim. Sonra hac ve umre niyetiyle ihrama girdim (Yâni Hacc-ı Kırân'a başladım), demiş ve yukarıdaki hadîsin mislini anlatmıştır.1'

2971)    "... Ebû Talha (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac ve umre'yi beraber ifâ etti (yâni hacc-ı kırân'ı edâ etti.)"
Gerek bu bâbta rivayet edilen hadisler, gerekse benzeri hadîsler Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in Hacc-ı Kıran ettiğine açıkça delâlet ederler. Bu durum sahâbilerden bir cemaattan rivayet edilmiştir. îbn-i Ömer, Â işe, Câbir, Ömer bin el-Hattâb, Ali, İmrân bin Husayn ve Süraka bin Mâlik (Radıyallâhü anhüm) anılan cemaattandır. Bundan önceki bâbta rivayet edilen hadîslerin zahirine göre ise Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Hacc-ı İfrâd etmiştir. Hicretten sonra Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yalnız bir defa hacca gittiği sabittir. Bu da hicretin 10. yılı edilen meşhur Veda hacadır.


 

HACC-I KIRAN EDEN KİMSENİN (FARZ OLAN) TAVAF (SAYISININ BEYÂNI)

2972) li... Câbir bin Abdillah, İbn-i Ömer ve İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümyden rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbileriyle beraber (Veda haccında Mekke'ye) geldikleri zaman Resûllulah ve (Hacc-ı Kırân'a niyetlenen) sahâbîler, umre ve hac için (Ka'be'nin etrafında yedi defa dolaşmak suretiyle) ancak bir defa tavaf ettiler."

2973)    "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (Veda haccında) hac ve umre için (farz olarak) bir defa tavaf etti."

2974) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Kendisi Hacc-ı Kırân'a niyet etmiş olarak (Mekke'ye) geldi. Sonra yedi defa Ka'be etrafında dolaşmak suretiyle tavaf etti ve Safa ile Merve arasmda sa'y etti. Sonra: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yaptı, dedi."

2975) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
Kim hac ve umre niyetiyle ihrama girerse (yâni Hacc-ı Kırân'a başlarsa) hac ve umresi için bir tavaf kifayet eder ve o kimse hac-cını tamamlayıp da hac ve umrenin her ikisinin ihramından beraber çıkıncaya kadar ihramdan çıkamaz."

2976)    "... Ömer bin el-Hattâb (Radtyaîîâhü ankyden; Şöyle demiştir:
ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in El-Akîk (deresin) de iken şöyle buyurduğunu (kulağımla) işittim;
Bana Rabbim tarafından bir gelen (yâni Cebrail) geldi ve: Bu mübarek derede namaz kıl ve de ki: Bu, hac içinde bir umre'dir, diye talimat verdi.

2977) "... Surâka bin (Mâlik) bin Cu'şum (Radıyallâhü an^'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu derede hitabet etmek üzere ayağa kalktı ve:
Bilmiş olun ki umre kıyamete dek hacc'a şüphesiz dâhil oldu, buyurdu."

2978)    "... Mutarrif bin Abdillah bîn eş-Şıhhîr (Radıyallâhü anhümâ)'-dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir İmrân bin el-Husayn (Radıyallâhü anh), bana şöyle dedi: Bu günden sonra Allah'ın seni yararlandıracağı umulan bir hadîsi sana rivayet edeyim: Bilmiş ol ki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ailesinden bir grup Zilhicce ayının (ilk) on gününde şüphesiz umre ettiler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeIIem)'de bunu menetmedi ve bunun neshine dâir bir âyet inmedi. Sonra bir adam bunun (yâni Hacoı Temettü) hakkında kendi görüşüne dayak dilediği şeyi söyledi (yâni Hacc-ı Temettü'a karşı çıktı)."

2979) "... Ebû Mûsâ el-Eş'arî (Radtyaİlâhü anhyden rivayet edildiğine göre:
Kendisi Hacc-ı Temettü'a fetva veriyordu. Sonra bir adam kendisine :
Sen fetvanın bâzısını geciktir, fetva işini bırak. Çünkü mü'm inlerin Emirinin (yâni halîfe Ömer'in) senden sonra hac ve umre me-nâsiki hakkında ihdas ettiği şeyi (ki Hacc-ı Temettü menetmektir) bilmiyorsun, dedi.
(Ebû Mûsâ demiş ki) sonra nihayet ben müzminlerin e mirine rastladım ve ona sordum. Bunun üzerine (Halife) Ömer (Radıyallâhü anh) dedi ki:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ve ashabının hacc-ı temettü'ü yaptıklarını şüphesiz biliyorum. Ve lâkin ben hacı adaylarının (Arafat'a çıkacakları zamana kadar) el-Erâk (ağacı) altında (bile) karılarına yaklaşmaya devam edip sonra başlarından boy abdesti suyu damladığı bir vaziyette hacc'a başlamalarını (Arafat'a çıkmalarını) kerih gördüm."


 

HACC'I FESHETMEK (YÂNİ UMRE'YE ÇEVİRMEK)

2980) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'dm; Şöyle de-mİştİr:
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde sırf hac niyetiyle ihrama girdik, um re yi hacca katmadık. Sonra Zilhicce ayının dördüncü günü (sabahı) Mekke'ye vardık. Biz Ka'be'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y edince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haccımızı umre'ye çevirmemizi ve ihramdan çıkıp kadınlarımıza yaklaşabilmemizi emretti. Bunun üzerine biz kendi aramızda : Bizim ile Arefe (günü veya Arafat) arasında ancak beş gün var. Biz kadınlarımızdan bile yararlanmış olarak Arafat'a çıkacağız (Bu ne hâldir?) diye konuştuk (bu duruma hayret ettik). Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Ben şüphesiz hepinizden ziyâde hayra düşkün, Allah'a itaatkâr ve doğruyum. Ve (beraberimdeki) kurbanlık olmasaydı (umre1 yi yaptıktan sonra) ben muhakkak ihramdan çıkacaktım, buyurdu. Sonra Surakâ bin Mâlik (Radıyallâhü anh) (Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e) :
Bu mut'a'mız (yâni umre için ettiğimiz tavaf ve sa'y'den sonra ihramdan çıkmak suretiyle yararlanmamız) bu yılımıza mı mahsustur, yoksa ebediyen meşru mudur? diye sordu. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Hayır, (bu yıla mahsus değildir). Bilâkis ilelebed meşrudur, buyurdu."



2981)    "... Âişe (RadtyaUâhü artkâydan; Şöyle demiştir:
Biz Zilkade ayının bitimine beş gün kala Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde (Medine'den hac yolculuğuna) çık-tık. (Hac mevsiminde umre değil) ancak hac edilir sanıyorduk. Nihayet varıp (Mekke'ye) yaklaştığımız zaman Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), beraberinde kurbanlık olmayanların (tavaf ve sa'y'den sonra) ihramdan çıkmalarını emretti. Beraberinde kurbanlık olanlar dışında kalan herkes (tavaf ve sa'y'den sonra) ihramdan çıktı. Kurban bayramı günü olunca bize sığır eti getirildi ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, zevceleri yerine kurban kestiği söylendi."

2982)    "... El-Berâ bin Âzib (Radıyailâhü ank)'den; Şöyle demiştir   :
R e sû I u II ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ashabı başımızda (hac yolculuğuna) çıktılar. Biz (sahâbilerin çoğu) hac niyetiyle ihrama girdik. Sonra Mekke'ye vardığımız zaman Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bize) :
Bu haccınızı um re'ye çeviriniz, buyurdu. S ah âbı ler: Yâ Resûlallah! Biz hac niyetiyle ihrama girdik. Haccımızi umre'ye nasıl çevirelim, dediler.    Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Size emrettiğim şeye bakınız, (onu) yapınız, buyurdu. Sahâbiler: İhramdan çıkmaya yanaşmadılar. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bu duruma) hiddetlenip gitti. Sonra Âişe (Radıyailâhü anhâ)'nm yanma öfkeli olarak girdi. Âişe (Radıyailâhü anhâ) :
(Yâ Resûlallah)! Kim seni hiddetlendirdi? Allah o kimsenin cezasını versin, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) :
Ben bir şeyi emredip de bana uyulmadığı halde nasıl hiddetlenmeyeyim? diye cevab verdi.*'

2983) "... Esma bint-i Ebî Bekir (Radtyallâhii anhümâydan; Şöyle demiştir :
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde ih-râmlı olarak (Hac yolculuğuna) çıktık. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Beraberinde kurbanlık olanlar ihrâmlı kalsınlar ve beraberinde kurbanlık olmayanlar (tavaf ve sa'y'den sonra) ihramdan çıksınlar, buyurdu. Esma demiştir ki:
Benim beraberimde kurbanlık yoktu. Bu nedenle ben ihramdan çıktım. (Kocam) Zübeyr'in beraberinde kurbanlık vardı, o ihramdan çıkmadı. Sonra ben (ziyaret) elbisemi giyip Zübeyr'in yanma varıp oturdum. Zübeyr:
Yanımdan kalk, benden uzak dur, dedi. Ben de i Senin üstüne atılacağımdan mı korkuyorsun, dedim."


 

HACCIN UMRE'YE ÇEVÎRİLMESİ VEDA HACCINA
KATILAN SAHÂBÎLERE MAHSUSTU, DİYENLERE
AİT
(HADÎSLER)


2984)   "... Bilâl bin el-Haris (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:
Ben (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'e) : Yâ Resûlallah! Haccın umre'ye çevirilmesi hükmü (Veda haccı yolculuğuna katılan) bizlere mi mahsustur? yoksa bütün insanlara umumî midir? Bunu bize bildir, dedim.    Bunun üzerine Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
- Bu hüküm umûmî değil, bize (yâni Veda haccı yolculuğuna katılanlara) mahsustur, buyurdu."

2985)    "... EbûZerr(-i Gıfârî) (RadtyaUâhü a«A)'den; Şöyle demiştir:
Haccın umre'ye çevirilmesi hükmü Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (beraberinde Veda haccı yolculuğunda bulunan) sa-habilerine mahsustu."

 

KURBAN BAYRAMININ ÎLK GÜNÜ (MİNA'DA) HUTBE OKUMAK

3055)    "... Amr bin el-Ahvas  (el-Cegmî)   (Radtyallâkü anh)'den;  Şöyle demiştir:
Ben Veda haccında (Minâ'da) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şunu işittim %
Ey insanlar! Dikkat ediniz! Hangi gün en mukaddes gündür? Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu buyruğu üç kez tekrarladı. Sahâbîlç    ıRadıyallâhü anhüm) :
En mukaddes gün Hacc-ı Ekber (yâni Kurban bayramının ilk) günüdür, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
İşte bu beldeniz (Mekke) de, bu (Zilhicce) ayınızda bu (bayram) gününüz nasıl mukaddes bir gün ise şüphesiz kanlarınız (yâni canlarınız) , mallarınız ve ırzlarınız kendi aranızda (her yerde ve her zaman) öyle mukaddestir. Dikkat ediniz! Hiç bir suçlu kendi nefsinden başka kimse aleyhine suç işlemez (Yâni onun suçundan dolayı başkası cezalandırılmaz). Evlâd babasının suçundan dolayı cezalandırılmaz. Baba da evlâdının suçundan dolayı mu ah aza edilmez.
Bilmiş olunuz ki, şeytan bu beldeniz (Mekke) de (Allah'tan başkasına ibâdet edilmekle) kendisine itaat edilmekten kesinlikle ebedî surette ümidini yitirmiştir. Lâkin küçümsediğiniz bâzı işlerinizde ona uymak işi vuku bulacak, bu da onu memnun edecektir.
(Ey insanlar)! Bilmiş olunuz ki, Câhiliyet devrinden kalma kan gütme dâvalarının hepsi iptal edilmiştir. Anılan kan dâvalarından ilga ettiğim ilk kan dâvası Abdulmuttalib'in oğlu el Hâris'in kan davasıdır. (El-Hâris, Beni Leys kabilesinde çocuğu için süt anasını arıyordu. Hüzeyl kabilesi onu öldürmüştü).
(Ey insanlar)! Bilmiş olun ki Câhiliyet devrinden kalma faizin her nevi iptal edilmiştir. Mallarınızın sermayesi sizin hakkınızdır. Zulüm etmeyiniz ve zulmolunmayınız, buyurdu.
Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bundan sonra üç kez:
Dikkat ediniz! Ey Ümmetim, Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi?, diye sordu. Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) :
Evet, diye cevab verdiler.   Resûl-i Ekrem  (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) :
Allahım şâhid ol, Allahun şâhid ol, Allahım şâhid ol, dedi."

3056)    "... Cübeyr bin Mut'un (Kadıyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir:
Besûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minâ*nın el-Hayf (denilen dere kenarın) da ayağa kalkarak şöyle buyurdu:
Allah, benim sözümü işitip de (başkasına) tebliğ eden adamın yüzünü ağartsın. Çünkü fıkıh (kaynağı olan hadisleri) ezberleyen nice adamlar fıkıhçı değiller ve fıkıhçı olan nice (hadis) hafızları kendilerinden daha kuvvetli fıkıhçı]ara (hadisleri) iletebilirler. Üç meziyyet vardır ki müslüman bir kişi onlara sahip olduğu sürece kalbi, kin, hıyanet ve husûmet beslemez: Ameli, tam bir ihlâsla sırf Allah rızâsı için işlemek, mü si umanların başındaki yöneticilere hayır dilemek ve müslumanların cemaatından ayrılmamak. Çünkü müslüman cemaatının daveti, arkalanndakileri de kaplar."

3057) "... Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâkü anAJ'den rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem> Arafat'ta muhadrama (yâni kulakları kesik gibi küçücük olan) devesi üstünde olduğu halde şöyle buyurdu, demiştir:
(Ey sahâbilerim!) Bu gün hangi gündür, bu ay hangi aydır ve bu belde hangi şehirdir biliyor musunuz? diye sordu. Sahâbîler (Ea-dıyallâhü anhüm) :
Bu belde mukaddes bir şehirdir, bu ay mukaddes bir aydır ve bu gün mukaddes bir gündür, diye cevab verdiler. (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Bilmiş olunuz ki bu şehriniz (Mekke) de, bu (Arefe) gününüzde, bu (Zilhicce) ayınız nasıl mukaddes ise, mallarınız ve canlarınız da şüphesiz size haram ve mukaddestir.
(Ümmetim!) İyi biliniz ki: Ben Kevser havuzu başında öncünüzü m (yâni orada muhtaç olduğunuz şeylerin önceden hazırlayıcısı-yım) ve diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla Övünürüm. Artık (çok günahlar işlemekle) siz benim yüzümü karartmayınız (yâni beni Allah'a karşı mahcub etmeyiniz).
Bilmiş olunuz ki: Ve ben (kıyamet günü) bâzı insanları kurtaracağım. Bâzı insanlar da benden kurtarılacak (yâni zebaniler onla-
n götürecekleridir.
Bent Yâ Rabbi! Arkadaşcıklanm (ne olacaklar?) diyeceğim. Allah şöyle buyuracak:
Senden sonra onların neler ihdas ettiklerini bilmiyorsun."

3058)    "... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhiimâ)'dan rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Veda haccuıda bayramın ilk günü cemreler arasında durdu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (beraberinde bulunanlara hitaben) :
—  Bu gün hangi gündür? diye sordu. Sahâbüer (Radıyallâhü an-hüm) :
—  Nahr (Kurban bayramı)  günüdür, dediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  Peki bu şehir hangi şehirdir? diye sordu. Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) :
—  Bu şehir, Mukaddes beldetullah  (Mekke) dir, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  Peki bu ay hangi aydır? buyurdu. Sahâbiler (Radıyallâhü anhüm) :
—  Bu ay, Allah'ın mukaddes ayıdır, diye cevab verdiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  Bu gün, hacc-ı Ekber günüdür. Bu ayda, bu günde bu beldeniz nasıl mukaddes ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da size mukaddestir, buyurdu. Sonra•.
Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi? buyurdu, Sahâbîler:
—  Evet, diye cevab verdiler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Allahım şâhid ol, demeye başladı. Daha sonra halka veda etti. Bu nedenle sahâbîler; Bu hac. Veda hacadır, dediler."


 

KA'BE'Yİ ZİYARET (TAVAFI) 

3059) "... Âişe ve İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhüm)'den rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ziyaret tavafını (bayramın birinci gününü ikinci gününe bağlayan) geceye tehir etmiştir."

3060) "... Abdullah bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ifaza (yâni ziyaret) tavafının yedi şavtında (turunda) remel etmemiş (yâni hızlı ve çalımlı yürümemiş) tir.
(Râvî) Atâ demiş ki ifâza tavafında remel (yâni hızlı ve çalımlı yürümek) yoktur."
İZAHI
Bu babın ilk hadîsini Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ah-med ve Beyhaki de rivayet etmişler, B u h â r i de bunu ta'Iiken rivayette bulunmuştur.



 

ZEMZEM (SUYUN) DAN İÇMEK

 
3061)    "... Muhammed bin Abdirrahman bin Ebî Bekir (Radtyaüâhü an-hüm)'âen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben (bir defa) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümal'nin yanında oturuyordum. Bir adam onun yanına geldi. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüma), adama:
—  Nereden geldin? diye sordu. Adam:
—  Zemzem'den (geliyorum), dedi. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüma) ona:
—  Zemzemden lâyıkıyla içtin (mi?), dedi. Adam:
—  Bu nasıl olur?, diye sordu. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ):
—  Zemzem'den su içmek istediğin zaman kıbleye doğru dur, Allah'ın ismini an, Zemzem suyunu içerken üç defa nefes al ve ondan kana kana iç. Zemzem suyunu böylece içtikten sonra Allah (Azze ve Celle)'ye hamdet. Çünkü Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki -.
Bizimle münafıklar arasındaki alâmeti farika onların Zemzem'den kana kana içememeleridir."

3062)    "... Câblr bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu hadîsi işitmiştir ■.
Zemzem suyu ne maksadla içilirse onun için (yararlı) dır."


 

KA'BE'YE GİRMEK

3063)    "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Mekke'nin) fetih günü, beraberinde Bilal (bin Rab âh) ve Osman bin Şeybe olduğu halde Ka'be'ye girdi ve kapıyı içerden kilitlediler. Sonra Ka'be'den çıktıkları zaman, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Ka'be'nin neresinde namaz kıldığım Bilâl'a sordum. Bilal, O'nun Ka'be'ye girdi-
ğinde sağında kalan iki direk arasında ve yüzüne karşı gelen duvara doğru namaz kıldığını bana haber verdi.
Sonra ben, Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kaç rekât namaz kıldığını Bilâl'a sormamış olmaklığımdan dolayı kendi nefsimi kınadım."

3064)    "... Âişe (Radtyallâhü ö»#â)'dan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim yanımdan sevinçli olarak çıkıp gitti. Bir süre sonra üzgün olarak yanıma döndü. Beni
Yâ Re sû I allan! Sen sevinçli olarak yanımdan çıktın ve üzgün olarak döndün? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu t
«Ben Ka'be'ye girdim.
Ama keski girmeseydim. Çünkü (girmek-ligimle) ümmetime güçlük çıkarmış olduğumdan korkarım.»"


3065)    "... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre :
Abbâs bin Abdilmuttalib (Radıyallâhü anh), sikâye (hacıları Zemzem suyundan suvarmak) hizmeti için Minâ günlerinde geceleri Mekke'de geçirmek üzere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den izin istedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona izin verdi.'*

3066)    "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:
Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç kimseye (Minâ gecelerinde) geceyi Mekke'de geçirmek ruhsatını (yâni müsaadesini) vermedi. Yalnız (Abdulmuttalib oğlu) Abbâs'a sikaye hizmetinden dolayı müsaade etti."

 


MİNÂ'NIN SON GÜNÜ MEKKE'YE DÖNÜŞTE EL-MUHASSAB DERESİNDE KONAKLAMAK


3067)    "... Âişe (Radtyaîlâhü û»Aâ)'dan: Şöyle demiştir:
(Minâ'dan dönüşte) el Ebtah (deresin) de konaklamak sünnet değildir. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Medine yoluna) çıkması sırf kolay olsun diye orada konakladı.'*


3068)    '"... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'(\an; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minâ'dan döndüğü günü ertesi güne bağlayan gecenin sonunda Bathâ'dan (Medine'ye) hareket etti."


3069)    '',..  İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhüı>ıâ)'(Uır\: Şöyle demiştir :
Eesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve (O'ndan sonra halîfe olan) Ebû Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallâhü anhüm) (Minâ'dan dönüşlerinde) ekEbtah  (deresin)  de konaklıyorlardı."



 

VEDA TAVAFI

3070)    "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhütnâ)'dan; Şöyle demiştir: (Hac için Mekke'ye gelen) halk (farz tavaftan ve Minâ günlerinden sonra)  etrafa dağıtıyorlardı. Bunun üzerine Resûlullah  (Sallal-
lahü Aleyhi ve Sellem) :
«Sakın hiç kimse Ka'be'yi son kez tavaf etmedikçe (Mekke'den) çıkmasın» buyurdu."

3071)    "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anftümâ)'âan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), adamın son görevi Ka'-be'yi tavaf (ı Veda)  olmadıkça  (Mekke'den)  çıkmasını yasaklamıştır."


 

AY BAŞI ÂDETİ GÖREN KADIN VEDA TAVAFI ETMEDEN MEKKE'DEN ÇIKABİLİR

 
3072)    "... Âişe (Radıyallâkü anhâydan; Şöyle demiştir:
(Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Sa-fiyye bint-i Huyey ifâda (yâni haccm farz olan) tavafı ettikten sonra hayız (yâni aybaşı âdeti) gördü. Âişe demiştir ki: Ben bu durumu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattım. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«■Safiyye (ifâda tavafını âdet görünceye kadar geciktirmekle) bizim (Medine'ye) hareket etmemizi engelleyici mi?» buyurdu. Ben:
Safiyye ifâda tavafı etti ve ondan sonra âdet gördü, dedim. Re-sül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«O halde Safiyye çıksın (yâni veda tavafını beklemeden Medine'ye hareket edebilir.)» buyurdu."

3073)    "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'â&n; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Safiyye (bint-i Huyey)'-den söz etti (yâni durumunu sordu). Biz de onun ay başı âdeti hâline girdiğini söyledik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«(Yahûdî olan kavmine) uğursuzluk getiren kadın! Ben onu ancak yola çıkmamızı engelleyici sanırım (Yâni galiba onun yüzünden Medine'ye hareketimiz gecikecek)», buyurdu. Bunun üzerine benj
Yâ Resülallah! Safiyye Kurban bayramının ilk günü ifâda tavafı etti, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«O zaman (Medine'ye hareket etmemize) engel yok. Ona söyleyin yollansın.» buyurdu."


 

RESÛLULLAH (SALLALLAHU ALEYHİ YE SELLEM) İN HACCININ BEYÂNI

3074) "... Ca'fer bin Muhammed'in babası (Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü anhümyâen; Şöyle demiştir:
Biz Câbir bin Abdillah ((Radıyallâhü anhümâJ'nın yanına girdik. Yanına vardığımız zaman girenlerin kimler olduğunu (bir bir) sordu. Nihayet sıra bana gelince :
Ben Muhammed bin Ali bin Hüseyin'im, dedim. Bunun üzerine elini başıma uzatarak (gömleğimin yakasındaki) üst düğmemi çözdü. Sonra alt düğmemi de çözdü. Daha sonra avucunu iki mememin arasına (göğsümün üstüne) koydu. Ben o zaman genç bir çocuktum. (Bana) :
Hoş geldin. Dilediğini sor, dedi. Ben de ona (Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in haccının keyfiyetini) sordum. Kendisi âmâ idi. O sırada namaz vakti geldi. Bunun üzerine bir dokumaya bürünerek (namaza) kalktı. Sarındığı dokuma küçük olduğu için omuzlarına koydukça iki tarafı kendisine doğru geriye dönüyordu. Cübbesi de yambaşuıda askı üstünde (duruyor) idi. Bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra ben (kendisine) :
Bize Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hac edişini anlat, dedim. Bunun üzerine eliyle dokuz sayışma işaret ederek dedi ki:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac etmeden (Medine'de) dokuz yıl durdu. Sonra onuncu yıl Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hacedeceğini halka ilân edilmesini emretti. Bunun üzerine Medine'ye çok insan geldi. Hepsi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e uymak (yâni O'nunla beraber hac etmek) ve O'nun yap-
tığının mislini yapmak istiyordu.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Medine'den yola) çıktı. Biz de O'nunla beraber çıktık. Zü'I-Huleyfe'ye vardık. Esma bin t-i Um ey s (orada) Muhammed bin Ebİ Bekr'i doğurdu ve: Ben ne yapacağım? diye Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber gönderdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (ona) :
«Yıkan, kanın akmasını engelleyici bir bez sarın ve ihrama gir» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zü'I-Huley-fe mescidinde namaz kıldı. Sonra Kasvâ (denilen deve) ye bindi. Nihayet devesi O'nu Beydâ (denilen mevki) ye çıkarınca (Câbir demiştir ki) O'nun önünde gözümün görebildiği kadar binekli ve yayaya baktım, O'nun sağında da o Kadar insan vardı. Solunda da o miktarda insan bulunurdu ve bir o kadar da arkasında vardı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de aramızda bulunuyordu. Kur'ân (âyetleri) O'na iniyor, mânâlarını da o biliyordu. Artık O, ne yapıyorsa biz de ayni şeyi yapıyorduk. Resûl-i Ekrem, tevhîd'i, (yâni Allah'ın birliğini ihtiva eden şu lebbeyk duasını yüksek sesle okudu) :
"Allahım dâvetine çokça icabet ettim. Senin dâvetine mükerrer icabet ettim. Senin ortağın yoktur. Senin dâvetine tekrar icabet ettim. Şüphesiz, hamd ve nimet senindir mülk de senindir. Hiç bir ortağın yoktur."
Halk ise hâlen yüksek sesle okudukları lebbeyk duasını yüksek sesle okudular. (Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in lebbeyk duasına ilâve yaptılar.) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onların okuduklarından bir şeyi reddetmedi (yâni niçin bu ilâveyi yapıyorsunuz demedi). Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendi telbiyesine devam etti. Câbir demiştir ki: Biz haçtan başka bir şeye niyet etmiyorduk. Biz umreyi bilmiyorduk (Yâni hac ile umrenin birlikte yapılabileceğini veya hac mevsiminde umre yapılabileceğini bilmiyorduk). Nihayet biz O'nunla beraber Ka'be'ye vardığımız zaman rüknü (yâni Hacer-i Esved'i) istilâm etti ve Üç tur hızlı, dört tur da normal yürüyüşle tavaf etti. Sonra İbrahim (Aleyhİs-
sliâm)'in makamına gidipVe İbra-him'in makamından namaz yeri edininiz.» (4) âyetini okudu. Sonra M akam i, kendisiyle Kabe araşma aldı (ve makamın arkasında durup iki rekât namaz kıldı). (Râvî Ca'fer demiştir ki:) Babam diyordu ki: O, bu iki rek'at (tavaf namazın) da (Fâtiha'dan sonra) Kâfirûn ve ve İhlas sûrelerini okurdu. (Ben babamın bunu ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den merfû olarak rivayet ettiğini bilirim.) —Yâni anılan sûreleri okuyan Câbir değil, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olduğu rivayet olunmuştur— (Câbir rivayetine devamla şöyle demiştir:) Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'ye dönerek rüknü (yâni Hacer-i Esved'i) istilâm etti. Sonra  (Safa)  kapı (sın) dan  Safâ'ya çıktı. Nihayet Safâ'ya yaklaşınca;
i»!  — "Şüphesiz Saf â ile Merve Allah'ın (me-nâsik) alâmetlerindendir" âyetini okudu ve:
Allah'ın başladığı (Safa tepesi) nden (sa'y'e) başlarız, buyurarak Safâ'dan (sa'y'e) başladı, Ka'be'yi görünceye kadar Safa tepesinin üstüne çıktı. Sonra tekbîr alarak, tehlil ve hamd eyledi ve;
"Allah'tan başka (ibâdete lâyık) hiç bir ilâh yoktur.
O, birdir. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd da O'nundur. Diriltir ve Öldürür. O, her şeye de kadirdir. Allah'tan başka (tapınmaya lâyık) hiç bir ilâh yoktur. O, birdir. Hiç bir ortağı yoktur. (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ine verdiği) vaadini yerine getirdi, kuluna zafer verdi ve yalnız basma düşman hiziblerini hezimete uğrattı" dedi. Bu arada duâ etti ve bu zikir ile duayı üç defa tekrarladı. Sonra Safa tepesinden inip Merve ye doğru yürüdü. İnişi bitip derenin ortasına varınca hızlı yürüdü. Ayakları dereden çıkınca Merve tepesine varıncaya kadar (yine) normal yürümeye devam etti. Safa üstünde yaptığını Merve Üstünde de yaptı. Tavaf (yâni yedi tur sa'y'ı) Merve üstünde bitince t
Hac aylarında umre etmenin câizliğini şimdi bildiğim gibi başlangıçta bilseydim kurbanlığımı (Mekke'ye) şevke t m ezdi m ve ihramına başladığım haccı umre'ye çevirirdim.
Artık sizlerden (hac niyetiyle ihrama girip de) beraberinde kurbanlığı olmayanlar hemen ihramdan çıksın ve haccını umre'ye çevirsin, buyurdu. Bunun üzerine herkes ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar. Yalnız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile yanında kurbanlığı bulunanlar ihramdan çık-madılar. Sonra Sürâka bin Mâlik bin Cü'şüm ayağa kalkarak:
Yâ Resûlallah! Bu iş (yâni hac aylarında umre etmek veya haccı umre'ye çevirmek), bu yılımıza mı mahsus, yoksa ebedî olarak devam edecek mi? diye sordu. Câbir demiştir ki: Bu soru üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir elinin parmaklarını diğer elinin parmaklarına kenetleyerek:
Umre şöylece (kenetlenen parmaklarım gibi) hacca dâhil olmuştur. Umre şöylece hacca dâhil olmuştur. Hayır (bu yıla mahsus değildir) . Bilâkis ebedî olarak devam edecektir, buyurdu.
Câbir demiştir ki: Ali (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in develerini  (Yemen'den)  getirdi. Fâtune  (Radıyallâhü anhâ) 'yi da ihramdan çıkanlar mey ânın da, boyalı elbise giymiş ve gözlerine sürme çekilmiş olarak buldu. AH (Radıyallâhü anh) Fâtime'nin ihramdan çıkmasına karşı çıktı. Fâtime:
İhramdan çıkmamı babam bana emretti, dedi. Alî (Radıyallâhü anh) Irak'ta (halîfe) iken şöyle derdi i
Bunun üzerine ben Fâtıme'yi bu yaptığı işten dolayı azarlatmak ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen anlattığı husus ile onun yaptığı işe karşı çıkmam meselesi hakkında Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'e fetva sormak üzere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gittim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
Fâtime doğru söylemiş, doğru söylemiş. Sen hacca niyetlenirken ne dedin? buyurdu. Ben:
A11 ahım! Resûl'ün (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) neye niyetlen-diyse, ben de ona niyetlendim, cevâbını verdim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (bana) :
Benim beraberimde kurbanlığım var.   (Yâni bu nedenle ben ihramdan çıkamam) Sen (de) ihramdan çıkma, buyurdu.
Câbir demiştir ki: Alî (Radıyallâhü anh) in Yemen'den getirdiği kurbanlıklar ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Medine'den getirdiği kurbanlıkların toplamı yüz adetti. Sonra herkes ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar. Yalnız Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ile beraberinde kurbanlığı olanlar ihramdan çık m adı lar. Sonra terviye (yâni Zilhicce'nin sekizinci) günü olunca ve Minâ'ya doğru hareket edecekleri zaman (ihramdan çıkmış olanlar)  hac niyetiyle ihrama girdiler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanına binerek (Minâ'ya) gitti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (o günün) öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları ile (ertesi günü) sabah namazını Minâ'da kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kendisi için (Arafat'a yakın olan) Nemire (denilen yer) de kıldan bir çadırın kurulmasını emretti. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (Minâ'dan Nemire'ye) hareket etti. Kureyş kendilerinin câhiliyet devrinde yaptıkları gibi O'nun da Meş'ar-i Haram yanında veya Müzdelife(nin başka bir yerin) de vakfe edeceğinde (yâni vakfe Arafat'a gitmiyeceğinde) şüphe etmiyorlardı. Halbuki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (Kureyş'in kanaati hilâfına) Müzdelife'yi geçerek Arafat (in yakının) a vardı. Nemire'de kendisi için çadırı kurulmuş olarak buldu ve oraya indi. Nihayet güneş göğün ortasında batıya kayınca (yâni öğle vakti girince), Kasvâ (denilen devesi) nüı hazırlanmasını emretti. Bunun üzerine kasva'ya semer vuruldu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) binip (Ürene denilen) derenin ortasına vardı. Orada halka bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu:
Şu (Zilhicce) ayınızda, şu (Mekke) şehrinizde bu (Arefe) gününüz nasıl mukaddes ise (yâni bu yer ve zamanda günah işlemek nasıl ağır biçimde haram ise) şüphesiz kanlarınız ve mallarınız da size haramdır (yâni birbirinizin kanını akıtmanız ve haksız yere birbirinizin mâlını almanız her yerde ve her zaman şiddetle haramdır.) Bilmiş olunuz ki câhiliyet devri işlerinden olan her şey bu iki ayağımın altına konulmuştur (yâni bâtıldır, işlerliği yoktur). Câhiliyet devrine ait kanlar bâtıldır (yâni ne kısası, ne diyeti ne de kefareti vardır). İptal ettiğim kan dâvası (amcam) el Hâris'in oğlu Rebia'nın kan davasıdır. (Maktul Benî Sa'd kabilesinde süt anadaydı, Hüzeyl kabîle-si onu öldürmüştü). —Sahih rivayete göre öldürülen kişi Rebîanut oğlu İyâs'tı — Câhiliyet döneminin faizi de bâtıldır (yâni buna ait işlem geçersizdir). İlk iptal ettiğim faiz bizim faizimiz,  (yâni amcam) Abbâs bin Abdulmuttalib'in faizidir. Çünkü faizin hepsi bâtıldır. Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz. Çünkü şüphesiz siz onları Allah'ın emâneti (yâni iyi davranma ahdi) ile aldınız. Onların ırzlarını Allah'ın kelimesi (yâni emri veya nikâh akdi) ile kendinize helâl kıldınız. Yaygılarınıza (yâni evlerinize) hoşlanmadığınız kimselere ayak bastırmamaları şüphesiz sizin  onlar üzerindeki hakkınızdır.    Bunu yaparlarsa  (yâni mahremi olsun veya olmasın hoşlanmadığınız her hangi bir erkek veya kadının evinize girmesine izin verirlerse), onlara zarar vermeyecek biçimde dövünüz. Maruf bir şekilde (yâni hâlinize göre veya normal biçimde)  onların nafakasını ve giyeceğini vermek onların sizin üzerinizdeki hakkıdır. Size öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı sarılırsanız dalâlet'e gitmezsiniz (yâni cennet yolundan sapmazsınız. Size bıraktığım şey)  Allah'ın kitabıdır. Ben  (kıyamet günü) size sorulacağım. Acaba ne diyeceksiniz? Sahâbîler:
(Emrolunduğun şeyleri) tebliğ ettiğine, görevini hakkıyla îfa ettiğine ve (ümmete) nasîhatta bulunduğuna şehâdet ederiz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şehâdet parmağını semâya kaldırıp sonra halka doğru eğerek üç defa:
Allahım şâhid ol, Allahım şâhid ol, Allahım şâhid ol, dedi (Bu hutbeden) sonra Bilâl (Radıyallâhü anh), ezan okudu. Sonra ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  öğle namazını  (iki rekât olarak) kıldırdı. Sonra Bilâl  (tekrar) ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ikindi namazım (da iki rekât olarak) kıldırdı. (Yâni öğle ve ikindi farzlarını ard arda Cem-i Takdim şeklinde kıldırdı). Resûl-i Ekrem bu iki namaz arasında başka namaz kılmadı. Bundan sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (devesine) binerek vakfe yerine (yâni Rahmet dağının eteğine) geldi. Devesinin göğsünü kayalara çevirdi. Yayaların yolunu da karşısına aldı ve kıbleye döndü. Akşama kadar orada vakfeye durdu.   Nihayet güneşin sarılığı biraz gitti ve güneş tamamen kayboluncaya kadar vakfeye devam etti. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Üsâ-me bin Zeyd'i terkisine alarak oradan  (Müzd elife 'ye)   hareket etti. Resûl-i Ekrem kasvâ (denilen devesi) nin yularını o derece kas m işti ki neredeyse devenin başı semerin ön kısmındaki deriye değiyordu ve Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sağ eliyle işaret ederek j
Ey insanlar, sükunetten ayrılmayın, sükûnetten ayrılmayın (yâni acele etmeyin) buyuruyordu. Kum tepeciklerinden birine geldikçe düzlüğe çıkıncaya kadar devesinin dizginimi gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye vardı. Orada akşam ve yatsı namazlarını bir ezan ve iki ikâmetle kıldırdı. (Yâni bu iki namazı Çem-i Tehir şeklinde kıldırdı) Ve bunlar arasında başka namaz kılmadı. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), fecir doğuncaya kadar uzandı. Fecir doğunca bir ezan ve bir ikâmetle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kas-vâ'ya binerek Meş'ari Harâm'a geldi. Bu dağın üstüne çıktı. Orada (kıbleye dönerek) Allah'a hamd etti, tekbîr aldı ve tevhîd'de bulundu (Yâni el-Hamdu lillâh Vellahu Ekber ve Lâ ilahe illallah dedi). Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar orada vakfe'ye devam etti. Sonra henüz güneş doğmamış iken oradan yola çıktı ve terkisine Fadl bin Abbâs'ı aldı. Fadl, güzel saçlı beyaz tenli ve yakışıklı bir zât idi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yola çıkınca, yanından bir takım kadınlar koşarak geçtiler. Fadl onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), elini diğer taraftan (Fadl'ın yüzüne) koydu. Fadl da yüzünü o taraftan çevirip baktı. Nihayet Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Müzde-life ile Minâ arasında bulunan) Muhassir deresine vardı ve (devesini) biraz hızlandırdı. Sonra seni büyük cemre'ye çıkaran orta yola girdi ve nihayet ağacın yanındaki (büyük) cemre'ye vardı (buna Akabe cemresi de denilir). (O cemre'ye) fiske taşı gibi yedi aded çakıl attı. Her çakılı atarken tekbîr alıyordu (yâni Allahü Ekber ( diyordu). Taşları derenin ortasından attı. Sonra mezbahaya döndü. 63 deveyi kendi eliyle boğazladı. Sonra (bıçağı) Alî'ye verdi. Ali de (O'nun emriyle) kalan (37) deveyi boğazladı. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kurbanlıklarına Alî'yi ortak etti. Sonra, her deveden birer parça etin alınmasını emretti. Bunlar bir çömleğe konularak pişirildi. İkisi de develerin etinden yediler ve et suyundan içtiler. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ifâda tavafı için Minâ'-dan) Ka'be'ye indi. (Tavaftan sonra) öğle namazını Mekke'de kıldı. Daha sonra Zemzem (kuyusu) üzerinde halka suvarmakta olan Abdulmuttalib'in oğullarının yanma vardı ve (onlara) :
(Kuyudan su) çıkarınız Ey Muttalib oğulları. Su çıkarmanız hususunda halkın size izdiham vermesi korkusu olmasaydı ben de sizinle beraber su çıkarırdım (Yâni su çıkarırsam halk bunu menâsikten
sanarak izdiham vermekle işinizi engelleyebilir), buyurdu.
Sonra onlar kendisine bir kova su sundular. O da bundan içti,"

3075) "... Biz üç nevi hac niyetiyle Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in refakatinde yolculuğa çıktık. Bâzı farımız hac ve umreye beraber niyetlenerek ihrama girdi. Bir kısmımız yalnız hac ihramına girdi. Bâzılarımız da yalnız umre ihramına girdi. Hac ve umreyi beraber ifa etmek üzere ihrama girmiş olanlar hac menâsikini tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmadı. Yalnız hac niyetiyle ihrama girenler de hac menâsikini bitirinceye kadar ihramdan çıkmadı ve yalnız umre ihramına girenler, Ka'be'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y ettikten sonra ilerde hac niyetiyle ihrama girmek üzere, umre'nin ihramından çıktılar."
İZAHI
Bu hadîsin benzerini Buhârî, Müslim, Ebû D â -vûd, Nesâi, Mâlik ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.
Bu hadîsin zahirine göre Veda haccına katılan sahâbîlerin bir kısmı mîkatta umre niyetiyle ihrama girmişlerdir. Fakat bu mânâ kasdedilmemiştir. Tekmile yazarının belirttiği gibi kasdedilen mânâ şudur: Beraberinde kurbanı bulunmayanlar, mîkatta hac niyetiyle ihrama girdikten sonra, Şerif te ve Mekke' de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in emriyle haclarını umre'ye çe-
virip umre menâsikini tamamladıktan sonra ihramdan çıktılar ve terviye günü hac niyetiyle ihrama girdiler.
Bu hadîs haccın üç çeşidinin de meşru olduğuna delâlet eder: Bu çeşitler: Hacc-ı Kıran, Hacc-i İfrâd ve Hacc-ı Temettü'dür. Bunlarla ilgili ayrıntılı bilgi bunlara âit bâblarda verilmiştir.

3076)   "... Süfyân(-ı Sevrî) (RadtyaUâhü ank)'den; Şöyle demiştir:
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı) üç defa hac etmiştir t İki hacc'ı hicret etmeden önce ve bir haccı hicret ettikten sonra Medine'den gitmek suretiyle ifa etmiştir. Hicretten sonra ettiği hac ile umre'yi birleştirmiştir (Yâni Hacc-ı Kıran etmiştir). (Bu hac'ta) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in getirdiği kurbanlar ile Alî'nin (Yemen'den) getirdiği kurbanların toplamı yüz deveyi bulmuştur. Bu develerden birisi de burnunda gümüşten bir halka bulunan Ebû Cehl'in erkek devesi idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) (bunlardan) 63 tanesini kendi eliyle boğazlamış. Ali de kalanları boğazlamıştir.
Süfyân'at Bu hadîsi kim (sana) anlatmış? diye sorulmuş kendisi t
Ca'fer, babasından, babası da Câbir (Radıyallâhü anh) 'den rivayet etmiştir. İbn-i Ebî Leylâ da el-Hakem'den, bu da Mıksem'den, Mık-sem de İbn-i Abbfts (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet etmiştir/*


 

MUHSAR (YÂNİ İHRAMA GİRDİKTEN SONRA ARAFAT'TA VAKFE ETMEKTEN VEYA FARZ TAVAFI ETMEKTEN MENEDİLEN) KİMSE


3077) "... Haccâc hin Amr el-Ensârî (Radıyallâhü an/ı)\\en: Şöyle demidir :
Ben Peygamber (SallallaJıü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyururken işittim :
«(İhrama girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya topallayan bir kimse ihramdan çıkabilir ve gelecek yıl haccetmekle mükelleftir.»


3078)    "... Abdullah  bin   Râfi   Mevlâ  Ümmü  Seleme   (Raâtvaltâhü  an-/'«m)VIen; Şöyle demiştir:
Ben ihrâmh kimsenin (farz menâsikini tamamlamaktan) men edilmesi meselesini Haccâc bin Amr (el-Ensâriy)e sordum. Bunun üzerine Haccâc şöyle dedi: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«(İhrama girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya hastalanan ya da topallayan kimse ihramdan çıkabilir ve gelecek yıl haccetmekle mükellef olur.-
(Râvî) İkrime demiştir ki: Ben bunu İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhüml'e rivayet ettim. Bunlar; Haccâc doğru söylemiştir, dediler.
(Râvi) Abdürrezzak demiştir ki: Ben bu hadîsi Destevâi sahibi Hişâm'ın cüz'ünde (yâni küçük kitabında) buldum ve Ma'mer'e götürdüm. Ma'mer bana okudu veya ben ona okudum."

MUHSAR (YÂNİ HAC VEYA UMRE'NİN FARZ OLAN MENÂSÎKÎNİ YAPMAKTAN ALAKONULAN KİMSEN) İN FİDYESİ (YÂNİ İHRÂMLIYA YASAK BÎR ŞEY İŞLEMESİNİN CEZASI)

3079) "... Abdullah bin Ma'kıl (Radtyallâkü anhümâyAzn; Şöyle demiştir :
Ben (Kûfe'de) Mescid'de Ka'b bin Ucre (Radıyallâhü anhVın ya-nına oturdum ve ona; £1 jl ÛZ* jl jf^> *j* İaii = ... Oruçtan veya sadakadan veya kurbandan bir fidye — gerekir— âyetini sordum. Ka'b dedi ki:
Bu âyet benim hakkımda indirildi. (Ben Hudeybiye'de umre'nin ihramında iken) başımdan bir elemim vardı. Bitler (başımdan) yüzü-me dökülür vaziyette ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına götürüldüm. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana):
-Meşakkatin şu gördüğüm vaziyete ulaştığını sanmıyordum. Bir koyun bulabilir misin?» diye sordu. Ben t
Hayır, diye cevab verdim.
Bunun üzerine şu âyet indi:
Ka'b dedi ki: Oruç üç gündür. Sadaka beher fakire yarım sa" yiyecek vermek üzere altı fakiredir. Kurban da bir koyundur."

3080)    "... Ka'b bin ücre (RadtyallâkÜ anh)'âen; Şöyle demiştir:
(Hudeybiye'de) bitler bana eziyet ettiği zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem). başımı tıraş etmemi ve (fidye olarak) üç gün oruç tutmamı veya altı fakiri yedirmemi emretti ve O, kurban edeceğim hayvanın yanımda bulunmadığım biliyordu."

3081)    "... îbn-i Abbâs (Radıyallâkü ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçlu ve ihrâmlı iken hacamat olmuştur."

3082)    "... Câbir (Radtyallâhü onA/den rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken yakalandığı bir ayak rahatsızlığı nedeniyle hacamat olmuştur."

3083)    "... îbn-i Ömer (Radtyallâkü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken başına kokusu güzelleştirilmemiş zeytin yağını sürerdi."


 

İHRAMDA İKEN ÖLEN ERKEK

3084)    ı;... İbn-î Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir:
(Veda haccmda Arafat'ta) bir adam ihrâmlı iken devesi (onu yere düşürüp) boynunu kırdı (ve adam derhal öldü). Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onu su ve sidr ile yıkayınız ve iki ihramı içinde kefenleyiniz ne yüzüne ne de başına bez sarmayınız. Çünkü o. Kıyamet günü Leb-beyk duasını okuyarak diriltilecektir- buyurdu.
Bu hadisin misli ... senediyle de İbn-i Abbâs'tan bize rivayet edil-
mistir. Ancak bu senedde râvî; .4İU»^ *~a*^\ demiş ve Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'iBı .ClU
«Ona güzel koku yaklaştırmayınız.
Çünkü o. Kıyamet günü Lebbeyk, diyerek diriltilecektir» buyurduğunu söylemiştir."

3085) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhütnâydan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmhnm sırtlan avlanması (suçu) sebebiyle bir koç (cezasın) a hükmetti ve sırtlanı av hayvanlarından kıldı."

3086)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»A/den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
•İhrâmh kişinin deve kuşu yumurtasını avlanması  (suçu)  sebebiyle o yumurta bedeli  (fidyesi)  vardır» buyurmuştur."

 


İHRÂMLI KİŞİNİN ÖLDÜRÜLEBİLDİĞİ (HAYVANLARİN BEYÂNI)

3087) "... Âişe (Radtyallâhü ankâydan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
•Fâsik olan beş nevi hayvan vardır ki hill (yâni Harem-i Şerif dışın) da ve Harem'de öldürülür: Yılan, ebka* (yâni karnında veya sırtında beyazlık veya siyahlık bulunan) karga, fare. akûr (ısırıcı) köpek ve çaylak.»**

3088)    "... Îbn-İ Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre; Resulü Hah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yer yüzünde yürüyen hayvanlardan beş nevî vardır ki, ihrâmh iken onları öldürene (veya buyurdu ki onlan öldürmekte) hiçbir günah yoktur: Akreb, karga, çaylakcık, fare ve kelb-i akûr (yani ısırıcı köpek veya yırtıcı hayvan).»"

3089)    «... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Settem) ;
«İhrâmh kimse, yılanı, akrebi, saldırgan yırtıcı hayvanı, kelb-i akûr'u ve fâsıkcık fareyi öldürür- buyurmuştur.
Ebû Saîd-i Hudri'ye i Fareye niçin füveysika (fâsıkcık) denilmiş, diye soruldu. Ebû Saîd:
Çünkü (bir gece) fare evi yakmak üzere yağlı, yanık bir paçavrayı tutup sürüklerken Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî bunun için uykudan uyandı, diye cevab verdi."


 

İHRÂMLI KİMSENİN AV HAYVANI ETİNDEN YEMESİNİN YASAKLIĞI

3090)   "... Sa'b bin Cessâme (Radıyaliâhü a«A)'den; Şöyle demiştir:
Ben Ebvâ veya Veddân'da iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma uğradı. Ben de O'na yabanî bir eşek hediye ettim: Fakat O, (kabul buyurmayarak) bana geri verdi. Sonra yüzümden üzüntü, kırılma belirtisini görünce şöyle buyurdu ı
«Bizde (hediyeni) sana İade etmek yoktur.
Lâkin biz ihramdayız.»"

3091)    "... Alî bin Ebî Tâlib (Radıyaliâhü a«A>'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ihramda iken bir aveti getirildi. Fakat Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu yemedi."

3092) "... Talha bin Ubeydillah (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona bir yabanî eşek vererek arkadaşlar arasında ihramda bulundukları halde taksim etmesini emretmiştir."

3093)    "... Abdullah bin Ebî Katâde'ain babası (Ebû Katâde d-Ensarf) (Rad%yaÜâkü anktimâ)'dan; Şöyle demiştir:Hudeybiye (yolculuğu) zamanında ben (de) Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellemî'in beraberinde (yolculuğa) çıktım. Resûl-i Ekrem'in arkadaşları ihram 1 andılar. Fakat ben ihrâmlanmadım. Sonra (yolda) bir yabanî eşek gördüm. Ben hemen ona hücum edip avladım. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe hayvanın durumunu anlattım ve (onu avlanırken) ihrâmlannuş olmadığımı belirtmek için); bunu, senin için avladım (Yâ Resûlallah), dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu yemeleri için arkadaşlarına emretti. Fakat Zât-i Nebevileri için avladığımı söyleyince O, bundan yemedi."

3094) "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin zevcesi Âişe (Ra-dtyaîlâhü a»Aâ/dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mekke'ye) Medine'den kurban gönderirdi. Ben de O'nun kurbanının boynuna takılacak iple-ri büküyor (ve hazırlıyor) dum. Kurbanları Mekke'ye yolladıktan sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İhrâmlı kimsenin sakındığı şeylerin hiç birisinden sakınmazdı."

3095)    "... Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in zevcesi Âişe (Ra-dıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in  (Mekke'ye göndermek istediği) kurbanlığının boynuna takılacak ipleri ben büküyordum. O da bu İpleri kurbanının boynuna takıyordu. Sonra onu (Mekke'ye) gönderiyordu. Sonra ihrâmh kimsenin sakındığı şeylerin hiç birisinden sakınmaksızuı kendisi (Medine'de) ikâmet ediyordu."

3096)    "... Âişe (Radtyallâhü ankâ)'âan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be'ye bir defa kurbanlık ganem (koyunlar veya keçiler) gönderdi ve onların boyunlarına kurbanlık alâmetlerini taktı."

3097) '■... İbn-i Abbâs (Radıyallâftu nnhümâ)\\i\n rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Veda haccmda) kurbanlık devesinin hörgücünün sağ tarafını (bıçakla) nişanladı ve (akan) kanı temizledi.
(Râvî) Alî kendi rivayetinde: Bu iş Zü'1-Huleyfe'de olmuş ve Re-sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devesinin boynuna kurbanlık alâmeti olarak iki papuç takmış, dedi."

3098)    "... Âişe (Radtyallâhü ankâ)'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlığının boynuna kurbanlık alâmetini taktı, nişanladı ve (Mekke'ye) gönderdi, İh-râmlı kişinin sakındığı şeylerden de sakınmadı."

3099)    "... Alî bin Ebî Tâlib (Radtyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana, (Veda haccında Mekke'ye sevkettiği kurbanlık) develerine nezâret etmemi, semerleri ile derilerini (fakirlere) taksim etmemi ve kassab'a (ücret olarak) develerden bir şey vermememi emretti ve:
«Kassab'a, (ücretini) biz (yanımızdan)  veririz» buyurdu."


 

DİŞİ VE ERKEK HAYVANLARDAN MEKKE'YE KURBAN GÖNDERME

3100)    "... İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlık develeri me-yânında burun halkası gümüşten olan Ebû Cehl'in bir erkek devesini de kurban olarak Mekke'ye yolladı."

3101) "... İyâs bin Seleme'nin babası (Seleme) (Radtyaüâhü anhümâ)'-den rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in (Harem-i Şerife yolladığı) kurbanlık develeri içinde erkek bir deve de bulunuyordu."

3102)     '... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anJıümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlığını Kudeyd'-den satın aldı."


3103)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü onA/den rivayet edildiğine .göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamın kurbanlık devesini sevk ettiğini, (kendisinin yaya olarak gittiğini) gördü. Bunun üzerine (adama) :
«Deveye bin», buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, (nasıl bineyim?) dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Yazıklar olsun sana. deve'ye bin» buyurdu."

3104)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'ûen rivayet edildiğine göre :mesi daha faziletlidir. Yoldan satın alması da Mekke' den satın almasından efdaldir. A r a f â t' tan satın alması da M i n â ' -san satın almasından üstündür. Şayet anılan hiç bir yerden satın almayıp da Minâ'da alıp boğazlarsa yine sahihtir ve kurban sevabını kazanmış olur, demiştir.


 

KURBANLIK OLARAK HAREMİ ŞERİFE YOLLANAN DEVE VE SIĞIRLARA BİNME (NÎN MEŞRULUĞU)

3103)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)râen rivayet edildiğine göre :
Peygamber CSalIallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamın kurbanlık devesini sevk ettiğini, (kendisinin yaya olarak gittiğini) gördü. Bunun üzerine (adama) :
«Deveye bin», buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, (nasıl bineyim?) dedi. Resûl-i Ekrem (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Yazıklar olsun sana, deve'ye bin» buyurdu."

3104)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyâen rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanından kurbanlık bir deve geçirildi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Deveyi götürene) :
«Deveye bin» buyurdu. Adam:
Bu deve kurbanlıktır, diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) :
«Deveye bin», buyurdu.
Enes demiştir ki: Sonra ben adamı devesine binmiş olduğu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'üt beraberinde gördüm. Devenin boynunda bir papuç takılı idi."

3105)    "... Züeyb el-Huzâî (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurbanlık develerini kendisiyle beraber (Mekke'ye) gönderiyor ve şöyle buyuruyordu:
«Kurbanlıklarımdan ölüm tehlikesiyle karşılanan ve öleceğinden korktuğun hayvan olduğu zaman, sen hemen onu boğazla ve (boynuna takılı) papuçu onun kanma batırdıktan sonra hörgücünün üstüne vur (ki Kurbanlık olduğu bilinsin). Ne sen ne de senin beraberindeki kafileden hiç bir kimse onun etinden bir şey yemeyin.»"

3106)    "... Naciye el-Huzâî (Amr kendi rivayetinde diyordu ki: Naciye,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'ın kurbanlık develerine refâket eden idi. (Radıyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:
Ben, Yâ Resûlallah! Kurbanlık develerinden ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalana ne yapayım? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Onu boğazla ve (boynuna takılı) papuçu kanma batırdıktan sonra hörgücünün üstüne vur (ki kurbanlık olduğu bilinsin). Ve onu halka bırak. Halk onu yesin» buyurdu."


 

MEKKE EVLERİNİ KİRAYA VERMEK

3107)    "... Alkarna bin Nadla (Radtyallâhü ank)'den; §öyle demiştir:
Mekke evlerine ancak sevâib (yâni oturanların mülkü olmayıp ihtiyaç sahihlerine terkedilmiş olarak) denile geldiği halde Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Selem), Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhü anhümâ) vefat ettiler. Kim (meskene) muhtaç ise (Mekke evlerin-de)  oturur ve kim muhtaç değil ise ihtiyâcı olanı   (kirâsız olarak)
nrıırtur"

3108)- «... Abdullah bin Adî bin e!-Hamrâ (Radtyallâhü an*)'den- Söyle demiştir:                                                                                                 Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i, dişi devesi üstünde olup (Mekke'nin) el-Hazvara (semtin) de durarak şöyle buyururken gördüm:
«(Ey Mekke)! Vallahi sen Allah'ın arzının şüphesiz en hayırhsı-sin ve Allah'ın arzının bana en sevimlisisin. Vallahi (Allah'ın emriyle) senin dışına ihraç edilmem (durumu) olmasaydı senden çıkmaz-dun.»"

3109)    "... Safiyye bint-i Şeybe (Radtyallâhü ü«/fü>"dan; Şöyle demiştir: Mekke'nin fetih yılı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selem) "in hutbesini (Ondan) dinledim. O, hutbesinde:
«Ey insanlar! Allah gökleri ve yeri yarattığı gün şüphesiz, Mekke'yi haram kılmış (yâni orada katıl ve her türlü saygısızlığı şiddetle yasaklamış)tur. Artık Mekke, kıyamete dek haramdır. (Şöyle ki:) Ağacı kesilmez, avı rahatsız edilmez ve lukatasım (yerde bulunan malı) münşid (ilânla tamtıcılık eden) kişiden başkası (yerden) almaz» buyurdu.
Abbâs (Radıyallâhü anh) : İzhır (otu) müstesna, çünkü o evler ve kabirler içindir, dedi. (yâni müstesna edilmesini diledi.) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
«İzhır bu hükmün dışındadır» buyurdu."

3110) u... Ayyaş bin Ebî Rebîa el-Mahzûmî (Radtyallâhü anh)'Ğen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Bu ümmet, (hac ve umre şiarlarına) şu hürmeti hakkıyla yücelttikleri sürece hayırlı biçimde devam edecektir. Bu tazimi zayi ettikleri zaman helak olurlar.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Yezid bin Ebî Ziyâd bulunur. Bu râvi, ömrünün sonlarına doğru bunamıştır.

 

MEDİNE-İ MÜNEVVERE'NİN FAZÎLETİ


3111)    "... EbÛ Hüreyre (Radtyallâkü a«A)'den rivayet edildiğine göre ; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yılan yuvasına toplandığı gibi imân da Medine'ye toplanır.»"

3112) "... Ibn-i Ömer (Radıyallâhü ankümâyd&n rivayet edildiğine göre; ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Kim Medine'de (yerleşip ölünceye kadar orada oturmak suretiyle) ölebilirse yapsın (yâni ölünceye kadar orada ikâmet etsin). Çünkü ben orada ölen kimse için şüphesiz şehâdet ederim (yâni şefaat ederim).»'*

TERCEM E S 1
3113)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:«Allahım İbrahim (Aleyhisselâm) senin dostun ve peygamberindir ve sen Mekke'yi İbrahim'in dileği üzerine şüphesiz haram (muhterem veya ağacım kesmeyi, avını rahatsız etmeyi ve lukatasını almayı, kıtali haram) kıldın. Allahım! Ben de senin kulun ve peygamberinim. Ben de Medine'nin şu iki lâbetin arasındaki sahayı şüphesiz (ayni şekilde) haram kılıyorum.

3114)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim Medine halkına bir kötülük etmek isterse, tuzun suda eridiği gibi Allah o kimseyi eritir (mahveder).»"

3115) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyûen rivayet edildiğine göre; Resûluüah (Sallalîakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Uhud, şüphesiz bizi seven ve bizim sevdiğimiz bir dağdır ve cennet bahçelerinden bir bahçenin üstündedir. Ayr (dağı) da cehennem kapılarından bir kapının üzerindedir.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde tbn-İ İshâk bulunur. Bu râ,vl tedliscidir ve hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Onun şeyh'i Abdullah'tır. Bur hârî : Abdulalh'ın hadîsi üzerinde düşünmek gerekir, demiştir. İbn-i Hibbân da: Abdullah'ın Enes (R.A,)'den hadis işittiğini bilmem, demiştir. Fakat îbn-i Mâcehln rivayetinde Abdullah: Ben Enes'ten İşittim, dediği için tbn-İ Hibbân'ın dediği husus giderilmiştir.

 


KA'BE-İ MUAZZAMA (YA HEDİYE EDİLEN) MAL (İN KA'BE İHTİYAÇLARI DIŞINDAKİ HAYIR İŞLERİNDE KULLANILIP KULLANILMAYACAĞI)



3116      deiiî Şöyle de-
Bir adam Ka'be'ye hediye olarak bir miktar gümüş para benimle (Mekke'ye) gönderdi. Şakîk; Sonra ben Ka'be'ye girdim. (Ka'be hizmetkârı) Şeybe (Radıyallâhü anh) (Ka'be'de) bir kürsü üstünde oturuyordu. Ben parayı ona teslim ettim, dedi. Şeybe, Şakîk'a ■.
Bu para senin mi? diye sordu. Şakîk:
Hayır. Ve eğer para benim olsaydı sana getirmezdim, diye cevab verdim, (diyor). Şeybe:
Bak sen cidden bu sözü söylersen, (sana şunu anlatacağım :î Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh), şu oturduğun yere oturdu ve dedi ki: Ben Ka'be'nin malını müslümanların fakirleri arasında taksim etmedikçe (Ka'be'den) çıkmiyacağım, dedi. Ben: Sen yapmazsın, dedim. Kendisi: Muhakkak yapacağım dedi ve niçin öyle söyledin? diye sordu. Ben dedim ki:
Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ka'be malının yerini şüphesiz gördü (yâni bu malın varlığını biliyordu). Ebû Bekir de gördü. Ve onların mala ihtiyaçları seninkinden fazlaydı. Buna rağmen onlar bu ma'ı yerinden oynatmadılar. Bunun üzerine Ömer, olduğu gibi ayağa kalktı ve (malı taksim etmeden Ka'be'den) çıktı, diyerek Şakîk'a cevab verdi."


 

RAMAZAN AYI ORUCUNU MEKKE'DE TUTMANIN FAZİLETİ

3117) ''... İbn-i Abbâs (Radtyaİiâhü ankümâ)'da.n rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim Ramazan ayına Mekke'de kavuşup orucunu tutar ve kolayına geldiği kadar gecesini ibâdetle ihya ederse, Allah, ona Mekke dışında yüzbin Ramazan ayı orucunu tutmak sevabını yazar ve Allah ona beher gün ve beher gece karşılığında bir köleyi âzadlama sevâbuu yazar. Beher gün karşılığında Allah yolunda bir atın (düşmana) saldırısının sevabını yazar. Keza her gün bir hasene, her gece bir hasene yazar.»"buyurmuştur.



YAĞMUR YAĞARKEN KA'BE'Yİ TAVAF ETMEK

3118)    "... Dâvûd bin Aclân (Radtyallâhü «»A/den; Şöyle demiştir:
Biz yağmurlu bir zamanda Ebû Ikattn beraberinde Ka'be-i Mu-azzama'yı tavaf ettik. Tavafımızı bitirince İbrahim (Aleyhisselâm)'in makamının arkasına geldik. Sonra Ebû Ikal dedi ki:
Ben yağmurlu bir zamanda Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) ile beraber Ka'be'yi tavaf ettim. Sonra tavafımızı bitirince Makamı îb-
rahim'e geldik ve iki rek'at namaz kıldık.
Sonra Enes bize: İşi (yâni tavafı) yenileyiniz, mağfiret olundunuz. Biz bir defa Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde yağmurlu bir zamanda tavaf etmiş durumda iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize böyle buyurdu, dedi."


 

YAYA OLARAK HAC ETMEK

3119)    "... Ebû Saîd (Radtyallâhü anh)"âen; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hac etti. Ashabı da Medine'den Mekke'ye kadar yaya idiler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (onlara) :
bizarlarınızı (yâni peştemallannızı) bellerinize bağlayınız», buyurdu ve bazen yavaş, bazen hızlı yürüdü (veya onların böyle yürümelerini emretti)."
Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu, zayıf bir seneddir. Çünkü îbn-i Muin, râvî Humrân bin A'yan el-Kûfî hakkında: Bu râv! bir şey değildir, demiştir- Ebû Dâvud da onun râfızî olduğunu, Nesâi de onun sıka yâni güvenilir olmadığını söylemişler. Râvî Yahya bin Yemân'ın hadislerinin bâzısını Müslim rivayet etmiş ise de bu râvî son zamanlarında bunamıştı. Kendisinden rivayette bulunan zâtın, onun bunalım döneminden önce mi, sonra mı rivayette bulunduğu da anlaşılmamıştır. Bu itibarla rivayetinin terkedilmesl uygundur.
Dümeyrî de : Bu hadîsi yalnız îbn-i Mâceh rivayet etmiştir. Bu hadîs mün-ker ve zayıftır. Peygamber (S.A.V.) ile sahabilerinin Medfne'den Mekke'ye kadar yaya olmadıklarını beyan eden ve daha önce geçen sahih hadîslerle reddedilmiştir, der.