Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İŞÇİLERİN ÜCRETİNİN (ZAMANINDA VE EKStKSÎZ) ÖDENMESİ BABI - Isci Bahce

 

ADAM BEHER KOVAYI BİR ADET KURU İYİ HURMA(ÜCRET) ÎLE SU ÇIKARIR VE KURU HURMAYI(ALMAYI) ŞART KOŞAR.. 2

AĞAÇLARIN HARÎMİ (NÎN BEYÂNI) 14

AĞAÇSIZ ARAZİ (TARLA)Yİ ALTIN VE GÜMÜŞ KARŞILIĞI KİRAYA VERMEYE DÂİR RUHSAT   5

ARAZİYİ KİRAYA VERMEK.. 4

BİR RİKÂZ'A   (DEFİNE1 YE)   RASTLAYAN KİMSEYE ÂİT.. 20

BİR TAŞINMAZ MALI SATIP DA BEDELİNİ O MALIN MİSLİNE  (YÂNİ BÎR TAŞINMAZ MALA)   KOYMAYAN (YÂNİ SATIN ALINMASINDA KULLANMAYAN)   KİMSE(NİN DURUMUNUN  BEYÂNI) 14

DEVELER, SIĞIBLAB VE KOYUNLAR İLE KEÇİLER DÂLLESÎ (YtTÎGÎ) 17

HAYVANLARINDAN)   ESİRGEMEK YÜZÜNDEN (BUNLARIN) MERADAN (YARARLANMALARINA) ENGEL OLMANIN YASAKLIĞI. 11

HURMA AĞAÇLARINI TELKİH (DÖLLENDİRME) 8

İŞÇİLERİN ÜCRETİNİN (ZAMANINDA VE EKStKSÎZ) ÖDENMESİ. 1

İSÇİYÎ KARNINI DOYURMAK ÜCRETİYLE TUTMAK.. 2

KOMŞULUK  SEBEBİYLE OLAN  ŞUF'A.. 15

MAHSÛLÜN   ÜÇTE BİRİ VE DÖRTTE BİRİKARŞILIĞINDA MÜZÂRAA (ARÂZİYÎ KÎRAYA VERME) RUHSATI. 7

MÜSLÜMANLAR ÜÇ ŞEYDE ORTAKTIRLAR.. 9

ORTAK AKAR TAKSİM EDÎLÎP  SINIRLAR TÂYİN EDİLİNCE ARTIK ŞUF'A (HAKKI) OLMAZ  16

ŞUTA HAKKINI TALEP ETME.. 17

 

İŞÇİLERİN ÜCRETİNİN (ZAMANINDA VE EKStKSÎZ) ÖDENMESİ

2442) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre ResuluHah (SatlaÜahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Üç (sınıf insan) vardır ki, kıyamet günü ben bunların hasmıyım. Ve ben kimin hasmı oldu isem kıyamet günü onu mağlûb ederim t (Birincisi) o kimse ki, bana (benim adımı anarak) söz verir de
sonra ahdini bozar.
(İkincisi) o kimsedir ki hür bir kimseyi (köle diye) satar da pahasını yer. (Üçüncüsü) o adamdır ki, bir İşçi tutup çalıştırır da Ücretini tam vermez."

2443) ''... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'ûan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurdu, demiştir:
İşçiye, ücretini teri kurumadan Önce veriniz.»*'


 

İSÇİYÎ KARNINI DOYURMAK ÜCRETİYLE TUTMAK

2444) "... Utbe bin en-Nüdder (2) (Radtyallâkü anhyden; ŞÖyîc demiştir:
Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında idik. Tâsinmim (Kasas) sûresini okudu. Nihayet Musa'nın kıssa'sına (âid ayetlere) gelince buyurdu ki:
«Müsâ (Aleyhisselâm) (Şuayb'ın kızıyla) nikâhlanmaya ve karnının doyurulmasına karşılık (Şuayb'ın yanında) işçi olarak sekiz veya on yıl çalışmayı kabullendi.»"

2445)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anhyden; Şöyle demiştir:
Ben yetim büyüdüm, fakir olarak hicret ettim. Karnımı doyurmak ve (yolculukta) ayağımın (dinlenmesi için binit hayvanına ba-zen binmeme imkân verme) nöbeti karşılığında Ğazvan kızı (Büsre) '-nin işçisiydim. (Yolculukta bir yerde) konakladıkları zaman onlara odun toplardım. Binit hayvanlarına binip yolculuk ettikleri zaman da onlar için develerini şarkı söylemek suretiyle hızlı yürütmeye teşvik ederdim. İslâm dînini bir nizam kılan, Ebû Hüreyre'yi de imâm (emîr-Vâli) kılan Allah'a hamd olsun."

 


ADAM BEHER KOVAYI BİR ADET KURU İYİ HURMA(ÜCRET) ÎLE SU ÇIKARIR VE KURU HURMAYI(ALMAYI) ŞART KOŞAR

2446) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâydsn; Şöyle demiştir :
Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e (bir ara) yiyecek ihtiyacı ve maddî yokluk geldi. Sonra bu durumdan Ali (Radıyallâhü anh) in haberi oldu. Bunun üzerine Ali çıktı ve çalışıp Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yiyecek vermek üzere bir iş aradı. Yahudilerden bir adamın bahçesine vardı ve beher kova bir adet kuru hurma karşılığı olmak Üzere ona on yedi kova su çekti. Yahudi de kuru hurmalarından on yedi adet acve (denilen iyi nevi) kuru hurmayı ona seçti. O da bunu Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e getirdi."

2447)    "... Alî (Radtyallâhü a»*)'den; Şöyle demiştir: Ben bir adet kuru hurma karşılığında bir kova su çıkarırdım ve hurmanın kuru, iyi olmasını şart koşardım."

2448)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»/r)'den: Şöyle demiştir: Ensâr'dan bir adam gelerek ı
Yâ Resûlallah! Ben senin rengini değişmiş görüyorum, ne oldu? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seli e m) :
«Açlık.» buyurdu. Bunun üzerine Ensâri zat hemen eşyasının olduğu yere gitti. Eşyası arasında (yiyecek) bir şey bulamadı. Sonra (yiyecek) aramaya çıktı. Bir hurmalığı sulayan bir yahüdî ile karşılaştı. Ensâri zât, yahûdîye i
Senin hurmalığım suvarayım (mı)?
dedi. Yahudi:
Evet (sula) dedi. Ensâri:
Her kova (su) bir adet kuru hurma (ücret) ile, dedi. Ve Ensâri. ne içi kararmış, ne sertleşmiş kuru ve ne de kötü olan hurmayı almamayı ve kuru iyi hurmadan başka hurmayı almamayı şart koştu. Sonra iki sâ kadar (kuru hurma) karşılığı su çıkardı ve aldığı hurmayı Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellemî'e getirdi.*1

2449)    "... Râfi bin Hadîc (3) (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sal 1 allan ü Aleyhi ve Sellem) münakale ve müzâbe-ne'den nehiy etti ve t
Ancak üç kişi araziyi ekebiliri Arazisi olan adam, kendi arazisini eker. Kendisine minha (yâni karşılıksız yararlanma) yolu ile bir arazi verilen adam da, kendisine verilen bu araziyi eker. Bir araziyi altın veya gümüş ile kiralayan adam da (bunu ekebilir.)»"

2450) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü ankümâ)'dwn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Biz muhabere işlemini (yâni mahsûlünün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdara karşılık arazimizi kiraya verme işini) yapardık ve bunda bir beis görmezdik. Nihayet Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını Râfi' bin Hadic'ten işittik. Artık biz bu muameleyi Râfi'in bu sözünden dolayı terkettik."

2451)    "... Câbir bin Abdi İlah (Radtyallahü anhümâ) 'dan; Şöyle demiştir: Bizden bâzı adamların  (ihtiyaçlarından)  fazla arazileri var İdi. Onlar bu arazilerini (mahsullerinin)  üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya verirlerdi. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«Kimin (ihtiyacından) fazla arazisi varsa bunu eksin veya (din) kardeşine (karşıhKsız) ektirsin. Şayet (kardeşine karşılıksız vermekten) imtina ederse arazisini (elinde) tutsun (kiraya vermesin.)*"

2452)    "... Ebû Hüreyre  (Radtyallahü anh)'âen rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kimin arazisi varsa bunu eksin veya (din) kardeşine (karşılıksız) ektirsin. Eğer (kardeşine karşılıksız ektirmekten) imtina ederse arazisini (elinde) tutsun (kiraya vermesin.)»"


 

ARAZİYİ KİRAYA VERMEK

2453) "... îbn-i Ömer'in (mevlâsı) Nâfi (Radtyallâhü anhümyâen rivayet edildiğine göre Nâfi şöyle demiştir :
(Abdullah) bin Ömer kendisine âit bir araziyi ekilmek üzere kiraya veriyordu. Sonra (bir gün) bir adam onun yanına gelerek t Râ-fi bin Hadîc, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in tarlalan ekilmek üzere kiraya vermey? yasakladığını söyledi» diye ona haber verdi. Bunun üzerine İbn-i Ömer (Râfi'in yanma) gitti. Ben de onunla beraber gittim. Nihayet (Mescid-i Nebevi ile çarşı arasında bulunan) el-Belât (denilen yer) de Râfi*in yanına vardı ve bunu ona sordu. Râfi de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn tarlaları (ekilmek üzere) kiraya vermeyi yasakladığını ona haber verdi. Bunun üzerine Abdullah (bin Ömer) tarlalarını kiraya vermeyi ter-ketti."

2454)    "... Câbir bin AbdİlIah  (Radtyallâhü anhümâydan;     Şöyle demiştir:
flfesûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Seli em)  bize bir httfte trtid ederken buyurdu ki t
«Kimin arazisi varsa onu (kendine) eksin veya (din kardeşine bedelsiz) ektirsin. Onu kiraya vermesin.»'*

2455)"... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü ankyâen; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muhâkale'den *«My etti.
Münakale arazinin (ekilmek üzere) kiralanmasıdır.*'


 

AĞAÇSIZ ARAZİ (TARLA)Yİ ALTIN VE GÜMÜŞ KARŞILIĞI KİRAYA VERMEYE DÂİR RUHSAT

2456)    "... Tâvûs'darı rivayet edildiğine göre :
Ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) halkın, araziyi kiralama hakkında (ileri geri) çok konuştuklarını işitince: Sübhânallah. Resûlul lah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak:
«Herhangi biriniz arazisini menfaat:uz ve geçici olarak (din) kardeşine vermeli idi», buyurdu ve araziyi kiraya vermeyi yasaklamadı, dedi."

2457) •'... (Abdullah) Mn Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)\\nn rivayet edildiğine göre Resûîullah (Sallallahü Aleyhi ve Selhm) şöyle buyurdu, demiştir:
•Şüphesiz herhangi birinizin kendi arazisini (din) kardeşine (işletmesi için) menfaatsız ve geçici olarak vermesi, arazi (yi işletme) karşılığı) şunu ve bunu (yâni malûm bir ücreti) almasından kendisi için daha iyidir.-
İbn-i Abbâs dedi ki: Bu (yâni araziyi malum bir ücret karşılığında kiraya vermek) Hakl'dır .Ensâr diliyle de Muhâkale'dir."

2458) "... Hanzala bin Kays'den (el-Ensârî) (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:
Kendisi (araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermenin hükmünü) Râfi bin Hadice sordum. Râfi dedi ki s Biz (müstecire) : Bu ki t'an in çıkaracağı (mahsûl) sana ve bu parçanın çıkaracağı (hâsılat) bana ait olmak üzere (diyerek) arazimizi kiraya veriyorduk. Sonra arazimizi, çıkaracağı mahsûl karşılığında kiraya vermekten menedildik. (Fakat) arazimizi gümüş (ve altın) karşılığında kiraya vermekten menedilmedik."

2459) "... Râfi bin Hadîc (Radıyallâhü an/r)'den rivayet edildiğine göre amcası Zuheyr (Radtyallâhü anh) :
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize kolay olan bir işten bizi menetti, dedi. (Râfi demiştir ki) Ben de t
ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in söylediği şey muhakkak bir gerçektir, dedim.Bunun üzerine (amcam) Zuheyr dedi ki: ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bize) :
«Tarlalarınızı ne yapıyorsunuz?» diye sordu. Biz t Arazimizi (mahsûlünün) üçte birisi, dörtte birisi ve buğdaydan, arpadan vesk  (denilen ölçek) ler karşılığında kiraya veriyoruz, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Öyle yapmayınız. Bunları ya kendiniz ekiniz veya (başkasına ücretsiz verip) ektiriniz-, buyurdu/*

2460)    "... Râfi bin Hadîc'in yeğeni Üseyd bin ZuHayr     (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Birimizin arazisi ihtiyacından fazla olunca onu mahsûlünün üçte bir, dörtte bir ve yarısı karşılığı (kiraya) verir ve su arklarının kenarlarında yetişen mahsûlden üç hisse, kusara (kapçıklar) ve tarlanın sulak kısmının mahsûlünü (n kendisine verilmesini) şart ederdi. Geçim o zaman zor idi. Ziraatçı kimse de arazide demirle ve Allah'ın dilediği tarım âletleri ile çalışmak suretiyle ondan yararlanabilirdi. (Bir gün) Râfi bin Hadic yanımıza gelerek i ResûluUah (Saİ-lallahü Aleyhi ve Sellem) size yararlı olan bir işten şüphesiz nehiy etti. Allah'a itaat ve Onun Resulüne itaat sizin için daha yararlıdır. Şüphesiz, Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sizi Haki muamelesinden men e t ti ve buyuruyor ki .■
-Kim ki arazisi ihtiyacından fazla ise bunu (zirâat için etin) kardeşine (karşılıksız) versin. (Yâni kardeşi geçici olarak onu ekip yararlansın) ya da (tarlasını ekinsiz) bıraksın- dedi."

2461)    "... Vrve bin Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir:
Zeyd bin Sabit (Radıyallâhü anh) dedi ki: Allah Râfi bin Ha-dic'i mağfiret eylesin. Vallahi ben (Müzâraa'ya ait) hadîsi ondan daha iyi bilirim. (Müzâraa'dan dolayı) dögüşmüş olan iki adam Pey-« gamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellemİ'e geldiler. Peygamber de: «Hâliniz böyle olursa tarlaları kiraya vermeyiniz,» buyurdu. Râfi de Peygamber (Salfallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn (yalnız) : «Tarlaları kiraya vermeyiniz» emrini işitmiş (olayın evveliyatını işitmemiş) tir."

 


MAHSÛLÜN   ÜÇTE BİRİ VE DÖRTTE BİRİKARŞILIĞINDA MÜZÂRAA (ARÂZİYÎ KÎRAYA VERME) RUHSATI

2462)    "... Amr bin Dinar'dan; Şöyle demiştir:
Ben Tavûs'a; Yâ Ebâ Abdirrahmân! Keşke şu muhabere İşini bı-rakaydın. Çünkü Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını söylüyorlar, dedim. Tavus (Radıyallâhü anh) :
Ey Amr! Ben (arazimi kiraya verdiğim) kimselere yardım (kolaylık) ederek (arazimi) veriyorum. Şüphesiz Muaz bin Cebel (Radıyallâhü anh) de bizim yanımızda (yâni Yemen'de vali iken) halkı Muhabere İşlemi üzerinde tuttu (yâni ruhsat verip destekledi). Ve (Muhabere hükmünden) herkesten ziyâde haberdar olan zât (Yâ-ni lbn-i Abbâs) (Radıyallâhü anhümâ) bana haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muhabere işlemini yasaklamadı ve lâkin buyurdu ki
«Şüphesiz birinizin, arazisini ziraat için (din) kardeşine karşılıksız vermesi, o arazi karşılığında belirli bir ücret almasından kendisi için hayırlıdır."

2463) '■... Tâvûs'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh) Resûlullah (Sallal-tahü Aleyhi ve Sellem)'İn, Ebû Bekir'in, Ömer'in ve Osman (Radıyallâhü anhüm)'ün devirlerinde araziyi (mahsûlünün) Üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya vermiştir. (O dönemlerden) bu güne kadar anılan kira işlemi uygulanmaktadır."

2465) "... Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken Münakale ederdik (Yâni tarlalarımızı malum bir ücret karşılığında kiraya verirdik.) Râfi'in anlattığına göre amcalanndan birisi onların yanına varmış ve şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
«Kimin arazisi varsa onu belirli bir mikdar zahire karşılığı kiraya vermesin.»"

2466) ... Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre Resûlullah (SaHallnhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim bir kavmin arazisini onların izni olmaksızın ekerse, ziraattan ona bir şey yoktur ve onun masrafı (arazi sâhiblerince) ödenir.."

2467) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâkü ankümâydan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî   (Hayber arazisinden) çıkan meyvadan ve ekinden yansı Hayber (in yahûdi) halkına âît olmak üzere onlarla (müsâkat ve müzâraa) muamelesini yaptı."
2468) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâkü anhümâ)'dzn; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber hurmalıklarını
ve arazisini bundan alınacak meyva ve ekinin yarısı    karşılığında
Hayber (m yahûdî) halkına (müsâkat ve müzâraa muamele usûlü
ile) verdi."

2469)    "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ank)'den;  Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber*! fethedince burayı (yâni buranın hurmalıklarını ve tarlalarını yerli halkına) meyva ve ekinin yansı karşılısında (Müsâkat ve müzâraa usûlü ile) verdi."

 

HURMA AĞAÇLARINI TELKİH (DÖLLENDİRME)

2470) "... Talha bin Ubeydillah (5) (Radtyallâhü anh)'den; ŞÖyl^ demiştir :
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in beraberinde bir hurma bahçesinin yanından geçtik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hurma ağaçlarını döllendirmekte olan bir topluluk gördü ve:
«Şu adamlar ne yapıyorlar?» diye sordu.  (YanmdakÜer) :
Onlar erkek hurma ağacın (m çiçeğin) den (bir parça) alıp dişi hurma ağacı (çiçeği) ne koyuyorlar (döllendiriyorlar), dediler. Resûl-i Ekrem  (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) :
«Bunun bir yarar sağlıyacağını sanmıyorum»   buyurdu. Resûl-i
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu sözü onlara ulaştı.
Onlar da bu işi bıraktılar ve hurma ağaçlarından indiler. Durum Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca şöyle buyurdu:
«O (söylediğim) söz ancak bir zandır. Eğer telkih (döllendirme) bir yarar sağlıyorsa bunu yapınız. Çünkü ben ancak sizin gibi bir beşerim. Zan da şüphesiz (gâh) isabet etmez ve (gâh) isabet eder. Ve lâkin ben.- Allah (şöyle) buyurdu, diyerek size bir şey söyleyince Allah adına yanılmam (veyahut) velâkın ben: Allah (şöyle)  buyurdu, diyerek size söylediğim sözde Allah adına yanılmam.»"

2471)     "...  Aişe  (Radiyallâhü anhâ)\\i\n\   Şöyle demiştir:
peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) bâzı sesler işitti ve :
«Bu ses nedir?» buyurdu.  (O'nun yanında)  olanlar: Hurma  ağaçları   (sesi)dir.  Bunları  döllendiriyorlar,  diye  cevab verdiler.  Bunun üzerine  Resûl-i  Ekrem   (Sallallahü  Aleyhi  ve  Sellem) :
«(Bunu) yapmasaydılar (kanımca meyvasi) iyi olurdu.» buyurdu. Bunun üzerine (ilgililer) o yıl döllendirme işini yapmadılar. (Fakat ağaçların verdiği)   mahsûl şıys  (yâni çekirdeği pekişmemiş, âdi
hurma) oldu. Sahâbiler (bu durumu) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattılar. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
«(Yapmak istediğiniz) bir şey dünyanız işinden olursa onunla ilgili bilginiz (esas) dır. O şey dininizin işlerinden olursa (onun hükmü) bana âiddir.»


 

MÜSLÜMANLAR ÜÇ ŞEYDE ORTAKTIRLAR

2472) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta ve ateşte. Bunun (satılmak suretiyle alman) bedeli de haramdır.»
Ebû Saîd demiş ki: Sudan maksad akar sudur."

2473) "... Kbû Hüreyre (Radıya/Iâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcnt) şöyle buyurmuştur :
«Üç şey vardır ki vermemezlik edilmezler: Su, ot ve ateş.»"

2474)    "... Âişe (Radtyatlâhü  anhâ)\\-An  rivayet edildiğine  göre  kendisi (bir gün Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) :
Yâ Resûlallah! Vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Su, tuz ve ateş», diye cevab verdi, Âişe dedi ki: Ben:
Yâ Resûlallah!   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Şu suyu   (esirge-
memeyi)   anladık.
Peki, tuz ve ateşin durumu nedir? diye sordum.
Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bana hitaben) :
«Yâ Humeyrâ!  Kim bir  (parça)   ateş verirse, o ateşin pişirdiği yemeğin tamamını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Ve kim
bir (parça) tuz verirse, o tuzun güzelleştirdiği yemeğin tamâmını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Kim Su bulunan yerde bir müslümana bir içim su içirirse bir rakaba (köle - câriye) yi âzadla-nuş gibi (sevab kazanmış) olur ve kim su bulunmayan yerde bir müslümana bir içim su içirirse onu ihya etmiş gibi (sevab sahibi) olur.»"

2475) "... Ebyad bin Hammâl (RadtyaUâhü <mJı)'<\en rivayet edildiğine göre :
Kendisi Me'rib Şeddi Tuzlası denilen tuzlayı (bağış veya satış yoluyla Resûl-i Ekrem CAleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'den) istedi. (Re~ sûl-i Ekrem (Aleyhi's-saiâtü ve's-selâm) de) bu tuzlayı kendisine verdi. Sonra el-Akra' bin Habis et-Temîmî (Radıyallâhü anh) Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma vararak:
Yâ Resûlallah! Ben câhiliyet devrinde (yâni müslüman olmadan önce) o tuzlaya vardım (gördüm). O tuzla susuz bîr arazidedir. Kim oraya varırsa tuz alır. Ve o tuz kesintisiz su gibidir (devamlı bulunur), dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebyad bin Hammâl'den bu tuzla tahsis akdini kaldırmasını istedi. Ebyad bin Hammâl da (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) :
Anılan tuzlayı (ben(im tarafım)dan bir sadaka kılman üzere tahsis akdini kaldırmak hususunda senin isteğini kabul ettim, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)de:
«O (tuzla) senden bir sadakadır ve kesintisiz devam eden su mislidir. Kim ona varırsa onu(n tuzunu) alabilir (Yâni müslüman-larm müşterek malıdır)   buyurdu.
(Müellifimizin şeyhinin şeyhi) Ferec (bin Saîd) : O tuzla bugün de o durum üzerinedir. Kim ona vardıysa onu(n tuzunu) alır, demiştir.
(Râvî) demiştir ki:
Ebyad bin Hammâl tuzlanın tahsis akdini kaldırmakla Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in isteğini kabul edince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve,Sellem) bu (tuzla)nın yerine kendisine Cürf-i Mürâd'da bir arazi ve hurma ağaçlarını verdi."

2476)    "... İyâs bin Abd  {Ebû  Avf)   el-Müzenî  (Radıyattâhü anlı)  bâzı insanların su sattığını görünce   (onlara)   şöyle dediği  rivayet olunmuştur:
Su satmayınız. Çünkü ben Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)den   (ihtiyaç fazlası)  suyun satılmasını yasakladığını işittim."

2477) "... Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâ)\\an\ Şöyle demiştirResûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) suyun fazlasını satmayı yasakladı."

 


HAYVANLARINDAN)   ESİRGEMEK YÜZÜNDEN
(BUNLARIN) MERADAN (YARARLANMALARINA)
ENGEL OLMANIN YASAKLIĞI


2478) . Ebû Hüreyre (Radıyallâkü a«/t)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Herhangi biriniz (ihtiyacından) artan suyu (başkalarının hayvanlarından) esirgemek yüzünden (bunların) meradan (yararlanmalarına) engel olmasın.» "

2479) "... Âişe (Radıyallâhü <wAâ/dan rivayet edildiğine göre; Resûlul-)ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«(İhtiyaçtan) artan su (başkasından) esirgenemez ve kuyunun (ihtiyaçtan)  artan suyu  (kimseden) esirgenemez.»"

20 — DERELERDE  (AKAN SULARDA) N ŞİRB  (YÂNÎZİRAATI SULAMAK İÇİN SUDAN YARARLANMA NÖBETİ)VE SUYU  (EKİNDE - BAHÇEDE)  TUTMA MİKTARI BABI

2480) ''...Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ)'da.n; Şöyle demiştir: Ensâr'dan bir adam Harre mevkiindeki hurmalıkları suladıkları su yollarından ve su nöbetinden dolayı Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) katında Zübeyr (bin el-Avvam)'ı şikâyet etti. (Bu arklardan geçen su önce Zübeyr'in hurmalıklarına uğruyordu. Sonra şikâyetçinin tarlasına varıyordu. Bir defa Zübeyr hurmalığım sulamak üzere suyu tuttuğu sıralarda) Ensârî  (Zübeyr'e) :
Suyu serbest bırak ki (bize) geçsin, demişti. Fakat Zübeyr kendi hurmalığını sulamadan suyu bırakmak ve nöbetini ona vermekten imtina etmişti. Sonra taraflar Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda muhakeme oldular. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (Zübeyr'e) :
«Yâ Zübeyr! (Hurmalığını) sula, sonra suyu komşuna salıver» buyurdu. Bunun üzerine Ensârî hiddetlendi ve •.
Yâ Resûlallah! Zübeyr halan oğlu olduğu için mi? dedi. (Onu tarafgirlikle itham etmek istedi.    Bu sözünden üzülen)  Resûlullah
tSallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünün rengi değişti. (Çünkü müşteki O'nu tarafgirlikle itham etmek suretiyle saygısızlıkta bulunmuştu.)   Sonra Resûl-i Ekrem   (Sallallahü Aleyhi ve Sel-
lem) :
«Yâ Zübeyr! (Hurmalığını) sula, sonra suyu hurma ağaçlarının köklerine —veya duvara— erişinceye kadar hapset (Su hakkını tam kullan)» buyurdu.
Râvî demiştir ki: (Bu olayı anlatan) Zübeyr (Radıyallâhü anh) ; Vallahi öyle sanıyorum ki şu âyet bu olay hakkında indi: dedi.
 İçi
Hayır (Resulüm)! Rabbına and olsun ki onlar (yâni mü'miniz diyenler) aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem yapıp sonra verdiğin hükümden nefislerinde hiç bir güçlük duymayarak tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)

2481)    "... Sa'lebe bin Ebî Mâlik (Radıyallâhü ank)'den: Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mehzûr (isimli dere) suyu (ile arazilerin sulanması sırası) hakkında şöyle hükmetti: (Arazisi) yukarda olan kimse (arazisi) aşağıda olan kimsenin üstündedir (yâni öncelik hakkına sâhibtir.) Yukardaki kimse (arazisini) su ayak topuklarına varıncaya kadar sular. Sonra suyu kendisinden aşağıda olana salıverir."

2482) ;'... Anır bin Şuayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra-dryallâhü atıhümâ)\\er\ rivayet edildiğine göre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mehzûr (isimli dere) suyu hakkında (arazisi olan) kişinin suyu, ayak topuklarına varıncaya kadar hapsetmesi ve suyu bundan sonra sahvermesiyle hükmetti."

2483)    "... übâde bin  es-vSâmit   (Radtyallâhü anh)'den  rivayet edildiğine göre :
Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) hurmalıkların akar sudan sulanması hakkında şöyle hükmetti: En yukardaki (hurmalık), sonra yukardaki (hurmalık) aşağıdaki (hurmalık) dan önce sulanır ve su, ayak topuklarına varıncaya kadar (üstteki hurmalıkta) bırakılır. Sonra su bunun arkasında gelen aşağıdaki (hurma bahçesi) ne salıverilir. Bahçeler bitinceye veya su tükeninceye kadar böyle (ya-i pıhr)."                                                                                                 

2484)    "... Kesîr bin Abdillah  hin Amr bin Avf el-Müzenî'nin    dedesi
 (Amr bin Avf el-Müzenî)   (Radtyallâhü anhümyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Atîar sulama gününde (diğer hayvanlardan) önce sulanır.»"

2485) "... (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâyâan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Câhiliyet devrinde taksim edilmiş olan her şey, taksim edildiği şekil üzerine (geçerli) dir. İslâmiyet devrinde taksim edilen her şey d© İslâmiyet'in taksim (hükümler) i üzerine  (geçerli) dir.»*'
.
2486) "... Abdullah bin Muğaffel (6) (Radıyallâhü ank)'de.n rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurmuştur:
«Kim (mevât —sahipsiz— bir arazide) bir kuyu kazarsa kendi mâşiyesî (koyun, keçi, sığır ve deve sürüsü) için yatak olmak üzere (kuyu çevresinden) kırk arşındık saha) onun (hakkı)dır.»"

2487)    "... Ebû Saîd-z Hudrî  (Radtyaüâhü anhyâen rivayet edildiğine göre Resûîullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kuyunun harîmi  (ondan su çekmek işinde kullanılan)  ipinin uzunluğu (kadar çevresindeki yer3 dir.»"


 

AĞAÇLARIN HARÎMİ (NÎN BEYÂNI)

2488)    "... Ubâde bin es-Sâmit (Radtyallâhü anhydtn;  Şöyle demiştir:
Hurma bahçesi (yakın) ında (ki sahipsiz arazide başka bir) adamın bir, iki, üç tane hurma ağacı bulunup, sonra (bahçe sahipleri ile adam) bu ağaçların haklan hususunda ihtilâfa düştüler. Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi bunun hakkında şöyle hüküm verdiî
Ağaçların bulunduğu araziden beher ağacın boyu kadar olan çevresi o ağacın harım i d îr."

2489)    /;... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: ■Hurma ağacının harı mi onun dallarının uzunluğu (kadar) dır.»"


 

BİR TAŞINMAZ MALI SATIP DA BEDELİNİ O MALIN MİSLİNE  (YÂNİ BÎR TAŞINMAZ MALA)   KOYMAYAN (YÂNİ SATIN ALINMASINDA KULLANMAYAN)   KİMSE(NİN DURUMUNUN  BEYÂNI)

2490)    "... Saîd bin Hureys (Radıyallâhü anh)'den. Şöyle demiştir: Ben Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim,  buyurdu ki t
*Kim bir ev veya akar satıp da bedelini bunun misline koymaz (yatirmaz) ise o kimse, (aldığı) bedelin kendisine mübarek olmamasına müstahak olur.»
Bu hadîs kısmen değişik ikinci bir sened ile ayni sahâbîden mer-fû olarak müellife intikal etmiştir."

2491)    "... Huzeyfe bin el-Yemân (RadtyaUâkü ank)'âen rivayet edildiğine göre ResûluHah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Kim bir ev satıp da bedelini onun misline koymaz  (yatırmaz) ise ev (in bedeli) o kimse için mübarek olmaz.

2492)    "... Câbir (bin AbdÜlah)  (Radıyallâkü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûluilah (Sallattahü Aleyhi ve. Selîem) şöyle buyurdu, demiştir ;
«Hurma bahçesi veya arazisi, arsası olan bir kimse bunu (satın almayı) ortağına teklif etmedikçe  (başkasına)  satamaz.»"

2493)    "...  (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi've Seltem) şöyle buyurmuştur:
«Bir arazisi, arsası olup da satmak isteyen bir kimse bımu (satın almayı) komşusuna teklif etsin.»"

 

KOMŞULUK  SEBEBİYLE OLAN  ŞUF'A

2494) "... Câbir (bin Abdîllah) (Radıyallâhü anhümây&an rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellevı) şöyle buyurdu, demiştir :
«İki akarın yolu bir olduğu zaman (biFisinin sahibi olan) komşu hazır olmasa bile komşusunun (akarının) şuf'a'sına en fazla hak sahibidir. Komşunun şuf'a hakkı (m kullanması müşteri tarafından)
beklenir.»"

2495)    "... Ebû Râfi1 (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Komşu (şuf'a açısından),    sekabine  (yâni bitişiğindeki akara) öncelikle hak sahibidir,»"

  2496)    "... Şerîd (1)  bin Süveyd (RadtyaUâhü anhyâen :
Ben; Yâ Eesûlallah! Bir arazi (var) dır. Onda hiç kimsenin hissesi yoktur. Ancak komşuluk (hakkı) vardır (yâni bunda şuf'a hakkı var mı?) dedim. O:
«Komşu, sekabine (yâni bitişiğindeki akara) öncelikle hak sahibidir,» buyurdu."

 


ORTAK AKAR TAKSİM EDÎLÎP  SINIRLAR TÂYİN EDİLİNCE ARTIK ŞUF'A (HAKKI) OLMAZ

2497)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a«/e)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)     (ortaklar arasında) taksim edilmemiş (taşınmaz) mal hakkında şuf'a ile hükmetti. (Taşınmaz mal taksim edilip her hisseye âid) sınırlar belli olunca artık şuf'a  (hakkı)  olmaz.
(Müellifimiz demiştir ki:) Bu hadîsi Muhammed bin Hammâd et-Tahrânî de (ayni senedle) bize rivayet etmiştir.
(Râvî) Ebû Âsim demiştir ki: Saîd bin el-Müseyyeb(in Ebû Hü-reyre'den rivayeti) mürseldir. Ebû Seleme'nin Ebû Hüreyre'den rivayeti de muttasıldır."

2498) "... Ebû Râfi' (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Komşu, (şuf'a açısından) sekabine (yâni bitişiğindeki taşınmaz mala) ne ise (yâni o mal az olsun çok olsun) öncelikle hak sahibidir.»"

 2499)    "... Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)}dan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şuf'a hakkını yalnız taksim edilmemiş (taşınmaz) bütün mallara koydu. (Taksim edilerek her hisseye âid) sınırlar konulup yollar tâyin ve ayırt edilince artık şuf'a (hakkı) yoktur."


 

ŞUTA HAKKINI TALEP ETME

2500) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyaîlâhü anhütnâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Şuf'a (hakkı) devenin bağlı bulunduğu ipi çözmek gibidir.»"

2501) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
-Bİr ortak diğer bir ortaktan önce (üçüncü bir ortağın hissesini şufa yoluyla) satın aldığı zaman, diğer ortağın hisseyi satın alan ortak aleyhinde bir şufa hakkı yoktur. Erginlik çağına varmamış ortak ve gâib yâni hazır bulunmayan ortak için de şufa hakkı yoktur.."

 


DEVELER, SIĞIBLAB VE KOYUNLAR İLE KEÇİLER DÂLLESÎ (YtTÎGÎ)

 
2502)    "... Abdullah bin eş-Şıhhîr (1) (Radtyaltâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, demiştir;
«Müslümanm d âli esi  (yitik hayvanı veya yitik her nevi malı) ateş alevidir.»"

2503) "... El-Münzir bin Cerîr (bin Abriillah el-Becelî) (Radtyallâhü ankümâyûan; Şöyle demiştir:
Ben el-Bevâzîc'te babam (Cerir bin Abdullah —2—> İle beraberdim. (Babamın) sığır sürüsü akşama doğru (meradan) geldi. Babam, (sürü içinde) yabancı bir sığır gördü ve ı Bu nedir? diye sordu. Ordakiler: Sığır sürüsüne İltihak eden bir sığırdır, diye cevabverdiler. El-Münzir demiştir ki; Bunun üzerine babam emretti. O sığır sürüden çıkarılıp gözlerden kayboluncaya kadar kovalandı. Sonra babam şöyle dedi: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:
«Dâlle'yi (yâni yitik hayvanı) ancak sapık bir kimse kendi malına karıştırır.»"

2504) "... Zeyd bin Hâlirî el-Cühenî (3) (Radtyallâkü anh)'Ğen rivayet edildiğine göre :
Bir kere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yitik deve hükmü soruldu. ResûM Ekrem {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiddetlendi, yanakları kırmızüaştı ve cevaben   ;
«Ondan 3&ti& ne? Onun be/aberinde (uzak yolculuğa dayanan) ayaklar ve (karnında) su tulumu vardır. Sahibi ona rastlaymeaya kadar o (hayvan kendi kendine) suya varır ve safî uzun ot yer» buyurdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'e koyun - keçi yitiğinin hükmü de soruldu. Buna cevaben:
«Onu al. Çünkü o (hayvancağız) şüphesiz ya sanadır ya senin kardeşinedir ya da kürtündür» buyurdu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e lukata'nın hükmü de soruldu. Bunun üzerine Re-sûlullah şöyle buyurdu :         

2505)    "... Iyâz bin Himâr (Radıyallâkü ank)sâea rivayet edildiğine gÖ-
m- P^füiûlsh (SaHallahü Aleyhi ve SeUem) şöyte
«Kim bir lukata (yitik mal) bulursa âdil bâr veya MÜ ilri şâînid kutsun. Sonra bulduğu malı değiştirmesin ve (yitik mal bulduğunu) gizlemesin. Eğer lukata'nın sahibi gelirse öncelikle buna âid sahibidir, Sahibi gelmezse (yâni çıkmazse) artafc Ju&ata Allah'ın n Sudbır- AU9I1, malpa* dHetâîHıno wvi*^*"-

2506)    •*.., SüveycI hin GafeJe (RadıyaUâhü anhyden-.
Şöyle demiştir:
Bir kere ben Zeyd bin Sûhân ve Selmân bin Rebîa (Radıyallâ-hü anhümâ) üe beraber (savaşa) çıktım. Nihayet hm el-U^eyb*de olduğumuz zaman ben yitik bir kamçıya yerde bulup aldım. £eyd üe Selmân bana: Onu at, dediler, Ben (atmaktan) îmttaâ $ttim. Sonra Medîne-i Münevvere'yft vardığımız zama^ ben Üfoey hin. Kâ'b (Radı-yallâhü anhü'm yanma ıranp durunnu »na ajnlflitftj.m. Übı^y şftyle $ed* c
Sen isabet ettin, Resûlnllah (Sallallabü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken ben yerde yüz dinar bulup aldım ve tmrmn Mi^Tnü*?** İResftl-î Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'9 satfdM**^ O-,
 bir yıl Chalkm. toplandığı yerlerde) illftın ©t» buyurdu. Bent de onu bir yıl ilân ©ttim. Fakat onu bile** hiç' kimseye rastlamadım. Sonra ResûM Ekrem (SallaUahü Aleyhi v& Sellem)'^ sorüSam»- O*
 (bir yıl daha) ilân et» buyurdu. Ben de îbir yıl daha) îlftn ettim. Fakat onu bilen kimseyi bulamadım (Durumu tekrar arz edince) Eesûl-i Ekrem şöyle bıryürdıı s
*Bu (para)nın kesesini, ağız bağım v% sayısını hıfset 'belle). Sonra bir yıl (daha) ilân et. Eğer bunu bilen bir kimse gelir (de sa-yısını, kesesini ve ağız bağını doğru tarif eder) se keseyi $na ^er. Bunu bilen kimse gelmezse hv. senin malının ?bir kazanç) yolu gibidir, fYâni sana âiddir.)*"

2507}    ',,. ZeyĞ bin Hâİid eî-Cühenî {Radtyâtlâkü ûnftyâen rivayet ediî-ne göre:
tukata (yitik mal) hükmü Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem>se soruldu. BesûM Ekrem şöyle buyurdu;
i bir yıl ilân et Eğer (sahibi olduğu bildirilecek bir şe~ Kilde) evsâfı anlatılırsa bunu ver. Şayet (anılan şekilde) evsâfı an-I&dlmtfzsa bunun ifâsını (kapağını, ağız bağını) ve vıâsını (kah, torba, dağarcık, kese ve hurç gibi içinde bulunduğu zarfını) hıfzet (belle). Sonra bunu ye. Daha sonra sahibi (kamtlayıcı bilgi ile) gelirse bunu ona Öde.»**

2508)    "... EI-Mıkdâd  bin Amr (Raâtyallâhü anh)'den  rivayet edildiğine göre :
Kendisi bir gün büyük abdestini bozmak için el-Bakî mezarlığı dolaylarına gitti. Halk (o dönemde az ve kuru yemek yedikleri için) iki üç günde ancak bir defa büyük abdest bozmaya gider ve deve kığısı gibi büyük abdest yapardı. Sonra kendisi bir harabeye girdi ve büyük abdestini yapmak için oturmuş iken baktı ki erkek büyük bir fare yerdeki bir delikten bir dinar çıkardı. Fare o deliğe girip bir dinar daha çıkardı. Sonra böylece on yedi adet dinar çıkardı. Daha sonra kırmızı bir bez parçasının kenarım delikten çıkardı.
Mikdâd dedi ki: Sonra ben o bez parçasını çektim. Onun (yâni bezin) içinde de bir dinar buldum. On sekiz adet dinar tamamlandı. Ben bunlarla (harabeden) çıktım ve bunları Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in huzuruna getirip durumu O'na arz ettim. Sonra: Bunların sadakasını (yâni humus—beşte bir— hakkını) al. Yâ Resûlullah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana):
— «Bunları götür. Bunda sadaka (humus) yoktur. Allah bunu sana mübarek eylesin» buyurdu. Sonra i
—  «Bunları elinle delikten çıkarmış olabilir  ((mi)sin?»  buyurdu. Ben:
—  Sana hak  (din)  ile ikramda bulunan  (Allah)'a yemin ederim ki hayır (Elimi deliğe sokmadım), dedim.
Râvî demiştir ki: Mikdâd ölünceye kadar bu dinarların sonu gelmedi. (Yâni bitmedi.)"


 

BİR RİKÂZ'A   (DEFİNE1 YE)   RASTLAYAN KİMSEYE ÂİT

2509)    "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaÜallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir:
•Rikâz'da (yâni definede) humus vardır.»"

2510)    "...  (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Rikâz'da (yâni defîne'de) humus vardır.»"
Mıkdâd (R.A.)'ın Hâl Tercemesi
Mikdâd bin Amr bin Sulebe el-Behrânî el-Kindî Ebü Ömer bin bin el-Esved sahâbîdir. Kırk iki hadîsi vardır. Buhârî ile Müslim onun. bîr hadîsini birlikte rivayet etmişlerdir. Ayrıca yalnız Müslim onun üç hadîsini rivayet etmiştir. Râvî-leri ibn-i Abbâs, Ubeydullah bin Adî bin el-Hiyâr ve bir cemaattır, Bedir savaşının suvârîlerindendir. Habeşistan'a hicret edenlerden olup bütün savaşlara katılmıştır. Resûl-i Ekrem bir hadîste: «Allah rilört kişiyi sevmemi emretti,» buyurmuş ve saydığı bu zâtlar arasında Mikdâd'i da saymıştır. Hicretin 33. yılı Medîne-i Münevvere'ye üç mil mesafede bulunan el-Ceref'te vefat etmiş ve cenazesi Medine-i Münevvere'de defnedilmiştir. (Hulâsa: 397-398)

2511) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Sizden önceki (ümmet) lerde bir akar (ev) alan bir adam vardı. (Satın aldığı) akarda içi altm dolu bir cürre (küp veya testi) buldu. Bunun üzerine (satıcıya) :
—  Ben senden toprak aldım, senden altın almadım, dedi.  (Satıcı) adam da (alıcıya) :                                                                     —  Şüphesiz ben sana bu toprağı, içindeki ile beraber sattım, dedi. Sonra satıcı ile alıcı (üçüncü) bir adama baş vurup muhakeme oldular. Kendisine baş vurulan adam, (bunlara) :
—  Sizin oğlunuz ve kızınız var mı? diye sordu. Bunlardan birisi (alıcı) :                                                                                                                      —  Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri (satici) dâ:
— Benim bir kızım var, dedi. Kendisine müracaat edilen adam: ^      — Şu halde oğlana kızı nikâh ediniz. Oğlan ile kız bü altından kendilerine harcasınlar ve sadaka versinler, diye hükmetti.»**