2.Bölüm - Kutsihadisler
Yukarıda Geçen Hadislerle İlgili Fıkhi Hükümler:
Resim Yapma ve Bununla ilgili Hükümler Hakkında:
'imanda Vesvese Hadislerinin Şerhi (Hadis 30-33)
16- •Kim Benim Birini Bağışlamayacağım Üzere Yemin Eder...?' Hadisi
17- Allah'ın İyî Amellerin Karşılığını Kat Kat Vermedeki Cömertliği Konusu
36-44. Hadislerin Şerhi (Hadisi No: 36-44)
18- 'Allah Hakkında Hüsnü Zan (İyizan) Üzere Bulunma' Konusu
19- "Allah'ın Salih Kulları İçin Hazırladığı Nimetler" Konusu
20- 'Allah'ın Kullarından, Kendisine Dua Etmelerini, Umutlu Olmalarını İstemesi Konusu
"Rabbimiz, Dünya Göğüne İner* hadisi:
21- Ey Ademoğlu, Sen Bana Dua Ettiğin, Benden Recada Bulunduğun Sürece Seni Bağışlarım' Hadisi
22- Şaban'ın Onbeşinci Gecesi İle İlgili Rivayetler
23- Allah'ın Kuluna Sevgisi Ve Bunun Yaratılanlara Karşı Sevgideki Etkisi
24- Allahın Veli Kullarına Düşman Olmanın Cezası Ve İnsanı Allah'a Yaklaştıran Amellerin En Üstünü
'Kim Benim Bir Dostuma Düşmanlık Ederse Ben Ona Savaş Açarım' Hadisi
"Ailesinden, Ölümünden Sonra Kendisini Yakmalarını İsteyen Adam" Hakkındaki Hadis
26- Adem Aleyhîsselâm'ın Yaratılışı İle İlgili Rivayetler
"Adem Aleyhisselâm'ın Yaratılışı" Hadisi
Yukarıda Geçen Hadislerle İlgili Fıkhi Hükümler:
1. îçinde köpek ve resimler bulunan eve girmeyen melekler, rahmet melekleri ile kul için bağışlama dileyen meleklerdir. Hafaza ve Ketebe melekleri ise, Hattabî'nin de söylediği gibi kulu hiçbir şekilde terketmezler. Ayıca burada ev denirken kastedilen, içinde insanın oturduğu mekandır. Bu mekan normal ev olabilir, çadır veya başka bir yer de olabilir.
Hattabî ve başkaları, şer'an tutulmasında bir mahzur olmayan av, ziraat ve çoban köpekleri gibi köpekleri müstesna tutmuşlardır.
2. Haram olan resimler, el üstünde tutulup hürmet edilen ve önem verilen, tazim gösterilen ve canlılara benzeyen resimlerdir. Bazıları bu hükmün bütün resimler için umumî olduğunu da söylemişlerdir.
Bundan kaçınmanın gerekliliğinin sebebi ise, bu tavırda Allah'ın yaratma işine benzeme oluğu için, bu fiilin büyük günah olmasıdır. Bazı hallerde de bu resimlere tapılmaktadır.
Hadiste: "Benim yarattığım gibi yaratmaya kalkışandan daha zalim kim olabilir." denilerek kayıt konulmuştur. Yani canlı resimleri yapanlar kastedilmektedir. Burada, Allah'ın yaratmasını inkarla, O'nun yarattığına benzer şeyler yaratmaya kalkışanın Firavun ailesinden uzak bir yanı yoktur. Ama resim yaparken böyle bir niyet taşımayanlar sadece günahkar olmaktadırlar.
Nenevî Rahmetullahi Aleyh, şöyle diyor: 'Canlı resmi yapmak şiddetle haramdır ve büyük günahlardandır. Çünkü bu amele karşı böyle büyük bir eza yapılacağı haber verilmiştir. Kişi resmi ister önem verilmeyen, ayakbasılan yerlere, isterse başka yerlere yapsın hüküm aynıdır olmayan bir şeyin resmini yapmak ise ha-
ram değildir.1
Âlimler demişlerdir ki, bunların hepsi çocukların oyunları haricindeki şeylerdir, çocukların oyuncakları ise mutlak suretle haram değildir. Kastallanî sonra şöyle diyor: 'Geçenlerden anlaşıldığına göre, resmin keraheti tavanda veya yaslanılan yerlerde, yastıklarda olduğu zamandır. Yatak, döşek, yere serilen yaygı v.s. gibi ayak altına gelen yerlerde ise caizdir. Aynı şekilde başı olmayan veya başı kesilmiş halde resim de caizdir. Çünkü başı üzerinde dik bir resim putlara benzemektedir.'
"Ona ruh üflemesi istenir" sözüne gelince, bu emir resim sahibinin cehennemde ebedî kalmasını gerektirir, bu durum ise resmi, ona tapınmak için yapanlar hakkındadır. Başkaları ise, yaptıkları işi helal görmedikleri takdirde sadece günahkar olurlar. Hadisteki mana ise, bunlar hakkında sadece azab manası taşır. Allah en doğrusunu bilendir.
Güneş ışığından yararlanılarak resim çekme ise haram resme girmemektedir, çünkü bu resim çekilen kişinin bir gölgesidir. En doğrusunu bilen Allah'tır.[1]
Resim Yapma ve Bununla ilgili Hükümler Hakkında:
Allah'ın bizi en doğruya ulaştırmasını dileyerek diyoruz ki, resmi genel olarak haram kılan hadisler geçtiği gibi, elbise üzerine nakşedilen resmi istisna tutan, ayak altına gelen şeyler üzerine resim yapılmasını caiz kılan hadisler de geçti. Ayrıca resmin nehye-dilmesindeki sebebin, ona bakmanın kişiyi tapınmadaki huşua götürmesi olduğunu ifade eden hadisler de geçti. Ayrıca Cibril Aleyhisseiâm'm Hazreti Aişe Radiyallahü Anha'nın resmini, Resulullah Aleyhisselâm'a rüyasında arzetmesindeki durum gibi, resmin arzedilmesindeki maksat, o resmin sahibini tanıtmak amacıyla olduğu zaman da caiz olacağını gösteren hadisler varid olmuştur. Nitekim Cibril Aleyhi s s elam'in o resmi arze t meşindeki maksadı, Allah Teala'mn Resulullah Aleyhisselâm'a zevce olarak seçtiği kişinin kimliğini ortaya koymaktı.
Bütün bu hadislerin arasını birleştirmek için, resmin şiddetli haram olanının, resim yapmakla Allah'ın yarattığını taklid etmeyi amaçlayan kimseler hakkında olduğu ifade edilmektedir. "Benim yaratışım gibi yaratmaya kalkışandan daha zalim kim olabilir" sözü de buna işaret ediyor. "Allah'ın yaratışını taklide kalkışan ressamlar" sözünde de bu mana vardır. Bu hareket bizatihi haramdır, çünkü böyle bir şey, ya şirk ya da şirke çok yakın bir
amel olur.
Ancak, kendilerine uyulması ve amellerinin örnek alınması için salih kimselerin resimlerinin yapılması, haddi zatında güzel bir gayeye dayanır. Ama bunlara hürmette aşırıya gidilmesi ve kendilerine tapınılması korkusundan dolayı bu resimler de haram kılınmıştır. Nitekim puta tapıcılığın başlangıcı da böyle olmuştu. Özellikle camiler gibi ibadete mahsus yerlere konulması son derece mahzurludur. Bunlara tapımlmasmm uzak ihtimal olduğu sanılmasın. Zaman geçer, insanların bilgisizlikleri artar, şeytan da bu yoldan insanlara bir şer kapısı açar. Nitekim Resulullah Aleyhisselâm; "Sizden öncekilerin yollarına karış karış, sonra arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar bir keler deliğine girmiş olsalar siz de gireceksiniz", diye buyurmuştur.
Bunun haram olması da, bir canlının yaşamasını mümkün kılacak gövdesinin resmedilmesindendir. Başı kesilir, veya karnı yarılır yahut iyice uyulursa haramhk kalmaz. Giysiler üzerine nakşedilen resimler hakkında da durum budur. Eğer ayak altına . gelecek durumdaysa mahzuru yoktur. Hürmete layık bir yerde ise mahzurludur. Ancak hürmet ölçüsü, tapınma derecesine varacak olursa bu zaman katiyetle haramdır.
Vesikalık fotoğraflar, şüpheli kişilerin resimleri, kötülüklerinden korunulması için kendilerinin bilinmesi açısından düşman casuslarının resimlerinin yapılması, zararlı ve faydalı hayvan-, ların resimleri gibi herhangi bir şeyin tanıtılması amacıyla yapılan resimler haram olan resimler statüsüne girmez. Çünkü ; bunda, ihtiyaç dolayısıyla, resmedilen şeyin tanınması amacı . vardır ki, bu amaç güzel bir amaçtır. Bazen ihtiyaç pek fazla olur ki, bu zaman onların resimlerinin yapılması zaruri olur. Bu durumda onların resimlerinin yapılması vacib olur. Çünkü resim bilgiye vesiledir. Hüküm de bilginin gereklilik derecesine göre verilir; yerine göre vacib yerine göre müstehab olur. Baba ve dedelerin, oğullara ve torunlara tanıtılması amacıyla resimlerinin yapılması da mubahtır, Ancak bunun mubah olmasında babaların, oğullarından resimlere tazim etmelerini istememeleri şartı vardır. Bu sadece onların tanınması amacıyla yapılıyorsa caizdir.
Resulullah Aleyhisselâm'ın Hazreti Aişe Radıyallahü Anha'ya "Yaygım önümüzden al, üzerindeki resimler hep namazda karşıma gelip duruyor" demesinden anlaşılıyor ki, bu resimli işlemeler, bir mahzura sebep olması halinde menolunmuştur. Yine çıplak resimler gibi bazı resimler, bakıldığı zaman özellikle gençlerde şehvete sebep olmaktadır. îşte bu yüzden böyle resimlerde haram olmaktadır. Filmlerin gösterilmesindeki durum da aynıdır. Eğer film, gösterilen şeyin tanıtılması, yahut gençlerin ilmî ve ahlakî bakımdan yetiştirilmesi amacıyla gösteriliyorsa, yahut bir savaş mevkii gösteriliyorsa veya kişinin içine döştüğü bir sıkıntıdan nasıl kurtulacağı öğretiliyorsa, bütün bunlar ilim talebi gibi güzel ve matlub olan şeylerdir. Ama cinsî sahneler taşıyan, şehveti tahrik eden, filmlerin gösterilmesi veya gösterilen şeyin ahlakî ölçülere ters bir halde, çıplak vaziyette arzediîmesi haramdır. Meydanlara çıplak resimler taşıyan ilanlar asılması da böyledir. Çünkü bunda ahlakî bozulma ve fesad vardır. Yine kötü bir fiili işlemeyi Öğreten filmler de haramdır. Adam öldürme, hırsızlık, ihanet, zina, kadınlara düşkünlük gibi fiillerin öğretilmesi de ayniyle böyledir. Çünkü bu işin kötülüğünü anlayamayanları fenalığa sevkeder. Böyle bir kötülüğün nasıl işleneceğini bilmeyene öğretilmiş olur. Yine kötülük akabinde duçar olunacak cezadan kurtulmanın yolları öğretilmiş olur. Bunun yanısıra bu tür filmler toplumda bozulmaya ve zararlı gidişe yolaçmaktadır. Bunların ter-kedilmesinde fayda vardır.
Bunun yanısıra, âlimlerimiz, çocuk oyuncağı olan resimleri ve şekilleri mubah görmüşlerdir. Çünkü bunlarda resmin haram kihnmasındaki sebeplerin hiçbiri mevcut değildir.
Bu açıklamalar, bu konudaki etraflı araştırmalar neticesinde varılan özet bilgilerdir. En doğrusunu bilen ise Allah'tır. En doğru yola ileten O'dur. O bize yeter, O, ne güzel vekildir.[2]
15- 'Senin Ümmetin Bu Ne Böyle? Bu Ne Böyle? Deyip Duruyorlar Hatta 'Peki Allah Hakkında Ne Denilir' Derler" Hadisi
30. Hadisi İmam Müslim RahmetuÜahİ Aleyh Kîtabul-İmân, "İmanda Vesvese" babında rivayet etmiştir.
Abdullah ibnu Amir ibni Zurare el-Hadramî Muhammed ibnu Fudayl'dan, o da el-Muhtar ibnu Fulful'dan, o da Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'dan Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Senin Ümmetin bu ne böyle? Bu ne böyle? deyip dururlar. Hatta, bu Allah, yaratıkları yarattı, peki Allah'ı kim yarattı," derler.[3]
31. Bu Hadis-i Şerifi İse:
îshaku'bnu İbrahim, Cerîr'den, Ebu Bekr ibnu Ebi Şeybe de Hu-seyn ibnu Ali'den, o da Zaide'den; her ikisi (Cerîr ve Zaide) el-Muhtar'dan, o da Enes ibnu Malik'ten Resulullah Aleyhis-selamın aynı hadisini rivayet etmiştir.
Ancak Ishak: "Allahü Teala buyurdu ki: Senin Ümmetin" kısmını zikretmemiştir.[4]
Yine Müslim, birçok yerde bu hadisi, "Allahü Teala buyurdu ki" ibaresi olmaksızın rivayet etmiştir. Bunlardan Ebu Hureyre ye dayandırılan senedle rivayet edilen bir hadis şöyledir:[5]
32. Hadis-i Şerif:
Ebu Hureyre radiyallahü Anh Resulullah Aleyhisseldm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"İnsanlar hep birşeyler sormaktan geri durmazlar. Hatta, bu Allah, yaratıkları yarattı, peki Allah'ı kim yarattı? derler. Böyle bir durumla karşılaşan: Ben Allah'a iman ettim, desin.[6]
33. Bir Başka Rivayet de Söyledin
Ebu Hureyre Radiyallahü Anh Resulullah Aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Birinize şeytan gelir ve şunu, şunu kim yarattı, diye sorar. Sonunda da: Rabbini kim yarattı? der. Bu noktaya ulaşan, (yani şeytanın bu vesvesesiyle karşılaşan) Allah'a sığınsın ve soruşturmaya son versin."
Müslim, buradaki birinci rivayetin benzeri şekilde rivayetlerde bulunmuştur ve hiçbirinde de; 'Allah buyurdu ki' ibarasi geçmemektedir. [7]
'imanda Vesvese Hadislerinin Şerhi (Hadis 30-33)
Nevevî'nin Müslim şerhinde bu hadis şerhedilirken şöyle bir rivayete yer veriliyor; "Ebu Hureyre Radiyallahü anh'dan rivayet edildiğine göre bazı kimseler Resulullah Aleyhis selâm1 m yanına gelerek: 'Bizim kalbimize, bazen sözünü etmeyi çok büyük (yani haddi aşmak) telakki edeceğimiz bir takım fikirler gelmektedir1 dediler? Resulullah: 'Bunu duyuyor musunuz1 yani 'bunun büyük bir şey olduğunu hissediyor musunuz?1 diye sordu. Gelenler: 'Evet' dediler. Resulullah Aleyhisselâm İşte bu apaçık imandandır* buyurdu."
Resulullah Aleyhisselâm'ın: 'Bu apaçık imandandır' demesinin manası, sizin bunu büyük bir şey olarak görmeniz, sağlam bir imana sahib olduğunuzun delilidir, demektir. Bunu büyük bir şey görmek ve ondan kaçınmak, sözünü etmemek imanını tahkiki olarak kemale erdirmiş insanların işidir.
Bunun manasının şöyle olduğu da söylenmiştir: Şeytan, saptırmaktan ümid kestiği kimselere vervese verir. Qnu sapıtmaya gücü yetmediği için vesvese yoluna başvurur.
Kafire ise istediği taraftan yanaşabilir. Onlar hakkında sadece vesvese ile iktifa etmez. Onlarla istediği gibi oynaşır. Buna göre hadisin manası: Vesvesenin sebebi imanın saflığıdır, yahut vesvese imanın saflığına işaret eder, olmaktadır. Kadı İyaz bu :%ı açıklamayı seçmiştir.
"Kalbine böyle vesveseler gelen 'Allah'a iman ettim' desin" sözünün manası: Bu tür batıl düşüncelerden yüz çevirsin ve onları gidermesi için Allah'a iltica etsin, demektir.
İmam Mazerî Rahmetullahi Aleyh şöyle demiştir: 'Hadisin zahirinden anlaşılan manaya göre; insan boş vesveselerden uzak durmakla ve onu izale etmek için delil getirmeye kalkışm'amakla emrolunmuştur1
Bu konuda şunlar söylenebilir ki, vesveseler iki çeşittir: Geçici bir şekilde gelen ve insanı devamlı meşgul etmeyen şüphelerdir ki, aldırış etmeme yoluyla giderilebilir. Hadisin manasına göre de buna hamledilebilir. Vesvese ismi de böyle bir durum için geçerli olur. Bu âdeta asılsız ve alelade bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Asılsız olduğu için de, hakkında herhangi bir delil aranmaksızın giderilebilir.
Sürekli insanın kafasını meşgul eden ve şüpheye yolaçan fikirler ise, aksine delil bulmak ve geçersizliğini isbat etmekle ancak giderilebilir. En doğru olanını ise Allah bilir.
"Allah'a sığınsın ve hemen soruşturmaya son versin" sözünün manası: Bir kimseye bu tür vesveseler gelirse onun kötülüğünü bertaraf etmek için Allah'a sığınıp O'ndan yardım dilesin. Bu konu üzerinde durmaktan da vazgeçsin. Bilsin ki, bu düşünce, şeytanın vesvesesinden kaynaklanmaktadır. Şeytan da bu yolla onu saptırmaya ve inancını bozmaya çabalamaktadır. Artık bu kinrse, şeytanın vesvesesine kulak asmaktan çekinsin, zihnini başka şeylerle meşgul etmek suretiyle, onunla ilişkisini kessin. [8]
16- •Kim Benim Birini Bağışlamayacağım Üzere Yemin Eder...?' Hadisi
34. Bu hadis Müslim, Sahih'inde İnsanın, Allah'ın Rahmetinden Ümitsiz Hale Getirilmesi" babında rivayet etmiştir.
Suveyd ibnu Sald'in Mu'temiribni Süleyman'dan, onun da babasından, onun da Ebu îmran el-Cezvl'den, onun Cundeb Radıyallahü Anh'den rivayetine göre Resulullah Aleyhisselâm bir adamın: 'Allah'a yemin olsun ki Allah filancayı bağışlamaz1 dediğini, Allahü Teala'nın da şöyle buyurduğunu bildirdi:
"Kim Benim birini mağfiret etmeyeceğim üzere yemin ederse kastettiği kişiyi bağışlar kendisinin amelini ise boşa çıkarırım. dedi. Veya buna benzer şekilde buyurdu. [9]
34. Hadîsin Şerhi
Bu Hadisin şerhinde Nevevî: 'Bu hadiste Ehli Sünnet mezhebinin, Allah'ın, kul tevbe, etmemiş olsa bile, onun günahlarını bağışlamasının mümkün olduğuna dair görüşüne delalet vardır1 demiştir.
Mutezile bu hadisi, büyük günahların kişinin sevablannı boşa çıkaracağına dair görüşlerine delil saymışlardır, .Ehli Sünnet'e göre ise kulun iyilikleri ancak küfür dolayısıyla boşa çıkar. Hadiste sözü geçen adamın iyiliklerinin boşa çkmasmın sebebi ise, bu iyiliklerinin, yaptığı kötülükler karşısında değiştirilmesidir. Bu da ihbat-ı mecazî (yani amellerin mecazî olarak boşa çıkarılması) olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu adamın küfrünü gerektirecek bir başka işinin olması da mümkündür. Yine bunun bizden öncekilerin şeriatlarına göre geçerli bir durum olması da muhtemeldir. [10]
35. Yukarıdaki hadisin bir benzerini Ebu Davud Sünen'inde "Taşkınlıktan Alıkoymak" babında, C.4,s.215'te daha uzun bir lafızla rivayet etmiştir. Orada bir kıssa anlatılmaktadır. Bu rivayet, senediyle birlikte şöyledir:
Muhammed ibnu's-Sabah ibni Süfyan Aliyyu'bnu Sabit'ten, o da îkrime ibnu Ammar'dan, o da Damdam ibnu Cevs'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Israiloğull arından iki kişi birbirleriyle kardeşle sinişlerdi. Bunlardan biri günah işler diğeri de ibadet için gayret sarfederdi. îbadete düşkün olan diğerini daima günah üzere görür ve 'Günahları bırak' derdi. Bunun üzerine adam 'Beni Rabbimle baş başa bırak, sen benim üzerime gözetici olarak mı gönderildin?' derdi. Bunun üzerine birincisi 'Allah'a yemin olsun ki, Allah seni bağışlamaz, yahut cennetine sokmaz' derdi. Allah her ikisinin de canını aldı. Bunlar Alemlerin Rahbinin huzurunda biraraya geldiler. Allahü Teala ibadete düşkün olana 'Sen Beni biliyor muydun, yahut sen Benim elimde olan üzerinde tasarrufta bulunma gücüne sahip miydin?1 diye sordu. Sonra günahkara "Git, Benim rahmetimle cennete gir1 dedi. ibadete düşkün olan için de; 'onu cehenneme atın' diye buyurdu."
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh, der ki: Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, adamcağız hem dünyasını hem de ahiretini mahvedecek bir söz söyledi, [11]
35. Hadisin Şerhi
"Beni Rabbimle başbaşa bırak". Yani, bırak Rabbim bana ne yaparsa yapsın. Ben inanıyorum ki, Allahü Teala çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Günahların hapsini affedebilir, rahmeti de her şeyi kuşatmıştır.
Burada adamın, Allahü Teala hakkında hüsn-ü zan sahibi olduğu ve tevbe ettiği, dolayısıyla O'ndan bütün günahlarını bağışlamasını umduğu hakkında işaret vardır. Bunun için "beni Rabbimle başbaşa bırak" yani benim Allah'a ve mağfiretine kuvvetli inancım vardır, demiştir.
"Sen benim üzerime gözetici olarak mı gönderildin" sözünün manası "Sen Allah tarafından üzerime gözetici olarak mı görevlendirildin" dir. Allahü Teala da Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'a "Sen onların üzerine vekil değilsin" buyurmuştur.
Kullar üzerindeki tek gözetici Allahü Teala'dır. O adamın da bu zannı, inancındaki güzelliğindendir. Bu, yani inanç güzelliği ise sahibini Allah'ın mağfiretine layık kılar.
Ebu Hureyre Rahmetullahi Aleyh'in de dediği gibi, ibadete düşkün olanın dünyasını da ahiretini de harab eden söz arkadaşına "seni Allah bağışlamaz" veya "seni Allah cennetine koymaz" demesi olmuştur.
Allah'ın mağfiretini inkarı dolayısıyla, dünyada yaptığı bütün iyilikleri boşa çıktığı için, dünyası harab olmuştur. Allahü Teala da: "Kim imanı inkar ederse onun ameli boşa gider, o ahirette de hüsrana uğrayanlardan olur" buyurmaktadır. Adam ahiretini de harab etmiş, kendisine yaptığı kötülüklere karşılık olarak bir sevaba kalmamıştır. Bu yüzden kendisi hakkında: "Onu cehenneme atın" denilmeyi haketmiştir.
Nevevî'nin dediği gibi, bu adamdan kalben de olsa, küfre götürecek bir hal cereyan etmişse, hakkında "onu ebedî olarak kalmak üzere cehenneme atın" denilmiş olabilir. Yine, Mü'minlerin günahkarlarının, bu günahlardan arındırılmak için azab edildikleri gibi, azab edilmek üzere cehenneme atılmış olması da muhtemeldir. Çünkü onun yaptığı büyük bir günaha yakındır, o da günahkar kardeşini Allah'ın affetmeyeceği ve cennete koymayacağı hakkında kesin hüküm vermesidir.
Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'de: "Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar" diye buyuruyor. Mağfiret ve azab da yalnız Allah'ın iradesi altındadır. Bir yaratığın, nefsi veya başkası hakkında, bunlardan birini kesin hakettiğini söylemesi caiz olmaz, Böyle yapan Allah'ın iradesi ve ilahi fiilleri hakkında hüküm vermiş olur.
Allah'ın mağfiretini uman günahkârı Allah cennete sokmuştur, Allah hakkında yemin eden itaatkarı da Allah cehennemine sokmuştur. Sözde, inançta, amelde ayağımızın kaymasından, bilmeyerek hataya düşmekten Allah'a sığınırız.[12]
17- Allah'ın İyî Amellerin Karşılığını Kat Kat Vermedeki Cömertliği Konusu
36. "Kim Bir İyiliğe Veya Bir Kötülüğe Niyet Ederse" hadisi
Bu hadisi, Buharî, Kitabu'r-Rikak, c.8,s.lO3!de rivayet etmiştir,
Abdulvaris'in Ca'da Ebu Osman'dan, onun Reca el-Ataridl'den, onun da îbnu Abbas'dan bildirdiğine göre Resulullah Aleyhis-selâm Rabbinden rivayetle şöyle buyurmuştur:
Allahu Teala iyilikleri ve kötülükleri yazmış, sonra bunları açıklamıştır. Kim bir iyiliğe niyet eder de onu yapmazsa Allah onu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Kim de iyiyliğe niyet eder ve iyiliği işlerse Allah, karşılığında on katından yediyüz katına kadar hatta daha da fazla sevap yazar. Kim de bir kötülüğe niyet eder de yapmazsa Allah onu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Kim kötülüğe niyet eder ve işlerse Allah onu sadece bir kötülük olarak yazar. [13]
37. Buharî bu hadisi aynı şekilde Kitabu't-Tevhid, de, c.9 s. 144'de "Allah'ın Kelamını Değiştirmek İstiyorlar" ayetiyle ilgili babda rivayet etmiştir.
Oradaki rivayetinde aynı senedle Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın bildirdiğini kaydetmektedir.
"Allahü Teala buyurur ki: Kulum bir kötülük yapmak istediğinde onu işleyinceye kadar yazmayınız; İşlediğinde de aynıyla yazınız. Onu benim için terkedeı^se bir iyilik olarak yazınız. Kulum bir iyilik yapmak istediğinde onu bir iyilik olarak yazınız, işlediği zaman da on katından yediyüz katma kadar sevap yazınız.[14] (Bazı rivayetlerde 'çok çok fazla1 ibaresi ziyade edilmiştir.[15]
38. Bu hadisi Müslim, Sahih'inde "Allah Teala Nefsin Düşüncesini ve Kalbe Gelen Fikirleri Bağışlamıştır" başlıklı babda Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'a ulaşan senedle rivayet etmiştir. C.8, Kastallanî'nin Hamişi s.486,
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'dan Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Allahü Teala buyurdu ki 'Kulum bir kötülük düşündüğünd onu yazmayın. İşlediğinde bir kötülük olarak yazın. Bir iyili düşünür de onu yapmaz sa, bir iyilik olarak yazın, yaparsa on kal sevap yazın' dedi.[16]
39. Müslim'in ikinci bir rivayeti de ebu Hureyre'ye day* nan senedle şöyledir.
Ebu Hureyre'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle dediği rivc yet edilmiştir.
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki, Kulum bir iyilik düşünür de yapmazsa onu kendisi için bir iyilik olarak yazarım. O îyiliği yaptığında, on kattan yediyüz kata kadar sevap yazarım. Bir kötülük düşünür de yapmazsa, bundan dolayı aleyhine birşey yazmam. Kötülüğü işlerse sadece bir kötülük olarak yazarım.[17]
40. Müslim bir başka rivayetinde de senedi zikrettikten sonra şöyle kaydediyor:
Ebu Hureyre bize bazı hadisler bildirdi. Resulullah Aleyhis-selâm, Allah Azze ve Celle'nin şöyle buyurduğunu söyledi.
"Kulum bir iyilik yapmaya niyet ederse işlemediği taktirde bunu kendisi için bir iyilik olarak yazarım. İşlediği zaman ise on kat sevap yazarım. Bir kötülük işlemeye niyet eder de, işlemezse onun bu niyetini bağışlarım. İşlediği takdirde aynıyla günah yazarım". Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki, Melekler 'Ey Rabbimiz, şu kulun bir kötülük işlemek istiyor1 dediler. Allah o kulunu meleklerden daha iyi görmekle birlikte 'Onu gözetleyin, eğer kötülüğü işlerse, aynıyla günah yazın, eğer terkederse bunu kendisi için bir iyilik olarak yazın, çünkü onu Benim korkumdan terketmiştir', diye buyurur.[18]
41. Yine Sahih-i Müslim'de, aynı senedle şöyle bir rivayet yerahmşür: Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki:
"İçinizden biri, Müslümanlığını güzel yaparsa (yani iyi Müslüman olursa) Allah'a kavuşuncaya kadar, işlediği her iyilik için on kattan yediyüz kata kadar sevap yazılır, işlediği her kötülük için de aynıyla günah yazılır.[19]
42. Müslim, ibnu Abbas Radiyallahü Anh'a dayanan bir senedle de şöyle bir rivayette bulunmuştur:
İbnu Abbas Radıyallahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'm Rabbinden rivayetle şöyle buyurduğunu bildirmiştir.
"Allahü Teala iyilikleri ve kötülükleri yazmış, sonra bunları açıklamıştır. Kim bir iyilik düşünür de yapmazsa Allah onu tam bir iyilik olarak yazar, ^ğer düşünür ve yaparsa Allah kendi katında onun için on kattan yediyüz kata kadar hatta daha fazla sevap yazar. Bir kötülük yapmayı düşünür de yapmazsa Allah onu bir iyilik olarak yazar. Düşünür ve yaparsa, o zaman da Allah yalnız bir kötülük -günah- yazar".
Bir başka rivayetinde: "Yahut Allah yazılanı siler. Helak olmayı hakedenden başkası da Allah katında helake uğratılmaz" ibaresi ziyade edilmiştir. [20]
Aşağıdaki hadisi de et-Tirmizî Sahih'inde C.2, s,180'de "En'am Suresi" babında rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir.
"Sözü hak olan Allah Azze ve Celle buyurdu ki 'kulum bir iyilik düşündüğünde onu kendisi için bir iyilik olarak yazın. Şayet düşündüğünü yerine getirirse on kat sevap yazınız. Bir kötülük düşündüğünde hemen yazmayın. Şayet yaparsa aynıyla günah yazın. Eğer terkederse, (yapmasza da, demiş olabilir,buradaki şüphe ravidendir) bunu kendisi için bir iyilik olarak yazın1. Sonra Resulullah Aleyhisselâm 'kim bir iyilik yaparsa ona on kat sevap vardır' mealindeki ayeti kerimeyi okudu.[21]
Ebu îsa et-Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.[22]
44. Bu hadisi en-Nesâî de, Kastallanî'de geçtiği üzere fKunut ve Rekaik' kitablarında rivayet etmiştir.
Ibau Mace de, Sünen'inde ebu Zer Radıyallahü Anh'dan bu manada bir hadis-i şerif rivayet etmiştir. İbnu Mace'nin rivayeti şöyledir: '
Ebu Zer radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Allahü Teala buyurur ki, kim bir iyilik yaparsa ona on kat veya daha fazla sevap vardır. Kim de bir kötülük işlerse, kötülüğün cezası aynıyla kötülüktür, yahut o kötülüğü bağışlarım. Kim Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim Bana bir arşın yaklaşırsa Ben ona by* kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim Bana yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelirse Ben onu aynı, o kadar bağışlama ile karşılarım.[23]
36-44. Hadislerin Şerhi (Hadisi No: 36-44)
el-Mazirî der ki; Kadı Ebu Bekr ibnu Tayyîb'in görüşüne göre, kalben bir kötülüğe azmeden ve bu azmini iyice kuvvetlendiren, inanç ve azim itibariyle günah işlemiş olur.
Hadislerde geçen mesele ise, kötülük düşüncesini nefsine iyice yerleştirmemiş olanlar hakkındadır. Kalpte yerleşmeyen fikir ve niyetler 'hem' (düşünce) olarak adlandırılır, hem ve azim birbirinden ayrılır. Bu Kadı Ebu Bekr Rahmetullahi Aleyh'in görüşüdür. Fakih ve muhaddislerin çoğu ona muhalefet etmişler ve hadisin zahirî manasım esas almışlardır.
Kadı Iyaz Rahmetullahi Aleyh şöyle der: 'Selefin geneli ve ilim erbabının çoğu, kalbin işlediği günahlardan Ötürü de kişinin sorumlu tutulacağına delalet eden hadisler dolayısıyla Kadı Ebu Bekr'iiı serdettiği görüşe kail olmuşlardır. Ancak onlar şöyle demişlerdir: Kötülüğe azmetme, bir günah olarak yazılır, ama yapılması istenen kötülük nisbetinde bir günah olarak yazılmaz. Çünkü o düşünceyi taşıyan kötülüğü henüz işlemiş değildir. Kendisini bundan alıkoyan da, Allah korkusu ve O'na yönelme değil, başka bir sebep olmuştur. Ancak kötülüğe ısrar ve azim, bizzat bir kötülüktür. Onun için kötülük olarak yazılır. İşlediği zaman ise ikinci bir kötülük olarak yazılır. Ancak yapmak istediği kötülükten Allah korkusu dolayısıyla vazgeçerse hadiste de belirtildiği üzere bu, onun hakkında bir iyilik olarak yazılır. Nitekim hadiste de: "Onu benim korkumdan terke tm iş tir" denilirken kulun, fenalığı Allah korkusundan dolayı terketmesi, kötülükler emreden nefse karşı gelmesi, hevasına isyan etmesi hususuna dikkat çekiliyor. Yazılmayan düşünceler ise, kalbe yerleşmeyen, niyet ve azimle işlenilmesine karar verilmeyen düşüncelerdir.
Kötülüğü Allah korkusuyla değil de insanların korkusundan terkeden için sevab yazılıp yazılmayacağı hususunda, bazı ke-lamcılar muhtalif görüşler beyan etmişler ve-böylesi için sevab yazılmaz, çünkü; kötülüğü utancından dolayı terketmiştir, demişlerdir. Bu görüş ise zayıftır.
Kişinin kalben azmettiği fenalıklardan dolayı hesaba çekileceği üzerinde nasslar sabit olmuştur. Ayet-i kerime'de: "îman edenle] arasında fenalıkların yayılmasını arzulayanlar var ya, onlar için dünyada da ahirette de acıklı bir azab vardır" buyuruluyor. Yint bir başka ayet-i kerimede: "Zanlann çoğundan kaçının, çünkü baz: zanlar vardır ki günahtır" deniliyor. Bu konuda ayetler çoktur.
Hasedin, Müslümanları küçümsemenin, kötülüğü arzula manın ve bunun gibi kalbe taalluk eden bazı işlerin haramlığı hu susunda kesin şer'î nasslar bulunduğu gibi, ümmetin de icma vardır. En doğru olanını ise ancak Allah bilir..
"Helak olmayı hakedenden başkası Allah katında helak( uğratılmaz" ibaresinin açıklamasında Kadı İvaz şöyle diyor 'Allahü Teala'nm rahmet ve keremi bütün kullarını kuşatmıştır Kötülüğü işlemeyenin, bu niyetini iyiliğe çeviriyor. İşleyen içiı misliyle günah yazıyor. İyilik düşünen için, işlemese de seva yazıyor. İşlediğinde on kattan yediyüz katma kadar sevab yazıyor.
Artık kim bu keremden mahrum kalırsa, kötülükler tek tek, iyilikler kat kat yazıldığı halde; kötülükleri iyiliklerinden fazla gelirs bu, helaki haketmiş, mahrumiyet içinde bir insandır. Çünkü iyili yapmayı aklına bile getirmemiştir. Kötülüklerden de hiç geri durmamış, bu yüzden kötülükleri iyice artmış ve galib gelmiştir'.
İmam Ebu Cafer et-Tahavî: 'Bu hadislerde, hafaza meleklerinin sadece zahirî- amelleri yazdığını ileri sürenlerin görüşlerinin aksine, bu meleklerin kalbe ait âmelleri de yazdığına delalet vardır1 diyor.
"Yediyüz kata, hatta daha fazlasına kadar sevab yazılır" sözüyle ilgili olarak âlimlerin geçerli olan görüşlerine göre; sevabın yediyüz katla sınırlı olmadığı ifade edilmiştir. Ebu'l-Hasen el-Maverdî ise sözün, bu hadisin rivayetindeki bir galat olduğunu ileri sürmüştür.
Bu babda yeralan hadisler, Allahü Teala'mn bu Ümmete ne kadar büyük ihsanda bulunduğunu, bu Ümmeti ne derece şereflendirdiğini ve kendinden önceki Ümmetlere karşılık bu Ümmetin yükünü ne derece hafiflettiğini ortaya koymaktadır. Bu-, aradaki hadisler aynı zamanda sahabenin şeriat esaslarına uymada birbirleriyle nasıl yarış ettiklerini de açıklıyor.
Ebu İshak ez-Züccac diyor ki: 'Bakara suresinin son kısmında yeralan "Ey Rabbimiz, unutur veya hata edersek, bizi hesaba çekme...ilh." duası Allahü Teala'mn Peygambere ve Mü'minlere öğrettiği bir duadır. Peygamber Aleyhisselâm'dan, sahabeden sonra gelenlerin de okuması için, bu duaya kitabında yer vermiştir. Bu ezberlenmesi ve sık sık okunması gereken bir duadır'.
Bununla "Konuşmaz veya yapmazlarsa Allahü Teala benim Ümmetimin kalbine gelen fena düşünceleri mağfiret etmiştir" hadisine işaret ediyor. (Nevevî'nin şerhi'nden).
Allahü Teala: "Kim bir iyilik getirirse ona on kat sevab yazılır" buyuruyor. Burada bahis edilen iyilik işlenmiş olan iyiliktir. Kat kat sevab, işlenen iyiliğedir. İşlenmeden önce tek sevab vardır.
Allahü Teala'nm azim olmadan da, sadece iyilik düşüncesine sevab yazması muhtemeldir.
Sevab sadece iradeye de yazılır, çünkü irade işlemeye sebeptir. Hayır istenmesi de bir hayırdır. Çünkü 'hayır kalb amellerinden-dir1 denilmiştir.
Kişinin iyilik yapmaktan vazgeçmesi de, bir engel dolayısıyla veya engel olmaksızın olabilir. Sevab da terketme sebebine göre değişir. Dıştan gelen bir engel dolayısıyla terkedilmiş olabilir, ama kişinin iyilik düşüncesi devam ederse sevab çok olur. Terketme sebebi kişinin kendi fikri olursa, o zaman da sevab bir öncekinden daha az olur.
İyilik düşüncesinden tamamıyla.vazgeçmesi halinde ise, bir sevab yazılmaz. Bilhassa düşündüğünün tam aksini yaparsa sevabdan tamamen mahrum kalır. Bir dirhem sadaka vermeyi düşünürken, bu bir dirhemi caiz olmayan bir şeye harcamak gibi.
Yapılan iyiliğe verilecek sevabın derecesi de, kişinin ihlasmın, azimetindeki sadakatinin, kalb huzurunun ve sağladığı faydanın dercesine göre değişir.
Kötülük düşünüp terkedenin durumuna gelince;
Kadı el-Bakülanî ve daha başkaları diyor ki; 'kişi kötülüğe kalben azmeder ve bu azmini nefsine yerleştirirse, günah işlemiş olur. Hadiste sözü edilen af ise kötülüğü sadece hatırına getirip azmetmeyen içindir.'
Maverdî diyor ki: 'Onun bu görüşüne fakihlerden, muhaddis-lerden ve kelamcılardan birçokları muhalefet etmişlerdir'. Maverdî bu konuda imam Şafii'nin açıklamasını naklediyor. Bu açıklamaya Ebu Hureyre'nin Sahih-i Müslim'de geçen hadisinin zahirî de delalet etmektedir. Orada: "Ben, işlemediği sürece o kötülüğü bağışlarım" deniyor. Burada kastedilen amel, düşünülen kötülüğün bir âza ile icra edilmesidir.1
Kadı Iyaz'da selefin genelinin el-Bakıllanî'nin beyan ettiği görüşe kail olduklarım söylemiştir. Çünkü onlar, kulun kalb amellerinden dolayı hesaba çekileceği üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak şöyle demişlerdir: 'Kötülüğe azmetmekten dolayı mücerred olarak bir fenalık yazılır. Yani yapmak istediği fenalığın günahı •yazılmaz. Tıpkı bir fenaliğın işlenmesini emredip sonra onun işlenmesine sebep olmayan "gibi. Bu, kötülükle emretmesinden dolayı günah işlemiş olur, ancak herhangi bir kötülük yapmış olmanın günahını hak etmez.1
Sonuç olarak anlaşıldığına göre; âlimlerin çoğu, kesin azmetmekten kulun hesaba çekileceğine kanidirler. Ancak aralarında bazı görüş ayrılıkları da vardır. Bazılarına göre, üzüntü, keder ve düşünce ile dünyada cezalandırılır. Bazılarına göre de, kıyamet gününde azab edilmek suretiyle değil de hesaba çekilmek suretiyle cezalandırılırlar. Kişinin düşüncesinden dolayı hesaba çekilmeyeceği görüşünde olan âlimler de, Mekke hareminde kötülük düşünmeyi, azmetmek olmasa bile bundan istisna etmişlerdir. Çünkü bu konuda Cenabı Allah şöyle buyuruyor: "Kim orada taşkınlık, haksızlık arzularsa, ona acıklı azabdan tattırırız". Zira Harem, düşünce itibariyle de ta'zim edilmesi gereken bir yerdir. Orada kötülük arzulayan, hürmet Ölçüsünü aşarak vacib olana muhalefet etmiş olur. Bu yüzdendir ki, Harem'de kötülük işlenmem başka yerlerde kötülük işlenmesinden çok daha fena sayılmıştır.
Harem'in önemini küçümseyerek kötülük işlemeyi düşünen isyankar olur, Allah'ın emirlerini basite alarak Allah'a isyan etmeyi düşünen ise, kafir olur. Affedilen kötülük düşüncesi, emri küçümseme kastıyla olmayan düşüncedir.
"Yahut Allah o kötülüğü siler" yani tevbe, istiğfar veya ona keffaret olacak bir iyilik dolayısıyla siler. Ayet-i kerime'de de: "İyilikler fenalıkları giderir" buyuruluyor. Bir başka ayette de: "Nehyolunduklarmızm büyüklerinden kaçınırsanız, seyyiat-1 arınıza karşılık olarak küçük ayak sürçmelerinizi'bağışlarız ve sizi hoş bir mekana sokarız" buyuruluyor.
Kötülük düşüncesinde olduğu gibi, bazıları, Mekke Harem'inde işlenen fenalıkları da oranın büyüklüğü dolayısıyla müstesna tutmuşlardır. [24]
18- 'Allah Hakkında Hüsnü Zan (İyizan) Üzere Bulunma' Konusu
45. Bu hadisi Buharı, "Kitabu't-Tevhid'de "Allah Sizi Kendi Nefsinden Sakmdırmaktadır" ve "(Ey Rabbim) Sen .Bende Olanı Bilirsin Ama Ben Sende Olanı Bilemem" ayet-i kerimeleriyle ilgili babda rivayet etmiştir. C.9, s.120 Kastallanî Şerhi, C.10, s.381,
Umeru'bnu Hafs babasından, o da el-A'meş'ten, o da Ebu Salih'ten, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den, Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle söylediğini rivayet etmiştir.
' "Allahü Teala buyurur ki 'Ben, kulumun Benim hakkımdaki düşüncesi üzereyim ve o Beni zikrettiği zaman Ben omınlayım. O kendi nefsinde Beni zikrederse, Ben de kendi nefsimde onu zikrederim. O Beni bir topluluk içinde anarsa, Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırını. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim".
Buharı bu hadisi Kitabu't-Tevhid'de muhtasar olarak da rivayet etmiştir. [25]
46. Müslim de Sahih'inde Ebu Hureyre'ye dayanan üç ayrı senedle bu konuda hadis rivayet etmiştir.
Birinci senedle rivayet edilenin lafzı Buharî'nin yukarıda geçen rivayetinin lafzına yakındır. Sadece Müslim'in rivayetinde şöyle bir değişiklik vardır.
"O Beni zikrettiği zaman Ben onunla beraber olurum. O Beni nefsinde zikrederse, Ben de onu kendi nefsimde zikrederim. O Beni bir topluluk içinde zikrederse, Ben onu daha hayırlı kimselerin oluşturduğu bir topluluk içinde zikrederim." (Burada manada değişikliğe yolaçmayan bazı lafız farklılıkları vardır) [26]
47. ikinci ve üçüncü rivayetinde ise:
"O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım" ibaresini zikretmemiştir.
Üçüncü rivayeti ise şöyledir: Ebu Hureyre Radıyallahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'dan bize bazı hadisler rivayet etti. Bunlardan biri şöyledir,
Resulullah Aleyhisselâm Allahü Teala'mn şöyle buyurduğunu bildirdi: "Kulum Bana doğru bir karış ilerlerse, Ben ona doğru bir arşın ilerlerim. O Bana doğru bir arşın ilerlerse, Ben ona doğru bir kulaç giderim. O Bana doğru bir kulaç gelirse, Ben ondan daha hızlı bir şekilde kendisine doğru giderim.[27]
48. Aynı konuda Tirmizî, Camiinde 'Allah Hakkında Güzel Zan Sahibi Olma' babında aşağıdaki hadisi rivayet etmiştir:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm şöyle söylemiştir:
"Allahü Teala buyurur ki, Ben, kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim. Ve kulum Bana dua ettiği zaman Ben de onunlayım[28]
Tirmizî bu hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.[29]
49. Tirmizî bir başka yerde Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın Resulullah Aleyhisselâm'dan şöyle bir rivayette bulunduğunu kaydetmiştir.
"Herşeyden müstağni olan Allah buyurur ki, Ben kulumun, Benim hakkımdaki zannı üzereyim ve o Beni zikrettiği zaman Ben deonunla beraberim. O Beni kendi nefsinde zikrederse, Ben de onu kendi nefsimde zikrederim. O Beni bir topluluk içinde zikrederse, Ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. O Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım, O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim.[30]
Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.[31]
50. İbnu Mace Sünen'inde, C.2, s.218'de 'Zikrin Fazileti' babında aşağıdaki hadisi rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resutullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir.
Allah Azze ve Celle buyurur ki, kulum Beni zikrettiği zaman ve dudakları Benim için kıpırdadığında Ben onunla beraberim.[32]
51. Yine İbnu Mace, C.2, s.223'te 'Amelin Fazileti1 babında şöyle bir rivayette bulunmuştur:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyte buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Herşeyden müstağni olan Allah buyurur ki, Ben kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim ve Beni zikrettiği zaman Ben onunla beraberim. O Beni nefsinde zikrederse, Ben de onu kendi nefsimde zikrederim. O Beni topluluk içinde zikrederse, Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. O Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim".[33]
45-5L Hadislerin Şerhi
"Ben kulumun Benim hakkımdaki düşüncesi üzereyim". Yani eğer kulum Benim kendi amellerini kabul edeceğime ve onlara karşılık sevab vereceğime, tevbe ettiği zaman kendini bağışlayacağıma kanaat getirirse, onu bu kanaatinde doğru çıkarırım. Eğer Benim bunları yapmayacağımı zannederse o zaman da zannettiği gibi yaparım.
Burada reca (ümid) tarafını havf (korku) tarafına tercih etmeye işaret vardır.
Bazı tahkik ehli, bu düşüncenin ölüm ânında olmasının gerektiğine kani olmuşlardır. Daha öncesi hakkında ise üç görüş vardır:
En doğrusu orta yol üzere olmaktır. Kişi için uygun olan Allah'ın vaadi gereğince amellerini kabul edeceğine ve kendini bağışlayacağına inanarak ibadet görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmaktır. Allah vaadettiğinin aksini yapmaz. Kim Allah'ın kendini affetmeyeceğine inanır veya böyle bir zanna kapılırsa o, Allah'ın rahmetinden ümid kesmiş olur ki, bu da büyük günahlardandır. Böylece bir inanç üzere ölen kişi inancı ile başbaşa bırakılır.
İsyana devamla beraber, bağışlanacağını zannetmek ise kupkuru cahillik ve kendini benlik içinde görmekten başka bir şey değildir.
"Kulum Beni zikrettiğinde, Ben onunla beraberim" sözünden kastedilen beraberlik, hususiyet itibariyledir. Yani rahmetimle, tevfikimle, hidayetimle, "Her nerede olursanız O, sizinle beraberdir" ayet-i kelimesindeki rivayetimle ve inayetimle, onunla beraberim, demektir. Buradaki beraberlik; bildirilen beraberlikten farklıdır. Ayet-i kerimedeki beraberliğin manası ilim ve kuşatma itibariyle beraberliktir.
"Ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım',1 sözünden, meleklerin Ademoğullarmdan daha hayırlı oldukları anlamı çıkmaz. Burada kastedilen mele-i a'la'dır ki, bu topluluğa dahil olanlar arasında Peygamberler, şehidler gibi, zikrin geçtiği meclisde yeralan kimselerden daha hayırlı olanlar mevcuttur. Bu topluluk sadece meleklerden oluşan bir topluluk değildir.
Ayrıca buradaki hayırlıhk, zikredenle topluluğu birlikte içine alır. Yüce Rabbin bulunduğu taraf şüphesiz diğer taraftan daha hayırlıdır. Böylece bütün bir topluluk için hayırlıhk yönünden üstünlük hasıl olmuş oluyor.
Hafız İbnu Hacer, hadiste geçen 'daha hayırlı topluluk' lafzmdaki hayırhlığın, sadece topluluk içinde söylenmiş bir vasıf olduğunu belirtmektedir. el-Hattab; burada zikredenle topluluğun, birlikte kastedilmiş olacağı görüşüne ihtimal vermiyor. En doğrusunu Allah bilir.
"Bana yürüyerek gelen" demekle kişinin az bir taatle Allah'a yaklaşması kastediliyor. Allah böyle bir şeyi pek çok sevabla karşılayacağını bildirmek maksadıyla "Ben ona koşarak giderim" buyuruyor. Kulun taatı arttıkça. Allah'ın sevabı artar. Kul taatını yavaş yavaş artırsa da, Allah sevabını süratle artırır.
Burada yaklaşma ve koşma mecazi anlamdadır. Yoksa esasında bu tür kelimelerin hakiki manaları Allahü Teala hakkında kullanılmaz. Çünkü böyle şeyler Allahü Teala hakkında muhaldir.
Kadı Iyaz "Ben kulumun Benim hakkımdaki düşüncesi üzereyim" sözünün manasının şu olduğunu söylemiştir: 'Bağışlama dilediğinde kendisini bağışlayacağımı, tevbe ettiğinde tevbesini kabul edeceğimi, dua ettiğinde duasını kabul edeceğimi; Benden istediğinde istediğini vereceğimi umarsa, umduğunu veririm.
Bundan kastedilenin ümid, af dileme olduğu söylenmiştir, en doğrusu da budur. [34]
19- "Allah'ın Salih Kulları İçin Hazırladığı Nimetler" Konusu
52. "Salih Kullarım İçin Hiçbir Gözün Görmediği Nimetler Hazırladım" hadisi
Sahih-i Buharı 'Cennet Ehlinin Sıfatı1 babından, C.4, s. 118,
Hemeydî, Sufyan'dan, ö da Ebu'z-Zinad'dan o da el-A'rec'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Allah buyurdu ki, Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım. İsterseniz: "Hiçbir nefis, kendisi için gözlerden neler gizlendiğini bilemez" ayetini okuyun.[35]
53. Yine Buharî, Kitabu't-Tefcir, C.6, s.ll5'te secde suresinin nüzul sebebiyle ilgili olarak şu hadisi rivayet etmiştir;
"Aliyyu'bnu Abdullah Sufyan'dan, o da Ebu'z-Zenâd'dan, o da el A'reç'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Allah Tebareke ve Teala buyurdu ki, salih kullanın için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım". Ebu Hureyre: İsterseniz, "Hiçbir nefis, kendisi için gözlerden neler gizlendiğini bilemez" ayatini okuyun, dedi.[36]
54. Buharı bu hadisi aym babda, C.6, s. 116'da aşağıdaki lafızla rivayet etmiştir.
îshaku'bnu Nasr Ebu Usame'den, o da el-A'meş'ten, o da Ebu Salih'ten, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allahü Teala buyurur ki, salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım. Daha önce görmediğiniz, sizin için saklanılmış olan hazineler, nimetler" Resulullah Aleyhisselâm daha sonra: "Hiçbir nefis yaptıklarına karşılık olarak kendisi için gözlerden neler gizlendiğini bilemez" ayetini okudu. [37]
55. Buharî'nin bir başka rivayetinde; "Onları Geç, Bu Nimetlere Kendilerini Daha Önce Muttali Kılmadım" ibaresi vardır.
Buharî, Katabu't-Tevhid, C.9, s.l44'te yukarıdaki birinci rivayete-benzer bir rivayet kaydetmiştir. [38]
56. İmam Müslim de Sahih'inde 'Cennet ve Oranın Nimetleriyle Oraya Girecek Olanların Sıfatı1 kitabında, Kas-tailanî'nin hamişine göre, C40, s.282'de bu konuda baza hadisler rivayet etmiştir:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm şöyle söylemiştir:
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki, salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım. Bunun delili de Allah'ın kitabındaki şu ayettir: "Hiçbir nefis yaptıklarına karşılık olarak kendisi için gözlerden neler gizlendiğini bilemez[39].
57. ikinci Bir Rivayetinde,
"Hiçbir beşerin hatırına gelmeyen" ibaresinden sonra "Allah'ın size bildirmediği saklı nimetler" ibaresini ilave etmiştir. [40]
58. Üçüncü Rivayetinde de,
"Allah'ın size bildirmediği saklı nimetler" dedikten sonra şu kısmı ilave etmiştir: Sonra Resulullah Aleyhisselam "Hiçbir nefis, kendileri için gözlemden nelerin gizlendiğini bilemez" ayetini okudu. [41]
59. Dördüncü Rivayetinde de Şöyle Bir Ziyade Vardın
Resulullah Aleyhisselam daha sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: "Yanları yataktan uzaklaşır (gece teheccüd namazını kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar), korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için gözlerden saklı tutulan nimetleri kimse bilemez.[42]
60. İmam Tirmizî de, C.2,.s.225'te, Vakıa Suresi" babında1 şöyle bir rivayette bulunmuştur.
Ebu Hureyre radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
"Allah buyurur ki, salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım. isterseniz: "Yaptıklarına karşılık olarak onlar için gözlerden saklı tutulan nimetleri kimse bilemez" ayetini okuyun. Cennette bir ağaç vardır ki, binekli biri gölgesinde yüz yıl yol alsa yine gölgesinin kenarına varamaz, isterseniz: "Uzun bir gölge" ibaresinin geçtiği ayeti okuyun. Cennette bir kamçının kaplayacağı yer, dünya ve içindekilerden hayırlıdır, isterseniz: "Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir" ayetini okuyun.[43]
Ebu İsa et-Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.[44]
61. İbnu Mace'nin, Sünen'inde C.2, s.305'te "Cennetin Sıfata" babında şöyle bir rivayet vardır:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini bildirmiştir:
"Allah Azze ve Ceüe buyurur ki, salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hatırına gelmeyen nimetler hazırladım". Ebu Hureyre Radıyallahü Anh dedi ki; bunlar Allah'ın sizi muttali kılmadığı şeylerdir, isterseniz: "Yaptıklarına karşılık olarak onlar için gözlerden saklı tutulan nimetleri kimse bilemez" ayetini okuyun.[45]
20- 'Allah'ın Kullarından, Kendisine Dua Etmelerini, Umutlu Olmalarını İstemesi Konusu
"Rabbimiz, Dünya Göğüne İner* hadisi:
62. Bahari, C.8, s.71’de, Kitabu'd-Daavat, 'Gecenin Yarısında Dua* babında hadisini şöyle rivayet etmiştir:
Abdulaziz ibnu Abdullah, Malik'ten, o îbnu Şihab'dan, o da Ebu Abdullah el-E'azz'dan ve Ebu Seleme ibni Abdurrahman'dan, onlar da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhis-selam'tn şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:
"Şanı pek yüce olan Rabbimiz, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya göğüne iner ve buyurur: "Kim Bana dua eder, duasını kabul edeyim? Kim Benden ister, istediğini vereyim? Kim Benden bağışlanma diler, kendisini bağışlayayım?[46]
63. Yine Buharı Kitabu's-Salat'ın son kısmında, Kitabu't-Tevhid'de, c.9, s.143'te
"Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar" mealindeki ayetle ilgili babda, burada rivayet edilene veya benzerlerine çok yakın bir hadis rivayet etmiştir.[47]
İmam Malik de, el-Muvatta'da Buhari'nin rivayet ettiği lafızla bu hadisi rivayet etmiştir.[48]
64. Müslim, bu hadisi Sahih'inde değişik rivayetler halinde vermiştir: Birincisi:
Buharî'nin yukarıda geçen rivayeti gibidir. Ancak orada "iner" manasına "yetenezzelu" kelimesi değil "yenzilu" kelimesi geçmektedir ki, Buharî'nin nüshalarından birinde de böyledir. [49]
ikincisi:
65. Ebu Hureyre RadıyallahüAnh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
"Gecenin üçte biri geçtikten sonra AHahü Teala dünya göğüne iner ve: "Ben her şeyin hakimiyim, Ben her şeyin hakimiyim, kim Bana dua eder, duasını kabul edeyim? Kim Benden ister, istediğini vereyim? Kim Benden bağışlama diler, kendisini bağışlayayım?" diye^buyurur. Pecr vaktine kadar bu hal üzere devam eder.[50]
66. Üçüncü Rivayet:
Gecenin yarısı veya üçte ikisi geçtikten sonra Allahu Teala dünya göğüne iner ve: "Sabah vakti girinciye kadar Kendisine verilecek bir isteyici yok mu? Duası kabul edilecek bir dua edici yok mu? Günahı bağışlanacak bir bağışlanma dileyen yok mu. üiye buyurur.[51]
67. Dördüncü Rivayet:
"Allahü Teala dünya göğüne iner ve: "Kim Bana dua eder duasını kabul edeyim? Kim Benden ister istediğini vereyim? diye buyurur"; sonra da: "Fakir ve mazlum olmayana kim borç verir?" der.[52]
68. Beşinci Rivayette Şöyle Bir Fazlalık Vardır:
"Sonra şanı pek yüce olan Allah ellerini açarak: "Mazlum ve fakir olmayana kim borç verir?" diye buyurur.[53]
69. Altıncı Rivayet
"Allah, gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verdikten sonra dünya göğüne iner ve: "Bağışlama dileyen yok mu, tevbe eden yok mu, dua eden yok mu?" diye buyurur ve fecr vaktine kadar böyle devam eder.[54]
70 Ebu Davud da, bu hadisi c.l,s.364'te 'Gecenin Hangi Vakti Üstündür1 babında ve C.4, s.l83'te 'Rü'yet (Allah'ı görme)' babında Buharî'nin rivayetinde geçen lafızla rivayet etmiştir'[55]
71. Tirmizi de, C.l, s.90'da, Ttabb Azze ve Celle'nin Her Gece Dünya Göğüne inmesi1 babında bu hadisi aşağıdaki İn fi ?! a rivayet etmiştir:
"Gecenin ilk üçte biri geçtiğinde Allah dünya göğüne inerek: "Ben hükümdarım, kim Bana dua eder, duasını kabul edeyim, kim Benden ister, istediğini vereyim, kim Benden bağışlanma diler, kendisini bağışlayayım", diye buyurur ve şafak sökünceye kadar bu hal üzere devam eder.[56]
Ebu İsa et-Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylenmiştir. [57]
52-71. Hadislerin Şerhi
Nevevî bu hadislerin şerhinde şöyle diyor: Bu hadis sıfat hadisle-rindendir. Ve bunun hakkında âlimlerin iki meşhur görüşü vardır ki bu görüşlerin açıklaması Kitabu'l-îman'da geçmiştir. Burada da Özetleyecek olursak: Birincisi, selefin çoğunun ve bazı kelamcıların görüşüdür. Bu görüşe göre, burada zikredilen fiillerin zahirî manasının Allah hakkında sözkonusu olmadığı doğrudur. Bizimle ilgili olarak kastedilen de, bu kelimelerin bilinen zahirî manası değildir. Allahü Teala'yı mahlukata ait sıfatlardan, intikal ve hareketten ve yaratıklara ait diğer özelliklerden münezzeh bilmekle beraber, bunların te'vili hakkında sözetmekten de kaçınırız.
İkinci görüş ise kelamcılarm çoğunun ve seleften bazı cemaatlerin görüşüdür ki bu görüş, burada Malik ve Evzaî tarafından beyan edilmiştir. Buna göre Allah hakkında muhal olan fiiller durumlarına göre te'vil edilirler. Bu eses çerçevesinde yukarıda geçen hadis iki şekilde te'vil edilmiştir:
Birincisi: Melik ibnu Enes Radıyâllahu Anh'ın ve daha başkalarının te'vili. Buna göre Allah'ın inmesinden maksat, O'nun rahmetinin, emrinin veya meleklerinin inmesidir".
ikinci te'vile göre, buradaki inme, istiare (mecaz) manadadır. Bunun da anlamı, Allah'ın dua edenleri, icabet ve lütuf ile karşılamasıdır.
Hadisin değişik rivayetlerinde "gecenin son üçte biri kaldığında" olduğu söyleniyor. Yine Kadı Iyaz: inişin, gecenin ilk üçte biri geçtiğinde, "kim dua eder.." diye çağırışın da, son üçte biri kaldığında olmasının muhtemel olduğunu söylüyor.
Nevevî Açıklamasına devam ederek şöyle diyor: Bana göre de muhtemeldir ki, Resulullah Aleyhisselâm'a bir keresinde iki durumdan biri haber verilmiş, O da bunu bildirmiş, başka bir vakitte de ikincisi haber verilmiş ve O da, onu bildirmiş olabilir. Ebu Hu-reyre her iki rivayeti de ezberlemiş ve nakletmiştir. Ebu Saîd, el-Hudrî de, gecenin ilk üçte birine dair rivayeti duymuş ve onu bildirmiştir. Müslim'in son rivayetinde geçtiği üzere Ebu Saîd, el-Hudrî bu rivayeti Ebu Hureyre ile birlikte nakletmiştir. Zahir olan budur.
Bu açıklamada Kadı lyaz'ın ilk üçte bire dair rivayeti zayıf bulmasına red vardır. Nasıl zayıf sayabilir ki, Müslim, Sahih'inde zayıf olmayan bir senetle Ebu Hureyre ve Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahu Anh'dan rivayet ediyor?
"Fecr vaktine kadar bu hal üzere devam eder" sözü rahmet ve ihsan vaktinin fecr vaktine kadar uzadığına delildir. Bunda, fecr vaktine kadar olan bu vaktin herhangi bir ânında dua ve istiğfara teşvik vardır. Aynı zamanda gecenin son vaktinde kılınan namaz, yapılan dua ve istiğfar v.s. ibadetlerin ilk vaktinde yapılandan daha faziletli olduğuna dikkat çekilmektedir.
Hadiste geçen borçtan kasıt, ister sadaka, ister namaz, ister oruç ister zikir ve daha başka iyi ameller olsun, genel manada ibadet ve taattir. Allahü Teala kullarına olan güzel muamelesi dolayısıyla ve onları iyiliğe teşvik için bunları borç olarak isimlendirmiştir. Borç, borç alanın bildiği bir şeyden olur. Borç alanla veren arasında bir ünsiyet ve sevgi teşekkül eder. Borç talebinde bulununca, kendine bu taleb arzedilen, kendinin borç vermeye ehil görülmesine sevindiği için borç verir.
"Sonra Hak Teala ellerini açar" denirken rahmetinin yayılmasına, ihsanının bolluğuna ve nimetinin artırılmasına işaret ediliyor. [58]
21- Ey Ademoğlu, Sen Bana Dua Ettiğin, Benden Recada Bulunduğun Sürece Seni Bağışlarım' Hadisi
72, Ebu İsa et-Tirmizi, Camiinde Tevbe ve İstiğfarın Fazileti' babında hadisi şu şekilde rivayet etmiştir.
Enes' ibnu Malik Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
"Resulullah Aleyhisselâm'ın şu şekilde söylediğini duydum: Allah buyurdu ki, ey Ademoğlu, sen Bana dua ettiğin ve Benden ümitvar olduğun sürece, sen ne niyetle yapmış olsan da aldırmaz ve günahlarım bağışlarım. Ey Ademoğlu, senin günahların gökyüzüne kadar ulaşmış olsa da sen bağışlama dilesen, seni bağışlarım ve günahlarına aldırmam. Sen Bana yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelsen ve Bana ortak koşmamış halde huzuruma çıksan, Ben seni aynı miktarda bağışlama ile karşılarım.[59]
72. Hadisin Şerhi
Hadisin manası şudur: Allahü Teala buyurur ki; "Ey Ademoğlu günahlarına tevbe etmek, Allah'tan günahlarım bağışlamasını dilemek ve Allah'ın kullarına vaadettiği üzere tevbe edenlerin günahlarını bağışlayacağı hususunda hüsn-i zan'da bulunmak suretiyle dua etmeye, günahların için bağışlama dilemeye ve duanın kabul edilmesi için ümitli olmaya devam edersen, Allah senin bütün günahlarını bağışlar. Günah işlediğin vakitteki durumun ne olursa olsun. îster gaflet, ister unutma dolayısıyla işlemiş ol. Bana soru sorup, niye filancayı bağışladın, diyen hiç kimseye aldırış etmem. Çünkü Ben yaptığımdan sorumlu tutulmam". Allahü Teala ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "O Allah yaptıklarından sorumlu tutulmaz, onlar ise sorumlu tutulurlar". Allah buyurur ki: Ben yüce kitabımda: "iyilikler kötülükleri giderir" diye bildirdim. Sen günah işledin sonra Bana dönüp bağışlama dilemedin. Bana dönmek ve bağışlanma dilemek ise iyiliklerin başında gelir. Dolayısıyla bunlar kötülükleri giderir. (Nitekim Resulullah Aleyhisselâm'da: "Kötülük işlediğin zaman arkasından onu silecek bir iyilik yap" buyuruyor.).
Ey Ademoğlu, günahların büyüklük ve çokluk itibariyle yerle göğün arasını doldurarak göğün kenarlarına ulaşmış olsa da, ardından bağışlama dilesen ve yaptıklarına pişman olsan, günahlarına tevbe etsen, kimseye aldırış etmem, kimse de Bana engel olamaz, Ben senin günahlarını bağışlarım. Çünkü ben dilediğimi, yapanım. Ben kendi katımdan bir ihsan ve rahmet olarak bunu vaadettim ve Ben vaadime muhalefet etmem.
Ey Ademoğlu sen Bana yer dolusu günah ve hata ile gelir, bununla birlikte tevhid yolundan ayrılmamış olur, bana herhangibir şeyi ortak koşmamış olursan, Ben de seni yerin dolusu kadarıyla veya senin hata ve günahlarını karşılayacak miktarda bağışlama ile karşılarım ki, Benim mağfiretim mizanda senin günahlarını kaplasın ve senin azab edilmeni gerektirecek bir günahın kalmasın.
Bu hadiste büyük bir ümid, tevbe edenler için bir müjde ve insanları tevbeye, güzel ümide ve tevhid inancına yapışmaya teşvik vardırMümin için efdal olan genellikle havf (korku) tarafının reca (ümid) tarafına, ihtiyarlık ve hastalık halinde ise reca tarafının havf tarafına ağır basmasıdır.[60]
22- Şaban'ın Onbeşinci Gecesi İle İlgili Rivayetler
73. İbnu Mace Sünen'inde C.l, s. 217'de, "Şaban'ın Onbe-şinci Gecesi île İlgili Rivayetler" babında şu hadisi rivayet etmiştir:
Aliyyü'bnu Ebi Talib Radıyallahu Anh Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
'Şaban'm onbeşinci gecesi geldiğinde, o gecede ibadet ediniz, o gecenin gündüzünde de oruç tutunuz. Allahü Teala o gün güneş batınca dünya göğüne inerek: Bağışlama dileyen yok mu, kendisini
bağışlayayım, rızık isteyen yok mu, kendisine rızık vereyim, belaya uğramış olan yok mu afiyete kavuşturayım, şu yok mu, bu yok mu, diye şafak vaktine kadar sorar.[61]
ez-Zevaid'de bu hadisin senedinin zayıf olduğu çünkü raviler-den, tam ismi, Ebu Bekr ibnu Abdullah ibni Muhammed Ebi Busre olan Ebu Busre'nin zayıf biri olduğu ileri sürülmüştür. Ahmed ibnu Hanbel ve îbnu Mu'in bu kişinin hadis uydurduğunu söylemişlerdir.[62]
73. Hadisin Şerhi
Bu hadis Şaban'ın onbeşinci gecesinin, bu gecede namaz kılmanın, o gecenin gündüzünde oruç tutmanın faziletini ortaya koymaktadır. O gecenin gündüzünde oruç tutmak müstehabdır.
Bu hadis aynı zamanda Allahü Teala'mn dua eden, mağfiret dileyen ve tevbe eden kullarına olan rahmet ve ihsanının bolluğunu açıklıyor. Bu mübarek gece hayır zamanlarından bir zamandır, bu gecede rahmet dalgaları yayılır. Kul için evla olan Allahü Teala'nm rahmet dalgalarını dua, istiğfar ve günahlardan tevbe ile karşılanmasıdır. Allah bizi razı olduğu işlere muvaffak kılsın. Amin.[63]
23- Allah'ın Kuluna Sevgisi Ve Bunun Yaratılanlara Karşı Sevgideki Etkisi
"Allah Bir Kulu Sevdiğinde, Cibril'i Çağırır..." hadisi
74. Buharı bu hadisi, Kitabu Bedul-Halk C.4, s.111, "Meleklerin Zikri" babında rivayet etmiştir:
Muhammedu'bnu Selam, Mahled'den, o îbnu Cureyc'den, o da Musa'bnu Ukbe'den, o da Nafı'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahii Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir (başka bir tarıkdan da, îbnu Cureyc'den Ebu Asım rivayette bulunmuştur -diğer raviler ise aynıdır-:
"Allah bir kulunu sevdiğinde Cibril'i Çağırır: 'Allah filancayı seviyor sen de onu sev' der. Cibril onu sever ve bütün gök ehline seslenir: 'Allah filancayı seviyor siz de onu sevin' der. Böylece gök ehli de onu sever ve onun için yeryüzü ehlinin kalbine bir saygı yerleştirilir[64]
75. Buharî bu hadisi Kitabu'1-Edeb, C.8, s.l4'te de "Allah'ın Sevgisi" babında rivayet etmiştir.
Buradaki lafiz da yukarıda zikredilenin aynıdır. Ancak burada geçen "fı'1-ardi" ibaresinin yerine "fi ehli'1-ardi" ibaresi geçmektedir. [65]
76. Hadis-i Şerif Kitabu'l Tevhid'de Buharî tarafından aynen zikredilmiştir.
"Allah bir kulunu severse" hadisinin metni yukarıdaki gibidir.[66]
77. İmam Müslim, Kitâbu'1-Birr ve's-Sıla, C10 s.63'te (Kastallanî'nin Hamiş'ine göre) "Allah Bir Kulu Severse Onu Kullarına Sevdirir" babında bu hadisi rivayet etmiştir.
Zuheyru'bnu Harb Cerir'den, o Suheylu'bnu Ebi Salih'ten, o da babasından, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah bir kulu sevdiğinde Cibril'i çağırır ve: 'Ben filancayı seviyorum, sen de onu sev', diye buyurur. Resulullah buyurdu ki, Cibril onu sever ve gökyüzünde seslenir: 'Allah filancayı seviyor, siz de onu sevin' der. Bunun üzerine gök ehli de onu sever. Sonra yeryüzündekilerin kalbine ona karşı bir yakınlık duygusu yerleştirilir. Allah bir kula buğzettiğinde de Cibril'i çağırır: 'Ben filancaya buğzediyorum, sen de ona buğzet' diye buyurur. Cibril ona buğze-der, sonra gök ehli arasında: 'Allah filancaya buğzediyor siz de buğzedin1 diye seslenir. Böylece gök ehli de ona buğzeder. Sonra yeryüzündekiler arasında ona karşı bir düşmanlık duygusu hakim olur.[67]
78. İmam Malik, el-Muvatta'da 'Mesabihu's-Sunne' hamişi'nin ikinci cüzünün 209. sayfasında, "Allah İçin Sevişenler Hakkındaki Rivayetler" babında bu hadisi rivayet etmiştir:
Malik Suheylu'bnu Ebi Salih'ten, o babasından, o da Ebu Hu-reyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah bir kulu sevdiğinde Cibril'e: 'Ben filancayı sevdim sen de onu sev1 der. Böylece Cibril onu sever ve gök ehli arasında: 'Allah filancayı sevdi siz de onu sevin1 diye seslenir. Bunun üzere gök ehli de onu sever. Sonra bu kişi için yeryüzündekiler arasında bir yakınlık duygusu yerleştirilir. Allah bir kula buğzettiğinde; tmam Malik der ki, ezberimde değil, ama buğz eden hakkında da buna benzer bir şey söylediğini sanıyorum.[68]
79-80. Bu hadisi Tirmizî Rahmetullahi Aleyh C.2, s,198'de Meryem Suresi' babında rivayet etmiştir:
Ebu Hureyre Radıyallahü. anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
"Allah bir kulu sevdiğinde Cibril'i çağırarak: "Ben filancayı sevdim, sen de onu sev" diye buyurur. (Cibril) gökte bunu bildirir, yeryüzü ehli arasına da buna karşı bir sevgi indirilir. Bu mana Al-lahü Taalanın şu ayet-i kerimesinde mevcuttur: "inanıp salın işler işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır". Allah bir kula buğzettiğinde de Cibril'i çağırarak: 'Ben filancaya buğzettim' buyurur. (Cibril) bunu gökte bildirir, yeryüzüne de ona karşı bir kin indirilir. [69]
Ebu İsa et-Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.[70]
74-79.80. Hadislerin Şerhi
Nevevî der ki;
'Âlimlerimiz derler ki, Allahü Taâla'nın bir kulu sevmesi, onun için hayır ve hidayet dilemesi; ona olan nimet ve rahmetini artırmasıdır. Böylece ona azab etmeyi ve onun şekavete düşmesini murad etmez.
Cibril'in ve meleklerin sevgisi ise iki şekilde olabilir: Birincisi: Onun için bağışlama dilemeleri, ona dua etmeleri ve onu övmeleri.
ikincisi: Yaratıklar arasında bilinen bir sevgi duymaları, yani kalben ona meyletmeleri gibi bir ruh haline kavuşmayı arzulamaları. Onu bu şekilde sevmelerinin sebebi ise,; onun Allah'a itaatkâr olması ve Allah katında sevilen biri olmasıdır.
"Yeryüzü ehli arasına da ona karşı bir sevgi indirilir", yani insanların kalplerine, ona karşı bir sevgi ve memnuniyet hissi yerleştirilir. Kalpler ona meyleder ondan memnun olur.
Süheyl ibnu Salih'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: 'Hacc mevsiminde Arafat'ta idik, Ömer ibnu Abdülaziz yanımızdan geçti. İnsanlar kalkıp ona bakmaya başladılar. Ben: Babacığım, babacığım ben Allahü Teala'nın Ömer ibnu Abdülaziz'i sevdiğini görüyorum, dedim. Babam: Neden? diye sordu. Ben: insanların kalbinde ona karşı var olan sevgiden dolayı dedim. Bunun üzerine: Anam babam feda olsun, ben Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın şöyle söylediğini işittim diyerek yukarıdaki hadisi rivayet etti. [71]
24- Allahın Veli Kullarına Düşman Olmanın Cezası Ve İnsanı Allah'a Yaklaştıran Amellerin En Üstünü
'Kim Benim Bir Dostuma Düşmanlık Ederse Ben Ona Savaş Açarım' Hadisi
81- Bu hadisi Buharî, C.8, s.lO5'te, Tevazu' babında rivayet etmiştir:
Muhammedu'bnu Osman ibni Kerame, Halidi'bini Mahled'den, o da Süleyman'ubnu Bilal'den, o da Şerîku'bnu Abdullahi'bni Ebi Nemir'den, o da Atadan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleykisselâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir;
"Kim Benim bir dostuma (veli kuluma) düşmanlık ederse Ben ona savaş açarım, kulum Bana kendine farz kıldığım amellerden daha sevimli bir amelle yaklaşamaz. Kulum nafile amellerle de bana yaklaşmaya devam ederse, ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da, onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istediğinde istediğini veririm, Bana sığındığı zaman kendisini korurum, Mü'min bir kulumun canını almakta tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmiş değilim. O ölümü istemezken, Ben de fazla yaşlanarak fena duruma düşmesini arzulamam.[72]
81- Hadisin Şerhi
Veli Allah'a ibadeti hakkıyla yerine getiren ve ibadet arasında isyana düşmeden birbiri ardından ibadet vazifelerini yerine getiren demektir. Bir kimsenin veli olması için hem kulluk vazifesini yerine getirmesi hem günahlardan kaçınması şarttır.
Nasıl Peygamberlerin masum olması gerekirse, velilerin de mahfuz olması gerekir. Şeriata bir itirazı olan ise gurura kapılmış durumda ve kendini aldatmaktadır.
el-Kuşeyrî der ki, velinin mahfuz olmasından maksat, ayağının sürçmesi veya hataya düşmesi halinde All-ahü Teala'nın onu o hal üzere bırakmamasıdır. Hataya düşerse Allah ona tevbeyi ilham eder, o da tevbe eder ve bu durum onun veliliğine bir halel getirmez.
Hadiste Allahü Teala'nın "harb ilan ederim" sözü hakkında el-Fakihanî şöyle döyor: 'Burada beliğ bir mecaz vardır. Çünkü Allah'ın sevdiğinden hoşlanmayan Allah'a muhalefet etmiş olur, Allah'a muhalefet eden O'nunla karşı karşıya gelir. Allah, kendisiyle karşı karşıya geleni ise helak eder.
Ayrıca, Allah'ın veli kullarına düşman olanların, Allah'ın kendilerine düşman olmasını gerektirecek bir durum içine düşmesi yani Allah'ın veli kullarını sevmenin Allah'ın sevgisini kazanmaya sebep olduğunu gösterir.
Allahü Tela'nm "gözü, kulağı, ..vs., olurum" demesi mecazi anlamdadır. Yani Allahü Teala'nın kulunun her azasına yardımcı olacağını, o kulun bütün azalarıyla Allah'ın yardımına kavuşacağını ifade etmektedir.
Buradaki mananın şöyle olduğu da belirtilmiştir: O kulum artık ancak Benim zikrimi duyar, Benim kelamımdan ve kitabımı o-kumaktan tad alır, ancak Bana münacaatla huzur duyar, sadece Benim melekutumun fevkelade durumlarına bakar, elini sadece Benim ra?ı olacağım yerlere uzatır, ayağıyla sadece Benim rızama uygun olacak yerlere gider'. Bu görüşü el-Fakihanî ileri sürmüştür.
el-îttihadiyye, bunun hakikat üzere olduğunu söylemiştir. Cibril'in Dıhyetu'l-Kelbi'nin şekli üzere gelmesini delil göstererek Hakk'ın kulun gözü olduğunu söylemiştir.
Kutbuddin el-Kastallanî bu görüşü savunanların iddialarını çürütmek için çok beliğ bir risale yazmıştır. Allahü Teala kendisine bol bol sevab versin.
Gönül ehlinin imamlarından Ebu Osman el-Cîrî Beyhakî'ye isnad ettiği bir görüşünde bu hususu şöyle izah etmiştir: Allahü Teala böyle buyurmakla kulunun ihtiyaçlarını kulağından daha çabuk duyduğunu, gözünden daha çabuk gördüğünü, elinden daha çabuk tuttuğunu ve ayağından daha çabuk o ihtiyaçlarına vardığını ve karşıladığını bildirmiştir.
Hadisin sonunda Yüce Allah'ın: "Mü'min kulumun canını almakta tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmedim. O Ölümü istemezken Ben de fazla yaşlanarak, fena durumlara düşmesini arzulamadım" buyurması hakkında Cuneyd şöyle diyor: 'Mü'minin rahatsızlığı, ölüm esnasında duyduğu acı ve ızdırab dolayısıyladır, yoksa bu ibare "Ben Mü'min kuluma ölümü sevimsiz gösteririm" manasında değildir. Çünkü ölüm insanı Allah'ın rahmet ve mağfiretine götürür. Başkaları da, ruhun cesed-den ayrılmasının büyük bir acıya vesile olduğunu, Allahü Teala'nın da Mü'min kulunun acı duymasından hoşnut olmadığını, dolayısıyla bu hâdiseyi hoşnutsuzluk olarak adlandırdığını söylemişlerdir'.
Sevimsizliğin hayatın uzun sürmesine nisbetle olması da muhtemeldir. Çünkü hayatın uzun sürmesi kişiyi düşkün duruma, fena ve aciz insanların araşma düşürebilir.
Bu hadiste Allah'ın veli kullarının şerefine ve onların derecelerinin yüksekliğine de delalet vardır. Öyleki, Allahü Teala, ölümü kulları hakkında kesin bir hüküm olarak koymamış olsaydı, veli kullarına ölümü tattırmayacaktı.
Tereddüt ibaresi de bu manayı ifade etmektedir. Tıpkı bir kulun çok sevdiği biri hakkında, muhakkak yapması gereken bir işten dolayı elem duyması gibi. Üzüntüsüne baktığı zaman o işten vazgeçmesi gerekir, ancak elde edilecek fayda açısından da mutlaka yapması gerekir. Elde edilecek fayda yönünü tercih etmektedir. İşte onun böyle bir iş karşısındaki kalb hali, tereddütle açıklanabilir. Allahü Teala da, kullarının meseleyi kavrayabilmeleri için onlara, onların anlayacağı bir dille konuşmuştur. Bununla da, veli kulların kendi katındaki şereflerinin ve derecelerinin yüksekliğini anlatmıştır.[73]
25- 'Allah'tan Korkmanın Ve Gazabından Sakınmanın, Günahların Bağışlanmasına Sebep Olacağı Hakkındaki Rivayetler
"Ailesinden, Ölümünden Sonra Kendisini Yakmalarını İsteyen Adam" Hakkındaki Hadis
82. Buharı bu hadisi Sahih'inde, Ki tabu Bedu'1-Halk, C.4,s.l69'da 'İsrailoğulları Hakkında Söylenilenler' babında rivayet etmiştir:
Musa'bnu İsmail'in Ebu Avane'den, onun Abdulmelik'ten, onun da Rib'iyyu'bnu Hiraş'tan rivayetine göre Ukbetu'bnu Amr Huzeyfe'ye:
. "Bize Resulullah Al eyhis selâm 'dan duyduklarını bildirmez misin? diye sordu; o da dedi ki, 'Ben Resulullah'ı şöyle söylerken işittim: Deccal ortaya çıktığında onunla birlikte bir su ve bir ateş o-lacak. insanların ateş olarak gördükleri soğuk sudur. İnsanların soğuk su olarak gördükleri de yakıcı ateştir. Sizden Deecal'la karşılaşan1 ateş diye gördüğünü alsın, o tatlı, soğuk sudur. Huzeyfe dedi ki, 'ben Resulullah'ın şöyle söylediğini de işittim: Sizden öncekilerde bir adam vardı, kendisine canını almak için ölüm meleği geldi. Adama: Bir hayır amel işledin mi? denildi. Adam: Bilmiyorum, dedi. Adama: Bak, denildi. Adam: Ben bir şey bilmiyorum, bildiğim sadece şudur ki, ben dünyada insanlarla alışveriş yapardım, karşılık alırken zengine vakit tanır, fakirin borcunu bırakırdım, dedi. Allah da o adamı cennete koydu'. Huzeyfe, Resulullah'tan şu hadisi duyduğunu da söylemiştir: 'Adamın birine ölüm gelip çattı. Yaşamaktan ümidini kesince ailesine ben öldüğümde çokça odun toplayın, üzerinde ateş yakın, o ateş benim etimi yiyip kemiklerimi ortaya çıkarıncaya ve kızartıncaya kadar beni orada yakın. Kemiklerimi de alıp Öğütün, ve rüzgarlı bir günü bekleyin, (Öyle bir gün olunca) bunları rüzgara verin1 diye vasiy-yette bulundu. Ailesi adamın dediği gibi yaptı. Allah o dağılan parçaları topladı ve: 'Niye böyle yaptın?' diye sordu. Adam:'Senin korkun dolayısıyla' diye cevap verdi. Allah ta onu bağışladı. Ukbe-tu'bnu Amr : 'Ben de böyle söylediğini duydum, adam kabir soyguncusu idi', (dediğini hatırlıyorum)[74]
82. Hadisin Şerhi
Deccalın su olarak gösterdiğinin ateş, ateş olarak gösterdiğinin su olması, onun insanlar için bir fitne unsuru olmasından dolayıdır. Allahü Teala sonunda onun acziyetini ortaya çıkaracak ve onu rezil edecektir.
Ben derim ki; Deccal hadisleri sahihtir, Resulullah Aleyhis-selâm sık sık Deccalin fitnesinden Allah'a sığınırdı. Bizim bunu inkar etmemiz doğru olmaz, buna gayben inanır ve nasıl bir şey olduğunu, ne zaman ortaya çıkacağı konusunu da Allah'a havale ediriz. [75]
83. Buharı, yine Kitabu'Bedu'l-Halk'ta, c.4, s.l76'da bu konuda değişik rivayetlere yer vermiştir;
Ebu'l-Velid, Ebu Auane'den, o Ukbetu'bnu Abdi'I-Ğafır'den, o da Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Sizden öncekilerde Allah'ın kendisine bolca mal verdiği bir adam vardı. Kendisine ölüm yaklaşınca, çocuklarına: 'Ben sizin için nasıl bir baba idim?1 diye sordu. Çocukları: 'Hayırlı bir baba idin' dediler. Adam: 'Aksine ben hiçbir hayırlı iş yapmadım, Öldüğümde beni yakın, yanık parçalarımı iyice öğütün fırtınalı bir günde bu parçalarımı savurun' dedi. Çocukları öyle yaptılar. Allah Azze ve Celle parçalarını topladı ve: 'Seni böyle yapmaya yönelten ne oldu?' diye sordu. Adam: 'Senin korkun' dedi. Allah da ona rahmetiyle muamele etti.[76]
84. Yine Buharî'den bir başka rivayet:
Musedded'in Ebu Avane'den, onun Abdülmelik ibni Umeyr'den, onun Rib'iyyu'bnu Hiraş'tan rivayetine göre Ukbe (îbnu Amr el-Ensarî) Huzeyfe'ye:
"Resulullah Aleyhisselâm'dan duyduğunu bize bildirmez misin? diye sordu. O da dedi ki, ben Resulullah Aleyhisselâm'ı şöyle söylerken işittim: 'Adamın birine ölüm geldi, adam hayattan ümidini kesince, ailesine Ben öldüğümde çokça odun yığın, sonra ateşi tutuşturun, beni içine atarak etimi yiyip kemiklerimi ortaya çıkarmcaya kadar yakın. Kemiklerimi de alıp Öğütün, bunu da sıcak -veya rüzgarlı- bir günde denize savurun' diye vasiyyet etti. Allah onun parçalarını topladı ve: 'Niye böyle yaptın?1 diye sordu. Adam 'Korkundan', diye cevap verdi. Allah da onu bağışladı.[77]
85. Yine Buharî'den:
Abdullah ibnu Muhdmmed, Hişam'dan, o Ma'mer'den, o ez-Zuhrî'den, o Humeyd ibnu Abdurrahman'dan , o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhis selâm'm şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Kendine haksızlık eden bir adam vardı. Ölümü vakti geldiğinde oğullarına: 'Ben öldüğümde beni yakın, kalan parçalarımı Öğütün ve bunu rüzgarda savurun. Vallahi eğer Rabbim bana azab ederse, öyle azab edecektir ki, hiç kimseye öyle bir azab etmemiş olsun' diye vasiyyet etti. Adam Öldüğünde söylediği gibi yapıldı. Allah yere emir verdi; 'içindeki o adama ait parçaları biraraya getir* diye buyurdu. Yer de topladı. Adam kalkınca, Âllahü Teala ona: 'Seni böyle yapmaya yönelten neydi?' diye sordu, adam: 'Ey Rabbim, senin korkun beni böyle yapmaya yöneltti' diye cevap verdi. Allah da onu bağışladı[78].
Ebu Hureyre'den başka bir ravi buradaki "haşyetuke" kelimesinin yerine "mehafetuke" kelimesini kullanmıştır,[79]
86. Yine Buharî'de, C.9, s.145, "Allah'ın Kelamım Değiştirmek İsteyorlar" babında yer alan rivayet:
İsmail Malik'ten, o Ebu'z-Zenad'dan, o el-A'rec'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Hayatında hiç iyilik yapmamıg^olan bir adam; öldüğünde kendisinin yakılmasını parçalarının ^arısını karaya yarısını da denize savrulmasını; Allah'ın kendisine azab etmesi halinde yaratıklardan hiçbirine yapmadığı azabı kendisine yapacağını, söyledi. Allah denize içindeki o adama ait parçaları toplamasını emretti, o da topladı. Karaya da aynı emri verdi, o da emri yerine getirdi. Sonra adama: 'Niye böyle yaptın?' diye sordu. Adam: 'Sen de biliyorsun ki, Senin korkundan böyle yaptım' dedi. Allah da onu bağışladı[80].
87. Yine Buharı, Ebu Saîd el-Hudrî'ye ulaşan bir sened-le şu rivayete yer vermiştir:
Ebu Abdullah ibnu Ebi'l-Esved, Mu'temir'den,,o Ebu Süleyman et-Teyyimî'den, o Katade'den, o Vkbetu'bnu Abâülğafîr'den, o da Ebu Saîd Rahmetullahi Aleyh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Geçmiş Ümmetlerde bir adam vardı, Allah ona mal ve evlat vermişti. Kendisine ölüm gelince oğullarına: 'Ben sizin için nasıl bir baba idim?' diye sordu. Oğulları: 'Hayırlı bir baba idin' dediler. Adam: 'Bilakis Allah katında hayır sayılacak bir işim olmadı. Allah bu adamı ele alırsa ona azab eder. Bakın, ben öldüğüm zaman yakın, kömürleştiğimde parçalarımı öğütün, şiddetli rüzgar esen bir gün geldiğinde bu parçalarımı o rüzgarda savurun' diye vasiyy-et etti. Resulullah Aleyhisselâtü ve Sellem buyurdu ki, 'Rabbime yemin olsun ki, adam bu konuda çocuklarından söz aldı. Çocukları dediğini yaptılar, parçalarını da rüzgarda savurdular. Allah Azze ve Celle ona: Ol (yeniden diril) diye emretti. Çok geçmeden o parçalar ayakta duran bir adam oluverdi, Allahü Teala: Ey kulum, bütün bunları işlemeye seni yönelten neydi? diye buyurdu. Adam: Senin korkun, yahut Senin gadabın, diye cevap verdi, Allah burada ona ancak rahmetiyle muamele etti1. (Başka bir keresinde de: Allah ona (rahmetten) başkasıyla muamele etmedi, diye söyledi)".
Süleyman et-Teyyimî der ki, ben bu hadisi Ebu Osman Abdur-rahman en-Nehdî'ye rivayet ettiğim zaman "Ben bu hadisi Sel-man'dan da duydum, ancak o 'denize' -yani parçalarını denize savurdular- şeklinde bir ilave yapmıştı" diye söyledi.
Musa, Mu'temir'den rivayetinde "iyilik yapmadı" anlamında "lem yebteir" dedi. Halife'nin Mu'temir'den rivayetinde ise bu kelime "lem yebteiz" olarak geçiyor. Katade bunu "lem yeddehir-Önceden bir sevap hazırlamadı" şeklinde açıklamıştır. [81]
88. Bu hadisi Müslim de Sahih'inde, Kastallanî'nin şerhine göre, CIO, s,184'te senediyle birlikte rivayet etmiştir. Oradaki rivayet şöyledir:
Ebu Hureyre Radıyallahu Ânh, Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Adamın biri kendi nefsine haksızlıkta ileri gitti. Ölüm gelince de oğullarına vasiyyette bulundu ve şöyle dedi: Öldüğüm zaman beni yakın, kalan parçalarımı öğütün, bunları denize savuran, Allah beni ele alırsa, bana, hiçbir kimseye yapmadığı şekilde âzab edecektir, Oğulları dediğini yaptılar. (Allah) yere: Aldığını ver, diye emretti. Birden adam ayağa kalkıverdi. Allahü Teala: Seni bu yaptıklarına yönelten neydi? diye sordu. Adam: Senin korkun, ey Rabbim! diye cevap verdi, (ravi burada haşyet ve mehafet kelimesinde tereddüt etmiştir ki, ikisi de korku onlamma gelmektedir.) Allah da adamı bağışladı[82].
89. en-Nesâ! de, Sünen'inde C.4, s J12-U3'te biri Ebu Hu-reyre diğeri Huzeyfetu'bnil-Yeman1 dan olmak üzere iki ayrı rivayetle bu hadisi vermiştir. Ebu Hureyre Radıyal-lahü Anh'den rivayet edilen şöyledir:
Ebu Hureyre Radıyatlahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'ı şöyle söylerken işittiğini bildirmiştir:
"Bir kul, kendi nefsine haksızlıkta ileri gitmişti. Ölüm vakti gelince, ailesine: Ben öldüğümde beni yakınız, sonra yanıklarımı da denizin üzerinde rüzgara veriniz. Vallahi, Allah beni ele alırsa yaratıklarından hiçbirine yapmadığı azabı yapacaktır, diye söyledi. Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki, ailesi bunu yaptı. Allah o adamın parçalarından herhangi bir şey alan her varlığa: Aldığım ver, diye emretti. Bir den adam ayağa kalkıverdi. Allahü Teala: Seni bu yaptığını yapmaya yönelten neydi? diye sordu. Adam: Senin korkun, diye cevap verdi. Allah da onu bağışladı.[83]
90. en-Nesâî'nin Sünen'inde Huzeyfetu'bnu'l-Yeman'dan rivayeti ise şöyledir:
Huzeyfe Radıyallahü ^Anh Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle söylediğini bildirmiştir:
"Sizden öncekilerde, işlediklerinden dolayı karamsar düşünen bir adam vardı. Kendine ölüm geldiği zaman, ailesine: Ben olduğum zaman yakın, ateşten, çıkan parçalarımı öğütün, sonra bunlan denizde savurun. Eğer Allahü Teala beni ele alırsa bağışlamaz diye söyledi Allahü Teala meleklere emir verdi; onun ruhu " nu huzura getirdiler^ Allah ona: Seni yaphğına yönelten ney*? diye sordu Adam: Ey Rabbim, bunu ancak Senin korkun dolayısıyla yaptım, dedi. Allah da adamı bağışladı.[84]
91. İbnu Mace Sünen'inde C.2, s.292-293'te bu hadisi su şekilde vermiştir:
EbuHureyre Radıyallahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle söylediğini bildirdi:
Bir adam kendi nefsine haksızlıkta ileri gitti. Ölümü vakti ge-imce oğullarına vasiyyette bulundu ve şöyle dedi: Ben öldüğümde, Dem yakın, parçalarımı iyice öğütün, sonra bunları denizin üzerinde rüzgara verin. Vallahi, eğer Allah beni ele alırsa, hiç Kimseye yapmadığı şekilde azab edecektir. Resulullah buyurdu ki, ailesi adama dediğini yaptı. Allah yere: Aldığını ver, diye buyurdu. Adam birden ayağa kalkıverdi. Allahü Teala adama: Seni bu yaptıklarına yönelten neydi? diye sordu. Adam: Senin korkun, (ravi Durada korku anlamına "haşyet" veya "mehafet" kelimelerinden nangısının geçtiği hususunda tereddüt etmiştir) diye cevap verdi.
Allah onu bu yüzden bağışladı.[85]
Hadislerin Şerhi
Hadiste, adamın "Allah katında hayır sayılacak bir işim olmadı" dediği söylenirken tevhid dışındaki hayırlar kastedilmektedir. Bunun için bağışlanabil mistir. Eğer tevhidden de mahrum olsaydı, o zaman azab edilmesi kesin olurdu ve bağışlanmazdı.
îmam Müslim bu hadisin ardından, bir kadının kediyi hapsetmesiyle ilgili hadisi rivayet etmiştir. Sonra Zührî'den naklen bir not düşerek: Bir insanın Allah'ın affına güvenerek her şeyi bırakmaması, bununla beraber ümidsizliğe de düşmemesi için, demiştir.
Oradaki ikinci hadisi de şöyledir:
Zührî Hamid'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'de Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kadın hapsettiği bir kediden dolayı cehenneme girdi. Kediyi içeri hapsetti, yemek te vermedi; yerin otlarından yemesi için dışarı da salmadı, böylece kedi öldü."
Zührî der ki, bu iki rivayet bir kimsenin, kadının kediye yaptığından dolayı başına gelenden korkarak aldırmazlık yapmaması, Allahü Teala'nm daha önceki hadiste zikredilen adamı bağışlamasını düşünerek Allah'ın mağfireti hakkında ümitli olması, ümitsizliğe düşmemesi içindir. [86]
26- Adem Aleyhîsselâm'ın Yaratılışı İle İlgili Rivayetler
"Adem Aleyhisselâm'ın Yaratılışı" Hadisi
92. Hadisi Buharı, Ki tabu Bedi'1-Halk, C.4, s.l31'de 'Adem'in Yaratılışı' babında rivayet etmiştir.
Abdullah ibnu Muhammed, Abdurrezzak'tan, o Ma'mer'den, o Hemmam' dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulul-lah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah, Adem'i boyu altmış zira olarak yarattı. Sonra: "Git, meleklerden şunlara selam ver, onların da sana nasıl selam vereceklerini dinle, bu senin ve zürriyetinin selamı olacak' diye buyurdu. Adem gitti: 'es-Selamu Aleykum' dedi. Onlar da: 'es-Selamü aleyke ve rahmetu'llah' diye karşılık verdiler, "ve rahme tu'İlah" ibaresini ilave ettiler. Cennete girecek her kişi Adem'in şekli üzere olacaktır. Yaratıklar şimdiye kadar giderek hep küçülmüşlerdir.[87]
93. Yine Buharı, Kitabu'I-İsti'zan'da, C.8,s.50'de 'Ezan'ın Başlangıcı' babında bu konuda şöyle bir rivayete yer vermiştir:
Yahya'bnu Cafer Abaurrezzak'tan, o Ma'mer'deh, o Hemmam'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahil Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah, Ademi kendi sureti üzere yarattı. Boyu altmış arşın idi. Onu yarattığında kendisine: 'Git, meleklerden şu oturan topluluğa selam ver, sana nasıl selam vereceklerine kulak kesil, o senin ve neslinin selamı olacak' diye buyurdu. Adem: 'es-Selamu aleykum' dedi. Melekler de: 'es-Selamu aleyke ve rahmetu'llah1 diye karşılık vererek "ve rahmetu'llah" ibaresini ilave ettiler. Cennete her giren Adem'in sureti üzere olacaktır. Yaratıklar şimdiye kadar devamlı suretle küçülmüşlerdir.[88]
94. Bu hadisi İmam Müslim de Sahih'inde, Kastallanî'nin Hamişine göre CIO, s.294'te 'Cennetin Sıfatının Beyanı1 babında rivayet etmiş ve şöyle söylemiştir;
Muhammedu'bnu Rafi Abdurrezzak'tan, o Ma'mer'den, o Hemmam îbnu Munebbih'ten rivayette bulunmuş ve bunlar bize Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın Resulullah Aley his selâm'dan rivayet ettikleridir demiş ve hadislerden bazılarını zikretmiştir. Bunlardan birinde Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini bildirmiştir:
"Allah Azze ve Celle Adem'i kendi sureti üzere yarattı boyu altmış zir'a idi. Onu yarattığı zaman 'Git, meleklerden şu topluluğa selam ver. Onlar, meleklerden oturan bir topluluktur. Sana nasıl selam vereceklerine de kulak kesil, bu, senin vp neslinin selamı olacak1 diye buyurdu. Adem; 'es-Selamu Aleykum1 dedi. Melekler de: 'es-Selamu aleyke ve rahmetu'llah' diye karşılık vererek "ve rahmetu'llah" ibaresini ilave ettiler. Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki: Cennete her giren Adem'in suretinde, boyu altmış zir'a olacaktır. Ondan sonra yaratıklar, şu ana kadar devamlı küçülegelmişlerdir.[89]
92-94. Hadîslerin Şerhi
Abdurrezzak'm Ma'mer'den rivayet ettiği hediste "kendi sureti üzere yarattı" ibaresi geçmektedir. Bundan kasıt Allahü Teala'nın, Adem Aleyhisselâm'ı hiçbir değişikliğe ve ana rahminde cereyan eden gelişmelere maruz bırakmadan doğrudan yarattığı suret üzere varettiğidir. Adem Aleyhisselâm'ın evlatları bu değişikliklere maruz kaldıktan sonra belli bir,şekil almaktadırlar. Adem Aleyhisaelâm ise tam ve kamil haliyle varedilmiştir.
Bir rivayette "Allah Adem'i Rahman'ın sureti üzere yarattı" deniliyor. Burada Rahman'ın sureti izafetinin kullanılması ona şeref ve üstünlük kazandırmak içindir. Çünkü Allahü Teala, üstünlük ve güzellik bakımından ondan daha mükemmel bir şekle sahip olanı yaratmamıştır.
Hadiste geçtiği üzere Hazreti Adem'in meleklere selam vermesi onların da iadede bulunmaları selamın ilk şer'î bir görev haline getirilmesi hadisesidir. Hadiste bu olayın özellikle anılması ise, selamın sevgi kapısını açan, kardeşlerin kalpleri arasında ülfete vesile teşkil eden ve imanın kemale erdirilmesini sağlayan bir unsur olması dolayısıyladır. Nitekim Müslim'in Ebu Hureyre Radiyallahü Anh'den merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilmektedir: "iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız; yaptığınız zaman birbirinizi sevmenize vesile olacak bir işi size Öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız"
Cennete giren herkesin Hazreti Adem'in şekli üzere olması hem güzellik, hem de boy itibariyledir. Onun sureti üzere cennete giren kimsede karalık, yahut herhangi bir sakatlık hali olmaz. İnsanların Hazreti Adem Aleyhisselâm'dan sonra devamlı eksilmeleri de yine güzellik ve boy itibariyledir. Hadiste eksilmeden sözedilirken " şimdiye kadar" denmesinin anlamı şudur: Eksilme durumu bu Ümmette sona ermiştir. Bunlar cennete girdiklerinde güzellikleri ve boyları Hazreti Adem'in güzelliği ve boyu ile aynı olur.
Tacuddin et-Tedemmurî'nin Musîru'l-Garâm fî Ziyareti'1-Kuds ve'1-Halîl Aleyhi's-Salatu ve's-Selâm adlı kitabında İbnu Ku-teybe'nin el-Ma'arif adlı kitabından nakille şöyle deniliyor:
"Adem Aleyhi&selâm sakalsız ve bıyıklı bir haldeydi; sakal kendinden sonra çocuklarında ortaya çıktı. Adem Aleyhisselâm aynı zamanda uzun boylu, çok kıvırcık saçb ve yaratıkların en güzeli dir."
Bu babda geçen hadisin bir başka rivayetine de Buharî, Kitabu'l Isti'zan'da, Müslim de, Kitabu Sıfati'l-Cenne'de yer vermiştir tbnu Hibban da bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Aynı hadi si el-Bezzar, et-Tirmizî, ve en-Nesâî, Saîd' el-Makberî tankıyla Ebı Hureyre Radıyallahü Anh'den merfu olarak rivayet etmişlerdir:
"Allahü Teala Adem'i topraktan yarattı. Onu önce çamur ha line getirdi, sonra o çamuru işlenebilen kara toprak oluncaya ka dar bıraktı, öyle olunca ona şekil verdi, onu ateşte pişmiş gibi kun çamur oluncaya kadar öylece bıraktı. İblis yanından geçerek "Büyük bir şey için yaratıldın" diye söylenirdi. Sonra ona ruhun dan üfledi. Vücudundan ilk ruh üflenen yeri geniz ile gözü araş idi. Bunun üzerine aksırdı ve: el-Hamduli'llah, dedi. Allahü Teal da: Yerhamke Rabbuke: Rabbin sana merhamet eylesin, diye bu yurdu..." hadis böyle devam ediyor.
Ebu Davud'un Ebu Musa'dan merfu olarak rivayet ettiği ibn Hibban'ın da sahih olduğunu söylediği bir hadisi şerifte de şöyl deniliyor: "Allahü Teala Adem'i dünyanın her tarafından toj ladığı bir avuç topraktan yarattı. Ademoğulları da bütün düny doluşunca oldular". Buna göre Allahü Teala Adem'i yaratmak v onu yokluktan varlık alemine çıkarmak istediğinde altı dönemde geçirmiştir: Topraklık dönemi, şekillenme dönemi ki, bu dönemd kuru çamur sertleştirilerek ondan kemik, et ve kan yaratılmıştı sonra ruh üfleme dönemi.
Allahü Teala insanı dört şekilde yaratmıştır: Anasız babasız o-larak, Adem Aleyhisselam'ın yaratılışı böyledir; yalnız babadan, Havva Rahmetullahi Aleyha'nın yaratılışı da böyledir; baba olmaksızın sadece anadan, Hazreti îsa Aleyhisselam'ın yaratılışı böyledir; ana ve babadan, cinsel münasebet sonunda dünyaya gelen, bütün insanların yaratılışı da böyledir. Bunlar erkeğin sulbünden ve ananın kaburga kemikleri arasından çıkarlar. Bu son şekil üzere yaratılanlar da altı dönemden geçmektedirler: Nufte (döllenmeyi sağlayan su), alka (embrio), yaratılış belli belir-sez bir çiğnem et parçası, kemiklerin belirginleşmesi, kemiklere et giydirilmesi, ruh üflenmesi.
Allah İnsanı diğer yaratıklar üzerine şerefli kılmıştır. O, alemin bir özü, hülasası ve meyvesidir. Allahü Teala Kur'an-ı Ke-rim'inde şöyle buyuruyor: "Biz Ademoğlumı mükerrem, şerefli kıldık", bir başka ayet-i kerimede de: "Göklerde ve yerde her ne yarattıysa onların hepsini sizin hizmetinize vermiştir" diye buyuruyor.
Üstün veya aşağı her ne yaratıldıysa hepsinin insanın hizmetine verildiğinde şüphe yoktur. însan kendi dışındaki yaratıkların hepsine karşı üstünlük giysisini giymek ve elleriyle yıldızların çiçeklerini toplamak üzere yaratılmıştır. Allahü Teala üstün meziyetteki melekler ile alt sınıfı oluşturan hayvanlar arasında insanı bir vasıta kıldığı için, ona her iki tabakanın kuvvetini de vermiştir, bu yüzden de insanlar arasından cennete gidecekler de cehenneme gidecekler de çıkmaktadır. însan şehvetinde hayvanlar gibi, akıl, ilim ve ibadet bakımından da melekler gibidir. Nübüvvet rütbesini de insana tahsis etmiştir. İlahi hikmet nübüvvet sınıfının tek başına ayrı bir sınıf olmasını, insan ile melek arasında kendini gösteren ve hem insanın hem meleğin bir yönden ortak olduğu bir nev'i olmasını gerektirmiştir. Peygamber göklerin ve yerin sırları hakkında bilgi sahibi olmada melekler gibi, yeme, içme ve benzeri işlerinde insanlar gibidir.
insan nefsanî ve bedenî pisliklerinden arındırılıp Allah'ın yakınlığına eriştiği zaman meleklerden daha üstün olacaktır. Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "(Cennetliklerin) Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun" derler". Hadis-i şerifle de: "Melekler cennet ehlinin hizmetçileridir" diye buyrulmaktadır.
Ibnu Kesir şöyle diyor: "Adem Aleyhisselam'ın cennette çocuğunun olup olmadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları olmadığım söylemişlerdir. Bazılarına göre ise oğullarından Kabil ile kızkardeşi cennette iken doğmuşlardır. Her keresinde bir oğlan bir kız çocuğunun doğduğu bildirilmiştir". Ibnu Cerir et-Taberî'nin Tarih kitabında da şöyle deniliyor: "Havva Aleyhisselâm yirmi doğumda kırk çocuk dünyaya getirdi. Her keresinde bir kız bir oğlan olmak üzere yüz yirmi kere ikiz çocuk doğurduğu da söylenmiştir, ilk doğan çocukları ise Kabil ile onun kızkardeşi Iklima idi.
Son çocukları ise Abdulmuğis ile onun kızkardeşi Emetu'l-muğis'dir". Hazreti Adem Aleyhisselam'ın kendi çocukları ile torunlarından dört yüz bin kişi görmeden ölmediği söylenmiştir. Doğrusunu bilen Allah'tır. es-Suda îbnu Abbas Rahmetullahi Aleyh ve başkalarından rivayetle şöyle söylemiştir: "Bir doğumda doğan erkek çocuk başka doğumda doğan kızla evlendirilirdi. Habil Kabil'in kızkardeşini almak istedi, Kabil bunu kabul etmekten kaçındı. Adem Aleyhisselâm ikisine de Allah için bir kurban vermelerini istedi. Onlar da yaptılar. Gökten bir ateş inerek Habil'in kurbanını yedi, Kabil'in kurbanım bıraktı. Kabil Habil'e: "Kızkardeşimle evlenememen için seni Öldüreceğim1 dedi. Habil de: "Allah ancak takva sahiplerinin iyiliklerini kabul eder" diye söyledi. Kabil Habil'e vurarak onu öldürdü". Bunun kıssası Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir.
Adem Aleyhisselâm'n ömrü bin yıl sürmüştür. Ibnu Cerir'in Ata el-Horasanî'den rivayet ettiğine göre Adem Aleyhisselâm vefat ettiğinde bütün yaratıklar onun için yedi gün ağladı.
(Buraya kadar olan açıklama Kastallanî şerhi C.4, s.320-32l'den alınmıştır).
Kastallanî, kitabu'l-Isti'zan'ın, "Selamın Başlangıcı" babının şerhinde, (C.9,s.l30) şöyle diyor:
"Allah Ademi kendi sureti üzere yarattı" denilirken "kendi" kelimesi ile Adem Aleyhisselâm kastedilmektedir. Yani Allah, Adem'i nutfe, embrio, et parçası ve cenîn dönemleri geçirmeden; çocukluktan büyüterek büyük adam haline getirmeksizin doğrudan, tam, mükemmel bir surette yaratmıştır. Yaratılışı halinde tam idi ve neslinin geçirdiği devreleri, o geçirmedi.
Bunda aynı zamanda dehriyyeden ibnu Battal'ın bir insanın ancak nutfeden, nutfenin de ancak insandan meydana geldiği iddiası çürütülmektedir.
Buharı el-Edebu'1-Mufred'de, imam Ahmed de Musned'inde Ibnu Aclan tarikiyle Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den merfu olarak şu hadisi rivayet etmişlerdir: "Bir kimse senin yüzünü ve yüzü seninkine benzeyenlerin yüzünü çirkin kılsın, demesin. Allahü Teala Adem'i sureti üzere yaratmıştır". Yani bu sözle kastedilen kimsenin yüzü de, Adem Aleyhis selâm'in yüzüne benzemektedir. Bu mana, zamirden gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bazıları "Allah, Adem'i kendi sureti üzere yarattı" sözündeki "kendi" sözünün Allah'a delalet ettiğini söylemişler ve bazı rivayetlerde "Rahman'ın sureti üzere..." denmesini iddialarına delil olarak göstermişlerdir. Bu durumda anlam, Allah'ın sıfatlarına hiçbir şeyin sıfatı benzememekle beraber Adem'in ilim, hayat, görme, işitme gibi bir takım sıfatlan taşıması itibariyle bu suret üzere yaratılmıştır, şeklinde olur.
et-Turbiştî der ki: Hak yolda olanlar bu konuda ikiye ayrılmaktadırlar: Birinciler, Allah'a hiçbir şeyin benzemediğine inanmakla beraber te'vil yoluna gitmeyenlerdir. Bunlar konunun ne şekilde olduğunu, ilmiyle her şeyi kuşatmış olan Allahü Tea-la'ya havale ederler. Yolların en selametlisi de budur.
İkinci gruptakiler "kendi sureti" ibaresindeki izafetin şereflendirme ve üstün kılmak için olduğunu söylerler. Bu durumda anlam şu olur: Allah Teala Adem Aleyhisselâm'ı öyle bir şekil üzere yaratmıştır ki, ondan önce yarattıklarının hiçbiri güzellik, üstünlük ve üstün meziyetler itibariyle ona denk değildir.
et-Tayyibî der ki, bu konuda te'vil yoluna gitmek daha doğrudur, "uzunluğu" ibaresi "sureti" ibaresini açıklamaktadır. Adeta şöyle denmiş olmaktadır: Allahü Teala Adem'i şekil, güzellik, üstünlük ve uzun boyluluk bakımından tarif edildiği sıfatlarla yaratmıştır. Hadiste uzun boyluluğundan özellikle s öz edilmiş tir, çünkü insanlar arasında ondan daha uzunu yoktur. (Kastallanî'nin açıklaması burada bitti)
Ben derim ki: Bu tevili Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de insanlara olan ihsanını bildirmek için buyurduğu şu sözü de te'yid etmektedir: "Allah size şekil verdi ve sizin şeklinizi güzel yaptı"
En doğru olanını bilen Allah'tır. [90]
95. et-Tirmizî, Camiinde bu hadisi üç ayrı yerde rivayet etmiştin C.2, s. 180'de 'A'raf Sûresi' babında geçen rivayet
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir.
"Allah, Ademi yarattığı zaman, sırtını sıvazladı ve sırtından onun neslinden geleceklerin hepsi düştü. Allah bunları kıyamete kadar yaratacaktır. O insanlardan (Adem'in neslinden gelecek insanlardan) herbirinin iki gözünün arasına bir ışık parıltısı yerleştirdi. Sonra onları Adem'e takdim etti. Adem; 'Ey Rabbim, bunlar kimdir?' diye sordu. Allahü Teala: 'Bunlar senin neslindir1 dedi. Adem Aleyhisselâm içlerinden birini gördü, bunun gözlerinin arasındaki ışık parıltısı dikkatini çekti ve: 'Ey Rabbim onun Ömrünü ne kadar kıldın?' diye sordu. Allahü Teala: "Altmış sene1 dedi. Bunun üzerine Adem: 'Onun ömrüne benim ömrümden kırk sene ilave et' dedi. Adem'in ömrü tamam olunca ölüm meleği kendisine geldi. Adem Aleyhisselâm: 'Benim ömrümden daha kırk yıl kalmamış mıydı?1 diye sordu. Melek: 'Sen ömrünün bu kadarını oğlun Davud'a vermemiş miydin?' diye karşılık verdi. Resulullah buyurdu ki, Adem itiraz etti, nesli de itiraz etti, Adem unuttu, nesli de unuttu, Adem hata etti, nesli de hata etti[91]
Ebu İsa et-Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu belirtmiştir.
96. Bir Diğer Rivayetinde de;
"Sonra Allahü Teala Adem'in ömrünü bine, Davud'un ömrünü de yüze tamamladı" kısmı ilave edilmiştir. [92]
97. et-Tirmizî yine aynı babda şu rivayete yer vermiştir-
Müslimu'bnu Yesar el-Cuhenî'den rivayet edildiğine göre, bir gün Ömeru'bnu'l-Hattab Radıyallahü Anh'e "Rabbin, Adem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahid tutarak: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' demişti. Onlar: 'Evet, buna şahidiz' dediler. Kıyamet günü "Biz bundan habersizdik demeyiniz1 ayetinden soruldu; o da dedi ki, Resulullah Aleyhis-selâm'a soru soruldu, o da şöyle buyurdu: Allah Adem'i yarattı sonra sırtını sağ eliyle sıvazladı. Ondan bir nesil çıkardı ve: Bunları cennet için yarattım, onlar cennet ehlinin işini işlerler buyurdu. Sonra tekrar sırtını sıvazladı ondan bir başka zürriyet çıkardı ve: Bunları da cehennem için yarattım. Bunlar da cehennem ehlinin işini işlerler, diye buyurdu. Bir adam: Ey Allah'ın Resulü, ameller ne için yapılıyor? diye sordu. Peygamber Aleyhisselâm da: Allah, kulu cennet için yarattıysa onu cennet ehlinin işine yöneltir. Ta ki, cennet ehlinin amelini işler halde ölünceye kadar. Böylece onu cennetine sokar. Bir kulu cehennem için yarattığında da, ona cehennem ehlinin işlerini kolaylaştırır. Ta ki, cehennem ehlinin işini yapar halde ölünceye kadar. Böylece onu da cehennemmine sokar[93]
Ebu İsa et-Tirmizî bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ravi Müslim'bnu Yesar Ömeru'bnu'l-Hattab Radıyallahü Anh'den hadis duymuş değildir. Bazı muhaddisler bu hadisin senedinde Müslim ibnu Yesar ile Ömeru'bnu'l-Hattab Radıyallahü Anh arasında tanınmayan bir adamdan sözetmişlerdir. (Yani tanınmayan meçhul bir ravinin Ömeru'bnu'l-Hâttab'dan bu hadisi aldığını söylemişlerdir). Ebu îsa et-Tirmizî diyor ki: 'Ben derim ki, bu yoldan hasen li ğayrihi olur. (Yani Müslimu'bnu Yesar, Ömer-,u'bnu'l-Hattab Radıyallahü Anh'den hadis duymuş olmamasına rağmen; başka senedlerde arada bir başka ravi zikredildiği ve bu ravi meçhul olduğu için hasen li ğayrihi olmaktadır). Allah Teala en doğrusunu bilir.[94]
98. Hadisi et-Tirmizî, Kitabu't-Tefsir'in sonunda da, C.2, s.241'de başlıksız bir babda rivayet etmiştir. Oradaki rivayet senedden sonra şöyledir:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulultah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
Aleyh
"Allah, Adem'i yarattığı ve içine ruh üflediği zaman Adem aleyhisselâm aksırdı ve 'el-Hamduli'llah' diyerek, Allah'ın izniyle Allah'a hamdetti. Rabbi ona: 'Rahimeke'llahu ya Adem' (Allah sana rahmet eyledi, ey adem) diye karşılık verdi ve şöyle buyurdu: Şu meleklerin arasına, onlardan oturanların yanına git ve: es-
Selamu Aleykum, de. (Adem öyle yapınca) melekler: Ve Aleyke's-Selam ve rahmetu'llah, diye karşılık verdiler. Sonra Adem Aley-hisselâm Rabbine döndü. Rabbi ona: Bu Senin ve neslinin aralarındaki selamıdır, diye buyurdu. Allah ona, iki eli kapalı halde: Bunlardan hangisini istersen seç, diye buyurdu. Adem Aleyhis-selâin Rabbimin sağ elini seçtim -Rabbimin her iki eli de sağ ve Mübarektir- dedi. Adem Aleyhisselâm: Ey Rabbim, bunlar ne? diye sordu. Allahü Teala: Bunlar Senin neslindir, buyurdu. (Adem Aleyhisselâm baktı ki) her insanın iki gözünün arasına ömrü yazılı. İçlerinde bir adam vardı ki, en çok ışık saçanıydı. Adem Aleyhisselâm: Ey Rabbim, bu kim? diye sordu. Allahü Teala: Bu Senin oğlun Davud'dur. Onun için kırk yıl ömür takdir ettim, diye buyurdu. Adem Aleyhisselâm: Ey Rabbim, onun ömrünü artır, dedi. Allahü Teala: Onun için takdir ettiğim Ömür bu kadardır, diye buyurdu. Adem Aleyhisselâm: Ey Rabbim, ben kendi Ömrümden altmış seneyi ona verdim, dedi. Allahü Teala: istediğini verdim, buyurdu. Sonra Allahü Teala Adem'i istediği kadar cennette oturttu. Sonra Adem Aleyhisselâm oradan çıkarıldı. Adem ömrünü hesab ediyordu. Ölüm meleği kendisine geldi. Hazreti Adem Aleyhisselâm ona: Acele ettin, Bana bin yıl ömür takdir edildi, dedi. Ölüm meleği: Doğru söyledin, ama Sen ömrünün altmış yılını oğlun Davud'a vermiştin, dedi. Adem itiraz etti, nesli de itiraz etti. Adem ununtu, nesli de unuttu, Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki: O günden sonra anlaşmaların yazılması ve şahid tutulması emredildi[95].
et-Tirmizî bu hadisin hasen, garib olduğunu söylemiştir.[96]
[1] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 90-91.
[2] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 91-93.
[3] Müslim: İmân: 217
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 95.
[4] Müslim: İmân: 217
[5] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 96.
[6] Müslim: iman: 212
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 96-97.
[7] Müslim: îman: 214
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 97.
[8] Nevevî'nin, Sahih-i Müslim Şerhi, 'îman'da Vesvese' babı.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 97-98.
[9] Müslim: Birr : 137
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 99-100.
[10] Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 100.
[11] Ebu Davud: Edeb: 43
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 100-101.
[12] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 102-103.
[13] Buharî: Rikak: 31
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 105-106.
[14] Müslim; İmân: 203
[15] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 106-107.
[16] Müslim: imân: 203
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 107.
[17] Müslim: imân: 204
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 107-108.
[18] Müslim: İman: 205
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 108-109.
[19] Müslim: îmân: 205
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 109.
[20] Müslim: îman: 207
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 109-110.
[21] Tirmizî: Tefsir, En'am Suresi: 10
[22] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 110-111.
[23] îbnu Mâce : Edeb : 58
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 111-112.
[24] Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, Kastallanî'nin hamişi'ne göre C.l, s.49l
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 112-116.
[25] Buhart! Tevhid: 15,43
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 117-118.
[26] Müslim: Zikir: 21
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 118.
[27] Müslim: Zikir: İ4-15-16-17-İ8-19-20
Sahih-i Müslim, Kastallanî'nin hamişi, C. 10 ve sonrası.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 118-119.
[28] Tirmizî: Zuhd: 51
[29] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 119-120.
[30] Tirmizî: Daavat: İ3İ
[31] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 120.
[32] ibnu Mace:Edeb:53
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 121.
[33] lbnu Maca: Edeb : 58
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 121-122.
[34] Kastallariî Şerhi, C.İO, s.381
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 122-123.
[35] Buharî: Bedu'1-Halk: 8
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 125.
[36] Buhari Tefsir, Secde Suresi: 1
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 125-126.
[37] Buharî: Tefsir, Secde Suresi: 1
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 126-127.
[38] Buhari Tevhid 55.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 127.
[39] Müslim: Cennet: 2
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 127-128.
[40] Müsİim: Cennet: 3
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 128.
[41] Müslim: Cennet: 4
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 128-129.
[42] Müslim: Cennet: 5
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 129.
[43] Tirmizi: Tefsir, Vakıa Suresi: 1.
[44] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 129-130.
[45] İbnu Mace: Zuhd: 39
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 130-131.
[46] Buhari: Daavat: 14
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 133.
[47] Buhari: Tevhid: 36
[48] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 134.
[49] Müslim: Salâtu'l-müsafirîn : 168
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 134.
[50] Müslim: Salatu'l-Müsafirin: 169
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 135.
[51] Müslim: Salatu'l-Müsafîrin: 170
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 135.
[52] Müslim: Salâtu'l-Müsafırin: 171
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 136.
[53] Müslim: Salâtu'l-Müaafırtn: 171
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 136.
[54] Müslim: Salâtu'1-Müsafirin: 172
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 136.
[55] Ebu Davud: Tatavvu: 21-Sünnet: 19
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 137.
[56] Tirmizt: Salât: 211; Daavât:78
[57] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 137
[58] Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, Kastallanî'nin hamişi C.4, s.26
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 138-139.
[59] Tirmizî: Daavat: 98
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 141-142.
[60] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 142-143.
[61] ibnu Mace; İkâme: 191
[62] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 145-146.
[63] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 146.
[64] Buhari : Bedu'l - Halk : 6
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 147-148.
[65] Buharî: Edeb; 41
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 148.
[66] Buharî : Tevhid : 33
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 148-149.
[67] Müslim: Birr: 167
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 150.
[68] Muvatta: Şa'r: 15
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 150-151.
[69] Tirmizt: Tefsir, Meryem Suresi: 7
[70] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 151-152.
[71] Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 152.
[72] Buhari: Rikak: 38
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 153-154.
[73] Kastallanî Şerhi, C.9, s.289,
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 154-156.
[74] Sahih-i Buharî: Kitabu Bedu'l-Halk'da "îsrailoğulları Hakkındaki Rivayetler" başlıklı bir bab geçmiyor. Ancak, bu hadia, Ki tabu '1 -Enbiya: bab 5O'de ve Kitabu '1 -Fite n: bab 26'da geçiyor.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 157-159.
[75] Kastallanî Şerhi'nden özetle.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 159.
[76] Buharî: Enbiya: 54
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 159-160.
[77] Buhari: Enbiya: 54
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 160-161.
[78] Buhart: Enbiya: 54
[79] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 161-162.
[80] Buhart: Tevhid: 36
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 162-163.
[81] Buhart: Tevhid: 35
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 163-165.
[82] Müslim: Tevbe: 25
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 165-166.
[83] Nesâî: Cenâiz: 117
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 166-167.
[84] Nesâi: Cenâiz:117
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 167-168.
[85] ibnu Mace: Zühd: 30,
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 168-169.
[86] Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, Kastallanî hamişi'ne göre, C.10, s.182
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 169.
[87] 'Kitabu Bedu'1-Halk' da "Adem'in Yaratılışı" başlıklı bir bab göremedik. Bu bab kitabu'l Enbiya'nın birinci babıdır. Yukarıdaki hadis ise; Sahih-i Bu hart: Kitabu'l Enbiya: bab 1 de geçiyor.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 171-172.
[88] Buhari: isti'zan: 1
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 172-173.
[89] Müslim: Cennet: 28
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 173-174.
[90] Kastallanî Şerhi, C.5, s.321
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 174-178.
[91] Tirmizl: Tefsir, A'raf Sureni: 3, 4.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 178-180.
[92] Tirmizî: Tefsir, Araf Suresi: 3, 4.
Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları:180.
[93] Tirmizi: Tefsir, A'raf Suresi: 3,4.
[94] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 181-182.
[95] Tirmizî: Tefsir, Hucurât Suresi.5
[96] Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları: 182-184.
İslami Okul Okulların En Önemlisi