Hz, Peygamber (S.A.V.) in Nitelikleri - Muvatta - 50. Sayfa
49 HZ, PEYGAMBER (S.A.V.) İN NİTELİKLERİ KİTABI
1. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Vasıfları
2. Meryem Oğlu İsa (A.S.) Ve Deccal'ın Vasıfları
4. Sol Elle Yemenin Caiz Olmayışı
6. Kâfirin Çok Yiyerek Karnını Şişirmesi
7. Gümüş Kaptan İçmek Ve İçilecek Şeye Üflemek
9. Süt, Su Ve Benzeri İçecekleri İçtikten Sonra Sağdakine Vermek
10. Yeme-İçme İle İlgili Diğer Hadisler
13. Hayvanların Boynundaki Çıngırak Ve Takıları Çıkartmak
49 HZ, PEYGAMBER (S.A.V.) İN NİTELİKLERİ KİTABI
1. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Vasıfları
1. Knes b. Malik, Resûlullah (s.a.V.)'ın vasıflarını anlatarak der ki: Resûlullah (s.a.v.)'ın boyu ne fazla uzun, ne de fazla kısa idi. Teninin rengi, ne çok (kireç) beyaz, ne de fazla esmerdi. Saçları ne (Habeşlilerin sapı gibi) çok kıvırcıklı, ne de çok düzdü. Kırk yaşını doldurunca Allah O'nu Peygamber olarak gönderdi. On sene Mekke'de, on sene de Medine'de ikamet etti. Saçındaki ve sakalın^0 ki ak kıllar yirmiye ulaşmadan ve altmış yaşını tamamlayınca Alıah (c.c), Resûlullah (s.a.v.)'m ruhunu aldı.[1]
2. Meryem Oğlu İsa (A.S.) Ve Deccal'ın Vasıfları
2. Abdullah b. Ömer (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Bu gece (rüyamda) Ka'be'de idim. Orada bir esmer adam gördüm. Sanki gördüğüm, esmer adamların en güzeli idi. Omuzlarına sarkan saçları vardı. Sanki bu saçlar gördüğüm omuzlara sarkmış saçların en güzeli idi. Taramış olduğu saçlarından su damlıyordu. İki adama ve iki adamın omuzlarına dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu.
«— Bu kim?» diye sordum.
«— Bu Meryem'in oğlu Isa» diye cevap verildi.
Sonra aniden saçları (zenci saçı gibi) çok kıvırcıklı ve (salkımdaki üzüm tanesi gibi) sağ gözü dışarı fırlamış bir adamla karşılaştım.
«— Bu kim?» diye sordum. Bana:
«— Mesih Deccal'dır» diye cevap verildi.»[2]
3. İnsanî Güzel Adetler
3. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: (Resûlullah şöyle) buyurdu: «İnsanî (fıtraten) beş özellik vardır: Tırnaklan kesmek, bıyığı kısaltmak, koltuk altındaki kılları yolmak, edep yerini tıraş etmek ve sünnet olmak.» Bunlar yaratılışın icabı olup önceki peygamberler tarafından yapılagelmiştir.[3]
4. Said b. Müseyyeb (r.a.) der ki: ilk misafir kabul eden, ilk sünnet olan, ilk bıyık kesen ve ilk saçında ak gören insan ibrahim (a.s.)'dır. Saçının ağardığım görünce şöyle dedi:
«— Allah'ım! Bu, neye alamettir?» Yüce Allah: «— Kemal işareti, ya İbrahim.» buyurdu. O da: «— Kemalimi artır, ya Rabbi.» diye dua etti.[4]
imam Malik der ki: Bıyık, dudağı çevreleyen et görününceye kadar kısaltılır. Bir müslüman, bıyığın diğer yerlerini kesmeyerek kendi haline bırakır[5]
4. Sol Elle Yemenin Caiz Olmayışı
5. Cabir b. Abdullah es-Selemi (r.a.)'den: Resûluîlah (s.a.v.), bir kişinin sol elle yemek yemesini veya (bir ayağı yalın, diğer ayağına) bir tek ayakkabı giyerek yürümesini, bir omuzu kapatan, diğer omuzu açık bırakan ve kolunu çıkartacak yeri olmayan bir elbise giymesini ve uylukları üzerine ayaklarını dikerek oturup üzerine bir parça elbise örtmesini yasak etti.[6]
6. Abdullah b. Ömer (r.a.)'den: Resûluîlah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Sizden biri yemek yediğinde sağ eliyle yesin, bir şey içerken sağ eliyle içsin. Çünki şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer.[7]
5. Yoksullar
7. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûluîlah (s.a.v.) şöyle buyurdu; İnsanları dolaşıp kendisine bir-iki lokma veya bir-iki hurma verilen bu gezgin, yoksul sayılmaz.
Dediler ki:
«— Gerçek yoksul kim ya Resûlalîah?»
Resûluîlah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:
«— Gerçek yoksul, ihtiyacını karşılayacak kadar geliri olmayan ve insanlar onu tanımadığı için kendisine sadaka verilmeyen ve kalkıp insanlardan dilenmeyen kimsedir.»[8]
8. İbn Büceyd el-Ensarî el-Harisî, nenesinden rivayet etti: Resûluîlah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kızartılmış koyun ve sığır tırnağı bile olsa yoksula veriniz.»[9]
6. Kâfirin Çok Yiyerek Karnını Şişirmesi
9. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Müslüman, bir midesini doyurmak için yer. Kâfir ise yedi bağırsağını doldurmak için yer.10
10. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûlulîah (s.a.v.)'a bir kâfir, misafir oldu. Resûlulîah (s.a.v.) onun için bir koyun (getirip sağılmasını) emretti. Koyun sağıldı; kâfir misafir, onun sütünü içti. Sonra Resûlulîah (s.a.v.) başka bir koyunun sağılmasını emretti. Misafir onun sütünü de içti. Sonra başka bir koyunun. Böylece yedi koyunun sütünü içti. Sonra sabah oldu ve kâfir müslüman oldu. Resûlulîah (s.a.v.) da onun için bir koyun (sağılarak sütünün getirilmesini) emretti. O koyunun sütünü içti. Sonra ikinci bir koyunun (sütünün) getirilmesini) emretti. Bu koyunun sütünü bitiremedi. Bu münasebetle Resûlulîah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Mü'min bir midesini doyurmak için içer. Kafir yedi bağırsağını doldurmak için içer.»[10]
7. Gümüş Kaptan İçmek Ve İçilecek Şeye Üflemek
11. Resûlulîah (s.a.v.)'ın hanımı Ümmü Seleme (r.a.)'den: Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: «Gümüş kaptan meşrubat içen, cehennem ateşini lıkır lıkır karnına doldurmuş olur».[11]
12. Ebû el-Müsenna el-Cüheni der ki: Ben Mervan b. Ha-kem'in yanında idim. Mervanın yarana Ebû Said eî-Hudri girince, Mervan O'na:
«— Resûlulîah (s.a.v.)'ın içeceğe üfürmeyi yasak ettiğini duydun mu?» diye sordu.
Ebu Said ona şöyle cevap verdi
«— Evet. Bir adam Resûlulîah (s.a.v.)'a: «Ya Resûlullah, ben bir nefeste içemiyorum» deyince Resûlullah (s.a.v.) ona: «Bardağı ağzından uzaklaştır, sonra nefes al.» buyurdu.
Adam dedi ki: «(Bardağın) içinde çöp benzeri bir şey görürsem (ne yapayım)?» Resûlullah (s.a.v.): «Onu akıt» buyurdu.[12]
8. Ayakta Su İçmek
13. İmam Malik'e şöyle rivayet olundu; Ömer b. el-Hattab, Ali b. Ebî Talib ve Osman b. Affan ayakta iken (su) içerlerdi.[13]
14. İbn Şihab'tan: Mü'minlerin annesi Hz. Aişe ve Sa'd b. Ebî Vakkas, insanın ayakta su içmesinde bir mahzur görmüyorlardı.
15. Ebû Ca'fer el-Kârî der ki: Abdullah b. Ömer'i ayakta (su) içerken gördüm.[14]
16. Amir b. Abdullah'dan: Babası Abdullah b. ez-Zübeyr ayakta (su) içerdi.
9. Süt, Su Ve Benzeri İçecekleri İçtikten Sonra Sağdakine Vermek
17. Enes b. Malik (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.)'a içine kuyu suyu karıştırılmış süt getirildi. Sağında bir bedevi, solunda Ebû Bekir oturuyordu. Sütü (önce kendisi), içti sonra bedeviye verdi ve şöyle buyurdu:
«— Sağınıza verin, sağdan devana edin.»[15]
18. Sehl b. Sa*d el-Ensarî (r.a.)'den: Resûluliah (s.a.v.)'a bir içecek getirildi ve onu içti. Sağında bir çocuk, solunda da yaşlı kişiler bulunuyordu. Resûluliah çocuğa:
«—Şu yaşlı kişilere önce vermeme izin verir inisin?» diye sordu.
Çocuk da:
«— Hayır! Yallah (izin veremem) ya Resûluliah! İçeceğin senden bana verilmesi hakkımı kimseye vermem,» deyince Resûluliah (s.a.v.) da içeceği onun eline verdi.[16]
10. Yeme-İçme İle İlgili Diğer Hadisler
19. Enes b. Malik der ki: Ebû Talha, Ümmü Süleym'e şöyle dedi:
«— Resûluliah (s.a.v.)'in sesinin çok zayıf çıktığını işittim. Bundan onun aç olduğu anlamını çıkarıyorum. Yanında yiyecek bir şey var mı?»
Ümmü Süleym:
«— Evet» diye cevap verdi.
Bunun üzerine arpa ekmeğinden parçalar çıkardı. Sonra kendi baş örtüsünü alarak bir tarafıyla ekmeği sardı, ekmeği kolumun altına gizledi ve baş örtüsünün bir kısmını da benim üzerime gömlek gibi örttü. Sonra beni Resûlullah (s.a.v.)'a gönderdi. Resû-lullah (s.a.v.)'a Ümmü Süleym'in gönderdiği ekmeği götürdüm. O'nu ashabıyla birlikte mescitte otururken buldum ve yanlarına dikildim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):
«— Seni Ebû Talha mı gönderdi?» diye sordu. Ben de:
«— Evet» diye cevap verdim.
«—Yemek için mi?» diye sorunca:
«— Evet» diye cevap verdim.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) yanındaki ashabına:
«—Kalkın» diye emir buyurdu. Ashabıyla Resûlullah (s.a.v.), aralarında da ben, Ebû Talha'nm yanına gelinceye kadar yürüdük. Ben Ebû Talha'ya (durumu) haber verince, Ebû Talha:
«—Ya Ümmü Süleym. Resûlullah (s.a.v.) ashabım getirdi. Yanımızda onlara yetecek kadar yiyecek yok (ne yapacağız?)» dedi.
Ümmü Süleym:
«— Allah ve Rasûlu iyi bilir.» cevabını verdi.
Ebû Talha, Resûlullah (s.a.v.)'i karşılamaya gitti. Resûlullah (s.a.v.), beraberinde Ebû Talha ile geldi ve eve girdiler.
Resûlullah (s.a.v.):
«— Yanında olanı getir, Ya Ümmü Süleym!» deyince Ümmü Süleym de o ekmeği getirdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ekmeğin doğranmasını emretti ve ekmek doğrandı. Ümmü Süleym ekmeğin üzerine, içinde yağ ve bal bulunan tulumu sıkarak ekmeğe katık yaptı. Sonra Resûlullah (s.a.v.), Allah (c.c.)'ın söylemesini istediği sözleri söyleyerek dua etti. Sonra şöyle dedi:
«— On kişinin girmesine izin ver.» bunun üzerine Ebû Talha, on kişiye izin verdi. Onlar doyuncaya kadar (o yemekten yediler), sonra çıktılar. Sonra Resûlullah (s.a.v.):
«— On kişiye daha izin ver» diye emretti.
Ebû Talha on kişiye müsaade etti. Onlar da doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra Resûlullah (s.a.v.):
«— On kişiye müsaade et» buyurdu. Ebû Talha, o on kişiye de müsaade etti, onlar da doyuncaya kadar yediler ve çıktılar.
Sonra Resûluîlah (s.a.v.):
«— On kişiye daha izin ver» buyurdu. O da on kişiye daha izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra Resûlullah (s.a.v.), cemaatın hepsi yiyip doyuncaya kadar.«Onar kişi içeri al» buyurdu. Cemaat, yetmiş ya da seksen kişi kadardı.[17]
20. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.): şöyle buyurdu: iki kişinin yiyeceği, üç kişiye; üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter.[18]
21. Cabir b. Abdurrahman (r.a.)'dan: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kapıyı kilitleyin, su tulumlarının ağzını bağlayın, kanlarınızın ağzını kapatın, yatarken lambayı söndürün. Çünkü şeytan kilitli kapıyı açamaz, ipi çözemez kapalı kapları açamaz. Fare insanların evlerini çok çabuk yakar.»[19]
22. Ebû Şüreyh el-Ka'bî (r.a.)'den; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Allah'a ve ahiret gününe inanan kişi, ya hayır konuşsun ya da sussun. Kim Allah (c.c.)'a ve ahiret gününe inanmış ise, komşusuna iyi davransın. Kim Allah (c.c.)'a ve ahiret gününe inanmış ise, misafirine ikram etsin. Bir gün bir gece ona gereken Önemi vererek misafir olarak ağırlar. Üç gün ise normal olarak yediklerinden yedirmek suretiyle misafir eder. Üç gün sonra vermiş olduğu şeyler sadaka olur. Misafirin ev sahibini sıkıntıya düşürecek kadar uzun süre kalması helal olmaz.»[20]
23. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: -Bir zaman adamın biri yolda yürürken çok susadı ve bir tuyu buldu. Kuyuya indi, suyu içti ve dışarı çıktı. Çıkar yıkmaz dilini hararetten çıkarmış şiddetli nefes alan ve susuzluktan nemli toprağı yalayan bir köpekle karşılaştı. \dam (kendi kendine) «Benim başıma gelen susuzluk bu köpeğin başına da gelmiş» diyerek, kuyuya indi ve ayakkabısının birisini (çıkararak) su doldurdu. Sonra suyla dolu ayakkabıyı ağzıyla tutarak kuyudan dışarı çıktı ve köpeği miadı. Bundan dolayı Allah adamın bu amelini kabul etti ye günahlarını bağışladı.»
Ashab:
«— Hayvanlara yapılan iyiliklerde de bizim için sevap var im Ya Resûlallah?» deyince Resûlullah (s.a.v.):
«—Her canlı hayvana iyilikte sevab vardır.» buyurdu.[21]
24. Cabir b. Abdullah der ki: Resûlullah (s.a.v) deniz kenarına bir müfreze gönderdi. Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı onlara komutan tayin etti. Ordu üçyüz kişiden ibaretti. Ben de içlerinde bulunuyordum. Yola çıktık, yolun bir kısmını katetmiştik ki yiyeceğimiz tükenmeye yüz tuttu. Bunun üzerine Ebû Ubeyde bütün müfrezenin azıklarının toplanmasını emretti ve hepsi toplandı. Tamamı iki azık torbası kadar hurma idi. Ebû Ubeyde bize onu her gün azar azar yediriyordu. Bitinceye kadar böyle devam etti. Herbiri-mize birer hurma düşüyordu. Bunun üzerine Vehb b. Keysan der ki Cabire:
«—'Bir hurma açlığı giderir mi?» demem üzerine Cabir: «— Tükenince yokluğu bize daha çok tesir edecek.» dedi.
Sonra deniz sahiline ulaştık. Ulaşır ulaşmaz da küçük bir dağ gibi bir balıkla karşılaştık. Bu müfreze bu balığı on sekiz gün yedi. Sonra Ebû Ubeyde balığın iki kaburga kemiğinin dikilmesini emretti. Kemiklerin köprü şeklinde çatılmasını söyledi. Sonra (bu çatılı iki kemiğin altından geçmesi için) bir deve sürülmesini emretti. Deve sürüldü. Sonra deve bu iki kaburga kemiğinin altından değmeden geçti.[22]
Malik der ki: Hadisteki "zarib", küçük dağ demektir.
25. Amr b. Sa'd b. Muaz ninesinden şöyle rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Ey mü'min hanımlar! Sizden biri (kendisine verilen) kızartılmış koyun parçası dahi olsa komşusu olan kadının verdiği hediyeyi küçümsemesin.»[23]
26. Abdullah b. Ebû Bekir (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; «Allah (c.c.) yahudileri helak etsin, iç yağının yenilmesini yasak ediyorlar, onu satıp parasını yiyorlar.[24]
27. Malik'e şöyle rivayet olundu: Meryem'in oğlu îsa (a.s.) şöyle derdi: «Ey israil oğulları! Saf su için, karada biten yeşil sebzeleri ve arpa ekmeğini yiyin. Buğday ekmeğinden sakının. Çünkü siz onun şükrünü yerine getiremezsiniz.»[25]
28. imam Malik'e şöyle rivayet olundu: Resûlullah (s,a.v.) mescide girdi, orada Ebû Bekir es-Sıddık ile Ömer b. el-Hattab'ı buldu ve onlara (neden mescidde bulunduklarım) sordu. Onlar da şöyle cevap verdiler;
«—-Bizi açlık (dışarı) çıkardı.» Bunun üzerine Resûlullah(s.av^:
«—Beni de açlık (dışarı) çıkardı.» buyurdu. Birlikte Ebû El-Heysem b. et-Tayyihan el-Eıısârî'nin evine gittiler. O da evde yapılmış arpa ekmeğinin onlara getirilmesini emretti ve misafirleri için bir koyun kesmeye kalkınca Resûlullah (s.a.v.):
«—Sütlü koyunu kesme» buyurdu ve bir koyun kesti. Onlara tatlı su getirdi ve bir hurma ağacına asıldı. Sonra bu yiyeceği getirdiler ve ondan yediler ve bu sudan içtiler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): «Bu gün yediğiniz bu nimetten mutlaka sorulursunuz, yediğinizin şükrünü eda edin» buyurdu.[26]
29. Yahya b. Said'den: Ömer b. el-Hattab, tereyağı ile ekmek yerken, bedevi bir adamı davet etti. Adam da yemeğe başladı ve tabağın dibindeki yağları bir lokma ekmeğine aldırdı. Bunun üzerine Hz. Ömer:
«— Sen katığı olmayan birine benziyorsun» deyince adam:
«— Vallahi, şu kadar zamandan beri tereyağı yemedim ve onun yenmesini de görmedim.» dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
«— Yağmur yağıp halk bolluğa kavuşuncaya kadar tereyağı yemiyeceğim» dedi.
3O.Enes b. Malik der ki: Ömer b. el-Hattab, mü'minlerin emiri olduğu günlerde kendisine bir sa' hurma verilir ve onu kurutulmuş çürüklerine varıncaya kadar yerdi.
Abdullah b. Ömer der ki: Ömer b. el-Hattab'a çekirgenin helal olup olmadığı soruldu. Bunun üzerine o da:
«— Ondan yanımda bir küfe dolusu olsa da yesem.» diye cevap verdi.
31. Humeyd b. Malik b. Hüseyni der ki: Ebû Hüreyre ile birlikte Akik denen yerdeki tarlasında oturuyordum.Ebû Hüreyre'nin yanına, binekleri üzerinde Medine'li bir cemaat geldi ve yanına indiler. Ebû Hüreyre (bana):
«— Anneme git ve ona oğlun sana selam ediyor ve bize bir şeyler yedirsin, diyor şeklinde söyle.» dedi.
(Annesine oğlunun dediklerini söyleyince) Bir tepsiye üç parça ekmek ve (yanına) biraz zeytinyağı ve tuz koydu.
Sonra o tepsiyi de başıma koydu, onu orada bulunan topluluğa getirdim. Tepsiyi önlerine koyunca Ebû Hüreyre «Allahü Ekber» diye tekbir aldı ve şöyle dedi:
«— Kara su ve kara hurmadan başka yemeğimiz yokken, sonradan bizi ekmek ile doyuran Allah (c.c.)'a hamdederim.»
Cemaat yemekten yemedi (ve gittiler), onlar gidince Ebû Hüreyre (bana) dedi ki:
«—Yeğenim, koyununa iyi bak, burun akıntılarını sil, ağılını temizle ve namazını onun yanında kıl.Çünki koyun cennet hay-vanlarındandır. Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, yakında insanlar öyle bir zaman gelecek üç-beş koyun, sahibinin yanında (Medine valisi) Mervan b. Hakemin sarayından daha sevimli olacak.[27]
32. Vehb b. Keysan (r.a.)'dan: Resûlullah (s.a.v.)'a bir yemek getirildi. Resûlulîah (s.a.v)'m yanında hanımı (Ümmü Sele-me)'nin oğlu Ömer b. Seleme vardı. Ona Resûlullah (s.a.v.):
«— Besmele çek ve önünden ye.» buyurdu.[28]
33. Kasım b. Muhamnıed der ki: Bir adam Abdullah b. Abbas'a gelerek ona:
«— Benim bir yetimim var, onun da develeri var. Develerinin sütünden içebilir miyim?» diye sordu.îbn Abbas şöyle cevap verdi:
«— Kaybolan develerini ararsan, uyuzlarım katranlarsan, su içecekleri havuzun akan yerlerini toprakla tıkar isen ve su içmeye geldiklerinde onları sular isen, yavrularına zarar vermemek ve sütünü tamamen sağmamak şartıyla (sütlerini) iç.»
34. Hişam b. Urve babasından şöyle haber verdi: Babam Urve, ilaçlar dahil yediği ve içtiği bütün yiyecek ve içecekler kendisine taksim edildiğinde devamlı şöyle dua ederdi; Bize doğru yolu gösteren, bizi yediren ve içiren, bize çeşitli nimetleri veren Allah (c.c.)'a hamdolsun. Allah herşeyden büyüktür.
Allahım! Bize nimetler verdiğin zaman biz kötülükler içersin-deydik. Nimetlerin sebebiyle sabah ve akşamımız iyiliklerle doldu. Senden verdiğin nimetleri tamamlamanı istiyor, karşılığında şükrünü eda edebilmemize yardımcı olmam diliyoruz. Senin (bize veı-diğin) iyilikten başka iyilik, senden başka tanrı yoktur. Ey sâlih kullaıın tanrısı ve ey bütün varlıkların Rabbi.Bütün övgüler Allah'a mahsustur. Allah'tan başka tanrı yoktur. Allah dilediğini dilediği gibi yapar. Güçlü olmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Allahım! Bize verdiğin nimetlerin bereketini arttır ve bizi cehennem azabından koru.
35. Yahya der ki: imam Malik'e -Bir kadın, mahremi olmayan yabancı erkeklerle veya kölesiyle yemek yiyebilir mi?» diye soruldu. İmam Malik şöyle cevap verdi: Bir kadının herhangi bir erkekle yemek yemesi, din yönünden belli kurallara uygun şekilde olursa bir mahzur yoktur. Bir kadın kocasıyla yemek yiyen diğer erkeklerle veya kardeşiyle birlikte yemek yiyen diğer yabancı erkeklerle yemek yiyebilir. Aralarında soydan veya evlenme neticesinde veya süt emme sonucu meydana gelen akrabalık bulunmayan yabancı bir erkekle bir kadının yalnız başlarına kalması mekruhtur.[29]
11. Et Yemek
36. Yahya b. Saîd'den: Ömer b. el-Hattab şöyle dedi: «Ey yemekten sakının. Çünki et de şarap alışkanlığına benzer bir alışkanlık meydana getirir.»[30]
Yahya b. Saîd'den: Cabir b.Abdullah et yüklenmiş giderken, ona Hz. Ömer b. el-Hattab yetişti ve:
«— Bu ne?» diye sordu. Bunun üzerine Cabir:
«— Ey mü'minlerin emiri, canım et yemeyi çok istedi. Bir dirhem karşılığında et satın aldım.» deyince Hz. Ömer:
«— Sizden biri, komşusunu ve amca oğlunu artan yemekten yararlandırmak için karnını biraz az doyurmayı istemez mi? Şu ayeti kerimeyi unuttun mu? (neden onu gözönünde bulundur mu-yorsunuz?) «(Kıyamet gününde onlara şöyle denilir): Siz bütün güzel ve helal olan lezzetlerden dünya hayatınızda nasibinizi aldınız ve onu tükettiniz.(Onlarla arzularınıza uyup günah işlediniz.)»[31]
12 Yüzük Takmak
37. Abdullah b. Ömer (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.), altın yüzük takardı. Sonra Resûlullah (s.a.v.) ayağa kalktı ve o yüzüğü attı ve: «Onu hiç takmayacağım.» buyurdu. Bütün ashab da (altın) yüzüklerini çıkardılar.[32]
38. Sadaka b. Yesar der ki: Saîd b. el-Müseyyeb'e yüzük takılıp takılamıyacağım sordum, o da bana:
«— Onu tak ve yüzüğün takılmasına benim fetva verdiğimi halka haber ver» dedi.[33]
13. Hayvanların Boynundaki Çıngırak Ve Takıları Çıkartmak
39. Ebû Beşir (r.a.)'den: —seferlerinden birinde Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdi— Resûlullah (s.a.v.), insanlar istirahat yerle-rindeyken bir elçi göndererek (şöyle demesini emretti):
«Hiç bir devenin boynunda ok yayı kirişi veya gerdanlık kalmasın, hepsi kesilsin!»[34]
îmam Malik der ki: Bunların, göz değmesinden korunmak için takılmış olduğunu zannediyorum.[35]
[1] Buharî, Menakı, 61/23; Müslim, Fedail, 43/31, no:113;
Ulemanın çoğunluğunun görüşüne göre, Peygamber Efendimiz altmış üç yaşında vefat etmiştir. Zira diğer sahih hadislerde bu şekilde ifadeler mevcuttur
[2] Buharı, Libas, 77/68; Müslim, İman, 1/73, no:273.
[3] Bütün Muvatta ravilerince mevkuftur. Ibn Abdilber der ki: Malik'tensahihtir.
[4] Sahîhayn'da Zührî - Saîd b. el-Museyyeb - Ebu Hureyre yoluyla yer alır: Buharî, Libas, 77/63; Müslim, Taharet, 2/16, no:49.
[5] Şeybanî, 980.
[6] Müslim, Libas, 37/20, no:70.
Yemek yemek, su içmek, ayakkabı giymek, mest giymek, pantalon giymek, ceket giymek, başı tıraş etmek ve taramak, bıyık kesmek, koltuk altı kıllarını yolmak, misvak kullanmak, sürme çekmek, tırnak kesmek, abdest almak ve gusletmek, teyemmüm etmek, camiye girmek, heladan çıkmak, sadaka vermek gibi süslenmeyi ve temizliği ifade eden şeylere sağ taraftan başlamak müstehabdır. Bunların karşıtlarını yaparken de soldan başlamak .müsten abdır.
Bir tek ayakkabı ile yürümenin yasak edilmesi, ağırbaşlılığa muhalif oluşundan ve ayağın birisi kısa, ayakkabı giyilen bacak uzun olacağından yü-•rümede güçlük meydana gelmesindendir. Böyle yapmamak müstehabtır. Omuza atılan ve elleri çıkaracak bir yeri bulunmayan elbise giymek, ihtiyacı gidermeye engel olacağından mekruh, şayet avret yeri görülecek olursa haram olur. Çömeîerek bacaklar üzerine atılan elbiseyi giymek, avret yerlerinin görülmesine sebeb olacağından haramdır.
[7] Müslim, Eşribe, 36/13, no: 105; Şeybanî, 883.
[8] Buharı, Zekât, 24/53; Müslim, Zekât, 12/34, no:101.
[9] Nesaî, Zekât, 23/70.
Burada Resûluîlah (s.a.v.), azlıktan kinaye yapmış, az da olsa yoksula bir-şey vermenin iyi olacağını ve onu boş çevirmenin hoş bir hareket olmadığım ifade buyurmuştur.
[10] Müslim, Eşribe, 36/34, no:86.
[11] Buharı, Eşribe, 74/28; Müslim, Libas, 37/1, no:l; Şeybanî, 882.
[12] Tirmizî, Eşribe, 24/15.
[13] Şeybanî, 881
[14] Şeybani, 880.
[15] Buharı, Eşribe, 74/81; Müslim, Eşribe, 36/17, no:124; Şeybanî, 884.
Bu hadis, içecek şeyleri ikram ederken dahi sağdan başlamanın sünnet olduğunu gösterir. Burada Resûlullah, bundan sonraki hadiste olduğu gibi, Hz. Ebû Bekir, bedeviden fazilet bakımından daha üstün olduğu halde önce Hz, Ebû Bekir'in içmesi için bedeviden izin istememiştir. Zira bedeviler inanç yönünden daha zayıf ve henüz imanı tam olgunlaşmamış olması dolayısıyla bu hareket bedevi üzerinde olumsuz bir etki meydana getirebilirdi. Resûîullah (s.a.v.) bu ince noktayı hesaba katmış olmalıdır. Bu hadiste sütün içine su karıştırılması, onu ya soğutmak ya da herkesin içmesini temin etmek için onu çoğaltmak maksadıyla yapılmıştır. Yoksa süt satıcılarının süte su katmaları caizmiş gibi bir hüküm ifade etmez. Bu katiyetle haramdır. Faziletli dururken suyun fazilet bakımından daha aşağıda bulunan bir kişiye verilmesi, sağdan başlamanın ehemmiyyetini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.
[16] Buharî, Eşribe, 74/19; Müslim, Eşribe, 36/17, no:127.
Burada söz konusu olan çocuk İbn Abbas'dır. Yaşlılar da onun yakınlarıdır. îbn Abbas, izin istendiği zaman olumsuz bir tesir altında kalmayacağına güvendiği için, Resûluliah (s.a.v.) ondan izin istemiştir. O da izin vermemiş, hakkını almıştır ki bu noktada Peygamber Efendimizin eşine rastlanmayan üstün ahlakı ve kurallara bağlılığı ortaya çıkıyor. Çocuktur deyip onun hakkına bir vecibe olmadığı halde riayet ederek ondan izin isteme nezaketini gösteriyor ve izin vermeyince de ona karşı olumsuz bir davranış göstermeden haklıya hakkını teslim ediyor.Bu hadis, ayrıca sağda bir kişi dururken ondan izin almadan başkasına verilemeyeceğini ve izin istemenin bir mahzuru olmadığını da gösterir. Ayrıca, dini bir menfaat ve uhrevî bir fazilet varsa, izin istemeyi terketmek lâzım geldiğini de ifade eder.
[17] Buharı, Et'ıme, 70/11; Müslim, Eşribe, 36/20, no: 142.
Bu hadisi şeriften çıkaracağımız sonuçlar şunlardır: Peygamberlerin açlık ve benzeri meşakkatlarla imtihan edilmeleri, bu meşakkatlara sabredip sevab ve derecelerinin artması içindir. Başa gelen bazı zorluklara katlanmasını bilip onları hemen dışarı vurmamak ve gizlemek lâzımdır. Ebû Tal-ha'nın yaptığı gibi, sahabenin Resûlullah (s.a.v.) Efendimize gereken ihtimam ve titizliği göstermeleri gerekmektedir. Bu hadis, gönderilen kişinin derecesi yüksek ve gönderilen hediyye az da olsa, hediye göndermenin müstehab olduğunu gösterir.
Ayrıca hadis, yemek yediren kişinin misafirlerini karşılamasının ve onların arasında yürümesinin müstehab olduğunu da gösterir. Bir de «Allah ve Resulü iyi bilir» diyerek evindeki yemeğin azlığına bakmadan, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin ashabıyla beraber gelmesini hoş karşılayan ve orada bir hikmetin olduğunu farkeden Ümmü Süleym'in ince anlayış sahibi bir kadın olduğunu ifade eder. Sanki burada Ebû Talha'ya şöyle demek istemiştir: «Sen üzülme şayet Resûlullah (s.a.v.) kalabalık bir cemaatı getirmekte bir maksat olmasa idi, bu kadar çok cemaatı getirmezdi.»
[18] Buharı Et'ıme, 70/11; Müslim, Eşribe, 36/33, no:178.
[19] Müslim, Eşribe, 36/12, no:96; Şeybani, 957.
Bu hadiste, bazı şer kuvvetlerin pençesinden kurtulmak için, Resûlullah (s.a.v.) bize kurtuluş sebeplerini beyan buyuruyor ve bizi uyarıyor. Gelebilecek bir zararın tedbirini daha önceden almamızı istiyor. Maddi ve manevi bütün şer güçlerden sakınmamız lâzım geldiğini tavsiye ediyor.
[20] Buharı, Edeb, 78/31; Müslim, Lukata, 31/3, no:14.
[21] Buharı, Şurb, 42/9; Müslim, Selâm, 39/41, no:153.
Nevevi'nin dediğine göre İyilik yapılarak yardım edilen hayvanlar genellikle öldürülmeleri emredilmeyen hayvanlarıdır. Bunlara yapılacak iyi muameleden dolayı insan sevab kazanır. Bu iyilik, hadiste beyan edildiği gibi, sadece hayvanların susuzluğunu gidermeye de mahsus değildir. Onları doyurmak gibi şeyler de bunun içersine girer.
Bu hadisi şerif, suyun Allah (c.c.)'ın rızasını kazanmanın başında geldiğini göstermektedir.
Bazı salih kişiler, günahı çok olan kimselere günahlarının affedilmesi için suyla ihsanda bulunmalarını tavsiye etmişlerdir. îşte bu hadis köpeği sulayan adamın günahlarının Allah tarafından bağışlandığım ifade ederek bu kişilerin yapmış oldukları tavsiyelerin de yerindeliğine bir delil olmuş bulunuyor.
[22] Buharı, Şirket, 47/1; Müslim, Sayd, 34/4, no:17-21.
Cabir (r.a.)'e bir hurma ile nasıl idare ettikleri sorulunca «çocuğun meme emdiği gibi onu emer sonra üzerine su içerdik ve bize o gün akşam oluncaya kadar yeterdi»diye cevap vermiştir.
[23]Sahîhayn'da Saîdet -Makberi - Ebu Hureyre yoluyladır: Buharı, Hibe, 51/1; Müslim, Zekât, 12/29, no:90.
Bir kişinin kendisine verilen hediyeyi küçümsememesi gerekir. Çünkü küçük hediye hiç vermemekten daha
iyidir. Burada Resûlullah (s.a.v.) az bir şey verme hususunda ve bu hediyeyi kabul etmekle tarafların verdiğini ve aldığını küçümsememelerini anlatmak için bu şekilde konuyu mübalağlı olarak anlatmıştır Hediye aradaki sevgi ve samimiyeti artırır.
[24] Mürseldİr. Sahîhayn'da Ebu Hureyre'den Mevsuîdür: Buharı, Buyu, 34/103; Müslim, Musâkat, 22/12, no:23.
Bu hadisi şerif, yenmesi haram edilen şeyin satılmasının da haram olduğuna delalet eder. Bunun gibi, domuz eti yemek haram olduğu için, satıp parasını yemek de haramdır. Şarap içmek haram olduğu için, şarabı satıp parasını yemek de haramdır.
[25] Burada şükrünü eda edememe korkusuyla, basit bir şekilde yaşamak, kimsenin hakkı karışmayan şeylerden faydalanmak isteniyordu ki bu bizdeki zühd ve takvaya mutabıktır.
[26] Müslim, Eşribe, 36/20, no:40.
[27] Ebû Hüreyre'nin yanına gelen bu cemaat ondan birşeyler öğrenmek için gelmişlerdir. Bu münasebetle, onlara yiyecek bir şeyler takdim etmiş fakat onlar bu yemekten yememişlerdir. Bunun sebebi, oruçlu olmalarıdır Gerçi nafile oruç tutan kişilere ziyafet esnasında oruçlarını bozma ruhsatı var ise de onlar bozmamayı tercih etmişlerdir.
[28] Buharı, Et'ıme, 70/3.
Bu hadisi şerif, yemeğe başlarken besmele çekmenin sünnet olduğuna ve birlikte bir kabtan yemek yerken önünden yemenin de müstehab olduğuna delalet eder. Resûlullah (s.a.v.), Ömer b. Seleme'ye bu sözleri öğretmek ve güzel ahlaka alıştırmak maksadıyla söylemiş olduğundan, müslümanla-rında böyle güzel ahlakı yani İslam ahlakını her fırsatta çocuklarına öğretmesi gerektiğini de ayrıca hadis-i şerif ifade etmektedir.
[29] îmam Malik yukarıdaki sözleriyle, bir kadının yabancı bir erkekle yemek yemesinin iki şart yerine gelirse mahzurlu olmadığını açıklıyor. Bu şartlardan bin, kadının elleri ve yüzü hariç diğer bütün avret mahalleri kapalı olmalıdır. İkincisi, sofrada mutlaka mahremlerinden yani baba, oğul, kardeş amca ve dayısı gibi bir yakını bulunması lâzımdır. Bu iki şart yerine geldiğinde, beis kelimesini kullandığından efdal olan kadının yabancılarla birlikte yemek yememesidir.
tmam Malik aralarında akrabalık olmayan (mahremi olmayan) bir kadınla birerkeğin başbaşa kalmaları mekruhtur demekle, Allah bilir haramdır demek istiyor. İmam Malik'in bu sözleri kadının ellerine ve yüzüne bakıla-bileceğine ve bunun bir fitneye sebep olmadıkça mubah olduğuna delalet eder. Zira yemek yemek eller ve yüz açılmaksızın mümkün olmaz.
[30] Hz. Ömer bu sözüyle et yemeye fazla devam edilmemesini murad etmiştir. Fazla devam edildiği takdirde alışkanlık meydana geleceğinden terket-mek kolay olmayacaktır. Bu münasebetle eti ve benzeri nimetleri aşırı şekilde devamlı yememeyi ve daha ucuz yemekler yiyerek iktisada da riayet edilmesinin mendub olduğunu
beyan etmek istemiştir. Yoksa et yemek haramdır demek istememiştir.
[31] Ahkaf sûresi, 20.
[32] Buharı, Libas, 77/47; Şeybanî, 871.
[33] Yüzük hakkındaki birinci hadis, önceden altın yüzük takmanın mubah olduğunu, sonradan bu hükmün kaldırılarak haram edildiğini göstermektedir. Zira önceden haram olmuş olsaydı, Resûlullah (s.a.v.) takmazdı. İkinci haberde ise Said b. Müseyyeb yüzüğün takılmasına müsaade etmiştir. Gayet tabiiki buradaki yüzük, altın yüzük değil gümüş yüzüktür. Altının dışında başka madenlerden yapılmış yüzüklerin takılıp takılamayacağı hususunda çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan bazıları, sultanın dışındaki kişilerin yüzük takmasının yasak olduğunu bir hadise dayanarak söylemiş iseler de, gümüş yüzük takmasının caiz olduğu hususunda sonradan icma meydana gelmiştir. Yüzük takmayı yasak eden hadisin de zayıf olduğu beyan edilmektedir. (Bâcî, el-Münteka, Şerhu Muvatta, c.7, s. 254).
[34] Buharî, Cihad, 56/139; Müslim, Libas, 37/28, no:105.
[35] Cahiliye halkı develerin boynuna böyle şeyler takıyorlar ve bunların göz değmesine mani olacağını zannediyorlardı. İşte Resûl-i Ekrem bunu yasakladı. Bu bakımdan, gerek hayvanlara ve gerekse insanlara bu amaçla bir şey takmak caiz değildir. (Bk. Bâcî, el-Münteka, c,7, s. 255).
İslami Okul Okulların En Önemlisi