Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KİTABU’L-ŞEHÂDAT - Sahitlik - Camiul

 

ŞAHİTLİKLER BÖLÜMÜ.. 2

Bâb: Nesepler Ve Süt Emzirmeyle İlgili Şahitlik. 2

Bâb: İftira Edenin, Hırsızın Ve Zina Edenin Şahitliği 2

Bâb: Yemin Ettirme Şekli 3

 

ŞAHİTLİKLER BÖLÜMÜ

 

Bâb: Nesepler Ve Süt Emzirmeyle İlgili Şahitlik

 

259- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Abdullah b. Ebî Bekr'den, o Amre bn. Abdirrahman, o Allah Resûlü'nün hanımı Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) onun ortasındayken Hafsa'nm (r.anhâ) odasına girmek için izin isteyen bir adamın sesini işitti. (Âişe (r.anhâ) der ki:) "Ey Allah Resulü! Bir adam odanıza girmek için izin istiyor."

Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Onu tanıyorum, Hafsa'mn (r.anhâ) süt amcası olan filan kişidir.

Âişe (r.anhâ) şöyle dedi: Peki benim süt amcam filan hayatta olup odama girmek için izin isteseydi? Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Elbette, doğumun mahrem kıldığını, emzirme de mahrem kılar.[1]

 

Şerh

 

Onu tanıyorum, Hafsa'mn (r.anhâ) süt amcası olan filan kişidir" ifadesi, Allah Resûlü'nün (sav) ilgili kişi lehindeki şahitliğidir.

 

Hüküm

 

Şahitlik: herhangi bir kimsenin, birinin başka bir şahısta olan hakkını kanıtlamak için, şahitlik lafızlarını kullanarak hakim huzurunda verdiği ha-berdir. "Filan kişinin, falan şahıstan şu kadar alacağı olduğuna şahadet ede­rim" demek gibi.

Bir insan şahit olarak gösterildiği zaman, şahitlikte bulunmaktan kaçın­mamalı ve bildiğini doğru olarak, olduğu gibi söylemelidir. Ancak zina, içki içme gibi had cezası gerektiren hususlarda şahitlik yapan serbesttir. İsterse doğru söyler ve isterse suçlunun ayıbını örter. Bir Müslümanın kusurunu örtmek, daha iyi olarak kabul edilmiştir.

Şahitte aranan bazı şartlar vardır. Şahidin Müslüman, akıllı, ergen, hür, adalet sahibi (güvenilir), görme ve konuşma yeteneğine sahip olması ve baş­kasına zina iftirasından dolayı had cezasına çarptırılmamış bulunması gere­kir. Bir de şahitlikte istenen lafızların kullanılması gerekir: "Bildiğim kadar, bence, zannedersem..." gibi sözler, şahitlik için yeterli değildir.

Bir kişinin anne-babası, ninesi, dedesi, çocukları, torunları ve eşi lehine şahitliği kabul edilmez. Kişinin kendi ortağı lehine yaptığı şahitlikteki gibi, menfaatini ilgilendiren hususlardaki şahitliği de kabul edilmez. Aynı şekilde aralarında düşmanlık bulunan kişilerin duygusal davranmaları ihtimali oldu­ğu için birbirleri aleyhindeki şahitlikleri geçerli olmaz.[2]

 

Ders

 

İslam hukukunun birçok kurumu bakımından ne derece çağlar üstü bir bir hukuk olduğunun en güzel kanıtlarından biri de şahitlik kurumudur. Ta­rihin sayılı hukuk doktrinleri arasında yer alan İslam hukuk sisteminin tekrar tekrar incelenerek günümüz meselelerine ışık tutacak temel prensiplerinden faydalanılması, en azından ecdadımızın bu sahada sarfettikleri gayretlere karşı bir vefakârlık örneği olacaktır.

 

Bâb: İftira Edenin, Hırsızın Ve Zina Edenin Şahitliği

 

260- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Ukayl'dan, o İbni Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdillah'tan, o Zeyd b. Hâlid'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) muhsan olmayan bir kişiye zina ettiği için yüz değnek vurdurdu ve bir yıl uzaklaştırma cezası verdi.260

 

Şerh

 

Allah Resulü (sav) muhsan olmayan bir kişiye zina ettiği için yüz değnek vurdurdu ve bir yıl uzaklaş­tırma cezası verdi" ifadesinde Efendimizin bir bekarla ilgili had uygulama­sına yer verilmektedir. Hadisin bu bapta yer alma sebebi, zina haddi uygula­nan kimsenin de şahitliğine itibar edilmeyeceğidir.

 

Hüküm

 

İslam hukukunda şahitlikle ilgili temel prensiplerden biri de yüz kızartıcı suç işlemiş kimselerin şahitliklerinin kabul edilmemesidir ki bunlar bap baş­lığında sıralanan her türlü iftira, hırsızlık ve zina suçlarıdır. Bu suçlardan dolayı cezası kesinleşen kimselerin şahitliklerine itibar edilmez. Ancak Tahâvî, tevbesi kabul edilmiş hırsızın şahitliğinin kabul edileceği hususunda icmâ bulunduğunu kaydetmiştir. Aynı şekilde içki içme suçundan dolayı had cezasına maruz kalmış kimsenin şahitliğinin kabul edileceği noktasında he­men bütün fakihler fikir birliği etmişlerdir. Bütün bunlara rağmen, tevbenin kabulü şartının nasıl tahakkuk edeceği ve bunun zorlukları unutulmamalıdır.

 

Ders

 

İslamın hukuk sistemine getirdiği ahlaken göz ardı edilemez prensipler­den biri de, şahitliğin kabulüyle ilgili kriterlerdir. Bu kriterlerden bazılarına daha önce işaret etmiştik. Burada ise, yolsuzluk ve bozulmanın had safhaya ulaştığı günümüz toplumları açısından çok önemli bir başka ölçütü görmek­teyiz. Buna göre güncel ifadesiyle yüz kızartıcı suç işlemiş, örneğin hırsız­lık, fuhuş, iftira gibi suçlara irtikap etmiş ve suçlan sübut bulmuş kimselerin şahitlikleri ancak tevbelerinin kesin surette kabul edilmesinden sonra kabul edilebilir. Çünkü bunlar, şahitte olması gereken dürüstlük ve şeref sıfatlarını bir şekilde zedelemiş kimselerdir.

 

Bâb: Yemin Ettirme Şekli

 

261- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Cüveyriye bize Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Yemin edecek kişi, Allah üzerine yemin etsin, yahut sussun![3]

 

Şerh

 

Yemin edecek kişi, Allah üzerine ye­min etsin, yahut sussun!" ifadesinde yeminle ilgili çok temel bir kural ko­nulmaktadır. Bu kural yeminin yalnız Allah'ın Adı üzerine edilebileceğidir. Bunu dışındaki yeminlere itibar edilmez.

 

Hüküm

 

Yemin, akitlerde ve davalarda söz veya iddiayı pekiştirmek için başvu­rulan bir yoldur. Meşruluğu Kur'ân ve Sünnet ile sabittir.

Yemin çeşitleri

Yeminler esasen Allah adına edilenler ve Allah'tan başkası adına edilen­ler olmak üzere ikiye ayrılır.

Allah adına edilen yeminler:

Kasem suretiyle Allah adına yeminler "Allah" ya da "İzzet, celal, azamet" gibi zatî sıfatlarının basma "ba, va, ta" harflerinin birisini getirmek su­retiyle "Vallahi, Billahi, Tallahi" şeklinde yapılır.

Hanefîlere göre, Nebi, Kur'ân, Kabe gibi Müslümanlarca kutsal sayılan varlıklar adına yemin edilmesi caiz değildir.

İmam Şafiî, İmam Mâlik ve imam Ahmed b. Hanbel'e göre Kur'ân, Kur'ân âyetleri ve Mushaf adına edilen yeminler geçerlidir. Bozulması ha­linde kefareti gerektirir.

Yeminin geçerli olması için Arapça olması şart değildir. Diğer dillerle de yemin edilebilir,  jprneğin Türkçede kullanılan "yemin ederim, kasem ederim, and içerim" gibi sözler de yemin sayılır. 2. Allah'tan Başkaları Adına edilen Yeminler: Allah'tan başkaları adına edilen yeminler iki kısımdır: a- Aile büyükleri ve melekler vs. gibi Allah'tan başka varlıklar adına edi­len yeminler: Bu şekilde yemin etmenin caiz olmadığını, Hz. Peygamber'in böyle yemin etmeyi yasakladığını üstteki hadiste görüyoruz.. Bu gibi sözler­le yemin etmek caiz olmadığına göre, buna 'yemin' demek de doğru değil­dir.

b- Bir şarta bağlanan yeminler: Bu yeminleri de iki kısımda ele almak mümkündür:

i. İbadet ve taat cinsinden bir şeye bağlananlar: Örneğin "şu işi yaparsam üç gün oruç tutayım" dense, bu bir bakıma yemindir. Bir başka açıdan da adaktır. Çünkü bir ibadeti yapmayı, şarta bağlamıştır. Bu tür ifadelerin adak olarak değerlendirilmesi daha uygundur.

ii. İbadet ve taate bağlanmayıp, talak veya köle azadına bağlanan yemin­ler: Bir kimse karısının boş olmasını veya kölesinin hür olmasını bir şartın gerçekleşmesine bağlarsa, talakla veya köle azadı ile yemin etmiş sayılır.

Böyle yeminlere şarta bağlı yemin denir. Bunların yemin olarak değerlendi­rilmesi, kişiyi bir fiili yapmaya teşvik veya yapmaktan caydırmasından do­layıdır.

 

Ders

 

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak en önemli ders, prensip olarak Allah'tan başkası adına yemin etmemektir. Haddi zatında yemin konusunda çok titiz davranmak, ileri geri her meseleyi yeminle pekiştirmeye çalışmamak gere­kir. Çünkü yemin, Allah'ın şahit tutulduğu çok ağır bir sözdür.[4]

 



[1] Buhârî, şahâdet/2452, farzu'I-hums/2874, nikâh/4709; Müslim, radâ/2615-2616; Tir-mizî, radâ/1066; Nesâî, nikâh/3248, 3250; Ebû Dâvud, nikâh/1759; İbn Mâce, nikâh/1927; İbn Hanbel, bakî musriediM-Ensâr/23041, 23109, 23235, 23294, 23570, 24283; Mâlik, radâ/1101-1103; Dârimî, nikâh/2148-2149.

[2] Buhârî, vekâlet/2147, şahâdet/2455, sulh/2498, şurût/2523, eymân/6143, hudûd/6326, 6329-6330, 6332, 6337, 6353, 6656, 6717-6718, 6736; Müslim, hudûd/3210; Tirmizî, hudûd/1353; Nesâî, âdâbu'l-kuzât/5315-5316; Ebû Dâvud, hudûd/3855; İbn Mâce, hudûd/2539; İbn Hanbel, musnedu'ş-§âmiyyîn/16423; Mâlik, hudûd/1293; Dârimı, hudûd/2214

[3] Buhârî, şahâdet/2482, men âkı b/3 549, edeb/5643, eymân/6155-6157, tevhîd/6852; Müslim, eymân/3104-3106; Tirmizî, 1453-1455; Nesâî, eymân/3706-3708; Ebû Dâvud, eymân/2828; İbn Mâce, kerrat/2085; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4294, 4320, 4365, 4438, 4473, 4669, 5120, 5205, 5336, 5477, 5799, 6006; Mâlik, nuzûr/909; Dârimî, nuzûr/2236.

[4] Buharı, vekâ!et/2147, şahâdet/2455, sulh/2498, şurût/2523, eymân/6143, hııdûd/6326, 6329-6330, 6332, 6337, 6353, 6656, 6717-6718, 6736; Müslim, hudûd/3210; Tirmizî, hudûd/1353; Nesâî, âdâbu'I-kuzât/5315-5316; Ebû Dâvud, hudûd/3855; İbn Mâce, hudûd/2539; İbn Hanbel, musnedu'ş-Şâmiyyîn/16423; Mâlik, hudûd/1293; Dârimî, hudûd/2214.