Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

GENEL HADİSLER - Zekat - Mace

 

GENEL HADİSLER.. 1

GÜMÜŞ VE ALTININ ZEKÂTI(NIN KAÇTA KAÇ OLDUĞUNUN BEYÂNI) BABI  3

ZEKÂT MEMURUNUN ALACAĞI DEVE(DURUMUNUN BEYÂNI)  BABI. 7

ZEKÂT MEMURLARI. 9

AT VE KÖLE ZEKÂTI BABI. 9

HURMA AĞAÇLARI VE ÜZÜM HARSI (= DALLARINDAKİYAŞ HURMA VE YAŞ ÜZÜMDEN NE KADAR KURU HURMA VEKURU ÜZÜMÜN ÇIKACAĞININ TAHMİNEN TESBÎTÎ) BABI  11

MALININ KÖTÜSÜNÜ ZEKÂT OLARAK ÇIKARMAKTAN NEHİY BABI. 12

FITIR SADAKASI BABI. 13

VESK ALTMIŞ SA'DIR' BABI. 15

YAKINLIĞI OLANA SADAKA VERMEK BABI. 15

ZENGİN OLDUĞU HALDE ZEKÂT ALMASI HELA»  OLANLARIN  (BEYÂNI)   BÂBî 17

SADAKA FAZİLETİ. 17

 

 

GENEL HADİSLER

1783)    "... İbn-i Abbâs (Radıyaliâhü anhümo)'âan:  Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muâz (Radryallâhü anh)'ı Yemen'e (vali olarak) gönderdi. (Gönderirken) ona şöyle buyurdu :
«Şüphesiz sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları Allah'tan başka ilâh olmadığı ve benim Allah'ın resulü olduğum şe-hâdetine davet et. Eğer onlar bu davet için (sana) İtaat ederlerse Allah'ın her gün ve gecede beş (vakit) namazı onlar üzerine farz kıldığını onlara bildir. Eğer onlar bunun İçin (sana) itaat ederlerse Allah'ın onların malında sadaka (zekât) ı onlara farz kıldığını bildir. Bu sadaka onların zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir. Eğer onlar bunun için (sana) itaat ederlerse sen onların mallarının seçkinlerinden sakın (zekât için en üstün kalitesini seçme). Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o beddüâ ile Allah arasında hiç bir perde yoktur.»"

1784) "... Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâhü ank)'deu rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selem) :
«Zekâtını ödemeyen herkesin (zekâta tâbi) malı kıyamet günü kendisi (ni tâzib etmek) için erkek bir kel yılan şekline konularak boynunun gerdanlığı olur.» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize Allah Teâlâ'nın kitabından bunu tasdik edici:
(•= Allah'ın, kereminden verdiği servette cimrilik edenler, sakın bu cimriliğin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilâkis bu, onlar için serdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü onların boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.)» (D âyetini okudu."
(1)    Al-i İmrân :  180

1785)     "... Ebü Zerr (Radıyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre:  Rc-sulullah {Sallallahü Aleyhi ve Settrm) şöyle buyurdu, demiştir:
«Develeri, koyunları ile keçileri ve sığırları bulunup zekâtını vermeyen herkesin bu malları kıyamet günü en İri ve en semiz durumu ile gelerek sahibine boynuzlan ile vurur ve ayakları ile çiğnerler. (Sahibini vura vura ve çiğneye çiğneye geçen) hayvanların sonu geldikçe başı sahibine dönüp ona böylece musallat olur. Bu tâ-zib (mahşerde) Allah tarafından insanlar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder.-"

1786)    "... Ebû Hüreyre (Radtyallahü anh)'<\en rivayet edildiğine göre; Kesûlullah (Saltııllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«(Sahibi tarafından) zekât hakkı verilmeyen develer (kıyamet günü besili ve en kuvvetli hâli ile) gelerek sahibini tabanları İle çiğner, (zekâtı verilmeyen) sığırlar ve koyunlar ile keçiler de gelip sahibini tırnaklan ile çiğner ve boynuzları ile süser. (Zekâtı verilmeyen) kenz (ticâret eşyası, para, altın ve gümüş) de kel bir erkek yılan şekline sokulmuş olarak gelir ve kıyamet günü sahibine rastlar. Sahibi iki defa ondan kaçar. Sonra (tekrar) sahibinin önüne çıkar. Sahibi yine kaçarak: Senin ile aramızda (geçmiş) ne (olay) var (ki sen peşimi bırakmıyorsun) ? diye sorar. Yılan » Ben senin (zekatı ödenmeyen) kenzinim (= malınım). Ben senin kenzinim, der. Sahibi, eli-le kendini yılandan korumaya çalışır. Yılan onun elini kıtır kıtır yer.»"

1787)    "... Ömer bin el-Ilattab'm mevlâsı Hâlid bin Eşlem (3)   (Radıyof- ankjimyden; Şöyle demiştir :
(3)   Râvi Hâlid bin Eşlem tR.A.) Hz. Ömer iR.A.)'ın azadlısıdır. Abdullah bin Ömer (R.A.J'den rivayet etmiştir.
Ben (bir gün) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber (Medîne dışına) çıkmıştık. Bir A'rabî-arkadan gelip Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'ya :
—  Allah'ın;   ..«i)
«Ve altın ve gümüşü kenz edip (= biriktirip) Allah yolunda har-camayanlar...» buyruğu(ndaki kenz ve mal biriktirmenin) mâhiyeti nedir? diye sordu. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) Ona:
—  Altın ve gümüşü biriktirip de zekâtını vermeyenler için helak ve azab vardır. Zekât farz kılınmazdan önce ihtiyaç fazlası olup biriktirilen mal, kenz (azabı mucip bir biriktirme) sayılırdı. Zekât far-ziyeti emri indirilince Allah Teâlâ zekâtı malların temizleyicisi kıldı, diye cevap verdikten sonra dönüp şöyle dedi:
—  Sayısını bilip zekâtını verdiğim ve Allah  (Azze ve Celle)'nİn taâtile işlettiğim Uhud dağı kadar altınım olsa  (bu yüzden)  endişe duymam."

1788) "... Ebû Hürcyre (RadtyaUâhü anh)\\en rivayet edildiğine güre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Sen malının zekâtını verince, üzerindeki (malın hakkı) m ödemiş olursun,»"

1789)    "...  Katime hint-i Kays (4) (Radtyallâhü anhâ)*âm rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Malda ' zekâttan başka hiç bir hak yoktur.»"

 

GÜMÜŞ VE ALTININ ZEKÂTI(NIN KAÇTA KAÇ OLDUĞUNUN BEYÂNI) BABI

1790) "... Ali (bin Ebî Tâlib) (Radıyallâkü ank)'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Şellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Ben sizi at ve köle zekâtından kesinlikle afv ettim. Lâkin gümüşten öşürün dörtte birisini (zekât olarak) veriniz. Her kırk dirhemden bîr dirhem (veriniz).»"

1791) "... (Abdullah) bin Ömer ve Âişe (Radtyallâkü anhümyden; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her yirmi dinardan ve bundan fazla meblâğdan yarım dinar ve kırk dinardan bir dinar (zekât) alırdı."

1792)    "... Aişe (RadıyaUChü <mMj'den; Söyle demiştir :
Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu kİ :
-Bir malın Üzerinden bir yıl geçinceye kadar onda hiç zekat yok tur.»"


ZEKÂTIN FARZ OLDUĞU MALLARIN(MİKTARLARININ BEYÂNI) BABI

1793)    "... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyaltâhü ank)'üen rivayet edildiğine gö-
(5)   Tuhfetül-Ahvezi'den alınan yukarıdaki izah esnasında verilen misaller be-ntm tarafımdan ilâve edilmiştir,
re kendisi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em)'den şunu buyururken isit-miştir :
«Beş vesk miktarından az olan hurmada, beş okiyyeden az (gümüş) de ve beş deveden aşağısında zekât yoktur.»"

1794) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhii anhümâ)'(\an rivayet edildiğine göre; ResÛlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu, demiştir :
«Beş deveden aşağısında zekât yoktur. Beş okiyye'den az (gümüş) de zekât yoktur. Ve beş vesk miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) da zekât yoktur.»"

İ795)    "...,Ali bin Ebî  Tâlib (Radıyallâhü anh)'den  rivayet  edildiğine
göre:
Abbâs (bin Abdılmuttalib) (Radıyallâhü anh), zekâtını vaktinden önce yermekte acele etmesi hükmünü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Söilem) e sormuş. Efendimiz de ona bu hususta ruhsat vermiştir."


Î796) "... Abdullah bin Ebî Evfâ (RadıyallÛhü ankümâyfan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :
Her hangi bir adam malının zekâtını Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemHn yanma getirdiği zaman Efendimiz ona rahmet ve mağfiret için duâ ederdi. Ben de malımın zekâtını Onun huzuruna getirdim. Efendimiz:
-Allah'ım! Ebû Evfâ ailesine rahmet ve mağfiret eyle.» diye duâ buyurdu."

1797)  ... Khû Hüreyre (Hadi yalla hu untı)'ı\en  rivayet edildiğine güre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Stllt-m) şöyle hııvıırdıı, demiştir:
«Zekât verdiğiniz zaman; CyL» İ^İk^^j t^ LfLA>l l^UI = 'Allah'ım! Bu zekâtı büyük bir sevaba vesile eyle ve bunu (sevaba sebep olmadan hak sahibine ödenen) bir borç eyleme'* demekle zekâtın sevabını istemeyi unutmayınız.»"

1798) ... İbn-i Şihâb (Zührî) (7), Salim bin Abdi İlah (bin Ömer)'den O da babası (Abdullah.bin Ömer) (Radıyatlâhü anhiimj'ıien. O da Peygamber (Salia/lakii Aleyhi ve Sellem)\ien rivayetle şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)'in vefat etmeden önce zekâtlar hakkında yazdırmış olduğu bir mektubu Salim bana okudu (veya okutturdu.) Ben o mektupta şöyle buyuruldugunu buldum.-
•Beş (deve) de bir şat, on (deve) de iki şat, on beş (deve) de Üç şat ve yirmi (deve)de dört şat (zekât) olur. Yirmi beş de(n) otuz beş (devey)e kadar bir bint-i mahad (zekât) olur. Eğer bint-i mahad bulunmazsa erkek olan bir İbn-i Lebun (verilir). Otuzbeşten bir (deve) fazJalaşırsa kırk beşe kadar (olan develer için) bir bint-i lebun zekât vardır. Develer kırk beşten bir fazla olunca altmış (devey)e (varıncaya) kadar bunlar için bir hıkka (zekât) bulunur. Altmıştan bir fazla olunca yetmiş beşe kadar bir Cezea (zekât) olur. Yetmişbesten bir
fazla olunca doksana kadar iki bint-İ Lebun (zekât) olur. Doksandan bir fazla olunca yüz yirmiye kadar iki hıkka  (zekât)   olur. Develer daha da çoğalınca artık her elli (deve) için bir hıkka ve her kırk (de ve) için bir bint-i Lebun (zekât) olur.-"

1799) "... Khû S;ıi<l-i HuHri {Radiyullihu ««A/den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seiient) şöyle buyurdu, demiştir:
«Beşten az develerde zekât yoktur. Dört devede de hiç bir şey yoktur. Develerin sayısı beşe ulaşınca onun zekâtı bir şât olur. Dokuz deveye kadar (böyledir.) Deve sayısı 10a ulaşınca (bundan) on-dörde kadar onun zekâtı iki şât olur, develer on beş olunca (bundan? 19'a kadar onun zekâtı üç şâttır. Develer 2O'ye ulaşınca zekâtı dört şâttır. Deve sayısı 24'e ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Deve sayısı 25'e ulaşınca (bundan) 35'e kadar, onun zekâtı bir bint-i Ma had-dır. Bint-i m a had olmadığı zaman erkek olan bir ibn-i lebun verilir. Bir deve fazlalaşırsa, zekâtı bir bint-i lebun olur. Deve sayısı 45e ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Bir deve fazlalaşırsa, zekâtı bir hıkka olur. Deve sayısı 60'a ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Bir deve daha olursa zekâtı bir cezea olur. Deve sayısı 75'e ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Deve sayısı bir artarsa zekâtı iki bint-i lebun olur. Deve sayısı 90'a ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Buna bir deve daha ziyâdeleşirse. zekâtı iki hıkka olur. Develer 120 adede ulaşınca ya kadar (hüküm budur.) Bundan sonra her elli deve için bir hık.... ve kırk deve için bir bint i lebun  (zekât)   olur.»"

I800     ...  Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anft)'den rivayet edildiğine gö'c :
Ebû Bekir-i Sıddîk (Radıyallâhü anh)  (kendisini Bahreyn'e zekât âmiri olarak gönderdiğinde) O'na şu mektubu vermiştir:Sana verdiğim bu mektup, Allah'ın Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemTe emrettiği ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in müslümanlara farz ettiği (veya takdir ve tâyin buyurduğu) zekât farizası (hükümlerini beyan eden bir talimat)dır. Şüphesiz, hayvan zekâtları meyânındaki develerin gerekli yaşlarından bir kısmı şöyle olur: Kimin yanındaki develerin zekâtı dört yaşım bitirip beş yaşa erişmiş bir dişi deveye ulaşır ve onun yanında böyle deve bulunmaz da bir yaş aşağı dişi deve bulunursa, mal sahibinden (zekât olarak bu deve kabul edilir.) Ve mal sahibi yaş farkının telâfisi için, yanında varsa iki şât, yoksa yirmi dirhem (gümüş) verir. Kimin yanındaki (develerin) zekâtı üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deveye ulaşır ve onun yanında yalnız iki yaşını bitirip üçüncü yaşa basmış deve varsa, bu deve ondan kabul edilir. Ve mal sahibi (yaş farkına karşılık olarak) bu deve ile beraber, yanında varsa iki şât, yok ise yirmi dirhem (gümüş) verir. Kimin zekâtı iki yaşını tamamlayıp üçüncüsüne basmış dişi bir deveye ulaşırsa yanında bu evsafta bir deve bulunmayıp bir yaş büyüğü bulunursa* bu deve mal sahibinden kabul edilir ve zekât memuru (yaş farkı telâfisi için) ona yirmi dirhem (gümüş) veya ki şât verir. Kimin zekâtı iki yaşım tamamlayıp üçüncüsüne basmış bir dişi deveye erişir ve yanında bu vasıflarda deve bulunmayıp, yanında bir yaş küçüğü dişi deve bulunursa mal sahibinden bu deve kabul edilir ve mal sahibi (yaş farkını kapatmak için) bu deve ile beraber 20 dirhem (gümüş) veya İki şât verir. Kimin zekâtı bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşa giren dişi bir deveye ulaşır da, yanında bu evsafta deve bulunmaz ve yanında bir yaş küçüğü dişi deve bulunursa, ondan o büyük deve kabul edilir. Ve zekât memuru (yaş farkının telâfisi için) ona yirmi dirhem (gümüş) vcyâ iki şât verir. Kimin yanında zekât olarak vermesi gereken iki yaşındaki dişi deve bulunmayıp yanında, iki yaşından üçüncüsüne geçmiş erkek bir deve varsa ondan o deve kabul edilir ve bununla beraber başka bir şey  (vermek)  yoktur."

 

ZEKÂT MEMURUNUN ALACAĞI DEVE(DURUMUNUN BEYÂNI)  BABI

1801) ... Süvrycl hin (İatt-U* (Kaıityalhıhü ,itıh)'(Wn. Şöyir rW*mi$lir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zekât memuru bize geldi. Ben onun elini tuttum ve onun (zekât ahkâmına âit) mektubunda bulunan şu hükümleri okudum. -Zekât (artar veya eksilir) korkusuyla müteferrik (dağınık mal) bir araya toplatılmaz. Toplu (mal) da dağıtılmaz.» Sonra btr adam ona iri ve çok semiz bir dişi deve getirdi. O (zekât memuru) bu deveyi (zekât olarak) almaktan imtina etti. Bunun üzerine adam, o deveden aşağı bir deveyi memura getirdi. Memur, bunu aldı ve dedi ki:
Ben müslüman bir adamın develerinin en seçkinliğini almış olarak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin yanına varacağım zaman hangi yer beni taşır ve hangi gök beni gölgeler."

1802) "... Cerîr bin Alx1îlhth (Radıyalfâhü anh)\\ex\ rivayet edildiğine «ö-rt*;  Kesülullah (Sallatlahü Aleyhi ve Srllfm) şöyle buyurdu, demiştir:
-Zekât memuru    (mal sahiplerinden)    ancak razi olarak döner
(dönmelidir.)»"

1803)    "... Muâz bin Cebel (Radtyaüâhü anh)'den: Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Beni, Yemen'e (zekât ve şâir işlerin yöneticisi olarak) gönderdi ve bana, beher kırk sığır ve mandadan bir müsinne'yi ve beher otuzundan bir tebî' veya bir tebîa'yı (zekât olarak) almamı emretti."

1804) "... Abdullah (bin Mes'ud) (Raüıyallahü anh)\\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Otuz bakar (sığır ve mandalda bir tebl' veya bir tebîa ve kırk (bakar'da) bir müsinne (zekât.) vardır.-

1805) „. İbn-i Şihâb(-i Zührî), Salim bin Abdillah (bin Ömer)'den. O da babası (Abdullah) (Radtyatlâhü anhüm)'dan. O da Resûlullah (Salhllahü Aleyhi ve Se/lem)'den rivayetle şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'In vefat etmeden önce zekâtlar hakkında yazdırmış olduğu bir mektubu Salim bana okudu (veya okutturdu.) Ben o mektubta şöyle buyurulduğunu buldum :
-(Zekât) kırk şât (koyun ve keçi) de, yüz yirmiye kadar bir şât-tır. Yüz yirmiden bir tane fazla olunca, iki yüze kadar, iki sattır. Ukiyüzden) bir tane fazla olunca, üçyüze kadar, üç sattır. Daha da çoğalınca artık her yüz tanede bir şât (zekât) olur.»

1806) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Müslümanların zekâtları (hayvan sürülerini suladıkları) suları üzerinde alınır.»"

1807) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhüm&yâzn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurmuştur:
«Koyun ve keçi zekâtı kırk tanede, yüz yirmiye kadar bir sattır. Bir tane fazlalaşınca, ikiyüze kadar iki şâttır. Eğer bir tane fazlala-şırsa artık üçyüze kadar zekâtı üç şâttır. Eğer daha da fazlalaşırsa artık beher yüz tanede bir şât zekât olur. Zekât (artar veya eksilir) korkusuyla toplu mal dağıtılmaz ve dağınık mal toplatılmaz. Her iki halît (= ortak veya mallarını başkasının malına karıştıran) verdiği zekâttan arkadaşına düşen hisse karşılığını ondan alır. Zekât memuru (ne) malın yaşlısını (ne) ayıplısını (ne de koç ve teke gibi) döl hayvanını zekât olarak alamaz. Ancak mal sahibi dilediği zaman zekât memuru döl hayvanı alabilir.»

 

ZEKÂT MEMURLARI

1808)    "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre: ReSulullâh (Sa/tâllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Zekâtta haksız davranan kimse zekâtı vermekten imtina eden gibidir.*

1809)    "... RâfF bin Hadîç (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir:
Ben, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyururken işittim:
«Hakkıyle çalışan zekât memuru evine dönünceye kadar Allah yolunda çalışan gazi gibidir.»"

1810) "... Abdullah bin Üneys (Radtyallâhü ankyâr.n rivayet edildiğine göre:
Kendisi bir gün Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh) ile beraber zekât hakkında müzâkere etmişler. Bu arada Ömer kendisine:
Sen Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}'i zekâtta hiyânet etmeyi anlattığı zaman =
«Şüphesiz kim zekâttan bir deve veya bir şât (koyun veya keçi) hiyânetinde bulunursa kıyamet günü hiyânet edilen hayvan getirilerek niyânet edene yüklenir.» buyururken işitmedin mi? demiş. Râvi demiştir ki Abdullah bin Üneys de: Evet işittim diye cevap vermiştir.

1811)    "... İmrân bin Husayn Mevlâsı Atâ (Radtyallâkii atthümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
İmrân bin el Husayn Ziyâd bin Ebi Süfyân veya başka bîr emir tarafından zekât memuru olarak gönderilmiş sonra görevden dönünce gönderen emir tarafından kendisine t
—  Topladığın mal nerededir? diye sorulmuş. Kendisi de :
—  Beni mal getirmek için mi gönderdin? Biz Resulullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken nereden alıyor idiysek oradan aldık ve aldığımızı nereye bırakıyor idiysek oraya bıraktık, diye cevap vermiştir."


AT VE KÖLE ZEKÂTI BABI

1812)    "... Ebû Hüreyre (Radıyattâhii anh)'âen rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sailattakü Aleyhi ve Setlem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Müslüman üzerinde (ne) kölesi için (ne de) atı için zekât yoktur.-"

1813)    "... Alî (bin Ebî Tâlib)  (Radtyatlâhü attkyâen rivayet edildiğine göre; peygamber (Sallaihhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Sizin İçin at ve köle zekâtından vazgeçtim -"

1814)     Muâz bin Cebel (Radtyallûkii anh)'<.İen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu Yemene göndererek ona şöyle talimat buyurmuştur:
• (Zekât olarak) hububattan hububat koyun ile keçilerden koyun ve keçi, develerden deve ve sığırlardan sığır al.»"

I8I5) "... Amr bin Şuayb'ın (11) babasının dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As (Radtyaüâhü unA«m/den; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (toprak mahsullerinden) yalnız şu beş şey için zekatı meşru kılmıştır > Buğdayı, arpa. hur ma, üzüm ve darı."

1816) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; ResûluIIah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Yağmurun ve pınarlar (gibi akar sular) m suladığı şeylerde öşür (vâcib)dir. Nadıh ( = âletle) sulananlarda da öşürün yarısı (vacip) dır.-"

1817) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radıyaliâhü ankümyden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i şöyle buyururken işittim :
-Yağmurun, nehirlerin ve pınarların suladığı veya ba'l olan (yâni köküne bağh damarlarla topraktan su emenler) de öşür (vacip} dir. Sevânî (su taşıyan develer veya büyük kovalar) ile sulananlarda öşü-rün yarısı  (vacip)dir.»

1818)    "... Muâz bin Cebel (Radtyallâhü anhyâen; Şöyle demiştir:
'ResûiuHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni (Zekât toplamak ve dıger işleri yönetmek için) Yemen'e gönderdi ve bana, yağmurun suladığı ve ba'l (köküne bağlı damarlarla topraktan su emici) olarak sulananlardan öşür, devalî (âletter) ile sulananlardan öşürün yarısını almamı emir buyurdu.'
(Râvi) Yahya bin Âdem demiştir ki: Ba'l, aserî, azî ve izi: Yağmur suyu ile sulanandu. Aserî: Sırf bulut ve yağmurla yetişen ve yağmur suyundan başka hiç su görmeyen mahsuldür. Ba'l de: Köklerine bağh damarları yer altına gidip suya ulaşan ve beş altı yılsulamaya ihtiyaç duymayıp sulanmamaya dayanan üzüm asmalarıdır. İşte ba'l budur. Dere suyu akınca ona da Seyl denir. (12) Peşpeşe gelen Seyl'e de 'GayT denir."

 

HURMA AĞAÇLARI VE ÜZÜM HARSI (= DALLARINDAKİYAŞ HURMA VE YAŞ ÜZÜMDEN NE KADAR KURU HURMA VEKURU ÜZÜMÜN ÇIKACAĞININ TAHMİNEN TESBÎTÎ) BABI

1819)    "... Attâb bin Esîd (RadtyaÜâkü a»A>'den; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) üzüm asmaları üzerinde bulunan yaş üzümden tahminen ne kadar kuru üzüm çıkacağını tesbit edecek kimseleri bağ sahiplerine gönderirdi."

1820)    "...  (Abdullah) bin Abbâs (RadtyaÜâkü anhümâydan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber'i fethşttiği zaman, Hayber toprağı ile nekadar altın ve gümüş varsa hepisinin Zâtı Nebevilerinin emrine verilmesini şart koştu. (Yâni bu şartla yerli yahudîlerin orada kalmalarına müsâade buyurdu.) Hayber yahudî-leri O'na i
Biz toprak (tan iyi mahsul almak) işini daha iyi biliriz. Bu itibarla toprağı bize ver. Meyvesinin yarısı bize ve yarısı size âit olmak üzere biz işletelim, dediler. Hâvi demiştir ki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Hayber arazisini) bu şekilde onlara verdi. Hurmaların devşirilmesi zamanı yaklaşınca Efendimiz Abdullah bin Ravâha (Radiyallâhü anhi'ı Hayber yahudîlerine gönderdi. İbn-i Ravâha hurma bahçelerindeki meyve miktarını tahminen tesbit etti. Medine halkı bu tahmini tesbit işine Hars derler. İbn-i Ravâha: Bu hurmalıkta, şu kadar, bu kadar hurma var dedi. Yahudiler t
—  Ey İbn-i Revâha, tahmin ettiğin miktar bize fazla geldi, dediler. Bunun üzerine İbn-i Revâha
—  Şu halde, bu miktarı ben kabullenirim ve dediğim bu miktarın yarısını ben size veririm, dedi. Râvi demiştir ki: Hayber yahudî-leri:
—  Hak olan ancak senin yaptığın tahmindir ve gök ile yer ancak hak ile durur, dediler. Sonra: Biz senin dediğin miktarı vermeye râ-zi olduk, dediler."

MALININ KÖTÜSÜNÜ ZEKÂT OLARAK ÇIKARMAKTAN NEHİY BABI

1821) '... Avf bin Mâlik el-Eşcaî (15) (Radıyatlâhü anit)'den; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) elinde bir asa bulunduğu halde M esc id'e çıktı. Bir adam da (zekât olarak getirdiği) hurma salkımlarını veya bir hurma salkımını (mescid içinde iki direk arasında gerilmiş olan ipe) asmış idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) asılmış olan hurma salkımını (elindeki asâ ile) dürtüp sallamaya ve şöyle buyurmaya başladı:
-Bu zekât sahibi dileseydi bundan iyisini zekât olarak verebilirdi. Şüphesiz bu zekât sahibi kıyamet günü bozuk kuru hurma yer.»"

1822Berâ' bin Âzib (Radtyallâhü ank)yın Allah Teâlâ'mn :
(Ey îman edenler! Kazandığınız şeylerin) ve yerden sizin için çıkardığımız şeylerin temizlerinden (infak ediniz.) Ve malın kötüsünden infak etmeye kalkmayın.» kavli celH-i hakkında şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bu âyeti celîle Ensâr-ı Kiram hakkında inmiştir. Hurma devşirme zamanı olunca, Ensâr-ı kiram, kendi hurma bahçelerinden taze hurma salkımlarını toplarlar ve Resûlullah ISallal lahü Aleyhi ve SellemJ'in mescidinde İki direk arasında (gerilmiş durumda) ki ipin üzerine asarlar. Muhacirlerin fakirleri de ondan yerlerdi. Oraya konulan salkımların çokluğu dolayısıyla kimse farkına varmaz ve geçişir zanniyle bir adam, bozuk hurmalı bir salkımı bile bile getirip (oradaki salkımların arasına) sokar

BAL'IN ZEKÂTI BABI

1823) "... Ebû Seyyare el-Mütef (16) (Radtyallâhü anfı)\\en; Şöyle demiştir :
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'e: Yâ Resûlallahf Benim bal arılarım vardır, dedim. O ı Öşür (yâni onun balının onda birini zekât olarak) öde, buyurdu. Ben :
Yâ Resûlallahl Benim için arılarımı muhafaza buyur, dedim. O da benim İçin arılarımı muhafaza buyurdu."

1824) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in baldan öşür aldığım rivayet etmiştir."

 

FITIR SADAKASI BABI

1825)    "... (Abdullah)   bin Ömer    Radtyatlâhü a»*wmâ)'dan;  Şöyle demiştir :
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fıtır zekâtını bir sâ kuru hurma veya bir sâ arpa olarak emir buyurdu.
Abdullah (bin Ömer) demiştir ki -. Sonra halk iki müd buğdayı buna muâdil (denk) eyledi."

1826)    "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hür veya köle erkek veya kadın her müslümana fıtır sadakasını bir sâ arpa veya bir sâ kuru hurma olarak farz kıldı."

1827) "... İbn-i Abbâs (Radıyallâkü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyu (işlediği) faydasız söz ve fiillerden ve çirkin, ölçüsüz lâflar (in pisliğin) den temizleyici ve fakirlere yiyecek olmak üzere fıtır zekâtını farz kıldı. Artık kim bunu bayram namazından önce öderse, o, makkftbir zekâttır. Kim bunu bayram namazından sonra öderse o, sadakalardan birisidir."

1828)    "... Kays bin Sa'd (19)  (bin Ubâde)  (Radıyatlâkü anhümâjdan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zekât (emri) İndirilmeden önce bize fıtır sadakasını vermemizi emretti. Sonra zekât (emri) inince bize (fıtır sadakası ile) ne emretti, ne de bizi (bu sadakayı vermekten) menetti. Biz bu sadakayı veriyoruz. (Veya biz ise yine bu sadakayı verirdik.)"

1829)    '... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyattâhü anh)'den\ Şöyle demiştir   : Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  aramızda olduğu zaman (yâni hayatta iken) biz fıtır zekâtını yiyecek maddesinden bir sâ olarak çıkarırdık.  (Çıkarılan yiyecek maddesi şunlardı:) Kuru hurmadan bir sâ, arpadan bir sâ, keşkten bir sâ, kuru üzümden bir sâ. (Halîfe)  Muâviye  (Radıyallâhü anh)   yanımıza Medîne-i Münevve-re*ye gelinceye kadar biz devamlı böyle yapardık. Muâviye'nin (Medine'de) halka söylediği şeyler arasında şu sözü de vardı: Ben Şam'ın buğdayından iki müddü   (yâni  yarım sâı)  ancak bu yiyeceğin  bir saına eşit olarak sanırım.
Artık halk onun bu sözünü tuttu.
Ebû Said demiştir ki: Ben yaşayacağım sürece fıtır sadakamı Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hayatta iken çıkardığım gibi (bir sâ olarak) çıkarmaya devam edeceğim."
1830) "... Resûlullah (Satiallakü Aleyhi ve SeUrmy'm Müezzini Sa'cl (el-Karaz)  (RadıyaUâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m), fıtır sadakasını kuru hurmadan bir sâ veya arpadan bir sâ yahut süit (buğdaya benzeyen bir nevî arpa) den bir sâ olarak vermeyi emretti."

1831l) ... Kl-AlıV hin cl-Hadnımi (Rıutıyallâhit unJr)'ı\vn: Şiiyle demişlir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni Bahreyn'e veya Hecer'e (vali ve âmil olarak) gönderdi. Ben (orada) kardeşler arasında (müşterek) olan bahçeye (haraç almak için) giderdim. (Kardeş lerden) birisi müslümanhğ! kabul ederdi. Artık müslüman olan (kar-deşJden öşür, müşrik olan (kardeş)den de haraç alırdım"

 

VESK ALTMIŞ SA'DIR' BABI

1832) "... Ebû Saîd(-i Hudrî) (RadtyaUâkü anh)'âen rivayet edildiğine göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den msrfu olar rak şunu rivayet etmiştir t
«Vesk altmış sa'dır.»"

1833)    "... Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ>'dan rivayet edildiğine «öre; ResûIuHah (Salladahü Aleyhi ve Srllent) şöyle buyurdu, demiştir : «Vesk altmış sâ'dır.-"

 

YAKINLIĞI OLANA SADAKA VERMEK BABI

I834) ... AİKİullalı (hin Mesudun) karısı Zeyneb (20) (bint-i Abdillah) (litHİıyalitıhu an/ıiinni)\\aıı;   Suyle demiştir :
Ben, Resülullah  (SallaUnhü Aleyhi ve Sellem) 'e:
—  Kocama ve (yakınl.ıniidan) himayem altında bulunan bir kaç yetime verdiğim nafaka benim için sadaka yerine kifayet eder mi? diye sordum. Resülullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  -Anılan nafakadan dolayı (veya anılan nafakayı veren kadın için) iki ecir vardır: Sadaka ecri ve akrabalık ecri.» buyurdu.

1835)    "...  (Peygamber'in muhterem zevcesi)   Tmmü Seleme  (Rçdtyallâ-kii anfıâ )'dan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sadaka vermeyi bize emretti. Bunun üzerine Abdullah (bin Mes'ûdun) karısı Zeyneb (Radı-yallahü anhümâ)':
Fakir olduğu halde kocama ve bir erkek kardeşimin yetim olan oğlan çocuklarına sadaka vermem benim için sadaka yerine geçer mi? Ben onlara her durumda şöyle şöyle nafaka vermekteyim? diye sordu. (Ravı) demiştir ki. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
•Evet» buyurdu.
Râvi demiştir ki: (Anılan) Zeyneb (Radıyallâhü anhâ)'nın ellerinden (kazanç getirici) iş gelirdi."
ır-iM-î? Zevâid'de $°yle denilmiştir : Bu, sahih bir seneddir. Ebû Dâvûd hâriç Kutüb-ı Sıtte sahiplerinin rivayet ettikleri Abdullah bin Mes'ud (R.A Vın hadisi bu hadis için sahih bir şâhiddir.

1836) "... Hişâm bin L'rve'nin dedesi (Zübeyir bin el-Avvânı) (Radtyal-lâhü anhüm)\\en rivayet edildiğine #öre Resûlullah (Sallatiahu Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu, demiştir :
«(And olsun ki,) Sizden birinizin urganlarını alıp, dağa gitmesi, (oradan topladığı) bir odun demetini sırtında getirip satması ve odun bedeli ile ihtiyacını gidermeye çalışması şüphesiz onun için (halktan istiyeceği şeyi) versinler veya vermesinler onlardan İstemekten iyidir.-"

1837) "... (Peygamber'in mevlâsı) Sevbân (Radı yalla hu anh)\ien rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Seliem) :
—  -Ve kim bir haslet  (sahibi olmak)  için bana garanti verir? Ben ona cennet garantisini veririm» diye sordu. Dedim ki:
—  'Ben. (O haslet sahibi olma garantisi veririm.)' Efendimiz:
—  «Sen, halktın malların)dan hiç bir şey isteme- » buyurdu.
Râvi demiştir ki: Bundan sonra Sevbân (Radıyallâhü anh), binek üstünde iken kamçısı elinden (yere) düşerdi de hiç bir kimseye: Onu bana sunuver, demezdi ve nihayet kendisi İnip onu alırdı."

1838) "... Kim Hüreyre (Radıyallûhü anh)\\en rivayet edildiğine göre: Resûlullüh (Saltatlaftii Aleyhi vr Srll-ın) şöyle buyurdu, demiştir :
-Malını çoğaltmak için halktan mallarını isteyen bir kimse şüphesiz Cehennemin tutuşmuş ateş parçalarını İstemiş olur. Artık bunu azaltsın veya çoğaltsın.-"

1839)     "...  Kbû Hüreyre  (R atfı yuflâtıii a n ti )\ien rivayet  edildiğine aöre: Kesûlultah (Sallallahü Mevtti vr Srtlrın) şöyle buyurdu, demiştir :
«Ne varlıklı kişi için ne de kuvvetli ve sağlam kişi için sadaka helâl değildir.-"

1840) "... Abdullah bin Mes'ud (Radryallâhü ûw/rj'den rivayet edildiğine göre. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
—  «Gına verip geçindirecek malı varken halktan isteyen kimsenin dilencilikle aldığı şey kıyamet günü onun yüzünde yara, bere olarak gelir. Ashab-ı Kiram tarafından:
—  Yâ Resülallah! (Halktan istemeye mâni) ne kadar mal insana gına verir? diye soruldu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
—  «Elli dirhem gümüş veya- bunun değerinde altın.» diye cevâp buyurdu.
(Râvi Yahya demiştir ki:) Bir adam (Râvi) Süfyân'a: Şu'be, Ha-fcîm bin Cübeyr'den hadîs rivayet etmez, demiş, Süfyân'da: Bu hadîsi bize Muhammed bin Abdirrahman bin Yezîd'den (Hakîm'den başka) Zübeyd  (de) rivayet etmiş, demiştir."
 


ZENGİN OLDUĞU HALDE ZEKÂT ALMASI HELA»  OLANLARIN  (BEYÂNI)   BÂBî

I841) "... Ebû Saîcl-i Hudri (Radtyallâhü ««A/den rivayet edildiğine gÖ-re; Resûluİlah (Sallallahü Alcyhiı vr Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
- (Şu) beş kişi müstesna, zekât almak hiç bir zengine helâl değildir: Zekât âmili ( memuru), Allah yolundaki mücâhid, zekât malını kendi malı ile satın alan zengin, fakirin, kendisine verilmiş olan sadakayı hediye ettiği zengin ve (Müslümanların arasını bulmak yolunda)  borçlanan (zengin).»"

 

SADAKA FAZİLETİ

1842)    "...  Ebû Hüreyre (Radıyaltâhü ank)'f\en rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S elle m) şöyle buyurdu, demiştir:
«Her hangi bir kimsenin bir hurma değerinde bile olsa helâl kazancından verdiği sadakayı — ki Allah helâl maldan verilen sadakadan başka hiç bir sadakayı kabul etmez— Rahman (olan Allah) be hemahal sağ eliyle alır. Sonra o sadaka dağdan daha büyük oluncaya kadar Rahmanın avucunda artar ve sizin biriniz erkek küheylan tayını veya devesinin yavrusunu titizlikle büyüttüğü gibi. Rahman o sadakayı sahibi için Önemle büyütür.»"

1843) "... Adiyy bin Hatim (-i Tâî) (23) (RadıyaUâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Kıyamet günü Rabbi kendisi ile konuşmıyacak (sorguya çekil-miyecek) hiç biriniz yoktur. Rabbi ile kulu arasında hiç bir tercüman olmaksızın (Allah kulu ile konuşacaktır.) Bu durumda kul Önüne bakar. Karşısında Cehennem ateşi bulunur. Sağına bakar, önünden gönderdiği (ameli) nden başka bir şey göremez. Soluna bakar, gönderdiği (ameli)nden başka bir şey görmez. (Ashabım!) Artık tek bir hurmanın yarısı ile*olsun ateşten korumaya gücü yeteniniz (bunu) yapsın.»1'

1844)    "... Selmân bin Âmrr (24)  ed-Dabbî  (RadıyaUâhü anh)'6er\ rivâ-yet edildiğine göre: Resûlullah (Sallaltahü Aleyhi ve Scllcm) şöyle buyurdu, demiştir :
«Fakire verilen sadaka bir sadakadır. Akrabalığı olan (muhtaç) a verilen sadaka iki (hayır)dır. Sadaka ve sıla(-ı rahim)dir.»"