GENEL HADİSLER - Zekat - Mace
![]()
GÜMÜŞ VE ALTININ ZEKÂTI(NIN KAÇTA KAÇ OLDUĞUNUN BEYÂNI) BABI
ZEKÂT MEMURUNUN ALACAĞI DEVE(DURUMUNUN BEYÂNI) BABI
MALININ KÖTÜSÜNÜ ZEKÂT OLARAK ÇIKARMAKTAN NEHİY BABI
YAKINLIĞI OLANA SADAKA VERMEK BABI
ZENGİN OLDUĞU HALDE ZEKÂT ALMASI HELA» OLANLARIN (BEYÂNI) BÂBî
GENEL HADİSLER
1783) "...
İbn-i Abbâs (Radıyaliâhü anhümo)'âan: Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muâz (Radryallâhü anh)'ı Yemen'e
(vali olarak) gönderdi. (Gönderirken) ona şöyle buyurdu :
«Şüphesiz sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları Allah'tan
başka ilâh olmadığı ve benim Allah'ın resulü
olduğum şe-hâdetine davet et. Eğer onlar bu davet için (sana)
İtaat ederlerse Allah'ın her gün ve gecede beş (vakit)
namazı onlar üzerine farz kıldığını onlara
bildir. Eğer onlar bunun İçin (sana) itaat ederlerse Allah'ın
onların malında sadaka (zekât) ı onlara farz
kıldığını bildir. Bu sadaka onların
zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir. Eğer onlar bunun
için (sana) itaat ederlerse sen onların mallarının
seçkinlerinden sakın (zekât için en üstün kalitesini seçme). Mazlumun
bedduasından sakın. Çünkü o beddüâ ile Allah arasında hiç bir
perde yoktur.»"
1784) "... Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâhü ank)'deu rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selem) :
«Zekâtını ödemeyen herkesin (zekâta tâbi) malı kıyamet günü
kendisi (ni tâzib etmek) için erkek bir kel yılan şekline konularak
boynunun gerdanlığı olur.» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bize Allah Teâlâ'nın kitabından bunu tasdik edici:
(•= Allah'ın, kereminden verdiği servette cimrilik edenler,
sakın bu cimriliğin kendileri için hayırlı olduğunu
sanmasınlar. Bilâkis bu, onlar için serdir. Cimrilik ettikleri şey,
kıyamet günü onların boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve
yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.)» (D âyetini okudu."
(1) Al-i İmrân : 180
1785) "... Ebü Zerr (Radıyallâkü anh)'den rivayet
edildiğine göre: Rc-sulullah {Sallallahü Aleyhi ve Settrm)
şöyle buyurdu, demiştir:
«Develeri, koyunları ile keçileri ve sığırları bulunup
zekâtını vermeyen herkesin bu malları kıyamet günü en
İri ve en semiz durumu ile gelerek sahibine boynuzlan ile vurur ve
ayakları ile çiğnerler. (Sahibini vura vura ve çiğneye
çiğneye geçen) hayvanların sonu geldikçe başı sahibine
dönüp ona böylece musallat olur. Bu tâ-zib (mahşerde) Allah
tarafından insanlar arasında hüküm verilinceye kadar devam
eder.-"
1786) "... Ebû Hüreyre (Radtyallahü anh)'<\en rivayet
edildiğine göre; Kesûlullah (Saltııllahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir:
«(Sahibi tarafından) zekât hakkı verilmeyen develer (kıyamet
günü besili ve en kuvvetli hâli ile) gelerek sahibini tabanları İle
çiğner, (zekâtı verilmeyen) sığırlar ve koyunlar ile
keçiler de gelip sahibini tırnaklan ile çiğner ve boynuzları ile
süser. (Zekâtı verilmeyen) kenz (ticâret eşyası, para,
altın ve gümüş) de kel bir erkek yılan şekline
sokulmuş olarak gelir ve kıyamet günü sahibine rastlar. Sahibi iki
defa ondan kaçar. Sonra (tekrar) sahibinin önüne çıkar. Sahibi yine
kaçarak: Senin ile aramızda (geçmiş) ne (olay) var (ki sen
peşimi bırakmıyorsun) ? diye sorar. Yılan » Ben senin
(zekatı ödenmeyen) kenzinim (= malınım). Ben senin kenzinim,
der. Sahibi, eli-le kendini yılandan korumaya çalışır.
Yılan onun elini kıtır kıtır yer.»"
1787) "... Ömer bin el-Ilattab'm mevlâsı Hâlid bin
Eşlem (3) (Radıyof- ankjimyden; Şöyle demiştir
:
(3) Râvi Hâlid bin Eşlem tR.A.) Hz. Ömer iR.A.)'ın
azadlısıdır. Abdullah bin Ömer (R.A.J'den rivayet etmiştir.
Ben (bir gün) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber (Medîne
dışına) çıkmıştık. Bir A'rabî-arkadan gelip
Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'ya :
— Allah'ın; ..«i)
«Ve altın ve gümüşü kenz edip (= biriktirip) Allah yolunda
har-camayanlar...» buyruğu(ndaki kenz ve mal biriktirmenin) mâhiyeti
nedir? diye sordu. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) Ona:
— Altın ve gümüşü biriktirip de zekâtını vermeyenler
için helak ve azab vardır. Zekât farz kılınmazdan önce ihtiyaç
fazlası olup biriktirilen mal, kenz (azabı mucip bir biriktirme)
sayılırdı. Zekât far-ziyeti emri indirilince Allah Teâlâ
zekâtı malların temizleyicisi kıldı, diye cevap verdikten
sonra dönüp şöyle dedi:
— Sayısını bilip zekâtını verdiğim ve
Allah (Azze ve Celle)'nİn taâtile işlettiğim Uhud
dağı kadar altınım olsa (bu yüzden) endişe
duymam."
1788) "... Ebû Hürcyre (RadtyaUâhü anh)\\en rivayet edildiğine güre:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Sen malının zekâtını verince, üzerindeki (malın
hakkı) m ödemiş olursun,»"
1789) "... Katime hint-i Kays (4) (Radtyallâhü anhâ)*âm
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu, demiştir:
«Malda ' zekâttan başka hiç bir hak yoktur.»"
GÜMÜŞ VE ALTININ ZEKÂTI(NIN KAÇTA KAÇ OLDUĞUNUN
BEYÂNI) BABI
1790) "... Ali (bin Ebî Tâlib) (Radıyallâkü ank)'den rivayet
edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Şellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Ben sizi at ve köle zekâtından kesinlikle afv ettim. Lâkin gümüşten
öşürün dörtte birisini (zekât olarak) veriniz. Her kırk dirhemden bîr
dirhem (veriniz).»"
1791) "... (Abdullah) bin Ömer ve Âişe (Radtyallâkü anhümyden;
Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her yirmi dinardan ve bundan fazla
meblâğdan yarım dinar ve kırk dinardan bir dinar (zekât)
alırdı."
1792) "... Aişe (RadıyaUChü <mMj'den; Söyle
demiştir :
Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu kİ
:
-Bir malın Üzerinden bir yıl geçinceye kadar onda hiç zekat yok
tur.»"
ZEKÂTIN
FARZ OLDUĞU MALLARIN(MİKTARLARININ BEYÂNI) BABI
1793) "... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyaltâhü ank)'üen rivayet
edildiğine gö-
(5) Tuhfetül-Ahvezi'den alınan yukarıdaki izah
esnasında verilen misaller be-ntm tarafımdan ilâve edilmiştir,
re kendisi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em)'den şunu buyururken
isit-miştir :
«Beş vesk miktarından az olan hurmada, beş okiyyeden az
(gümüş) de ve beş deveden aşağısında zekât
yoktur.»"
1794) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhii anhümâ)'(\an rivayet
edildiğine göre; ResÛlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle
buyurdu, demiştir :
«Beş deveden aşağısında zekât yoktur. Beş
okiyye'den az (gümüş) de zekât yoktur. Ve beş vesk miktarından
az olan (hurma, üzüm ve hububat) da zekât yoktur.»"
İ795) "...,Ali bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü
anh)'den rivayet edildiğine
göre:
Abbâs (bin Abdılmuttalib) (Radıyallâhü anh), zekâtını
vaktinden önce yermekte acele etmesi hükmünü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Söilem) e sormuş. Efendimiz de ona bu hususta ruhsat vermiştir."
Î796) "... Abdullah bin Ebî Evfâ (RadıyallÛhü ankümâyfan rivayet edildiğine
göre şöyle demiştir :
Her hangi bir adam malının zekâtını Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve SellemHn yanma getirdiği zaman Efendimiz ona rahmet ve
mağfiret için duâ ederdi. Ben de malımın zekâtını Onun
huzuruna getirdim. Efendimiz:
-Allah'ım! Ebû Evfâ ailesine rahmet ve mağfiret eyle.» diye duâ
buyurdu."
1797) ... Khû Hüreyre (Hadi yalla hu untı)'ı\en rivayet
edildiğine güre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Stllt-m) şöyle
hııvıırdıı, demiştir:
«Zekât verdiğiniz zaman; CyL» İ^İk^^j t^ LfLA>l l^UI =
'Allah'ım! Bu zekâtı büyük bir sevaba vesile eyle ve bunu (sevaba
sebep olmadan hak sahibine ödenen) bir borç eyleme'* demekle zekâtın
sevabını istemeyi unutmayınız.»"
1798) ... İbn-i Şihâb (Zührî) (7), Salim bin Abdi İlah (bin
Ömer)'den O da babası (Abdullah.bin Ömer) (Radıyatlâhü
anhiimj'ıien. O da Peygamber (Salia/lakii Aleyhi ve Sellem)\ien rivayetle
şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)'in vefat etmeden önce zekâtlar
hakkında yazdırmış olduğu bir mektubu Salim bana okudu
(veya okutturdu.) Ben o mektupta şöyle buyuruldugunu buldum.-
•Beş (deve) de bir şat, on (deve) de iki şat, on beş (deve)
de Üç şat ve yirmi (deve)de dört şat (zekât) olur. Yirmi beş
de(n) otuz beş (devey)e kadar bir bint-i mahad (zekât) olur. Eğer
bint-i mahad bulunmazsa erkek olan bir İbn-i Lebun (verilir).
Otuzbeşten bir (deve) fazJalaşırsa kırk beşe kadar
(olan develer için) bir bint-i lebun zekât vardır. Develer kırk
beşten bir fazla olunca altmış (devey)e (varıncaya) kadar
bunlar için bir hıkka (zekât) bulunur. Altmıştan bir fazla
olunca yetmiş beşe kadar bir Cezea (zekât) olur. Yetmişbesten
bir
fazla olunca doksana kadar iki bint-İ Lebun (zekât) olur. Doksandan bir
fazla olunca yüz yirmiye kadar iki hıkka (zekât) olur.
Develer daha da çoğalınca artık her elli (deve) için bir
hıkka ve her kırk (de ve) için bir bint-i Lebun (zekât) olur.-"
1799) "... Khû S;ıi<l-i HuHri {Radiyullihu ««A/den rivayet
edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seiient) şöyle
buyurdu, demiştir:
«Beşten az develerde zekât yoktur. Dört devede de hiç bir şey yoktur.
Develerin sayısı beşe ulaşınca onun zekâtı bir
şât olur. Dokuz deveye kadar (böyledir.) Deve sayısı 10a
ulaşınca (bundan) on-dörde kadar onun zekâtı iki şât olur,
develer on beş olunca (bundan? 19'a kadar onun zekâtı üç
şâttır. Develer 2O'ye ulaşınca zekâtı dört
şâttır. Deve sayısı 24'e ulaşıncaya kadar (hüküm
budur.) Deve sayısı 25'e ulaşınca (bundan) 35'e kadar, onun
zekâtı bir bint-i Ma had-dır. Bint-i m a had olmadığı
zaman erkek olan bir ibn-i lebun verilir. Bir deve fazlalaşırsa,
zekâtı bir bint-i lebun olur. Deve sayısı 45e
ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Bir deve fazlalaşırsa,
zekâtı bir hıkka olur. Deve sayısı 60'a
ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Bir deve daha olursa zekâtı bir
cezea olur. Deve sayısı 75'e ulaşıncaya kadar (hüküm
budur.) Deve sayısı bir artarsa zekâtı iki bint-i lebun olur.
Deve sayısı 90'a ulaşıncaya kadar (hüküm budur.) Buna bir
deve daha ziyâdeleşirse. zekâtı iki hıkka olur. Develer 120
adede ulaşınca ya kadar (hüküm budur.) Bundan sonra her elli deve
için bir hık.... ve kırk deve için bir bint i lebun
(zekât) olur.»"
I800 ... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anft)'den
rivayet edildiğine gö'c :
Ebû Bekir-i Sıddîk (Radıyallâhü anh) (kendisini Bahreyn'e zekât
âmiri olarak gönderdiğinde) O'na şu mektubu vermiştir:Sana
verdiğim bu mektup, Allah'ın Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
SellemTe emrettiği ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in
müslümanlara farz ettiği (veya takdir ve tâyin buyurduğu) zekât
farizası (hükümlerini beyan eden bir talimat)dır. Şüphesiz,
hayvan zekâtları meyânındaki develerin gerekli yaşlarından
bir kısmı şöyle olur: Kimin yanındaki develerin zekâtı
dört yaşım bitirip beş yaşa erişmiş bir dişi
deveye ulaşır ve onun yanında böyle deve bulunmaz da bir
yaş aşağı dişi deve bulunursa, mal sahibinden (zekât
olarak bu deve kabul edilir.) Ve mal sahibi yaş farkının
telâfisi için, yanında varsa iki şât, yoksa yirmi dirhem (gümüş)
verir. Kimin yanındaki (develerin) zekâtı üç yaşını
bitirip dört yaşına basmış bir dişi deveye ulaşır
ve onun yanında yalnız iki yaşını bitirip üçüncü
yaşa basmış deve varsa, bu deve ondan kabul edilir. Ve mal
sahibi (yaş farkına karşılık olarak) bu deve ile
beraber, yanında varsa iki şât, yok ise yirmi dirhem (gümüş)
verir. Kimin zekâtı iki yaşını tamamlayıp üçüncüsüne
basmış dişi bir deveye ulaşırsa yanında bu
evsafta bir deve bulunmayıp bir yaş büyüğü bulunursa* bu deve
mal sahibinden kabul edilir ve zekât memuru (yaş farkı telâfisi için)
ona yirmi dirhem (gümüş) veya ki şât verir. Kimin zekâtı iki
yaşım tamamlayıp üçüncüsüne basmış bir dişi
deveye erişir ve yanında bu vasıflarda deve bulunmayıp,
yanında bir yaş küçüğü dişi deve bulunursa mal sahibinden
bu deve kabul edilir ve mal sahibi (yaş farkını kapatmak için)
bu deve ile beraber 20 dirhem (gümüş) veya İki şât verir. Kimin
zekâtı bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşa giren
dişi bir deveye ulaşır da, yanında bu evsafta deve bulunmaz
ve yanında bir yaş küçüğü dişi deve bulunursa, ondan o
büyük deve kabul edilir. Ve zekât memuru (yaş farkının telâfisi için)
ona yirmi dirhem (gümüş) vcyâ iki şât verir. Kimin yanında zekât
olarak vermesi gereken iki yaşındaki dişi deve bulunmayıp
yanında, iki yaşından üçüncüsüne geçmiş erkek bir deve
varsa ondan o deve kabul edilir ve bununla beraber başka bir
şey (vermek) yoktur."
ZEKÂT MEMURUNUN ALACAĞI DEVE(DURUMUNUN BEYÂNI)
BABI
1801) ... Süvrycl hin (İatt-U* (Kaıityalhıhü ,itıh)'(Wn.
Şöyir rW*mi$lir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zekât memuru
bize geldi. Ben onun elini tuttum ve onun (zekât ahkâmına âit) mektubunda
bulunan şu hükümleri okudum. -Zekât (artar veya eksilir) korkusuyla
müteferrik (dağınık mal) bir araya toplatılmaz. Toplu (mal)
da dağıtılmaz.» Sonra btr adam ona iri ve çok semiz bir
dişi deve getirdi. O (zekât memuru) bu deveyi (zekât olarak) almaktan
imtina etti. Bunun üzerine adam, o deveden aşağı bir deveyi
memura getirdi. Memur, bunu aldı ve dedi ki:
Ben müslüman bir adamın develerinin en seçkinliğini almış
olarak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin yanına
varacağım zaman hangi yer beni taşır ve hangi gök beni
gölgeler."
1802) "... Cerîr bin Alx1îlhth (Radıyalfâhü anh)\\ex\ rivayet
edildiğine «ö-rt*; Kesülullah (Sallatlahü Aleyhi ve Srllfm)
şöyle buyurdu, demiştir:
-Zekât memuru (mal sahiplerinden) ancak razi olarak
döner
(dönmelidir.)»"
1803) "... Muâz bin Cebel (Radtyaüâhü anh)'den: Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Beni, Yemen'e (zekât ve şâir
işlerin yöneticisi olarak) gönderdi ve bana, beher kırk
sığır ve mandadan bir müsinne'yi ve beher otuzundan bir tebî'
veya bir tebîa'yı (zekât olarak) almamı emretti."
1804) "... Abdullah (bin Mes'ud) (Raüıyallahü anh)\\en rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur:
«Otuz bakar (sığır ve mandalda bir tebl' veya bir tebîa ve
kırk (bakar'da) bir müsinne (zekât.) vardır.-
1805) „. İbn-i Şihâb(-i Zührî), Salim bin Abdillah (bin Ömer)'den. O
da babası (Abdullah) (Radtyatlâhü anhüm)'dan. O da Resûlullah (Salhllahü
Aleyhi ve Se/lem)'den rivayetle şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'In vefat etmeden önce zekâtlar
hakkında yazdırmış olduğu bir mektubu Salim bana okudu
(veya okutturdu.) Ben o mektubta şöyle buyurulduğunu buldum :
-(Zekât) kırk şât (koyun ve keçi) de, yüz yirmiye kadar bir
şât-tır. Yüz yirmiden bir tane fazla olunca, iki yüze kadar, iki
sattır. Ukiyüzden) bir tane fazla olunca, üçyüze kadar, üç sattır.
Daha da çoğalınca artık her yüz tanede bir şât (zekât)
olur.»
1806) "... (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Müslümanların zekâtları (hayvan sürülerini suladıkları)
suları üzerinde alınır.»"
1807) "... (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhüm&yâzn rivayet
edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle
buyurmuştur:
«Koyun ve keçi zekâtı kırk tanede, yüz yirmiye kadar bir sattır.
Bir tane fazlalaşınca, ikiyüze kadar iki şâttır. Eğer
bir tane fazlala-şırsa artık üçyüze kadar zekâtı üç
şâttır. Eğer daha da fazlalaşırsa artık beher yüz
tanede bir şât zekât olur. Zekât (artar veya eksilir) korkusuyla toplu mal
dağıtılmaz ve dağınık mal toplatılmaz. Her
iki halît (= ortak veya mallarını başkasının
malına karıştıran) verdiği zekâttan
arkadaşına düşen hisse karşılığını
ondan alır. Zekât memuru (ne) malın yaşlısını
(ne) ayıplısını (ne de koç ve teke gibi) döl
hayvanını zekât olarak alamaz. Ancak mal sahibi dilediği zaman
zekât memuru döl hayvanı alabilir.»
ZEKÂT MEMURLARI
1808) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'âen rivayet
edildiğine göre: ReSulullâh (Sa/tâllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Zekâtta haksız davranan kimse zekâtı vermekten imtina eden gibidir.*
1809) "... RâfF bin Hadîç (Radıyallâhü anh)'âen;
Şöyle demiştir:
Ben, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyururken
işittim:
«Hakkıyle çalışan zekât memuru evine dönünceye kadar Allah
yolunda çalışan gazi gibidir.»"
1810) "... Abdullah bin Üneys (Radtyallâhü ankyâr.n rivayet
edildiğine göre:
Kendisi bir gün Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh) ile beraber zekât
hakkında müzâkere etmişler. Bu arada Ömer kendisine:
Sen Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}'i zekâtta hiyânet etmeyi
anlattığı zaman =
«Şüphesiz kim zekâttan bir deve veya bir şât (koyun veya keçi)
hiyânetinde bulunursa kıyamet günü hiyânet edilen hayvan getirilerek
niyânet edene yüklenir.» buyururken işitmedin mi? demiş. Râvi
demiştir ki Abdullah bin Üneys de: Evet işittim diye cevap
vermiştir.
1811) "... İmrân bin Husayn Mevlâsı Atâ
(Radtyallâkii atthümâ)'âan rivayet edildiğine göre :
İmrân bin el Husayn Ziyâd bin Ebi Süfyân veya başka bîr emir
tarafından zekât memuru olarak gönderilmiş sonra görevden dönünce
gönderen emir tarafından kendisine t
— Topladığın mal nerededir? diye sorulmuş. Kendisi de
:
— Beni mal getirmek için mi gönderdin? Biz Resulullah (Sallal-lahü Aleyhi
ve Sellem) hayatta iken nereden alıyor idiysek oradan aldık ve
aldığımızı nereye bırakıyor idiysek oraya
bıraktık, diye cevap vermiştir."
AT VE KÖLE ZEKÂTI BABI
1812) "... Ebû Hüreyre (Radıyattâhii anh)'âen rivayet
edildiğine göre Resûlullah (Sailattakü Aleyhi ve Setlem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Müslüman üzerinde (ne) kölesi için (ne de) atı için zekât yoktur.-"
1813) "... Alî (bin Ebî Tâlib) (Radtyatlâhü attkyâen
rivayet edildiğine göre; peygamber (Sallaihhü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur :
«Sizin İçin at ve köle zekâtından vazgeçtim -"
1814) Muâz bin Cebel (Radtyallûkii anh)'<.İen
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu
Yemene göndererek ona şöyle talimat buyurmuştur:
• (Zekât olarak) hububattan hububat koyun ile keçilerden koyun ve keçi,
develerden deve ve sığırlardan sığır al.»"
I8I5) "... Amr bin Şuayb'ın (11) babasının dedesi
(Abdullah bin Amr bin el-As (Radtyaüâhü unA«m/den; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (toprak mahsullerinden)
yalnız şu beş şey için zekatı meşru
kılmıştır > Buğdayı, arpa. hur ma, üzüm ve
darı."
1816) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine
göre; ResûluIIah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu,
demiştir:
«Yağmurun ve pınarlar (gibi akar sular) m suladığı
şeylerde öşür (vâcib)dir. Nadıh ( = âletle) sulananlarda da
öşürün yarısı (vacip) dır.-"
1817) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radıyaliâhü
ankümyden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i şöyle buyururken
işittim :
-Yağmurun, nehirlerin ve pınarların suladığı veya
ba'l olan (yâni köküne bağh damarlarla topraktan su emenler) de öşür
(vacip} dir. Sevânî (su taşıyan develer veya büyük kovalar) ile
sulananlarda öşü-rün yarısı (vacip)dir.»
1818) "... Muâz bin Cebel (Radtyallâhü anhyâen; Şöyle
demiştir:
'ResûiuHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni (Zekât toplamak ve dıger
işleri yönetmek için) Yemen'e gönderdi ve bana, yağmurun
suladığı ve ba'l (köküne bağlı damarlarla topraktan su
emici) olarak sulananlardan öşür, devalî (âletter) ile sulananlardan
öşürün yarısını almamı emir buyurdu.'
(Râvi) Yahya bin Âdem demiştir ki: Ba'l, aserî, azî ve izi: Yağmur
suyu ile sulanandu. Aserî: Sırf bulut ve yağmurla yetişen ve
yağmur suyundan başka hiç su görmeyen mahsuldür. Ba'l de: Köklerine
bağh damarları yer altına gidip suya ulaşan ve beş
altı yılsulamaya ihtiyaç duymayıp sulanmamaya dayanan üzüm
asmalarıdır. İşte ba'l budur. Dere suyu akınca ona da
Seyl denir. (12) Peşpeşe gelen Seyl'e de 'GayT denir."
HURMA AĞAÇLARI VE ÜZÜM HARSI (=
DALLARINDAKİYAŞ HURMA VE YAŞ ÜZÜMDEN NE KADAR KURU HURMA VEKURU
ÜZÜMÜN ÇIKACAĞININ TAHMİNEN TESBÎTÎ) BABI
1819) "... Attâb bin Esîd (RadtyaÜâkü a»A>'den; Şöyle
demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) üzüm asmaları üzerinde bulunan
yaş üzümden tahminen ne kadar kuru üzüm çıkacağını
tesbit edecek kimseleri bağ sahiplerine gönderirdi."
1820) "... (Abdullah) bin Abbâs (RadtyaÜâkü anhümâydan;
Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber'i fethşttiği zaman,
Hayber toprağı ile nekadar altın ve gümüş varsa hepisinin
Zâtı Nebevilerinin emrine verilmesini şart koştu. (Yâni bu
şartla yerli yahudîlerin orada kalmalarına müsâade buyurdu.) Hayber
yahudî-leri O'na i
Biz toprak (tan iyi mahsul almak) işini daha iyi biliriz. Bu itibarla
toprağı bize ver. Meyvesinin yarısı bize ve
yarısı size âit olmak üzere biz işletelim, dediler. Hâvi
demiştir ki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Hayber arazisini) bu
şekilde onlara verdi. Hurmaların devşirilmesi zamanı
yaklaşınca Efendimiz Abdullah bin Ravâha (Radiyallâhü anhi'ı
Hayber yahudîlerine gönderdi. İbn-i Ravâha hurma bahçelerindeki meyve miktarını
tahminen tesbit etti. Medine halkı bu tahmini tesbit işine Hars
derler. İbn-i Ravâha: Bu hurmalıkta, şu kadar, bu kadar hurma
var dedi. Yahudiler t
— Ey İbn-i Revâha, tahmin ettiğin miktar bize fazla geldi,
dediler. Bunun üzerine İbn-i Revâha
— Şu halde, bu miktarı ben kabullenirim ve dediğim bu
miktarın yarısını ben size veririm, dedi. Râvi
demiştir ki: Hayber yahudî-leri:
— Hak olan ancak senin yaptığın tahmindir ve gök ile yer
ancak hak ile durur, dediler. Sonra: Biz senin dediğin miktarı
vermeye râ-zi olduk, dediler."
MALININ KÖTÜSÜNÜ ZEKÂT OLARAK ÇIKARMAKTAN NEHİY BABI
1821) '... Avf bin Mâlik el-Eşcaî (15) (Radıyatlâhü anit)'den;
Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) elinde bir asa
bulunduğu halde M esc id'e çıktı. Bir adam da (zekât olarak getirdiği)
hurma salkımlarını veya bir hurma salkımını
(mescid içinde iki direk arasında gerilmiş olan ipe) asmış
idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) asılmış olan hurma
salkımını (elindeki asâ ile) dürtüp sallamaya ve şöyle
buyurmaya başladı:
-Bu zekât sahibi dileseydi bundan iyisini zekât olarak verebilirdi.
Şüphesiz bu zekât sahibi kıyamet günü bozuk kuru hurma yer.»"
1822Berâ' bin Âzib (Radtyallâhü ank)yın Allah Teâlâ'mn :
(Ey îman edenler! Kazandığınız şeylerin) ve yerden
sizin için çıkardığımız şeylerin temizlerinden
(infak ediniz.) Ve malın kötüsünden infak etmeye kalkmayın.» kavli
celH-i hakkında şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bu âyeti
celîle Ensâr-ı Kiram hakkında inmiştir. Hurma devşirme zamanı
olunca, Ensâr-ı kiram, kendi hurma bahçelerinden taze hurma
salkımlarını toplarlar ve Resûlullah ISallal lahü Aleyhi ve
SellemJ'in mescidinde İki direk arasında (gerilmiş durumda) ki
ipin üzerine asarlar. Muhacirlerin fakirleri de ondan yerlerdi. Oraya konulan
salkımların çokluğu dolayısıyla kimse farkına
varmaz ve geçişir zanniyle bir adam, bozuk hurmalı bir
salkımı bile bile getirip (oradaki salkımların
arasına) sokar
BAL'IN
ZEKÂTI BABI
1823) "... Ebû Seyyare el-Mütef (16) (Radtyallâhü anfı)\\en;
Şöyle demiştir :
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'e: Yâ Resûlallahf Benim bal
arılarım vardır, dedim. O ı Öşür (yâni onun
balının onda birini zekât olarak) öde, buyurdu. Ben :
Yâ Resûlallahl Benim için arılarımı muhafaza buyur, dedim. O da
benim İçin arılarımı muhafaza buyurdu."
1824) "... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet
edildiğine göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in baldan öşür
aldığım rivayet etmiştir."
FITIR SADAKASI BABI
1825) "... (Abdullah) bin Ömer
Radtyatlâhü a»*wmâ)'dan; Şöyle demiştir :
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fıtır zekâtını bir
sâ kuru hurma veya bir sâ arpa olarak emir buyurdu.
Abdullah (bin Ömer) demiştir ki -. Sonra halk iki müd buğdayı
buna muâdil (denk) eyledi."
1826) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan;
Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hür veya
köle erkek veya kadın her müslümana fıtır sadakasını
bir sâ arpa veya bir sâ kuru hurma olarak farz kıldı."
1827) "... İbn-i Abbâs (Radıyallâkü anhümâ)'dan; Şöyle
demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyu
(işlediği) faydasız söz ve fiillerden ve çirkin, ölçüsüz lâflar
(in pisliğin) den temizleyici ve fakirlere yiyecek olmak üzere
fıtır zekâtını farz kıldı. Artık kim bunu
bayram namazından önce öderse, o, makkftbir zekâttır. Kim bunu bayram
namazından sonra öderse o, sadakalardan birisidir."
1828) "... Kays bin Sa'd (19) (bin Ubâde)
(Radıyatlâkü anhümâjdan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zekât (emri) İndirilmeden önce
bize fıtır sadakasını vermemizi emretti. Sonra zekât (emri)
inince bize (fıtır sadakası ile) ne emretti, ne de bizi (bu
sadakayı vermekten) menetti. Biz bu sadakayı veriyoruz. (Veya biz ise
yine bu sadakayı verirdik.)"
1829) '... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyattâhü anh)'den\ Şöyle
demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) aramızda olduğu zaman (yâni hayatta iken) biz
fıtır zekâtını yiyecek maddesinden bir sâ olarak
çıkarırdık. (Çıkarılan yiyecek maddesi
şunlardı:) Kuru hurmadan bir sâ, arpadan bir sâ, keşkten bir sâ,
kuru üzümden bir sâ. (Halîfe) Muâviye (Radıyallâhü anh)
yanımıza Medîne-i Münevve-re*ye gelinceye kadar biz
devamlı böyle yapardık. Muâviye'nin (Medine'de) halka söylediği
şeyler arasında şu sözü de vardı: Ben Şam'ın
buğdayından iki müddü (yâni yarım
sâı) ancak bu yiyeceğin bir saına eşit olarak
sanırım.
Artık halk onun bu sözünü tuttu.
Ebû Said demiştir ki: Ben yaşayacağım sürece
fıtır sadakamı Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in
hayatta iken çıkardığım gibi (bir sâ olarak) çıkarmaya
devam edeceğim."
1830) "... Resûlullah (Satiallakü Aleyhi ve SeUrmy'm Müezzini Sa'cl
(el-Karaz) (RadıyaUâhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m), fıtır sadakasını
kuru hurmadan bir sâ veya arpadan bir sâ yahut süit (buğdaya benzeyen bir
nevî arpa) den bir sâ olarak vermeyi emretti."
1831l) ... Kl-AlıV hin cl-Hadnımi (Rıutıyallâhit
unJr)'ı\vn: Şiiyle demişlir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) beni Bahreyn'e veya Hecer'e (vali ve âmil olarak) gönderdi. Ben (orada)
kardeşler arasında (müşterek) olan bahçeye (haraç almak için)
giderdim. (Kardeş lerden) birisi müslümanhğ! kabul ederdi. Artık
müslüman olan (kar-deşJden öşür, müşrik olan (kardeş)den de
haraç alırdım"
VESK ALTMIŞ SA'DIR' BABI
1832) "... Ebû Saîd(-i Hudrî) (RadtyaUâkü anh)'âen rivayet edildiğine
göre:
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den msrfu olar rak şunu
rivayet etmiştir t
«Vesk altmış sa'dır.»"
1833) "... Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü
anhümâ>'dan rivayet edildiğine «öre; ResûIuHah (Salladahü Aleyhi ve
Srllent) şöyle buyurdu, demiştir : «Vesk altmış
sâ'dır.-"
YAKINLIĞI OLANA SADAKA VERMEK BABI
I834) ... AİKİullalı (hin Mesudun) karısı Zeyneb (20)
(bint-i Abdillah) (litHİıyalitıhu
an/ıiinni)\\aıı; Suyle demiştir :
Ben, Resülullah (SallaUnhü Aleyhi ve Sellem) 'e:
— Kocama ve (yakınl.ıniidan) himayem altında bulunan bir
kaç yetime verdiğim nafaka benim için sadaka yerine kifayet eder mi? diye
sordum. Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— -Anılan nafakadan dolayı (veya anılan nafakayı
veren kadın için) iki ecir vardır: Sadaka ecri ve akrabalık
ecri.» buyurdu.
1835) "... (Peygamber'in muhterem zevcesi)
Tmmü Seleme (Rçdtyallâ-kii anfıâ )'dan; Şöyle
demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sadaka vermeyi bize emretti. Bunun
üzerine Abdullah (bin Mes'ûdun) karısı Zeyneb (Radı-yallahü
anhümâ)':
Fakir olduğu halde kocama ve bir erkek kardeşimin yetim olan
oğlan çocuklarına sadaka vermem benim için sadaka yerine geçer mi?
Ben onlara her durumda şöyle şöyle nafaka vermekteyim? diye sordu.
(Ravı) demiştir ki. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
•Evet» buyurdu.
Râvi demiştir ki: (Anılan) Zeyneb (Radıyallâhü anhâ)'nın
ellerinden (kazanç getirici) iş gelirdi."
ır-iM-î? Zevâid'de $°yle denilmiştir : Bu, sahih bir seneddir. Ebû
Dâvûd hâriç Kutüb-ı Sıtte sahiplerinin rivayet ettikleri Abdullah bin
Mes'ud (R.A Vın hadisi bu hadis için sahih bir şâhiddir.
1836) "... Hişâm bin L'rve'nin dedesi (Zübeyir bin el-Avvânı)
(Radtyal-lâhü anhüm)\\en rivayet edildiğine #öre Resûlullah (Sallatiahu
Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu, demiştir :
«(And olsun ki,) Sizden birinizin urganlarını alıp, dağa
gitmesi, (oradan topladığı) bir odun demetini sırtında
getirip satması ve odun bedeli ile ihtiyacını gidermeye
çalışması şüphesiz onun için (halktan istiyeceği
şeyi) versinler veya vermesinler onlardan İstemekten iyidir.-"
1837) "... (Peygamber'in mevlâsı) Sevbân (Radı yalla hu anh)\ien
rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Seliem) :
— -Ve kim bir haslet (sahibi olmak) için bana garanti verir?
Ben ona cennet garantisini veririm» diye sordu. Dedim ki:
— 'Ben. (O haslet sahibi olma garantisi veririm.)' Efendimiz:
— «Sen, halktın malların)dan hiç bir şey isteme- »
buyurdu.
Râvi demiştir ki: Bundan sonra Sevbân (Radıyallâhü anh), binek
üstünde iken kamçısı elinden (yere) düşerdi de hiç bir kimseye:
Onu bana sunuver, demezdi ve nihayet kendisi İnip onu
alırdı."
1838) "... Kim Hüreyre (Radıyallûhü anh)\\en rivayet edildiğine
göre: Resûlullüh (Saltatlaftii Aleyhi vr Srll-ın) şöyle buyurdu,
demiştir :
-Malını çoğaltmak için halktan mallarını isteyen bir
kimse şüphesiz Cehennemin tutuşmuş ateş
parçalarını İstemiş olur. Artık bunu azaltsın
veya çoğaltsın.-"
1839) "... Kbû Hüreyre (R atfı
yuflâtıii a n ti )\ien rivayet edildiğine aöre: Kesûlultah
(Sallallahü Mevtti vr Srtlrın) şöyle buyurdu, demiştir :
«Ne varlıklı kişi için ne de kuvvetli ve sağlam kişi
için sadaka helâl değildir.-"
1840) "... Abdullah bin Mes'ud (Radryallâhü ûw/rj'den rivayet
edildiğine göre. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir:
— «Gına verip geçindirecek malı varken halktan isteyen kimsenin
dilencilikle aldığı şey kıyamet günü onun yüzünde
yara, bere olarak gelir. Ashab-ı Kiram tarafından:
— Yâ Resülallah! (Halktan istemeye mâni) ne kadar mal insana gına
verir? diye soruldu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Elli dirhem gümüş veya- bunun değerinde altın.» diye
cevâp buyurdu.
(Râvi Yahya demiştir ki:) Bir adam (Râvi) Süfyân'a: Şu'be, Ha-fcîm bin
Cübeyr'den hadîs rivayet etmez, demiş, Süfyân'da: Bu hadîsi bize Muhammed
bin Abdirrahman bin Yezîd'den (Hakîm'den başka) Zübeyd (de) rivayet
etmiş, demiştir."
ZENGİN OLDUĞU HALDE ZEKÂT
ALMASI HELA» OLANLARIN (BEYÂNI) BÂBî
I841) "... Ebû Saîcl-i Hudri (Radtyallâhü ««A/den rivayet edildiğine
gÖ-re; Resûluİlah (Sallallahü Alcyhiı vr Sellem) şöyle buyurdu,
demiştir :
- (Şu) beş kişi müstesna, zekât almak hiç bir zengine helâl
değildir: Zekât âmili ( memuru), Allah yolundaki mücâhid, zekât
malını kendi malı ile satın alan zengin, fakirin, kendisine
verilmiş olan sadakayı hediye ettiği zengin ve
(Müslümanların arasını bulmak yolunda) borçlanan
(zengin).»"
SADAKA FAZİLETİ
1842) "... Ebû Hüreyre (Radıyaltâhü ank)'f\en
rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S elle m)
şöyle buyurdu, demiştir:
«Her hangi bir kimsenin bir hurma değerinde bile olsa helâl
kazancından verdiği sadakayı — ki Allah helâl maldan verilen
sadakadan başka hiç bir sadakayı kabul etmez— Rahman (olan Allah) be hemahal
sağ eliyle alır. Sonra o sadaka dağdan daha büyük oluncaya kadar
Rahmanın avucunda artar ve sizin biriniz erkek küheylan tayını
veya devesinin yavrusunu titizlikle büyüttüğü gibi. Rahman o sadakayı
sahibi için Önemle büyütür.»"
1843) "... Adiyy bin Hatim (-i Tâî) (23) (RadıyaUâhü anhyden rivayet
edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu, demiştir :
«Kıyamet günü Rabbi kendisi ile konuşmıyacak (sorguya
çekil-miyecek) hiç biriniz yoktur. Rabbi ile kulu arasında hiç bir tercüman
olmaksızın (Allah kulu ile konuşacaktır.) Bu durumda kul
Önüne bakar. Karşısında Cehennem ateşi bulunur.
Sağına bakar, önünden gönderdiği (ameli) nden başka bir
şey göremez. Soluna bakar, gönderdiği (ameli)nden başka bir
şey görmez. (Ashabım!) Artık tek bir hurmanın
yarısı ile*olsun ateşten korumaya gücü yeteniniz (bunu)
yapsın.»1'
1844) "... Selmân bin Âmrr (24) ed-Dabbî
(RadıyaUâhü anh)'6er\ rivâ-yet edildiğine göre: Resûlullah
(Sallaltahü Aleyhi ve Scllcm) şöyle buyurdu, demiştir :
«Fakire verilen sadaka bir sadakadır. Akrabalığı olan
(muhtaç) a verilen sadaka iki (hayır)dır. Sadaka ve sıla(-ı
rahim)dir.»"
İslami Okul Okulların En Önemlisi