Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

53 — ZÜHD VE RAKÂİK BAHSİ - Zuhd - Muslim

 

53 — ZÜHD VE RAKÂİK BAHSİ 2

1- «Kendilerine Zulmedenlerin Meskenlerine Girmeyin Ağlayarak Girerseniz O  Başka!» Hadisi Babı 10

2 — Dul Kadına Yoksul ve Yetime İyilik Babı 11

3 — Mescid Yapmanın Fazileti Babı 11

4- Yoksullara Sadaka Vermek Babı 12

5- Ameline Allah'dan Başkasını Ortak Eden Kimse Babı (Bir Nüshada Riyanın Haram Kılınması Babı Denilmiştir) 12

6- Bir  Söz Konuşarak Onun Sebebiyle Cehenneme Düşmek Babı 13

7- İyiliği Emredip Kendisi Yapmsysnon, Kötülükten Nehyehip Kendisi Yapanın Azabı Babı 13

8- İnsanın Kendi Perdesini Yırtmaktan Nehyolunması Babı 14

9- Aksırana Teşmit, Esnemenin Keraheti Babı 14

10- Çeşitli Hadisler Hakkında Bir Bab. 15

11- Fare ve Onun Şekil Değiştirmiş Olması Hakkında Bir Bab. 16

12- “Mü'min Bir Delikten İki Defa Isırılmaz” Hadisi Babı 16

13- «Mü’minin Her Îşi Hayırdır» Hadisi Babı 17

14- Medihde İfrat Bulunduğu ve Medkedilen Hakkında Fitneye Sebep Olacağından Korkulduğu Vakit Medhin Yasak Edilmesi Babı 17

15- Büyüğe Verme Babı 18

16- Hadisin Sabit Olduğunu Araştırma ve İlmi Yazmanın Hükmü Babı 18

17- Hendek Sahibleriyle Sihirbaz, Rahib ve Çocuğun Kıssası Babı 19

18- Cabir'in Uzun Hadisi ve Ebu'l-Yüsr Kıssası Babı 20

19- Hicret Hadisi Babı (Buna Göç Hadisi de Denilir) 23


53 — ZÜHD VE RAKÂİK BAHSİ

 

Zühd : Dünyadan yüz çevirmek, ona rağbet göstermemek demektir. Rakâik, rakikanm cem'idir. Buhârî bu bahse Kitâbu'r-Rikak unva­nını vermiştir. Rikak, rakîkın cem'idir. Gerek rakika, gerekse rakîk acı­mak, nezâket ve İncelik mânâlarına gelirler. Bu bahsin hadîsleri kalbi rik­kate getirdikleri için bu isimle anılırlar.

 

1- (2956) Bize Kutcybc b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'I-Azit (yâni; Derâverdî) Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Dünya mü'minîn zindanı, kâîİrîn cennetidir.»  buyurdular.

 

2- (2957) Bize Abdullah b. Meslome h. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni; İbni Bilâi) Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdülah'dan naklen rivayet etti ki, Hesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yayla köylerinden birinden şehre girerken pazara uğradı, halk etrafındaydılar. Derken küçük kulaklı ölü bir oğlağın yanından geçti. Onu eline alarak kulağından tuttu. Sonra :

«Hanginiz bunun bir dirheme kendinin olmasını  İster?» dedi. Ashâb :

—  Biz onun bir şey mukabilinde bizim olmasını dilemeyiz. Onunla ne yapabiliriz ki, dediler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunun sîzİn olmasını diler misini'z?» diye sordu. Ashâb :

—  Vallahi diri olsa kusuru vardı. Çünkü kulakları küçüktür. Ölü ol­uğu halde onu ne yapalım? dediler. Bunun üzerine :

«Şimdi vallahi Allah nezdinde dünya sizin indinizde şu hayvandan daha kıymetsizdir.» buyurdu.

 

(...) Bana Mulıammed b. Müsennâ EI-Anczî île İbrahim b. Muham-med b. Ar'arate's-Sâ'mi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdii'l-Vehhah (yâni; Sekafî), Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir'den, o da Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet ettiler.

Yalnız Sekafî'nin hadîsinde: «Diri olsaydı hu kulak küçüklüğü onda kusur sayılırdı.» cümlesi vardır.

Dünyanın mü'mine zindan olmasından murad; dünya şehvetlerinden bâzılarının ona haram ve mekruh kılınması ve meşakkatli ibâdetlerin emir buyurulmasıdır. Mü'min öldüğü vakit rahata erer ve Allah Tealâ'nm ona hazırladığı daimî nimetlere kedersiz rahatlara kavuşur. Dünyanın kâfire cennet oluşu ise, dünyada bütün arzu ve şehvetlerinin husulü itibariyle­dir. Öldüğü zaman daimî azaba ve ebedi şekâvete duçar olacaktır. İkinci rivayetten dünyanın Allah Teâlâ indinde kusurlu bir oğlak Ölüsü kadar kıymeti olmadığı anlaşılıyor. Bundan dolayıdır ki, dünya nimetlerini kâfir müslüman ayırmadan çalışan her kuluna vermektedir. Çok çalışan kâfir­lere, az çalışan müslümanlardan daha fazla dünya nimeti vermesi de bun­dandır. Fakat âhiret nimetleri böyle değildir. Onların Allah indinde kıy­meti vardır. Binâenaleyh bu nimetleri hassaten mü'minlere ve rızâsını kazananlara ihsan edecektir.

 

3- (2058) lîize Heddiih b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) Bize Ilem-mâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Mutarrif tîeıı, o da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki): Peygamber (Sutlalluhii Aleyhi ve Sellem}e geldim kendisi :

«Sizi çokluk meşgul etti.» sûresini okuyordu.

«Âdemoğlu malım, malım diyor. Acaba ey Âdemoğlu, malından yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip tekmillediğinden başka sana bir fayda var mı?» buyurdular.

 

(...) Bize Muhanımed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (De­diler ki) : Bize Mulıammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'bc rivayet etti. Ve her iki rûvi birden dediler ki: Bize tbnû Ebî Adiy Saîd'den rivayet etti.

Bize İbnû Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Hişam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Ka-tâde'den, o d;ı Mulavrif'den, o da babasından naklen rivayet etmişlerdir. (Demiş ki): Ben Peygamber (Sallallalıii Aleyhi ve Sellem) 'e vardım...

Ve râvi Hemmfım'ııı hadîsi gibi naklctmiştir.

 

4- (2959) Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Hars b. Meyscra, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Ilüreyrc'den naklen ri­vayet eit; ki: RcsûUiüalı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kul; malım, malım diyor. Halbuki malından ona yalnız uç şey vardır :

1- Yiyip bitirdiği,

2- Giyip eskittiği,

3- Ve verip biriktirdiği. Bundan gayrisi; kendisi gider, malt insanlara flrkeder.»  buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadîsi Ebû Bekir b. İshak da rivayet etti. (Dedi /ki) : iîze İbnû Ebî Meryem haber verdi. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer teber verdi. (Dedİ ki) : Bana Alâ b. Abdirrahman bu isnadla bu hadîsin ııslini haber verdi.

5-(2960) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî İle Züheyr b. Harb ikisi jirden Uyeyne'den rivayet ettiler. Yahya dedi ki : Bize Süfyan b, Uyeyne, Abdullah b. Ebî Bekr'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben Enes b. Mâlİk'i şunu söylerken işittim: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem):

«Cenazeyi üç şey takib eder. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Onu iilesi, malı ve ameli takib eder; ailesi ile malı döner, ameîi kalır.» buyur­dular.

Ademoğlunun; malım, malım demesinden murad; malına aldamp gü­cenmesi ve çok defa onunla iftihar edip, böbürîenmesidir. Bu hal onu ibâ-"et ve tâatdan ahkor.

Iktina, biriktirmek demektir. Burada ondan murad; sevabım biriktir-lektir. Bu rivayetler ilerde fayda vermesi için amel ve ibâdetleri yerli serince yapmaya teşvik etmektedirler.

 

6- (2961) Bana Harmele b. Yahya b. Abdillah (yâni; İbni Harmele b. îmran Et-Tûcîbi) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbnü Şihâb'dan, o da Urve b. Zübeyr'den naklen haber verdi. Ona da Mis ver b. Mahreme haber vermiş. Ona da Amr b. Avf —ki bu zât Benî Âmir b. Lüeyy'in müttefiki idi. Resûlülah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bedir'de bulunmuştu— haber vermiş ki, Re-sûliillah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) Ebû Ubeyde b. Cerrah» Bahreyn'in ver­gisini getirmek için oraya göndermiş. Resûlüllah fSallaliahü Aleyhi ve Sellem) bizzat Bahreyn halkıyla müsaleha yapmış, onlara Alâ' b. Hadramî'yi vâü göndermişti. Ebû Ubeyde Bahreyn'den mallar geldi. Derken cnsar Ebû Ubeyde'nin geldiğini duydular. Ve HesîM\]]nh(Sattal1ahii Aleyhi ve Seilem) 1e birlikte sabah namazına geldiler. ResûliHlah (Sallaliahü Aleyhi ve SeUem) namazı kılınca oradan ayrıldı. Onlar önüne çıktılar. Kesûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)   onları gördüğü vakit gülümsedi. Sonra:

«Zannederim siz Ebû Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şey Üe geldiğini duydunuz.»   buyurdu.

— Evet. yâ Resûlallah!  dediler.

«O halde sevinin ve sİzİ sevindirecek şeyi ümît edin! Vallahi! Ben si­zin namınıza fakirlikten korkmuyorum. Lâkin ben sizîn namınıza dünyana sizden öncekilere serildiği gibi, size de serilmesinden ve dünya içtn onlarır yarıştıkları gibi, sizin de yarış etmenizden, dünyanın onlars helak ettiğ gibi, sîzi de heîâk edeceğinden korkuyorum.»   buyurdular.

 

(...) Bİze Hasen b. Ali El-Hulvâni ile Abd h. Hıımeyd hep birden Yakub h. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize babam Salih'den rivayet etti. H.

Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Darimî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'l-Yeman haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şuayb haber verdi. Her iki râvİ Zührî'den Yûııus'un isnâdiylc onun hadîsi gibi rivayette bulun­muşlardır. Yalmz Salih'in hadîsinde :

«Onları alıkoyduğu gibi, sİzİ de alıkoyacağından korkarım.»    cümlesi vardır.

 

7- (2962) Bize Amr b. Sevvâd El-Âmirî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vebb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris haber verdi. Ona da Bekir b. Sevâde rivayet etmiş. Ona da Yezîd b. Rebah   (bu zat Abdullah b. Amr b. Âs'm azatlısı Ebû Firâs'dır), Abdullah b. Amr b. As'-dan, o da Itesûlüllah/Salfollahü Aleyhi ve Scliem) 'den naklen rivayet etmiş ki:

«Size İran ve Bizans felhsdildiği vakit, sizler hangi kavimsiniz?» buyurmuş. Abdurrahman b. Avf :

— Bize Allah'ın emrettiği gihi deriz, cevabını vermiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bundan başka bir şey yapmaz mısınız? Yarış edersiniz. Sonra birfair-lerinize fıasecliik çekersiniz. Sonra birbîrlerinize sırt çevirirsiniz. Sonra bir-bîrlerinize küsersiniz. Yahut buna  benzer şeyler yaparsınız. Sonra  muhacirlerin   fakirlerine   gider   de,   onları   birbirleri   üzerine   vali   yaparsınız.» buyurmuşlar.

 

8- (2963) Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe b. Saîd rivayet ettiler. (Kuteybe: Haddesenâ; Yahya ise: Ahberanâ tâbirlerini kullandılar. (De­diler ki) : Bize Muğîra b. Abdırrabman El-Hızâmî, Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rae'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallah'û Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar:

«Biriniz mal ve hilkatte kendinden üstün olana baktığı vakit, bir de kendinin üstün olduğu daha aşağıkine baksın!» buyurmuşlar.

 

(...) Bize Muhammcd h. RniV rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Abdur-rezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen tamamiyle Ebû'z-Zinâd'ın hadîsi gibi rivayette bulundu.

 

9- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû Muaviye ri­vayet etti. H.

Bize Ebû Bekr h. Ehî Şeyhe dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ebû Muaviye ile Vekî, A'meş'dcn, o da Ebû Salih'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sizden daha aşağı olanlara balcın! Sizin fevkinizde olanlara bakma­yın! Bu Allah'ın nimetini küçümsememenize daha lâyıktır.» buyurdular.

Ebû Muaviye :  «Allah'ın sîzin üzerinize olan nimetini.» demiş.

Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbu'l-Cizye» ve «KUâbü'r-Rikak»'da ^ahric etmiştir.

Bahreyn; Irak'ta Basra ile Hecar arasında meşhur bir beldedir. O zamanlar ahalisi ekseriyetle Mecûsilerdeiı müteşekkildi. Me-eûsi'lerden cizye denilen vergi alınırdı. Hz. Ebû Ubeyde bu ciz­yeyi getirmişti. Ensarı kiramın, sabah namazında Mescid-i Nebeviye top­lanmalarından anlaşılıyor ki, şâir namazları kendi mescitlerinde kılarlar-mış. Çünkü her kabilenin ayrı ayrı mescitleri vardı. Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gülümsemesi, onların maksadını anladığmdandır. Fil­hakika Ensarm mala ihtiyaçları olduğu, huzuruna bu maksatla çıktıkları hallerinden belli idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Sevinin!» diyerek arzularını yerine getirdiğini müjdelemiş, arfcacığmdan onlar için fakirlikten değil, bilâkis zenginlikten korktuğunu izah buyurmuştur. Bu endişenin sebebi ihtimal ki, dünyanın kendilerine feth edileceğini ve ile­ride zengin olacaklarını bilmesidir. Fakat, bu sözü ile fakirliğin zararı zenginliğin zararından daha az olduğuna işaret etmiş de olabilir. Çünkü fakirliğin zararı ekseriyetle dünyevî, zenginliğin zararı ise ekseriyetle dînî olur, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabının dünya malı ka­zanmak için birbirleri ile münâfese ederek geçmiş milletler gibi helak ol­malarından endişe duyduğunu tasrih buyurmuştur.

Münâfese : Bir şeye rağbet göstererek ona yalnız başına sahip olmaya çalışmak ve bu babta âdeta yarış etmektir. Dünya malı için yapılan bu yarışın sonu kavga ve helake varır. İbni Battal diyor ki: «Bu hadîs dünya malının kötü akıbetinden ve fitnesinin şerrinden korunmak gerektiğine delildir. İnsan dünya zînetlerine aldanarak bu hususta baş­kaları ile yarış etmemelidir. Yine bu hadîsle fakirliğin zenginlikten efdal olduğuna istidlal edilir. Çünkü dünya fitnesi zenginlikle beraberdir.»

Hadîsin bir rivayetinde Hz. Abdırrahman b. Avf'ın Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e cevaben: «Allah'ın bize emrettiği gibi söyleriz.» demesinden murâd; ona hamd ve şükür ederiz, fazlının devam ve ziyadesini dileriz, demektir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna karşılık :

«Bundan başka bir şey yapmaz mısınız?» mânâsına gelen : «E ve gayra zâlik» cümlesiyle başlayan beyanatını serd etmiştir. Fakat, bu cümle «Ev gayru zâlik» şeklinde de rivayet olunmuştur. Bu takdirde mânâsı: «Yahut bundan başka şeyler yaparsınız» demek olur.

Hadîsin Hz. Ebû Hüreyre rivayeti hakkında îbni Battâ1 şunları söylemiştir : «Bu hadîs bütün hayır mânâlarını cem' etmek­tedir. Çünkü insan dine müteallik husûsatta mutlaka kendinden üstün olanı bulacaktır. Onun derecesine varmak istediği zaman kendi halini ku­surlu görecek ve daima Allah'ına yaklaşması artacaktır. Darlık içinde bu­lunan bir kimse de kendinden daha fakirini bulacak ve bunu düşündüğü zaman AUah'ın kendisine birçok kimselerden fazla ni'met verdiğini anla-layacaktır. Binâenaleyh haline şükredecek, bu da âhiretteki ecrini yüksel­tecektir.»

Bâzıları: «Bu hadiste derde deva vardır. Çünkü insan kendinden üs­tün olana bakarsa ona hasetlik çekmekten emin olamaz. Onun devası ken­dinden aşağı olana bakmaktır. Tâ ki, bu hal onun şükrüne sebep olsun!» demişlerdir.

 

10 - (2964) Bize Şeybâıı b. Fcrrûh rivâycl ctt». (Dedi ki) : Rize Hem-mam rivayet etti. (Dedi ki) : lîize İshak b. Abdİllâh b. Ebî Talha rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdurrnhman b. Ebî Amr'a rivayet etti. Ona da Ebû Hüreyre rivayet etmiş ki, kentlisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"ı şöyle buyururken işitmiş:

«Benî İsrail'de biri abraş, biri kel, birî de kör üç kişi varmış. Allah onları imtihan etmek istemiş de, kendilerine bir melek göndermiş. Melek Abraş'a gelerek : Sence en makbul şey nedir? diye sormuş. Abraş :

—  Güzel renk, güzel cild ve benden insanların iğrendiği halin gitme­sidir, demiş.  Bunun  üzerine  melek  onu  sıvazlamış ve  iğrenç  hali  gitmiş, kendisine güzel bir renk ve güzel bir cild verilmiş. Melek :

—  Sence hangi mal en makbuldür? diye sormuş. Abraş :

—  Devedir (yahut; sığırdır,  ishak şek etmiş.)  demiş. —Şu kadar var ki. Abraşla Kelden biri devedir, demiş, öteki sığırdır demiştir— ve kendi­sine doğurması yakın bir deve verilmiş. Bunun üzerine Melek :

—  Allah sana bu devede bereket versin, demiş. Müteakiben Kele ge­lerek :

—  Sence en makbul şey nedir? diye sormuş. Kel :

—  Güzel saç ve insanların İğrendiği şu halin benden gitmesidir, de­miş. Melek onu da sıvazlamış ve o hal gitmiş. Kendisine güzel saç verilmiş. Melek :

—  Sence hangi mal en makbuldür? diye sormuş. Kel :

—  Sığırdır, cevâbını vermiş. Hemen kendisine hâmile bir inek verilmiş ve meleK :                                                                                                      

—  Allah bu inekte sana bereket versin, demiş. Sonra köre gelerbk ;

—  Sence en makbul şey nedir? diye sormuş. Kör :                         

—  Allah'ın bana gözümü iade etmesi ve onunla insanları görmemdir, demiş. Melek onu da sıvazlamış ve Attan gözünü ona iade eVmîş.

—  bence hangi mal en maKbuldür? diye sormuştur :

—  Koyundur, cevâbını vermiş,  hemen Kenciısme aoğurmuş bir koyun verilrmş.  uernen ötekiler üretmiş.  Beriki, de doğurtmuş,  bu suretle  birinin bir vâai devesi, diğerinin b'ır vadi sığın, bunun aa bir vadi koyunu olmuş.

Sonra melek abraşa eski suret ve kıtığında gelerek :

—  Ben fakır bîr adamım, yolculuğumda bütün çarelerim inkıta'a uğ­radı. Bugün evvel Allah sonra senden başka beni (evime) ulaştıracak yoktur. Senden şu güzel rengi, güzel cildi ve malı veren (Allah) aşkına bir deve istiyorum. Yolumda onun üzerinde muradıma  ulaşacağım, aedı. Abraş :

—  Haklar çoktur, mukabelesinde bulunmuş. Bunun üzerine melek ona:

—  Ben seni tanır gibiyim. Sen İnsanların iğrendiği abraş değil m'ıs'ın? Hani fakirdin, Allah sana verdi, demiş. Abraş :

—  Ben  bu malı  ancak ve ancak  büyükien  büyüğe  (intikal  eden)  bir miras olarak edindim, cevâbını vermiş. Melek de :

—  Yalancı İsen Allah seni eski haline çevirsin! demiş.

Melek kele de eski suretinde gelerek, buna söylediğinin mislini söy­lemiş. O dahi bunun gibi cevap vermiş. Bunun üzerine :

—  Yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin, demiş.

Köre de eski suret ve kılığında gelerek : Ben yoksul ve yolcu bir ada­mım. Yolculuğumda bütün çarelerim inkıta;a uğradı. Evvel Allah, sonra senden başka bugün beni (evime) ulaştıracak yüktür. Senden gözünü iade eden (Allah) aşkına bir koyun istiyorum. Onunla yolumda (muradıma) ula-şaccğim, demiş. Kör :

—  Gerçekten ben âmâ idîm. Alah bana gözümü iade etti. İmdi dile­diğini al, dilediğini bırak! Vallahi bugün Allah için aldığın bir şeyde sana zorluk çıkarmam, demiş. Bunun üzerine melek :

—  Malın senin olsun. Siz ancak imtihan edildiniz. Senden razı olundu, İki arkadaşın 6a hısıma uğradı, demiş.»

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'l-Eyman ve'n-Nüzûr» ile «Kitâbu'l Enbiyâmda tahric etmiştir.

Abraş : Bedeninde yer yer beyaz lekeler olan kimsedir. Bu hâl mizaç bozukluğundan ileri gelir.

Meleğin abraşa eski suretinde gelmesinden murad; ilk göründüğü şeklidir. O şekliyle görünmesi dâvasını İ3bâta daha elverişli olduğu için­dir. Görülüyor ki, bu üç kişi Allah tarafından imtihan edilmiş ve imti­hanı yalnız âmâ kazanmıştır. İçlerinde tabiatı en ziyâde selâmete yakın olan da odur. Çünkü gerek abraşlık, gerekse saç dökülmesi mizaç bozuk­luğundan ileri gelir. Körlük öyle değildir. O haricî bir sebepten de ileri gelebilir. Hadis-i şerîî fakirlere yardım ve ikramda bulunmaya istedikle­rini vermeye, kalblerini kırmaktan sakınmaya teşvik etmektedir, Allah'ın nimetlerinden bahsederek şükür, o nimetleri küfrandan kaçınmak lüzu­mu da bu hadîsin işaretleri cümlesindendir.

 

11- (2965) Bize İshak b. İbrahim ile Abbas b. Abdi'1-Azîm rivayet ettiler. Lâfız İshâk'mdır. (Abbas : Haddesenâ; İshâk ise Ahberanâ tâbi­rini kullandı. Dedi ki) : Bize Ebû Bekir EI-Hanefî haher verdi. (Dedi ki) : Bize Bükcyr b. Mismâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Âmir b. Sa'd riva­yet etti. (Dedi ki) : Sa'd b. Ebî Vakkâs develerinin arasında idi. Mütea­kiben oğlu Ömer geldi. Sa'd onu görünce : Şu binek gelenin şerrinden Allah'a sığınırım, dedi. Ömer indi ve babasına : Sen develerinin ve ko­yunlarının arasına indin de, halkı mülk hususunda aralarında çekişmeye terk mi ettin? dedi. Bunun üzerine Sa'd onun göğsüne vurarak:

— Sus! Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Şüphesiz ki, AMah müttekî, zengin, kendini ibâdete veren kulu sever.» buyururken işittim, dedi.

Bu hadîsdeki zenginlikten murad; gönül zenginliğidir. Makbul olan zenginlik de budur. Çünkü bir hadîsde :

«lâkin zenginlik gönül zenginliğidir.»Duyurulmuştur. Kaadî Iyâz buradaki zenginlikten mal kastedildiğine işaret etmiştir.

Hadîs-i şerif uzletin yâni; insanlar arasına karışmayrp bir tarafa çe­kilmenin efdal olduğunu söyleyenlere delildir. Mes'ele ihtilaflıdır. Ulemanın bu bâbdaki kavilerini yeri geldikçe arzetmiştik. İnsan arasına karış­manın daha faziletli olduğunu söyleyenler, uzletin fitne zamanına mahsus olduğunu iddia ederler.                                                                       

 

12- (2966) Bize Yahya b. Habib El-Hârisî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir rivayet etti, (Dedi ki) : İsmail'i Kays'dan, o da Sa'd'dan naklen rivayet ederken dinledim. H.

Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dodi ki) :" Bize tabamla İbnû Bişr rivayet ettiler, (Dediler ki) : Bize İsmail, Kays'­dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Sa'd b. Ebî Vakkas'i şunu söylerken işittim :

— Vallahi ben Allah yolunda Araklardan İlk ok atan adamım. ile-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)le birlikte Hııfale ile su Senıur ağacının yaprağından başka--yiyeceğimiz bir şey olmadığı halde gaza ederdik. Hat­tâ her birimiz koyun gibi defi hacet ederdi. Sonra Benî Esed din nâmına beni ta'zir eder oldu. Şu halde ben hüsrana uğradım ve amelim yazık oldu demektir. İbnû Nümeyr «izen» kelimesini söylememiştir.

 

13- (...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etil. (Dedi ki) Bize Veki', İsmail b. Ebî Hâlid'den  naklen  bu isnadla  haber verdi. Ve :

«Halta her birimiz keçi gibi defi hacet eder, ena-hiç bir şey karış mazdı.» dedi.

Bu had'si    Buhâri    «Kitâbıı'r-Rikâk»'ta tahric etmiştir.

Hz.  Sa'd,    Allah yolunda ilk ok atan müslümandır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seslem) hicretin ilk yılında ilk seriyyesini Ubeyde b. Haris kumandansmda müşriklerin kervanına karşı göndermiş, iki taraf Râbığ'da karşılaşarak birbirlerine ok at­mışlar, kılıç harbi yapmamışlardı. Bu harbde müslümanlar tarafından ilk oku Hz. Sa'd atmıştı. Huble ve Semûr çölde yetişen birer

nevî ağaçtır.

Benî Esed kabilesi Peygamber (Sallalahü A leyhi ve Sellem)'in ve­fatından sonra dinden dönerek Peygamberlik iddia eden Tu1eyha b. Huveylid'e tâbi olmuşlardı. Sonra Hz. Ebû Bekr zamanında Hâlid b. Velid (Radiyallahu antı) onlarla harbederek kılıçtan geçir­di. Kalanları tekrar İslâm'a avdet ettiler. Ve ekserisi K ûfeye yerleş­tiler. Hz. Sa'd , Küfe valisi olunca, onu halife Ömer (Radiyallahu anh) 'a şikâyet ettiler. Namazı iyi kıldıramıyor, dediler.

Tâzir'den murad; ahkam ve farzlar hususunda tevkiftir. Taberi bunun takvim ve tâlim mânâsına geldiğini söylemiştir. Bu takdirde Hz. Sa'd : «Sonra Benî Esed kabilesi bana İslâm'ı öğretmeye kalkıştı.» de­mek istemiştir.

İslâmda ta'zir : Te'dib ederek takvin yâni terbiye suretiyle doğrult­mak mânâsına gelir ki, azarlamaktan başlıyarak icâbına göre dövmek, hapsetmek, sürgüne göndermek ve idam etmek surelleriyle icra olunur.

Hadîs-i şerif ashab-ı kiramın Allah'a tâat yolunda gösterdikleri zühd, kanaat ve sabra delildir.

 

14- (2967) Bize Seyhan b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) Bize Sü­leyman b. Muğîra rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd b. Hilâl, Hâlid b. Umeyr El-Adevî'den rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bize Utbe b, Gazvân hutbe  okudu. Allah'a hamdu  sena etti. Sonra şunları söyledi:

— Bundan sonra (malûm ola ki) dünya geçici olduğunu bildirmiş ve sür'atle geçip gitmiştir. Ondan kabın dibinde kalan ve sahibi içen ka­lıntı gibi, bakıyyeden başka bir şey kalmamıştır. Hiç şüphe yok ki, siz dünyadan zevali olmayan bir diyara intikal edeceksiniz. O halde elinizde olanın en hayırlısı ile intikal edin. Bize söylendiğine göre Cehennemin kenarından bir taş atılacak. Taş yetmiş yıl cehenneme düşecek, dibine eremiyecektîr. Vallahi cehenneme doldurulacaksınız. Buna şaştınız mı? Filhakika bize anlatıldığına göre, cennet kapılarından her iki kanadın ara­sı kırk yıllık mesafedir. Cennetin üzerine gün gelecek izdihamdan kapıya kadar dolacaktır. Ben kendimin ResıîKtllalı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e beraber bulunan yedi kişinin yedincisi olduğumu görmüşümdür. Ağaç yap­rağından başka yiyeceğimiz yoktu. Hattâ dudaklarımız yara oldu. Ben bir örtü buldum da onu yararak kendimle Sa'd b. Mâlik [1] arasında taksim ettim. Yansıyle kendim sarındım, yarısıyle de Sa'd sarındı. Bugün ise bizden hiç birimiz yoktur ki, şehirlerden birine vali olmasın. Ben nefsim hakkında büyük, Allah indinde küçük olmaktan Allah'a sığınırım. Ger­çekten hiç bir Peygamberlik yoktur ki, neshedilmemiş akıbeti saltanata müncer olmasın. Sizler yakmda haber alacak ve bizden sonra gelecek va­lileri tecrübe edeceksiniz.

 

(...) Bana tshak b. Ömer b. Selit de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Sü­leyman b. Muğıra rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd b. Hilâl, Hâlîd b. Umeyr'den rivayet etti. Bu zât câhiliyyet devrine yetişmiştir, (Demiş ki) : Utbe b, Gazvân hutte okudu. Kendisi Basra valisi idi...

Ve râvî, Seyhan'ın hadîsi gibi nakletmiştir.

 

15- (...) Bize Ebû Küreyb Mulıamıned b. Alâ' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Vckİ', Kurra b. Ilâ'ıd'den, o da Hum ey d b. Hilâl'den, p 3a Hâlid b. TJmeyr'dcn naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Beri Uthe b. Gazvâ!’i şunu söylerken işittim :

— Gerçekten kendimin Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Setlemj'lç bir­likte bulunan yedi kişinin yedincisi olduğumu gÖrmüşümdür. Huble yap­rağından başka yiyeceğimiz yoktu. Hattâ dudaklarımız yara oldu.

 

16- (2938) Bize Muhamnıed b. Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, b da babasından, o da Ebû Hürey'-te'den nak'en rivayet etti.  (Şöyle demiş) : Ashab :

— Yâ Resûlallah! Biz kıyamet gününde Uabbimizi görecek miyiz? diye sordular.

«Oğle zamanında bulut içinde değilken güneşi görmek husûsurJda bİr-bİrinizle itişip kakışıyor musunuz?» dedi. Ashab:

—  Hayır!  cevâbını verdiler.

«Yâ Bedir gecesinde bulut içinde olmayan ayı görmek hususumda bir-birinizle İtİşîr misiniz?» dedi. Ashab  (yine) :

—  Hayır!  cevâbını verdiler.

«O halde nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim1 ki, siz Rabbinizi görme hususunda ancak bu ayla güneşden birini görmek İçin İtiştiğiniz gibi İtişeceksiniz. Teâlâ  Hazretleri kulun karşısına çıkarali :

—  Ey filân, ben sana İkram etmedim mi? Seni reis yapmadım mı? Sa­na zevce vermedim mİ? Sana at ve develeri musahhar kılmadım mı? Re­islik yapmana, ganimet malının dörtte birini almana müsaade etmedim mi? diyecek. O da :

—  Hay hay (ettin) cevâbını verecektir. Teâlâ Hazretleri :

—  Yâ bana kavuşacağını aklından geçirdin mî? diye soracak. Kut .

—  Hayır! cevâbını verecektir.    Bunun üzerine Teâlâ  Hazretleri : Işte ben de senin benî unuttuğun gibi, seni unutuyorum, diyecek. Sonıfa ikinci kulun karşısına çıkarak :

—  Ey filân!  Ben sana ikram  etmedim  mi? Seni reis yapmad-m  mı? Sana zevce vermedim mİ? Atları ve develeri sana musahhar ktlmadfm m:? Reislik yapmana ve ganimetin dörtte birini almana müsaade etmedim mi? diye soracak. O da :

—  Hay hay (ettin) Yarabbi! cevâbını verecek.

—' Bana kavuşacağını hiç aklından geçirdin mi? diyecek. Kul :

—  Hayır! cevâbını verecektir. Bunun üzerine Teâlâ  Hazretleri :

—  İşte ben de senin  benî unuttuğun gibi, seni unutuyorum, diyecek. Sonra  üçüncü  kulun  karşısına  çıkarak,  ona  da  bunun  mislini söyleyecek. Fakat o kul :

—  Yâ Rabbi! Ben Sana, Senin Kitabına ve Peygamberlerine İnandım; namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, diyecek ve olanca gücüyle hayıı senasında  bulunacak. Teâlâ  Hazretleri :

—  Öyle ise şuraya! buyuracaktır. Sonra kendisine :

—  Şimdi  sana  şahidimizi  göndereceğiz,  denilecektir.   Kul   kendi   ken dine : Aceb bana şâhîdlik yapacak bu zât kimdir? diye düşünecek, faka ağzına mühür vurulacak; uyluğuna, etîne ve kemiğine :

—  Konuş! denilecek. Artık uyluğu, eti ve kemiği onun amelini söyle yecektir. Bu ona kendi nâmına bir özür bırakmamak içindir. İşte bu münâ fiktır. Allah'ın hısımına uğrayacak olan da budur.»

 

17- (2969) Bize Ebû Bekir b. Nadr b. Ebi'n-Nadr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana EbıVnNacIr lîâzim b. Kaâsmı rivayet ettî. (Dedi ki) : Bize Ukeydu'lah El-Eşcaî, Süfyan-i Sevrî'den, o da Ubeydeî-Müktib'den, o da Fudayl'den, o da Şa'bî'den, o da  Enes b. Mâiik'den naklen  rivayet etti.

(Şöyle    demiş) :    KesûlüMah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında idik. Güldü. Ve :

«Niye gülüyorum, biliyor musunuz?»  dedi. Biz :

—  Allah ve Resulü  hİlir, cevâbını verdik. Şöyle buyurdular : «Kulun Rcıbbİsiyle konuşmasına gülüyorum.

— Yâ Rabbi! Sen beni zulümden korumadın mı? diyecek. Teâlâ Hazret­leri :

—  Evet   korudum, buyuracak. Kul :

—  Ama ben kendime benim tarafımdan bir şâhid getirilmesinden baş­ka bir şeye razı değilim, diyerek. Teâlâ  Hazretleri de :

—  Bugün sana "ek şâbid  olarnk nefsin, çok şâbid elarak da kiram-ı kâtibin fmelok'er!) kâf:dir. Buyuracak ve ağzına mühür vurulacaktır. Müte-âk'ben  uzuvlarına, konuş, denilecek.  Onlar da  bunun  amellerini söyleye­cektir. Sonra konuşmak hususunda serbest brraktlacak ve :

—  Sizler uzak olun, ırak olun! Ben ancak sizin için mücâdele ediyor­dum   diverekîır.»

Kulların Allah Teâlâ'yı görmesi meselesi iman bahsinde geçmişti. Hadîs-i verirdeki «fül» tâbiri «füîaıı» kelimesinin murahhamıdir.. Ke­lime münâda olduğu için terhım yapılnvş yani; sonu atılmıştır. Aslı «vâ fülânı>'dır. Ancak bu terhim kaide hârici yapılmıştır. Maamafih   Kaadî  Iyâz'in jgvâvetine göre  «fiil» kelimesi, fülân mânâsına gelen  ayrı bir lügattir diyenler de olmuştur. Yine   Kaadî  Iyâz'a göre Teâlâ Hazret­lerinin kuluna:                                                                                       «Ben seni reis yapmadım mı? Sana ganimetin dörtte birini vermedim mi? ilâh...:> buyurmasından murad : «Seni hiç bir meşakkate düçâr etme­den rahat yaşatmadım mı? demektir.

Ganimetin dörtte birini almak câhiliyyet hükümdarlarının âdeti idi. Dünyada bunca nimetlere nail olmuşken, Allah'ını hatırlamadığı külün itirafı ile meydana çıkınca Teâlâ Hazretleri:

«Öyle ise bugün ben de seni unutuyorum.» diyecektir. Birçok defalar gördüğümüz vecihle Teâlâ Hazretleri hakkında unutmak, hatırlamak gibi şeyler muhal olduğu için, bu cümlenin mânâsı: «Ben de sana rahmetimi men ediyorum.» şeklinde te'vil olunmuştur.

îman iddiasında bulunan üçüncü kula :

«öyle İse şuraya!» Duyurulmasının mânâsı: «Sen şuraya ayrıl baka­lım, bir de uzuvlarına soralım. Senin hakkında onlar ne gibi şehâdette bulunacaklar...» demektir. Neticede bütün azası aleyhine şehâdet edecek, böylece yalancılığı ortaya çıkacak, Allah'ın azabına düçâr olacaktır.

 

18-  (1055) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fudayl, o da Umara b. Ka'kâ'dan, o da Ebû ZürVdan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah m! ÂH Muhammed'in rızkrn: yetecek kadarcık ver!»  diye duâ ettiler.

 

19- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd, Züheyr b. Harb ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize A'meş, Umara b. Ka'kâ'dan, o da Ebû Züradan, o da Ebû   Hüreyre'den   naklen   rivayet   etti.   (Şöyle   demiş) :   Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allahım! Âli Muhammed'in rızkını yetecek kadar ver!»    diye dua ettiler.

Amr'm  rivayetinde :

«Allahım! R:zık ver!»   denilmiştir.

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Saîd Eİ-Eşecc de rivayet etti. (Dedi ki) : 3ize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) ; Ben A'meş'i, Umara b. Ka'kâ'-dan bu isnadla rivayet ederken dinledim. O : «Kût» yerine «kefâf» de­miştir.

20- (2970) Bize Züheyr b. Harb ile İshak h. İbrahim de rivayet et­tiler. (İshak : Ahberanâ; Züheyr ise : Haddesenâ tâbirini kullandı, Dedi ki) : Bize Cerir Mansûr'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

«Âli Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisi Medine'ye geleli­den vefatına kadar, üç gece arka arkaya buğday yemeğinden doya doya yememişlerdir.»

 

21- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe ile Ebû Küreyb ve İshak b. İbrahim rivayet ettiler. (İshak : Ahberanâ; ötekiler: Haddesenâ tâbirle­rini kullandılar. Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbra­him'den, o da Esved'den, o da Âİşe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) göçüp gidinceye kadar üç gün arka arkaya buğday ekmeğinden doya doya yememiştir.»

 

22- (...) Bize Muhammed b. Müscnııâ ile Muhammed b. Beşşâr ri­vayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'f'er rivayet etti. i(Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû İshak'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Abdurrah-man b. Yezid'i, Esved'den, o da Âİşe'den naklen rivayet ederken dinledim ki, Âişe şöyle demiş :

«Âli Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tâ Resûiüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ruhu kabzediiinceye kadar, İki gün arka arkaya arpa ekmeğinden doya doya yememiştir.»

 

23- (...) Bize Ehû Bekr b. Ebî Şeybc rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Veki', Süfyan'dan, o da AbdıvrraJvman b. Abis'ti en, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti.  (Şöyle demiş) :

«Âli Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç geceden Fazla buğday ekmeğinden doya doya yememişlerdir.»

 

24- (...) Bize Ebü Bekr b. Ebû Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bİzc Hafs b. Gıyâs, Hişam b. Urve'den, o da babasnuhm naklen rivayet ettî. (Demiş ki) : Âişe şunu söyledi:

«Âli Muhammed (SaliaUahü Aleyhi ve Sellem) kendisi göçüp gidinceye kadar, üç gece buğday ekmeğinden doya doya yememiştir.»

 

25-  (2971) Bize Ebû Kûreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Mis'ar'dan, o da Hilâl b. Humeyd'den, o da Urve'den, o da Aişe'den nak­len rivayet etti. (Şöyle demiş) :

«Âli Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   iki gün buğday ekmeğin­den doya doya yememiştir. İki günün biri mutlaka kuru hurma olmuştur.»

 

26- (2972) Bize Amru'n-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Atde Süleyman rivayet etti. Amr dedi ki: Bize Yahya b. Yeman da Hişam tlrve'den, o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle iemiş) :

«Hakîkaten biz Â1i Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bazen) bir ay ateş yakmadan dururduk. Nafakamız ancak kuru hurma ile su idi.»

 

(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme ile İbnû Nümeyr, Hişâm "h. Urve'den bu isnadla : «Hakikaten biz dururduk...» diye rivayet ettiler. O Âli Muham­medi anmamıştır.

Ebû Küreyb İbnü Nümeyr'den rivayet ettiği hadîsinde : «Meğer ki, bize bir parçacık et gelmiş ola...» cümlesini ziyâde etmiştir.

 

27- (2973) Bİze EbÛ Küreyb Muhammed b. A'â' b. Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Hişam'dan, o da babasından, o da Aişe'-flen naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

«Resûlüllah   (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) vefat etti. Halbuki benim rafımda canlının yiyeceği bir şey yok. Yalnız bir rafımda bir parçacık arpa var­dı. Ondan uzun zaman yedim. Nihayet onu ölçtüm de tükendi.»

 

28- (2972) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l* Aziz b. Ebî Hazım babasından, o da Yezid b. R uman'd an, o da Urve'den, o da Aişe'den naklen rivayet etti ki, şöyle dermiş:

«Vallahi ey kız kardeşim oğlu! Biz hilâli görüyorduk, sonra (başka) hi­lâli, sonra (başka) hilâli, iki  ayda   üç  hilâl   görüyorduk  da, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem; 'in evlerinde ateş yakılmazdı.» . Urve demiş ki, ben :

— Ey teyze, o halde sizin maişetiniz neydi? diye sordum.

«— İki siyah (yâni) kuru hurma ile su! Şu kadar var ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ensardan bir takım komşuları vardı. Onların da sağmalları vardı. Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ç sütlerinden gönderirler; o da bize içirirdi.» dedi.

 

29- (2974) Bana Ebû't-Tâhir Ahmed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Sahr, Yezid b. Ab-diîlah b. Kusayt'dan naklen haber verdi. H.

Bana Harun b. Saîd de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Sahr, İbnû Kusayt'dan, o da Urve b. Zübeyr'den, o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Aişe'den, naklen haber verdi. (Şöyle demiş) :

«Gerçekten  Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir günde  »ikî  defâ doya doya ekmek ve zeytinyağı yemeden vefat etti.

 

30- (2955) Bize Yalıya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dâvud b. Abdlrrahnian El-Mckkî El-Attâr, Mansûr'dan, o da annesinden, o da Âişe'den nakl:n haber verdi.

Bize Saîî b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Davud b, Abdirrahnıan El-Attâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mansûr b. Abdirrahman El-Harcbî, an ıcsi Safiyye'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :     

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhlve Sellem)  insanlar iki siyaha (yâni) kuru hurma ile suya doydukları vakit vefat etti.»

 

31- (...) lîana Mııhammcd b. Müseıınâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurraîmıan, Süfyan'chuı, u da Mansûr b. Safiyye'den, o da annesinden, o da Âişe'den  naklen  rivayet etti  (Şöyle demiş) :

«Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem ), vefat etti. Biz iki siyaha (yâni) su  ile  kuru hurmaya   doymutuk.»

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Küreyb de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Eşcaî rivayet etti. II.

Bize Nasr b. Alî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Ahmed rivayet etti. Her iki râvi Süfyan'dan bu isnadla rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki, bunların  Süfyan'dan rivayet ettikleri hadîsinde :

«Biz, iki siyandan doya doya yememişîik.»  cümlesi vardır.

 

32- (2976) Bize Muhammed b. Abbâd üe İfcnû Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Mervaıı (yâni; El-Fczârî) Yezid'dcn (bu zât İbnû Keysan'dır), o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen ri­vayet etti. (Şöyle demiş) :

«Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, (ibnû Abbâd Ebû Hüreyre'nin nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, de­miştir.) Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) dünyadan ayrılıncaya kadar ailesini üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle doyurmarruştır.»

 

33- (...) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Yezid b. Keysan'dan rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Hâzim rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Ebû Hüreyre'yi parmağıyle tekrar tekrar işaret ederek:

«Ebû Hüreyre'nin nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim kî, NebiyyuJlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dünyadan ayrılıncaya kadar ken­disi ve ailesi bir bir arkasına üç gün buğday ekmeği yememişlerdir.»

 

34- (2977) Bize Kuteybe b. Saîd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. (Dediler ki) ; Bize Ebû'I-Ahvas, Simâk'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Nu'man b. Beşîr'i şunu söylerken işittim:

«Siz dilediğiniz müddeîçe yiyecek ve içecek içinde değil misiniz? Ger­çekten ben Peygamberimiz (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'\ karnını doyuracak kadar kötü hurma bulamadığın: gördüm.»  derken işittim.

Kuteybe «bîhî» kelimesini anmamıştır.

 

35- (...) Bize Muhammed b. Kâfi' rivayet etli, (Dedi ki) : Bize Yah­ya b. Âdem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. H.

Bize İshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mülâî haber verdi. (Dedi ki) : Bize İsrail rivayet etti. Her iki râvi Simâk'den bu is-nadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Züheyr'in hadîsinde:

«Ama siz kuru hurma ile kaymağın çeşitlerinden başkasına razı olmu­yorsunuz.»   ziyâdesi vardır.

 

36- (2978) Bize Muhanınıed b. Müsennâ ile İbnû Beşşâr rivayet et­tiler. Lâfız İhnû Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şu'be, Simâk b. Ilarb'dcn rivayet etti. (De­miş ki) : Nu'maıı'ı hutbe okurken dinledim. Şunu söyledi. Ömer insanla­rın dünyadan pide ettiklerini andı da, şöyle dedi:

«Gerçekken ben Resûiüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ı bütün gün kıv­ranıyor, karnını doyuracak kötü hurma bulamiyorken gördüm.»

 

37-  (2979)  Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb haber verdi.  (Dedi ki) : Bana Ebû Hani haber verdi, o  da Ebû  Abdirrahman El-Hubuliy'i  SöyIe derken işitmiş. Ben Abdullah b. Amr b. Âs'dan dinledim. Ondan bir adam dilen»., muhacirlerin fakirlerinden değil mîyi»? demiş,. Bunun üzerine Abdullah ona

—  Senin kendisine sığınacak karın  var mı?  diye sordu. Adam:

__ Evet! cevâbım verdi.

—  Oturacak evin var mı? dedi.   (Yine) :

—  Evet! cevâbım verdi. Abdullah :

_ Öyle ise sen zenginlerdensin, dedi. Adam :

—  Benim bir hizmetçim de var! dedi. Abdullah: O halde sen kırallardansm, dedi.

 

 (...) E u Abfîurrahman dedi kî : Ben yanında bulunduğum halde Ab­dullah b.,Amr b. Âs'a üç kişi geldiler. Ve:

—  Yâ Ebâ Mu'ıammed! Vallahi biz hiç bir şeye Uâdir değiliz. Ne na­fakaya, ne hayvana, ne de eşyaya! dediler. Abdullah onlara :

—  Ne istiyorsunuz? İşitirseniz  bize müracaat edersiniz. Biz  de  size Allah'ın başınızı çözeceği şeyleri veririz. İsterseniz hâlinizi Sultana anla­tırız. Dilerseniz sabredersiniz. Çünkü ben  îlesulüllah  (Sallallahu A'eyh: ve Sellem)'i:

«Şüphesiz ki, muhacirlerin fakirleri kıyamet gününde cennete zengin­lerden kırk yıl önce gireceklerdir.»   buyururken işittim, dedi. Üç zât: — Öyleyse sabrederiz; hiç bir şey istemeyiz, dediler. Bu hadîsin Ebû    Hureyre    rivayetlerini    Buhârî    «Kitâ-bu'r-Rikâk» ve «Kitâbul-Et'ime»'de; Hz. Âişe rivayetlerini dahi «Ki-tâbu'1-Hibe»,  «Kitâbu'r-Rikâk»  ve  «Kitâbu'l-Et'ime»'rîe  tahric  etmiştir.

Kut ve kefâf aynı mânâya gelen kelimelerdir. İkisi de israf yapma­dan yetecek mikdar yiyecek demektir.

Âli Resûlillah'dan murad; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) 'in zevceleridir. Bu kelimeden bazan bizzat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) de kastedilir. Görülüyor ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ailesi efradı üç günden fazla arka arkaya buğday veya arpa ekmeği bulamadan geçirir, hiç bir zaman tıkabasa karınlarını doyurmaz. Aylarca bacalarının tütmediği olur, yâni; evlerinde yemek pişirmezmiş. Tabiî ki, bu onların yoksulluklarından değil, hudutsuz cömertliklerinden idi. Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendi malından zevcelerinin senelik nafakasını ayırır, fakat cömertliğinden bu nafaka senenin yarısı gelmeden biterdi. En ucuz ve kolay bulunan nafaka kuru hurma olduğu için günde iki öğün yemek yerlerse, bunun biri mutlaka kuru hurma olurdu. Kuru hurmaya siyah denilmesi, ekseriyetle Medine'nin hurmaları siyah renkli olduğundandır. Suya da tağlîb tarikiyle siyah denilmiştir. Aksi tak­dirde suyun rengi yoktur.

Hz. Âişe'nin:

«Biz kuru hurma ile sudan karnımızı doyurmaya başladığımız vakit ilâh...» sözünden murad: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) de karnı­nı doyurmaya başladı, demektir. Karınlarını doyurdukları gıda kuru hur­ma idi... Bu hal Hayber’in fethinden itibaren başlamıştı ki, Resûlül­lah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bundan sonra ancak üç sene yaşamıştır. Ka­rınlarını doyuran gıda ancak kuru hurma ise de, tokluğun tamamı su ile olduğundan Aişe (Radlyallahü anim) gıda namına kuru hurma ile suyu zikretmiştir. Bu hadîsler Ümmehâtı mü'minin ile diğer sahâbe-i kiramın da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte dünya metâma kıy­met vermediklerine ve başkalarım kendilerine tercih ettiklerine delildir­ler. Rivayetlerin bâzıları bir kimsenin fakru hâlini zenginledikten sonra zikrderek Allah'ın nimetlerini başkalarına da hatırlatmanın caiz olduğuna işaret etmektedir.

 

1- «Kendilerine Zulmedenlerin Meskenlerine Girmeyin Ağlayarak Girerseniz O  Başka!» Hadisi Babı

 

38- (2980) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Alî b. Hu-cur, toptan İsmail'den rivayet ettiler. İbnû Eyyub (Dedi ki) : Bize İsmail b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Dinar haber verdi. Ki, Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitmiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)   Hıcrlılar hakkında ;

«Şu azab gören kavmin üzerine girmeyin. Ancak ağlayarak girerseniz o başka! Eğer ağlar halde değilseniz, onların basma gelen sizin başınıza da gelmemesi İçin yanlarına girmeyin!»  buyurdular.

 

39- (...) Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbnû Şihab'dan naklen haber verdi. Kendisi Hicrî (yâni) Semûd kavminin meskenlerini anlatıyormuş. Salim b. Abdillah demiş ki: Gerçekten Abdullah b. Ömer şunları söy­ledi : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ile birlikte Hıcra uğradık. Bu­nun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bize:

«Kendilerine zulmedenlerin başına gelenler, sizin başınıza da gelme­sinden korunmak için onların meskenlerine girmeyin! Ancak ağlayarak gi­rerseniz o başka!» buyurdu. Sonra hayvanını sürdü ve sür'atle giderek o yeri arkasında bıraktı.

 

40- (2981) Bana Hakem b. Musa Ebû Salih rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şuayb b. İshak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâü'den naklen haber verdi. Ona da Abdullah b. Ömer haber vermiş ki: Cemaat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)ile birlikte Hıcra (yâni; Semûd) kav­minin toprağına inmişler de, oranın kuyularından su çekmişler. Ve o su ile hamur karmışlar. Derken Kcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  çektik­leri suyu dökmelerini, hamuru da develere yem yapmalarını emir buyur muş. Onlara  dişi devenin gittiği  kuyudan su çekmelerini emretmiş.

 

(...) Bize İshak h. Musa EI-Ensârî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Enes b. lyâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ubeydullah hu isnadla bu ha­dîsin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o: «Kuyularından su çektiler de onunla hamur kardılar.» demiştir.

Bu rivayetleri Buhâri «Kitâbu's-Salât» ile «Kitâbu'l-Enbiya»'da tahric etmiştir.

Hicr : Semûd kavminin yaşadığı yerlerdir. Ki Şam'la Me­dine arasına düşer. Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ordusuyla Tebûk gazasına giderken buradan geçmiş ve Allah'ın hışmına uğraya­rak helak olan bu kavmin memleketine uğramayı ashabına yasak etmiş, oraya girerlerse ağlayarak girmelerine müsaade buyurmuştu. Semûd kavmi Salih (Aleyhısselâm)'m ümmetidir. Bunlar Hz. Sâ1ih'e isyanları sebebiyle Allah'ın gazabına uğrayarak helak olmuşlardı. Re-r.ûlüllah (Sallallahü Aleyhi, ve Sellem) Ümmetinin de bu yere girerlerse bir musibete duçar olurlar endişesiyle oraya girmelerini yasak etmiş, mutlaka girmek icab ediyorsa ağlamalarını emir buyurmuştu. Bunun sebebi ağla­manın düşünüp ibret almaya müncer olmas;dır. Ağlamayı emir âdeta ib­ret almayı emir gibidir. Böyle bir kavmin yurtlarından geçerken onların hallerini düşünmemek ve ibret almamak ihmalkârlık hususunda onlara benzemek olur. Ve bilmelice kalb katılaşır, onların amellerini işleyerek akıbetlerine uğramak mümkündür.

Bu hadîsler murakabeye zâlimler diyarından geçerken, onlardan ib­ret almaya teşvik etmektedirler. Nitekim Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Müzde1ife'den Mîna'ya dönen hacıların Muhassir vadisinden geçerken sür'atle yürümelerini emir buyurmuştu. Çünkü As­tı abı Fil denilen Ebrehe ordusu burada helak edilmişti. Bi­nâenaleyh böyle yerlerden geçerken murakabeye ve tefekküre dalarak, Allah'ın hışmından korkmak, ağlamak ve orada helak olanlardan ibret alarak Allah'a sığınmak icab eder. Hadîs-i şerifte bundan maada şu fâi-deîer vardır :

1- Hıcr kuyularının sularını kullanmak memnudur. Bundan yalnız deve kuyusu müstesnadır.

2- Bu kuyuların suyu ile karılan hamur hayvanlara yedîrilir.

3- İnsana menedilen bir yiyecek hayvana yem olarak verilebilir.

4- Zâlimlerin   su  kuyularından   kaçınmalı,  sulehamn   kuyularından su alarak teberrük etmelidir.

 

2 — Dul Kadına Yoksul ve Yetime İyilik Babı

 

41 — (2982) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Sevr b. Zeyd'den, o da Ebû'l-Gays'dan, o da Ebû ÎIü-reyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.   (Şöyle buyurmuşlar) :

«Dul ve yoksul için çalışan kimse, Ailah yolunda cihad eden gibidir. — Zannederim şöyle de buyurdu— Ve fütur getirmeden nemez kılan, bı­rakmadan oruç tutan gibidir.»

 

42- (2983) Bana Züheyr b. Karb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshak h. İsa rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Sevr b. Zeyd Ed-Dîlî'den riva­yet etti, (Demiş ki) : Ben Ebû'l-Gays'i, Ebû Hureyre'den naklen rivayet ederken dinledim.  (Dedi ki): Kesûlüllah (Sallallahü Aleyh ive Sellem)'.

«Kendinin veya başkasının olsun yetime bakan kimse ile ben, cennette şunlar gibiyiz.» buyurdular. Ve Mâlik şehâdet parmağı ile orta parmağa işaret etmiştir.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'1-Edeb» ve «Kitâ"bu'n-Nafakâi»'da; Tirmizî «Kitâbu'l-Bir»'de; Nesâî «Kitâbu'z-Zekât»'da; İbnû Mâce «Kitâbu't-Ticârat»'da muhtelif râviîerden tahric etmişlerdir.

Ermele, kocasız kadın demektir. Evvelce evlenmiş veya evlenmemiş olması müsavidir. Bâzıları kocasından ayrılan dul kadın mânâsına geldi­ğini söylemişlerdir. îbnû Kuteybe bu kelimenin İrmalden alındığmı söyler. İrmal, kocası olmadığı için fakir düşmek, yiyeceği bitmek mânâsına gelir.

Kâfıl : Tekeffül eden, yiyecek giyecek ve terbiyesine bakan dernektir. Yetime bakan kimse ister kendi malından, ister şer'î bir vilâyet dolayı-siyl yetimin malından harcasın hadîs-i şerifte va'dedilen fazilete nail olacaktır.

Kendi yetiminden murad; yetimin dedesi, annesi, ninesi, kardeşi, kız kardeşi, halası, teyzesi, amcası ve dayısı gibi yakınlarıdır. Başkasının ye­timi ile akraba olmayanlar kastedilmiştir.

 

3 — Mescid Yapmanın Fazileti Babı

 

43- (533) Bana Harun b. Saîd El-Eylî ile Ahmed b. îsa rivayet et­tiler. (Dediler ki) : Bize Ibnû Vchb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr (Bu zât İbnû Hâris'dir) haber verdi. Ona da Bükeyr rivayet etmiş, ona da Âsim b. Ömer b. Katâde rivayet etmiş ki, kendisi UbeyduIIah EI-Hav-lânî'yi rivayet ederken dinlemiş. UbeyduIIah Osman b. Affân'ı Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeitemJ'in mescidini yaptığı sırada hakkında halkın de­dikoducu ânında dinlemiş. Osman şöyle demiş : Siz gerçekten çok konuş­tunuz. Halbuki ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Her kim bir mescid bina ederse — Bükeyr demîş ki : Zannederim onun­la Allah'ın rızâsını taleb ederek dedi— Allah ona cennette bu mescidin mislini bina eder.» buyururken işittim.

Harun'un rivayetinde :

«Allah ona cennette bir ev bina eder.» cümlesi vardır.

 

44- (...) Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ ikisi bir­den Dahhâk'den rivayet ettiler, İbnû Müsennâ dedi ki: Bize Dahhâk b. Mnhled rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Hamîd b. Ca'fer haber verdi. (Dedi ki) : Bana babam, Mahmud b. Lebid'den rivayet etti ki, Osman b. Affan mescidi bina etmek istemiş de, halk bunu hoş görmemiş, onu ol­duğu gibi bırakmasını istemişler. Bunun üzerine Osman : Ben Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem)'i:

«Her kîm Allah için bir mescid bina ederse, Allah ona cennette bu mescidin mislini bina eder.» buyururken işittim, demiş.

 

(...) Bize bu hadîsi îsbak b. İbrahim EI-Hanzalî de rivayet etti. (De­di ki) ; 'Bize Ebû Bekr El-Hafî ile Abdu'l-RIelik h. Sabbâh ikisi birden Abdu'l-Hanıid b, Ca'fer'den bu isnadla rivayet ettiler. Yalnız onların ha­dîsinde :

«Allah ona cennette bir ev bîna eder.» cümlesi vardır.

Bu hadîsi Buhârî  Kitâbu's-Salat»'da tahric etmiştir.

Hadîs-i şerif kitabımızın rnescidler bahsinde geçmişti. Nevevî diyor ki: «İhtimal mescidin cennetteki misli mikdâr ve mesaha itibariy­ledir. Lâkin birçok ziyâdeler ilâvesiyle dünya evinden daha nefis olacak­tır. Maamafih dünya evinden mesaha itibariyle daha büyük ve daha şe­refli olması ve sâdece isim itibariyle misli denilmesi de muhtemeldir.'

Übbî : «Hz. Osman'ın mescide sadece ilâve yaptığı halde bu hadîsle istidlal etmesi ilâvenin de mescid yapmak hükmünde olmasından­dır.» demiştir.

 

4- Yoksullara Sadaka Vermek Babı

 

43- (2934) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'hıdir. (Dediler ki) : Bize Yezid b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize. Abdü'l-Aziz b. Ebî Seleme, Vehb b. Keysan'dan, o da Ubeyd b. Ümeyr El-Leysi'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamîrer (Saüailahii Aleyhi ve Sc]iem}'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar:

«Bir adam sahra bir yerde iken bulut içinde : Filânın bahçesini sula! diye bîr ses işitmiş. Derken o bulut giderek suyunu bir taşlığa boşaltmış. Bir de ne görsün, o sel yollarından biri bu suyun hepsini almış. Adam suyu takib etmiş. Bakmış kî, bir adam kalkmış, bahçesinde suyu bel küreğİyle çeviriyor. Ona :

—  Ey Allah'ın kulu, senin adın nedir? dîye sormuş. O da :

—  Filândır, diyerek bulut içinden işittiği ismi söylemiş. O da buna :

—  Ey Aiîah'm kulu, benim adımı niçin soruyorsun? demiş. Beriki :

—  Ben şu suyu indiren bulutta bîr ses işittim : Filânın bahçesini sula! diye senin İsmini söylüyordu. Bu bahçe hususunda ne yapıyorsun? demiş. Bahça sahibi :

—  Madem ki, böyle diyorsun  (söyleyeyim). Ben bu bahçeden çıkana bakar da onun üçîe birini tasadduk eder, üçte birini çoluk çocuğumla ken-dİm yerim, üçte birini de bahçeye iade ederim, demiş.»

 

(...) Bize bu hadîsi Ahmed b. Abdete'd-Dabbî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud haber verdi. (Dedi ki) : Bize Abeîırl-Aziz b. Ebî geleme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Keysan bu isnadla rivayet etti. Yalnız o :

«Üçte birini de yoksullara, dilencilere ve yolcuya ayırırıma, demiştir.

«Tenahba», kasdetti demektir. Harra siyah taşlı yerdir. Şerce taşlık-lardaki sel yoludur. Hadîs-i şerif sadaka veı-menîn yoksullara ve yolcu­lara ihsanda bulunmanın ve İnsanîn kendi elinin emeğinden yiyip coîu-ğuna çocuğuna da ondan yedirmenin  faziletine delildir.

 

5- Ameline Allah'dan Başkasını Ortak Eden Kimse Babı (Bir Nüshada Riyanın Haram Kılınması Babı Denilmiştir)

 

46- (2985) Bana Züheyr b. Harb rivayet elti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kavh b. Kaâsım, Alâ' b. Abdir-ralıman b. Ya'kub'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen îıa-ber verdi. (Demiş ki) : Rcsûlüllalı (SaUaîlahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyur­dular :

«Allah Tebâreke ve Teâfâ : Ben ortakların şirkten en gânisiyîm. Her kim bir ame! işler, onda benimle birlikte başkasını ortak eylerse, onu şİr-kiyle başbaşa bırabnm, buyurdu.»

 

47- (2986) Bize Ömer h. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, İsmail b. Sümey'den, o da Müslim EI-Batîn'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da Ibni Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim amelini işitiirirse; Allah onu işittirir. Ve her kim riyâ ya­parsa, Allah onun iç yüzünü meydana çıkarır.» buyurdular.

 

48- (2987) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Süfyan'dan, o da Seleme b. Küheyl'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Cündeb El-Alakî'den dinledim. (Dedi ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim (yaptığını) işittirirse, Allah o kimseyi işittirir. Ve her kim riya yaparsa, Allah da onun içyüzünü meydana çıkarır.» buyurdular.

 (...) Bize İshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mülâî ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân bu isııadla rivayet etti ve: «Ondan başka hiç bir kimseyi Resûlüllah (Saîlailahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu der­ken, işitmedim...» cümlesini ziyâde etti.

 

(...) Bize Saîd b. Amr El-Eş'asî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan, Velid b. Harb'dan naklen haber verdi. (Saîd dedi ki: Zannederim îbnû Haris b. Ebî Musa dedi.) Demiş ki: Ben Seleme b. Küheyl'den dinledim. (Dedi ki) : Ben Cündep'den dinledim. (Ondan başka hiç bir kimseyi Re­sûlüllah (SullaUahü Aleyhi ve Seilem)'den dinledim derken işitmedim.) Ben  (Sülhllahu Aleyhi ve Sellem) Ji şöyle buyururken işittim diyordu.

Râvi Sevr'in hadîsi gibi rivayet etmiştir.

 

(...) Bize bu hadîsi İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize doğru söyleyen emniyetli Velid b. Harb bu isnadla rivayette bulundu.

Bu hadîsi   Buhârî    «Kitâîm'r-Rikâk-'da tahric etmiştir.

Hadîsin ilk rivayetinden murad : «Benim şerik vesâireye ihtiyacım yoktur. Bir kimse bir şeyi hem benim için, hem başkası için yaparsa, ben onu kabul etmem. Benimle birlikte o işe kimi ortak yaptıysa, ona bıra­kırım,»'demektir. Yâni: Riya için yapılan amel bâtıldır. Sevabı yoktur. Sahibi günahkâr olur.

Diğer rivayetlerden murad : -Bir kimse bir işi başkaları işitsinler de onu takdir etsinler diye yaparsa Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun bu hâlini mahşer halkına işittirir ve kendisini rezil rüsvay eder, demek­tir. Süm'a ile riya aynı mânâya gelirler. Dinen ikisi de yasak edilmiştir. Bu rivayetlere muhtelif mânâlar verilmiştir. Bâzıları : «Bir kimse başka­larının kusurlarını duyarak onları etrafa yayarsa Allah da onun kusur­larını meydana çıkarır.» demiş. Bir takımları: «Allah ona sevablarmı gös­terir. Fakat kendisine hasret ve üzüntü olsun diye vermez.» mütalâasında bulunmuş. Daha başkaları : «Bir kimse yaptığı işle onu insanların işit­mesini kastederse, Allah insanlara işittirir. Ve o işten kazancı da yalnız bu olur.» demişlerdir.

 

6- Bir  Söz Konuşarak Onun Sebebiyle Cehenneme Düşmek Babı

 

49- (2988) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bekr (yâni; İbnû Mudar) İbnû Hâddan, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da îsa b. Talha'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve ScLlc;n)'i şöyle buyururken işitmiş:

«Şüphesb kul bir söz söyier, onun sebebiyle cehenneme, doğuyla batı arasından daha uzağa iner.»

 

50- (...) Bize bu hadîsi Muhammed b. EM Ömer El-Mekkî de riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'1-Aziz Ed-Derâverdî, Yezid b. Hâd'dan, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da İsa b. Tallıa'dan, o da Ehû Hüreyre'-den naklen rivayet etti ki: Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz kul mânâsını düşünmeden bîr söz söyler. Onun sebebiyle cehenneme, doğu ile batı arasından daha uzağa düşer.» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'r-Rikâk»'da; Tirmizî «Kitâ-bu'z-Zuhd»'de; Nesâî «Kitabu'r-Rakâık»'da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Hadîsin ikinci rivayetinden de anlaşılıyor kî, bir kimse nereye vara­cağını düşünmeden söylediği bir söz sebebiyle çok defa cehennemi boyla­yacaktır. Söylenen sö?:ün uzun veya kısa olması mühim değildir. Nevevî buna sultan ve kumandan gibi büyüklerin huzurunda kaçırılan sözü, zina iftirasını ve müslümana zarar verecek şekilde konuşmayı misâl vermiştir. Hadis-i serîf dili korumaya teşvik etmektedir. İnsan konuşa­cağı zaman evvelâ düşünüp taşınmalı, konuşmasından bir fayda hâsıl ola­caksa söylemeli, aksi takdirde susmalıdır.

Hükemâdan biri : «Allah Teâlâ insanda iki kulak, bir dil yaratmış­tır. Tâ kî. işitmesi, konuşmasının iki misli olsun.*  demiştir.

 

7- İyiliği Emredip Kendisi Yapmsysnon, Kötülükten Nehyehip Kendisi Yapanın Azabı Babı

 

51- (2989) Bize Yahya b. Yahya ile EM Bekr b. Ebî Şeybe, Mu­hammed b. Abdillah b. Nümeyr, İshak b. İbrahim ve Ebû Küreyb rivayet ettiler, lâfız Ebû Küreyb'indir. (Yahya ile îshak: Ahberanâ; Ötekiler : Haddesenâ tâbirlerim kullandılar. Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Şakık'dan, o da Üsâme b. Zeyd'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana : Osman'ın yanına girsen de, onunla ko-nuşsan a! dediler. Ben de : Siz zannediyor musunuz ki, ben onunla yalnız size işittirdiklerimi konuşuyorum. Vallahi onunla ikimiz arasında ilk defa ben açnv.ş olmayı istemediğim bir şey açmaksızın konuşmuşumdur. Ben Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Kıyâmel gününde bir adam getirilerek cehenneme atılacak ve karnı­nın barsaklan çıkacak. Onları eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi dön­dürecek. Derken yanına cehennemlikler toplanacak ve : Ey füân, sana ne oldu? Sen iyiliği emir, kötülüğü men etmez miydin? diyecekler. O da : Evet! iyiliği emrederdim. Ama yapmazdım. Kötülükten nehyederdım. Ama yapmazd:m, diyecektir.» buyururken işittikten sonra, hana âmir olacak hiç bir kimse için, bu insanların en hayirlısıdır, demiyorum.

 

(...) Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ccrir, A'meş'den, o da Ebû Vâil'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Üsâme b. Zeyd'in yanında idik. Bir adam : Osman'ın yanma girip onunla yap­tığı şeyler hususunda konuşmaktan seni ne men'ediyor? dedi.

Ve râvi hadîsi yukarki gibi nakletmıştir.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabu Bed'iî-iîalk» ve «Kit5bu'I-Fiten»'de tahric etmiştir.

Hz. Üsâme 'den istenilen şey Osman b. Affan (Radiyallahu anh) m yanma girerek halk arasında yayılan fitne ve bu fitneyi söndür­menin çâreleri hakkında onunla konuşmasaydı. Hz. Üsâme ashabın au isteklerine karşı siz benim Osman'la yalnız sizin huzurunuzda konuştuğumu sanıyorsunuz. Ben onunla bu hususu alenen konuşup yeni pir fitne kapısı açmaktan sa, ikimiz arasında gizlice konuştum, cevâbını vermiştir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) 'den rivayet ettiği hadîsle de kötülükten men ederken, fitneyi körüklememek lâzım geldiği hususuna işaret etmiştir. Çünkü bir kimsenin âmirine karşı aşikâre itirazda bulun­ması cemaatın dağılmasına ve fitnenin daha çok büyümesine sebep olur. Hadîs-i şerif âmirlere karşı terbiye ve nezaketli davranmanın lüzu­muna kendilerine yapılacak nasihatin nezâket dairesinde gizlice yapılması gerektiğine delildir. Fakat gizli nasihat kâr etmediği zaman hak zayi ol­mamak için ^şikâre söylemek de caizdir. Ulemadan bazıları buna kail ol­muş, bir takımları kötülükten nehyin kalble olacağını söylemişlerdir. Ha­dîs-i şerîf cehennemin şiddetine de işaret etmektedir.

 

8- İnsanın Kendi Perdesini Yırtmaktan Nehyolunması Babı

 

52- (2990) Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Hatim ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd bana rivayet etti, ötekiler bize rivayet etti tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Demiş ki) : Salim şunu söyledi. Ben Ebû Hüreyre'yi §öyle derken işittim. Ben Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Selîem)'i:

«Ümmetimin hepsi affedilrnişîir. Yalnız açıktan açtğa günah işleyenler müstesna! Açık günahlardan biri de kulun geceleyin bir amel işlemesi, son­ra Allah onu örtbas ettiği halde sabahiamasıdtr. Fakat kul : Ey filân! Ben dün şöyle şöyle yaptım, der4 Halbuki kendisi Allah onu örtbas ettiği halde gecelemişti. İşte Rabbİ örtbas etliği halde geceler sabahladığı vakit Allah'ın Örtbas ettiğini meydana çıkarır.»  buyururken işittim.

Züheyr ichâr yerine cihar demiştir.

Bu hadîsi    Buhârî    «Kİtâ'bu'l-Edeb»'de tahric etmiştir.

Bâzıları hadisdeki ichâr kelimesinin yanlış olduğunu iddia etmiş, «Doğrusu hicârdır...» demişlerse de Nevevî bunu kabul etmemiş. Her iki kelimenin doğru olduğunu ve ikisinin de kötü söz, ağza alınma-•yacak çirkin lâkırdı mânâsına geldiğini söylemiştir.

Mücâhir: İşlediği günahları bir marifetmiş gibi başkalarına anlatan kimsedir. Zamanımızda maalesef bu da moda olmuştur. Birçok edebsiz-Uklerin vasıtalarda, toplantı yerlerinde zerre kadar hicab duymadan yap­tıkları zina, içki vesâir rezalet âlemlerini yüksek sesle anlattıkları her gün tesadüf edilen olaylardandır. İnşaallah hadîsdeki istisnayı yâni; bu ümmetin içerisinden yalnız kendilerinin affedilmeyeceklerini duyarlar da — imanlarından eser kaldıysa— yaptıklarına pişman olup, tevbe ederler.

 

9- Aksırana Teşmit, Esnemenin Keraheti Babı

 

53- (2991) Bana Muhammed b. AhdUlah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hars (bu zât İbnû Gıyas'dır), Süleyman Et-Teymî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Selle m )'in yanında iki adam aksırdılar da birine teşmit yaptı, diğerine yapmadı. Teşmit yapmadığı adam :

— Filân aksırdi ona teşmitde bulundun, ben aksırdım bana teşmit yapmadın, dedi.

«Bu Allah'a hamdetti, fakat sen Allah'a hamdeîmedîn!»   buyurdular.

 

(...)  Bize Ebû Küreyb de rivayet etti.  (Dedi ki) :  Bize Ebû Hâlid yâni; El-Ahmer) Süleyman Et-Teymî'den, o da Enes'den, o da Peygamber [en naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.

 

54- (2992) Bana Züheyr b. Harb ile Muhamnıed b. Abditfah b. Nümeyf rivayet ettiler. Lâhz Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Kaâsım b. Mâ­lik, Âsim b. KüleyVden, o da Ebû Bürde'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ebû Musa'nın yanına girdim. Kendisi FadI b. Abbas'm kızının evinde idi. Aksırdim,' fakat bana teşmilde bulunmadı. Fadl'ın kızı aksırdı, ona teşmil yaptı. Derken anneme dönerek kendisine haber verdim. Ebû Musa annemin yanına gelince (annem ona) :

— Senin yanında oğlum aksırmış, ona ieşmitie bulunmamışsın. Fadl'ın kızı aksırmış, ona teşmit yapmışsın, dedi. Bunun Üzerine Ebû Mûsâ şun­ları söyledi:

— Gerçekten oğlun aksırdı. Ama Alialı'a hanıdetmedi. Ben de kendi­sine teşmit yapmadım. Fadl'ın kızı aksırdı, arkacığıııdan Allab'a hamdetti. Ben de ona teşmitte bulundum. Ben Kesûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) 'i :

«Biriniz aîcs:rdığt vakit Aüoh'a hamdederse, orsa teşmit yap;n. Allah'a lamdelmeise, ona teşmİiîe bulunmayın.» buyururken işittim.

 

55- (2993) Bize Muhammed b. AbdiIIah h. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ikrime b. Ammâr, Iyâs b. Seleme b. Ekvâ'<lan, o da babasından naklen rivayet etti. H.

Bize İshak b. İbrahim de rivayet elti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Eîiû'n-Nadr Hâşİm b. Kaâsım rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrime b. Ammâr rivayet etti. (Dedi ki) : iîana Iyâs b. Seleme b. Ekva' rivayet etti, ona da babası rivayet etmiş ki, kendisi Peygamber {Şailalluhü Aleyhi ve St'llf-'inJ'âcn dinlemiş. Bir aıîanı onun yanında aksımı iş da, ona yerhamü-kellah demiş. Sonra bir daha aksırmış, bunun üzerine Kesûlüllah (SuttaUaJıü Aleyhi ve Sellem):

«Bu adam zükkamlıdır.» buyurmuşlar.

Bu hadisi Buhâri  «Kuâbu'l-Edeb»'de tahric etmiştir.

Teşmit «Yerhamükeilah» demektir. Kelimenin aslı düşmanların şema-tasını gidermektir. Ve hayr duası mânâsında kullanılır. Tegmit yapan kim­se karşmdakine düşmanlarının şamatasından kurtulması için dua etmiş gibidir. Yahut aksıran kimse Allah'a, hamdederse bizzat şeytanın şamata­sını defettiği için bu isim verilmiştir. Termitin hükümlerini Kitâbu's-Selâm'da görmüştük. Onun meşru olduğu hususunda İcma'ı ümmet var­dır. Zâhirî1erle Mâ1iki1er'den İbni Meryem 'e göre her işitene teşmit vâcibdir. Kaadî Iy âz, İmam Mâ­li k 'in meşhur olan mezhebine göre, teşmit farzdır, demiştir. Diğer ule­maya göre, teşmit vâcib değil, sünnet ve menduptur. Aksırdıktan sonra El-hamdülillah demeyen kimseye teşmit yapılmaz.

Hadîsin ikinci rivâyetiııdeki Fadl  b. Abbâs'm kızından mu-rad;Ümmü Gülsüm 'dür. Vaktiyle Hz. Hasan'la evli idi. Ondan ayrıldıktan sonra Hz. Ebû Musa'1 - Eş'arî ile evlendi. O vefat edince İmran b. Ta1ha'ya vardı. Bilâhare ondan da bo­şandı ve    Küfe 'de vefat etti.

Hadîsin üçüncü rivayeti nezle gibi bir hastalıktan dolayı aksıran kim­seye yerhamükeilah denilmeyeceğine işarettir.

 

56- (2994) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Ali b. Hucut Es-Saîdî rivayet ettiler. (Dediler ki) ; Bize İsmail (yâni; İbni Ca'fer) Alâ'-dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Ke­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Esneme!: şeytandandır. Biriniz esnediği vakit, mümkün olduğu kadar «endini futsun!»   buyurmuşlar.

 

57- (2995) Bana Ebû Gassan El-Mismaî Mâlik b. Abdi'I-Vâhid riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Mufaddal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süheyl b. Ebî Salih rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Ebû Saîdî Hudrî'nin bir oğlundan dinledim. (Dedi ki) : Babam, babasından rivayet etti. (Demiş ki) : Resûlüllah (Sallallahit Aleyhi ve Sellem):

«Biriniz esnediği vakit, eliyle ağzını tutsun. Çünkü şeytan girer.» buyurdular.

 

58- (...) Bizd Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Aziz Süheyl'den, o da Abdurrahman b. Ebî Saîd'den, o da babasından naklen rivayet etti jki, Jlesvlülİah.(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bİrİniz esnediği vakit, eliyle tutsun! Çünkü şeytan girer.»buyurmuşlar.

 

59- (...) Bana Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Süfyan'dan, o da Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da İbni Ebî Saîdî Hutl-rî'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Biriniz namazda esnediği vakit, mümkün olduğu kadar kendini tutsun. ünkü şeytan girer*.»   buyurdular.

 

(...) Bize bu hadîsi Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, Süheyl'den, o da balıasıyle İbni Ebî Saîd'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurdular...

Râvi Bişr ile Abdû'l-Aziz'm hadîsi gilii rivayette bulunmuşlardır.

Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Kitâbu Bed-il-Halk»'-da tahric etmiştir.

Tesâüb: Esnemektir. Bunun şeytandan olması çene adalelerine dolan buharlardan neş'et ettiği ve nefse ağırlık, gaflet ve tenbellik verdiği için­dir. Bütün bunlar şeytan vasıtasıyle olur. Zira nefse şehvetlerini zinetli gösteren odur. Bundan dolayı esnemek şeytana izafe edilmiştir. Esneme­nin mümkün olduğu kadar önüne geçmek, ona sebep olan şeylerden sa­kınmakla olur. Esnemeye sebep yenilen, içilen şeylerle mideyi fazla dol­durmaktır. Esnemeye tamamiyle mâni olmak elde değilse de, esnerken elle ağzı kapamak mümkündür. Onun için de emir buyurulmuştur. Bun­dan murad; şeytanın arzusuna manî olmaktır. Çünkü şeytan esneyen in­sanın suratını çirkinleştirmeye ve ağzından içeriye girmeye çalışır.

 

10- Çeşitli Hadisler Hakkında Bir Bab

 

60- (2996) Bize Muhammed b. Kâfi' ile Abd h. Humeyd rivayet et­tiler. Abd Ahberanâ dedi, İbnû Râü' ise Iladdesenâ tâbirini kullandı. (Dedi ki) : Bize Abdûrrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'deıı naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşden yaratıl­dılar. Âdem ise size anlatılandan yaratıldı.» buyurdular.

Mâric : Ateşin siyahiyle karışmış alev demektir. Müslim sarih­lerinden Übbî bunu dumanla karışık alev diye tarif etmiştir. Melek­lerle cinlerin birbirlerinden farkları tâ hilkatlerinden başlar. Görülüyor ki, biri nurdan, diğeri dumanlı alevden yaratılmıştır. Bunlar insana-gö­rünmemek hususunda birleşirlerse de, meleklerin masum cinlerin mükel­lef olması meleklerde yiyip içmek, evlenmek ve doğup ölmek gibi şeyler olmadığı halde, cinlerde bunların bulunması, cinlerin yerde yaşamaları gibi, birçok hususatta aralarında büyük farklar vardır. Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Adem de size anlatılan şeyden yaratılmıştır.» buyurmakla, onun top­raktan halkedildiğine işaret etmiştir.

 

11- Fare ve Onun Şekil Değiştirmiş Olması Hakkında Bir Bab

 

61- (2997) Bize İshak b. İbrahim ile Muhammed b. Müsennâ El-Anezî ve Muhammed b. AbdiIIah Er-Ruzzî toptan Sekafi'dcn rivayet et­tiler. Lâfız İbnû Müsennâ'nmdır. (Dedi ki) : Bize Abdû'l-Vchhâb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid, Muhammed b. Sîrîn'dcn, o da Ebû Ilüreyre'-den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Reaûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Benî İsrail'den bir ümmet kaybolmuştur. Ne yaptığı bilinmiyor. Ben bu ümmetin fareden başka bîr şey olmadığını zannediyorum. Onu görmü­yor musunuz? Kendisine deve sütü konursa içmez, koyun sütü konursa içer.» buyurdular.

Ebû Hüreyre demiş ki: Müteakiben ben bu hadîsi Ka'ba rivayet et­tim de, bunu Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sen mi işittin? diye sordu. Ben :

— Evet! cevâbını verdim. Bunu defalarca söyledi. (Kendisine) Ben Tevrat'ı okuyor muyum? dedim.

İshak kendi rivayetinde: «Ne yaptığım bilmiyoruz...» dedi.

 

62- (...) Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' da rivayet etti. (De­di ki) : Bize Ebû Üsâme, Hişam'dan, o da Muhammed'den, o da Ebû Hü-reyre'den naklen rivayet etti, (Şöyle demiş) :

«Fare şekil değiştirmiştir. Bunun alâmeti önüne koyun sütü konursa onu içmesi, deve sütü konursa taîmamasidır.» Bunun üzerine Ka'b ona:

—  Bunu sen Resûîüllah (Sallallahü A leyhi ve Sçilem) 'den mi işittin? di­ye sormuş. Ebû Hüreyre:

—  Yâ bana Tevrat mı indirildi? cevâbını vermiştir.

Bu hadîsi   Buhârî    «Kitâbu-Bed-il-Halku'da tahric etmiştir.

Meshin insanı kendi şeklinde değiştirip çirkin bir kılığa sokmak de­mek olduğunu evvelce görmüştük. Benî İsrail 'den bazılarının meshedildikleri Kur'ân-ı Kerîm 'de haber verilmektedir. Re­sûîüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) farenin deve sütü içmeyip, koyun sütü içtiğine bakarak yok olan Benî İsrail taifesinin fareye tebdil edildiği zannma varmıştır. Gerçi bir hadîs-i şerifte şekli tebdil edilen in­sanların nesli olmadığı beyân buyurulmuştur. Fakat zahire bakılırsa bu­radaki Hz. Ebû Hüreyre rivayetleri o hadîsten önce vârid ol­muştur. Demek oluyor ki, Resûîüllah (Sallallahü Aleyhive Sellem) evvelâ fa­renin Benî İsrail 'den tebdil edilme bir hayvan olduğunu zannet­miş. Sonra kendisine hakikati hâl bildirilmiş, farenin memsuh olmadığım anlamıştır.

Hz. Ebû Hüreyre 'nin Ka'b (Radiyallahu anhy& : «Ben Tev­rat'ı okuyor muyum?» sözü : Ben Tevrat vesâir kitapları okumuş değilim ki, onlardan sana nakiller yapayım. Söylediklerim ancak Peygam­ber (Sallallahü Aleyhive Seitem)'d£n işittiklerimdir... manasınadır. Ebû Hüreyre aynı zamanda Hz. Ka'b'a ta'rizde de bulunmuştur. Çün­kü Ka'b (Radiyallahu anh) aslen yahûdi idi. Ve Tevrat hükümle­rini bilirdi. Farenin deve sütü içmemesinden memsuh olduğuna istidlal edilmesi Benî İsrail'e deve sütleri ve etleri haram kılındığından-dır. Onlar deve sütü içmez, koyun sütü içerlerdi. Hz. Ka'b'm Ebû Hüreyre'ye hiç bir şey söylemeyip susması, onun kemâl-i takva sa­hibi bir zât olduğuna delildir.

 

12- “Mü'min Bir Delikten İki Defa Isırılmaz” Hadisi Babı

 

63- (2998) Bize Kuteyue b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Ukayl'dan, o da Zühri'den, o da İbnû Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'-den, o da Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti:

«Mü'min, bİr delikten iki defa ısırılmaz.» buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadîsi Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yahya da rivayet et­tiler. (Dediler ki) : Bize İbnû Vehb Yûnus'dan naklen haher verdi. H.

Bana Züheyr b. Harb île Muhammed b. Hatim dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Şihâb'ın kardeşi oğlu, amcasından, o da İbnû Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) 'den naklen hu hadîsin mislini rivayet etti.

Bu hadîsi  Buhârî «Kitâbu'l-Edeb»'de tahric etmiştir.

Hadîs-i şerif «yûldegu» fiilinin nehy şekliyle de rivayet olunmuştur. Bu takdirde mânâ: «Mü'min, bir delikten iki defa ısınlmamahdir.»demek olur. Her iki rivayete göre de, hadîsden murad; aklı başında bir mü'mi-nin gafil avlanmaması ve tekrar tekrar aldanmaması lâzım geldiğine ten-bihtir. Bâzıları bundan dünya umuru hakkında değil, âhiret umuru hak­kında aldanmaması kastedildiğini söylemişlerdir.

Hadîsin meşhur bir sebebi vardır: Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) Bedir harbinde Ebû İzze namındaki şâiri esir almış ve kendisine minnette bulunarak serbest bırakmış. Müslümanlar aleyhine kimseyi kışkırtmayacağına ve kendisini hicvetmeyeceğine ondan söz al­mıştı. Fakat Ebû Izze kavminin yanına varınca sözünde durma­mış, kışkırtma ve hicivlerine tekrar başlamıştır. Bilâhare Uhud   harbinde yine müslumanların eline esir düşerek minnet dilemiş, Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) de :

«Mü'min, bir delikten iki defa ısırılmaz.» buyurmuştur. Bu sebep ha­dîsin nehy şeklindeki rivayetini zayıflatır.

 

13- «Mü’minin Her Îşi Hayırdır» Hadisi Babı

 

64- (2999) Bize Heddâb b, Hâlid El-Ezdî ile Şeyban b. Ferrûh he] birden Süleyman b. Muğîra'dan rivayet ettiler. Lâfız Seyhan'ındır.  (De di ki) : Bize Süleyman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sabit, Abdurrahmaı b. Ebî Leylâ'dan, o da Suhayb'den naklen rivayet etti.  (Şöyle demiş) (Salîallahü A leyhi ve Sellem):

«Mü'mİnin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. bu mü' ininden başka hiç bir kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse şüt reyler, bu onun İçin hayr olur. Darlık isabet ederse sabreyler, bu da onu için hayr olur.» buyurdular.

Hadîs-i şerîf kâmil bir mü'minin nasıl hareket etmesi lâzım geldiği işaret buyurmaktadır. Mü'min zenginlerse şükredecektir. Bunun mânâl zekâtını vermek, muhtaçları gözetmek vesairedir. Dara düştüğü zaman d sabredecektir. Zira sabrın sonu mutlaka selâmettir. Muvakkaten sıkıntı duçar olan mü'min bir imtihan geçiriyor demektir. Bu imtihanda muvaj fak olmanın sırrı sabırdır. Böylece mü'minin her işi kendisi için hayr o muş olur.

 

14- Medihde İfrat Bulunduğu ve Medkedilen Hakkında Fitneye Sebep Olacağından Korkulduğu Vakit Medhin Yasak Edilmesi Babı

 

65- (3000) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Zürey', Hâlid EI-Hazzâ*dan, o da Abdurrahman b. Eb; Bekra'dan, o rfa hatasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş),: Nebiyyııllah ıSallallahü Aleyhi ve Setten:) 'in huzurunda bir adanı birini mcdhetlt. Bunun üzerine tekrar tekrar :

«Yazık sana! Arkadaşının boynunu kesîîn! Arkadaşının boynunu kes­tin!»   buyurdu   (ve şöyle devam etti) :

«Bİrİniz behemehal arkadaşmı methedecekse, bari filân; zannediyorum; Allah ona kâfidir; ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem —onu biliyor­sa— zannederim şöyle şöyledir gibi sözler söylesin!»

 

66- (...) Bana Muhammed b. Amr b. Abbad b. Cebele b. Ebî Kayvad da rivayet etti. (Dodi ki) : Bize Muhammed h. Ca'fer rivayet etti, H.  Bana Ebû Bekr b. NâH' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gundev ihaber verdi.  (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hâüd EI-Hazza'cian, o da Abdurrahman b. Ebî Bekra'dan, o da babasından, o da Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve£ellemfdcu naklen rivayet etti ki, huzurunda bir adamın zikri geçmiş de biri:

— Yâ Resûlallah! Şu ve şu husûsatta Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'den sonra ondan faziletti adam yoktur, demiş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallohu Aleyhi ve Sellem) :

«Yazık sana! Arkadaşının boğazını kestin!»    buyurmuş.   Bunu   tekrar

tekrar söylemiş. $onr;t Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Biriniz- din  kardeşini  behemehal  merhcdecekse ve şayet öyle olduğu görülüyorsa, bâr filânı zannediyorum; ben Allah'a karşt kimseyi tezkiye etmem,  desin!»   buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadîsi Amru'n-Nâkıd Ha rivayet etti. ı'Dedi ki) : Bize Hâşim b. Küâsını rivayet etti. II.

Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebâbe b. Sevvâr rivayet etti. ile?; iki râvi Şu'bc'dp.n 1>ıî isııadla Ye­zid b. Zürey'în hadîsi gibi rivayet ctnıislcrdij*. Ama onların hadîsinde : «Bir adam: Kesûlüllah (SaHalla/ıü Aleyhi ve Sel! em) 'den sonra ondan fszîîetli kimse yoktur, dedi.» cümlesi yoktur.

 

67- (3001) Bana Ebû Ca'fer Muhammed b. Sabbah rivayet etti. (Dg-di ki) : Bize İsmail b. Zekeriyya, Biireyd b. Abdilîsh b. Ebî Hürde'dcn; o da EVı Mfısâ'dnn naklen rivayet eUi. (Şöyle demiç'ı : r^ygamber(Saliallahü Alc\hi ve Sci'.cm) bir adamm birini =enâ ettiğ-İni ve üt>u medihde il ev. git­tiğini isit'.i f!e :

«Muhakkak helak ettiniz yahu! bu adamın belini kestiniz.» buyurdular.

 

68- (3002) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Müsennâ hep birden îbnû Mehdî'den rivayet ettiler. Lâfız İbnû Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Abdurrahman, Süfyan'dan, o da Hahib'den, o da Mü-cahid'den, o da Ebû Ma'mer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

—  Bir adam kumandanlardan birini medhü sena etmeye kalktı. Bu­nun üzerine Mikdâd onun üzerine toprak serpmeye başladı ve :

—  Bize Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meddahların yüzlerine toprak serpmemizi emir buyurdu, dedi.

 

69- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşar da rivayet ettiler. Lâfız İbnû Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Mansur'dan, o da İbrahim'­den, o da Hemmam b. Hâris'den naklen rivayet etti ki: Bir adam Os­man'ı medhetmeye başlamış. Bunun üzerine Mikdâd davranarak iki dizi­nin üzerine oturmuş, kendisi iri yan bir zatmış. Ve adamın yüzüne çakıl taşı serpmeye başlamış. Osman ona :

—  Sana ne oluyor? demiş. Mikdâd da şunu söylemiş:

—  Şüphesiz ki, Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem); «Meddahları gördüğünüz vakit, yüzlerine toprak serpin!» buyurdular.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile İbnû Beşşâr da riva­yet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Mansur'­dan naklen rivayet etti. H.

Bize Osman b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eşcaî Ubeydullah b. Uheydir rahman, Süfyan-ı Sevrî'den, o da A'meş ile. Man­sur'dan, onlar da İbrahim'den, o da Hemmâm'dan, o da Mikdâd'dan, o da Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini riva­yet etti.

Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbu'1-Edeb» ile «Kitâbu'ş-Şehâdât»'-da; Ebû Dâvud ile İbnû Mâce «Kitâhu'l-Edeb»'de tahric etmişlerdir.

«Arkadaşının boğazını kesti.» Ve: «Adamın sırtını kestiniz.» tâbir­leri birer istiare olup, adamı helak ettiniz mânâsında kullanılmışlardır. Görülüyor ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adam mutlaka medhedilecekse, onun hakkında kat'î bir şey söylemeyip, zannederim şöy­ledir ve ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye edemem gibi sözler söylemesini emir buyurmuştur. Halbuki gerek Sahihi Buhârî 'de, gerekse Müs­lim 'in Sahîh'inde yüze karşı medhin caiz olduğunu bildiren birçok sa­hih hadîsler vârid olmuştur. Ulemâ bunların aralarını bulmuş, yüze karşı medhin yasak edilmesini, pek ziyâde ileri gidildiği veya memdûhu ken­dini beğenmek gibi bir fitneye düşüreceğinden korkulduğu surete hamlet-mişlerdir. Aklı başında, takvası yerinde olup, şımaracağmdan korkulma­yan kimse ise, fazla ileri gitmemek şartıyle yüzüne karşı medhedilebilir. Ulemâdan bazıları Hz. Mikdâd rivayetini zahirî mânâsı üzere ka­bul etmişlerdir. Nitekim Hz. Mikdâd'a muvâfakatla meddahın yü­züne toprak saçanlar olmuştur. Diğer bir takım ulemaya göre, bundan murad: Meddahlara bir şey vermeyin, onları haybete uğratın, demektir.

 

15- Büyüğe Verme Babı

 

70- (3003) Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sabr (yâni; İbnû Cüveyriye) Nâ-fi'dcıı rivayet etti. Ona da Abdullah b. Ömer rivayet etmiş ki: ResulüIIah (Saüalhhü Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurmuşlar:

«Kendimi rü'yada bir misvakla misvakİanıyorum gördüm. Derken beni biri diğerinden daha büyük iki adam çektiler. Ben misvakı küçük olanına verdim. Bunun üzerine bana : Büyült, denildi. Ben de onu büyük olana verdim.»

Bu hadîsi Buharı «KüaWl-Vudû»'da tah'ric etmiştir.

Aynî 'nin beyânına göre Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'e «Bü­yült!» diyen zât Cebrail (Aleyh'sseıâ>}i) 'dır. Büyült sözünden mu-rad, yaşça büyük olana ver, demektir.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :

 

1- Bir yerde bulunan cemâatin hakkı öncelikle eda edilir.  Selâm vermekte, su ve koku gibi şeyleri takdimde de sünnet budur.

2- Başkasının misvâkini kullanmak caizdir. Yalnız misvakı kullan­madan Önce yıkamak sünnettir.

3- Hadîs-i serıf misvakın faziletine delildir.

 

16- Hadisin Sabit Olduğunu Araştırma ve İlmi Yazmanın Hükmü Babı

 

71- (2493) Bixe Harun b. Ma'ruf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize bu hadîsi Süfyan b. Uyeyne, Hişâm'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ebû Hüreyre hadîs rivayet ediyor ve :

«Dînle ey hücre sahibesi! Dinle ey hücre sahibesi! diyordu. Âişe de namaz kılıyordu. Namazını biiirİnce Urve'ye : Bunu ve demin söyİediğin; işitmiyor musun? Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) ancak ve ancal bir kimse saysa, bitireceği kadar hadîs söylerdi, dedi.»

 

72- (3004) Bize Hcddûb b. Hâlid El-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmam, Zeyd b. Eslem'den, o da Ata' b. Yesâr'dan, o da Elû Sa-îd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)

«Benden bir şey yazmayın. Her kim Kur'ân'dan başka benden bîr şey yazarsa, onu hemen mahvetsin. Benden hadîs rivayet edin, zararı yok. Ama her kîm benim üzerimden —Hemmam zannederim şöyle buyurdu, demiş — kasden yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazır olsun.» buyurdular.

Hz. Ebû Hüreyre rivayetini Buharı «Küâbu'l-Mona-lub»'de tahric etmiştir.

Hz. Ebû Hüreyre Hücre sahibesi sözüyle Âişe (Radiyallahü anha)yı kasdetmiş; rivayet ettiği hadîsi işitsin de, ikramda bulunsun diye seslenmiştir. Hz. Âişe onun hadîs rivayetine itiraz etmemiş, yalmz bir meclisde çok hadîs rivayetini doğru bulmamıştır. Zira çok rivayet se­bebiyle yanılacağından korkmuştur.

Hadîs yazma meselesine gelince : Kaadî Iyâz'm beyânına göre bu babda sahabe ile tabiin arasında bir hayli ihtilâflar vâki olmuştur. Bir­çokları hadis yazmayı kerih görmüş, ekseriyet ise yazılmasına cevaz ver­mişlerdir. Sonraları bütün müslümanlar hadîs yazmanın caiz olduğuna it­tifak etmiş ve hilaf ortadan kalkmıştır. Ancak hadîs yazmayı nehyeden bu rivayetten murad; ne olduğu ihtilaflıdır. Bâzılarına göre bu hadîs râ-vinin ezberleyeceğine itimad edilen ve yazarsa yazıya dayanarak ezber­lememesinden korkulan hadîsler hakkındadır. Yazmayı mubah kılan ha­dîsler ise, belleyişine itimad edilmeyen kimselere hamîoiunur. Hz. A1i'nin sahifesi Amr b. Hazm'm kitabı Hz. Ebû Bekr'in Enes'e gönderdiği zekât mektubu v.s. bu kabildendir.

Ulemâdan bazıları nehy hadîslerinin bu hadîslerle neshedildiklerini söylemişlerdir. Onlara göre hadîsin yazılması Kur'ân'la karışır en-dişesindendi. Bu endişe ortadan kalkınca hadîsin yazılmasına izin veril­miştir. Bâzıları: «Hadîs yazılmasının nehyinden murad; hadîsle âyeti bir sahifeye yazmaktır. İkisi bir sahifede olunca, okuyan hangisinin âyet, hangisinin hadîs olduğunu karıştırabilir.» demişlerdir.

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in üzerinden yalan uydurmanın hükmünü kitabımızın başında görmüştük.

 

17- Hendek Sahibleriyle Sihirbaz, Rahib ve Çocuğun Kıssası Babı

 

73- (3005) Bize Heddâb b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mad b. Seleme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sabit, Abdurrahman b. EM Leylâ'dan, o da Suhayb'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem}  şöyle buyurmuşlar :

«Sizden öncekiler arasında bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın bîr si­hirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara :

— Ben ihtiyarladım, imdi bana bir çocuk gönder de, sihri ona öğre­teyim, dedt. O da öğretmek için kendisine bir çocuk gönderdi. Çocuk yo­luna çekildiği vakit bir rahibe tesadüf etfi. Hemen yanma oturarak konuş­masını dinledi ve beğendi. Artık sihirbazın yanına giderken rahibe uğrar, yanında otururdu. Sihirbaza geldiğinde ise, sihirbaz kendisini döverdi. Ço- cuk bunu ruhice şİkâyei elti. kuhib şunu söyledi :

 —  Sihirbazdan korkiugun vakif, beni âılern salmads de! Ailenden kork- tuğun vai<il.e beni sihirbaz salmadı deyiver!

 Çocui; bu minval üzere devam ederken büyük bir îıayvonın üzerine geldi. Bu hayvan insanları hapsolmİşiİ. (Kendi Itndinej Sihirbaz mı efdal, yoksa râhib mi bugün aniayacağsm, dodi. Ve bir îoş alarak :

—  Allahım!   Eğer  rahibin  işi  sc-rti»  İndinde  sihirbazın   işinden   daha mekbui ise, bu hayvanı öldür de,  insanlar  işierino giîsinier,  dedi. Ve taşı attı. Hayvani öldürdü. İnsanlar cîa işleririü gittiler. Arİicağir.dan rûhibc ge­lerek (hâdiseyi) ona haber verdi. Râhib ona :

—  Ey oğulcuğum!  Bugün  sen benden  daha  ra^üeHUin.    Senîn  halin gördüğüm  raddece  ulüşrmşi-r.  Sen  muhakkak İmtihan  olunacaksın.  Şayet İmtihan olunursa/ı, benîm  nerede olduğumu zöyleme, dedi. Çocuk körlerle abraşlar; düzeltiyor, sair iîâçbrdan irisaniarr tedavi ediyordu. Derken hü­kümdarın  mt.iyye.inde bulunar.lardan  kör oimuş birisi  bunu işiitİ. Ve  ken­disine birçok hediyyeler getirerek :

—  Eğer beni düzeltebilirden, şuradaki şeylerin hepsi senin olsun! dedi. Çocuk :

—  Ben hiç bir kimseyi düzeHcrncm. Şifcıys ancak Allah verir. Eğer sen Allah'a  iman ediyorsan,  ben  Allah'a  dua  ederini.  O  da  şifa verir, dedi. Adam Allah'a iman elti. Allah 6a şifasın; verdi.  Mufcaldben hükümdarın yanına gelerek eskiden oturduğu gib- oturdu. Hükümdar ona :

—  Senin gözünü kim iade etti? diye sordu. Adam :

—  Rabbim! cevâbını verdi.

—  Senİn benden başka Rabbin var nr? eledi. (Adam) :

—  Benim Rabbim de, senin Rakbin de Allah'd'r cevûb:m verdi. Bunun üzerine hükümdar onu tevkif eiti. Ve kendisine İş^nr.cyc: barîsdı. Nihayet o adam çocuğun yerini söyledi. Çorunu da gcîirtiüor. Hükümdür orta :

—  Ey oğulcuğum! Sihrin körleri ve abraşları düzelîecek ve şöyle şöyle yapacağın dereceyi bulmuş, dedi. Goci'k

—  Ben hiç bir kimseyi düzeuemom! Şifayı veren ancak Allab'dır, dedi. Bunun üzerine hükümdar oıv.j da tevkif eîîi. Ve ona işkenceye başladı. Ni­hayet çocuk rahibin yerini  söyledi.  Rahibi  de rrctİrdÜer. Kendisine :

—  Dininden dön! denildi.  O rcuı o!mad:.  Derken  hükümdar bir tes­tere istedi ve onu başinm ortasına koyarak yardi.  Hattâ iki parçası yere düştü. Sonra hükümdarın maiyeî odamı getirildi. Ve kendisine :

—  Dininden dön! denildi. O da razı olmadı. Hemen testereyi başrnpn ortasına koyarak, başını onunla yardı hattâ iki parçası yere düştü. Sonra çocuk getirildi. Ona da :

—  Dininden   dön!  denildi.   Fakat o  da   kabul  etmedi.   Bunun  üzerine çocuğu  maiyyeîinden  bazı   kimselere vererek :  Bunu  filân  dağa  götürün. Dağ:n  üzerine çıkarın. Zirvesine ulaşîsğmızda dininizden dönerse ne âlâ! Dönmezse aşağı atın, dedi. Çocuğu götürdüler ve dağa çıkardılar. Çocuk :

—  Allahım!     Bunlar hakkında  bana  dilediğin şeyle kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve (aşağı) düştüler. Derken yürüyerek hü­kümdara geldi. Hükümdür ona :

—  Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu. Çocuk :

—  Onlar hakkında Aiiah bana kâfi geldi, dedi.  Hükümdar onu yine maİyyetİnden  birkaç  kişiye vererek :

—  Bunu götürün, bir gemiye yükleyerek denizin ortasına varın. Eğer dininden dönerse ne âlâ! Aksi takdirde denize at;n! dedi. Çocuğu götür­düler. (O yine) :

—  Allahım! Bunlar hakkında bana dilediğin şeyle kifayet et! diye dua etti.  Hemen  gemileri alabora  olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona :

—  Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu. Çocuk :

—  Onlar hakkında Allah bana kâfi geldi, dedi. Ve hükümdara şunu söyledi :

—  Sana emredeceğim şeyi yapmadıkça, sen beni öldüremezsin! Hükümdar :

—  Nedir o? diye sordu.

—  Halkı bir yere top!ars:n ve beni bir ağaca asarsın. Sonra torbam­dan bir ok al! Bu oku yayın ortasına koy. Sonra bu çocuğun Rabbi olan Allah'ın  ismiyle  diyerek  bana  at.  Bunu  yeparsan  boni  öldürürsün,  dedi. Hükümdar hemen halkı bir yere topladı ve onu bir ağaca astı. Sonra tor­basından  bir ok  aldı ve oku yayın  ortasına  koydu.  Sonra :  Bu çocuğun Rabbi olan Allah'ın ismiyle diyerek çocuğa attı. Ok çocuğun şakağ:na isa­bet etii. Çocuk elini şakağına, okun vurduğu yere koydu ve öldü. Bunun üzerine halk :

—  Çocuğun Rabbine iman ettik! Çocuğun Rabbİne iman ettik! Çocu­ğun Rabbine iman ettik! dediler. Ve hemen hükümdara gidilerek :

—  Ne buyurursun, korktuğun vallahi başına geldi. Halk iman etti, de­nildi.  Bunun  üzerine  hükümdar yolların  başlarına  hendekler  kazılmasını emretti. Ve kazıldı. Ateşler de yakıldı. Ve :

—  Kim dininden dönmezse, onu buraya atın! dedi. Yahut hükümdara sen at, denildi. Bunu da yaptılar. Nihayet beraberinde çocuğu olan bîr ka-dsn gelc'i. Kadın oraya düşmekten çekindi. Bunun üzerine çocuk ona :

- Ey anneciğim, sabret! Çünkü sen hak üzeresin! dedi.»

Eknıch: Doğuştan kör manasınadır.

Kurkûr : Küçük gemi demektir. Bâzıları büyük gemi mânâsına gel­diğini söylemişlerdir, Kaadî lyâz bu hususta birçok ihtilâflar ri­vayet ettikten sonra küçük gemi mânâsına geldiğini tercih etmiştir.

Uhdûd: Büyük hendek mânâsına gelir. Hadîs-i şerif evliyanın kera­metlerini isbat etmektedir. Harb ve emsali yerlerde; nefsi helâkdan kur­tarmak için yalan söylemenin caiz olduğu da, bu hadîsin işareti cümle-sindendir.

 

18- Cabir'in Uzun Hadisi ve Ebu'l-Yüsr Kıssası Babı

 

74- (3006) Bize nârım b. Ma'ruf iîe Muhammed b. Abbâd rivayettiler. (Hadîsin lâfzında birbirlerine yakındırlar.)    Siyak Harun'undur.

(Dediler ki) : Bize Hatim b. İsmail, Ebû Hazre Yakub b. Mücâhid'dcn, o da Ubâde b. Velîd b. Ubâde b. Sâmit'den naklen rivayet etti. (Şöyle de­miş) : Ben ve babam bilgi edinmek için ensardan şu kabileye —vefatla­rından önce— çıktık. Bize ilk rastlayan Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve SeiUmf'va. sahâbisi Ebû'1-Yûsr [2] oldu. Beraberinde bir de hizmetçisi var­dı ki, elinde sahîfelerden müteşekkil bir bohça vardı. Ebû'l-Yüsr'un üze­rinde çizgili bir elbise ile bir maafir kumaşı vardı. Hizmetçisinin üzerin­de dahi çizgili bir elbise ile maafir kumaşı vardı. Balam kendisine:

—  Ey  amca!   Ben  senin  yüzünde  bir  kızgınlık  alâmeti  görüyorum, dedi. Ebû'I-Yüsr :

—  Evet, benim Benî Haram kabilesinden filân oğlu filânda alacağım vardı. Ailesine gelerek selâm verdim ve o burada mı? diye sordum.

—  Hayır! dediler. Yanıma bulûğa yaklaşmış bir oğlu çıktı. Ona:

—  Baban nerede? diye sordum.

—  Senin sesini işitti de, annemin yatağına giriverdi, dedi.

—  Yanıma çık!  Nerede olduğunu öğrendim, dedim. Bunun üzerine çıktı. Ben :

—  Benden saklanmaya seni sevkeden nedir? dedim :

—  Ben, vallahi sana anlatayım. Sonra sana yalan söylemem. Vallahi seninle konuşup da sana yalan söyleyeceğimden, sana va'd edip sözüm­den döneceğimden korktum. Sen Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'in sahâbisi idin. Ben vallahi yoksul idim, dedi.

—  Allah aşkına mı? dedim.

—  Allah aşkına, dedi,

—  Allah aşkına mı? dedim.

—  Allah aşkına, dedi.

—  Allah aşkına mı? dedim.

—  Allah aşkına, dedi ve senedini  getirdi. Babam onu  eliyle  yırttı. Müteakiben şunu söyledi:

—  Ödeyecek bir şey bulursan hana öde! Yoksa sana helâl olsun. Şu iki gözümün görmesiyle (iki parmağını iki gözünün üzerine koydu) ve şu iki kulağımın işitmesiyle, şu kalbimin fcellemesiyle (kalbinin damarına işaret etti). Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e :

«Her  kim  bir yoksula  mühlet verir yahut  borcunu   bağışlarsa,  Allah onu kendi gölgesinde gölgelendirir.»  buyururken şâhid oldum.

 

(3007) Ubâde demiş ki: Ben de kendisine :

—  Ey amca! Hizmetçinin çizgili elbisesini alsan da, ona kendi maa-firini versen yahut onun maafsrisini alsan da, kendi çizgilini ona versene, bu suretle senin üzerinde bir hülle, onun üzerinde de bir hülle olurdu, dedim, Bunun üzerine başımı sıvazladı ve ;

—  Allahım! Buna bereket veri Ey kardeşim oğlu! Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)

«Onları kendi yediklerinizden doyurun ve giydiklerinizden giydirin!» buyururken, şu iki gözüm görmüş, şu iki kulağım işitmiş ve şu kalbim bellemiştir. (Kalbinin damarına işaret etti.) Dünya malından ona vermem kıyamet gününde benim hasenatımdan almasından, benim için daha eh­vendir, dedi.

 

(3008) Sonra yürüdük. Nihayet Câbİr b. Abdilîah'a mescidinde iken vardık. Kendisi bir giysi içinde ona sarınmış namaz kılıyordu. Ben ce­mâatin arasından adımlayarak onunla kıble arasında oturdum. Ve :

—  Allah sana rahmet buyursun, kaftanın yanı başında iken bir giysi içinde namaz mı kılıyorsun? dedim. Eliyle göğsüme şöyle yaptı, parmak­larının arasını açtı ve onları kavisleşürdi. Diledim ki, yanıma senin gibi bir ahmak girsin, benim nasıl yaptığımı görsün de, o da öyle yapsın. Bize Resûlüllah (ScUUıllahü Aleyhi ve SeHem)   elinde bir İbnû  Tûb  hurması   dah olduğu halde şu mescidimize geldi de mescidin kıblesinde bîr tükrük gör­dü. Ve onu dalla sildi. Sonra bize dönerek:

«Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini hanginiz ister?» buyurdu. Biz ürktük. Sonra  (tekrar) :

«Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini hanginiz ister?» buyurdu. Biz (yine) ürktük. Sonra :

«Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini hanginiz Isîer?» buyurdu. Biz :

—  Hayır! Hiç birimiz (istemeyiz) ya Resûlallah! dedik,

«Gerçekten sîzden biriniz namaz kılmaya kalktığı vakit şüphesiz kir Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın kâbesİ onun yüzünün olduğu tnrafa doğrudur. Binâenaleyh sakın yüzünün olduğu tarnfa ve sanma tükürmesin. Sol tara­fına, sol ayağının altına tükürsün. Şayet acele bir badire baş:na gelirse, elbisesiyle şöyle yapsın...» buyurdu. Sonra elbisesini bir bir üzerine kat­layarak :

«Bana bir zâferan gösterin!» dedi. Bunun üzerine mahalleden bir genç kalkarak evine koştu ve avucunda zâferanlı bir koku getirdi. Resûlüllah (SaUalîahü Aleyhi ve Sellem) onu alarak dalın ucuna sürdü. Sonra onunla tükürüğün eserini sildi, dedi.

Câbir demiş ki: Sizin mescidlerinize zâferanlı koku sürmeniz bura­dan kalmadır.

 

(3009) Resûlüllah (Salhllahü Aleyh: ve Sellem) ile birlikte Batnı Buvad gazasında yola revan olduk. Kendisi Mecdî b. Amr El-Cüheni'yi arıyordu. Su devesine bizden beş, altı ve yedi kişi nevbetle biniyordu. Derken en-sardan bir adamın biniş nevbeti kendi su devesine döndü. Ve onu çök-türerek bindi. Sonra onu sürdü. Ama deve bir parça durakladı. O da ona :

—  Deh!     Allah sana lanet etsin!  dedi.     Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :

«Kîm bü devesine lanet eden?» diye sordu. O zât:

—  Ben yâ Resûlallah! dedi.

«İn onun üzerinden, lanetlenmiş hayvanla bize arkadaşlık etme! Ken­dinize beddua etmeyin! Çocuklarınıza beddua etmeyin! Mallarınıza bed­dua etmeyin! Allah'dan bir şey İstenip de, sizin için kabul buyurduğu saata rastlamayın!»  dedi.

 

(3010) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’le birlikte yürüdük. Ya zamanı gelip, biz Arab sularından birine yaklaşınca Resûlüllah (Sallalla Aleyhi ve Sellem) :

«Hangi adam bizden önce giderek havzı ıslâh edecek ve su içe» bize su getirecek?»    diye sordu. CâMr demiş ki: Ben hemen kalktım

—  İşte bir adam ya Resûlallah!  dedim.    Bunun üzerine Resûlüll (Sallailahii Aleyhi ve SeUem) :

«Cöbir'le beraber kîm gidecek?» buyurdu. Hemen Cebbar b. Sa kalktı ve kuyuya gittik, havzın içine bir veya iki kova su çektik. Sor onun taşlarını ördük. Sonra onu dolduruncaya kadar su çektik. Yanım: İlk çıkagelen Resûlüllah (Sallallahıî Aleyhi ve Sellem) oldu:

«Müsaade eder misiniz?»-dedi.

—  Evet. yâ Resûlallah! cevâbını verdik. Devesini saldı. O da su içti. Gemini çekti, hayvan bacaklarını araladı ve bevletti. Sonra onu saptırarak çöktürdü. Sonra Resûlüllah (Snllallahü Alevhi ve Sellem) havra gelerek ond ahdest aldı. Bilâhare hen kalktım ve RosûlfilTah (Sallallahü AlevJr ve Selle in a^dest aldith yerden abdest aldım. Cebbar h. Sahr da knzây-i hacet gitti. Dr-rken Resûlüllah (Snllallahtt Aleyhi ve Sellem) namaz kılmak için aga kalktı. Benim üzerimde çizgili bîr vardı kî, iki uru aracına rınmava  kalkıştım. Fakat hnna yetişmedi. Givsînin  saçakları  vardı. Onları ters çevirdim. Sonra iki ucun im aranma sarındım. Sonra onu ovnm futtum. Ve  gelerek Resûlüllah (Snllallnhü Aleyhi ve Sellem)'in  sol taraf durdum. O. pl'Tndpn tnttn vp Vnni döndürerpk sağ tarafına Sol tarafına durdu. Bnnım üzerine Fesûlülitîh Alevhi ve Se'ieml   ikimizin   de ellerimizden  tutarak Imzi  itti. Ve arkas durdurdu. Resûlüllah (Sallallahü Alevhi ve Sellem)den hissetmeden Tana atmaya haşladı. Sonra maksadını anladım. Eliyle sövle isâret etti. Yi belini bağla demek istiyordu, Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) nait dan çıkınca :

«Ya Câbİr!» dedi.

— Hazırım yâ Resûlallah!  dedim.

«Elbise genişse,  iki  ucunun  arasına  sar:n!  Darsa,  onu  düğme yerine ağ!ayıver!»   buyurdular.

 

(30ll) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem)% birlikte yürüdük. Biz­den her adamın günlük yiyeceği bir kuru hurma idi. Onu emer, sonra elbisesinin içine koyardı. Yaylarımızla yaprak silker de yerdik. Hattâ du­daklarımız yara oldu. Yemin ederim ki, bir gün yanlışlıkla bizden birine pıurma verilmedi de (takatsızlığmdan) onu kaldırmaya gittik ve kendisine hurma verilmediğine şâhîdlik ettik. Hurma verildi, adam kalkarak onu aldı.

 

(3012) Resûlüllah (Sallalkıhü Aleyhi ve Sellem)'le beraber yürüdük. Ni-hâyet geniş bir vadiye indik. Uesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kazayı hacetine gitti. Ben de "bir su kabı ile kendisini tâkifo ettim. Derken Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bakındı, fakat Örtünecek bir şey göre­medi. Birden vadinin kenarında iki ağaç gözüne ilişti. Resûlüllalı (SaUaîhhii Aleyhi ve Sellem) hemen bunlardan birine giderek dallarından bir dal tut­tu. Ve:

«Allah'ın izniyle bana râm ol!» buyurdu. Dal ona, sahibine huysuz­luk eden burnu gemli deve gibi râm oldu. Öteki ağaca da gitti. Ve dal­larından birinden tutarak:

«Allah'ın izniyle bana ram ol!» dedi. O da öteki gibi râm oldu. İki­sinin ortasına varınca aralarını kapadı (yâni; bir yere topladı) ve:

«Allah'ın izniyle benim üzerime kapanın!» dedi. Hemen kapandılar. Câbir demiş ki: Ben Resûlüîîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yakınında ol­duğumu hissederse uzaklaşır korkusuyla (oradan) çıkarak koştum. (Mu-hammed b. Abbâd «Feyebteıde» yerine «Feyetebe'acıe» dedi.) Ve otur­dum. İçimden konuşuyordum. Tesadüfen yauıbsşıma baktım. Bir de ne göreyim, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geliyor. O İki ağaç da bir­birinden ayrılmış ve her biri gövdesinin üzerine doğıuîmuştu. Regûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selleıny\n bir an durduğunu gördüm. Kafasıylc şöyle yaptı. (Ebû İsmail başıyle sağa ve sola işaret etmiştir.) Sonra "rana doğ­ru yürüdü, yanıma gelince :

«Yâ Câbir! Benim durduğum yeri göi'dün mü?»  diye sordu.

— Evet, yâ Resûlallah! dedim.

«öyle ise şu iki ağaca git de, her birinden birer dal kes ve getir. Be­nim yerimde durduğun vakit, bir dalı sağma, bir dalı da soluna salıver!» dedi.

Câbir demiş ki: Ben kalkarak bir taş aldım. Ve onu kırdım, keskin-lcdim, "benim İçin keskin oldu. Ve iki ağaca giderek her birinden birer dal kestim.   Sonra onları sürükleyerek geldim ve Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) soluma bıraktım.

— Yaptıin

«Ben azdb 1 u dallar yaş di ular.in durduğu yerde durdum. Bir dalı sağıma, bir dah da Sonra kendisine yetişerek:

â Resûlallah! Bu neden lâzım geldi? dedim.

ören iki kabrin yanından geçtim de, şefaatim sayesinde rdukça onlardan azabın hafifletilmesini diledim.»   buyurdular

 

(3013) Demiş   ki,   müteakiben   ordunun   yanma   geldik. Resûlüllah (Sallallahü Aliyi i ve Sellem) :

Abdest suyu diye seslen!»  buyurdu. Ben de:

Abdest suyu! Dikkat abdest suyu! Dikkat abdest suyu yok

«Yâ Câb'ır Dikkat! mu? diye seslemdim.

-Yâ ilalîah! Kafilede bir damla  (su) bulamadım, dedim. Ensardan bir zât Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için hurma dalından bir askı üzerinde bulunan eski bir tulumunda su soğuturdu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bana:

«Ensardan filân oğlu filâna git de, tulumunda bir sey var mı bak!» dedi. Ona giderek tuluma baktım. Ama içinde tulumun ağzında kalmış bir damladan başka bir şey bulamadım. Onu boşaltacak olsam, tulumun kuru tarafı içerdi. Hemen Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e gelerek :

—  Yâ Resûlallah! Ben onun içinde tulumun ağzındaki bir damladan başka bir şey bulamadım. Onu boşaltacak olsam tulumun kuru tarafı İçe­cek, dedim.

«Git, onu bana getir!» buyurdu. Onu derhal kendisine getirdim. Eliy­le aldı. Ve ne olduğunu anlamadığım bir şey konuşmaya başladı. Hem iki eliyle onu sıkıyordu. Sonra onu bana verdi ve :

«Yâ Câbîr! Büyük bir çanak dîye seslen!» buyurdu. Ben:

—  Ey kafilenin çanak'sahibi, diye seslendim. Hemen onu yüklenip bana getirdiler.    Çanağı huzuruna koydum.    Bunun üzerine Resûlüllab. (Sallallahü Aleyhi vg Sellem) çanağın içine eliyle şöyle yaptı. Elini yaydı ve parmaklarının arasını ayırdı. Sonra elini çanağın dibine koydu ve:

«Yâ Câbir! Al da üzerime dok ve Bismillah de!» buyurdu. Ben hemen suyu üzerine döktüm ve Bismillah, dedim. Müteakiben suyu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern^in parmakları arasından kaynarken gördüm. Sonra çanak kaynadı, döndü, nihayet doldu. Bunun üzerine :

«Yâ Câbîr! Suya ihtiyacı olanlara seslen!» uyurdu. Derken cemâat gelerek kanmcaya kadar su İçtiler. Ben :

—  İhtiyacı olan kimse kaldı mı? dedim. Artık Resûlüîlah (Sallallahü Aleyhi vt Sellem)   dolu olduğu halde çanağın üzerinden elini kaldırdı.

 

(3014) Halk,  Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e  açlıktan şikâyet ettiler de :

«Umulur kî, Allah sizî doyura!» "buyurdu. Derken deniz sahiline var­dık. Deniz bir dalgalandı ve bir hayvan attı. Biz bu hayvanın yarısı üze­rine ateş yaktık,  yemek pişirdik. Kızartma  yaptık ve  doyuncaya  kadar

yedik.

Câbir demiş ki: Ben filân ve filân (beş kişi saymış) bu hayvanın göz kemiğinin içine girdik. Bizi kimse göremiyordu. Nihayet çıktık. Ve onun kaburgalarından bir kaburga kemiği alarak eğrilttik. Sonra kafile­deki en büyük adamı, en büyük deveyi ve en büyük örtüyü getirttik. Onun altına girdi de, başını bile eğmedi.

Cefr : Bulûğa yaklaşmış çocuk demektir. Bâzıları yemeye başlamış çocuk, bir takımları da beş yaşındaki çocuk mânâsına geldiğini söylemiştir.

Hadîsin ikinci rivâyetindeki «Ve ehazte» kelimesi Müs1im'in bütün nüshalarında (vav) ile atfedilmişse de, Nevevî bunun hata olduğunu söylemiş, doğrusunun (ev) olacağını bildirmiştir. Çünkü mak-sad birinin üzerinde iki çizgili kumaştan, diğerinin üzerinde de iki maâ-firi kumaşından elbise bulunmasını temennidir.

Hülle : İki elbisedir. Bâzıları bunun iki yeni elbise olduğunu söyle­mişlerdir.

Ahır : Lügat ulemasından Ebû Ubeyde göre zâferân demek­tir. Esmai " bunun zâferanla bir araya getirilen muhtelif kokular mâ­nâsına geldiğini söylemiştir. Onun tarifine göre Halûk da aynı mânâya gelir ki, hadsîten murad da budur.

Batn-i Buvâd : Cûheyne  dağlarından birisinin ismidir.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler :

 

1- Başka elbise bulunduğu halde bir tek elbise içinde namaz kılmak caizdir. Lâkin imkânı varken, birden fazla elbiseyle namaz kılmak efdal-aır. Hz. Câbir'in bir elbise içinde namaz kılması, caiz olduğunu bil­dirmek içindir.

2- Ta'zir ve te'dîb için birine ahmak demek caizdir. Burada ahmak­tan murad; câhildir. Hakikatte ahmak kötülüğünü bildiği halde kendine zarar veren şeyi yapandır.

3- Mescidlere ta'zim ve hürmette bulunmak, onları kirden, pasdan temizlemek ve güzel kokular serpmek müstehabdır.

4-Kudreti  olan  kimse  için kötülüğü elle  gidermek  ve  dille  onun çirkinliğini söylemek gerekir.

5- Hayvanlara lanet etmek yasaktır.

6- ResûKillah (Sallallahü Aleyhi ve Seltenı)'in   su   vereceklerini   bildiği halde :

«Müsaade eder misiniz?» buyurması ümmetine âdab-ı şeriyyeyi öğret­mek, takva, ihtiyat ve izin istemenin bunlardan murad; olduğunu bildir­mek içindir.

7- Deve, koyun ve sığır gibi temiz hayvanların içtiği sudan abdest almak caizdir. Bunda hiç bir kerahet yoktur.

8- Namazda amel-i kalîl yâni; namaz cinsinden olmayan az bir fiil ve hareket caizdir. Fakat ihtiyaç olmaksızın yapılması mekruhtur.

9- İmama uyan bir kişi onun sağ tarafına durur. İki veya fazla olur­larsa imamın arkasına dururlar. Yalnız    İbni    Mes'ud    Hazretle­rine göre iki kişiden ibaret olan cemâat imamın sağ ve sol tarafına du­rurlar.

10- Müslümanm ashab-ı kiramdan örnek alarak Allah yolunda dar­lık ve sıkıntılara sabretmesi gerekir.

11- Bu rivayetler Resûlüllah (Sallallahü Aleyhlve Sellem) 'in birer mu­cize sidir.

 

19- Hicret Hadisi Babı (Buna Göç Hadisi de Denilir)

 

75- (2009) Bana Seleme b. Şebîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ha-sen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zühcyr rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû İshak rivayet etti. (Dedi ki) : Bera* b. Azib'i şunu söylerken işittim. Ebû Bekr'İ Siddîk babama evinde iken gelerek, ondan bir semer satın aldı. Ve Azib'e:

—  Oğlunu  benimle  gönder,  bunu benimle  birlikte  evime  götürsün, dedi. Babam bana:

—  Bunu götür, dedi. Ben de götürdüm. Babam parasını alarak onunla birlikte dışarı çıktı ve ona :

—  Yâ Ebâ Bekr! Resûlüllah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem)'e birlikte yü­rüdüğün gece ne yaptınız, bana anlat, dedi. Ebû Bekr şunu söyledi:

—  Pekiyi (anlatayım)! Bütün gece yürüdük. Tâ ki, günün yarısı oldu. Nihayet yol boşaldı, ondan hiç bîr kimse geçmez oldu. Karşımıza gölgesi olan uzun bir kaya dikildi. Üzerine henüz güneş gelmemişti. Onun yanma İndik.   Ben   kayaya   vararak   gölgesinde   Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellemjin  uyuyacağı  bir  yeri elimle  düzelttim.  Sonra  üzerine  bir  kürk serdim. Sonra!:

—  Uyu yâ Resûlallah! Ben senin için etrafına göz kulak olurum, de­dim. O da uyudu.    Derken etrafını gözetmek için dışarı çıktım. Bir de baktım, bir koyun çobanı koyunlarıyle kayaya doğru geliyor. Ondan bi­zim  dilediğimizi  diliyor. Çobanın karşısına  çıkarak :

—  Sen kimin çobanısın ey çocuk? diye sordum.

—  Şehir ahâlisinden bir adamın! cevâbım verdi.

—  Koyunlarında süt var mı? dedim.

—  Evet! cevâbını verdi.

—  Benim için süt sağar mısın? diye sordum.

—  Evet! dedi. Ve bir koyun tuttu. Kendisine:

—  Memeyi kıldan, topraktan ve kirden silk! dedim. (Ebû İshak de­miş ki : Berayı ellerini birbirine vurarak silkerken gördüm.) Çoban bana yanındaki bir ağaç çanağa bir miktar süt sağdı. Benim yanımda da ufak bir tulum vardı. Onunla Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Scllem) 'e içsin ve abdest alsın diye su taşıyordum. Müteakiben Peygamber (Sal!<titahÜ Aleyhi ve Selle m) e geldim ama onu uykusundan uyandırmaya kıyamadım. Müte­akiben uyandığına rastladım. Ve sütün üzerine su döktüm. Hattâ alt kıs­mı soğudu ve:

—  Yâ Resûlallah! Bu sütten iç! dedim. O içti, benim gönlüm de razı oldu. Sonra:

«Yolculuk için vakit geldi mi?»  diye sordu.

—  Hay hay  (geldi)  dedim. Ve güneş devrildikten sonra yola revan olduk. Bii katı bir toprak üzerinde giderken  Sürâka b. Mâlik peşimize takıldı. Bunun üzerine ben :

—  Yâ Resûlallah! Erişildik! dedim.

«Üzülme! Şüphesiz ki, Allah bizimle beraberdir!» buyurdu. Ve Resûl­üllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona beddua etti. Hemen atın m ayakları karnına kadar yere battı. Ve zannederim şöyle dedi:

—  Ben anladım ki, siz bana beddua ettiniz. Şimdi benim lehime dua ediniz. Allah benim dileğimi sizden geri çevirmek için duanızı kabul et­miştir, dedi.    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  de dua etti.    Sûrâka kurtuldu. Hemen geri döndü. Rastladığı herkese:

—  Sizin nâmınıza burada olanlara kâfi geldim, diyor; rastladığı her­kesi geri çeviriyordu. (Hasılı)  Bize verdiği sözünde durdu.

 

(...) Bana bu hadîsi ZÜheyr b. Harb cîa rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Osman fa. Ömer rivayet etti, H.

Bize bunu İshak b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şümcyl haber verdi. Her iki râvi İsrail'den, o da Ebû İshak'dan, o da Bera'dan naklen rivayet etmişlerdir. îîera' şöyle demiş :

Ebû Bekr babamdan on üç dirheme bir semer satın aldı... Ve râvi ha­dîsi Zühcyr'in Ebû İshak'dan rivayet ettiği hadîs mânâsında nakletmiş-tir. O, Osman b. Ömer'den rivayet ettiği hadîsinde şöyle demiştir :

«Süı-âka yaklaşınca îlesûlüllah (Satiallahü Aleyhi ve Sellem) ona beddua etti. Ve atı karnına kadar yere battı. Sürâka ondan atladı ve :

—  Yâ Muhammedi Anladım ki, bu senin işindir. İmdi Allah'a dua et de, bulunduğum halden beni kurtarsın. Senin İçin boynuma borç olsun, arkamdan gelenlere hâlinizi gizleyeceğim, işte ok torbam. Onlardan  bir ok al. Sen £ilân ve filân yerde benim develerimin ve çıraklarımın yanına uğrayacaksın. Onlardan hacetini de al, dedi. Kesûlüllah (SaUallnhü Aleyhi ve Sellem):

«Benim, senin develerine ihtiyacım yoktur!» buyurdular. Müteakiben Medine'ye geceleyin geldik. Mcdîneliler Resûlüllah (SaUallakü Aleyhi ve Sellem fin kime misafir olacağı husufunda münakaşa ettiler. Bunun üzerine:

«Ben, Benî Neccâr'a, Abdu'l-Mutîalİb'in dayılarına müsâfir olur, bu­nunla onlara ikramda bulunurum.» buyurdular. Derken erkekler ve ka­dınlar evlerin üstlerine çıktılar. Çocuklar ve hizmetçiler yollara dağıldılar.

—  Yâ Muhammedi Yâ Rcsûlallah!  Yâ Muhammedi Yâ Resûlallaîı! diye sesleniyorlardı.»

Bu hadîsi    Buharı    «KitâWl-Menâkıb»'de tahric etmiştir.

Hadîsdeki Medine 'den murad; Mekke şehridir. Gerçi Kaadî Iyâz burada Medine 'nin zikredilmesi bir vehm esen­dir demişse de, Nevevî bunu doğru bulmamış, doğrusu Mekke'dir, demiştir. Çünkü o zaman Medine 'nin ismi henüz Vesrıb idi. Ona Medine ismi sonradan verilmiştir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Resûlüllah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr (Radiyallahuanh) çobanın sütünü nasıl içmişlerdir. Halbuki çoban koyun­ların sahibi değildir.

Bu suâle birkaç vecihle cevap verilmiştir :

1- Arablar misafire veya yolcuya süt ikram etmesi için çobanlarına izin verirlerdi. Bu onların âdeti idi.

2- Çoban Resûlüllah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr'in bir doitunun çobanı idi. Bu takdirde  onun koyunlarından süt içmeleri caizdir,

3- Koyunlar' kendisine eman verilmeyen bir harbînin malıdır. Bi­nâenaleyh sütleri içilebilir.

4- İhtimal ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile   Ebû   Bekr (Raâiyallahu anh)  bu sütü muztar    kaldıkları için içmişlerdir. Nevevi ilk iki cevabın daha güzel olduğunu söylemiştir.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerif Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in mucizelerin dendir.

2-  Bu hadîs birçok cihetlerden Hz. Ebû Bekr'in faziletin

delildir.

3- Hadîs-i şerif tabiin metbua hizmeti gerektiğine delijdir.

4- Seferde temizlik ve içmek için ibrik ve test gibi şeyler buluı durmak müstehabdır.

5- Hadîs-i şerif Allah Teâlâ'ya tevekkülün faziletine delildir.

6- Hadîs-i şerif Ensârm ve Sıla-î rahmin faziletlerine de delildir



[1] Hz. Sa'd b. Ebi Vakkas  (R.A.).

[2] îsmi Ka'b b. Amr'dir. Yirmi yaşında iken Bedir Gazasına iştirak et­miştir