Sahih-i Muslim - Bölüm 43 - M Us - 43. Sayfa
AHMED DAVUDOĞLU
163 NOLU HADİSİN ŞERHİ:
Hadîsin bir rivayetinde (Küfre dönmekten) ibaresinin yerine: Yahudi veya hırîstiyan olmağa dönmekten...» buyurulmuştur.
Bu hadîsi Buhâri ile Müslim bilittifak Muhammed b. el-Müsennâ 'dan ayni isnadla tahric etmişlerdir. Buhâri onu müteaddid yerlerde az çok lâfız değişiklikleriyle rivayet ettiği gibi ayni hadîsi Tirmizi ile Nesâi dahi tahric etmişlerdir.
İmam Muhyiddin Nevevî: «Bu hadis-i şerif İslâmın esas kaidelerinden büyük bir kaidedir.» demiştir. Buhari şarihlerinden Bedrüddin Ayni bu söze şunları ilâve etmektedir: «Nasıl büyük bir kaide olmasın ki; bu hadîsde imanın aslını hattâ aynini teşkil eden Allah ve Resulullah sevgisi vardır. Hakikatte Allah ve Resulullah sevgisi, Allah 'dan başkasını sevmemek ve küfre dönmekten tiksinmek: imanı haddizatında kuvvetli, kalbi imana yatkın ve imanı etiyle kanına karışmış olan kimselere müyesserdir. İşte imanın tadını bulacak dan ancak bunlardır.»
Ulema (Rahimehumüllah): «İmanın tadından murâd, ibâdet ve tâatları lezzetli görmek, Allah ile Resulü 'nün rızalarını kazanmak için meşakkatlara tahammül göstermek; ve bunları dünya menfaatine tercih etmekdir.» diyorlar.
Kulun Allah'ını sevmesi, onun emirlerine uyarak ibâdet ve tâat-ta bulunması; muhalefet göstermemesi dir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i sevmek de öyledir. Onu sevmek şeriatını benimsemekle olur. Bu bâbta Kaadî İyad şunları söylemiştir:
«Allah'ı sevmenin ma'nası, ona tâat hususunda istikaamet sahibi olmak ve her hususda emir ve nehiylerini benimsemektir. Maksad bu sevginin semereleridir. Çünkü sevginin aslı, sevgilinin arzusuna muvafık olan şeye meyletmektir.
Halbuki Allah Teâlâ meyletmek-den ve kendisine meyledilmekden münezzehdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i sevmeye gelince: onda meyl caizdir. Zira insanın muvafakat gösterdiği şeye meyletmesi, ya beğendiği için olur; güzel şekil ile iştahı açıcı yemeklere meyli gibi, yahud aklıyla lezzet aldığı ahlâk ve ma'nalar olduğundandır. Zamanlarına erişmese bile ulemâ ve sulehâyı sevmek gibi. Yahud da kendisince iyilikde bulunduğu ve zararını giderdiği içindir, ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında bütün bu ma'nalar mevcuddur. Yani onun zahir ve bâtını kâmildir. O bütün faziletleri şahsında toplamış, bütün müslümanları hidâyete kavuşturmak suretiyle kendilerine ihsanda bulunmuştur.
«İmanın tadını bulur,» ifadesinde kinaye suretiyle istiare vardır. Çünkü tad yalnız yenilen şeylerde olur. İman yenilen şeylerden değildir. Binaenaleyh burada mecaz vardır. Ve iman bala benzedilmiştir; aralarındaki vasf-ı müşterek ve vech-i şebeh lezzet duyma ve kalbin meylidir. Buna istiâre-i mekniyye derler. Müşebbeh zikredildikten sonra ona mü-şebbehün bihin levazımından olan tad, tehayyül suretiyle izafe edilmiş; ve bir îstiâre-i tahyiliyye meydana gelmiştir. Cüneyd-i Bağdadi (Rahimehullah) : Geceleyin ibâdet edenler için ibâdet, eğlence sahipleri için eğlence yapmaktan daha lezzetlidir.» demiştir. İbrahim İbni Edhem (Rahlmehullah) 'in dahi: «Vallahi biz öyle bir lezzet içerisindeyiz ki, bu lezzeti hükümdarlar bilmiş olsalar onun için bize kılıçla harb açarlardı.» dediği rivayet olunur. Hadîs-i şerif Allah için bir birini sevmeye teşvik etmektedir.
Çünkü Allahu Teâlâ mü'minleri kardeş ilân etmiştir. Allah ve Resulünü sevmekten o Resulün getirdiği dine sâlik olanları sevmek lâzım gelir. Binaenaleyh imanın tadı, ancak hâlis Allah için yapıldığı, dünya menfaatleri ve beşeri huzuzâtla karıştınîmadığı zaman duyulur. Zira dünyevi menfaatler için Allah' ve Resulü'nü sevenler umdukları menfaate nail olduktan sonra bu sevgiden mahrum kalırlar.
Hadîsde üç şeyin hâsseten zikredilmesi, kalbe aid ameller oldukları için bunlara riya karışmadığın dan dır. Bu üç şey, îmanın müsebbebi olduklarından onun tadına delil sayılmışlardır. Çünkü müsebbebin mevcudiyeti sebebin vücuduna delâlet eder. Mezkur üç şey birbirinin lâzım-ı gayri mufarikı olduklarından ayn ayrı bulunamazlar. Binaenaleyh mefhumu adedi nazar-ı i'tibâra alınarak: «Kendisinde bu üç şeyden yalnız biri bulunan kimseye ne denilir?» şeklinde bir suâl varid olamaz.
İmam Mâlik (Rahimehullah) ile diğer bir takım ulemâ: «Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek dini vâcibattandır.» demişlerdir.
Bu hadîs hakkında şöyle bir suâl hâtıra gelebilir. Nasıl olmuş da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) burada: «Bîr kimseye Allah ile Resulü başkalarından daha sevgili olmak...» demiş; yani «başkalarından» ifâdesindeki zamiri Allah ile Resulü arasında müşterek kull'anmıştır. Halbuki, hutbe okurken bir yerde zamiri Allah ile Resulü arasında müşterek kullanarak: «Her kim onlara (Allah ile Resulüne) isyan ederse muhakkak sapmıştır.» diyen bir hatibi bizzat Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) paylamış; ona «Sen ne kötü hatipmişsİn...» demişti.
İslami Okul Okulların En Önemlisi