Diger Eserler - Sahabe - İKrİMe B. Ebi̇ CehİL - I I - Ikr Ime B Eb I Ceh Il
İKRİME BİN EBİ CEHİL R.A. :
Eshab-ı kirâmdan. Neseb ve silsilesi; İkrime bin Ebî Cehil Amr bin Hişâm bin Mugîre bin Abdullah
bin Amr bin Mahzûm el-Kureyşî el-Mahzûmî’dir. Ebû Cehlin oğludur, önce İslâm’a büyük düşman iken
Mekke’nin fethinden sonra müslüman oldu. Mekke’nin feth edildiği gün öldürülmesi emir buyurulan altı
kişiden biriydi. O gün Yemen’e kaçmak için gemiye bindi. Yolda fırtına çıkıp gemi batmak üzereyken
“Kurtulursam Muhammed’in (s.a.v.) ayaklarına kapanacağım.” diye niyet etti. Kurtulup, Yemen’e varınca
müslüman oldu. Hanımı ve amcasının kızı olan Ümmî Hakîm, Mekke’nin feth edildiği gün îmân edip,
kocası İkrime için de Peygamberimizden (s.a.v.) emân (af) almıştı. Yemen’e giderek İkrime’ye “İnsanların
en üstünü, en halimi ve en kerîmi olan zât tarafından sana emân getirdim. “Senin için Resûlullah’tan
(s.a.v.) emân istedim. Eshâbına “Allahü teâlâ’nın emânında olsun, kimse ona taarruz eylemesin”
buyurdu diyerek kocası İkrime’yi müjdeledi. İkrime, hanımı ile Mekke’ye dönüp Resûlullah’ın (s.a.v.) huzuruna geldi.
Resûl-i ekrem, İkrime’nin geldiğini görünce ridası olmadığı halde ona doğru gelerek ayakta karşıladı,
kucaklaştılar. Sonra Resûl-i ekrem oturdular, İkrime ve hanımı da emir buyurunca oturdular. Zevcesinin
yüzü kapalıydı. Bundan sonra İkrime Peygamberimize, zevcem benim için sizden emân aldığını
söyledi. Bu sebeple geldim dedi. Resûl-i ekrem “Zevcen doğru söylemiş, sen emniyettesin” buyurdu.
İkrime de “Yâ Resûlallah!. Önceki yaptıklarıma pişman oldum. Bana İslâmiyeti talim et dedi. Resûlullah efendimiz İslâmı talim ettiler. İkrime, Allahtan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi
olduğuna şehâdet ediyorum diyerek müslüman oldu. Peygamber efendimiz de cenâb-ı Hakka duâ ederek
onun için af ve mağfiret talebinde bulundu. Hz. İkrime, müslüman olduktan sonra Resûl-i Ekrem ile
beraber Medine’ye gitti. Orada yerleşti. Hicretin Onuncu yılında Resûlullah (s.a.v.) tarafından Hevazin’e
zekât toplayıcı olarak gönderildi. Hz. Peygamberin vefâtında İkrime (r.a.) hazretleri Yemen’in Tebâle
şehrinde bulunuyordu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem’in vefâtında Medine’de bulunamamıştı.
Hz. Ebû Bekir, hicri onbirinci yılda Hz. Ömer’i hac emiri olarak tayin etti. Ertesi sene de kendisi
Umre yapmak için Mekke’ye gitti. Bu sırada İkrime bin Ebû Cehil, Hz. Ebû Bekir’in evine giderek onunla
birlikte babası Ebû Kuhafe’nin elini öptü. Eve girişleri sırasında Attab bin Useyd, Süheyl bin Amr, İkrime
bin Ebî Cehil ve Hâris bin Hişam, Hz. Ebû Bekir’e: “Selâmün aleyküm ey halifet’ü Resûlillah” dediklerinde,
Resûl-i ekremin ismi zikredilmesinden dolayı Hz. Ebû Bekir ağlamıştır.
Hz. Ebû Bekir devrinde İkrime (r.a.) bir ordu ile Yemame’de bulunan ve yalancı Peygamberlik dâvasına
kalkışan Müseyleme’tül-Kezzab üzerine gönderildi. Fakat yardımcı kuvvetleri beklemeden
Müseyleme’ye hücum edince mağlup oldu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir onu, önce Umman tarafında
bulunan Huzeyfe’nin (r.a.) yanına yardımcı kuvvet alarak gönderdi.” Burada vazifesini yaptıktan sonra
Mehre’ye yolladı. Mehre halkının İslâmiyeti kabulü ile Hz. İkrime ordusu ile birlikte Yemen’e gönderildi.
Yemen’deki bütün mürtedleri ortadan kaldırdı. Daha sonra Medine’ye geri döndü. Bu defa Hz. Ebû Bekir
onu, bir ordu ile birlikte Suriye tarafına gönderdi. Burada Ecnadin’de Bizanslılarla savaştı. Bu savaşta
ağır yaralandı. Sonra Medineye geri döndü. Daha sonra Yermük savaşına katıldı. Bu savaşta oğlu ile
birlikte Hicrî 15 (m. 636) yılında şehid oldu. Ecnâdin muharebesinde şehîd olduğunu söyleyenler de vardır.
Hz. İkrime’den hadîs rivâyet edilmemiş fakat, Eshâb-r kirâm’dan bazıları onun müslüman oluşu ve
harplerde gösterdiği kahramanlıklar hakkında birçok rivâyetlerde bulunmuşlardır.
Hz. İkrime, İslâmiyetle şereflenince çok samimi bir müslüman olmuştur. Bu samimiyetinin nişanesi
olarak savaştan savaşa at sırtında yıldırım gibi koşmuştur. Cesaretli ve çok iyi bir kumandandı. Müslümanlığa
gönülden bağlanmıştı. İbn-i Ebî Müleyke hazretlerinin bildirdiğine göre, Kur’ân-ı kerîmi eline
alınca önce alnına koyar sonra ağlamaya başlardı. Başka bir rivâyetde Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden
Hz. Huzeyfe şöyle anlatıyor: “Yermük muharebesinde idi. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak
darbeleri ile yaralanan müslümanlar düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu
arada ben de, güç belâ kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan
yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çare!... Bir kan seli
içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını
göstererek dedim ki:
“Su istiyor musun?” Belli ki istiyordu. Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işareti ile
de “Çabuk, halimi görmüyor musun?” der gibi bana bakıyordu Ben kırbanın ağzını açtım suyu kendisine
doğru uzatırken biraz ötede yaralıların arasında Hazret-i İkrime’nin sesi duyuldu:
“Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun su!”
Amcamın oğlu Hâris bu feryadı duyar duymaz göz ve kaş işaretleriyle suyu hemen Hz. İkrime’ye
götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehîdlerin aralarından koşa koşa Hz. İkrime’ye yetiştim
ve hemen kırbamı kendisine uzattım, İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken Hz. Iyaş’ın iniltisi duyuldu.
“Ne olur bir damla su verin. Allah rızası için bir damla su!”
Bu feryadı duyan Hz. İkrime, elini hemen geri çekerek suyu lyaş’a götürmemi işaret etti. Suyu o da
içmedi. Ben kırbayı alarak şehîdlerin arasından dolaşa dolaşa Hz. Iyaş’a yetiştiğim zaman kendisinin
son nefesinde kelime-i şehâdeti söylediğini duydum. Benim getirdiğim suyu gördü. Fakat vakit kalmamıştı...
Başladığı Kelime-i Şehâdeti ancak bitirebildi. Derhal geri döndüm, koşa koşa Hz. İkrime’nin yanına
geldim; kırbayı uzatırken bir de ne görevim! Onun da şehîd olduğunu müşahede ettim. Bari dedim
amcamın oğlu Hz. Hâris’e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim, ne çare ki o da ateş gibi kumların üzerinde
kavrula kavrula ruhunu teslim eylemişti.
Hayatımda bir çok hâdise ile karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı. Aralarında
akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı halde, bunların birbirine karşı bu derece fedâkâr ve şefkatli halleri
gıpta ile baktığım en büyük îmân kuvveti tezahürü olarak hâfızama adetâ nakşoldu!...
Hz. İkrime şehîd olduğunda üzerinde 70’den fazla kılıç ve mızrak yarası vardı.
KAYNAKLAR:
1) Vâkıdî, megâzî, cild-2, sh-825
2) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-2, sh-39, cild-5, sh-444
3) El-İstiâb cild-3, sh-148
4) El-Îsâbe cild-2, sh-496
5) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-28
İslami Okul Okulların En Önemlisi