İkinci Bölüm Aracılık İnancı - Akaid - Aracilikvesirk - 24. Sayfa
İKİNCİ BÖLÜM
ARACILIK İNANCI
Kur’ân’ın şirkle ilgili âyetlerinde, tapılan ve yardıma çağrılan hayalî ilahların yeri “من دون الله = Allah’ın dûnundan” sözüyle ifade edilir. Dûn sözlükte; üstün zıddı, en üst mertebeden beri, ondan aşağıca, başka ve en yakın anlamlarına gelir[1].” Allah’ın dûnundan, Allah’tan aşağı seviyede, demek olur.
Müşrikler Allah’ı, bir kral gibi kendilerinden uzak sanır, ona ulaşmak için Allah’a yakın bildikleri bazı varlıkları aracı koyarlar. Hıristiyanların İsa’ya Allah’ın oğlu, Mekkeli müşriklerin taptıkları ruhanilere Allah’ın kızları[2], büyüklerini aracı koyanların onlara, Allah’ın evliyası, yani dostları demeleri bundandır.
Müşrikler Allah’ın zatına ortak koşmazlar. Yani birden fazla Allah’ın var olduğunu iddia etmezler. Onların iddiası, sıfatta ortaklıktır. Yani aracı koydukları varlıklara, Allah’a ait özellikler yakıştırmalarıdır. Bu sebeple onları ölümsüzleştirir, olağanüstü duyma, görme, anlama ve yardım etme özelliklerine sahip sayarlar. Üstelik bu özellikleri ve bütün yetkileri, Allah’ın verdiğine inanırlar. Mekkeli müşrikler Kâbe’yi tavaf ederken şöyle derlerdi:“Lebbeyk lâ şerîke lek illâ şeriken huve lek temlikuhu ve mâ melek”
“Emret Allah’ım, senin ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın[3] var ki, onun da, yetkilerinin de sahibi sensin.”
Abbas diyor ki, onlar: “Lebbeyk lâ şerîke lek. Emret, senin hiçbir ortağın yoktur” dediklerinde, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: “Yazık size! Burada kesin, burada kesin![4]”.
Şirkin yapısı aşağıdaki gibi gösterilebilir:

ŞİRKİN GENEL YAPISI
Şekilde yer alan ögelere bakalım:
1- Sırat-ı Müstakim (Doğru yol): Bu, Allah’ın istediği yoldur. Doğru inanca sahip olan ve doğru davranış gösteren herkes o yola girmiş olur. Doğru davranış, Allah’ın istediği davranıştır. Allah, kişiye şah damarından daha yakındır.
Doğru yol, İblis’in yani Şeytanın asıl çalışma alanıdır. Allah’tan yetki alınca şöyle demişti: “... Ne olursa olsun, onlar için, senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Göreceksin, onların çoğu, sana teşekkür etmeyecektir”. (Arâf 7/16–17)
Asıl sıkıntı, insan şeytanlarının verdiği sıkıntıdır. Onlar da doğru yola otururlar. Allah’ı insandan uzak gösterir, boşluğu kendilerinin dolduracağını iddia ederler.
2- Tanrılar: Allah ile insan arasında yer aldığına inanılan, bir yönüyle Allah’a, bir yönüyle de insana benzetilen, bu sebeple aracı sayılan varlıklardır.
3- Ata ruhları: İnsanlar, ölmüş büyüklerini kutlu kişi saymaktan pek hoşlanır, onlara, Allah’a ait özellikler yüklerler. Fena fillah, yani Allah’ta yok olma ve vahdet-i vücut gibi düşüncelerin kaynağı bu olsa gerektir. Bu, onları tanrılaştırmaktır.
4- Din adamları: İnsanlarla ilişkide bulunan ve yukarıdaki yapıyı din olarak sunan kişilerdir. Tanrılarla insanlar arasında aracılık yaptığına inanıldığı için yarı insan, yarı tanrı gibi kabul edilirler.
5- İnsan: Oluşturulan bu ilişkiler ağı, insandaki din duygusunu istismara yol açar. İnsanları bu organizasyonun içine atan asıl sebep, orada olmanın faydalarını görmek ve menfaat ilişkisine girmektir. Şu ayet, ona dikkat çekmektedir:
“(İbrahim şöyle)
demişti: Allah’tan önce putlara
tutulmanız
Hak dinin dışındaki bütün dinler, böyle bir yapılanma içindedirler.
Allah
Teâlâ, bazı
Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında şöyle buyurur: “Hahamlarını ve rahiplerini, Allah’ın
yakınından rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen
emir,
Adiyy b. Hatim diyor ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve seleme geldim, boynumda altın haç vardı. “Adiyy, at o putu” dedi. Ondan şu ayeti işittim: “Hahamlarını ve rahiplerini, Allah’ın yakınından rabler edindiler…” Dedi ki, “Onlar bunlara ibadet etmediler, ama bir şeyi helal sayarlarsa helal saydılar, haram sayarlarsa haram saydılar[5].” Onları rab edinmeleri böyle oldu.
Doğru yolda, yani sırat-ı müstakimde olmak isteyen her insanın önüne engeller çıkar. Çünkü sırat-ı müstakim, Şeytanın çalışma sahasıdır. O, tuzaklarını orada kurar. Oraya gelenlere aracılardan bahseder, onların Allah’a yakın ve onunla dost olduklarını, Allah’a giden yolda onların desteklerine ihtiyaç olduğunu, arabulucu ve şefaatçi olabileceklerini söylerler. Hayali hikâyeler anlatarak Allah’ın onları kırmayacağını iddia ederler. Dolayısıyla onlara teslim olma gereği üzerinde dururlar. Bu konuda en büyük desteği, aklını kullanmayan insanlardan ve gelenekten alırlar. Böylece o insanlar Allah’tan önce, aracı saydıkları varlıklara kul olurlar. Bu da onların Allah ile ilişkilerini keser. Buna iki örnek verilecektir; bir ehl-i kitaptan Katolikler, diğeri de Taoistlerdir.
[1] Dûn ile ilgili olarak Kâmus Tercümesi’nde şunlar yer alır: “Dûn, fevk'in zıddıdır, en üst mertebeden beri demektir, ondan aşağıca diye ifade edilir. Bazıları bunun dünüv’ün maklûbu olduğunu söylemiştir. Kelime "gayr" manasına da gelir. "Akreb" manasına da olur ki, zarf olur. Ona çok yakın manasına “Haza dûnehu” denir. Dûne, kabl manasına da gelir. Bir şey öbüründen biraz aşağıda olunca “Haza dûne zâke” denir..
[2] et-Taberî, Cami’ul-beyân c. 11, s 519, Necm Suresi, 19. Ayetin tefsiri.
[3] Kâbe’nin etrafındaki putların her biri bir
kabileye aitti. Herkes, kendi putu aracılığı ile Allah’a ulaşmaya çalıştığından her birinin
[4] Müslim, Hacc, 3/ 22–1185.
[5] Tirmîzî, Tefsîr’ul-Kur’an, bab 10, hadis no 3095, İstanbul, 1981/1401, c. V, s. 278.
İslami Okul Okulların En Önemlisi