Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SÜNNETULLAH VE ÖNEMİ - Rabbaniyolvesunetullah - 6. Sayfa

SÜNNETULLAH VE ÖNEMİ

Sünnet kelimesinin anlamı; adet, usul, takip edilen yol, önceden kararlaştırılmış ve tekrarlanan fiil veya daha açık bir ifadeyle belirli durumlarda tekrarlanan belirli fiiller demektir. 'Sünnet-i seniye' Resulullah (s.a.v.)'in sözlerini, emirlerini, hallerini ve hareket düsturlarını içerdiği gibi 'Sünnetullah1 kavramı da alemlerin yegane Rabbi olan Allah (c.c.)'ın yaratılışla ve yaratılmışlarla ilgili değişmeyen kanunlarını içerir. Allah (c.c.)'ın gerek. beşeriyet ve mahlukat aleminde, gerekse kainatın diğer hadiselerinde devam eden adetine Sünnetullah denildiği gibi, Âdetullah da denilmektedir.

Şanı yüce Rabbimiz yarattığı herşey için bir yasa, bir kanun koymuştur. Yaratılmış herşey bu kanunlara, daha açık bir ifadeyle Sünnetullah'a mutlak bağımlıdır. Yaratılmışların bu kanunları değiştirmeleri veya Sünnetullah çerçevesinin dışına çıkmaları, çıkabilmeleri mümkün değildir. Çünkü bu sünnetin sahibi, gerçek güç ve kuvvet sahibi olan Allah (c.c.)'dır.

Bir beşerin sünneti ile Rabbimizin sünnetini birbirinden ayrı değerlendirmemiz gerekir. Mesela bir insan, sünnetinde olan bir davranışı bazı durumlarda gösteremeyebilir. Çünkü bir beşerdir ve beşer olduğu için bazı menfi durumlardan etkilenmesi, aciz kalması mümkündür.

Oysa ki Rabbimizin sünneti için böyle bir durum söz konusu değildir. Sünnetullahın önüne geçebilecek, Sünnetullah! değiştirebilecek ve erteleyebilecek hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Nitekim Kur'an'ı Kerim'de bu gerçek açıkça beyan edilmektedir.

Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve Allah'm sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. Fatir 43

Kainatta müşahade ettiğimiz bütün olaylar, Rabbimizin emri ve sünneti istikametinde vuku bulmaktadır. Bazı çevrelerin tabiat kanunları dedikleri ve tabiata malettikleri bu olaylar, Allah'ın emri ve sünnetiyle meydana gelmekledir.

Şimdi ekmekte olduğunuzu gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirmekte olan biz miyiz? Vakıa 63.64

Taneyi ve çekirdeği yaran kuşkusuz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarıcıdır. Enam 95

Şimdi  içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi. buluttan indiriyorsunuz, yoksa indirmekte olan biz miyiz? Vakıa 68.69

Sizin için gökten su indiren O'dur.16-Nahl 10

Allah gece ve gündüzü evirip çevirir. Hiç şüphesiz, bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır. 24-Nur 44

İnsanlar, yaratılışla ilgili bu kanunlara karşı acizdirler. Bu kanunları değiştirmeye güçlerinin yetmeyeceğini bildikleri için, isteyerek veyâ istemeyerek bu kanunlara uyum sağlarlar. Yapacakları herhangi bir işi, bu kanunlara uygun olarak yaparlar. Bu kanunlara uymazlarsa, bu kanunları dikkate almazlarsa, yaptıkları işten netice alamayacaklarını bilirler. Çiftçilikte uğraşan bir insan, bilerek veya bilmeyerek tohum ve toprakla ilgili kanunlara itaat eder. Her tohumun her toprağa ekilmeyeceğini, hangi tohumun ne zaman ve ne kadar derinliğe ekilmesi gerektiğini bilir ve bütün bunları dikkate alır. Bunları dikkate almadığı zaman çalışmalarının boşa gideceğini bilir. Yazın ekilmesi gereken bir tohumu 'Yazın havalar sıcak olur!" diyerek kışın ekemez. Çünkü karşı karşıya bulunduğu kanunlar, onun keyfine göre değişebilecek kanunlar değildir. Bu kanunlar ona uymayacağı için, kendisi bu kanunlara uyar.

Diğer işlerde de durum aynıdır. Mesela demir serttir ve ısıtılınca yumuşar. Bu olay demiri yaratan Rabbimizin, demirle ilgili bir sünnetidir. Elindeki demire şekil vermek isteyen demirci, demiri yumuşatabilmesi için bu sünneti dikkate alması ve demiri ısıtması gerekmektedir. Aksi halde soğuk demire ne kadar çekiş sallarsa sallasın, istediği neticeye ulaşamayacaktır.

Şanı yüce Rabbimizin insan ve toplumlarla ilgili sünneti de vardır. Herhangi bir insanın sapıklığı veya hidayeti, Sünnetullah istikametinde vuku bulmaktadır. Kim ne yaparsa nasıl davranırsa hidayete mazhar olur, bu Sünnetullah ile,.ilgili ayet-i kerimelerde beyan edilmektedir. Bunlardan birkaç tanesini zikredebiliriz.

Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir.  Tegabün 11

Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini artırmıştık. Kehf 13

Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yönelenleri hidayete eriştirir. Şura 13

Allah bir topluluğa hidayet verdikten sonra, onlara korkup-sakınacakları şeyleri açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Tevbe 115

Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azap vardır. Nahl 104

Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez. Zümer 3

İnsanların hidayetine veya sapıklığına ilişkin Sünnetullah olduğu gibi, toplumların durumu ve akibetiyle ilgili Sünnetullah hükümleri de bulunmaktadır. İçinde bulundukları topluma karşı duydukları sorumlulukla bazı çalışmalara yönelen kimselerin, toplumlarla ilgili Sünnetullah'ı mutlaka ve mutlaka bilmeleri ve dikkate almaları zorunludur.

Fakat ne yazık kİ, halkında müslüman olan birçok ülkede İslam adı altında ortaya çıkan çalışmalarda bu Sünnetullah'tan kaynaklanmayan ve bu Sünnetullah'a zıt olan eylem biçimleriyle karşılaşılmaktadır. Toplumlar

 ilgili Sünnetullah'ı bilmiyen ve dikkate almayan bu insanlar, soğuk demire çekiç sallayan demirci gibidirler. Sünnetullah'ı dikkate almadıkları için çalışmaları neticesiz kalmakta ve neticesiz kalan bu çalışmalar ne yazık ki günümüzde de devam etmektedir. Bu kişi ve grupların, toplumlarla ilgili Sünnetullah'ı idrak etmeleri, çalışmalarına ve eylemlerine bu Sünnetullahın ışığında yön vermeleri gerekir. Çünkü tevhidi mücadelede bizlere örnek olan bütün peygamberler, toplumsal çalışmalarında bu Sünnetullah'a göre hareket ediyorlardı. Cahili bir toplumda tevhidi mücadeleyle görevlendirilen birçok peygamberin, cahiliye mensuplarına ilettikleri davet ve bu daveti iletirken   gösterdikleri tavır, Sünnetullah gerçeğinden kaynaklanıyordu. Şüphesiz ki peygamberlerine yol gösteren şanı yüce Rabbimiz, bu peygamberlere sünnetine uygun bir yol gösteriyordu.  Peygamberlerin yoluna talip olan günümüz müslümanlarının da bu sünneti bilmeleri ve bu sünnete göre hareket etmeleri gerekmektedir. Tevhidi yol, Sünnetullah'a uygun olan bir yoldur. Sünnetullah'a uygun olan bu yolda bulunabilmek için elbetteki Sünnetullah'a uymak zorunludur. Netice olarak Sünnetullah bizim arzu ve isteklerimize göre değişmeyeceği için, bizim Sünnetullah'a göre değişmemiz ve Sünnetullah'a göre hareket etmemiz gerekmektedir.

 

TOPLUMLARLA İLGİLİ SÜNNETULLAH

Genel kaide

İnsan ve toplum arasında bazı benzerlikler bulunmaktadır. Doğmak, yetişmek, gelişmek, ihtiyarlamak ve ölmek bir insan için nasıl geçerli ise toplumlar ve ümmetler için de geçerlidir. Sosyolojiye ilgi duyan kimseler, insan ve toplum için geçerli olan bu yasayı bilmektedirler. Osmanlı devletini, bu aşamaları yaşamış bir devlet olarak kabul edebiliriz. Tabi ki her devletin veya her ümmetin bu aşamaları mutlaka yaşaması söz konusu değildir. Bu konuyla ilgili ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır.

Her ümmetin belli bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalabilirler, ne de bir an ileri gidebilirler. A'raf 34

Ayet-i kerimede her ümmete verilen bir süre, takdir edilmiş bir ecel olduğu beyan edilmektedir. Ancak ecelin ne zaman geleceği ve hangi saat vuku bulacağı bizler için meçhuldür. Bir insanın gençlik çağında ölmesi mümkün olduğu gibi, bir devletin de en güçlü zamanında yıkılması mümkündür. Prusya veya Çin imparatorlukları ihtiyarlık ve çöküntü aşamalarını yaşamasına rağmen zamanımızdaki Çin veya Rusya bu aşamaları yaşamadan da yıkılabilir. Birçok batılı sosyolog bu görüşe karşı çıkmayacaklar "İhtiyarlık ve çöküntü aşamalarını yaşamadan, iç veya dış müdahalelerle yıkılmaları ihtimal dahilindedir" diyeceklerdir.

"Genç ve güçlü bir devletin, ihtiyarlık ve çöküntü aşamalarını yaşamadan, iç ve diş müdahalelerle yıkılmaları ihtimal dahilindedir" diyen bu sosyologların, ihtimal dahiline almadıkları bir husus vardır.

Genç ve güçlü bir devletin, beşeri müdahalelerle değil, bizzat Allah' (cc.) tarafından helak edilmesi!

Hiç olur mu?

Bu soruyu soranlar, tarihten bihaber olan kimselerdir. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de helak olması, hiçbir nesil tarafından yalanlanmadan günümüze ulaşan mütevatir bir olaydır. Nuh tufanı, Ad, Semud ve Lut kavminin başına gelenler, yine mütevatir olarak günümüze ulaşmaktadır. Tarihçiler ve arkeologlar bu " gerçekleri bilmelerine rağmen, yine de bu olayları geçmişe özgü olaylar olarak değerlendirmektedirler. Geçmişte bu gibi olayların meydana geldiğini bilmekteler fakat bir daha tekrarlanmayacağım zannetmektedirler. Tabi ki bu yaklaşım, hiçbir delile dayanmayan batıl bir yaklaşımdır. Çünkü geçmiş tarihte meydana gelen bu helaklar yine meydana gelebilecektir. Firavun ve orduları nasıl helak edilmişse, zamanımızdaki firavunlar ve orduları da helak edilebilecektir.

Bu bir kehanet mi?

Elbetteki degil! Çünkü müslümanlar kehanete inanmadıkları gibi kehanette bulunmaktan da Allah'a sığınırlar.

O halde zamanımızdaki firavunların ve ordularının da helak olabileceklerini neye istinaden söylüyoruz? Yoksa Hz. Musa (a.s.) tekrar gelecek mi? Tabi ki bunu da söyleyemeyiz ve söylemiyoruz. Hem Hz. Musa (a.s.)' ın tekrar gelmesine ne gerek var? Firavun ve ordularını.Hz Musa (as) helak etmedi ki, zamanımızdaki firavun ve ordularının helak edilmesi İçin Hz. Musa (a.s.)'a gerek duyulsun.

Güçlü bir devlet olan Firavun'u ordularıyla birlikte helak eden alemlerin Rabbi Allah (c.c.)'dır. Firavun ve ordularını helak eden Allah (cc.) zamanımızdaki Firavunları ve bu firavunlara bağlı orduları da helak edebileçektir. Tabi ki bu helak olayı, gelişi güzel bir olay değildir. Şanı yüce Rabbimiz hiçbir ülkeyi sebebsiz olarak helak etmez ve etmemiştir. Bu helak olayı, Sünnetullah gereği meydana gelen bir "olaydır. Geçmişteki kavimler, toplumların helakıyla ilgili bu Sünnetullah ile karşılaşıp, bu Sünnetullah ile uyarılıp ikaz edilmelerine rağmen inkarlarında devam ettikleri için bu Sünnetullahın gereği olan helakla karşılaşmışlardır. Zamanımızdaki Firavunlar da bu Sünnetullah'ta uyarılıp-ikaz edilmelerine rağmen inkarlarında devam ederlerse, aynı Sünnetullahın gereği olan helakla karşılaşacaklardır.

Her peygambere bu Sünnetullah gerçeği bildirilmiş ve kavimlerini bu Sünnetullahın gereği olan helakla uyarıp-ikaz etmeleri emredilmiştir. Yaşadığımız çağa yeni bir peygamber göndermeyecek olan Rabbimiz, bu peygamber görevini günümüzdeki dünya müslümanlarına yanı ümmet-i Muhammed'e yüklemektedir.

Zamanımızdaki dünya firavunlarını bu Sünnetullah ile karşılaştıracak ve bu Sünnetullah ile uyârıp-ikaz edecek olan müslümanlar, bu kutlu müslümanlardır.

Peki bu Sünnetullah nedir?

Hiçbir toplumu haketmedikleri bir helakla karşılaştırmayan Rabbimiz, herhangi bir toplumu ne gibi davranışlarından dolayı ve hangi sünneti ile helak etmektedir. İşte alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'(n bu konuda kesin, değişmeyen, devamlı tekrarlanmış ve yine tekrarlanacak olan genel bir kanunu, bir adeti, bir sünneti vardır. Her toplumu, her ülkeyi, her devleti içine alan bu genel kanunu şu ayet-i kerimelerle idrak edebiliriz.

Biz refah içinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helak ettik, işte meskenleri ki, kendilerinden sonra bunların pek azında oturulabilir idi. Varis olanlar biziz.

Senin Rabbin, ana merkezlerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe ülkeleri yıkıma uğratıcı degildir. Biz ancak halkı zulmetmekte olan ülkeleri helak ederiz. Kasas 58.59

Biz, bir ülkeyi yıkıma uğratmak istediğimiz zaman, oranın nimet ve refahtan şımarmış elebaşlarına emirlerimizi bildiririz. Onlar ise onda (emirlerimizde) bozgunculuk yaparlar. Artık onun üzerinde hüküm hak olur ve o ülkeyi kökünden helak ederiz. İsra 16

Biz hangi ülkeyi helak ettikse, muhakak onların halkını uyaranlar olmuştur. Onlara öğüt verilmiştir. Biz zulmetmiş değiliz. Şuara 208.209

Zikrettiğimiz ayet-i kerimelerde beyan edildiği gibi, helak edilen ülkelerdeki insanlar, helak emri gelmezden önce uyarılıp-ikaz edilmişlerdir. Bu uyarıp-ikaz etme olayını, sadece İlahi hükümlere davet olarak anlamamalıyız. Uyarıp-ikaz etme olayını sadece davet olarak anlarsak, bazı davetlerle karşılaşıp bu davetleri reddeden müstekbirlerin neden helak olmadıklarını anlayamayız. Bu müstekbirlerin söz konusu toplu helakla karşılaşmama nedeni, ülkeleri helak eden bu Sünnetullah'dan bihaber oldukları içindir. Oysa ki bütün peygamberler kavimlerini İlahi hükme davet etmişler ve bu daveti kabul etmedikleri zaman Rabbimizin sünneti ile topluca helak edileceklerini açıkça bildirmişlerdir. Helak edilen bütün kavimler, uyarılıp-ikaz edildikleri ve kendilerine bildirilen bir helakla karşılaşmışlardır. Bu kavimlere geçmiş kavimlerden örnekler verilmiş ve İlahi daveti kabul etmedikleri zaman, aynı Sünnetullah ile kendilerinin de helak edilecekleri beyan edilmiştir. Çünkü bu Sünnetullahın değişmesi veya ertelenmesi mümkün değildir.

Artık onlar öncekilere uygulanan sünnetten başka bir şey mi bekliyorlar? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. Fatir 43

Toplumların ve ülkelerin helakıyla ilgili genel kaideyi kısaca şu şekilde ifade edebiliriz: Herhangi bir ülke apaçık belgelerle Allah'ın hükümlerine davet edilir ve bu İlahi daveti kabul etmedikleri zaman Rabbimizin kesin ve değişmeyen sünnetiyle helak edilecekleri kendilerine bildirilirse, bu ülkedeki insanlar söz konusu Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmektedirler. Ya kabul ederek kurtuluş bulurlar ya da reddederek helak olurlar. Ancak belirttiğimiz gibi apaçık belgelerle tebliğ ve Sünnetullah ile uyarının gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

 

Apaçık belgelerle tebliğ

Kur'an'ı Kerim'de zikredilen peygamber kıssalarında beyan edildiği gibi, bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi; cahiliyeyi bilerek veya bilmeyerek benimseyen insanların, sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah(c.c.)'a kulluğa davet edilmeleridir. Peygamberlerin bu davetinde 'Lailaheillallah' gerçeği tebliğin özünü ifade etmekte, firavunluk ve firavunlara kulluk açık bir dille inkar edilmektedir.

Bu açık tebliği gündeme getirecek olan dünya müslümanlarının önemle dikkat etmeleri gereken husus, tebliğe muhatap olan insanların Allah'ın ayetleri ile karşı karşıya getirilmeleridir. Samimi niyetlerle de yapılsa, tebliğe muhtaç olan insanların kişisel fikirlere veya kanaatlere davet edilmesi, Rabbani bir davet değildir. Böylesi davetlerde bulunan kimseler, Resulullah (s.a.v.)'in peygamberlik dönemi öncesindeki suskunluğunun nedenini idrak edemeyen kimselerdir. Mekke'deki putlardan nefretle ictinap eden Resulullah (s.a.v.), insanların bu iğrenç sapıklıklarını görmesine rağmen Allah adını kullanarak neden bir davette bulunmamıştır?

Bunun nedeni açıktır!

Çünkü Allah adını kullanarak yapılacak olan davetin, sadece ve sadece Allah'a olması gereklidir. Allah'a

davet ise elbetteki Allah'ın beyan ettiği hükümlerle gerçekleşebilir. Alemlerin Rabbi olan Allah'ın insanlar için neyi helal, neyi haram kıldığını ve neleri emredip, nelerden sakındırdığını bilmeden Allah'a davet ise elbetteki mümkün değildir!

Nitekim Kur'an'ı Kerim'in önemli bir indiriliş gayesi, bizleri bu konuda aydınlatmak ve bu önemli boşluğu doldurmak içindir.

O, sadece bir öğüt ve apaçık olan bir Kur'an'dır. Diri olanları uyarıp-korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). Yasin 69.70

Kur'an ile uyarılacak, Kur'an ile korkutulacak ve yine Kur'an ile apaçık tebliğ yapılacaktır. Karşı çıkanlar hangi hükme karşı çıktıklarını, yalanlayanlar kimin hükmünü yalanladıklarını bileceklerdir.

Bu daveti, bu uyarıyı reddeden kimse, mübelliğin kişisel görüşünü değil, Allah'ın hükmünü reddetmiş olacaktır.

Çünkü toplumların ve ülkelerin helakıyla ilgili Sünnetullah, beşeri görüşlerin değil, İlahi hükümlerin yalanlanması üzerine gerçekleşmektedir. Firavunlar ve firavunların destekçileri Allah'ın hükümlerine davet edilecekler ve Allah'ın hükümleri ile karşı karşıya getirileceklerdir. Alay edip yalanladıkları zaman mübelliğin kişisel görüşünü değil, Allah'ın hükmünü yalanlamış olacaklardır. Nitekim bu dehşet verici yalanlama, onların helakına neden olmaktadır.

Ayrıca bu Sünnetullah'ın, peygamberlerin yalanlanması üzerine gerçekleştiğini de düşünemeyiz. Çünkü

böyle olsaydı, Resulullah (s.a.v.)'in vefatıyla birlikte bu Sünnetullah'ın yürürlükten kalkması gerekirdi. Oysaki bu Sünnetullah günümüzde de yürürlüktedir ve daha sonra temas edeceğimiz gibi, kıyamet bu Sünnetullah'ın bir tecellisi olarak kopacaktır. Çünkü toplumların he-lakıyla ilgili bu Sünnetullah, peygamberlerin, yalanlanması üzerine değil, Allah'ın hükümlerinin yalanlanması üzerine gerçekleşmektedir.

Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı işlemişler ve onu kendilerinden daha fazla imar etmişlerdi. Peygamberleri de, onlara açık belgelerle gelmişlerdi. Şu halde Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Sonra da kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve onlan alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu. Rum 9.10

Zikredilen ayet-i kerimede, helak edilen kavimlerin, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları için helak edildikleri açıklanmaktadır, İlahi ayetler peygamber veya müslümanlar tarafından kendilerine iletildiğinde, bu ayetleri yalanlayanlar, peygamberleri veya müslümanları değil, Allah'ın ayetlerini yalanlamış olmaktadırlar.

Ey Muhammed! Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. En'am 33

Müslümanlara düşen görev, Rabbani mesajı İlahi ölçülere uygun olarak gündeme getirmektir. İnsanlar Allah'ın ayetleri ile karşı karşıya getirildiği zaman, şanı yüce Rabbimiz bu ayetlerin hak olduğunu onların kalplerine nüfuz ettirecektir.

Böylece Kur'an'ı mücrimlerin kalblerine sokarız, lama ona yine de inanmazlar. Oysa evvelkilere uygulanan sünnet (uğradıkları akibet) meydandadır. Hicr 12.13

Biz,ayetlerimizi hem âfakta (dış alemde ), hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki; onun hak olduğu açıkça belli olacak. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? Fussilet 53

Helak edilen bütün kavimler ve bütün firavunlar, helak olmazdan önce ayetlerin hak olduğunu anlamışlardır. Bunu anlamalarına rağmen sosyal konumlarını veya kişisel menfaatlerini terketmemek için yalanlamakta ısrar etmektedirler. Rabbimiz elbetteki bu inkarcıların durumuna vakıftır. Ayetlerin hak olduğunu görmelerine rağmen nefsi marazlarla bu ayetleri inkar ettiklerini bilmektedir. Nitekim ayet-i kerimenin sonunda "Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" buyrulmaktadır. Ayetleri inkar eden bu zelil yaratıklar, hesaba çekilecekleri zaman "Ya Rabbi biz ayetlerin hak olduğunu bilmiyorduk. Bu nedenle inkar etmiştik." diyemeyeceklerdir. Çünkü onlara ayetlerin hak olduğu gösterilmiş ve bu durumlarına şanı yüce Rabbimiz şahit olmuştur.

Durmak bilmeden ilerleyen zaman, dünya insanlarını korkunç bir akibete yaklaştırmaktadır. Bu akibet mücerret olan devletleri değil, müşahhas olan insanları tehdit etmektedir. Cehennem azabına meclis duvarları veya makam koltukları değil, bu koltuklarda oturan ve bu yapıda bulunan insanlar düçar olacaklardır. Bu nedenle öncelikle insanların kurtarılması ve kurtuluşa davet edilmesi gerekmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Rabbani tebliğin gerçekleşebilmesi için insanlar sadece ve sadece Allah'a davet edilecekler ve Allah'ın hükümleriyle karşı karşıya getirileceklerdir. Çünkü Sünnetullah'ın gerektirdiği tebliğ, bu şekilde yapılması zorunlu olan apaçık bir tebliğdir. Allah'ın ayetleri ile Alllah'a davet edilmelerine rağmen bu daveti reddeden toplumlar, toplumların helakıyla ilgili Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmekteler ve Rabbimizin bu sünneti ile helak olmaktadırlar.

Bir kavmi, bir milleti, bir ülkeyi topyekün helak eden Sünnetullah'ın, Allah'ın ayetlerinin yalanlanması ve bu ayetlere karşı çıkılması neticesinde meydana gelmesi, belki de birçok insan tarafından anlaşılmayacak ve bu insanlar "Bir ülkenin helak edilmesi gibi müthiş bir olay, sadece Allah'ın ayetleri yalanlanması üzerine mi gerçekleşiyor?" diyerek, istifhamlarını dile getirebileceklerdir. Çünkü bu .insanlara şeytani telkinlerle, her şeyi hoş gören ve her şeyi affeden bir Allah telakkisi verilmiştir. Bu insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, İlahi bir azapla karşılaşmayacakları zannındadırlar. Bu insanlara alemlerin Rabbi olân Allah (cc.) yanlış ve eksik tanıtıldığı için; bu yanılgıya düşen insanlar Allah'ın yalanlanmasını, kendilerinin yalanlanması gibi kabul etmekteler ve dolayısıyle olayın dehşetini idrak edememektedirler.

Oysa bir insan diğer bir insanı yalanlayabilir. Yalanlanan insan doğru söylüyor da olabilir. Bu olayda yalanlayan da yalanlanan da bir insandır, bir beşerdir, bir yaratıktır. Böyle bir durumda yalanlayan kimse Allah (c.c.)'a karşı "Ya Rabbi benim yalanladığım söz, bir insanın sözüdür. Ben onun yanılabileceğini düşünerek yalanladım." diyebilirdi. Ancak, yalanlayan insanın yalanladığı söz, Allah kelamı ise!

İnsan denilen mahluk, Allah'ın hükmünü inkar ediyor, bu hükme karşı sıkıyor ve bu hükmü alay konusu ediniyorsa! Nedir bu?

Küçümsenecek bir olay, atfedilebilecek bir yanılgı mı?

Alemlerin Rabbi olan Allah (cc), ayetlerini yalanlayan bu insanları hoş mu görecek? Oysa ki şanı yüce Rabbimiz, ayetlerini inkar eden ve ayetlerini alay konusu yapan kimseleri affetmeyeceğini açıkça bildirmektedir.

Sonra da kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve onları alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu. Rum 10

İşte, toplumların helakıyla ilgili Sünnetullah, temiz akıl sahibi kimseleri dehşete düşürecek bu yalanlama üzerine gerçekleşmektedir. Yalanlanan, karşı çıkılan ve alay konusu edilen hüküm, Yaratıcının hükmü; yalanlayan, karşı çıkan, alay eden ise bir insan, bir mahluktur.

 

Sünnetullah ile uyarı

Herhangi bir topluma Allah'ın ayetleri ile apaçık tebliğ götürüldüğü zaman, bu toplumun söz konusu Sünnetullah gerçeği ile uyarılması gerekmektedir. Helak edilen bütün kavimler, bilmedikleri veya beklemedikten bir akibetle değil, kendilerine apaçık ayetlerle bildirilen bir akibetle karşılaşmışlardır. Cahili toplumlarda tevhidi mücadele ile görevlendirilen bütün peygamberler, kavimlerini sadece Allah'a kulluğa davet etmişler ve bu daveti kabul etmezlerse Allah'ın değişmeyen sünneti ile helak olacaklarını bildirmişlerdir.

Biz hangi memleketi helak ettikse, muhakkak onların halkını uyaranlar olmuştur. Onlara öğüt verilmiştir. Biz zulmetmiş değiliz. Şuara 208.209

Andolsun ki (Lut) zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler. Kamer 36

Siyer kitaplarında beyan edildiği gibi Resulullah (s.a.v.) de, diğer peygamberler gibi davete muhatap olan insanları Sünnetullah gerçeği ile uyarıp ikaz etmiştir. Utbe b. Rebia Kureyş'li müşriklerin mal, makam, para ve kadına ilişkin tekliflerini Resulullah (s.a.v.)'e iletmiş ve davadan vazgeçmesi şartıyla bu tekliflerin yerine getirileceğini bildirmişti. Utbe b. Rebia sözünü bitirdiği zaman Resulullah (s.a.v.) ona Fussilet suresini okumaya başladı. Resulullah (s.a.v.) surenin 13. ayet-i kerimesini okuduğu zaman Utbe b. Rebia dehşete düşerek ve bazı kaynakların ifadesine göre  Resulullah (s.a.v.)'in ağzını tutarak "Yeter!" demişti.

Yine yüz çevirirlerse, artık de ki: Ben sizi Ad ve Semud yıldırımına benzer bir yıldırımla  uyanp korkuttum. Fussilet 13

Müsned'de de bildirildiğine göre Utbe b. Rebia Kureyş'li müşriklerin yanına dönünce onlara "Kabe'yi ibadethane yapan Allah'a yemin ederim ki, Ad ve Semud  kavimlerini helak eden yıldırım gibi bir yıldırımla sizi korkuttu!" demiştir.

Resulullah (s.a.v.)'i örnek alma durumundaki birçok müslüman ki bunların arasında kendilerine alim denilen bazı kimseler de bulunmaktadır Resulullah (s.a.v.)'in hareket metodundan bihaberdirler. Rabbani metoddan bihaber oldukları için tağuta karşı muğlak bir tavır göstermekteler ve tağutun karşısına yegane düşman olarak çıkmaktadırlar.

Cahili toplumlarda yaşayan müslümanlar, tağutu önce akidede sonra tavırlarda dışlamakla yükümlüdürler. Dünyanın birçok ülkesindeki kardeşlerimiz fert veya ilk cemaat ilişkileri merhalesinde, tağutu akidede ve tavırlarda dışlarken, kendilerini tağutun yegane düşmanı olarak görmekteler ve tağutun karşısına bu duygularla çıkmaktadırlar. Bu şekilde çıkışın en olumsuz yönü ise; tağutun yegane düşman olarak müslümanları görmesi, düşman olarak müslümanları tanıması ve sadece müslümanlardan sakınmasıdır.

Oysa ki tağut yapageldiği isyankar amellerle Allah'a karşı gelmekte, Allah'a savaş açmakta, Allah'ı gazapladırmakta ve Allah'ın Kahhar sıfatı ile karşı karşıya gelmektedir.

Kahhar olan Allah'a savaş açan müstekbirlerin, Müslümanlardan korkmasına veya Müslümanlardan sakınmasına ise hiç gerek yoktur. Müslümanlar az da olsa, çok da olsa bu onların akibetini değiştirmeyecektir. Çünkü şanı yüce «Rabbimizin bu konuda kesin ve değişmeyen sünneti vardır. Allah'ın arzında Allah'a karşı gelen ve Allah'a karşı savaş açtı müstekbirler, uyarılıp-ikaz edildikleri Sünnetullah#ile karşı karşıya geleceklerdir.

Tağuti sistemlerdeki azınlık müslümanların bu meseleye önemle dikkat etmeleri, tağutu, tağutun temsilcilerini ve. tağutun sempatizanlarını kendileri ile değil, Allah (cc.) ile karşı karşıya getirmeleri gerekmektedir.

Tağutu sadece kendi güç ve kuvvetleriyle helak etmeye çalışan müslümanlar, materyalist bir güç anlayışının tesirine girmektedirler. Oysa bilinmelidir ki tağuti sistemlerin yaşama süresi, müslümanların az veya çok, güçlü veya güçsüz olmaları ile sınırlandırılmış değildir. Sünnetullah gerçeği ile uyarılıp-ikaz edilen bütün tağuti sistemler, mutlaka ve mutlaka helak edileceklerdir. Müslümanların durumu hangi seviyede olursa olsun, onların akibeti değişmeyecektir. Çünkü karşı karşıya getirildikleri Sünnetullahın tatbik edicisi, her şeye gücü yeten Allah (c.c.)'dır.

Elbetteki bu. Sünnetullah1! öncelikle dünya müslümanlarının anlamaları ve idrak etmeleri gerekmektedir. Bu Sünnetullah günümüzde de yürürlükte olduğunu idrak eden dünya müslümanları, idrak ettikleri bu gerçekle çağdaş firavunların karşısına bir haberci, bir uyarıcı, bir korkutucu vasfı ile çıkacaklar; dünya firavunlarını, müstekbirlerin! ve mustazafların! kendileri ile değil, Allah (c.c.)'ın rahmeti ve azabı ile karşı karşıya getireceklerdir. Çünkü Rabbani yol ve Rabbani metod bunu gerektirmektedir.

Resulullah (s.a.v.)'i örnek alma durumunda olan dünya müslümanlarının, şan yüce Rabbimizin Resulullah (s.a.v.)'e öncelikle emrettiği, toplumsal tavırları bilmeleri gerekmektedir.

Rabbani daveti gündeme getiren Resululah (sa.v.)'in, müşriklere ve kafirlere karşı gösterdiği ilk tavırlar nelerdir?

Tabi ki bu sorunun cevabını yine Kur'an'ı Kerim vermektedir.

Şu halde yalanlayanlara itaat etme. Kalem 8

Artık bu sözü yalanlayanla  sen Bana bırak. Biz onları nereden geldiğini bilemeyecekleri bir azaba  yavaş yavaş yaklaştıracağız. Kalem 44

Onların sözlerine sabret ve onlardan güzellikle (güzel davranışlarla) uzaklaş.

Yalanlamakta olan nimet sahîhlerini sen Bana bırak ve onlara az bir mühlet var. Müzzemil 10.11

Bizim zikrimizden yüzçeviren ve dünya hayatının başka hiçbir şey istemeyen kimseden sen de yüz

çevir. Necm 29

Deki! Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkarların nasıl bir akibete uğradıklarını görün. Neml 69

Biz onların söylemekte olduklarını dâha iyi biliyoruz. Sen onlara karşı bir zorba değilsin. Kaf 45

Birkaç tanesini verdiğimiz bu ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı üzere; Resulullah (s.a.v.) insanları Allah'a kulluğa davet ederken, onların karşısına bir düşman veya bir zorba vasfıyla değil, bir uyarıcı-kurtarıcı vasfıyla çıkmış ve onları Allah'ın azabıyla korkutmuştur. Bu nedenle davetin ilk dönemlerinde Mekke'li müşrikler, Resulullah (s.a.v.)'in şahsından değil, söylediklerinden rahatsız olmuşlardır.

Çünkü Resulullah (s.a.v.) onları kendi şahsı ile değil, Allah ve Allah'ın değişmeyen sünnetiyle tehdit ediyordu. Onları, Sünnetullahın getireceği müthiş akibet ile uyarıyor, bu akibet ile karşı karşıya getiriyordu.

Ahirete inanmayan insanlar, inanmadıkları cehennem azabıyla birlikte, dünya tarihinde müşahhas olarak gördükleri ve ülkeleri helak eden bu İlahi azap ile tehdit ediliyorlardı. Çünkü ülkeleri helak eden bu İlahi azaptan birçok örnekler, mütavatir olarak bu kimselerin kendilerine de ulaşmıştı. Nitekim Kur'an'ı Kerim'in birçok yerinde, Allah'ın ayetlerini yalanlayan bu şaşkınların yeryüzünde dolaşmaları ve kendilerinden önce yalanlayan kavimlerin nasıl helak edildiklerini ibretle görmeleri istenmektedir.

Gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da, yalanlayanların uğradıkları akibet nasıl olmuş bir görün. Al-i İmran 137

De ki; Yeryüzünde gezip dolaşın da, öncekilerin nasıl bir akibete uğradıklarını görün. Onların çoğu

müşrik olanlardı. Rum 42

Kendilerinden önce nice kuşakları yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Yasin 31

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir akibete uğradıklarını görsünler. Mümin 21

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir akibete uğradıklarını görsünler. Allah onları yerle bir etti. O kafirler için de bunun bir benzeri vardır. Muhammed 10

Söz konusu toplumlar Allah'ın hükümleri ile Allah'a kulluğa davet edilmekte ve geçmiş .kavimlerden verilen örneklerle, yalanlayan toplumları helak eden Sünnetullah ile uyarılmaktadırlar. Bu örneklerin verilmesi, onların ibret almaları ve inkarcı tavırlardan vazgeçmeleri içindir.

Kendilerinden önceki nice kuşakları yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? Oysa onların kaldıkları yerlerde gezinip durmaktadırlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır. Taha 128

Yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları kendilerinden önce yıkıma uğratmış olmamız, onları doğru yola yöneltmedi mi? Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır. Yine de işitmiyorlar mı? Secde 26

Bu Sünnetullah ile uyarılmalarına rağmen isyan ve küfürlerinden vazgeçmeyen toplumlar, Sünnetullahın gereği olarak helak edilmişlerdir. Nuh, Ad, Semud ve Lut kavimlerini uyarıp-ikaz eden müslümanların azlığı, müşriklerin deyimi ile zayıflığı, müstekbirler için yaşama fırsatı olmamış ve neticede Allah (c.c.)'ın vaadi ile karşılaşmışlardır. Tarihin ve arkeolojik kazıların yalanlamadığı ve hiçbir zaman yalanlayamayacağı bu hadiseler, Kur'an'ı Kerim'de ibret alınması gereken olaylar olarak zikredilmektedir.

Bizi gazaplandırınca, biz de onlardan intikam aldık ve hepsini birden (su da) boğuverdik. Böylece onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. Zuhruf 55.56

Kur'an'ı Kerim'de zikredilen bu olaylar, Firavunun yolunu izleyen müstekbirler ve müstekbirleri destekleyen mustazaflar için açık birer örnektir. Apaçık ayetlerle karşılaşan ve Sünnetullah ile uyarılıp-ikaz edilen insanlar, bu Rabbani davete icabet etmezlerse kendilerine vadedilen akibet mutlaka ve mutlaka gerçekleşecektir.

Hiç şüphesiz, sizlere vadedilen mutlaka gelecektir. Siz aciz bırakıcılar değilsiniz. En'am 134.

 

Gafil haldeler iken helak edilmeyecekleri

Geçmişte helak edilen bütün kavimlerin, beklemedikleri veya kendilerine bildirilmeyen bir helakla karşılaşmadıklarını belirtmiştik. Helak edilen bütün kavimler, toplumları helak eden bu Sünnetullah gerçeği ile uyarılıp-ikaz edilmişlerdir.

Şanı yüce Rabbimiz hiçbir ülkeyi, hiçbir halkı gafil bir halde iken helak etmemiştir. Çünkü bu konuda da Rabbimizin kesin ve değişmeyen sünneti vardır.

 Biz hangi ülkeyi helak ettikse, muhakkak o ülke halkını uyaranlar olmuştur. Onlara öğüt verilmiştir. Biz zulmetmiş değiliz. Şuara 208.209

Bunun sebebi, Rabbinin ülkeler halkını gafil haldeler iken onları zulüm ile helak edici olmadığındandır. En'am 131

Ayet-i kerimelere dikkat edilirse, şanı yüce Rabbimiz gafil olan bir ülkenin helak edilmesini 'zulüm' olarak ifade etmektedir. "Biz zulmetmiş değiliz" veyâ "Rabbin zulüm ile helak edici değildir" buyruğu ile ülkelerin gafil haldeler iken helak edilmedikleri, edilmeyecekleri bildirilmektedir.

Meselenin bu noktasında bir ülkede yaşayan Firavunların ve Firavunları destekleyen mustazafların topyekün helak edilmesi ile ahiret azabını birbirinden ayrı değerlendirmemiz gerekir. Dünyevi helak ile ahiret azabı birbirinden ayrı şeylerdir. Ahiret azabında helak yoktur. Cehennem azabına müstehak olan müşrikler ve kafirler, cehennem azabının şiddeti karşısında helak olabilmek için Rabbimizin onları helak etmesi için- feryat edecekler, fakat bu istekleri kabul edilmeyecektir. Birçok ayet-i kerimede beyan edildiği gibi dünyevi helak ile ahiret azabı birbirinden ayrı, birbirinden farklı şeylerdir.

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı ve böylece

kendilerine hiç ummadıkları yönden azap geliverdi. Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı elbette dâha büyüktür. Bunu bilselerdi. Zümer 25.26

Hiçbir ülkeyi gafil halde iken dünyevi helak ile azaplandırmayacağını beyan eden Rabbimiz, helakını veya kurtuluşunu murad ettiği kavimlere mutlaka ve mutlaka uyarıcılar göndermiştir. Söz konusu ülke halkına emirlerini ve bu emirlere karşı gelirlerse sünneti ile helak olacaklarını bildirmiştir.

Senin Rabbin, ana merkezlerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe ülkeleri yıkıma uğratıcı degildir. Biz ancak halkı zulmetmekte olan ülkeleri helak ederiz. Kasas 58.59

Biz bir ülkeyi yıkıma uğratmak istediğimiz zaman, oranın nimet ve refahtan şımarmış elebaşlarına emirlerimizi bildiririz. Onlar ise onda (emirlerimizde) bozgunculuk yaparlar. Artık onun üzerine hüküm hak olur ve o ülkeyi kökünden helak ederiz. İsra 16

Sünnetullah'ta ilgili bu gerçek kavrandığı zaman, peygamberlerin gönderiliş gayesi dâha iyi anlaşılacaktır. Peygamberler kavimlerini İlahi hükümlerle Allah'a kulluğa davet etmişler ve bu daveti kabul etmezlerse Rabbimizin kesin ve değişmeyen sünneti ile helak olacaklarını bildirmişlerdir. Hepimizin bildiği gibi Resulullah (s.a.v.) son peygamberdir. Ancak Resulullah (s.a.v.)'in son peygamber olması ve Rabbimizin başka peygamber göndermeyeceği gerçeği, Resulullah (s.a.v.)'in vefatından sonraki insanların, toplumların, ülkelerin peygamber mesajından mahrum kalacakları anlamına gelmez. Çünkü Resulullah (s.a.v.)'in tebliğ ettiği Rabbani mesajı -yani Kur'an'ı Kerim'i- kıyamete kadar muhafaza edeceğini beyan eden Rabbimiz, bu peygamber mesajını kıyamete kadar yaşayacak insanlara, toplumlara ve ülkelere tebliğ etme görevini, Resulullah {s.a.v.)'e ümmet olan dünya müslümanlarına ve bu müslümanların arasında bulunan seçkin alimlere yüklemektedir.

Peygamberlerin bizatihi olmadığı bu dönemlerde, peygamber mesajını dünya insanlarına bu kutlu müslümanlar götüreceklerdir. Çünkü Resulullah (s.a.v.)'in daveti, Resulullah (s.a.v.)'in vefatıyla son bulan bir davet değildir. Bu davet, peygamberlere ümmet olma şuurundaki seçkin müslümanlar tarafından kıyamete kadar gündeme gelecektir.

Cahiliyenin yerleştiği bir toplumda tevhidi mücadele ile görevlendirilen Resulullah (s.a.v.) insanları nasıl ki İlahi hükümlerle Allah'a kulluğa davet etmiş ve Sünnetullah gerçeği ile uyarıp-ikaz etmişse;  günümüz müslümanları da dünya insanlarını İlahi hükümlerle Allah'a ve kulluğa davet edecekler ve Sünnetullah gerçeği ile uyarıp-ikaz edeceklerdir. Çünkü, dünya insanları Kur'an'ı Kerim'e inansalar da, inanmasalar da, akibetleri bu yüce Kitap'taki hükümlere ve bu yüce Kitap'taki kanunlara göre olacaktır.

Ne yaparlarsa ne ile karşılaşacakları, bu yüce Kitap'ta açıkça bildirilmiştir.

Yerçekimi kanununu inkar eden bir insan, yerçekimi kanunundan kurtulmayacağı gibi, İlahi kanunları inkar eden insanlar, toplumlar veya ülkeler de, inkar ettikleri bu kanunlardan kurtulamayacaklardır.

İsteseler de, istemeseler de akibetleri kendilerine bildirilen bu Kitab'a göre olacaktır.

Biz hiçbir ülkeyi bilinen bir kitabı (yazısı, hükmü) olmaksızın helak etmedik. Hicr 4

Günümüzdeki dünya müstekbirleri ve bu müstekbirleri destekleyen dünya mustazafları da Allah'ın hükümleri ile karşı karşıya getirilecekler ve bu hükümleri yalanladıkları zaman Rabbimizin kesin ve değişmeyen sünneti ile helak olacakları kendilerine bildirilecektir.

Beşeri anlayışlar ve değerlendirmeler ile müstekbirlere veya mustazaflara öğüt vermenin fayda sağlamayacağı zannına kapılınsa bile, bu delilsiz ve mesnetsiz zan, dünya müslümanlarını İlahi davetten alıkoymamalıdır. Kur'an'ı Kerim'de, bu şekilde düşünen ve davetten umudsuz olan insanlar açık bir şekilde uyarılmaktadır.

Aralarından bir topluluk; "Allah'ın (dünyada) helak edeceği veya (ahirette) şiddetli azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler; "Rabbinize karşı bir özür için ve umulur kİ sakınırlar" dediler.

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulme sapanları da yapmakta oldukları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azapla yakalayıverdik. A'raf 164.165

Bu İlahi buyruk ile Rabbani davetin neden ve niçin yapılacağı beyan edilmektedir. Tebliğin faydasız olacağı zannı ile öğüt vermekten ictinap eden kimselere verilen cevap açıktır.

"Rabbinize karşı bir özür için ve umulur ki sakınırlar. "

İlk neden özürdür. Bu özürü hem kendi açımızdan, hem de onların açısından değerlendirmeliyiz.

Rabbimizin emrettiği İlahi daveti gündeme getirmekle, insanları İlahi hükümlerle Allah'a kulluğa davet etmekle ve bu daveti kabul etmezlerse karşılaşabilecekleri akibeti onlara bildirmekle, bizler üzerimize düşen görevi yerine getirmiş oluyoruz.

Bu görevi yerine getirdiğimiz zaman şanı yüce Rabbimize karşı "Ya Rabbi azaba müstahak olan bu insanların durumundan bizler sorumlu değiliz. Çünkü emrettiğin hükümleri, gücümüz nisbetince onlara bildirdik." diyerek, mazur olduğumuzu ifade edebiliriz. Bu Rabbani görevi yerine getirdiğimiz zaman bizlerin beyan edeceği bir özürü olurken, daveti reddeden kimselerin de hiçbir özürleri olmayacaktır, İlahi daveti reddeden kimseler "Ya Rabbi bilmiyorduk, bizlere bildirilmemişti." diyerek bir özür ileri süremeyeceklerdir. Tabi ki İlahi daveti bu insanlara iletmesek, bu sefer bizim Rabbimize karşı beyan edeceğimiz bir özürümüz olmayacak ve kötülük yapanların uğrayacağı azap bizlere de dokunacaktır.

Oysa ki Rabbimiz, bildiğimizi bildirmemizi ve bize bildirilen İlahi hükümlerle bu insanları açıkça uyarmamızı emretmektedir. Bu insanlar açıkça uyarılmalı ki, Rabbimize karşı beyan edecekleri bir özürleri, bir mazeretleri olmasın.

Ülkeleriyle, saraylarıyla, askerleriyle birlikte helak edildikleri zaman, gafil oldukları ve kendilerine bildirilmeyen bir helakla karşılaşmış olmasınlar,

Eğer biz onları daha evvel (uyarmazdan önce) azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz bize bir elçi gönderseydin de şu zillete ve rüsvaylığa uğramadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık" Taha 134

Dünya müslümanlarının bu İlahi hükümleri idrak etmeleri ve eylemlerine bu idrak ile yön vermeleri gerekir. Rabbani davete muhatap olan dünya insanlarına mutlaka ve mutlaka bu davet götürülecektir. Haktan ve hakikatten habersiz olan insanları, toplumları, devletleri gizli faaliyetlerle helak etmeye çalışmak, müslümanlara emredilen Rabbani bir davranış değildir. Bu gibi faaliyetleri yürüten kimselerin, Rabbimizden yardım istemeye de hakları yoktur. Çünkü Rabbimizin emrettiği davranış, emrettiği yol bu değildir.

Dünya insanları açık, apaçık ayetlerle cennete davet edilecekler, bu daveti reddettikleri ve küfürlerinde ısrar ettikleri zaman cehenneme terkedileceklerdir. Hiçbir peygamber, kavmini cennete davet etmeden cehenneme terketmemiştir. Peygamber varisi alimlerin ve bu alimlere tabi olan müslümanların da bu sünnete dikkat etmeleri gerekir.

İlahi davetin gündeme getirilişindeki ilk nedenin özür olduğunu belirtmiştik. Aynı ayet-i kerimede ikinci neden de zikredilmektedir.

"Umulur ki sakınırlar!"

İlahi davetin gündeme getirilişindeki ikinci neden, onların kurtuluşunu arzu ve umud ettiğimiz içindir.

Belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar, belki firavunluktan ve firavunlara kulluktan vazgeçerler, belki hakkı bilip, batıldan ictinap ederler, belki kurtuluş bulurlar, belki…

 

Sünnetullah'ın tecellisine ait örnekler

Kur'an'ı Kerim'in birçok yerinde toplumların akibeti ile ilgili Sünnetullah meselesi üzerinde önemle durulmakta ve bu Sünnetullah'ın tecellisine ilişkin birçok örnekler zikredilmektedir. Nuh, Ad, Semud, Lut ve firavun kavimleri, bu konuya verilen açık örneklerdendir. Peygamberleri vasıtasıyla İlahi hükümlerle Allah'a, kulluğa davet edilen ve Sünnetullah ile uyarılan bu kavimler, İlahi daveti reddettikleri için Sünnetullah'ın gereği olan azapla helak edilmişlerdir. Bu kavimlerin durumlarına ve akibetlerine ilişkin verilen örnekler, Kur'an'ı Kerim'in1 muhtelif yerlerinde zikredilmektedir. Kur'an'ı Kerim'i okumaya ve anlamaya çalışan her kardeşimiz, bu örnekleri açık bir şekilde müşahede edeceklerdir.

Bu örneklerden sadece bir tanesi olan Nuh kavmini ve bu kavmin akibetini, bu konuda verilen haberlerden bir kısmını zikrederek verebiliriz.

Hiç şüphesiz biz Nuh'u: "Onlara acıklı bir azap gelmezden evvel, kavmini uyarıp-korkut" diye kendi, kavmine gönderdik.

Dedi ki: "Ey kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı-korkutucuyum. Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup-sakının ve bana itaat edin. Günahlarınızı mağfiret etsin ve sizi belli bir ecele (ölümünüze) kadar ertelesin. Muhakkak ki, Allah'ın takdir ettiği ecel ( iman etmezseniz mukadder olan helak) gelince ertelenmez, eğer bilseydiniz. Nuh 1.4

Andolsun biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara) "Ben, sizin için apaçık bir uyarıcı-korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkmaktayım" (dedi).

Bunun üzerine kavminden küfredenlerin elebaşıları (önderleri): "Biz seni kendimiz gibi bir insandan başka (bir şey) olarak görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sanıyoruz" dediler. Hud 25-27

Onlar: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru sözlülerden isen, bizi tehdit edip durduğun (azab)ı hâydi getir" dediler.

Dedi ki: "Dilerse onu size ancak Allah getirir ve siz (Allah'ı) aciz bırakabilecek değilsiniz. Eğer Allah sizi helak etmeyi dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." Hud 32.34

Nuh'a şöyle vahyedildi: "Kavminden (daha önce) iman edenlerden başka hiçbir kimse iman etmeyecek. O halde yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme. Bizim gözlerimizin önünde ve vahyimizle gemiyi yap. Zulme sapanlar konusunda da Bana hitapta bulunma.

Çünkü onlar suda boğulacaktır." Hud 36.37

Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen intikam al."

Biz de  boşanırcasına akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece (her iki) su takdir edilmiş bir emr üzerinde (hükmümüzü gerçekleştirmek için) birleşti.

Onu (inananlarla birlikte Nuh'u) ise perçinlenmiş levhalardan yapılmış (gemi) üzerinde taşıdık. Kendisine nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere (gemi) gözlerimizin önünde akıp gitmekteydi.

Andolsun biz bunu bir ayet olarak bıraktık. O halde düşünüp ibret alan var mı? Ki uyarılarım ve azabım nasılmış Kamer 10. 16

Sadece bir kısmını zikredebildiğimiz bu haberler, Sünnetullah'ın tecellisine ilişkin bir örnek niteliğindedir. Kur'an'ı Kerim'in muhtelif yerlerinde toplumların helakıyla ilgili genel kanun zikredilmekte, bu kanunun veya bu sünnetin tecellisine ait örnekler verilmekte, yaşayan müstekbirlerin ve müstekbirlere destek olan mustazafların bu örneklerden ibret almaları istenmektedir.

Andolsun biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. O halde (bu örneklerden) ibret alıp-düşünen var mı? Kamer 51

Bu uyarılardan ve beyan edilen bu örneklerden sonra helak edilen veya helak edilecek olan kavimlerin, Rabbimize karşı ileri sürecekleri herhangi bir mazeretleri kalmamaktadır. Çünkü Allah (c.c.)'ın hükümleri ile Allah'a kulluğa davet edilmişler, bu daveti kabul etmezlerse Sünnetullahın gereği olan helak ile uyarılmışlar ayrıca geçmiş kavimlerden örnekler verilerek davetin ve uyarılarının hak olduğu kendilerine bildirilmiştir. Bu durumda kendilerini mazur gösterebilecekleri herhangi bir mazeretleri kalmamaktadır.

Siz, kendi nefislerine zulmetmiş olanların diyarlarına yerleştiniz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size (apaçık) örnekler de vermiştik. İbrahim 45